1. Dünya Savaşı Ve Osmanlı Devleti'nde Savaş Hazırlıkları

1914 felaketinin, yıllar süren bir çıkmaza doğru evirilmesi, iflah olmaz bir yenişememe durumunun ortaya çıkması ile ilgiliydi Batı cephesinin hazin hikayesine neden olan yaklaşık 475 mil boyunca uzayıp giden toprak tahkimatı siper şebekesi, eşi benzeri görülmemiş büyüklükteydi. Özellikle Gelibolu cephesindeki mücadele, siper savaşı ile yenişememe durumunu en üst seviyeye çıkarmıştı. Savunma anlamında büyük avantajlar sağlayan siper savaşı, ofansif bir strateji ile beslenemiyordu. Her iki tarafın da bu stratejiyi uygulaması yenişememe durumunu yani gri bölge meselesini ortaya çıkardı. Bu çok taraflı kilitlenme durumunun en önemli nedeni ise savunmayı kolaylaştıran dikenli tel, siper, ağır makineli tüfek ve top bataryalarını aşacak tank ve uçak gibi taarruz silahlarının henüz gelişmemiş olmasıydı. Oysa, Prusya-Fransa Savaşı’ndan beri tüm talim-taktik anlayışı “en iyi savunma saldırıdır” prensibine dayanmaktaydı. Yeni teknoloji karşısında sergilenen bu taktik hatanın bedelini milyonlarca asker daha savaşın başında ölerek ödediler. Bu sebeple Batı Cephesi’nde savaş kaçınılmaz olan bir siper savaşına dönüştü ve savaş yıllarında bile gelişmeye devam eden tankların devreye girdiği son safhaya kadar da öyle kaldı. Hemen hemen her cephede askeri teknoloji, hücuma hazırlanan taraf için büyük bir kabustu. İlk kez 1915’de Batı cephesinde kullanılan zehirli gazlar veya orduların 1916’da tanıştığı tanklar bile, 1840-1890 yılları arasında art arda gelen arkadan dolma tertibatı, ağır makineli silah ve mükerrer atışlı geri tepmesiz arazi topları kadar etkili olamadılar ya da savaşın süresini kısaltmadılar.
Ülkeler adeta topçu bataryaları nezdinde birbirleriyle yarıştılar. Örneğin Alman tümen komutanına göre her şeyden önemlisi, topçu tugayı idi. Bu tugaya bağlı iki alay vardı; her biri 18 topçu bataryasından oluşan bu alayların toplamda yetmiş adet topu bulunmaktaydı. Bunlardan elli beş tanesi ki bu üç bataryaya tekabül ediyordu, yatık mermi yoluna sahip 77mm. (7,7 cm.) çapındaki toplardı. Bunların tasarımı, modern dönemin prematüre silahlanmasının bir örneği idi. Erken 1890’ların Alman arazi topçu alayı, tasarımı 1873 yılına tarihlenen toplardan oluşuyordu. Eski tasarım olarak kabul gören bu topların yerini alacak C/96 arazi silahı, Fransızların ünlü 75mm.’lik silahından neredeyse bir sene önce görücüye çıktı. Bunların çelik zırhı, uzun menzili ve hidropnomatik tepme sistemi, dönemin diğer tasarımlarını gölgede bıraktı. Gerek Ruslar, gerekse İngilizler, 20. Yüzyılın başında mükerrer atışlı toplarını güncellediler. Almanya ise, bir on yıl daha C/96’larını güncelleyebilmek için gerekli finansman kaynağını sağlayamadı. Almanların, sahip olduğu avantaj, toplarının mobil olması idi. Efsanevi bir buluş olarak, bu toplar hafifti ve sahip oldukları tekerlekler sayesinde çamurda veya kumda rahatça hareket ediyordu. Fransızlar da bu buluştan fazla geri kalmadılar. 1914’de Fransız arazi toplarının yüzde biri hareket kabiliyetini at gücünden çok motor gücünden almaktaydı. Yüzyılın başında, silah teknolojisi ve tasarımının ayırdına daha çok varan Almanya, en son teknoloji kullanarak tasarladığı 105mm. (10,5cm) çapındaki büyük havan topunu özellikle siperlerin tarumar edilmesinde sıkça kullandı. 1914’te hemen hemen tüm bölükler, tam batarya olarak bu silahı kullandılar. Böylelikle, bir topçu alayı 77mm.’lik konvansiyonel arazi silahına sahipse, diğer alaylar bir silah ve bir havan topu bataryasına sahip oluyordu.
Osmanlı cephesinde ise durum diğer savaşan taraflardan çok farklı değildi. Henüz Balkan yenilgisinin üzerinden fazla geçmeden patlak veren I. Dünya Savaşı’na önce silahlı tarafsızlık ilan ederek giren Osmanlı, Almanya ile imzaladığı gizli ittifak anlaşmasından sonra Alman yapımı zırhlıların (Göben ve Breslau) Rus limanlarını bombalamasının ardından 2 Kasım 1914’de savaşa dahil oldu. Osmanlıların neden bu savaşa girdikleri sorusu bir yana bırakılacak olursa, Almanya yanında savaşa dahil olmaları kadar normal bir durum yoktu. Bürokratlar ve karar verici merciler içinde İtilaf Devletleri yanında mücadeleye girme fikrini taşıyanlar da vardı, fakat askeri anlamda düşünülecek olursa, böyle bir hareket en basitinden üç önemli Alman askeri misyoneri ordudan dışlamak anlamına geliyordu. Bunlar; Osmanlı ordusunu emri altında tutan General Liman von Sanders, donanmaya komuta eden Amiral Souchon ve Amiral Usedom idi. Ayrıca, orduda görev yapan binin üzerinde Alman subay ve personelinin tasfiye edilmesi gerekecekti. Tüm bu askeri yardımın Anadolu topraklarından gönderilmesi, Osmanlı’yı filhakika İngiliz, Fransız ve/veya Rus denetimi altına sokacaktı. Öte yandan, ekonomik anlamda Almanya’ya bağlılık üst seviyedeydi.
Bu bağlılık, savaşın ikinci yılında Ekim 1915’te merkezi Berlin’de bulunan Türk-Alman ekonomi bürosunun kurulması ile pekiştirildi. Bu oluşumun başında Türker’in yakından tanıdığı bir isim olan Türk-Alman Derneği başkanı Dr. E. Jäckh bulunuyordu. Merkezin birincil amacı, Türk-Alman ticaretini geliştirmekti. Merkezin ikili ticari ilişkilerinde Türkiye lehine sağlamayı taahhüt ettiği ürünler genelde ağır sanayi maddeleri ve gıda maddeleri idi. Bunlar arasında ivedilikle sağlanması istenen ürünler; her türlü demir ve çelik, çelik tel, sürgü teli, demir halka, tarımsal makinelerden tekstil ürünlerine kadar çeşitli aparatlar ve ilaç yapım maddeleri idi. Ağır sanayi ürünleri, özellikle İstanbul’daki çelik ve mühimmat fabrikalarının eksikliğini tamamlamak açısından önemliydi. Savaşla birlikte mühimmat sevkiyatının kara ulaşımı açısından sekteye uğraması, iş yükünü Osmanlı silah fabrikalarına bırakacaktı.
Almanya’nın bu bağlılıktan elde edeceği kâr, itilaf devletlerinin sömürgelerinde çıkmasını umut ettiği anti-kolonyal, cihatçı ayaklanmalar, Rusya’nın Kafkaslar’ da ve Karadeniz’de yeni cepheler açacak olması (böylelikle yaklaşık 80.000 kişilik bir Rus kuvveti Kafkaslar’ da savaşacak, Almanya ve Avusturya-Macaristan’ın doğudaki yükü azalacaktı), Karadeniz’de merkezi kuvvetlerin sağlaması muhtemel bir üstünlük ile Bulgaristan ve Romanya’nın saf değiştirecek olması ve Osmanlı kuvvetleri ile düzenlenmesi planlanan Mısır seferi idi. Dolayısıyla, Almanya savaş sürecinde teknik anlamda Osmanlı’yı desteklemek zorundaydı. Böylelikle Osmanlı, cihan harbinde Kafkasya cephesi, Sina ve Filistin cephesi, Irak cephesi, Hicaz-Yemen cephesi ve Çanakkale cephesi olmak üzere birinci dereceden beş cephede, İran cephesi, Galiçya cephesi ve Balkan cephesi olmak üzere ikinci dereceden üç; toplamda sekiz cephede birden savaşmıştır. Osmanlı’nın silah stoklarını ciddi bir şekilde eriteceği düşünülen bu çok cepheli mücadelede, devletin önemli oranda silah ve mühimmat transferi yapması gerekmiştir. İmparatorluğun cihan harbi sırasında toplam ne kadar silah ve mühimmat satın aldığına dayalı derli toplu bir çalışma elimizde bulunmamaktadır. Aşağıdaki tablolarda silah ticaretinin en yoğun yaşandığı 1916-1917 yılları arasında Almanya’dan transfer edilen silah ve cephanenin ayrıntılı dökümü verilmiştir.

Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi, satın alınan toplardan namlusu dik olanlar, çapları 12cm. ila 21cm. arasında namlu uzunlukları 10.8’e kadar çıkabilen toplardı.406 Bunlardan 1916-1917 yılları arasında toplamda 50 adet satın alınmış, 47 adedi cephelerde aktif olarak kullanılmıştır. Bu topların yanı sıra çapı 15 cm.’ye kadar çıkabilen namlu uzunluğu 6.4 uzunluğundaki havan topları, ki bunların Krupp menşeli toplar olması muhtemeldir, cihan harbi sırasında Osmanlı ordusu bünyesinde kullanılmıştır. Dumansız barut mekanizması ile çalışan bu havan toplarından (15cm. L/6,4) 1916 senesinde 11 adet gönderilmiştir. 11 adet top ile birlikte gönderilen mühimmat şu şekildedir; 319 adet apt. Gr. (aptierte Granate), eski model merminin yeni silahlara uyarlanmış versiyonu, 13 adet min. Gr. (Minen Granate), bomba mermisi, 16 adet Stahlgr.(Stahlgranate), çelik döküm mermi, 15 adet gew.Gr.m.Z.(gewaltze Granate), haddelenmiş çelikten dökme mermi, 50 adet Schr. ( Schrapnell), şarapnel. Namlusu meyilli toplardan özellikle 35,5 cm. L/35 uzun toplar neşredilmeye değerdir. Krupp firması ürünü olan bu toplar, transferi yapılan silahlar arasında en değerli ve en güçlü olanlardan biridir. Almanya’nın savaşın ilk yılında Batı Cephesi’nde oldukça etkin kullandığı 35,5cm.’lik toplar, donanma topu sınıfına girmektedir. Dökme çelik ve soğutulmuş dökme demirden topçu mermisi ile çalışır. 1916’da 2 adet olarak listelenen topu ile birlikte gönderilen mühimmat şu şekildedir; 118 adet Spgr. (Sprenggranate), yüksek patlayıcı özelliği olan mermi, 24 adet Panzergr. (Panzergranate), zırh delici mermi, 10 adet Stahlgr.(Stahlgranate), çelik döküm mermi, 49 adet Hartgussgr. (Hartgussgranate) soğutulmuş dökme demir mermi. Görüldüğü gibi genelde donanma topu olan bu silahlardan namlusu dik olanlardan en çok tercih edilenler 12cm.’lik obüs ve havan toplarıdır. (bunlardan toplam 38 adet sipariş edilmiştir.) Bunların görüş menzilleri yaklaşık 8200 metredir. Tüm cephelerde kullanılmıştır. 10,5 cm.’lik seri atışlı toplar, en az tercih edilen toplar olmuştur. Bunlardan farklı kalibrelerde sadece dört adet ordu bünyesine katılmıştır.

Almanya tarafından gönderilen hafif topların listelendiği yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi Krupp fabrikası ürünü olan bu hafif donanma toplarının büyük bir bölümü seri dolum yapılabilen toplardı. SK (Schnelladekanone) ibaresi ile gösterilen toplar, bu sınıfa girmekteydi. Bunlardan sahil topu olarak kullanılan, fakat aynı zamanda kara bataryalarında da yer alan 15cm. S.K.L/40 toplar, yaklaşık 5000 kg. ağırlığında olup, Almanlar tarafından II. Dünya Savaşı’nda da kullanılmıştır. Bu toplardan Osmanlılar, 1916-1917 yılları arasında iki adet sipariş etmişlerdi. Ayrıca bu tabloda zikredilmeye değer toplardan birisi, demiryolu silahı olan 7,7 cm. B.A.K. (Ballonabwehrkanone) Zug L/35,3 topu idi. BA.K. ibaresi ile gösterilen bu toplar, aslında modern uçaksavar modellerin ilk evresini oluşturur. Bu silahlardan Osmanlı, sadece bir adet sipariş edebilmiştir. Hafif toplar kapsamında Osmanlı’nın en fazla sipariş ettiği top, seri dolum teknolojisine sahip olan 8,7 cm. SK.L/24’tür. Osmanlı, bu toplardan 16 adet sipariş etmiştir. Toplar, Ağustos 1916’da 1203 adet topçu mermisi ve 1126 adet dumansız barut kartuşu ile birlikte Namas’dan yola çıkarak Hanwuslar yönetiminde bulunan Çanakkale Mantelli Top Bataryasına teslim edildi. 1916-1917 yılları arasında çeşitli kalibre ve uzunlukta toplam 96 top, bataryalara teslim edilmiştir.


Son İki Tablo: 1916-1917 Yılları Arasında Almanya’dan İthan Edilen Tüm Top Çeşitleri Ve Mühimmat Miktarları
1917 senesinde de Almanya’dan büyük miktarlarda silah ve cephane Anadolu topraklarına gelmeye devam etti. Transfer edilen cephane genellikle çeşitli kalibredeki toplara ait soğutulmuş dökme demirden ve dökme çelikten topçu mermisi, heybetli mermiler ve çok sayıda dumansız barut kartuşundan oluşmaktaydı. Cephane, çoğu kez şu an Polonya sınırlarında bulunan, fakat 1945 yılına kadar Alman topraklarında olan Sprottau (Szprotawa) ve Glogau (Głogów) üzerinden transfer ediliyordu. Aşağıdaki tabloda Almanya’dan gönderilen, belirtilen top cinslerine ait mühimmat miktarları, dağıtım planı dahilinde gösterilmektedir;

 
Almanya’dan gönderilen silah ve cephanenin rotası, Glogau ve Sprottau’dan başlayarak Sırbistan ve Romanya üzerinden gelip İstanbul’da son bulmaktaydı. İstanbul’a gelen mühimmat, dağıtımdan önce Karaağaç ve Tophane depolarında stoklanmaktaydı. Gelen cephaneler arasında topçu mermileri revaçtaydı. Hatta, Karaağaç ve Tophane silah depolarına ulaşan bazı mermi cinslerinin farklı silahlarda kullanılmak üzere tasarımlarının değiştirildiği bilinmektedir. Örneğin, 24cm. Spgr L/2,8 topçu mermisinden 1149 sipariş edilmiş, bunlar Karaağaç silah deposuna ulaştığında ufak bir güncelleme ile mermi tasarımı Haubengeschoss olarak bilinen ucu daha oval ve koni biçiminde olan mermilere dönüştürülmüştür.
Sonuç olarak, Cihan Harbi boyunca silah ve cephane tedariki ciddi boyutlara ulaşmıştır. Osmanlı, müttefiki Almanya tarafından savaşın başından sonuna kadar teknik anlamda desteklenmiştir. Erickson, ATASE kayıtlarını baz alarak yaptığı araştırmasında toplamda Almanlar’ın 559 adet top, 557.000 adet tüfek, 100.000 adet karabina, 1570 adet adet hafif, 30 adet ağır makineli tüfek, 500.000 fünye ile 200.000 şarapnel mermisi, 930 milyon tüfek mermisi, yaklaşık 300 adet uçak ve 30 adet alev makinesi gönderdiğini tespit etmiştir. Sadece 1916 yılında Krupp tarafından gönderilen fişek adedi (çeşitli kalibre ve uzunluktaki toplar için) yaklaşık 40.000’dir. Krupp firması tarafından gönderilen mermi ve fişeklerin sayısının 1916 yılının Ekim, Kasım ve Aralık aylarında zirveye çıktığı görülmektedir. Bu dönemde en fazla mühimmat 15cm. çapında L/4,1 uzunluğundaki toplar için gönderilen fişeklerdir. Bahsedilen süre zarfında yaklaşık 6000 adet cephane Osmanlı’ya gönderilmiştir. İkinci sırada daha hafif top sınıfına giren 10,5 cm. L/2,9 toplar için 3000 adet mermi gönderilmiştir. Bununla birlikte çok sayıda dumansız barut kartuşu, yanıcı ve tutuşturucu madde de Almanlar tarafından gönderilen mühimmat dahilindedir. Ayrıca, silah dışında askeri malzeme yardımı da yapılmıştır. Yine Erickson tarafından verilen rakamlara göre, 1000 adet motorlu araç, 16.000 gaz maskesi, 244 adet sahra telefonu, 20 adet askeri telefon santralı ve ölçme donanımı gönderilmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu, savunma ihtiyaçlarını Cihan Harbi sürecinde hem dışarıdan karşılamış hem de ülke içinde kendi üretmişti. İzlediği her iki yolda da büyük zorluklarla karşılaşmıştır. Öncelikle Osmanlılar, çok cepheli bir savaşın içindeydiler ve bu, ciddi anlamda silah ve mühimmat temini gerektirmekteydi. Osmanlı nüfusu toplu halde savaş içinde bulunmakta ve çoğu Türklerden oluşan nefer sayısı oldukça fazlaydı. Yaklaşık bir milyon asker harp halindeydi. Bunların savaş malzemesi ihtiyacının haddi hesabı yoktu. Fakat, her askerin noksansız silahlandırılması imkansızdı, çünkü ithalat açısından bunun finansal külfeti oldukça ağırdı. Öte yandan savaş koşullarında ülkeye silah sokmak da çetrefilli bir işti. Ülkeye girebilen harp malzemeleri öncelikle İstanbul’daki silah fabrikalarının depolarında stoklanıyor, buradan Anadolu’ya sevk ediliyordu. Fakat, bunun için de kuvvetli bir demiryolu ağına sahip olmak gerekiyordu, ki Osmanlı demiryolu şebekesi, randımanlı işleyen bir ağ sistemine sahip değildi. İç üretim açısından savaşın sonuna kadar dayanabilen fabrikalardan Zeytinburnu demir fabrikası, büyük fedakarlıklarla üretim yapmaya devam etti. Fakat, fabrikanın hammadde, özellikle kömür, ihtiyacını karşılayabilmesi için yine Almanya’ya başvurması gerekiyordu çünkü madenler Büyük Güçlerin kontrolü altındaydı. Tüm bu olumsuzluklara rağmen, imparatorluk kısa bir süre önce yaşadığı Balkan hezimetine göre daha sistemli silahlanmış ve savaşın sonuna kadar beklenilenden daha iyi bir performans göstermiştir.
Yararlanılan Kaynak:
Zeynep Sabancı, Osmanlı Askeri Teknolojisi Ve Silahlanma Politikası (1870-1918)
 
 
*Bu çalışmanın bütün hakları, Zeynep Sabancı’ya aittir.
Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu