PolitikaTarih

2. Dünya Savaşı, Türkiye’de Dış Politika: Mihver ve Müttefiklerin Köşe Kapmacası!

Potsdam_Conference_group_portrait,_July_1945

Yazının Sahibi: Hüner Tuncer

Müttefik Kuvvetleri , 1943 başı ile 1945 yazı arasında liderler ya da dışişleri bakanları düzeyinde bir araya gelerek hem savaşın sorunlarını hem de savaş sonrası düzeni tartıştılar ve bunları şekillendiriyor , 1943 Ocak’ından başlayarak düzenlenen konferanslardan, nihai kararların alındığı Postdam Konferansı’na kadar Türkiye’nin savaş dışı durumu ve Boğazlar, az çok ele alınıp tartışılıyordu . Barış için olmaktan çok, Müttefiklerin çıkarları için karar almış olmasıyla eleştirilen Casablanca Konferansı’nda Roosevelt ve Churchill, düşmanın “kayıtsız şartsız teslim”  olmasına kadar mücadelenin sonlanmayacağını karara bağlıyorlardı . 14-24 Ocak 1943 tarihleri arasında toplanan konferansın en önemli gündem konularından biri, bu süreçte toplanan Washington, Quebec, Moskova, Kahire ve Tahran Konferanslarında olduğu gibi Türkiye’nin savaşa girmesi için ikna edilip bu doğrultuda gereken hazırlıkların yapılması olmuştur . Casablanca Konferansı’nda, Türkiye’nin savaşa girmesi ve askeri açıdan sorumluluğu İngiltere’ye bırakıldı. Alınan bu karar sonucunda Türkiye, ilk kez 11 Mart 1941’de ABD’den aldığı Ödünç Verme ve Kiralama Kanunu kapsamındaki askeri yardımı doğrudan alamayacaktı. Bu yüzden yardımlar İngiltere üzerinden verilecekti. Amerika ne zaman Türkiye’ye doğrudan yardım yapmak istese İngiltere, bu maddeyi gündeme getiriyordu .

Churchill, 30 Ocak 1943 tarihinde Türkiye’ye gelerek, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile Adana’da iki gün süren bir görüşme yapmıştır. Churchill, Almanları hava ve kara harekatıyla yenilgiye uğratabilmek için Türkiye’den savaşa girmesini beklediklerini iletirken İnönü, “Almanya’nın yenilgisiyle, Rusya’nın Avrupa’da hakim kuvvet olmasının mümkün olduğu” ve “Türk ordusunun savaşmak için teçhizatlandırılması gereği” üzerinde durmuştur . Quebec’te 11-24 Ağustos 1943 tarihleri arasında toplanan Müttefik güçler, ABD Başkanı Roosevelt’in Türkiye’nin savaşa girme zamanının gelmediği fikrini benimsemiştir. Müttefikler, Türkiye’ye Ödünç Verme ve Kiralama Kanunu kapsamında yapılan yardımlara devam edilmesine karar vermişlerdir . Diğer yandan Moskova’da, Dışişleri Bakanları düzeyinde 19-30 Ekim 1943’te yapılan toplantılarda, Sovyet Dışişleri Komiseri Molotov’un, Türkiye’nin savaşa katılması konusundaki ısrarlı tutumuna rağmen, İngiltere ve ABD Dışişleri Bakanları, bu durumda gereken askeri malzemeyi karşılamanın güç olduğunu vurgulayarak reddetmişlerdir. Görüşmeler sonunda, Türkiye’nin kendi arzusuyla savaşa girmesi durumunda bu güçlüklerin aşılabileceği belirtilmiş, ilk etapta, Türkiye’den askeri üs kullanma yetkisi elde edilmesinin gereği üzerinde durulmuştur . Buna dayanarak İngiliz Dışişleri Bakanı Anthony Eden, Türk Dışişleri Bakanı Numan Menemencioğlu ile 5-6 Kasım 1943’te Kahire’de bir araya gelerek Moskova’daki görüşmeler sonunda alınan karar uyarınca, Türkiye’deki üsleri kullanma yetkisi konusunu gündeme getirmiştir. Menemencioğlu bu fikre, Türkiye’nin savaşa girmesi anlamına geleceğini öne sürerek karşı çıkmıştır .

ABD Başkanı Roosevelt ve İngiliz Başbakanı Churchill, 23-24 Kasım 1943’te Kahire’de yaptıkları görüşmede Türkiye’nin savaşa girmesi için yapılacak Tahran Konferansı sonunda İnönü ile görüşülmesine karar vermişlerdir . Müttefik güç liderleri, 28 Kasım-1 Aralık 1943’te Tahran’da katıldıkları toplantılarda, Türkiye’nin savaşa girmeden Müttefiklere üs kullanma yetkisi vermeyeceği düşüncesiyle, Türkiye’nin savaşa katılımı için ikna çalışmalarına başlanması gerektiği üzerinde durmuşlardır. Konferansta alınan karara göre, Sovyetler Birliği lideri Stalin ; Türkiye’nin Almanya’ya karşı açacağı savaşta, Bulgaristan Türkiye’ye saldırırsa, Sovyetler Birliği’nin, Bulgaristan’a karşı savaşacağını ifade etmiştir. Alınan bu kararın da Türkiye ile yapılacak görüşmelerde teminat olarak bildirilmesine karar verilmiştir . Roosevelt ve Churchill’in daha önce aldıkları karar gereğince İnönü, 4-8 Aralık 1943 tarihlerinde Müttefik liderleriyle görüşmek üzere Kahire’ye davet edilmiştir (Ulus Gazetesi, 8 Aralık 1943: 1) . Konferansta Churchill, Türkiye’nin savaşa girmesi konusunda ısrarcı davranmış, ABD Başkanı Roosevelt de, İngiltere’nin tezini desteklemiştir. Ancak Roosevelt, toplantıların başında İnönü’ye ; “ Eğer Türk olsaydım, savaşta yansızlığı bırakmadan önce İngiltere’den daha büyük güvenceler isterdim” diyerek Türklerin çıkarlarını gözettiğini vurgulamıştır . İnönü ise, Türkiye’nin savaşa katılması için hazırlığa ihtiyaç duyduğunu belirterek zaman kazanmaya çalışmıştır. Toplantıda, Türkiye’deki hava üslerinin 15 Şubat 1944’e kadar kullanıma açılması kararı alınmıştır.

inönü

İnönü, yurda döndükten sonra, yapılan Bakanlar Kurulu görüşmelerinde, hava üslerinin belirlenen tarihte kullanıma açılmasının, olası bir Alman saldırısı karşısında Türkiye’yi hazırlıksız yakalayacağı gerekçesiyle mümkün olmadığı görüşü ağırlık kazanmış ve konu bu doğrultuda karara bağlanmıştır. 12 Aralık 1943’te İngiltere’ye, üsler konusunda alınan kararın uygulamaya konulabilmesi için Türk ordusunun acilen takviyeye ihtiyaç duyduğunu belirten bir nota gönderilmiştir. İngiltere de, konunun değerlendirilmesi için Ocak 1944’te Türkiye’ye Genelkurmay ile görüşmesi için bir askeri heyet göndermiş, incelemeler ve görüşmelerden bir sonuç alamayan heyet 3 Şubat 1944’te Türkiye’yi terk etmiştir. Bu olumsuz gelişme üzerine, 2 Mart 1944’te İngiltere ve onun isteğiyle, 1 Nisan 1944’te ABD, Türkiye’ye yaptığı silah ve malzeme yardımını durdurma kararı almıştır . Müttefikler, süresi 30 Nisan 1944’te bitecek olan Türk-Alman Ticaret Anlaşması’nın süresinin uzatılmamasını ve Almanya’ya yapılan krom ihracatının kesilmesi yönünde Türkiye’ye baskılarını sürdürdüler. Çünkü Almanya ile 9 Ekim 1941’de imzalanan ticaret anlaşması gereği Türkiye’nin, Almanya’ya 1943 Ocak ayından itibaren krom ihracatına başlamış olması, bu baskının altında yatan nedeni oluşturmuştu. Bu baskı sonucunda da Türkiye, Amerika ve İngiltere’ye yakınlaşmanın bir adımı olarak, 14 Nisan 1944’te Almanya’ya yaptığı krom ihracatını azaltma kararı almıştı. Amerika ve İngiltere, bununla yetinmeyerek aynı gün Ankara’daki büyükelçileri vasıtasıyla Almanya’ya krom satışının durdurulmasını talep eden bir notayı Türkiye’ye vermişlerdi. Ankara da Müttefiklerle dostluğunu ve işbirliğini göstermek adına, 20 Nisan 1944’te Almanya’ya yaptığı krom sevkiyatını tamamen durdurmuştur .

Türkiye, Almanya’ya krom satışını durdurarak göstermiş olduğu bu tavizi, kendisi için birinci derece gerekli olan malları ABD ve İngiltere’den tedarik edemediği gerekçesiyle, ABD ve İngiltere’den daha geniş miktarda ekonomik yardım talebinde bulunma koşuluyla vermişti. Buna rağmen Türkiye’nin Almanya’ya yaptığı krom sevkiyatını durdurmasını, Türklerin şimdiye kadar ödün vermekten çekindiği etkin tarafsızlık politikalarında bir aşınma olduğu belirtisi olarak değerlendiren Müttefikler, Almanya ile tüm ilişkilerini kesmesi doğrultusunda baskı kurmaya yönelmişlerdir. Dışişleri Bakanı Menemencioğlu ise Müttefiklerin bu taleplerine (özellikle kromdan sonra diğer stratejik öneme sahip madenlerin Almanya’ya satışının tamamen durdurulması talebi) karşı çıkarak, Türkiye’nin ekonomi politikasının bir egemenlik meselesi olarak sadece Türk Hükümetinin belirleyebileceğinin altını çizmişti. Ayrıca Menemencioğlu, Türk halkına karşı sorumluluğu olan hükümetinin, Türkiye’nin ekonomik refahı için izleyeceği rotanın saptanmasında hiçbir yabancı hükümetin belirleyici bir konumda olmayacağını belirtmişti . Menemencioğlu’nun bu açıklamalarına karşın Amerikan Dışişleri Bakanı Hull, askeri gelişmelerin ışığında, Türkiye’nin arkasında bulunan Almanya ile ilişkileri kesmesinden hareketle, Türkler karşısında pazarlık açısından son derece güçlü bir konumda olduklarını belirtmişti. Hull’a göre, ekonomi açısından savaş hedeflerine bir kez ulaşılırsa, Türkiye’den alınanlara (stratejik madenlere) çok az ihtiyaç duyacaklardı. Diğer yandan Türkiye en nihayetinde İngiliz ve Amerikan malzemesine ihtiyaç duyacağı için kendileri, alacak olan değil, verecek konumda bulunacaktı (Gürün, 1983: 78).
Bu nedenle Türkiye’nin köşeye sıkıştığı düşüncesinde olan Müttefikler, baskıları sonucunda Türkiye’nin Almanya ile olan ticaretini azaltmak zorunda kaldığını da göz önünde bulundurarak, Türkiye’den bu sefer Mihver devletleriyle bütün ekonomik ve diplomatik ilişkilerini kesmesi talebinde bulundular. Savaşın Mihver devletlerinin aleyhine geliştiğini gören Türkiye, bazı talepler karşılığında Müttefiklerin teklifini kabul etmişti. Bu talepler, Türkiye’nin İngiltere tarafından tamamıyla Müttefik bir devlet olarak görülmesi, İngiltere ve ABD’nin Türk milli ekonomisini kalkındırmak için malzeme yardımında bulunması, olası bir Alman saldırısı karşısında Türkiye’nin kendisini savunacak kadar askeri malzemenin İngiltere ve Birleşik Devletler tarafından sağlanması temelinde şekillenmişti. Amerika ve İngiltere’nin bu talepleri kabul etmesi sonucunda, Türkiye Almanya ilişkilerini keser kesmez imkânlar ölçüsünde yardımların sağlanacağı bildirilmişti. Bunun üzerine Türkiye, 2 Ağustos 1944’te de Almanya ile bütün diplomatik ve siyasi ilişkilerini kesmiştir (Ulus Gazetesi, 3 Ağustos 1944: 1; TBMM Tutanak Dergisi, Dönem: 7, C. 13, Toplantı:1, 02.08.1944, s.2-3).

Türk-Alman ilişkilerin kesilmesi sonrasında, Amerika ile Türkiye arasında 23 Şubat 1945’te “Ön Ödünç Verme ve Kiralama Anlaşması” imzalandı. 9 maddeden oluşan bu anlaşma, adından da anlaşılacağı üzere, Amerika’nın 11 Mart 1941 tarihinden beri Türkiye’ye verilen askeri amaçlı yardımların, hangi ilkeler, koşullar ve kapsam çerçevesinde gelişeceğinin belirlenmesinde göz önünde tutulacak düşünceleri ortaya koyan bir ön anlaşmaydı. Böylece yapılacak yardımla ilgili koşullar, iki ülke arasında, yardımların başlamasından bu yana ilk defa bir sözleşme konusu olmuştu (T.B.M.M. Tutanak Dergisi, Dönem VII, C. 13, 13. Toplantı 1, Birleşim, 02.08.1944). SSCB, 5 Haziran 1944’te Boğazlardan “ticaret gemisi” olarak geçirilen bazı Alman gemilerinin aslında yardımcı savaş gemileri olduğunu belirtti. Bu durum, Türkiye, SSCB ve İngiltere arasında bir gerginlik yarattı. Bu gerginliğin sonucunda, Dışişleri Bakanı Menemencioğlu, kendisinin son günlerde izlediği politikayı hükümetin onaylamadığı gerekçesiyle istifa etti .

Türkiye, savaşın en başında Batılı demokrasilerin yanında yer alarak, İngiltere ve Fransa ile Üçlü İttifak Anlaşması imzalamış, ancak 1940-1943 Alman üstünlüğü döneminde Almanya ile dostluk ve ticaret anlaşmaları imzalanmıştı. Hatta bu dönemde Müttefiklerin tepki ve dikkatlerini çekecek şekilde, Almanlara yakın olunmuş, bu yakınlığın etkisi ile o dönem ülke içerisinde Turancılık akımlarına yaşam hakkı tanınmıştır. İnönü’nün bu tutumunda, 1943-1945 yılları arasında savaş seyrinin değişmesi, Almanya’nın savunmada olması ve Müttefiklerin savaşı zafer ile sonuçlandırması sonucu kaybedilen güveni tekrar kazanmak ve Batı demokrasilerinin kuracağı yenidünya düzeni içerisinde yer almak ve Amerika ile iyi ilişkiler kurmak için önemli çabalar sarf edilmiştir.

nihal-atsiz

Bu aylarda, Cumhurbaşkanı İnönü ve Türk Hükümeti’nin SSCB’ye yakınlaşma girişimleri, dış politika kadar iç politikada da kendini göstermekteydi. 1944 Mayıs başından itibaren hükümet, Turancılara karşı sert tedbirler aldı. İnönü, 19 Mayıs 1944’de Gençlik Bayramı dolayısıyla yaptığı konuşmasında, Turancıları mahkûm ediyor ve Sovyet Rusya’nın Milli Mücadele’ye yaptığı yardımlardan söz ediyordu . Bu döneme damgasını vuran en büyük siyasal gelişme, kamuoyunda “Irkçılık-Türkçülük-Turancılık Davası” olarak yer alan olaylar zinciridir. Sol kesimin, 1943 yılında Faris Erkman’ın imzasıyla yayınladığı “En Büyük Tehlike” adlı broşürle Türkçüleri, ırkçı ve Turancı olmakla ve Kemalizm’e cephe almakla suçlaması, Türkçü akımları kamuoyunda tartışmaya açtı. Buna karşılık Hüseyin Nihal Atsız, Orhun Dergisi’nde devrin hükümetini şiddetle eleştiren iki açık mektup yayınladı11. Bu mektuplar başta Ankara ve İstanbul olmak üzere yurdun birçok yerinde komünizm aleyhinde hareketlerin başlamasına sebep oldu. Dönemin sol görüşlü yazarlarından Sabahattin Ali, bu mektuplarda kendisine “vatan haini” denildiği gerekçesiyle Nihal Atsız aleyhinde dava açtı. 26 Nisan 1944 günü yapılan ve gergin geçen ilk duruşmadan sonra karar ikinci duruşmanın yapılacağı 3 Mayıs 1944 tarihine kaldı. Dava başlamadan önce adliye önünde ve koridorunda toplanan birçok insanın, sloganlar atarak yürüyüşe geçti. Bunun üzerine polis göstericilere sert bir şekilde müdahale etti ve birçok kişi gözaltına alındı.

Davanın bitmesinden sonra Türkiye’nin her yanında birçok Türkçü tutuklandı ve Türkçü bilinen birçok kişinin üstleri, evleri, işyerleri aranmaya başlandı. Bu sırada Emniyet Genel Müdürlüğü de bir tahkikat başlattı. Hazırlanan tahkikat raporunda ırkçılık-Turancılık yaptıkları öne sürülen 47 kişilik bir isim listesi hazırlandı. İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’na gönderilen bu raporda Türkçüler, vatan haini ve devlet nizamını yıkmak isteyen kişiler olarak nitelendiriliyordu. Tutuklanan 23 sanık yaklaşık 3 ay gibi uzun bir gözaltından sonra, gizli cemiyet kurmak, nizam düşmanlığı yapmak ve hükümeti devirmek gibi bir takım faaliyetleriyle mahkemeye sevk edildiler. Bu olaylardan sonra özellikle üniversite gençliği arasındaki kutuplaşma ve sürtüşmeler yaşanmaya başlanmıştır. Tutuklamaların ardından “solcu talebeler arasında memnuniyet duyanlar, birbirlerinin yanından geçerken bu memnuniyetlerini sağcı diye tanımladıkları talebeye ihsas” ettirmeye, hatta bu öğrencilere tehditkâr mektuplar göndermeye başlamışlardır .

Gözaltına alınan bütün sanıklar, gözaltı süresince çok zor günler geçirdiklerini, işkence gördüklerini, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Sansaryan Han’daki merkez binasında bulunan ve “tabutluk” denilen tek kişilik hücrelerde günlerce aç, susuz ve uykusuz bırakılarak ifade vermeye zorlandıklarını, son derece çirkin ve ağır işkencelere maruz kaldıklarını, silah zoruyla ifadelerinin alındığını iddia ettiler . 29 Mart 1945 tarihinde sona eren mahkemede Irkçılık-Türkçülük-Turancılık Davası’nda yargılan sanıklara verilen cezalar, Askeri Yargıtay tarafından bozulmuş ve 1947 yılında sanıkların hepsi beraat etmişlerdir . Bu süreçte Almanya Büyükelçisi Von Papen ile iletişim halinde olan Şükrü Saraçoğlu artık başbakan olamayacaktır. Soğuk Savaş dönemi ve Amerika’nın yanında yer alma sürecinde Köy Enstitüleri kapatılarak, Hasan Ali Yücel görevden alınacaktır . II. Dünya Savaşının sonuna gelindiği günlerde Müttefik Devletlerin Türkiye’ye iki konuda baskı yaptığı görülmektedir. İlk olarak Müttefikler, Fransa’nın savaştan çekilmek üzere olduğu bir anda, İtalya’nın Almanya yanında savaşa girmesini bahane ederek Türkiye’nin Üçlü İttifak Antlaşması ile kabul ettiği yükümlülükleri yerine getirmesini istemiştir. İngiltere Başbakanı Churchill, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye 31 Ocak 1941 tarihinde bir mektup göndererek, Almanya’nın Ortadoğu’ya ve Süveyş’e inme olasılığı nedeniyle Türkiye’den hava üslerinin kullanılması için izin istemiştir. Gerekli yardımı alamayacağını düşünen Türk yetkilileri, bu isteği reddetmiştir. Yine bir ay geçmeden İngiltere, Türkiye’nin Almanya’ya karşı savaşa girmesini isteyince, Türk devlet adamları Alman ve Sovyet kuvvetleri tarafından saldırıya maruz kalınabileceği endişesi ile bu isteği kabul etmemişlerdir . Türkiye Üçlü İttifak Antlaşması’nın iki numaralı protokolü ve askeri açıdan eksikliklerini sürekli olarak müttefiklerine belirtmiş ve koşullar elvermedikçe savaşa katılmayacağını açıklamıştır.

İkinci baskı konusu ise, Balkan Antantının bir an önce yürürlüğe girmesidir. Bu isteğin gerçekleşmesi de hem mevcut Balkan Antantı Sözleşmesi’nde yer alan çekinceler dolayısıyla, hem de taraf devletlerin tutumları nedeniyle bir türlü başarılı olamamıştır. Balkanlarda II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru, İtalya ve Almanya’nın boşalttığı alanı, bu defa İngiltere ve Sovyetler Birliği kendi aralarında doldurmak istemiştir. Sovyetler Birliği savaşta üstün konuma geçtiğinde, Balkanları kendi nüfuz alanı içerisinde görmüştür. Stalin ile Churchill arasında yapılan “Yüzdeler Antlaşması” 12 ve savaş sonrası Sovyetler Birliği’nin Balkanlardaki etki alanı göz önüne alındığında bu durum daha iyi anlaşılmaktadır . Nitekim Stalin’le Churchill arasında savaş sonu nüfuz bölgelerinin de tespit edildiği bu görüşmelerde İngiltere, SSCB’nin Montreux’nün değiştirilmesi taleplerini prensip olarak kabul ediyor ve SSCB’nin daha sonra ayrıntılı tekliflerini Müttefiklere iletmesini istiyordu. Bu görüşmelerle birlikte Sovyetlerin Türkiye üzerindeki talepleri Yalta ve Potsdam Konferanslarında daha da netleşecektir .

  • Yazının tüm hakları Hüner Tuncer adlı kişiye aittir…

Yararlanılan Kaynaklar :

Mustafa Aydın, “Yüzdeler Anlaşması Kutusu”, Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar

Süleyman Hatipoğlu–M. Yusüf Çelik, “İkinci Dünya Savaşı Sırasında Türk Dış Politikası”, Güneyde Kültür

Necmeddin Sefercioğlu, 3 Mayıs 1944 ve Türkçülük Davası

Edward Weisband, 2. Dünya Savaşında İnönü’nün Dış Politikası

Hüner Tuncer, İsmet İnönü’nün Dış Politikası (1938-1950)

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün