GenelTarih

Ana Hatlarıyla Celali İsyanları

Celali İsyanları Nedir?

Celi İsyanları hakkında bir girizgah yapmamız gerekirse, konuya Safevilerin kuruluş tarihi olan 1501’den sonrasını takip eden yıllara dönerek başlamamız gerekmektedir. Bu bağlamda, bahsettiğimiz yıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nun başında bulunan Yavuz Sultan Selim Han’ın iktidar yıllarına göz atmak, bize bir giriş imkanı tanıyacaktır. I. Selim’in son yıllarında Doğu Anadolu’daki Türkmen kitlelerinde ciddi rahatsızlıklar başlamıştır. Bu sorunun temelinde ise bu bölgedeki Türkmenlerin Osmanlı merkeziyetçi yapısından duydukları huzursuzluk ve tepkisi yer almaktadır. Bir diğer neden ise Osmanlı Devletinin Sünni doktrinli devleti yayma faaliyetlerine verdikleri reaksiyondur. I. Selim’in Safevi etkilerini bastırmak için uyguladığı baskı ve şiddete dayalı politikası bu huzursuzluğu daha da büyütmüştür. 1519 yılında Tokat yakınlarında Safevi vaizlerinden Celal’in kendini mehdi ilan etmesi ve Osmanlı yönetiminden memnun olmayan göçebelerin katılımıyla da büyük bir isyan çıkmış, isyan yeniçeriler tarafından bastırılmıştır. Bundan sonra çıkacak isyanlara da ‘Celali’ adı verilecektir. Hangi amaçla olursa olsun, halk her asiyi Celali olarak görmekteydi, kaynaklar ise asilerin liderlerinin ismini Celali tabiri ile kullanır olmuştur. Celali isyanları makalemizde, sizlere tüm bilgileri aktarıyoruz.

Celali İsyanlarının Nedenleri

Celali İsyanları Öncesi Şia-Alevi Sorunsalı

Alevilik veya tarihsel ismiyle Kızılbaşlığın ortaya çıkışı 14. yüzyıl başları ve 15.yüzyıl sonları Safevi propagandasının ortaya çıktığı döneme paralellik gösterir. Alevilik, sosyo-ekonomik şartlarların etkisiyle oluşmuş, senkretik diğer inanç ve kültürlerden etkilenmiş, kitabi ve sistematik olmayan, şifahi ve mistik- mitolojik bir teoloji olup, simgelerle kendini ifade eder. Şah İsmail heterodoks İslam’da olmayan Hz. Ali kültünü ve buna bağlı kültleri eklemleyerek Alevilik teolojisini oluşturmuştur. İslam öncesi Gök Tanrı Kültü, Hz. Ali kültüne dönüştürülerek Alevilik teolojisinin klasik yapılanmasını meydana getirmiştir. Ocak, Safevi propagandasındaki ideolojik davetin Türkmenler üzerinde etkili olmasını; konargöçer kitleler üzerindeki merkeziyetçi politikalara, vergilere, Alevilik inancındaki Mehdi teolojisine bağlar. Şah İsmail, toplumsal sorunlar ile Safevi söylemini etkili bir propaganda ile yayarak Türkmen kitleleri harekete geçirmiştir. Şah İsmail burada Hz. Ali ve Tanrı olduğunu, onların kendisinde beden bulduğunu iddia etmiştir. Şah İsmail kendisini, Anadolu Selçuklu yönetiminin yaptığı adaletsizliğe ve zulüme karşı olduğunu iddia ederek isyan eden Baba İlyas’a benzetmiş ve kendisinin Baba İlyas gibi bu haksız gidişatı düzeltmek ve adaleti yerine getirmekle görevlendirildiğini, Osmanlı‘da düzeni ve adaleti yerine getireceği söylemini bir propaganda malzemesi olarak kullanmıştır. Şah İsmail, Şiiliğin halk arasında yaygınlaşması için Şii ulemayı fikri sahada da kullanarak halkın inançlarını etkilemeye çalışarak, şiiliği devlet propagandası haline dönüştürdü.

Şah İsmail’in başarısında karizmatik kişiliği, tarikatını askeri nitelikte organize etmesi, oniki imamı simgeleyen oniki dilimli kırmızı başlığı (taç) kendisi ve müritlerine giydirerek hiyerarşik düzeni oluşturması etkili olmuştur. Türkmenlerin askeri, Taciklerin bürokratik örgütlenme yapısını kullanmıştır. Kendisi veya halifeleri aracılığıyla müritlerine seyitlik belgesi vererek onları hem kendine hem de Hz. Ali soyuna bağlayarak seyit ya da dede unvanı vererek, onların otoritelerine kutsallık kazandırmıştır. Müritleri Anadolu’da para toplayıp Şah İsmail’e göndermişlerdir. Bu propaganda ve tehlike sonrası Osmanlı Devleti, topraklarında yaşayan alevi kesimler için Sünni İslam’ın kullandığı ‘Rafizi, Zındık ve Mürtet’ tanımlarını kullanmıştır. Safevi propagandasını özel olarak yetişmiş halife ünvanlı misyonerler yerine getirirken toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmışlardır. Esas toplumsal hedef ise heterodoks kesimlerin bulunduğu Orta Anadolu, Doğu ve Güneydoğu bölgeleri ve Şeyh Bedrettin yanlılarının bulunduğu Rumeli bölgeleriydi. Şah İsmail’in çağrısına Dulkadir Beyi Alaüd Devle Bey adamlarıyla birlikte destek vermiştir. Ayaklanmaları genel olarak alevi kitleleri çıkarmakta iken içlerinde Sünni kırsal kesimden insanların olduğu da görülmüştür. Bu olaylarda kızılbaş halk ile sünni halk çatışması görülmemiş, ayaklanmalar Osmanlı merkezi yönetimini hedef almıştır. Bu dönemde ortaya çıkan tüm isyanları Alevi-Kızılbaş isyanı olarak görmek büyük bir yanılgı olur.

Ana Hatlarıyla Celali İsyanları 2

Konar-göçer Alevi Türkmen zümrelerin isyanlarının karakteristik özelliğinin mehdici-mesiyanik, ihtilalcı hareketler oluşu itici rol oynamıştır, bu bağlamda Celali İsyanlarından farklı özellikler taşır. 1511’de Teke’de Şahkulu, 1512’de Orta Anadolu’da Nur Ali Halife, 1520’de Bozoklu Celal (Şah Veli), 1526-1527’de Orta Anadolu’da Şah Kalender isyanı mehdici özellikler taşımış olup 16. yüzyılın ilk çeyreğinde meydana gelmiş, Osmanlı-Safevi mücadelesinin ilk evrelerini oluşturmuş ve Alevilik ideolojisinin en hareketli dönemini teşkil etmiştir. Safevi propagandasının Osmanlı yönetimine karşı etkili olmasında sosyo-ekonomik rahatsızlıkların da rolü olmuştur. Örneğin, yanlış tımar politikalarından dolayı tımarlı sipahilerinden bazıları Şah Kulu isyanına destek verdi. Yerel yöneticilerin baskıları da diğer etkili unsurlardır. Bozoklu Celal, Şahkulu, Şah Kalender ve Nur Ali Halife isyanlarında Safevi propagandası ile birlikte yukarıda belirttiğimiz unsurlarda etkili olmuştur.

Safevi Devleti’nin propagandalarının artması toplumsal düzenin ciddi şekilde bozulmasına sebebiyet vermiş, buna karşı Osmanlı Devleti isyancı kitlelere karşı baskıyı arttırmıştır. Safevi yanlısı Kalenderileri baskı ve takip altına almasına rağmen Bektaşileri bunun dışında tutmuştur. I. Selim’in 1520 tarihinde ölümü ile yerine oğlu I. Süleyman geçmiştir. I. Süleyman tahta geçtiği esnada askeri, siyasi ve ekonomik olarak muazzam bir gücü miras almıştır. I. Selim’in fetihleri sayesinde I. Süleyman doğuda ve batıda stratejik bir üstünlüğe kavuşmuştur. I. Süleyman babasının uyguladığı baskı yöntemi yerine daha esnek çözümlere başvurmuş ve küskün olan kitleleri kazanmak için çeşitli kanunlar ve reformlar çıkarmıştır. Mali, idari, yönetsel ve hukuki bir takım reformlara giderek halk ile devlet arasındaki uyumu pekiştirmeye çalışmıştır. Bu dönemde Osmanlı Devletinin Avrupa’daki politikası ise çelişkili olmakla birlikte pragmatik koşullara dayalı gerçekçi hedefler sergilemektedir. Bir yandan Habsburglara karşı Protestanları desteklerken, diğer taraftan Katolik Fransızlara destek verilmesi Avrupa’daki gelişmelere uygundur ve devletin temel politikasını oluşturmaktadır. Fransızlara bu dönemde diplomatik amaçlarla verilen kapitülasyonlarda bunun bir parçası olmuştur. 1533 yılında Macaristan üzerinde stratejik hâkimiyet sağlanmış, Akdeniz ve Kuzey Afrika’da da üstünlük kurulmuştur.

I. Süleyman döneminde çıkan ayaklanmalarda, I. Selim dönemindeki ayaklanmalardan farklı olarak Safevi etkisi daha azdır. Bu dönemdeki isyanlarda, Osmanlı tahrir memurlarının haksız uygulamaları, hükümet tarafından gereksiz yere dirlikleri kesilerek zarurete düşen tımarlı sipahilerin isyan edenlere katılmaları etkili olmuştur. 1527 senesinde Mohaç Seferi sırasında başlayan Sülün Koca ile Zünnunoğlu ayaklanmaları bu durumun ilk örnekleridir.

I. Süleyman’ın saltanatının ilk yıllarında çıkan dini eğilimli isyanlarla birlikte, Safevi tahriki ve yerel yöneticilerin mali uygulamalarından şikayetçi olanlar, bir bölüm Türkmen grupları da devlet için tehlikeli bir hal almışlardı. Ferhad Paşa’nın denetim kurma çabalarından ve Safevi Şahı Tahmasp’ın propagandalarından hoşnutsuz kesimlerin tepkisi günden güne artmaktaydı. Bu dönemde devlet yönetimine devşirmelerin egemen olmasından Türk soylu sınıf rahatsız olarak Anadolu’ya dönmüştür. Anadolu’da meydana gelen isyanlarda rol alarak, isyanlarda devşirme yönetimine karşı başkaldırılarını ifade etmişlerdir. İlk Celali İsyanı Bozok’ta ortaya çıkmış, buradaki göçmen aşiretler, düzenli tımar sistemi ve vergi sistemine tepki olarak sancak beyine karşı çıkan Baba Zünnun adındaki Safevi propagandacısının söylemlerinden etkilenerek onun 1526 yılındaki isyanına destek vermişlerdir. İsyan bölgedeki Osmanlı yerel unsurları tarafından bastırılmasına rağmen 1527 yılının başında Kilikya ve Orta Anadolu’da bazı Celali isyanları görülmüştür. Alevilik meselesi ile ayaklanan Sülün, Baba Zünnun, Domuz Oğlan, Yekçe (Yenice), Karaisalı cemaatinden Veli Halife büyük tahribe neden olmuşlardır. Safevi etkisi ile ayaklanan Sülün oğlu Hoca, Söklen Boy Beyi Musa ve Zünnun, Bozok, Kayseri, Malatya köylü halkının yoksul durumunu kullanarak isyan etmişlerdir. Memurların halka kötü davranmaları ve ağır vergiler yazmaları olayların büyümesine sebebiyet vermiştir.

Ana Hatlarıyla Celali İsyanları 3

Rafizi tarikatına mensup Domuzoğlan isimli isyancı 1526 senesinde Adana’nın Beredi bucağında isyan etmiş, isyan Adana valisi Piri Bey’e bağlı kuvvetlerce bastırılmıştır. Öte yandan yine Adana sancağına bağlı Karaisalı olan Rafizi cemaatinden Şah Veli tarafından ayaklanma çıkarılmıştır. Bu kişi kendisini Şah’ın halifesi olarak göstermeye çalışmış etrafına adamlar toplamıştır. Tarsus sancak beyi ile mücadeleye girişmiş, ayaklanmayı Adana valisi Piri Bey bastırmıştır. Bu isyancıların önde gelenlerinden olan Kalender Çelebi’nin inançlarına göre Kalenderin babası İskender, İskender’in babası Balım Sultan babası Resul Çelebi, onunda babası Habip Sultandır. O esnada Hacı Bektaş zaviyesinin şeyhiydi. Kalenderi olup müridleri Kalenderilerden yani Işıklardan ve Abdallardandı. Kalender Çelebi büyük bir kitle toplayarak Türkmen göçebeleri ve kentlileri ayaklandırmıştır. I. Süleyman olayda ihmali olanları cezalandırmış ve Türkmen aşiretlerine ayrıcalıklarını tanıdıktan sonra Kalender Çelebi öldürülerek (1527) isyan bastırılmıştır. Aslında Türkmen göçebe aşiretleri Anadolu’da sosyo-ekonomik bunalımın başlangıcı sayılacak evrede tepkilerini ortaya koymuştur. Şüphesiz bunda İran-Osmanlı savaşları, Safevi propagandası, Osmanlı toprak sistemi ve vergi sisteminde meydana gelen değişmelerin büyük etkisi olmuştur.
Kanuni döneminde Osmanlı devleti gücünün zirvesine çıkmış, merkezileşme ve bürokratikleşme devlet kurumlarının, devletin her köşesini kontrol edebileceği bir biçimde gelişmiştir. Merkezileşme, mutlak idare, adalet ve otorite kavramlarıyla yumuşatılmaya çalışılmıştır. Osmanlı Devletinin içerde yaşadığı sorunlar esasen tüm Asya ve Avrupa’yı etkileyen 15. yüzyıl krizi ve sonucunda gerçekleşen Doğu ve Batı arasında yaşanan ekonomik ve askeri değişimlerin sonucudur. Tarih arşivi bu yazıda Ana Hatlarıyla Celali İsyanları’nı inceliyor…

I. Süleyman’ın vergi oranları yükseltmek amacıyla yaptığı arazi tahrirleri, çiftçi (raiiyyet) ayaklanmalarına öncülük eden Şeyh Celal, Baba Zünnun, Süklün Koca, Kalender, Seydi gibi şahıslar genel olarak Alevi Türkmen göçebelerin dini duygularını kullanarak köylüyü isyana teşvik etmişlerdi. Ayaklanmaların ortaya çıktığı coğrafya ve ayaklanmalara destek veren halk kitlelerinin Alevi-Türkmen olması sebebiyle devlet işleyişine ve devletin yapısal özellikleri nedeniyle sisteme etki edememesinden dolayı devlet kendi doğasının gerektirdiği özellikleri kullanarak isyanları güç kullanma yoluyla çözmeye çalışmıştır. Oysa daha sonra meydana gelecek olan ve ‘Büyük Celali İsyanları’ olarak adlandırılacak ‘Büyük Celali Kavgası’nın’ öncekilerinden farkı geniş alanlara yayılması, köyden kente hatta büyük merkezlere kadar yayılarak Osmanlı’yı sosyal, ekonomik, siyasi ve itaatsel düzenin zedelenmesine dönemsel olarak büyük etki etmesidir. Toplumsal işleyişin ve siyasal kontrolün aşınmaya başladığı bu dönem beraberinde ilkel bazı olayların ortaya çıkmasına da zemin hazırlamıştır.

16. yüzyılın başından ve 17. yüzyıl başlarına kadar Asya ve Avrupa’da yaşanan krizde 1500’lerde başlayan ve yüzyılın sonuna kadar süren nüfus artışı, ekonomik değişimlerin sonucunda ortaya çıkan fiyat artışları, mevcut idarecilerin otoritelerini kaybetmeleri, siyasi kurumların gerilemesi, değişik şekillerde ortaya çıkan ayaklanmalarda önemli faktörler olmuştur. Benzer şekilde Osmanlı Devletinde 16.yüzyılda kayda değer bir nüfus artışının yaşandığı, toplam nüfusun 30 milyona ulaştığı bilinmektedir. Bu nüfus artışı toplum düzeninde bozulmalara sebep olmuştur. Yeni Dünya’dan (Amerika) gelen gümüşün Osmanlı Devletine girmesiyle akçenin değeri düşmüş ve fiyatlarda dalgalanmalar olmuştur. Öte yandan Devlete giren para içerde kalmayarak İpek yolunu takip ederek İran’a oradan Hindistan’a geçmiş ve ticari dengeyi etkilemiştir. Akçe değer kaybedince ulufeli askerler enflasyonu karşılayacak miktarda maaş talep etmiş, ancak bu talep karşılanmayınca isyan etmişlerdir. 1512-1591 yılları arasında iki kez ayaklanan yeniçeriler 1593 yılında bir kez daha ayaklanmıştır. Akçede yaşanan değer kaybını akçeyi devalue ederek dengeye oturtmaya ve enflasyonu önlemeye çalışan Osmanlı Devleti fiyatlarda yaşanan değişimle ekonomik krize girmiştir. Yeni Dünya’dan gelen gümüşün Osmanlı Devleti’ni Avrupa’dan daha fazla etkilemesinin nedeni nüfus artışına göre mal ve kaynaklara talebin artmasıdır zira Avrupa artan nüfusunu Yeni Dünya’ya kaydırırken Osmanlı Devleti, son teknolojiye sahip Avrupa silahlı ordusuna karşı başarısızdı, yeni topraklar kazanamadığından nüfusuna yeni alanlar ve kaynaklar yaratamamaktaydı. Osmanlı Devleti için gerilemenin başlangıcı teknolojik ve bilimsel yetersizlikle başlamıştır. Yapılan savaşlarda başarılı olunamamış, savaş tekniklerinde yeniliklere gidilmesi için yapılan masraflar ekonomiye daha fazla yük bindirmiştir. Bu giderlere karşılık tek düzenli gelir kaynağı olan köylülere yönelmiş ve köylülere yeni vergiler getirilmiştir. Öte yandan yeni bir kaynak yaratmak üzere sahipsiz sipahi toprakları askeri sınıftan olmayan zengin kimselere satılmıştır. Bu kimseler ise topraklarını köylülere kiralamaya başlamıştır. Kısa dönemde savaş masraflarını karşılamak için yararlı görülen bu yol uzun dönemde ise Osmanlı siyasi ve sosyal sisteminin çöküşüne neden olmuştur. Yaşanan savaşlarla nüfusun azalması da vergilendirecek kişi sayısını azaltmıştır, ülkenin hem para kaynakları hem de insan ve ürün kaynaklarında büyük azalma olmuştur. Gitgide artan ticari ürünlerin Osmanlı Devletine girişi ile yerel üretim azalmış ve hammadde satışı artmıştır. Provizyonist sistem dolayısıyla Osmanlı ihracatı kontrol ederken ithalatı kontrol edememiştir. Devlet kendi tüccarına yönelik politikalar geliştiremediğinden yerel endüstri gerilemiştir. Taşradaki elit grupları kendine bağlı hale getirmeye çalışan devlet aralarındaki rekabeti artırarak bu grupların bölünmesine yol açmıştır. Osmanlı Devleti şartlar çevresinde etkinlik ve denetimi sağlamak için bu kesimleri dengeleyici politikalar üretmeye çalışmıştır. Bu durum merkezi yapının zayıfladığı ve devlet içinde yeni unsurların oluştuğunun da kanıtıdır.

Celali İsyanları Öncesi Şehzadelerin Taht Mücadelesi

Osmanlı Devletinde Padişah öldüğü zaman şehzadelerden en büyüğünün Padişah olacağı hususunda bir hüküm bulunmadığı için taht mücadeleleri yaşanmıştır. Bilindiği gibi I. Ahmet ile birlikte en büyük ve reşit olanın tahta geçmesi sistematik-yasal hale gelmiş, I. Ahmet’ten önce tahta çıkacak şehzadelerin birden fazla olması taht mücadelelerin yaşanmasına sebebiyet vermiştir. Cem Sultan ile II. Bayezıd çekişmesi ve I. Selim’in babasını devirmesiyle Şehzade Ahmet’le mücadeleye girmesi bunun göstergesidir. 1558’de Şehzade Bayezıd kardeşi Şehzade Selim’den padişah adaylığını zorla almak için babasına karşı isyan etmiştir. Bayezıd’ın taraftarlarına baktığımızda çift bozan, tımar sipahi, ayan, eşraf, bazı kadı, suhte ve Anadolulu Türkmenler görülmektedir. Yeniçerilerin ise Şehzade Selim’i desteklemelerinin nedeni aylık aldıkları için ekonomik kayıplarının olmasını istememelerindendi. I. Süleyman, Bayezıd’ı davasında hararetli görünce onu Amasya’ya tayin etmiştir. Konumuz açısından taht kavgasının önemli noktası ise isyancı kitleleri harekete geçirerek sosyal, ekonomik ve idari düzenin zedelenmesine sebebiyet vermesidir. Bu isyanda hoşnutsuz kesimlerin içinde bulundukları durumda kurtuluş çaresi olarak bu olayı görmeleri ve destek vermeleri, dönemin sosyal ve ekonomik yapısının bir yansıması olarak ortaya çıkmıştır. Bu olaydan sonra toplum sosyolojisinin ve idari düzeninin artarak yozlaşması toplumun çeşitli unsurlarını gayrimeşru faaliyetlere sürüklemiştir.

Ana Hatlarıyla Celali İsyanları 4

Celali İsyanları Öncesi Suhte Meselesi (1575-1597)

16.yüzyılın ortalarında siyasi ve idari örgütlenme biçimine paralel şekilde toplumsal yapıda da büyük oranda dönüşüm yaşanmıştır. Kentli nüfusa yeni sosyal gruplar eklenmeye başlamıştır. Bunların en önemlileri yerli üretim ve taşıma alanlarında çalışmak için kente gelenler ve medrese öğrencileri idi. Bu dönemde neredeyse her alanda görülen iç ve dış problemlerin en önemlisi şehzade olaylarıydı. 1553’de Şehzade Mustafa’nın öldürülmesi, aynı yıl Şehzade Cihangir’in ölümü ve 1559’da Şehzade Bayezıd’ın isyanı gibi olaylar İmparatorluk bünyesinde derin izler bıraktı. Bu olaylar devleti bunalıma sürüklemiş, medreselerin yoğun olduğu bölgelerde öğrenciler isyan haline geçmiştir. Bu dönemde artan nüfusla birlikte köyden kentlere göç başladıysa da bu nüfusa yeni imkânlar sunacak alanlar yoktu, 1572 tarihli bir fermanda işsiz-güçsüz kişilerin Kıbrıs’a sürgün edilmeleri emredilerek işsizliğe ve sorunlara çözüm bulunmaya çalışılmıştır. Dinamik ve genç nüfusun istediği statüyü sağlayacak bir ortam yoktu, bunlardan medrese önüne gelenlere Suhte ya da Levent denilmiştir. Medreseler hem eğitim imkânı, hem barınma ve beslenme imkânı sağladığından gençler için oldukça cazipti. Geçimini zor sağlamakta olan aileler çocuklarını medreselere göndermeyi tercih ediyordu. Medreselerin masrafları vakıflarca karşılanmaktaydı. Döneme ait tahrir defterlerinden yüzyılın başından sonuna medrese talebelerinin sayısındaki artışı ortaya koymuştur.

Gençlerin bir kısmı okumaktan ziyade sığınmak amacıyla medreselere gelmekteydi ve giderek ihtiyacın üzerinde öğrenci birikti, huzursuzluk ve kargaşa ortamı ortaya çıktı. Medreselerde dayanışma ruhu oluşturarak gruplar halinde köyleri basmaya, çeşitli ahlaksızlıklar yapmaya, köylelerin kız ve erkek çocuklarını köy meclisine getirerek alem yaptıkları, halkın kendilerine karşı koyması halinde yeniçeri ve sipahi kıyafeti giyerek halktan haraç toplamaya çalışmışlardır. Ulemadan bazı kimselerse bunları gizli veya açık destekliyor, bazense softalar Celalilere katılıyordu.

Belirli bir kapasitesi olan Medreseler tüm talepleri karşılayamadığından medrese önlerinde toplanan ve medreselerden içeri alınmayan talebelerin bir araya gelerek etrafa zarar vermeye başlamaları doğal olarak tepkilere sebep olmuştur. Halk payitahta mektuplar ya da adamlar göndererek şikâyetlerini iletmiştir. Merkezi idarenin etkisini yitirdiği ve bozuklukların ortaya çıktığı durumlarda reayayı resmi görevlilere karşı korumak ve yasal güvence sağlamak amacıyla padişah hükümleri, adaletnameler yayınlanmıştır. 1574 yılında III. Murad’ın tahta geçmesiyle devletin iç politikasında değişmeler meydana gelmiştir. Sokullu karşıtı bir grup onun politikalarını etkisiz hale getirmiştir. III. Murad’dan önceki devlet politikasına göre, genelde eşkıya ve suhte isyanları şiddet ve baskı kullanarak çözülmeye çalışılmıştır. III. Murad, medrese öğrencilerini memnun etmek için 1576’da çıkardığı bir hükümle ‘Danişmend’ seçiminde hakkaniyete uygun davranılması gerektiğini belirtmiştir. Bu dönemde iltimas ve adam kayırmanın yoğun olması ve kurallara aykırı alımlar olduğu için böyle bir hüküm yayınlanarak suhte meselesi çözülmeye çalışılmıştır; ancak İstanbul suhteleri dışındakilerin sorunu çözülememiş ve suhteler hakkında verilen bütün olumlu çalışmalar İstanbul’daki suhtelerin menfaati yolunda çözülür olmuştur. Suhte meselesi çözülemediği için Anadolu’nun birçok yerinde (Canik, Amasya, Ankara, Bolu, Manisa vs.) isyanlar çıkmıştır. Anadolu beylerbeyinin, vilayetinin suhteleri hakkında yollamış olduğu arzlarda suhtelerin ok, yay kullandığı ve fesat çıkarmaya hazırlandıkları, diğer vilayetlerde ise cinayet, hırsızlık ve gasp yaptıkları anlatılıyordu. Suhteler bu suçları işlerken, resmi görevlilerinde onlarla işbirliği halinde olmaları sorunun daha karmaşık ve çözümünü zorlaştırmaktaydı. İran seferleri başladığında karışıklığın ciddiyeti daha önemli bir hal almıştır. Suhtelere karşı halkın ve tımar sipahinin önlem alması tavsiye ediliyor ve il erleri oluşturularak hükümete yardım edilmesi emir olunuyordu. Ancak bu yöntemler suhtelerin örgütlenmesine engel olmadı. Bir diğer problemse kadılarla ehli örf arasındaki çekişmenin problemi daha da büyütmesidir. Kadılar suhtelere destek vererek kendi nüfuzlarını koruma ve artırmaya çalışmaktaydılar. 1609 tarihli adaletnamede kadı ve naiblerin voyvodalarla işbirliği yaptığı, suç işledikleri ve daha fazla vergi almak için kişi sayısını da artırdıkları görülür.

Burada asıl önemli olan kanunu uygulama görevi olan kadıların görevi kötüye kullanmaları ve sorunun büyümesinde kadıların da rol üstlenmesidir. Öğrencilere uygulanan baskı ve sertlik olumlu sonuç vermemiş, olaylardaki şiddet daha da artmıştı. Devlet çeşitli isyan merkezlerinden talebe nakiplerini İstanbul’a çağırarak suhtelerden isyandan vazgeçmeleri için çözüm politikaları üretmeye çalıştı. Nakipler suhte isyanları hakkında, suhtelerin kendi hallerinde olduğunu, kimseye zarar vermediklerini ve bazı eşkıya gruplarının suhte adına suç işlediğini ve subaşıların suçsuz suhtelerin canına kast ettiğini, halkında bu olaylardan dolayı çocuklarını medreseye vermediği belirtilmiştir. Hükümet nakiplerle yaptığı görüşme sonucunda 1579 yılında Nişan-ı hümayun yayınlamış ve suhtelerin sorunların çözümü için maddeler halinde kararlar almıştır.

Alınan tedbirler sorununun çözümüne cevap vermemiş, sorunun temeline bakınca ise Anadolu’da atama bekleyen suhtelerce bunun bir karşılığı olmamıştır. Devletin suhteleri affetmesi ve onlarla sözleşmeye gitmesi, suhtelerin kendine olan güvenlerini artırmıştır. Kadılar da hükümetin tavrını suhtelere karşı bir zayıflık olarak okumuş, suhteleri daha da sahiplenmelerine neden olmuştur. Suhteler şiddet ve baskıyı artırmış, devlet görevlilerine karşı cinayet işlemeye devam etmişlerdir. Anadolu’nun birçok yerinde olaylar ve sorunlar giderek büyümeye devam etmiştir. Suhtelerin şiddet olaylarını artırması üzerine hükümet eski politikalarına dönerek suhtelerin ‘demleri hederdir’ diye kovuşturma yazısı yayınlamıştır. Şiddet içerikli bu hükümde suhtelere karşı sert davranılması ve devlet görevlilerine suhtelere karşı gereken sertliği göstererek hemen idam edilmeleri gerektiği talimatı verilmiştir. Ayrıca kadılara da meseleye gereken hassasiyet verilmezse ağır cezalar verileceği belirtilmiştir. Suhteler hakkında değişen kararsız politikalar karşısında halkta olaylara müdahil olmakta suhte yakınları da olayın bir parçası haline gelmiştir. Kadıların, ehl-i örf karşıtı tavırları ise olayı ‘zalim’ ehl-i örf’e verilen mücadele olarak algılanmakta, ekonomik bunalım ve ağır vergiler karşısında ise halk çift bozan olarak dağlara, bayırlara gitmekte; levend ve sekban sayılarıda giderek artmaktaydı. Bu dönemde memurlara karşı olan kasabalar ortaya çıkmış, Köroğlu benzeri ilk celali bölükbaşları bu dönemde türemiştir. Diğer taraftan suhtelerin ahlaksız davranışlarına tepki gösteren köylüler, suhteleri köylerine sokmamak için onlarla çatışmaya girmişlerdir.

Hükümet olayların artması ve sert tedbirlerin etkisiz kalması karşısında medreselerde tahsil gören talebelerin kefile bağlanması yöntemini icat etmiştir. Buna göre suhtelerin tahsiline devam edebilmesi için ‘ehl-i namus’tan birini kefil göstermeleri gerekiyordu. Sorunun asıl kaynağı burada ortaya çıkmakta, herkes suhte karşıtı olmadığı için suhtelere bir şekilde destek vermekteydi. Serbest tımar bölgelerinde zabit ve voyvodalar da suhteleri himayelerine almıştı. Sancakbeyleri kadıları suhtelerle işbirliği yapmakla suçlamakta, kadılar ise suhtelerin affı ve iş verilmesi karşılığında suç işlemeyeceklerini ve silahlarını teslim edcekleri taahhüdünde bulundular. Hükümetin teklifinde ise rençberlik ya da başka işlerle meşgul olurlarsa affolunacakları bildiriliyordu. Suhte sorunun temelinde yatan sorun ise eğitimlerine uygun iş verilmemesiydi. Hükümetin kol gücüne dayanan ve onların niteliğine uygun olmayan bu işi tavsiye etmesi, gerçek dışı olduğu için suhtelerden tarafından reddedildi.

İran savaşlarının uzaması hükümet üzerindeki baskıyı iyice artırmış, meselenin çözümü daha da kıymete binmiştir. Levendlerin suhtelerle birlikte hareket etmesi Anadolu’daki kargaşayı daha büyük ve tehlikeli bir yöne sevk etmiştir. Çatışma ve şiddet olayları artmış, birçok insan hayatını kaybetmiştir. Sorunun çözümü için hükümet ile suhte temsilcileri arasındaki sorunların çözümü için ‘kemerbaşları’ oluşturulmuştur. Buna göre herhangi bir suç veya şiddet olayında konuyu araştırıp sonuca bağlamak ‘kemerbaşları’ tarafından halledilmiştir. Hükümet suhteleri affetmiş ve onların sorunların çözümü için 1584 yılında bazı maddeler yayınlamıştır. Hükümet sorunun çözümü için ehl-i örf ile suhtelerin ilişkilerini izole ederek problemi yok edeceğini düşünmüştür. Medreseli öğrencilere sorunun kaynağı olarak vilayet idarecilerinin baskı ve şiddetini göstermişler ve hükümeti buna inandırmışlardır. Ancak olayın temel nedeni suhtelerin nitelikli işsizler olarak eğitimlerine uygun iş bulamamasıdır.

Suhteler yüzyılın sonlarına doğru politikalarını değiştirerek levendlerle birlikte hareket etmeye başlamışlar, kadılara karşı uygunsuz girişimlerde bulunmuşlardır. Mahkemeleri basmaları, kendilerine en büyük destekçilerini kaybetmelerine neden olmuştur. Bu olaydan sonra il erleri, düzenli bölükler meydana getirmiş, diğer taraftan ise suhte isyanları etkisini kaybetmeye başlamıştır. İl erleri ve ehl-i örf karşı karşıya gelmeye başlamıştır. Özellikle 1617 yılında İstanbul dışında Suhtelerin okumaktan men edildiği, imarathane ve sokulmamaları emredilmiştir. Suhte meselesinin çözümü için Saruhan sancağında görevlendirilen Tekeli Mehmet Paşanın sorunu çözmek için yaptığı uygulamaların olumlu sonuçlar verdiği görülmüştür, ancak ülkenin diğer yerlerinde medreselerden yetişen suhte, kadı ve nakiplerin yaptığı kanun dışı eylemlerinin aralıklarla devam ettiği görülmüştür. Örneğin Bigadiç’te 400 adamı ile devlete karşı gelip halkı yağmalayan suhte lideri Mansuroğlu’nun şikayetler üzerine etkisiz hale getirilmesi ile bölgede düzenin sağlanmaya çalışıldığı görülmüştür. Faroqhi, Osmanlı devletinin suhte meselesinde çözüm yöntemini şartlara göre belirlediğini, silah ve baskı yöntemiyle çözmeye çalıştığını ancak bunun yetersiz olduğu durumlarda ise hareketin önderleriyle anlaşarak çözüm yoluna gittiklerini, suhte meselesinin ilerleyen süreçle birlikte inişli çıkışlı olduğunu, suhtelerin taşra medreselerinin gelecek vaad etmemesiyle hareketin zayıfladığını ve kentlere göç ederek ticaret, zanaat yada paralı askerlere katılmaya çalıştıklarını, medreselerinde önemini yitirdiğini belirtir.

Yararlanılan Kaynaklar

Hüseyin Demirtaş, Celali İsyanları Ve Canboladoğlu Ali Paşa İsyanı’nın Karşılaştırılması

Müçteba İlgürel, Celali İsyanları

Tufan Gündüz, Son Kızılbaş Şah İsmail

M. Çağatay Uluçay, XVII. Asırda Saruhan’da Eşkiyalık ve Halk Hareketleri

Mustafa Akdağ, “Celali İsyanlarının Başlaması”, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi dergisi, Sayı:4

Salih Akyel-Zülküf Şimşek, “Klasik Kaynaklara Göre XVI. Yüzyılda Osmanlı Devletinde Meydana Gelen Kızılbaş Ayaklanmaları”, Tarih Okulu Dergisi, Sayı:19

Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı Sufiliğine Bakışlar

Bu çalışmanın tüm hakları, Hüseyin Demirtaş’a aittir.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün