1815 Viyana Kongresi Kararları ve Avrupa’da Oluşturulan Siyasi Düzen

  Viyana Kongresi

 Vigana Kongresi nedir, Viyana Kongresi kimler arasında yapılmıştır?, Viyana Kongresi kimler arasında gerçekleşmiştir? bu sorularınızın cevabını yazdığımız makalede bulabilirsiniz.

Viyana Kongresi, Napolyon Savaşları sonunda Fransız ordusunun, koalisyon orduları tarafından tümüyle yenilgiye uğratılmasının ardından, Avrupa’daki sınırları ve güçler dengesini yeniden belirlemeye yönelik kararlar almak üzere toplanmış olan kongredir. Barış anlaşması şartlarını saptamak ve galipler yararına yeni bir Avrupa haritası hazırlamak için, Avrupa’nın hükümdarları ve bakanları, Viyana’ da toplanmışlardır. Eylül 1815’te toplanan Viyana Kongresi’ne Rus Çarı, Prusya ve Avusturya İmparatoru başta olmak üzere, bütün küçük krallıkların hükümdarları da iştirak etmişlerdir. Bu kongrenin kilit figürleri; Metternich (Avusturya), Castlereogh (İngiltere), Tolleyrand (Fransa), Hardenberg (Prusya)’dır. “Napolyon’un varlığı Avrupa devletlerini birleştirmiş, yokluğu ise birbirine düşürmüştür”.

Fransız Devrimi’ni izleyen çağ “ulusçuluk çağı” olarak nitelenmektedir. Çok uluslu Avusturya İmparatorluğu Başbakanı Franz Von Metternich, tehlikeli gördüğü ulusçuluk akımının ortaya çıkarabileceği sorunların çözümlenmesi için, Avrupa’nın tutucu güçlü devletlerinin ortak hareket etmelerinin ortamını sağlamak amacındaydı.     1 Ekim 1814’te başlayan kongre, komisyonlar biçiminde çalışmalarını yürüten bir uluslar arası kongrenin ilk örneği olması açısından ilginç ve önemlidir. Osmanlı Devleti Viyana Kongresi süresince neler yaptı?

Osmanlı İmparatorluğu Viyana Kongresi’ne katılmamıştır. Çünkü, böyle bir konferansta Balkan sorununun gündeme geleceğinden ve ödün vermek zorunda kalmasından korkuyordu. Ayrıca Avusturya’nın “toprak bütünlüğünü garanti etme” önerisini de iyi karşılamıyordu.

Avrupa haritasını işlerine geldiği gibi yeniden düzenlerlerken, hükümdarlar, halkların çıkarlarını hiç dikkate almadılar. Fransa’nın 1792 sonrasında ele geçirdiği tüm topraklar geri alındı. Galip devletler yeni topraklar kazandılar: Rusya, Varşova’yla birlikte Polonya’nın bir parçasını ve Finlandiya üzerinde haklar aldı.  İngiltere, Akdeniz’ de birinci derecede stratejik önemi olan Malta adasını, eski Hollanda sömürgeleri olan Seylan adası, Hondras’ı, Guyan’ı ve Tirinidat’ı, Danimarka’dan De Helgoland‘ı ve güney Afrika’daki Kap’ı aldı. Ama İngiltere’nin en büyük zaferi, eski düşmanı Fransa’nın zayıf düşmesiydi.  Böylece İngiltere’nin ticari ve ekonomik olarak önü açılmış oluyordu. İngiltere, bu dönemde “Güneş batmayan ülke” olacaktır. Napolyon’un kıta sisteminin yıkılmasıyla beraber, yaşadığı Endüstri Devrimi sayesinde bu imparatorluk 100 yıl sürecek bir dünya devleti üstünlüğü elde edecektir. Tarih arşivi sizlere Viyana Kongresi‘ni aktarıyor.

Prusya, Posen bölgesini, Saksonya’nın beşte ikisini, Vestfalya’yı ve Ren bölgesinin (Rhenanie) batı kıyılarını ele geçirdi. Bu şekilde Prusya krallığı önemli oranda genişledi. Avusturya da Lombardiya ile Venedik’i aldı.

Almanya’ya gelince: Parçalanmış, zayıf ve geri kalmıştı. Napolyon’un ortadan kaldırdığı Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu’nun yerini, aralarında en önemlileri Avusturya İmparatorluğu ile Prusya krallığı olan 39 devletten oluşan Alman Konfederasyonu aldı. Bir genel Diyet Meclisi kuruldu. Bu meclis, Konfederasyon’a ilişkin tüm sorunlara çözüm bulmakla görevliydi ve hükümdarlardan ya da temsilcilerinden oluşuyordu. Diyet’in toplantı yeri Frankfurt (Main) idi. Burada, Avusturya’nın bir temsilcisinin başkanlığında toplanıyordu. Alman devletleri, Diyet Meclisi’nin kararlarına uymak zorunda değillerdi. Güçsüz, yoksul ve ordusuz Diyet’in uluslararası politik sorunlarda hiçbir etkisi yoktu. Kısa bir süre sonra bütün Avrupa’nın alay konusu oldu.

Napolyon zamanında, Fransa’nın egemenliği altında fiilen birleşmiş olan İtalya yeniden parçalanmıştı. Esir ticareti yasaklanıyordu, bunun uygulanması taraf devletlere veriliyordu. Fransız İhtilâli’nin getirmiş olduğu hürriyet havası bu noktada görülmüştür. Fransız A. Debidour’un, Viyana Kongresi hakkındaki,”1815’in diplomatları, Avrupa’yı en kötü kanunlarla donatmak için bir yıllarını verdiler. Bu fenalıkları tamir etmek için de bir yüzyıl gerekecektir.” sözü önemlidir.

Uluslararası nehirlerde ilke olarak ticaret ve ulaşım serbestisi tanınıyordu.

Avusturyalılar, Piemonte hariç bütün kuzey İtalya’ya egemendiler; Papa ve Napoli kralı, ücretli İsviçre askerleri sayesinde iktidarlarını sürdürüyorlardı.

Belçika Hollanda ile birleşerek Niederland adlı bir devlet oluşturuyordu.

Viyana Kongresi, Avrupalı Devletlerin aralarındaki sorunları toplantılar yoluyla çözme girişimlerinin başlangıcı oldu. Ayrıca, Avrupa kökenli klasik uluslar arası hukukun geliştirilerek nispeten sistematize edildiği dönemin başlangıcı olarak da kabul edilir. Diğer yandan, Viyana Kongresi ile ortaya çıkan Avrupa Ahengi Sistemi çerçevesinde belirginleşmeye başlayan uluslar arası hukuk sistemi ise, bu “ahengi” sağlayan temel aktörler olan büyük devletlerin “güdümünde” bir nitelik taşımaktadır. Genel hatları ile 1. Dünya Savaşı’na kadar süren dönemde, uluslar arası hukuk kurallarının oluşması, başta Viyana Kongresi olmak üzere devletler arasında yapılan antlaşmalar çerçevesinde gelişmiştir.Bu kongreye aynı zamanda, 1648 Vestfalya Barışı ve 1. Cihan Harbi sonrasında imzalanan Paris Anlaşmaları arasında, en köklü değişiklik getiren uluslar arası toplantı da diyebiliriz.

1814’teki yenilgiden sonra tahttan koşulsuz feragat, aslında Napolyon’un hikâyesinin sonu sayılmaz.Maaşlı bir sürgün hayatı yaşadığı Elbe Adası’ndan bir yıldan kısa bir süre sonra Fransa’ya dönünce, tekrar iktidara gelmiş bulunan Bourbon rejimi bir çırpıda çöküverdi. Müttefikleri onu devirmek için bir araya geldi. Belçika’daki Waterloo’da 18 Haziran 1815’te gerçekleşen savaş sonunda, Fransız İmparatorluğu’nun yeniden canlanma tehdidi; İngiliz, Belçika ve Prusya orduları tarafından ortadan kaldırıldı. Napolyon bir kere galiplerin gözünü korkutmuştu. Bu kez onu binlerce mil uzakta, Güney Atlantik’teki St. Helena Adası’na gönderdiler. Napolyon 1821’de bu adada öldü. Onun yarattığı son korku, rakiplerinin yeni bir barış yapma kararlılığını pekiştirdi. Bu barış sayesinde Avrupa’da devrimin ardından çeyrek yüzyıl boyunca neredeyse ara vermeden devam eden savaşın tekrarlanma tehlikesi ortadan kalkacaktı. Böylece Napolyon bu şekilde, Fransa’nın onun liderliği altında yarattığı korkunun anıları sayesinde, Avrupa’nın tarihini şekillendirmeye devam etti.

     VİYANA KONGRESİ KARARLARI

     Viyana Kongresi Haziran 1815’te imzalanmış, buna göre Kongreye Avusturya Dış İşleri Bakanı Clement Von Metternich(1815-1848) başkanlık etmiştir. Kongre kararlarına göre;

  1. İngiltere Akdeniz’de Malta adasını ve Yedi Adayı, güney Afrika’da Hollanda’ya ait Cape Colony’yi, Seylan adasını, güney Amerika’da Güyan ile Trinidat adasını, Danimarka’dan da Heligoland adasını alarak, İmparatorluğunun denizaşırı yollardaki stratejik noktalarını kuvvetlendirmiş oluyordu.

Yedi adayı almakla İngiltere, Rusya’nın Balkanlardan Akdenize sarkmasını kontrol etmek için bir ileri karakol elde etmiş oluyordu. Cape Colony ise, XIX. Yüzyılın sonlarına doğru İngiltere’ye bütün Afrika kıtasını boydan boya egemenliği altına almak için bir basamak teşkil edecektir.

  1. Rusya, Tilsit Antlaşması ile eline geçirmiş olduğu Finlandiya’yı muhafaza ediyordu. Ayrıca, yine Tilsit’de kurulmuş olan Varşova Büyük Dükalığı ortadan kaldırılıyor ve topraklarının büyük kısmını Rusya alıyordu. Böylece Rusya, Prusya ve Almanya üzerinde hakim bir duruma geçmiş oluyordu.
  2. Avusturya ise, Varşova Büyük Dükalığının ortadan kaldırılması ile, Doğu Galiçya’yı tekrar kazanmaktaydı. Güneyde ise, Kuzey İtalya’da bulunan Lombardiya ve Venedik’i eline geçirmekteydi. Fakat Fransa’ya kaptırmış olduğu Belçika’yı geri alamadı, İngiltere’nin istediği gibi Belçika, Hollanda ile birleştirildi ve başına Oranje hanedanı getirildi.

Avusturya’nın asıl başarısı Almanya’yı yine dağınık bir halde tutabilmesiydi. Fakat kazandığı yeni topraklarla, esasen çeşitli milletlerle dolu olan bünyesine yeni yeni unsurlar katmış olmaktaydı.

  1. Prusya, Varşova Büyük Dükalığına vermiş olduğu Pozen bölgesini tekrar kazandı. Ayrıca, Saksonya’nın beşte ikisini, Vestefelya’nın büyük bir kısmını ve Ren’in batı kıyılarından (Rheinland) bir kısım toprağı da sınırları içine kattı. Prusya oldukça büyümüştü.
  2. Napolyon’un 1806’da kurmuş olduğu Ren Konfederasyonu, 38 devletten oluşan Germen Konfederasyonu haline getiriliyordu. Bu konfederasyonun başkanlığı Avusturya’ya veriliyordu.
  3. İtalya’da ise; Sardunya Krallığına, Nice, Savoie ve Cenova cumhuriyetinin toprakları katılarak Fransa’nın güneyinde kuvvetli bir devlet meydana getirildi.

Modena ve Toskana dükalıklarının başına da Avusturya prensleri getirildi ve Napolyon’un  ikinci karısı ve Avusturya İmparatorunun kızı Marie Louise’e de Parma Dükalığı verildi ki, bu suretle Avusturya’nın İtalya’daki nüfuzu daha da artmış oluyordu.

Papalık Devleti yeniden kuruldu.

  1. İsveç’e, Rusya’ya kaybettiği Finlandiya’ya karşılık, Danimarka’ya ait Norveç verildi. Danimarka Napolyon’la işbirliği yapmıştı ve şimdi cezalandırılıyordu.
  2. İsviçre 22 kantondan oluşan bağımsız ve daimi tarafsız bir devlet oluyordu.
  3. Fransa 1792’deki sınırlarına geri dönüyordu.

Napolyon’un alt üst ettiği Avrupa haritasını Avrupa’nın büyük devletleri bu şekilde düzenlediler. Fakat bu düzenlemeler tamamen toprak sınırlarına ait bulunuyordu. Hiç kimse Fransız İhtilâli’nin ortaya çıkardığı ve Napolyon savaşlarının ortaya attığı fikirlerin toplumlar üzerinde yaptığı etkileri hesaba katmamış ve bu yolda bir düzenlemeye gitmemişti.

viyana kongresi soğuk savaş
viyana kongresi soğuk savaş

     ULUSLARARASI VİYANA DÜZENİ

     Viyana Kongresi, Napolyon’un darmadağın ettiği Avrupa haritasını yeniden ama kendine göre düzene koydu. Amaç Avrupa’da gerçek ve kalıcı bir denge (barış) sistemi kurmaktı.

İşgal ülkeleri liberal ve ulusal haklar umut ederlerken, kongre kararları eski dünyaya yeniden eski efendileri getirmekten başka bir anlam taşımıyordu. Avusturya Başbakanı Metternich’in sözcüsü Gentz’in sonradan söylediği gibi, “amaç yenilenlerden kurtulanların yenenler arasında bölüşümesiydi.” Viyana Kongresi’nin önemi nedir?

Kongrenin en önemli özelliklerinden biri de, kongreye egemen ülkelerin, geleceğin dünyasını tasarlarken, samimiyetten uzak olmaları yani sorunları gerçekçi bir yaklaşımla ele almamış olmalarıydı. Avusturya, Rusya, Prusya ve İngiltere’yi Viyana’da ortak masanın etrafında toplanmaya zorlayan tek ortak nokta, Napolyon faktörüydü. Napolyon olmasa bu ülkeler muhtemelen savaşıyor olacaklardı. Şüphesiz, Napolyon düşmanlığı Fransız düşmanlığını, o da devrim düşmanlığını besliyordu. Ancak İngiltere, açık denizlerde tek rakibi olarak gördüğü Fransa’nın uluslararası politikada etkisizleştirilmesi uğruna bu değerleri görmezden geldi.

Viyana kongresi çerçevesinde birçok anlaşmayla toprak düzenlemeleri yapılmıştı. Bu bakımdan Fransa’ya çok fazla bir kayıp verdirildiği söylenemez. Bunda, gelecekte karşı bir intikam duygusu yaratma endişesi vardır.

Viyana kongresinin öngördüğü yeni barış düzeninden daha da önemlisi, bunun nasıl yürütüleceği sorunuydu. İngiltere’nin destek vermediği, Fransa’nın dışlandığı bir dünya düzenini kendi başlarına yürütecek güçleri yoktu. Nitekim Rus çarı I. Aleksandr’ın önerisiyle, hükümdarlar, devrimle savaşmak için kongreden sonra, halklarına rağmen egemenlik süren bir hükümdarlar birliğini, yani “Kutsal İttifak”ı kurdular. Orada birbirlerine, “din adına” yardım etmeye, nerede çıkarsa çıksın devrimin başını ezmek için birleşmeye yemin ettiler. İttifak, İncil’in ortak değerlerine dayandırılmıştı. Bu anlaşma, Rus çarı, Avusturya imparatoru ve Prusya kralı tarafından imzalandı. İngiltere üye değildi fakat devrim karşıtı tüm kararları destekliyordu. İttifakın en gayretli üyesi, çarlık hükümetiydi. Metternich, ittifakın devrimci hareketlere karşı birçok müdahalesinin başlatıcısı oldu. Viyana Kongresi Rusya için ne ifade ediyor?

 

Viyana düzeni ile ortaya çıkan yeni uluslararası güçler dengesi çok net de değildi. Aktörler, barışın korunması konusunda daha çok Avrupa ile ilgiliydi. Bu da dünyanın diğer bölgelerinde çıkacak yeni çatışmaların olmayacağını garanti etmiyordu. Rusya tarafından ortaya atılan ancak kabul görmeyen “Şark Sorunu” önerisi, Avrupa’da sağlanıldığına inanılan barışın, dünyanın diğer bölgelerinde yürümeyeceğinin işaretiydi. Diğer yandan Kutsal İttifak ülkelerinin bile uluslararsı sorunları algılamada müttefik mi yoksa ittifak mı oldukları tartışmalıdır. 1818-22 ihtilallerinin bastırılması sırasında birlikte hareket edebilmişken, ittifakın liderliği Metternich’e geçince politik görüş ayrılıklarına düşmüşlerdir.

Avrupa’nın bu uluslararsı sistemi içerisinde İngiltere’nin konumu ise ayrı bir tartışma konusuydu. Fransa ile denizaşırı ülkelerdeki rekabeti nedeniyle, Kutsal İttifakı pek hoş karşılamamıştı. Ancak onu tamamen göz ardı da edemezdi. Çünkü bu ülkeler kara Avrupa’sının denetimini ellerinde tutuyorlardı. Fransa’nın Kutsal İttifak’a yanaşması, gelecekte İngiltere’ye karşı konumunu güçlendirebilirdi. İngiltere bu riski göze alamadığı için Napolyon’u yenerken devrimin özgürlükçü yönünü savunmaktan kaçındı.

Metternich’in, Kutsal İttifak’ın İngiltere’nin desteği olmadan sürekli başarı sağlayamayacağını farketmesiyle, İngiltere Kutsal İttifak’a katılmak zorunda kaldı ve ittifak, dörtlü bir görünüm kazandı. Bu ittifakın amacı, Avrupa’nın neresinde bir hürriyet ve demokrasi hareketi kendini gösterirse bunu durdurmak idi.

1818’de yapılan Alx-la Chapelle Kongresi’nin kararı ile Fransa’yı da dörtlü ittifaka dâhil etmeleri, Avrupa’da devletler bazında sanki tek kutuplu bir görünüm yaratmıştı.

Beşli İttifak ile oluşan bu yeni uluslararası sistem, homojen değildi ve bu sebeple de uzun ömürlü olmadı. Her ülke, ittifakı, ayakları yere sağlam basacakları âna kadar dayanacakları bir araç olarak görüyordu.

Beşli İttifak’ın, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Rumlar’ın başlattığı bağımsızlık hareketi karşısında izlediği politika, bir çelişki oluşturmuştu. İttifak, Yunan bağımsızlığı sırasında, Viyana Sistemi’ni ihlâl etmekten çekinmemişti. Uluslararsı olaylar karşısında tüm ittifak birlikte hareket etmek yerine, konjektürel durumun verdiği fırsatlarla, ittifakın güçlü ülkeleri bir adım öne çıkıyordu.

Rusya’nın, Yunan bağımsızlığı sürecinde, İngiltere ve Fransa ile, ittifaka rağmen, işbirliği yapması, mezkûr ülkenin Avusturya ve Prusya nezdindeki itibarını daha da yükseltiyor ve Doğu Avrupa’nın tek sözcüsünün kendisi olduğunu âdetâ onlara kanıtlıyordu.

1830 İhtilâlleri Beşli İttifak’ın çöküşü ve Avrupa’da iki kutuplu bir sistemin hazırlayıcısı oldu. 1830 İhtilâlleri, Fransa’yı çok etkiledi. XVII. Louis’in yerine geçen kardeşi Comte d’Artolds, koyu bir devrim düşmanıydı. X. Charles adını alan mersûm kral, rejimi asillere ve kiliseye dayandırma yoluna gidince, ülke liberaller kazan kaldırdılar. Halk 27 Temmuz’da sokaklara döküldü, üç günlük kanlı çarpışmalardan sonra da ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Liberal fikirli Orlean ailesinden Louis Philippe tahta çıkarıldı. Fransızların Kralı ünvanını tercih ederek dış politikada farklı bir çizgi izleyeceğinin sinyallerini verdi.

İngiltere ile birlikte Fransa’nın da Kutsal İttifakla aralarına mesafe koymaları 1830 İhtilâlleri sırasında çok net ortaya çıkmıştı. Artık beşli blok, ikili bloğa dönüşmüştü. İngiltere ile Fransa Batı Blok’unu; Rusya, Avusturya ve Prusya Doğu Blok’unu oluşturuyordu. Batı Avrupa Bloğu, 1830 İhtilâlleri sırasında liberal-özgürlükçü-ulusalcı hareketlere destek vermekten kaçınmadı. Çok geçmeden İspanya ve Portekiz’in de katılımıyla 1834’te gerçekleştirilen “Dörtlü İttifak”, Kutsal İttifak’a karşı kurulmuş liberal ülkeler bloğu anlamını taşıyordu.

1830 İhtilâlleri döneminde, Kutsal İttifak ülkelerinin tutumu Batı Blok’undan tamamen ters yönde olmuştur. Rusya’nın, liberal ülkelerle birlikte,  Yunanistan’ın bağımsızlığına öncülük etmesini soğuk karşılayan ve bunu Kutsal İttifak’a aykırı kabul eden Avusturya ve Prusya’nın, Polonya’nın bağımsızlığı sırasında Rusya ile dayanışma içerisinde olmaları bir başka çelişki oluşturur. Aynı şekilde Fransa’nın, Osmanlı Devleti’ne karşı Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın başlattığı bağımsızlık savaşı sırasında, Rusya ile aynı cephede yer alması da, dönemin uluslararası ilişkilerinin dayandığı tutarsızlığı gösteren bir başka örnektir. Her iki bloğun ülkeleri de, inandıklarından çok işlerine gelenin hayata geçmesini istediklerinden, blok içi ülkeler bile birbirlerine karşı kuşkulu ve güvensizdiler.

Metternich Sistemi: Büyük Britanya, Avusturya, Rusya, Prusya, Avrupa’daki statükoyu korumak için Metternich Sistemi’ni ortaya koydular. Metternich, statükonun silah gücüyle korunmasını savunuyordu. Ona göre ulusçuluk hareketlerinin acımasızca bastırılması ve ulus devletlerin dağıtılması gerekiyordu. 1815’te Viyana’da kurulan bu sistem, Avusturya ve Rusya’nın Balkanlar’daki işbirliğine, Prusya’nın Fransa ve Rusya’yı dengelemesine ve kıta Avrupa’sına de bir ülkenin tek başına hâkim olmamasına dayanıyordu. Bu sisteme ilk tepkiler 1830 ve 1848 ihtilallerinde gelmiştir.

     SONUÇ (Viyana Kongresi)

     Sonuç olarak, “Napolyon’un varlığı Avrupa devletlerini  birleştirmiş, yokluğu ise birbirine düşürmüştür.” Batılı Devletler Napolyon öncesi duruma geri dönmek  istemişlerdi, ama bu artık mümkün değildi. Napolyon tüm Avrupa’ya merkezi bir politika yerleştirmeyi başarmıştı. Bunun sonucunda da Viyana Kongresi ile Avrupa’da yeni bir statü doğmuştur. Kongrede Fransız İhtilali’nin Avrupa’ya yaydığı insan haklarından hiçbirisi, yani hürriyet, milliyet ve eşitlik ilkeleri göz önünde tutulmamış, sırf siyasi çıkar istekler üzerine kararlar verilmiştir.

Viyana Kongresi sonrasında Avrupalı güçler arasında kırk yıl boyunca hiçbir savaş yaşanmamış, 1854 Kırım Savaşı sonrası ise altmış yıl boyunca tüm Avrupa’yı kapsayacak herhangi bir savaş yaşanmamıştır. Devletler ararsı ilişkilerin çözümünde kongreler sisteminden yaralanılarak, sorunlar savaş yolu ile değil anlaşmalar ile çözüme kavuşturulmuştur. Güç dengesi sistemi tekrar kullanılmaya başlamış, değişen ittifak ilişkileri ile ülkeler çıkarlarını korumaya çalışmışlardır.

Bu yazımız da ilginizi çekebilir:

Osmanlı Devleti ve Rönesans

Biyolojik Silahların Ekonomik Savaş Aracı Olarak Kullanılması

     KAYNAKÇA:

Savaş ve Barış Bağlamında XIX. Yüzyıl Uluslararası İlişkilerinin Özellikleri- Süleyman Erkan, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi Aralık 2010, Sayı:22, s.93-115.)

-Verda Yiğit, 1648 Vestefalya Barışından 1815 Viyana Kongresine Kadarki Dönemde Uluslararası Sistemin Dönüşümü

-Fahir H. ARMAOĞLU, Siyasi Tarih I, 1789 – 1960

-Avrupa Tarihi- J.M. Roberts

-Yakın Çağlar Tarihi- N.V. Yeliseyeva

-Avrupa’da Devrimler 1492-1992- Charles Tilly


– NICOLSON H., (1946), The Congress of Vienna: A Study in Allied Unity:1812-1822, Harcourt Brace and Company, New York

-Norman Davies, Avrupa Tarihi, Çeviri Editörü Mehmet Ali Kılıçbay

Bu Çalışmanın Tüm Hakları Betül Karatay’a Aittir. (Viyana Kongresi)

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi [email protected] üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için [email protected] adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.