16. Yüzyıl'da Akdeniz Ticaretinin Genel Durumu, Coğrafi Keşifler Ve Avrupa'da Fiyat Devrimi

Konunun ana temasını oluşturan, 16.yüzyılda Akdeniz dünyasında gerçekleşen ticaretin genel durumuna değinmeden önce, ticaretin en temel unsuru olan “nüfus” unsurunun ve nüfus hareketlerini kısaca incelememiz gerekmektedir.
16.yüzyıla kadar olan zaman dilimlerinde, özellikle 14.yüzyıl ve 15.yüzyıl da “geçim bunalımları, veba ve savaşların yıkıcı biçimde bir arada var olması önceki nüfus artış eğilimlerini tersine çevirirken” nüfus sayısında düşüşlere neden olmuştur. 16.yy öncesinde ki zamanlarda tarım 16.yüzyıl’a oranla çok daha geri de ve verimsiz olmasından dolayı nüfusları doyuracak ya da bir yerleşim bölgesinin nüfusunu besleyecek yiyecek bulmakta çok zorlaşıyordu özellikle iki yıl üst üste topraktan verim alınamayıp kötü hasat yapıldığında bu durum daha acımasız olarak ortaya çıkıyordu. 16.yüzyıl öncesine kadar Avrupa’da sadece veba hastalığı yoktu, veba “Avrupa’yı silip süpüren pek çok ölümcül hastalığı da beraberinde taşımıştı. Avrupalılar sadece vebadan
değil, tifüs, grip ve çiçek yüzünden ölüyordu” Bununla birlikte 16.yüzyıl’ a gelindiğinde vebanın önemli oranda azalması ve tarımsal alanda yaşanan olumlu gelişmeler özellikle nüfusun artmasına neden olan olumlu değişimlere neden olmuştur. Elimizde yeterli oranda ampirik veri olmadığı için nüfus hareketleri hakkında net ve kesin veriler bulamasak da genel olarak artış eğilimi ve ortalama oranlar üzerinden çıkarımlar yapılabilmektedir.
Yukarıda genel hatlarıyla değindiğimiz nüfus hareketlerinde yaşanan değişim durumlarına göre Akdeniz bölgesi civarında ticarette dalgalanmalar meydana gelmiştir, özellikle yaşanan büyük salgın (veba, çiçek, vb.) dönemlerinde veya tarımsal olarak geçen verimsiz dönemlerde. 15. Yüzyılın ortalarından sonra Akdeniz ticaretinde olumlu yönde bir artış ve gelişim yaşanmaya başladı. 16. yüzyılın ticari yapısını bir bütün olarak düşündüğümüzde belki de kısa bir genelleme ile iki kısma ayırmamız gerekmektedir. 16. Yüzyılın ilk yarısına kadar Akdeniz’de ticareti ağırlık İtalyan şehir devletleri üzerinden ilerlerken keşifler ve yeni deniz yollarının kullanılmasıyla birlikte ticari trafik git gide okyanuslara doğru kaymaya başladığı görülmektedir. Bu bağlamda belki de Antwerp liman şehri 16. Yüzyılın en önemli ticari anlamda başarı öykülerinden biridir. 16. Yüzyılın ilk yarısında doğudan gelen ticarete söz konusu emtiaların lojistiği yeni deniz yolları üzerinden sağlanmaya başlandı ve bu yeni deniz yollarıyla birlikte 16.yüzyılın ilk yarısında “Lizbon’a Ümit Burnu yoluyla 30 bin kental baharat” gelmesi sağlandı.
Fakat 16.yüzyılın ikinci yarsında ise çeşitli siyasi nedenlerden dolayı Akdeniz’de geçici bir süre için bile olsa bir canlanma yaşandı. Baharat ticareti ile ilgili şunu da belirtmek gerekir ki, “Baharat ticareti dendiği zaman aklımıza sadece biber, sinameki gibi şeyler gelmesin. Baharatın çok çeşitlerinden başka doğu ülkelerinde yetişen kokular, eczacılıkta kullanılan ve ilaç yapılan birçok kök, yaprak gibi şeyler, değerli taşlar, kuyumculuğa ait süs eşyası gibi birçok şeyler girer.” Kısa sürelik canlanma yaşanmış olsa bile uzun vade de denizaşırı ticaret çok canlı bir şekilde büyüdü ve gelişimini sürdürerek devam etti. Yukarıda başarı öyküsü olabilecek bir örnek olarak belirttiğimiz liman şehri Antwerp’in yerini 17.yüzyılda Amsterdam’ın olması Akdeniz ticaretinde yaşanan değişimlerin örneğidir. Öyle ki 17.yüzyılda Amsterdam “ Avrupa kredi ağlarına çok parlak biçimde egemen olacak”tı. Ticaretin iki farklı dönemde kısmen de olsa yön değiştirmesini çalışmamızın ileriki başlıklarında daha detaylı inceleyeceğiz. Aynı zamanda Akdeniz ticaretinin önemi ni kısaca şu şekilde ifade edebiliriz ki bu ifade ile 16.yüzyılda yaşanan Akdeniz siyasi mücadelelerini daha iyi anlayabiliriz. “Asya ile Avrupa arasında çok eskinden beri bağlantı yollarının gelip birbirlerine kavuştukları en önemli alan olarak bildiğimiz Akdeniz’de özellikle bu denizin doğu bölgesinde, o
sıralarda dünya ticaretinin kaynaştığı büyük limanlar bulunuyordu ve uluslararası alışverişin yapıldığı başlıca pazarlarda bu limanlarda yâda gerilerinde kurulmuş bulunmaktaydı.”
Bu bağlantılı ve büyük çaplı ticari bölgeye kim hâkim olursa, bu hâkimiyetin doğal bir sonucu olarak bu ticaretin zenginlikleri ve ekonomik avantajları doğal olarak o devletin hazinesine girmekteydi. Sonuç olarak baktığımızda 16.yüzyıl Akdeniz dünyasında ticaret, devletlerin siyasi çabalarına göre olumlu ve olumsuz yönde değişmeler yaşamıştır.

Coğrafi Keşifleri Hazırlayan Ekonomik Nedenler
15.yüzyılın ortalarına doğru başlayan coğrafi keşiflerin birçok farklı nedenleri ve keşifleri yapanlar için farklı isteklendirme kaynakları vardır. Genel olarak coğrafi keşiflerin nedenlerine bakıldığında, ana nedenlerden biri ekonomiktir. Coğrafi keşifler öncesinde bilinen dünyada doğudan gelen baharat (karabiber, kimyon, karanfil, zencefil vb.), ipek ve çeşitli lüks emtialar, ticaret yolu üzerinde bulunan ülkeler tarafından vergilendirilerek son alıcısına doğru yoluna devam ediyordu ve sistemde emtiaların fiyatının da gitgide artmasına neden oluyordu. Bilhassa Mısır’ın gelir kaynaklarından birisi olan transit ticareti üzerine koyduğu vergiler tahammül edilemeyecek kadar ağır bir hal aldı. Onun için bu işle meşgul olan tacirler ve bilhassa Portekizliler, batı ile doğuyu başka bir yönden birbirine bağlayacak bir yol aramaya başladılar. Ümit Burnu yolunun keşfedilmesi sebepleri arasında Memluk hükûmetinin transit vergisini artırmasını da zikredebiliriz. Ticarete söz konusu olan diğer önemli ürün ise “köle” idi. Özellikle Afrika bölgesinden esir olarak alınan kölelerin ticareti de çok yüksek gelir getiriyordu ki genelde aynı vergi yüküne maruz kalıyordu. Tarıma ve değerli maden sistemine dayanan ekonomiler için bu durum daha da zor bir hale geliyordu. Coğrafi keşifleri destekleyen siyasi iktidarlar için amaç doğudan gelen bu
ticari mallara doğrudan ulaşıp aracı ülkeleri ve onların bir yük haline gelen yüksek oranda ki vergilerini aradan kaldırmaktı. Aynı zamanda bu zengin kaynaklara sahip olup ticaret üzerinden hâkimiyet kurmaktı.
Özetle ekonomik nedene bir anlamda baskın neden diyebiliriz. Bu baskın neden hem iktidarlar hem de kâşifler içinde geçerliydi. Coğrafi keşifler tarihine damgasını vuran büyük kâşif Kristof Kolomb ‘un seyir defterlerinde bu ekonomik motivasyonu şu şekilde görebilirsiniz:
“ Yüce efendimiz bu amaçla bana çok büyük ödüller verdiler; bundan böyle bana “don” denilerek Okyanus’un Büyük Amirali, bulup ele geçirebileceğim ve daha sonraları bulunup ele geçirilecek bütün karalara ve adalara kral naibi ve değişmez vali olmamla, ayrıca aynı sanları kuşaktan kuşağa sonsuza dek geçerli olmak üzere oğluma da aktarma hakkını vermekle beni pek onurlandırdı.”
Genel olarak siyasi iktidarlar ekonomik hırslarını dinsel söylemlerle gizlemeye çalışmışlardır, bunu birbirlerine yakın zamanlarda yaşamış olan iki büyük denizci olan Kristof Kolomb ve Barbaros Hayreddin Paşa’nın hatıratlarında görebiliriz. Barbaros Hayrettin Paşa hatıratın sürekli dinsel motifler ve dinsel referanslar vererek yaptıklarını meşrulaştırmaya çalışmıştır, örnek olarak Hayreddin Paşa, kendi tabiri ile bir “kâfir” ile yaptığı görüşmeyi şu şekilde anlatmaktadır; “Behey kâfirler! Yuf sizin aklınıza! Benim sadakatim, imanım şunadır ki, Allah’a ve Resulüne yapışan kimse mahrum kalmaz. Yakında sizin içinde halas olurum.”
Aynı tarzda dinsel motif ve referanslar ile meşrulaştırma çabalarını büyük kâşif Kolomb ’un hatıratında da geçen şu satırlardan görebiliriz:
“Siz Yüce efendimiz Katolik Hristiyan oluşları nedeniyle, kutsal dinimize ve onun savunmasına gönül vermeleri, Muhammed inanışına ve her türlü zındıklıkla putperestliğe düşman olmaları nedeniyle beni, ben Kristof Kolomb’u adı geçen hükümdarlarla ülkelerini ziyaret edip durumlarını ve bütün başka ayrıntıları incelemek ve onları kutsal dinimize döndürmek için.”
Sonuç olarak ekonomik ihtiyaçlar yâda ekonomik hedefler coğrafi keşiflerin ana nedenlerinden olmuştur.Tarih arşivi sizleri bilgilendirmeye devam ediyor…
Coğrafi Keşifleri Hazırlayan Teknolojik Nedenler
Ortaçağ’ın karanlık yıllarında Katolik kilisesinin baskıcı tutumu ve yaptığı katliamlar, bilimin gelişip ilerlemesini büyük ölçüde engelliyordu. Özellikle “kilise babalarının evrenin sırlarını mantıksal bir spekülasyon dayanağı bulma çabaları” engellerin başında geliyordu. Bu baskı kırılmaya başlayıp insanoğlu merak etme arzusuna yenik düşüp sorgulamaya başladıkça yeni fikirler ve yeni teoriler gelişmeye devam etti. Bunlar coğrafi, astroloji ve gemicilik teknolojileri gibi alanlarda ilerlemeler gösterilmesine neden oldu. Özellikle mevcut bilgiyi yok sayarak dünyanın şekli hakkında yapılan tartışma ve araştırmalar hem baskının kırılması hem de fen bilimlerinde yaşanan en önemli gelişmelerdir. Kilise baskının kırılması Martin Luther’in 1517 yılında başlattığı olay ve olaylar zinciri kadar olmasa da, yaşanan her kırılma gelişmeye neden oluyordu. Bununla birlikte yukarı da baskın neden olarak belirttiğimiz ekonomik gelişmeler ve belki bir anlamda ekonomik zorunluluklar, gelişimin katalizörü oldu. Bununla birlikte yunan coğrafyacı (aynı zamanda matematikçi ve astronomdur) Ptolemaios tarafından yazılan ve uzun yıllar sonra tekrardan keşfedilen coğrafya kılavuzu eseri sayesinde birçok denizci yeni ufuklar keşfetti. Birçok eksik ve hatalı bilgisine karşın bu eser sayesinde birçok denizci keşifler de bu eserde yer alan haritaları sıklıkla kullandı. Bu eser sayesinde “yeryüzünün yuvarlaklığına birçok kimselerce inanılmıştı.” Hatta eski Yunan eserlerine verilen değeri ve hakkında yapılan akıl yürütmelerini Kristof Kolomb ’un seyir defterlerinde şu cümlelerle görebiliriz;
“Evet, Aristo güney kutbunun yâda onun altındaki karaların yeryüzündeki en yüksek ve güneşe en yakın bölge olduğunu düşünüyor, biliyorum bunu ama başka bilginler ona karşı çıkıyor, bunun kuzey kutbunun altında olduğu ileri sürüyorlar.”

Ekonomik zorunlulukların bir getirisi olarak hem de teknik gelişmenin bir sonucu olarak gemicilik teknolojisi hızla değişmeye ve olumlu anlamda gelişmeye başlamıştı, özellikle 15.yüzyıl’da Portekiz’in bu anlamda yaptığı katkılar ile İç denizlerde kürek gücüne dayanan gemiler yoğunlukla kullanılıyordu, fakat açık denizlerde kürek gücü ile ilerlemenin zorluğu, bunun getirisi olarak uzun yolculuklar da doyurmak zorunda olunan fazla hatta gereksiz tayfa sayısı ve tüm bunlara ek olarak okyanus seyahatine karşı dayanıklı olmayan gemiler, uzun ticari yolculuklar için birer engel ve değişmesi gereken zorunluluklardı. Avrupalı devletlerin kullandığı “barcas” ve “barinels” şeklinde isimlendirilen uzun yıllar denizlerde hizmet verdi. Fakat bu gemiler hem yukarı da belirttiğimiz nedenlerden dolayı hem de hantal olmasından dolayı çok yavaştı. “Portekiz açık sularda yolculuk yapabilmek için yeni bir gemi ve yelken tipine ihtiyaç duydu. Yeni dizayn edilen gemiler Caravel’lerdi.” Aslında gemicilik tekniklerinde değişen sadece gemi tipleri ya da yelken direk sayıları değildi, kullanılan gövde kaplama malzemeleriyle birlikte özellikle yelkenli gemiler için hayati değere sahip olan yelken kumaş kalitesiydi. Teknolojik anlamda yaşanan gelişmeler sadece gemici yapım teknolojileriyle sınırlı kalmıyor, yol ve yön bulma konusunda denizcilere yardımcı olan aletlerde de gelişiyordu. Bunun en önemli örneği Usturlap’dır. Temel amacı yüksekliği ölçmektedir. “Usturlap, yükseklik ölçme aletiyle birlikte keşiflerin yapılmasını sağlayan başlıca denizcilik donanımlarındandı”. Bununla birlikte barutun ateşli silahlarda kullanılıp ardından gemilerde kullanılmaya başlaması çok önemli bir gelişme idi, “ağır silahlarla donatılan savaş gemileri çok uzun mesafelerden gelen saldırılara karşı kendilerini etkin bir şekilde savunabiliyorlardı. Bunun bir sonucu olarak, Avrupalı denizciler, 1500’lü yıllardan önce, uzak mesafelerdeki okyanuslarda seyretmeyi öğrendikleri zaman, onların gemilerinin, deniz savaşında, diğer gemilere nazaran daha dayanıklı, daha dirençli, olduğunun ispatlanması olmuştu.”
Pusulanın geliştirilip yaygınlaşması ve cep saati gibi önemli buluşlar diğer teknik gelişmeler ve ilerlemeler olarak devam etti. Özetlemek gerekirse artık yeni tip gemilerde yelkenler için direk sayıları arttırıldı ve bu direklerin dönüş açıları geliştirildi. Yelkenler için kullanılan kumaş tipi geliştirildi, geminin yüksek dalgalarda su almaması ve sağlam kalabilmesi için gövde güçlendirilip su geçirme (karasakız, katran ve halatlar kullanıldı) oranları daha da azaltıldı, bunun sonucu olarak insan gücüne olan ihtiyaç azaldı ve gemide ki tayfa sayısı azaldı. Artık gemiler okyanuslar arası yolculuklara eskiye oranla çok daha fazla hazırdı. Fen bilimlerinde yaşanan gelişmeler sayesinde artık gemi hızı ölçme ve yön bulma teknikleri iyiden iyiye gelişmeye başlamış ve okyanuslar da yol alan gemilerin işlerini kolaylaştırarak başarılı sonuçlar almasında faydalı birer araçlara dönüşmüştür.
Portekiz’in Gerçekleştirdiği Coğrafi Keşifler
Yukarıda belirttiğimiz başlığın konusunu detaylandırmadan hemen önce şunu belirtmeliyiz ki, tarihte yapılan tüm keşifleri veya 16.yüzyılda yapılan keşiflerin hepsini ve tüm detaylarını incelemeyeceğiz. Çalışma konumuzu doğrudan etkileyen ve önemli gördüğümüz konuları genel hatları ile inceleyeceğiz. Aynı zamanda bazı kâşifler çeşitli sebeplerden ötürü mensubu oldukları ülkelerin değil, destek gördükleri ülkelerin bayrağı altında seferlere çıkmıştır, çalışmamızda keşifleri devletler ölçeğinde incelediğimiz için keşifleri yapan ülkelerin bayrağına göre sınıflandırdık. Portekiz adına büyük keşifler yapan ve bir anlamda tarihin seyrinin değişmesine sebep olan “Portekizli Gemici Henrique (1394-1460) dünyanın ilk denizcilik okulunu” kurarak aslında keşiflerin temelini atmıştı. Denizcilik okulunun bir amacı da Afrika kıtası güneyde doğru ilerleyip dolaşılarak Hindistan’a ulaşmaktı. Bu amaçla yola çıkan Portekizli kâşiflerden Gilianes 1433 yılında Afrika’nın batı sahillerinde yol alarak Bojador burnunu aştı. Ardından gelen bir diğer Portekizli kâşif Diogo Cam 1483-1486 yıllarında biraz daha ileriye giderek Afrika’nın batı kıyılarında yer alan bir takım yerleri keşfetti. Bu iki Portekizli kâşifin cesur deniz seferlerine karşın istenilen yâda hedeflenen sonuca yani Hindistan’a ulaşılamamıştı.
Bu hedef doğrultusunda en büyük sıçramayı şüphesiz bir şekilde Portekizli Bartolomeu Dias kendi verdiği isimle “fırtınalar burnu ”nu bulmasıyla olmuştur. Bu cesaret verici deniz seferinden sonra fırtınalar burnunun adı ümit burnu olarak değiştirilmiştir. Bir diğer ünlü Portekizli denizci Vasco Da Gama ise 1497-1498 yıllarında yaptığı deniz seferi ile keşifleri bir adım daha ileri taşıdı ve Afrika’nın doğu sahilinde yer alan Malindiye oradan Hint okyanusunda yer alan Calicut’a varmıştı. “Vasco de Gama’nın ilk Hindistan yolculuğunda kar yüzde 6.000 olmuştu” ve bu sayede Portekiz amaçladığı hedeflere çok yaklaşmıştı. Portekiz’in tek amacı Hindistan’a ulaşmak değildi ve sonrasında yapılan birçok deniz seferi ile yeni yerler keşfedilmeye başlanmıştı. Portekiz’in soylu ailelerinden birine mensup olan Pedro Alvares Cabral yaptığı seferle Brezilyaya ulaşmış ve Brezilyanın kâşifi olarak kabul edilmiştir. Hem insanı kaynak hem de sağladığı doğal kaynak açısından bakıldığında Brezilyanın keşfi gerçekten çok değerlidir. Portekiz’in yaptığı keşifler sadece yeni ve daha önceden bilinmeyen yerleri keşfetmek ile sınırlı değildi, yapılan seferler sonunda Hindistan’a ulaşmayı başardılar. Portekiz’in doğuda yani Hindistan yoluna ulaşıp üstünlük kurması Alfonso d’ Albuquerque sayesinde olmuştur.

Portekizli gemici Alfonso Hindistan’a ulaşmak ve bu deniz yoluna hâkim olmak amacıyla yaptığı deniz seferleri sayesinde 1510 yılında Goa adasını ve 1511 yılında ise Malakka’yı ele geçirmişti. Bu iki fetih sayesinde doğu Hint deniz yollarında çok önemli iki üs kazanmış oldular. Bu üslerin varlığı sayesinde Portekiz gemileri gerektiğinde ikmal ve korunma sağlıyorlardı. Aynı zamanda bu limanları üst olarak kullanıp diğer gemileri tehdit edip üstünlük kazanıyorlardı. Zaten diğer devletler bu doğu yolunun önemini kavrayıp seferler yapana kadar Portekiz bu yola hâkim olacaktı. Portekiz bu doğu deniz yolunda kazandığı üstünlük sayesinde Hindistan, Çin ve Japonya arasında ticari deniz seferleri yapmaya başladı. Tabi ki bu süre içerisinde karşısına birçok düşman devlet çıktı ki bunların arasında en önemlisi Osmanlı İmparatorluğu idi. Bu bağlamda gerçekleşen Portekiz ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki siyasi mücadeleyi ilerleyen bölümlerde daha detaylı inceleyeceğiz. Sonuç olarak daha sonraları Portekiz bayrağı altında keşfedilen bu yerlere birçok kez seferler düzenlenip başka kâşiflerde destek buldukları takdirde Portekiz bayrağı altında keşif seferleri yapmaya devam ettiler. Her yeni bulunan keşif ve her keşfedilen yeni şey bir sonraki keşif seferi için isteklendirme kaynağı olmaya ve keşiflerin önemini artırmaya devam etti. Tabi ki bunların ana isteklendirme kaynağı ekonomik kazançlardır.
İspanya’nın Gerçekleştirdiği Coğrafi Keşifler
Özellikle 15.yüzyıl sonlarına doğru büyük ölçüde Portekiz’in başlattığı Coğrafi keşifleri, ardından İspanya’nın keşifleri ve deniz seferleri izledi. İspanya siyasi organizasyon açısından bir anlamda Portekiz’e göre daha gelişkin olduğu ve insan gücü gibi birçok kaynak açısından daha fazla imkâna sahip olmasıyla birlikte, keşiflerin önemini hızlıca kavrayıp gerekli desteği sağladı. İspanya yönetici elitinin bu durumu kavrayıp destek vermesi de, en az diğer etkenler kadar olumlu yönde katkı sağladı. Aslen Cenovalı olan ünlü gemici ve kâşif Kristof Kolomb kafasında tasarladığı keşif projelerini önce Portekizli yöneticilere, ardından beklediği desteği ve ilgiyi göremeyince İngiltere ve sonra da Fransa devletine sunmuştu. Fakat bu iki devletten de beklediği desteği göremeyince “İspanya Kraliçesi olan İsabella’ya başvurmuştu.” Umduğu desteği Kraliçe İsabella’dan bulan Kolomb yapmış olduğu dört farklı sefer ile çok önemli keşiflerde bulunmuştur. Yaptığı seferler ile farkında olmadan Cuba adasına ve etraftaki diğer adaları keşfetmiştir. 1499 – 1500 yılları arasında Alonso de Ojeda yaptığı deniz seferi ile Güney Amerika’ya yöneldi ve bu yolcuğunun sonunda kuzey sahillerini (Güney Amerika’nın) keşfetti. Bir diğer önemli İspanyol kâşifi olan Vicente Yanez Pinzon ise 1499-1500 yılları arasında yaptığı deniz seferi ile Brezilya sahillerine oradan da Amazon nehrinin ağzına doğruna yönelmiş ve oradan da Guyana’ ya ulaşmıştır. 1501 yılında ise bir diğer önemli kâşif Rodrigo de Bastidas Amerika’nın orta bölgesine ulaşmıştır.
1513 yılında Juan Ponce de Leon ise keşfettiği yerin isim babası olmuş ve bu yerin adını Florida koymuştur. Vasco Nunez de Balboa ise Panama’yı keşfetmiş ve Pasifik Okyanusunun isim babası olmuştur. İspanyol keşifleri adına yaptığı deniz seferi ile tarihte yerini alan Juan Sebastian del Cano ise 1519-1522 ise deniz yollarını kullanarak dünyayı turlayan ilk denizci olmuştur. Hernan Cortes 1519-1522 yılları arasında yaptığı keşif deniz seferleri ile Meksika’nın doğu sahillerinde yer alan Yucatan’a ulaşmış ve Meksika’yı fethetmiştir. 1523-1535 yılları arasında yaptığı deniz seferleri ile Güney Amerika’nın batı bölgesinde bulunan Peru’yu Prancisco Pizarro keşfetmiştir. Pizarro ve kuvvetlerinin karaya çıktığı topraklarda İnka İmparatorluğu bulunmakta idi. Pizarro’nun Peru’ya çıktığı dönemde İnka İmparatorluğu iç savaş yaşadığından dolayı Pizarro’nun işi daha da kolaydı. Önce iç savaşta taraf tuttu ve İmparatorluğu ele geçirerek çok büyük oranda altın etti. Hem köle ticareti hem de altın akışı açısından Peru’nun keşfi ve ele geçirilmesi İspanya açısından şüphesiz ki çok önemli idi.
Hernando de Soto 1539-1542 Amerika’nın içlerine doğru yaptığı keşifler sonucunda Missisippi vadisini, Henando de Alarcon 1540 yılında Colarado Nehrini, Francisco Vasques de Coronado 1540-1542 yıllarında Colorado Nehrinden ilerleyerek New Meksiko, Güney Kaliforya, Kuzey Arizona, Kuzey Teksas, Oklahoma ve son olaraktan Doğu Kansas’ı keşfetmiştir. 1540-1552 yılları arasında Pedro de Valdivia Şili’yi keşfetmiştir. İspanya’nın yaptığı daha birçok keşif bulunmaktadır. Yapılan her keşif bir anlamda yeni bir fetih, yeni sömürü sahaları ve beraberinde birçok zenginlik demek olduğu için İspanya bu anlamda keşiflerin etkilerini yoğun bir şekilde hissetmiştir. Sonuç olarak Amerika kıtasının keşfi ile İspanya devleti gemicilerini bu yenidünyanın birçok bölgesine göndermiş ve birçok yerinin keşfedilmesine neden olmuştur. Tabi ki bunun karşılığını köle, altın, yeni gıda maddeleri ve büyük bir ticaret hacmi olarak almışlardır. Amerika kıtasının yerlileri açısından ise olay tamamen farklı bir boyuttaydı. “Çiçek, kabakulak, grip, tifüs, hıyarcıklı veba gibi Avrupa’da her zaman görülen bulaşıcı hastalıklar başka kıtalarda pek çok insanın ölümüne yol açarak Avrupalıların fetihlerinde önemli rol oynadılar.”
İler ki bölümlerde daha detaylı inceleyeceğimiz gibi, İspanya batıdan yani yenidünyadan sağladığı avantajı kullanırken güçleniyor ve doğuda ki en büyük rakibi olan Osmanlı İmparatorluğu ile çatışıyordu. İspanyanın yenidünyaya yaptığı bu seferler ve elde ettiği ticaretin sonuçları ve Osmanlıya etkisi zaten çalışma konumuz olduğu için ekonomik etki ve sonuçlarını da ilerleyen başlıklar altında inceleyeceğiz. Ama şu bir gerçekçi tüm bu keşiflerden sonra dünya (bilinen eski dünya) birçok anlamda eskisi gibi kalmadı.
Coğrafi Keşiflerin Sonuçları
15. yüzyıl ortalarına doğru başlayan ve 16.yüzyılda büyük bir hızla devam eden coğrafi keşiflerin birçok farklı bağlamda sonuçlar doğurmuştur. Fakat bizim çalışma konumuz sadece coğrafi keşifler olmadığı için bu başlık altında genel hatları ile çalışma konumuzu ilgilendiren kısımlarına ve özellikle fiyat devrimine değineceğiz. Coğrafi keşiflerle birlikte bilimin ve dolayısıyla bilginin önemi bir kez daha kavranmış oldu. Amerika’yı keşfeden ünlü kâşif Amerigo Vespucci, Lorenzo di Pietro de Medici’ ye gönderdiği mektupta “Birkaç gün önce o yeni diyarlardan dönüşümü size yazmıştım… O diyarları yenidünya diye adlandırmak uygun olur, çünkü atalarımızın bu konuda hiçbir bilgisi yoktu, bütün dinleyenler içinde anlattıklarım yeni şeylerdi” diyordu ve artık bu diyarın adı “yenidünya” olarak isimlendirilmişti. Bilimi ve bilgiyi ret eden, dogma düşüncelerine bağnazlık boyutunda bağlı kalan ve bunu korumaya çalışan her türlü dinsel otorite bu yeni gelişmelerle derinden sarılmaya başlamıştı. Bu sarsılma ile bilimin önemi ortaya çıktıkça günümüz adı ile üniversiteler daha da önem kazanarak ortaya çıkmaya başladı. Yenidünyanın keşfi bilinen eski dünya düzenine dair birçok bilginin (dünya bir öküzün boynuzlarında olduğu, dünyanın düz olduğu vb.) değişmesine neden oldu. Bununla birlikte yenidünyanın savunmasızlığı ve bakir kaynakları Avrupalı devletler için birer açık pazar, belki de zorla el konulmayı bekleyen sermaye haline geldi. Yukarı da başlıklarda keşifleri başlatıp büyük bir hızla devam eden iki ülke olan Portekiz ve İspanya’nın yaptığı keşiflerden bahsetmiştik, bu iki devletin keşifleri yenidünyaya o kadar fazla sefer yapmaya başladılar ki artık yenidünyayı paylaşamaz hatta anlaşmazlık yaşar hale geldiler.
Bu iki Hristiyan sömürgeci devlet arasında yaşanan anlaşmazlık iyice somut hale gelince Tordesillas anlaşması ile “Papa IX. Alexander, Portekizlilerle, İspanyollar arasındaki uyuşmazlığa set çekmek için, 1493’te dünyayı bir boylam çizgisi ile bu iki ülke arasında bölüştürüvermişti. Asor adalarının 370 mil batısından geçen bu çizginin doğusunda kalan ülkeler (Afrika ve Asya) Portekizlilerini batısında kalan ülkeler de (Amerika) İspanyolların olacaktı.” Her ne kadar bu anlaşma pratikte uygulanamasa da, keşiflerin önemini ve bu keşiflerin kazançlarının doğurduğu büyük çaptaki siyasi anlaşmazlıkları göstermektedir. Bu anlaşmanın diğer bir anlamı ise yenidünyaya sadece bu iki devletin sahip olabileceği başka devletlerin yeterli güce sahip olmadığı bakış açısıdır. Tabi ki diğer Avrupalı devletler keşfettikleri yerlerde hak iddia ettiler. Vatikan’a bağlılığını bildirmiş olan Katolik Fransa bile Papa’nın İspanya ve Portekiz arasında yapmış olduğu bu anlaşmayı görmezden geliyordu. (Protestan reformu ile Papalık Avrupa üstündeki siyasi gücünün neredeyse yarısını kaybediyordu zaten) Bir diğer önemli sonucu ise literatürde tarihçilerin “Kolomb Takası” ismini verdikleri, Atlas Okyanusunun iki yakası arasında getirilip götürülen hayvan ve diğer gıdalardır. “Avrupalılar, Avrupa’dan Amerika’ ya at, sığır, domuz, koyun ve tavuk götürdüler” alışveriş yâda literatürdeki ismi ile Kolomb takası sadece bu ürünlerle sınırlı kalmadı, “ayrıca Amerika’ya buğday, üzüm ve zeytin de götürdüler; bu ürünler Kuzey ve Güney
Amerika ovalarında iyi yetişiyordu. Afrika’dan da muz, kahve ve Hindistancevizi götürdüler. Avrupa’ya ise mısır ve patates götürdüler.” Kolomb takası yer değiştiren ürünler tabi ki bunlarla sınırlı değildi, şeker, tütün, domates gibi birçok ürün yer değiştirmiş ve Avrupa pazarlarında yerini almıştı.

Pazarlarda yerini alan birçok yeni üründe kendi içinde farklı neden ve sonuçlara sebep oluyordu, örnek olarak tütünün ve kahvenin Osmanlı İmparatorluğu sınırlarında hızlıca yayılması 16. yüzyılda ve 17. yüzyılın başlarında yeni problemlere ve yasaklara neden oluyordu. Yenidünyadan gelen bu gıda ürünleri doğrudan yâda dolaylı yoldan öyle sorunlara neden oluyordu ki Amerika’dan gelen patates yüzünden İngiltere’de işçi sınıfının oluşmasının bir yüz yıl geç gerçekleştiğini savunan tezler bile ileri sürüldü. Bununla birlikte yenidünyadan gelen yeni gıda maddeleri sayesinde Avrupalı insanlar yeni besin maddeleriyle tanışması sonucu veba ve diğer hastalıkların azaldığı bile ileri sürülmektedir.
Fiyat Devrimi
Tüm bunlarla birlikte dünyada ticaret hacmi eskisine oranla (keşifler öncesi) daha fazla büyüdü, yenidünya üzerinden gelen altın, gümüş ve diğer değerli madenler Avrupa üzerinden dünya ticaretinde kullanıldı. Yenidünyadan kasalar dolusu hatta gemiler dolusu değerli madenler geliyordu ve her gelen değerli maden eritilip paraya dönüştürülüyor ve piyasa sürülüyordu. Piyasa sürülen bu yeni paralar ise doğal olarak ticarette kullanılıyor dolayısıyla ticaretin söz konusu olduğu pazarlarda bu paraların izini sürebilirdiniz. Piyasalarda kullanıma sürülen bu yeni paralar arz talep dengesini derinden sarıyor ve yeni sorunlara neden oluyordu. Yenidünya üzerinden gelen değerli maden büyüklüğü ile ilgili şu şekilde örnek verebiliriz. “Yalnız İspanya darphanesinin 1500 ile 1520 arasında 45.000 kilo gümüş bastığı halde, 1545 ile 1560 arasındaki 15 yıl içinde darphanenin para olarak çıkardığı gümüş 6 misline yani 270.000 kiloya çıkmış, 1580’den 1600’e kadarki 20 yıl içinde 340.000 kiloya yani 1520’dekinden 8 misli fazlasına çıkmıştı.” Belirttiğimiz örnek değerli maden bolluğunu kavramada yeterli olsa da, bazı tarihçilerin yaptığı hesaplamalar ve tahminler ile bu rakamı yani 1493 yılından 1800’lü yıllara kadar olan ki değerli maden akışını iki buçuk milyon kilo altın ve yüz milyon kilo gümüş olarak tahmin etmekteler. Bu değerli madenlerden de farklı ayar ve gramajlarda paralar darp edildiğini kabaca düşünecek olursak yenidünyadan gelen değerli maden hacminin ne kadar yüksek olduğunu anlayabiliriz. Sömürüye açılan Amerika kıtasının değerli madenleri ile birlikte eş zamanlı olarak yeni deniz yollarının kullanıma açılması ve okyanuslarda dolaşımda olan gemilerin yük taşıma tonajının büyümesiyle ticaret hacmi de iyiden iyiye ve gün be gün artıyordu. Kırsal bölgelerde bile para kullanımı artmaya başlamıştı, buda eş zamanlı olarak değerli maden ihtiyacını artırıyordu. 16. Yüzyıl tahrir defterlerine de bu durum yansımıştır, “Devlet kırsal nüfustan hem ayni hem de nakit vergi toplamaktaydı.”
Şunu da belirtmek gerekir ki, 16. Yüzyıl için bahsettiğimiz değerli maden bolluğu durumu, önceki yüzyıllarda tam tersi konumda olduğu yapılan birçok araştırma belirtilmiştir. “Avrupa’da 15. Yüzyılın hemen başlarında yirmi yıl süreyle ve yüzyılın ortalarında otuz yıl süreyle yaşanan ve oldukça iyi belgelendirilmiş olan gümüş kıtlıkları, 7. Yüzyıldan beri yaşanmış olanların tümünden daha şiddetliydi” çünkü mevcut değerli madenler ticaret arzına cevap veremeyecek durumdaydı. Yukarı da sıraladığımız olaylarla birlikte bu gibi değerli maden kıtlığı durumu ortadan kalkmaya başladı. Ticaret hacminin artması bir yandan da dolaşımda olan değerli maden miktarının artması birbirini dengelemiyor aksine fiyat devrimine yani dünyada özellikle Avrupa kıtasındaki devletlerde ve Osmanlı İmparatorluğu sınırlarında ticarete söz konusu ürünlerin ve diğer birçok şeyin fiyatlarının çok fazla yükselmesine neden oluyordu. Hollandalı gezgin Nicolas Cleynaerts yazdığı mektupta “Salamanka’da tıraş olmak için yarım real vermek gerekiyor ki bu da niçin İspanya’da Flandr’da olduğundan daha fazla sakallı adam görüldüğünü açıklar heralde” diye belirtiyor ve sadece ticarete söz konusu ürünlerin değil genel olarak her şeyin çok pahalı olduğunu işaret ediyordu.
Unutmamak gerekir ki, bahsettiğimiz zaman diliminde henüz sanayi devrimi olmamıştı, yani üretim genel olarak insan emeğine bağlıydı buda üretim kapasitesinin sınırlı tutuyordu. Her ne kadar 16. Yüzyılda genel olarak nüfus artış eğilimde ki yükseklikten bahsedilse de üretim kapasitesi tüketim isteğine cevap veremiyordu nüfus artışı artan iş gücü anlamına gelse de bir yandan da tüketimi artıran diğer etmenin kendisi oluyordu. 16. Yüzyılda İspanya, yenidünyadan yüklü miktarda değerli maden getirirken Portekiz’de Hint deniz yolları üzerinden başta baharat olmak üzere birçok değerli ürünü ithal ederek ticaret hacmini yükseltiyor ve Avrupa pazarlarında bu ürünleri satıyordu. Yeniz deniz yollarının keşfinden önce ise doğudan gelen emtialar bir anlamda transit ticaret vergilerine maruz kalıyor ve Avrupa’daki alıcılarına ulaşana kadar ticari malların fiyatları misliyle artıyordu. Özellikle Portekiz’in doğuya ulaşarak, bu deniz yollarında egemen olma ve doğu
ticaretine doğrudan girmeleri, transit ticaret vergisinden büyük gelir elde eden birçok devleti olumsuz yönde etkilemeye başlamıştır. Bu devletlerin başında Osmanlı İmparatorluğu gelmektedir. Yine aynı şekilde yaptığı keşiflerle güçlenen İspanya siyasi egemenliğini genişletmek amacıyla yeni hamleler yapıyor ve bunun sonucunda Portekiz gibi Osmanlı İmparatorluğu ile özellikle Akdeniz’de karşı karşıya geliyordu. Özetlemek gerekirse, Coğrafi keşiflerin sonucu olarak ortaya çıkan yeni deniz yolları ve yenidünyadan gelen değerli madenler piyasalardaki ürün fiyatlarının çok fazla yükselmesine yani bir anlamda enflasyona neden olmakla birlikte birçok ülkenin ekonomisinin sarsılmasına yâda olumsuz etkilenmesine neden olmuş ve siyasi olarak yeni anlaşmazlıklar doğurmuştur. Kimi ülkeler fiyat artışlarından kimi ülkeler ise (örnek olarak Osmanlı İmparatorluğu) hem fiyat artışlarından hem de transit ticaret gelirlerinin azalmasından etkilenmiştir. Hint deniz yollarında önce Memlük’lüler ile Portekiz, ardından Osmanlılar ile Portekiz’in karşı karşıya gelmiştir. Akdeniz’de ise doğrudan İspanya ile Osmanlının karşı karşıya gelmesine neden olmuştur. Sonuç olarak yenidünyanın keşfi ve yeni deniz yollarının kullanılması ekonomik ve siyasi bağlamda birçok sonuç ortaya çıkarmıştır.
Yararlanılan Kaynaklar
Bora Demirci, 16. Yy’da Avrupa’daki Fiyat Devrimi İle Osmanlı’daki Fiyat Devriminin Karşılaştırılması
Pamuk, Şevket, Osmanlı İmparatorluğunda Paranın Tarihi
Huberman, Leo, Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla
Berkes, Niyazi, Türkiye İktisat Tarihi
Yılmaz, Fikret. 16.yy’da Fiyat Devrimi. Klasik Çağ Osmanlı Tarihi Dersi
Wiesner-Hanks, Merry, Erken Modern Dönemde Avrupa
Edward Palmer, Thompson, İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu
Ginzburg, Carlo, Peynir ve Kurtlar
Tanilli, Server, Uygarlık Tarihi
Diamond Jared, Tüfek, Mikrop ve Çelik
Murat Hanilçe, Coğrafi Keşiflerin Nedenlerine Yeniden Bakmak
McNeil, William, Avrupa Tarihinin Oluşumu
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Bora Demirci’ye aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Etiketler

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu