Ahi Teşkilati'nın Selçuklular Üzerinde Etkileri Ve Moğol İstilasında Ahilerin Mücadelesi

Göçebe Oğuz Türkleri, 11. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Maveraünnehir ve havalisinden İran’a gelip burayı kontrol altına aldıktan sonra Doğu Anadolu’ya kadar gelmişlerdir. Alparslan’ın 1071’de Malazgirt’te Bizans ordusunu bozguna uğratmasının ardından, çok daha evvelinde başlayan Türk göçü hız kazanmıştır. Anadolu’ya göçen Türklerin çoğu atlı göçebedir. Anadolu’nun muhtelif yerlerine farklı boylar yerleşmiştir. Malazgirt Zaferi ile başlayan göç dalgası, Moğolların önlerine kattıkları Türklerin gelmeleriyle daha da hız kazanmıştır. Anadolu’nun Türkleşmesinde Kayı, Eymür, Bayat, Karaevli, İğdir, Yazır, Döğer, Dodurga, Avşar, Kızık, Beğdili, Yüreğir, Yıva, Büğdüz, Kınık gibi Türk boyları büyük rol oynamışlardır. Oğuz boyları, birleşerek federasyon benzeri yapılarla Anadolu’ya yayılmışlardır. Örneğin; Yeniil Türkmenleri Sivas’ın güneyindeki Kangal ilçesi civarında Alacahan, Yellüce, Mancılık gibi alanları mesken tutmuşlardır. Yabaneri olarak da bilinen Halep Türkmenleri de Dulkadırlı Türkmenleriyle birlikte Yeni-il Türkmenlerini oluşturmuştur. Türkmenlerin yaylakları ve kışlakları değişik yerlerde olduğundan, konargöçerlik sayesinde geniş alanlara yayılmışlardır. Yeni-il Türkmenleri yazları Canik, Bozok, Divriği, Çorum, Amasya, Sivas gibi bir alanda yaylamışlar; Antakya ve Şam havalinde kışlamışlardır. Ayrıca Elbistan, Maraş, Kozan ve Kadirli bölgeleriyle kuzeyde Bozok ile Sivas’ı içine alan geniş bir alanda Dulkadırlı Türkmenleri yerleşmişlerdir. Bozok sancağında ise Mamalı Türkmenleri yayılmışlardır. Oldukça geniş bir alanı, Ankara ile Şam arasını içine alan coğrafyada Bozulus Türkmenleri yurt tutmuşlardır. Diyarbakır’da yoğun şekilde yaşayan Bozulus Türkmenleri, Karaman’dan Kütahya’ya kadar uzanmışlardır.
Oğuz’un Üçok koluna mensup Ramazanlı Türkmenleri İskenderun’dan Antalya’ya uzanan Akdeniz kıyılarında yerleşmişler ve buranın fütühatında etkili olmuşlardır. Bunlardan İç-il olarak adlandırılan Türkmen oymağı önce Silifke’ye, Kıbrıs’ın fethinden sonra da Kıbrıs’a nakledilmişlerdir. Çorum ve Tokat’ta Çunkar, Çepni ve İlbeyliler; Konya Ankara, Isparta civarında Kayılar; Halep, Diyarbakır, Humus, Kerkük bölgesinde Döğerler yerleşmişlerdir. Bu toprakları vatan edinmek için Oğuz Türkleri yerleşirken, geçimlerini daha çok hayvancılık ile sağlamışlardır. Anadolu Selçuklu Devleti tam olarak kurulmadan önce Anadolu’da ticaret ve sanat, bir süre için Türk olmayan halkın elinde kalmıştır. Türkistan’dan göçen esnaf ve sanatkârlar da Anadolu
Selçuklu’da Ahi Teşkilatının belkemiğini oluşturmuştur. İkinci büyük göç dalgası ise Moğol istilası dönemine tekabül etmektedir. Moğol kitleleri önlerine kattıkları Türk selini Anadolu’ya doğru sürüklerken Semerkant, Taşkent, Belh ve Merv gibi önemli Türk şehirleri büyük hasar görmüştür. Sadece Merv’den bir defada Anadolu’ya göçen Türklerin sayısının 70 bin olduğu ifade edilmektedir. Çoğunluğunu esnaf ve sanatkârların oluşturduğu Türk toplulukları Anadolu Selçuklu Devleti’ne sığınmışlardır. I. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Türkmen göçleri, Ahi teşkilatının gelişmesini ve Türk fütühatının sağlam temeller üzerine oturmasını sağlamıştır. Bu dönemde, Hamid Bey yönetimindeki farklı Oğuz boylarına mensup Türkmen toplulukları, Antalya ve civarında iskân edilmişlerdir. XVY. Yüzyıla ait tahrir defterlerinde, I. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde yerleşen bu Türklerin kurduğu köyler ve Ahi zaviyeleri tespit edilmiştir. Salur, Dodurga, Yüreğir, Eymür, Afşar, Bayındır, Çavundur ve Kayı köylerinden başka 17 Ahi zaviyesi, 1 Ahi mescidi, 2 Ahi hamamı, 1 Ahi çiftliği, 1 Ahi tekkesi, 4 Debbağ mahallesi kurulmuştur.
I. İzzeddin Keykavus, oldukça zor bir dönemde tahta geçmiştir. Melikler ve emirler itaat etmişlerse de, Moğol istilasının Selçuklu’ya olan olumsuz etkilerini hafifletmek için küçük kardeşi Rükneddin Kılıç Arslan’ı Moğol kağanı Mengü Han’a göndermişse de, Rükneddin Kılıç Arslan Rum ülkesini kardeşinin elinden alabilmek için Mengü Han’dan destek istemiştir. Noyanlardan Elcikta’nın kızıyla evlenen Rükneddin Kılıç Arslan’a Elcikta yardım ettiyse de, I Keykavus kardeşini yenmiş ve bir kaleye hapsetmiştir. Sonradan kaleden kurtulup Moğolların yanına gitmiştir. Böyle olaylı ve çetin bir dönemde tahta geçmesine rağmen, I. Keykavus, otoritesini sağlamlaştırmayı başarabilmiştir. I. İzzeddin Keykavus devrinde Halife Nasır Li-Dinillah Anadolu Selçuklu
sultanına defalarca şalvar ve şed (kuşak) göndermiştir. I. İzzeddin Keykavus ve I. Alâeddin Keykubad tahta geçtiklerinde halifeye cüluslarını bildirmiş ve hediyeler göndermişlerdir. I. İzzeddin Keykavus, tahta geçtiğinde Atabek Mecdeddin-i İshak’ı görevlendirerek, Nasır Di-Dinillah’a elçi olarak göndermiş ve fütüvvet teşkilatına girmek istemiştir. Bir diğer iddiaya göre; Melik Eşref, bir okla turna kuşunu vurduktan sonra, avcı geleneklerine göre onu bol miktarda hediye ve güvendiği bir elçiyle Halife Nasır’a göndermiş ve karşılığında halifelik makamından mücevher işlemeli külah, sarı altın, gemli ve eyerli katırlar almıştır. Bunun üzerine I. Keykavus, Sinop’un fethini halifeye duyurmak için elçi Mecdeddin ile Rumi kumaşlar, atlaslar, Kıbrıs işi kadın giyimleri, iğdişler, çok sayıda kadın ve erkek köle, altından yapılmış eşyalar ve Arap atları göndermiş ve bunların karşılığında halifeden “şalvar” istemiştir. Halife, Selçuklu sultanına bir fütüvvetname ile birlikte kıymetli bir sarık ile derviş cübbesi ve şeriat hükümlerini içeren bir saltanat menşuru, bunlardan başka Hicazi yolcu develeri, Şam ve Hint üretimi kıymetli mallar, ipekli kumaşlar, billur ve akik taşları ve daha birçok hediye göndermiştir. Halifeden şalvar ve şed getiren Selahaddin Sühreverdi için Malatya’dan Konya’ya kadar karşılama törenleri düzenlenmiştir. Söz konusu Fütüvvetname, 608’de Ramazan ayında, (miladi Şubat 1212) yazılmıştır.

İbni Bibi, Sultan I. İzzeddin Keykavus’a gönderilen hediyeler ve Fütüvvetname’nin Sultan’ı çok sevindirdiğini ve motive ettiğini anlatmıştır. Adeta bu olayın tesiriyle ülkede bayındırlık ve refahın arttığını, adaletin sağlandığını ve ülkenin ileri gelenlerinin saltanat sarayına hizmet etmek için yarıştıklarını ifade etmiştir. Ancak I. İzzeddin Keykavus zamanında Kayseri’deki yöneticilerle Ahiler ve Türkmenler arasında bir anlaşmazlık olmuştur. I. Alâeddin Keykubad tahta geçtiğinde bu sorunu halletmiş ve Ahiler ile Türkmenleri himaye etmiştir. Bu sayede Ahilik Anadolu’da devlet desteğiyle rahatça yayılma imkânı bulmuştur. Sultan I. Alâeddin Keykubad döneminde önemli bir ticaret merkezi Kayseri’de kurulan debbağlar pazarının da etkisiyle ticaret sahası genişlemiş ve Kayseri’ye çok yakın olan Sivas da bu durumdan etkilenmiştir. Bu dönemde Konya ve Kayseri ile birlikte en önemli merkezlerden biri olan Sivas’ta da Ahilik altın çağını yaşamıştır. Kayseri-Sivas havalisini etkisi altına alan ve uluslar arası bir fuar niteliğinde olan Yabanlu Pazarı da bölge ekonomisini etkilemiştir. Bu sayede daha da gelişen Kayseri ve Sivas’ta sanatkâr Ahiler zenginleşmişlerdir. Yabanlu Pazarı’nın ilk örneklerine Kırşehir’deki göçebe Türkmenler, Türkmen Pazarı demişlerdir. I. Alâeddin Keykubad’ın emriyle Kayseri’den payitaht Konya’ya göçen Ahi Evren’in uğraşları ile Yabanlu Pazarı geliştirilmiş ve uluslar arası bir statü kazanmıştır. Menâkıb-ı Ahi Evran-ı Veli adlı yazma eserde bu fuarın önemi ve Moğol istilasında nasıl tahrip edildiği anlatılmıştır. Yabanlu Pazarı, Ahilerin ve tüccarların, ürettikleri malları dünya piyasasına sunmalarını sağlayarak, Selçuklu Devleti’nin ekonomisine katkı sağlamıştır. Yabanlu Pazarı, Moğol valisi Samagar Noyan’ın da uğrak yerlerinden biri olmuş ve 1277 yılında Moğol tahakkümü altında bulunan pazara ilişkin, Zekeriya el- Kazvini, “Asaru’l-Bilad ve Ahbaru’l-İbad” adlı eserinde Yabanlu Pazarı’ndan bahsederek şunları söylemiştir:
“Anadolu’da her sene bahar aylarının başında kırk gün süren bir Pazar kurulur. Bu pazara Yabanlu denir. Bu pazara Anadolu’dan ve uzak yerlerden tacirler gelir. Doğulu tacirlerin mallarını Batılı tacirler alırlar. Kuzeyli tacirler Güneylilerin, Güneyli tacirler ise Kuzeylilerin mallarını alırlar. Güzel atlar ve katırlar satılır. Sakallat (bir tür ipekli kumaş) ve atlas gibi değerli kumaşlardan yapılan kıyafetler satılır. Deniz köpeği ve kunduz gibi hayvanların kürkleri de alınıp satılır.”
Sivas’ta Ahilik I. İzzeddin Keykavus döneminde yayılmış olup, XIV. yüzyılın başlarında Sivas’ta etkinliği fazla olan, Ahilerin ileri gelenlerinden Ahi Erzurumi (Erzurumlu Hoca) ve Ahi Emir Ahmed de Sivas’ta Ahilerin etkinliğini arttıran önemli şahsiyetlerdir. I. Alâeddin Keykubad, Ahilik teşkilatının hamisi olmasının yanı sıra fütüvvet libası giymiş olması hasebiyle de bu teşkilata dâhil olmuştur. Abbasi halifesi Nasır Li-dinillah’tan, 1221 yılında gelen armağanlar Şeyh Sühreverdi aracılığıyla Sultan’a ulaştırılmıştır. Hatta Sühreverdi, I. Alâeddin Keykubad’ın izzet ve ikramına mazhar olmuştur. Bunda Şeyh’in, I. Alâeddin Keykubad’ın rüyasına girip saltanatı müjdelemiş olmasının payı büyüktür. Böyle ilginç bir durum nedeniyle, Celaleddin Karatay’ın sarayında misafir edilmiş ve kendisine ihtimam gösterilmiştir. Sultan ertesi gün Şeyh Sühreverdi’yi makamına çağırtarak, getirdiklerini sunmasını istemiş ve böylelikle fütüvvet libasını giymiştir. Bağdat’ta hazırlatılmış olan ve kenarı Halife’nin imamecileri tarafından işlenmiş olan bir imameyi başına koymuştur. Ayrıca adet olduğu üzere Sultan’a hilafet makamından getirilen bir kırbaçla kırk kez vurulmuş, Sultan murassa yularlı ve başlıklı, üzengisi süslenmiş ve altından nalı olan bir atın tırnağını öpmüştür. Nihayet, yine Halife’nin gönderdiği saçı dolu tabakları orada bulunanların üzerine saçmışlar ve bütün bu ritüellerden sonra Sultan fütüvvet kurumuna dâhil olmuştur. Daha sonra Alâeddin Keykubad, bir kafile oluşturarak çetr, nevbet ve sancağıyla gezmeye çıkmış ve düzenlediği şölen sonrasında Emir Celaleddin Karatay ve saray ileri gelenleri de Şeyh’in tarikatına bağlanmışlardır. Böylelikle Sultan ve güvendiği adamları fütüvvet teşkilatına girmişlerdir.

Ahilerin Anadolu Selçuklu döneminde belirgin faaliyetleri Anadolu Selçuklu Devleti’nin altıncı sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev ile kardeşi Tokat meliki Süleyman Şah arasındaki taht mücadelesinde görülmüştür. (1196) Bu döneme dair olaylar İbni Bibi kroniğinde şu şekilde nakledilmiştir: Sultan II. Kılıç Arslan, ölmeden önce tahtını küçük oğlu I. Gıyaseddin Keyhüsrev’e bırakmışsa da, Süleyman Şah kardeşinin hâkimiyetini tanımayarak, Tokat’tan Aksaray’a doğru yola çıktı. Hızlı hareket edip, hükümdar alayının (mevkib-i hümayun) peşinden koşarak yolda kendisine katılmalarını istedi. Aksaray mahrusesine vardığında etrafına çok sayıda sipah (asker) ve uçsuz bucaksız büyüklükte bir leşker (ordu) yığıldı. Civardaki emirler ve meliklerin de gönüllerini alıp, destek kazanmak için onların istekleri doğrultusunda menşurlar yazıp, vaadlerde bulundu. Ordusuyla birlikte Konya’ya giren II. Rükneddin, burada halkın mukavemetiyle karşılaştı. Süleyman Şah bu kuşatmadan dört ay boyunca sonuç alamadı. Bunun en büyük nedeni, aralarında Ahilerin de bulunduğu Konya halkının, şehri büyük bir azim ve kararlılıkla savunmasıydı. Ahiler ve şehrin ileri gelenlerinden bir grup, I. Gıyaseddin Keyhüsrev’e verdikleri sözde duracaklarını ilan ettiler. Diğer yandan başka bir grup ise; iğdişler ve serverleri Melik Rükneddin’e elçi olarak gönderip, uzlaşmayı denediler. Ahilerin arabuluculuğu ile yüklü miktarda nal-baha yani sefer masrafı ödeme teklifinde bulunuldu. Süleyman Şah tarafından reddedilen bu görüşün ardından, üretilen yeni çözüm şekli şöyleydi: Keyhüsrev, Anadolu Selçuklu tahtını ve Konya’yı kardeşine bırakacak ve karşılığında canına kastedilmeyecekti. Konya eşrafı ve Ahiler tarafından bir Ahitname düzenlendi ve imzalandı. Böylelikle Gıyaseddin Keyhüsrev tahttan çekilmiş oluyordu. Bundan anlaşılacağı üzere Ahilik yalnızca bir esnaf teşkilatı değil, devlet yönetiminde de söz sahibi olan bir kurumdur.
Ahiler Anadolu Selçuklu Devleti’nde aynı zamanda devlet törenlerine de katılmışlardır. Her ne kadar devlet teşkilatı içinde yer almasalar da, devlet protokolünde yer alıyorlardı. Anadolu Selçuklu sultanlarının tahta çıkış törenlerinden, biat törenlerine kadar, Ahilerin devlet erkânını destekleme ve bu sembolik katılımlarla devlete sadakatlerini bildirmişlerdir. Örneğin; 1220 yılında Sivas’ta tahta çıkan Sultan I. Alâeddin Keykubad, Kayseri’den Konya’ya giderken, Aksaray’dan itibaren şehir eşrafı, Ahiler ve İğdişlerden oluşan bir grup, muhafız alayı gibi sultana eşlik etmiştir. Yine
içlerinde Ahi babalarının bulunduğu bir grup, Sultan I. Keykubad’ı Obruk’ta karşılamıştır. I. Alâeddin Keykubad, Konya’ya Ahilerin de dâhil olduğu bir güvenlik çemberiyle giriş yapmıştır. Ahiler, sadece sultanların karşılanmasında ve uğurlanmasında değil, yabancı ülkelerden Anadolu Selçuklu’ya gelen elçilerin karşılanması ve uğurlanmasında da söz sahibiydiler ve devlet protokolünde yer alıyorlardı. Mesela, Sultan I. Alâeddin Keykubad, Abbasi Halifesi Nasır Li-dinillah’ın 1220’de kendisine elçi olarak gönderdiği Şeyh Şihabeddin Sühreverdi’yi karşılamak üzere Konya kadılarından, komutanlardan, şeyhlerden, imamlardan, mutasavvıflardan ve Ahilerden oluşan kalabalık bir heyeti görevlendirerek Zincirli mevkiine göndermiştir. Bunlardan anlaşılmaktadır ki, Ahiler Türk devletine bağlı ve devletin bekası için her konuda sultanın yanında yer alan bir sosyal örgüttür.
Ahilerin Moğollara Karşı Tavır ve Tutumları
Sivil bir yapı arz eden Ahi Teşkilatı, siyasi otoritenin sarsıldığı durumlarda yerel otorite birimi görevi görmüştür. XIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bazı devlet adamlarının, kadıların, çeşitli tarikat şeyhleri ve müderrislerin ve zengin tüccarların da Ahi birliklerine dâhil oldukları bilinmektedir. Ahiler Selçuklular devrindeki bazı siyasi uygulamaları benimsemeseler de, Selçuklu’nun bekası için iç ve sınırdaki bölgelerde çıkan kargaşanın giderilmesinde devlet erkânına destek olmuşlardır. I. Alâeddin Keykubad döneminde altın çağını yaşayan Ahi Teşkilatı, Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev devrinde yaşanan bazı olaylar nedeniyle buhranlı bir dönemden geçmiştir. I. Alâeddin Keykubad devrinde Moğollarla ilişkiler güçlenmiştir. Sultan I. Alaeddin, Moğol hanı Oktay Han’a elçi göndererek dostluk kurmuştur. Süryani tarihçi Ebu’l Ferec’e göre; Selçuklu sultanı, Moğol kağanına itaatini arz etmiştir. Oktay Han, ise I. Alâeddin’i davet etmiş ve çok iyi şekilde
ağırlayacağını ve şehirlerinin kendisinde kalacağını bildirmiştir. Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Anadolu Selçuklu Devleti’nin en parlak döneminde başa geçmiştir. Öyle ki; Trabzon Rum İmparatorluğu, Kilikya Ermeni Krallığı ve Eyyubi melikleri Selçuklu’ya tâbi bulunuyordu. Dünyanın en güçlü ordusu ve donanması Türklerin elindeydi. Gürcistan Krallığı ve İznik Rum İmparatorluğu Selçuklular’a yarı tâbi idiler. Fakat vezir Sadeddin Köpek, Baba İshak Olayı ve Moğol istilası Anadolu Selçuklu’nun belini bükmüş, çöküşü hızlandırmıştır. Sadeddin Köpek, Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in genç ve deneyimsiz olmasından istifade ederek, devlet üzerinde kendi erkini kurmak istiyordu. Devlet işlerinde haddinden fazla söz sahibiydi. II. Kılıç Arslan ve II. Rükneddin Süleyman Şah döneminden beri devlet kademelerinde hizmet vermiş olan Şemseddin Altun Aba’yı dahi ortadan kaldırtmıştı. Sadeddin Köpek tarafından yayılan fitneler ve Babai ayaklanmaları nedeniyle Anadolu Selçuklu Devleti zor günler geçiriyordu.

II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Ahi Evren başta olmak üzere bütün Ahilerin ve Türkmenlerin düzeni bozulmuştur. Bu dönemde Ahiler, I. Alâeddin Keykubad’ı zehirleten oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev ve veziri Sadeddin Köpek’e karşı koymuşlardır. Babasının aksine Ahileri sevmeyen II. Keyhüsrev, Sivas subaşısı Hüsameddin Karaca Bey aracılığıyla 1240 yılında veziri Sadeddin Köpek’i hallettikten sonra, Ahiler üzerindeki baskıyı daha da arttırmıştır. Bu dönemde çıkan Babailer isyanı ile Ahiler zor durumda kalmış ve Ahilerin tekke ve zaviyeleri ellerinden alınmıştır. II. Keyhüsrev ve Sadeddin Köpek yönetimine karşı duran, Ahi Evren’in de içinde bulunduğu Ahi zümresi tutuklanmış ve Ahi Evren Konya’da 5 yıl hapis yatmıştır. Bu nedenle Ahilerin bir kısmı Batı Anadolu’ya göçmüştür. Anadolu Selçuklu’nun bu dönemde uğradığı en büyük felaketlerden biri de Kösedağ savaşı olmuştur. (1243) O döneme kadar zaferden zafere koşan Selçuklu ordusu, ilk kez böylesine büyük bir bozgunla karşı karşıya kalmıştır. Moğollarla ilişkilerin bozulması nedeniyle Rumlar, Frenkler, Gürcüler, Ermeniler ve Arapları da içinde barındıran bir ordu kurmuştur. II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in topladığı sipahiler, Kıpçak Türk’ü ve ücretli askerlerden oluşan 80 bin kişilik ordusu, Sivas’ın 80 km doğusundaki Kösedağ mevkiine geldiğinde, 30 bin kişilik Moğol
ordusu da buraya gelerek savaş düzeni aldı. Kösedağ’da otlak ve sulak bir yere ordugâh kurulmasını söyleyen Mühezzibüddin Ali, Beylerbeyi ve Zahirü’d-Devle gibi akıllı insanlar Sultan’a giderek Moğol ordusunun çok cesur olduğunu, savaştan kaçan Moğol askerinin cezasının ölüm olduğunu, dolayısıyla çok çetin bir savaş olacağını söylediler. Fakat II. Gıyaseddin Keyhüsrev, saray dalkavuklarına inanarak bu tavsiyelere önem vermedi. Ertesi gün 20 bin kişilik bir öncü birliği ayrılarak kös, boru ve davul sesleriyle ovaya indi. Moğol ordusu sahte bir geri çekilmeyle yenilmiş süsü verdiler. Moğollar’ı kovalayan Selçuklu ordusu ilerlerken, Moğol kumandan Baycu Noyan hücum emri verdi. Selçuklu öncü kuvvetleri bu hücum neticesinde şehit oldular. II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Moğollar ile başa çıkamayacağını düşünerek Emir Çavlı’ya; “Memleket işlerini senin idarene bırakıyorum” diyerek Tokat’a kaçtı. Selçuklu ordusunun morali bozulmuş ve savaşma isteği kalmamıştı. Böylelikle 3 Temmuz 1243 Cuma günü savaş sona ermiş ve Moğollar Sivas’ı istilaya başlamışlardı.
Kösedağ Savaşı ile Anadolu’da Moğol tahakkümü resmen başlamış olup, bu durum Türkmen halk ve Ahiler için büyük faciaya neden olmuştur. Kösedağ bozgunundan sonra Moğollar ilk önce Sivas’a inmişler, ahaliden canları karşılığında mallarını almışlardır. Şehri aldıktan sonra suru yakmışlar ve halkın elindeki tüm savaş aletlerini yakmışlardır. Moğollar Sivas’tan sonra Kayseri’ye yürümüşler ve burayı da cebren girmişlerdir. Ebu’l Ferec, Moğolların sonraki durağının Malatya olduğundan ve kendi ailesi de dâhil olmak üzere şehrin Hristiyan ahalisinin Halep’e kaçmayı planladığını anlatmış, fakat sonradan babası Papaz Dinosyos ile görüşerek, şehri terk etmekten vazgeçmiştir. Kilisede Müslümanlar ve hristiyanların toplanarak şehri Moğollar ve beraberindeki
Tatarlardan korumaya yemin ettiklerini fakat Moğol zulmünden kurtaramadıklarından bahsetmiştir. Moğollar daha sonra Erzincan’a geçmişlerdir. Bütün bu felaketler yaşanmadan önce, Anadolu toprakları selamet içinde olmuştur. Bu nedenle istiladan önce Ortaçağ Türkiye’si için İbni Batuta “Şefkat Diyarı” demiş ve hiçbir memlekette görmediği refahı, huzur ve düzeni burada gördüğünü söylemiştir. El-Omari de “Türk memleketi, Selçukluların son zamanlarına kadar cennet gibi idi ve orada halk mesud günler yaşıyor idi” ifadesiyle başlayarak Anadolu’nun zenginliğinden, bolluğundan ve ticaret sahasının genişliğinden bahsetmiştir. Bu nedenle Anadolu Türkleri I. Alâeddin Keykubad dönemini “Uluğ Keykubad” adıyla bir saadet devri ve Moğol istilasını da “Baycu Yılı” adıyla bir felaket dönemi saymışlardır. Fakat yine de Ahilerin merkezi otoritenin bozulması sayesinde daha etkili olduklarını savunan tarihçiler de vardır. Claude Cahen, fütüvvet ehlini dizginleyebilecek yerel kuvvetlerin olmaması sayesinde isteklerini belirtebilmişler ve yerel kuvvetlerin rolünü üstlenmişlerdir.
Kösedağ yenilgisinden sonra Sultan Keyhüsrev’in maiyetinde bulunan bazı kişiler, muhalifleri öldürtmek için Akşehir ve Ab-ı Germ rünudlarından bazı kimseleri kullanmıştı. Daha sonra Şemseddin İsfahani, Konya rünudlarını muhaliflerin evlerinde arama yapmaları için göndermiş ve önlem alırken yine onlardan faydalanmıştır. Yine buna benzer bazı detaylar Cimri olayında da vardır. Başkent Konya’daki Ahileri yöneten iki kişi vardır: Ahi Ahmed ve Ahi Ahmedşah. Eflaki, Mevlana’nın düşmanı olduğu için Ahi Ahmed’den pek hoşlanmaz. Bu doğru ise, Ahi Ahmed’in ataları kuvvetle muhtemel Erdebil havalisindendir. Fakat Eflaki Ahi Ahmedşah’a sempati duyar. Halefi Ahi Sıddık da Mevlevilerle iyi ilişkiler içinde olmuştur. 1290-91 olayları Ahilerin bu dönemdeki etkinliğini anlamak için çok önemlidir. Eşrefoğullarının beyi, Sultan Mesud’un kardeşi Siyavuş’u tutuklattığında Konya’da bazı karışıklıklar çıkmış ve Ahiler arasında tutum farklılıkları olmuştur. Bir kısmı şehrin dışındaki evlerinde saklanıp öldürülürken, diğer bir kısmı da Ahi Ahmedşah’a bel bağlamıştır. Ahiler Sultan Mesud serbest kalınca, kardeşi Siyavuş’u, Moğol komutan Kutluca’yı öldürmeye teşvik etmişlerdir. Başkenti ele geçirmek isteyen Karamanlılar ve Germiyanlılara karşı şehri koruyarak Sultan’ın yanında yer almışlardır. 1292 yılında Karamanlıların Ahi katliamına karşı Selçuklu’yu desteklemişlerdir. Cahen’e göre; Ahiler genel olarak Selçuklu taraflısı olsalar da, homojen bir yapıda olmamışlardır. Ahi Evren, Moğol istilası esnasında pek çok müntesibi ve talebesinin Moğollar tarafından öldürülmesi ve Moğolların Kayseri’de Ahi ve Bacı yapılanmalarını yağmalayıp, yakıp yıkmalarının yanı sıra, Türkmen ekolünün de etkisiyle elbette Moğollara muhaliftir.

Ebu’l-Ferec, Moğolların halka verdikleri zarardan bahsederken, Bacı teşkilatı lideri ve Ahi Evren’in hanımı Fatma Bacı’nın Kayseri’de esir alındığını kaydetmiştir. Kirmani Menakıbnamesi’nde yer alan hikâyede, Kösedağ yenilgisinden sonra 1259-1260 yılları arasında Sahib Fahreddin Ali’nin barış için Hülagü Han’dan Fatma Bacı’nın serbest bırakılmasını istediği ve Fatma Bacı’nın yıllarca Moğolların elinde esir kaldıktan sonra kurtulduğu anlatılmaktadır. Bacıyan-ı Rum’un öncüsü olan Fatma Bacı’nın esir alınması, Moğolların Ahilik üzerinde yarattıkları tahribatı özetlemektedir. Moğol istilası sırasında 1245’te zindanda olan Ahi Evren, Celaleddin Karatay’ın emriyle serbest kalmıştır. Askeri ve sosyo-ekonomik açıdan darbe alan Ahiler kısa sürede toparlanarak, faaliyetlerine devam etmişlerdir. Anadolu’da Moğol hâkimiyetinin son dönemlerinde Gazan Han’ın ölümünden sonra Olcaytu döneminde Anadolu umumi valisi olan İrencin Noyan, halka büyük zulümler yapmıştır. Aksarayi, bu devirde Alaiye hanında çıkan bir olaydan söz eder. Hanın iki burcunun Karamanlılar tarafından, o civarların itibarlı beylerinden olan Memreş’e duydukları kin nedeniyle yıkılması üzerine Konya- Aksaray yolunun kapandığını ve yeniden inşası için on bin dirhem harcanmıştır. Hanın yeniden açılması ticaret ve şehir hayatını yeniden canlandırmıştır. Türk emirlerinden İlyas adlı kişi de oraya gelmiş ve İrencin Noyan’a baş kaldırmıştır. İrencin Türk beylerine ve Ahilere rahat vermemiş; Ali Melik Paşa ve kardeşi Ahi Ahmed’in mülkünü kendi adamlarından Şengit Oğlu’na vermiştir. Hatta Şengit Oğlu ile Ali Melik ve Ahi Ahmed arasında savaş boyutuna gelen kavgalar olmuştur. Nihayet Şengit Oğlu Ali Melik ile birlikte Ahi Ahmed, Hoca Yakut, Şerafeddin Hoca Ömer, El-Hac Yusuf, Ferhad Tir-başı gibi tanınmış kişileri otuz adamına öldürtmüş ve mallarını yağmalamıştır. Görülüyor ki, Moğollar Ahilerin ve şehirlerdeki şöhretli kişileri bir şekilde ortadan kaldırarak otorite kurmuş ve mülklerine el koymuşlardır.
Anadolu Selçuklu’nun son dönemlerinde tahta çıkacak sultanların kim olacağına dahi Moğol yönetimi karar vermiştir. Gıyaseddin Mesud bin Keykavus, İlhanlı Argun Han’ın buyruğuyla saltanata aday olmuştur. Bu dönemde Menteşeoğulları Alaiye ve Lazkiye’ye hâkim olmuşlar, Geyhatu ve Hülagü bu sebeple Anadolu’ya gelmiştir. Gıyaseddin Mesud, 1298’de vefat edinceye kadar otorite boşluğu olmuştur. III. Alaeddin Keykubad bin Feramurz’un hükümdarlığı devrinde ise Gazan Han’ın fermanıyla sultan olan III. Alaeddin, bir süre sonra Gazan Han ile düşman olmuş ve ona esir düşmüştür. Böylelikle Anadolu Selçukluları fiilen sona ermiştir. Moğol istilasının Ahi teşkilatı üzerinde meydana getirdiği yıkım, Ahilerin Batı Anadolu’ya, özellikle Denizli-Isparta-Burdur üçgenini kapsayan “Teke Yöresi” ile daha batıdaki Ege bölgesi illerindeki Uç’larda faaliyet göstermelerini sağlamıştır. Türkmen göçleri ile birlikte, Batı Anadolu’da Ahi zaviyeleri yaygınlaşmış, İbni Batuta’nın verdiği bilgilere göre; Anadolu’nun Türkler tarafından vatan edinilen her yerinde Ahiler faaliyet göstermişler ve Moğolların yıktığı Türkmen köyleri, kasabaları ve şehirlerinin yeniden imarı için çalışmışlardır. Ahilerin meşgul oldukları meslek gruplarından Debbağlık, Demircilik ve Dokumacılık gibi meslekler, Orta Anadolu’dan Batı Anadolu’daki Uşak, Kula, Gördes, Bergama gibi yerleşim birimlerine yayılmıştır. Moğol istilası dönemi ve sonrasında Türkmen ahali ve Ahiler, yaşam tarzları ve düşünce sistemleriyle yeni kurumlar meydana getirmişler, Uç’larda yeni köyler ve kasabalar oluşturarak; hamamlar, zaviyeler, camiler ve kervansaraylar inşa etmişlerdir.
Yararlanılan Kaynaklar
Dilara Altaş, Ahi Teşkilatının Anadolu’ya Gelen Türkmenler Üzerindeki Etkileri
Mehmet Ali Hacıgökmen, Selçuklular ve Eratnalılar Zamanında Sivas’ta Ahilerin
Faaliyetleri
Baki Yaşa Altınok, Ahi Evran Veli’nin Kurduğu Yabanlu Pazarı ve Yabanlu Türkmen
Aşireti
Hamdullah Müstevfi-i Kazvini, Tarih-i Güzide
Şakir Turan, Moğolların Anadolu’yu İstilası Sonrası Anadolu’da Türkmen Tarzında
Şekillenme
Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu
Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti
Serpil Koyuncu, Anadolu Selçuklu Dönemi Türk Kültür Hayatı
İsmet Uçma, Bir Sosyal Siyaset Kurumu Olarak Ahilik
Faruk Sümer, Yabanlu Pazarı Selçuklular Devrinde Milletlerarası Büyük Bir Fuar
Adnan Mahiroğulları, Ahiliğin Esasları ve Sivas’ta Ahilik
Yusuf Halaçoğlu, Türkiye’nin Derin Kökleri Osmanlı Kimliği ve Aşiretler
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Dilara Altaş’a aittir.
Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Etiketler

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu