ABD'nin Ortadoğu Politikasında Petrolün Önemi

21. yüzyılda petrol yeryüzünde en fazla tüketilmekte olan birincil enerji kaynağı statüsündedir. Bu nedenle ülkelerin ekonomik gelişimi açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Petrol yataklarının bulunduğu bölgeler jeostratejik bir önem kazanmaktadır. Bu bölgeler özellikle petrol ihtiyacı fazla olan ülkelerin ilgisini üzerlerine çekmektedir. Yeryüzünde ise petrol, ağırlıklı olarak Ortadoğu’da yer almaktadır. Petrol rezervleri, topraklarında bu rezervleri barındıran ülkeler açısından, dış müdahaleler ve şiddetli güç savaşlarının nedenidir. Bununla birlikte, petrol rezervlerini ellerinde bulundurmayan ülkeler için ise petrol alanı enerjinin temini, lojistik güvenliği gibi alanlarda sürdürülebilir dış politikaların üretimi, planlanması, strateji geliştirme anlamına gelmektedir.
Sanayileşmenin başlangıcından itibaren, petrolün dağıtımına ve kontrolüne sahip olan dünya ülkeleri, bu kaynağın sağladığı siyasi ve ekonomik gücün de sahibi olmuşlardır. Petrolün sağladığı bu güç doğrultusunda, devletler kurulmuş, devletler yıkılmış, petrol rezervlerine sahip olan ülkelerin hükümet darbeleri ve yoğun iç savaşlar geçirmelerine sebep olmuştur. Bu bağlamda bakıldığında, günümüzde tüm yeraltı kaynakları, özellikle petrol rezervleri, uluslararası ilişkilerde ve diplomatik süreçlerde belirleyici nitelik taşımaktadır. 19. yüzyıldan itibaren petrolün sanayi alanında baş göstermesi ile birlikte, dünya ülkeleri yoğun bir petrol arayışına girmiştir. Petrol kullanımının yüksek bir ivme ile artması ve bilinen rezervlerin hızla tüketilmesi sonucunda, petrole dayalı üretim süreci dünya sanayi devlerini petrol yataklarının en fazla olduğu bölge olan Ortadoğu’ya yöneltmiştir.
Amerika Birleşik Devletleri, tek başına, dünyada üretilen ham petrolün %25’ini, benzinin %45’ini tüketmektedir. Buna bağlı olarak, tükettiği ham petrolün % 60’ını ithal etmektedir. Günümüzde, Amerika Birleşik Devletleri tarafından ithal edilmekte olan ham petrolün büyük bir kısmı Ortadoğu’dan elde edilmektedir. Bununla birlikte, söz konusu bölgede Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı oluşmakta olan İslamcı politikalar ve bölgede çıkmakta olan çatışmalar nedeniyle, ham petrolün çıkarılması ve ithal edilmesi oldukça riskli bir durum olmaya başlamıştır. Enerji kaynaklarına talep, erişim ve taşıma güvenliği oldukça önem arz eden konulardan biridir. Enerji kaynakları az ve enerji tüketimi fazla olan, sanayileşmesini tamamlamış ülkelerin kaynaklara yönelik talepleri güvenlik konusunun temelini oluşturmaktadır.

Petrol bağımlısı bir ülke niteliği taşımakta olan Amerika Birleşik Devletleri’nin enerji tüketiminin fazla olması ve mevcut kaynaklarına dokunmadan diğer kaynaklara yönelmesindeki tutum saldırgan bir tavır almıştır.

Bu açıdan, Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılmış olan 11 Eylül Saldırısı, bu saldırıyı takip eden Irak Savaşı ve Afganistan’daki iç savaşlar enerji piyasalarında ciddi dalgalanmalara neden olmuştur. Süreç içerisinde gelişmiş olan Amerika Birleşik Devletleri karşıtı İslamcı politikalar ile birlikte, Amerika Birleşik Devletleri’nin İslam karşıtı politikaları tam olarak bu noktada kesişmektedir. Dünyada mevcut bulunan verimli petrol bölgelerinde hâkimiyet kurmak isteyen Amerika Birleşik Devletleri ile petrol rezervlerinin büyük oranına sahip olmakta olan İslam ülkeleri arasında sürekli çıkan şiddetli çatışmalar, Amerika Birleşik Devletleri’ni ve petrol kaynaklarına ihtiyaç duyan diğer ülkeleri petrol ithalinde zor durumda bırakmaktadır.
Elde edilen veya ithal edilen kaynakların, sanayi üretimi yapan ülkelere ulaştırılması sırasında gerçekleşebilecek herhangi bir tehdit veya saldırı ciddi maddi kayıplara sebebiyet vermektedir. Özellikle Ortadoğu bölgesinin çok çeşitli etnik ve kültürel yapısı içerisinde derin ayrışmaların yer alması, bu ülkelerden elde edilen petrol kaynaklarının korunması ve taşınması alanlarında önemli güvenlik önlemlerini gerektirmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nin petrol piyasasında farklı bir yapısı bulunmaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri’nin sahip olduğu topraklarda, küçük de olsa, çok sayıda petrol kuyusu bulunmaktadır. Bu durumun bir sonucu olarak, Amerika Birleşik Devletleri petrol piyasasında birçok petrol üreticileri de bulunmaktadır. Bu çok üreticili yapının oluşmasına etken olan şey, Amerika Birleşik Devletleri “Ele Geçirme Yasası”dır. Amerika Birleşik Devletleri’nin bu yasasına göre, Amerika Birleşik Devletleri vatandaşları, ülkelerinde mülkiyetlerinde olan araziler için, hem toprağın sahibi olmakta hem de sahip oldukları arazinin yeraltı kaynaklarının mülkiyetini elde etmiş olmaktadır. Tüm bunlara bağlı olarak günümüzde Ortadoğu Bölgesinde 3000 adet petrol kuyusu bulunmaktayken Amerika Birleşik Devletleri’nin sahip olduğu petrol kuyularının sayısı, yaklaşık 500.000 adettir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin 1980 yılında 36,5 milyar varillik petrol rezervi bulunmaktaydı.

1995 yılında bu rezervler 29,5 milyar varile kadar düşmüştür. Söz konusu rezervler 2003 yılında ise 29,3 milyar varil olarak ölçülmüştür. Buna bağlı olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin petrol rezervleri her geçen dönem ciddi oranda azalmaktadır. 1980’ten 2005 yılına kadar, rezervlerde %19,7 oranında azalma görülmüştür. Bu ciddi orandaki azalmaya karşılık Amerika Birleşik Devletleri’nin enerji tüketimi de bir o kadar artmaktadır. Bu nedenle petrol rezervlerine sahip olan ülkelere karşı işgalci bir biçimde harekete geçiyor olmasına da bu durum sebep olarak gösterilmektedir.

ABD Petrol Şirketleri Ve Rockefeller

Amerika Birleşik Devletleri’nde 1859 yılında sanayi alanında ilk petrol üretimi Pennsylvania’da gerçekleşmiştir. Petrolün ilk kullanımı aydınlatma alanında olmuştur. Petrol bu dönemde gaz yağı formunda tüketilmiştir. 20. yüzyılda ise içten yanmalı motorlar kullanıma girdikten sonra petrol, ulaşım alanında yakıt formunda tüketilmeye başlanmıştır. Sanayi alanındaki ilk petrol üretiminin yapıldığı dönemde göz önünde bulunan enerji şirketi Standart Oil’dir. John Rockefeller tarafından kurulan bu şirketin 1911’de Amerika Birleşik Devletleri anti-tröst yasalarına uygun hareket etmediği tespit edilmiştir. Bunun üzerine Standart Oil, farklı şirketler olacak şekilde ayrılmıştır. Bu ayrılma sonrasında ise günümüzde en bilinen şirketler, Exxon, Mobil, Chevron ve Amaco olmuştur.
Günümüzde petrol ağırlıklı bir eksende hareket eden enerji piyasasında önemli olan sadece rezervler değildir. Bu rezervlerin tüketiciye güvenli bir şekilde ulaşmasını sağlayacak olan hatların güzergâhları ve bu güzergâhların güvenliğinin süreklileştirilmesi de tüketici tarafta oldukça ciddi bir öneme sahip olmaktadır. Bu sebeple, söz konusu ticaret yollarının ve tüketicilerin güvenliğinin sağlanmış olması gerekmektedir. Petrol taşıma hatlarına, ülke ekonomilerine veya küresel ekonomiye zarar verme amacıyla ya da petrol hırsızlığı amacıyla kasti saldırılar düzenlenebildiği gibi, taşıma hatları bölgenin coğrafik konumundan kaynaklanan doğal afetler nedeniyle de zarar görebilmektedir.
Buna bağlı olarak, uzunluğu kilometrelerle ölçülebilen hatlar üzerinden aktarılan kaynakların güvenliği ve bu güvenliğin sürdürülebilirliği, hem can güvenliği hem ekonomi alanında oldukça önemlidir. Bu hatlarda veya bu hatlar üzerinde taşınan kaynaklarda oluşabilecek herhangi bir problem, petrol tüketicisine büyük bir maddi kayıp olarak yansımakta, petrol fiyatlarında şok dalgaları oluşturmakta ve dolaylı yoldan dünya ekonomisinin dengelerini sarsmaktadır.

ABD Ve Petrol İhtiyacı

Amerika Birleşik Devletleri, dünya ekonomisinde mevcut enerji kaynakları için oldukça fazla mücadele etmektedir. Dünya üzerinde en büyük ekonomiye ve gelişmiş sanayiye sahip olan Amerika Birleşik Devletleri için, enerji kaynakları hayat damarı niteliği taşımaktadır. Bu bağlamda, Amerika Birleşik Devletleri’nin, dünya geneline oranla, oldukça fazla enerji tükettiği anlaşılmaktadır. Buna bağlı olarak Amerika Birleşik Devletleri enerji üretimi, ülke geleceği açısından oldukça büyük bir sorun olmaktadır. Petrol rezervlerine ulaşma ve petrol elde etme alanındaki herhangi bir problemin Amerika Birleşik Devletleri tarafından ulusal güvenliği tehdit edici bir unsur olarak görülmesinin temel nedeni de budur.
Amerika Birleşik Devletleri, dünya üzerinde petrol tüketiminin %25’ini gerçekleştirmektedir. 2006 yılında %54 oranında olan petrol bağımlılık seviyesinin 2025 yılında %70 civarında olması tahmin edilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nin halen günlük 75 milyon varil olan petrol tüketiminin 2010’lu yıllarda 95 milyon varile yükseleceği ve 2020’lerde ise, 115 milyon varil olacağı tahmin edilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde %67,8 oranında petrol tüketimini ulaşım sektöründe gerçekleştirmektedir.
Günümüz Amerikan kültürünün temeli sayılabilecek “Amerika Yaşam Tarzı” içinde otomobil kullanımı oldukça önemli bir yere sahip olmaktadır. Bunun yanı sıra petrol kaynaklı üretim ve ürünler, “Amerikan Yaşam Tarzı”nı, dolayısıyla ülkedeki yerleşik kültürü var eden en önemli etmenlerdir, bugünün Amerikan kültürü bu etmenler üzerinden inşa edilmiştir. Buna bağlı olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin petrol dışında kendine farklı enerji kaynakları arayacak olması, sıradan bir Amerika Birleşik Devletleri vatandaşının da yaşam tarzını temelden değiştirmesi anlamına gelecek olmasıdır. Bu nedenle Amerika Birleşik Devletleri’nin petrole bu nedenle bağımlı olmasının temelinde “Amerikan Yaşam Tarzı”ndan vazgeçemeyecek olması bulunmaktadır.

Petrol tüketiminde Amerika Birleşik Devletleri’nin tüketim davranışları diğer ülkelere göre oldukça farklı bir yapıya sahiptir.

Birçok Amerikalının evinde birden fazla Amerikan otomobilleri bulunmaktadır. Çoğunda da yakıt tüketimi fazla olmayan, büyük motorlu otomobiller mevcuttur. Amerika Birleşik Devletleri’nde şehirleşme yatay şekildedir. Bu durum mesafeler arasındaki uzunluğu ciddi oranda arttırmaktadır. Buna bağlı olarak Amerikalılar için otomobil kullanımı zorunlu hale gelmektedir. Günlük rutin işlerinde, iş ve alışveriş gibi yerlere yürüyerek ya da motorsuz taşıtlarla ulaşımı sağlamak mümkün olmamaktadır. Bununla birlikte Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl ortalama 20 milyon araç satışı gerçekleşmektedir. Aynı zamanda ehliyet sahibi olabilme yaşı 16’dır. Bu da her yıl trafiğe azımsanmayacak oranda kullanıcının girmesi anlamına gelmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde petrol ücretlendirmeleri birçok ülkeye oranla oldukça düşüktür. Petrol fiyatlarındaki bu yapıyı korumak Amerikan hükümetlerinin önceliğidir. Bu duruma sebep olan durum Amerikan yaşam tarzıdır. Petrol fiyatlarında herhangi bir artış yapılması demek bu yaşam tarzını tehlikeye atmak anlamına gelmektedir. Bununla birlikte petrol tüketiminin oldukça fazla olmasının nedeni de yine bu yaşam tarzına bağlı olarak oluşan yüksek oranda petrol tüketimidir. Bu nedenle Amerikan hükümetleri petrol fiyatlarını düşük tutmayı öncelikli hale getirmektedir.
Enerjinin kaynağından tüketiciye ulaştırılmasında transit konumdaki ülkelerin maruz kaldığı siyasî istikrarsızlık, terörizm veya bölgesel risk ve çatışmalar, enerji nakil hatları için kapsamlı güvenlik analizini zorunlu tutmaktadır. Ciddi bir öneme sahip geçiş güzergâhı üzerinde olan Bakü-Ceyhan-Tiflis (BTC) petrol boru hattının güvenliğini sağlamak için, bu hat güzergâhı boyunca, yer alan kasaba ve köylerin arazi şekli, bitki örtüsü, su kaynakları, nüfus yoğunluğu ve etnik yapısı gibi hattı saran coğrafî ve sosyo-politik yapılar göz önünde bulundurularak yapılan risk analizi, bu duruma verilecek örneklerden biridir.

Ortadoğu, iç karışıklığın çoğu zaman şiddetlendiği bir bölgedir.

Petrol rezervlerine sahip ülkelerin ekonomileri için büyük önem arz eden üretim ve ulaştırma sistemleri de bu karışıklıktan nasibini almaktadır. Petrol üretim ve dağıtım tesisleri, ulaştırma için döşenmiş olan boru hatları ve petrol alanındaki çok uluslu şirketler, bölgede yoğun olan terör örgütleri için ilgi çekici bir hedef konumundadır. Bölgede faaliyet gösteren ve güvenlik alanında uzman düzeyde olan bazı kuruluşların verilerine göre, petrol boru hatlarına yönelik yapılan bombalama saldırılarının miktarı yaklaşık olarak yılda iki yüz civarındadır.
Petrol taşımada kullanılan boru hat sistemleri binlerce mil uzunluğundadır. Bu borular dünyanın pek çok istikrarsız bölgesinden geçecek biçimde döşenmiştir. Sadece Suudi Arabistan’da 10.000 mil boru hattı bulunmaktadır. Irak’ta çoğunluğu yerin üzerine döşenmiş olan ve rahatlıkla sabote edilebilecek 4.000 mil boru hattı vardır. Petrol boru hatlarında delik açmak ve hattı işlevsiz hale getirmek basit bir patlayıcı araçla bile gerçekleştirilebilir. Boru hatlarının güvenliğinin sağlanması, bu kadar uzun olmaları nedeniyle oldukça zordur, bu nedenle sık sık hedef alınmaktadır. Özellikle Irak’ta petrolü boru hatlarıyla taşıma çalışmalarının aksamasının nedeni bu sabotajlardır.
Uluslararası enerji politikalarındaki önemli dönüm noktalarından birisi, 1938 yılında Meksika toprakları üzerindeki tüm yabancı petrol şirketlerini millileştirilmesiyle gerçekleşmiştir. Bu gelişmenin ardından Amerika Birleşik Devletleri petrol alımı için Venezüella’ya yönelmiş ve Venezüella ile petrol sahası hakları için “yarı yarıya” olarak da anılmakta olan bir antlaşma yapmıştır. Amerika Birleşik Devletleri ile Venezüella arasındaki bu yeni imtiyaz antlaşması Ortadoğu’da ki devletler ile yabancı petrol şirketleri arasındaki imtiyaz antlaşmalarında değişime neden olmuştur. Ayrıca bu durum ve Ortadoğu’daki jeopolitik dengelerin değişmesine neden olmuştur.

Günümüzde petrol ticareti ciddi oranda dolar ile yapılmaktadır.

Dolar rezerv paradır. Bunun nedeni de petrol ve doğalgaz ticaretlerinin dolar ile gerçekleştirilmesinden kaynaklanmaktadır. Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nin tek süper güç olmasının temelinde de doların kullanım oranı bulunmaktadır. Doların çöküşü Amerika Birleşik Devletleri’nin ekonomisinin çöküşü anlamına gelmektedir. Bu nedenlere bağlı olarak dolar kullanımının devamlılığının sağlanması Amerika Birleşik Devletleri tarafından ciddi önem taşımaktadır. Tüm bunların ışığında, Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu’da gerçekleştirmekte olduğu kültürel, askeri ve siyasi politikalar tekrar gözden geçirildiğinde bu politikaların sadece enerji kaynağı sağlamak olmadığı görülebilmektedir.
Doların rezerv para olma özelliği, Amerika Birleşik Devletleri’nin dünya ekonomisinde üstün konumda olmasını sağlamaktadır. Amerika Birleşik Devletleri, diğer ülkeler ile gerçekleştirdiği alışverişlerde dolar kullanıyor olması ve doları kendi basıyor olması, gerçekleştirdiği satın alma işlerini neredeyse bedavaya gerçekleştirmesini sağlamaktadır. Bununla birlikte diğer ülkeler de satın alma işlemlerinde ya da ülke borçlarında dolar kullandığından dolara ihtiyaç oldukça fazladır. Amerika Birleşik Devletleri’ne ürettikleri zenginlikleri ya da rezervi bulunan kaynakları satarak dolar temin edebilmektedirler. Sonuç olarak, kendi düzenini sürdürmeyi amaçlayan Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi kaynaklarına dokunmadan ve petrol dışında, alternatif enerji kaynaklarına yönelmeden enerji kullanımını devam edebilmesinin yolu Ortadoğu’daki petrol rezervlerinden geçmektedir.

Ortadoğu Ve Petrol Rezervleri

Ortadoğu olarak adlandırılan bölge, Asya, Afrika ve Avrupa kıtaları arasına yayılmış ve yüz ölçümünün büyük bir kısmı Asya’da yer alan oldukça geniş bir coğrafyadır. Üç eski kıtanın birleştiği bölge olarak da düşünülen Ortadoğu, kara ve deniz ulaşımı alanında son derece etkili ve bir noktadadır. Bölgenin yeraltı jeolojik oluşumu, oldukça verimli bir petrol rezervi için uygundur. Yalnızca bu açılardan bakıldığında bile, Ortadoğu bölgesi insanlık için bir bağlantı özelliği taşımaktadır.
Akdeniz ve Arap yarımadası dâhil olmak üzere Afganistan ve Pakistan’a kadar uzanan bölgeye, tarihte, batılı devletler tarafından Ortadoğu adı verilmiştir. Ortadoğu tarihin her döneminde politik, stratejik, ekonomik ve genel ilişkiler yönleriyle dünyanın en önemli bölgesi konumunda olmuştur. Özellikle 1900’lü senelerin başlarında petrolün bulunması ile bölge üzerindeki planların artması mevcut öneminin de üstüne çıkmıştır. Suudi Arabistan ve İran, bölgedeki ihracat kapasitesi ve bulunmakta petrol rezervleri yönünden diğer üretici ve ihracatçılara göre enerji piyasasında en etkili ülkelerdir. 2004 yılında Amerika Birleşik Devletleri tarafından, mevcut petrol rezervleri için işgale uğramış olan Irak, şuan ham petrol üretiminde eski konumunda olamasa bile bölgede yer alan en önemli ihracatçı ülkelerden biri olma potansiyeline sahip olmaktadır.
Günümüze kadar yaşanmış birçok savaşın ve uygulanmış uluslararası politikaların temelinde petrolün olduğu kabul görmektedir. Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı dönemlerinde esas bölge hep Ortadoğu’dur. Bununla birlikte Arap-İsrail Savaşı, İran-Irak Savaşı ve Körfez Savaşları gibi çatışmalar ve savaşlar da aynı bölgede gerçekleşmiştir. Ortadoğu’nun tarih boyunca bu kadar savaşı yaşamış olmasının tek nedeni artık sadece jeopolitik konumu değildir. Günümüzün en değerli hammaddesinin kaynaklarına sahip olması da bu savaşların nedeni olmaya başlamıştır. Sınırları daha da daraltacak olursak endüstri Basra Körfezi’ne bağlıdır.

Ortadoğu devletleri petrol kaynakları açısından zengin olmalarına rağmen ekonomik olarak fazla gelişmemiş devletlerdir.

Kişi başına düşen milli gelire ve toplam milli gelire bakıldığında farklılıklar görülmektedir. Ülkelerin doğal ve nüfus dağılımındaki farklılıklar ekonomilerinde de görülmektedir. Bu farklılık ekonomisi gelişmiş, petrol ihraç eden ülkeler ile petrol fakiri ülkelerden kaynaklanmaktadır. Ortadoğu bölgesinde, Ortadoğu petrol kaynaklarının, dünya petrol rezervleri içindeki payının 1980 yılında %54,3, 1990’da %65,7, 2000 yılında %61,9, 2005 yılında ise %61,8 olduğu görülmektedir. Ortadoğu petrol rezervlerinin dünya petrol rezervleri içindeki payının 1980 yılında itibaren yükseldiği, 2000 yılında 1990’a göre %4 civarında bir düşüş olmasına karşın, 2005 yılında dünya rezervleri içindeki payını koruduğu da görülmektedir.
Günümüz için Ortadoğu dünya petrol rezervlerinin %65,4’üne sahiptir. Bu rezerv 1.047 milyar varildir. Mısır, Cezayir, Libya ve Tunus rezervleri de eklenince toplam rezerv dünya rezervlerinin %69,6’sına ulaşmaktadır. Ortadoğu petrolünün kalitesi oldukça yüksektir. Buna bağlı olarak da maliyeti ucuzdur. Ortadoğu’nun potansiyel rezervleri ise 252.5 milyar varildir. OPEC (Organization of the Petroleum Exporting Countries), 14 Eylül 1960 tarihinde kurulmuştur. Kurucu ülkeler, Bağdat’ta İran, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Venezuella’dır. Bu gelişmekte olan 11 ülkenin başlıca gelir kaynakları petroldür. Petrol politikalarını koordine etme ve birleştirme amacıyla kurulmuş bir uluslararası kuruluştur. Üyeler Cezayir, Endonezya, İran, Irak, Kuveyt, Libya, Nijerya, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Venezuella’dır.

OPEC’in kurulma amacı, petrol üreticisi üyelerin düzenli petrol geliri elde etmelerini sağlamaktır.

Bunun yanında tüketici ülkelerin verimli, ekonomik ve düzenli petrol talebinde bulunmaları sağlamak da vardır. Petrole yatırım yapanların adil bir gelir elde etmelerini sağlamak da OPEC’in kuruluş amaçlarındandır. OPEC’in resmi olarak petrol piyasasını kontrol etme yetkisi bulunmamaktadır. Ancak mevcut gücünü petrol pazar payından almaktadır. OPEC ülkeleri, yeryüzünde bilinden petrol kaynaklarının %79’una sahiptir. Bu oran 891 milyar varile denk gelmektedir. Petrol üretiminin %40’ını, doğalgaz üretiminin ise %17’sini gerçekleştirmektedir. Petrol ihracatının %50’si de bu ülkeler tarafından gerçekleştirilmektedir.

OPEC zaman içerisinde siyasi ve ekonomik bir baskı aracı konumuna getirilmiştir. Bu durum petrole bağımlı ülkeler için de ilave bir uluslararası riski meydana getirmiştir. Petrol üreticisi ülkeler arasındaki uyuşmazlıklar ülkelerin birliklerini risk altına sokmuştur. Petrol üreticisi ülkeler ise birlikte hareket ederek bu gelişmelere tepki göstermeye çalışmışlardır. Suudi Arabistan OPEC liderliğini sürekli olarak elinde tutmaktadır. Suudi Arabistan, ürettiği petrolün %85’ini ihraç etmektedir. Kalan petrolü de iç pazarında sürmektedir. Aynı zamanda Suudi Arabistan, isteğine bağlı olarak petrol üretimini artıma ve buna bağlı olarak petrol fiyatlarına yön verebilme imkânlarına sahiptir. Tüm bunların temelinde Suudi Arabistan’ın yedek üretim kapasitesine sahip olmasıdır. OPEC’in ve OPEC’in statüsü hakkında bahsedilen dört temel görüş Carlton ve Perloff tarafından yazılmış bir makalede geçmektedir.

Bunlar sırasıyla:

 OPEC azami derecede kâr yükselten bir karteldir,
 Suudi Arabistan, hâkim (baskın – dominant) bir taraftır,
 OPEC politik amaçlarını başarmaya, kârını yükseltmekten daha fazla çalışmaktadır,
 Petrol endüstrisi rekabetçidir. Bu yüzdendir ki OPEC bir sosyal kulüpten biraz daha fazla bir şeydir.
İran’ın enerji kaynakları açısından zenginliği, İran’ın dış politikasına da biçim vermiştir. Bundan dolayı da İran bölgenin gücü olmayı kazanmıştır. Enerji kaynaklarına sahip olmanın avantajını kullanabilen İran, en büyük petrol üreticisi olan ülkeler arasında, Suudi Arabistan’ın hemen arkasından gelmiştir. Doğalgaz kaynakları sırasında da Rusya’dan hemen sonra gelen İran, burada da listenin 2. sırasında yer almaktadır. İran’ın petrol ihracındaki oranı %80’dir. Bu durum, Hürmüz Boğazı’nın stratejik konumundaki avantajı lehine çevirebilmesinden kaynaklanmaktadır. Buna bağlı olarak, dünya üzerindeki ham petrol kaynaklarının yarısından fazlasına sahip olan Ortadoğu petrolünün %40’ı da Hürmüz Boğazı’ndan geçerek, dünya çapında petrol pazarına girmektedir. Fakat İran’ın elinde bulundurduğu bu kadar avantaja ve nükleer çalışmalarına rağmen ileri teknolojide dışa bağımlı bir ülkedir. Bu durumda ekonomisi sadece enerji ihracatına bağımlı kalmıştır.
Amerika Birleşik Devletleri’nin petrol kaynaklarının azalıyor olması, rezerv sahibi bölge ve ülkelere yönelik dış politikalarında aktifleşmesine neden olmaktadır. Bu duruma bağlı olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu üzerindeki baskısı da artmaktadır.

ABD Petrol Şirketleri Ortadoğu’da Ne Arıyorlar ?

Ortadoğu, zengin enerji kaynaklarının bulunmasıyla, 20. yüzyıldan itibaren bölgenin enerji kaymaklarına bağımlı tüm ülkelerin, ekonomi politikalarını ve güvenliklerini etkileyen bir konuma gelmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu’ya yönelmesi, Birinci Dünya Savaşı’nı izleyen dönemlerde, petrolün temel enerji kaynağı olarak kullanılmaya başlaması ile artmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu politikası, “bölgenin zengin petrol kaynaklarına serbestçe erişim ve söz sahibi olmaya” yönelik şekillenmiştir. Bölgenin Soğuk Savaş Dönemi, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği – Amerika Birleşik Devletleri rekabeti, Soğuk Savaş Dönemi sonrasında sona ererken, bölgenin tek hâkim gücü Amerika Birleşik Devletleri olmuştur.
Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu politikasında temel neden enerji kaynaklarına olan ihtiyacıdır. Amerika Birleşik Devletleri’nin petrole olan ihtiyacı hayati bir çıkar sorunu olarak adlandırılmaktadır. Bu nedenlere bağlı olarak, bölge enerji kaynaklarının Batıya uygun, güvenli, kesintisiz ve sorunsuz aktarılması Amerika Birleşik Devletleri’nin dış politikadaki önceliğidir. Ortadoğu, ekonomik, sosyal, kültürel ve politik sebeplerle imkân ve zaaflarından kaynaklanan sıcak çatışma potansiyeli olan bir bölgedir. Özellikle 20. yüzyıldan itibaren Amerika Birleşik Devletleri ve Batılı devletler, kurdukları düzenin dışına çıkan bir Ortadoğu ülkesine rahatlıkla müdahale etmektedirler.
Birinci ve ikinci körfez harekâtı, İran-Batı ilişkileri ve bu ilişkilerin yaptırımları göz önünde bulundurulduğu takdirde bölge dışı devletlerin takibine örnek gösterilebilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri devletlerinin başkanlarının değişmesine bakılmaksızın bölgedeki politikalar devamlılığını sürdürmektedir. Bu politikalar, Amerika Birleşik Devletleri’nin sanayideki gücünün devamlılığını sağlayacak olan enerji kaynaklarına sahip olma ve İsrail’i korumaktır.

Amerika Birleşik Devletleri, Birinci Dünya Savaşı’ndan itibaren devam etmekte olan göçler ile Filistin’in işgal ederek kurulmuş olan İsrail Devleti’ni desteklemektedir.

Bununla birlikte petrol rezervlerini kendi kontrolü ve güvenliği alma isteği ve Araplar tarafından karşı karşıya gelmek zorunda olduğu baskın muhalefete karşın bu durum Amerika Birleşik Devletleri için dış politikada sergilemekte olduğu bir çelişkidir. Amerika’da seçilmiş her başkan, bölgede “tarafsız” bir politika izlemeye çalışmıştır. Çünkü Ortadoğu, her zaman, Amerika Birleşik Devletleri için büyük bir sorundur. Buna sebep olan durum hem Arap bölgelerindeki petrol kaynaklarına ihtiyacı hem de Yahudi lobisinden aldığı seçim bağışlarına olan ihtiyaçlarıdır. Amerika Birleşik Devletleri, bölgeye yerleştikten hemen sonra Irak’ı fiilen üç bölgeye ayırmıştır. Buna bağlı olarak Kuzey Irak’ta, pratikte bir Kürt devletinin kurulmasına olanak sağlamıştır. 11 Eylül 2001’de ise “İkiz Kule” saldırısı için Irak’ın yönetiminde olan teröristlerle işbirliği yapmıştır. Bununla birlikte, aynı zamanda, Kuzey Irak’ın elinde Kitle İmha Silahları bulunduğunu iddia etmiştir. Kuzey Irak’ın bu silahları yönetiminde olan teröristlere vereceğini iddia ederek 2003 yılında Irak’ı işgal etmiştir.
Büyük Ortadoğu Projesi’nin, demokratikleşme ve ekonomik kalkınmaya ağırlık verilmesine ilişkin olduğu iddia edilmektedir. Büyük Ortadoğu Projesi’nin Ortadoğu enerji kaynaklarını kontrol altında tutma çabasının yanında, bölgede kendi ekonomik, siyasi ve askeri çıkarlarına yönelik eylemleri ve İsrail’i güvenli bir bölge haline getirme çabası zamanla Büyük Ortadoğu Projesi’ne yönelik kuşkuların oluşmasına ve bu kuşkuların artmasına neden olmuştur. Tüm bu nedenlerle değerlendirildiğinde Büyük Ortadoğu Projesi’nin geçerliliğini yitirdiğini söylemek mümkündür.

Genişletilmiş Ortadoğu Projesi ile Amerika Birleşik Devletleri’nin demokratikleşme söylemlerine destek olacağı düşünülmektedir.

Bu proje ile bölgedeki ülkelerin yeniden yapılanmasının sağlanacağı düşüncesinin yanı sıra ülke halklarının durumlarının da iyileştirileceği varsayılmaktadır. Yine, bu projeye göre bölgedeki ülkelerin halkları hem ekonomi hem de demokratik haklar bakımından iyileştirilecektir. Bu proje aracılığı ile Amerika Birleşik Devletleri, bölgenin doğal kaynaklarını kontrolü altına alırken bir yandan ise ülkelerin rejimlerini, uluslararası platformda ülkelerin imajlarını belirleyecektir. Avrupa Birliği ülkelerinin, Çin’in ve Rusya’nın enerji politikaları Amerika Birleşik Devletleri’nin de çıkarlarını önemli düzeyde etkilemektedir. Bu durum, yeryüzünün en önemli petrol rezervlerini barındıran Ortadoğu ülkeleri üzerindeki rekabeti de aynı oranda etkilemektedir. Bu duruma benzer bir rekabet durumu da Hazar petrolleri, Karadeniz ve Kafkasya’da da görülmektedir. Bu nedenle bu rekabet ortamı Ortadoğu’nun da dünya üzerindeki önemi önemli derecede arttırmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri hegemonyasının sürdürülebilirliği bölge enerji kaynaklarının kontrolüne bağlıdır.
“Ortadoğu devletleri” Amerika Birleşik Devletleri’nin ulusal çıkarları açısından tehdit ve tehlike olarak görülmektedir. Terör faaliyetlerinin de merkezi olarak yine Ortadoğu hedef gösterilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’ne göre küresel dünyada güvenliğin yerel güçler tarafından sağlanması mümkün değildir. Bunun sebebini terörizmin de globalleşmiş olmasıyla açıklamaktadır. Amerika Birleşik Devletleri için güvenliğin sınırı artık denizaşırıdır. Yine, tüm bunlara bağlı olarak da Amerika Birleşik Devletleri, güvenliğini en fazla tehdit eden yer olarak Ortadoğu’yu işaret etmektedir. Amerika Birleşik Devletleri, petrol konusunu “birincil” derecedeki güvenlik algılamaları arasında görmektedir.

Bu nedenle Amerika Birleşik Devletleri, petrol rezervlerine sahip ülkelere uygulayacağı uluslararası politikalarda ülkelerin durumlarına göre oldukça çeşitli stratejiler geliştirmiştir.

Irak’a ambargo uygulamıştır. İran’ı uluslararası sistemden tecrit edilmeye çalışılmıştır. Bunun gibi örnekler bu bağlamda “sopa politikaları” olarak sunulmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri ile eşgüdümlü hareket eden petrol ülkeleri ise çeşitli şekillerde ile ödüllendirilmektedir. Bu nedenle bu ülkelere “havuç stratejisi” uygulanmaktadır.
Ortadoğu, Amerika Birleşik Devletleri’ne göre beklenen istikrara sahip gözükmemektedir. Bununla birlikte hükümetler olmasa da bölge halkları Amerika Birleşik Devletleri karşıtıdırlar. Buna bağlı olarak Amerika Birleşik Devletleri bölgede sürekli askeri güç bulundurmaktadır. Aynı zamanda bu ülkeleri siyasi ve ekonomik bağlamda yeniden yapılandırmaya yönelmektedir. Amerika Birleşik Devletleri için enerji akışının devamlılığını ve enerji kaynaklarının bulunduğu bölgede istikrar ve güvenliği sağlamak bir zorunluluk haline gelmiştir. Dünyada bulunmakta olan petrol rezervlerinin yarısından fazlasına sahip olan Ortadoğu’da yıllardır hâkimiyetini sürdüren Amerika Birleşik Devletleri, bu hâkimiyetin devamlılığını sağlayabilmek adına bölge politikalarını sürekli olarak güncellemektedir. Kimi zaman saldırgan olan bu politikalar, Amerika Birleşik Devletleri’nin uluslararası politikada imajının kötü göründüğü noktada yumuşatılmaktadır. Her ne şekilde olursa olsun bugün Amerika Birleşik Devletleri bölgedeki hâkimiyetini elinde tutmayı başarmaktadır.
Yararlanılan Kaynaklar
Burcu Koçer, ABD’nin Ortadoğu Politikasında Petrolün Yeri Ve Etkileri
Tayyar Arı, Geçmişten Günümüze Ortadoğu: Siyaset, Savaş ve Diplomasi
Ünal Gündoğan, Geçmişten Bugüne İran İslam Devrimi
Daniel Yergin, Petrol, Para ve Güç Çatışmasının Epik Öyküsü
İzzetullah İzzeti, İran ve Bölge Jeopolitiği
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Burcu Koçer’e aittir.
Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.