BilimGenelTarih
Trend

Antik Mısır’da Tıp Ve Genel Özellikler

İlkçağ uygarlıkları ile ilgili bilgilerimiz arkeolojik bulgulardan ve yazılı belgelerden sağlanabilmektedir. Dolayısıyla Antik Çağ Mısır Ülkesindeki tıp konusu bu belge ve arkeolojik bulgulardan faydalanılarak bu kısımda anlatılacaktır. Hastalığın tanımlanması ve tedavisi ile ilgili tıbbi papirüslerin incelenmesi, Nil Vadisindeki sağlık sorunları ve hastalık sebeplerini anlamak açısında çok önemli olmuştur. Buna ilaveten C. Bruwier’e göre, Mısırlıların günlük hayatı betimlemede gösterdikleri özen, hastalık kavramının sanatsal tasvirlerini incelemek içinde mükemmel bir fırsat yaratmaktadır. C. Bruwier ayrıca Firavunlar Dönemi tıbbi araştırmalarına katkı sağlayan asıl şeyin, Mısırlıların günümüze hem kemik hem de doku yönünden çok iyi durumda gelmiş bedensel kalıntıları olduğunu ifade etmektedir. Günümüzde kullanılan gelişmiş teknoloji sayesinde, analizi yapılabilen bu kalıntılar, konu hakkındaki bilgilerimizi arttırmıştır.

Tıp konusundaki bilgileri edindiğimiz papirüslerin çoğunda tıp ve sihir iç içe geçmiş durumdadır. Ayrıca Mısır tıbbının dini bir tarafı da vardır. Bu yüzden tıp konusunu irdelerken bu hususları da göz ardı edemeyiz. Mısır kaynaklarında, aynı zamanda rahip de olan doktorlar ve mumyacılar arasında bir ilişkinin olduğu görülmektedir. Hem hastalıkların tedavisi için hem de ölenlerin bedenlerinin korunması için benzer yöntemler uygulandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, Eski Mısır’daki doktorlar cerrahi ve otopsinin yanında, mumyalamadan, inançla tedaviye kadar çeşitli alanlarda faaliyet gösteriyordu. Mumyalama geleneğinin çok yaygın olmasından dolayı, bir mumyacının ölüme yol açan hastalığın nedenlerini araştırması için zaman ayırması muhtemelen mümkün değildi. Cerrahi bilgi ve temel anatomi bilgisi, mumyalama geleneğinden gelmekteydi. Öncellerinin yaptığı dikkatli gözlemler sonucunda, mısırlıların hem dini hem de günlük hayatında tedavi yöntemleri önemli bir yer edinmişti.

Mısırda tıp mesleği özel bir yere sahiptir ancak; dini tedavide bir ana temel olan doğaüstü inanışlar, hastalığın iyileşmesinde etkili olmuştur. Eski Mısır hekimleri mabetlerde yetişirlerdi ve din adamı niteliği taşırlardı. Mısır’da ruhlar ve şeytanlar hastalık nedeniydiler ve bu nedenle çeşitli büyüler kullanırlardı. Ancak sonraları dualar büyülerin yerini almış ve şeytanlar tanrısal dualarla giderilmiştir. Bazı tanrılar bütün hastalıklara karşı bir koruma aracı olmalarına rağmen, bazı tanrılarda özel hastalıkları gidericiydiler. Organizmanın her organı özel bir tanrı ile ilgiliydi ve hastalığı veren tanrı onun tedavisini de yapardı. Bu tanrılar arasında Ra, İsis ve Thoth’u sayabiliriz. Sekhmet ise salgın hastalıkları yapar ve tedavi ederdi. Mısır uygarlığının son devirlerinde görülen sağlık tanrısı İmhotep ise bu tanrıların en önemlisiydi. İmhotep birçok alanda başarılar göstermenin yanında hekim olarakta görev yapmıştır. Sonraları ise tıp tanrısı olarak sembolleştirilmiştir ve tarih sahnesine tarihin ilk hekimlerinden biri olarak geçmiştir. ‘O ki barış ve sükûn içinde geliyor’ manasını taşıyan İmhotep ölümünden sonra uzun yıllar yarı tanrı daha sonrada Hıristiyan dönemine kadar tıp tanrısı olarak kabul görülmüştür. İmhotep bugünkü bilgilerimize göre bir hekim olmanın yanında bir vezir ve mimar olarakta karşımıza çıkmaktadır. İmhotep, İ.Ö. 2980–2900 yılları arasında yaşamış olan Hükümdar Zoser’in vezirliğini yapmıştır. Ayrıca Basamaklı Ehramın planını da İmhotep yapmıştır. İmhotep ölümünden sonra Memphis şehri yakınlarında bir yere defnedilmişsede hala mezarı bulunamamıştır.

Mısır tıbbı hakkındaki bilgileri papirüslerden elde etmekteyiz; ancak papirüs bitkisi dayanıksız olduğu için zamanımıza çok az kaynak kalmıştır. Bu konuda en eski dönemi anlatan papirüs Kahun papirüsü olup bu papirüs zamanımızdan 3000 yıl öncesinin tıbbi bilgilerini yansıtmaktadır. Bu papirüste jinekolojiden ve veteriner hekimlikten bahsedilir. Smith papirüsü cerrahi bilgilerden söz eder, ayrıca Smith papirüsünün bir yerinde hekimin beyine kadar işleyen bir yaralanma ile ilgili şaşırtıcı gözlemi anlatılmaktadır. Burada beyin zarı, beyin-omurilik sıvısı ve beyin kıvrımları tanıtılmakta, hastanın her iki burun deliğinden kan geleceği ve boynunun sertleşeceği anlatılmaktadır. Ebers papirüsü ise oldukça detaylı tıp bilgileri içermekte ve bir hekimin elinin altında bulunması gerektiği düşünülerek yazıldığından ilk tıp el kitabı olarak anılmaktadır. Büyük Berlin papirüsü ve Hearst papirüsü de Ebers papirüsüne benzemektedirler ancak bu papirüslerin içerikleri genellikle reçeteler olup, çok fazla sihri ve dini formül taşımaktadırlar. Büyük ve Küçük Berlin papirüslerinde obstetrik alana ait bilgilerde mevcuttur. Ayrıca birazda olsa bilgi vermesi açısından önemli bir buluntuda İ.Ö. 2500’de yaşamış bir kraliçenin ecza dolabında bulunan malzemelerdir. Bu dolapta birçok ilâç vazoları, kasıklar, kurumuş ilâç ve otlar bulunmuştur.

Demirhan’a göre, zaman bakımından daha sonra yazılan papirüsler daha fazla sihirli ve büyülü bilgiler içermektedir. Buradan da Mısır tıbbının rasyonel bir tarzda başladığını ancak daha sonradan yani mısır uygarlığının zayıflamaya başlamasıyla sihri bir özelliğe büründüğü manasını çıkartabiliriz. Bu papirüslerin tıp alanında en çok bilgi verenleri şüphesiz Edwin Smith Papirüsü ve Ebers Papirüsüdür. Bu papirüslerde hem hastalıklarla ilgili bilgiler, hem de hastaların vaka geçmişleri yazılıdır. Her iki papirüste da hastalık vakası A. Demirhan’a göre şöyle tanımlanmaktadır:

• Şarta bağlı tanı
• Hastanın nasıl muayene edileceği ve tanı belirtilerinin nasıl saptanacağı hakkındaki bilgiler
• Hastalığın tanısı ve seyri
• Manipülasyon, ilaçlar, sihri formüller ve dualar gibi gerekli tedavi önlemlerinin endikasyonu.

Bu verdiğimiz tanıma ait örnek Edwin Smith papirüsünde açıkça görülmektedir: “Boyun vertebrası çıkığı ile ilgili bilgiler: Eğer boyun vertebrası çıkığı olan bir hastayı muayene edersen, kollarında ve bacaklarında duyarsızlık vardır, gözleri kanlıdır. Böyle bir hastalığı şöyle tanımlaman gerekir. Kollarında ve bacaklarında duyarsızlık olduğu ve sperm damlattığı için bir hastada omuz vertebrası çıkığı vardır. Bu hastalık tedavi edilemeyen bir hastalıktır.”

Mısırlılarda cerrahi aslında vücudu açacak kadar ilerlememiştir; buna rağmen sünnet ve boyun etrafında bazı ameliyatlar yapılabilmekteydi. Sünnet ise mısırlılarda mecburiydi ve Ebers’e göre 14 yaşında yapılmaktaydı. Karnak mabedinde İ.Ö. 1392 senesine ait bir resimde sünnet ameliyatının nasıl yapıldığına ait bilgiler bulunmaktadır. Eski Mısır tıbbının göze çarpan özelliklerinden biri Heredota göre Hekimlikte Mısırlıların aşırı uzmanlaşmış olmalarıdır. Ayrıca tıp alanında koyu bir gelenekçilik söz konusudur. A. Demirhan’a göre; Eski Mısırdan kalan belgelerde üç tip sağlık personelinden bahsedilmektedir:

• Hekimler
• Vücuttan cin çıkaran kişiler
• Nabız dinleyen, damar hastalıklarını tedavi eden cerrahlar.

Bu cerrahlara ‘Sekhmet Rahipleri’ adı da verilmektedir. Bunların dışında halk arasında üstün bir yeri olan ve diğerlerinden daha çok önem verilen tıp mensupları da vardı ki, bunlarda Saray hekimleriydi. C. Bruwier’e göre; Mısırda doktorluk, rahiplik ve büyücülüğün iç içe geçmiş olmasına rağmen, doktor olarak çalışanların özel bir eğitim görmesi gerekmekteydi. Anıt mezarlarla onurlandırılmış bazı ünlü doktorların özel sıfatlara sahip olduğu da görülmektedir: “Doktorların yöneticisi”, “doktorlar üzerinde olan”, “doktorların amiri”, “doktorların başı”, “saray doktorlarının teknesinin şefi” gibi…

Mısır’da diş ve göz doktorundan, gastronomiye kadar her alanda uzman doktor bulunmaktaydı. Kadın doktorlar Mısır’a yabancı değildi. Ayrıca, tapınaklarda kurban edilecek kutsal hayvanlarla ilgilenen veterinerler bile vardı. Mısır doktorları tıp mesleğindeki başarılarından ötürü Mısır dışında da tanınıyorlardı. Hatta bazı yabancı Kral ve Prensler Mısırlı doktorlardan tedavi görüyorlardı.

İkinci Amenofis zamanında bir Suriyeli prens eşi ve hizmetkârlarıyla yanına hediyeler alarak tedavi olmak için Teb şehrine gelmiş ve saray doktoru Nebamon’a başvurmuştur. Sicilyalı Diyotorus ise seyahat ve askeri hareketler esnasında görmüş olduğu Mısır tıbbı için her türlü tedavinin parasız yapıldığını, doktorların toplum ve resmi makamlar tarafından geçimlerinin sağlandığını, mısırlı doktorların geleneklerine bağlı kalmakla yükümlü olduklarını belirtirken bunun aksine davranış gösterip hastalarını öldüren doktorlarında ölüm cezasına çarptırılabildiklerini söylemektedir. Bu durum A. Sayılı’ya göre aslında Mısırlıların kendi tıp bilgilerine büyük değer vermeleri ve itimat göstermelerinden kaynaklanmaktadır. Herodot’a göre mısırda pek çok doktor vardı ve her doktor sadece bir hastalığa bakardı. Buradan mısır doktorlarının uzmanlık alanlarının olduğu sonucuna varabiliriz.

Göz doktoru, diş doktoru, kadın hastalıkları doktoru, anus’un muhafızı veya çobanı gibi unvanlar taşıyan doktorlara Eski Mısırda rastlanmaktadır. Ancak bir doktor bu unvanlardan birkaçına da sahip olabilmekteydi ki Lefebvre’nin yorumuna göre de Uzman doktorlar genel olarak bütün hastalıkları tedavi etmekle bir hastalık grubunun uzmanı da olabiliyorlardı. Mısırlılar doktorlara Sinu demekteydiler. Sinu, mısırlılara göre tedavi işiyle uğraşan mesleği tıp olan kişilere verilen addı. Ayrıca birde Sekhmet rahipleri adıyla anılan din adamları vardı ve bunlarda tıp ve tedavi işiyle meşguldüler. Firavunların sarayında uzmanlaşmış doktorların dışında ayrıca birde saray baş doktoru bulunmaktaydı. Bu çok önemli bir memurluk olup diğer doktorların teşkilatlanması belirli bir kademe alması saray baş doktoru tarafından yapılmaktaydı. Bunu günümüz sağlık bakanlığı gibide düşünebiliriz.
Firavun sarayında olduğu gibi yüksek devlet memurlarının veya makamlarının ve dini müesseselerinde özel doktorları bulunmaktaydı. Buradan da mısırda doktorluk mesleğinin bir devlet memurluğu şekline sokulmuş olduğu sonucunu çıkarabilmekteyiz.

Diodorus’a göre Mısırda doktor yetiştirmek için ‘hayat evi’ adı verilen okullar bulunmaktaydı. Sigerist ise bu okullarda öğretilen konular arasında cerrahinin de olduğunu böylece tıp tahsilinin dini tıp üzerine olmayıp ilmi tıp şeklinde olduğu kanısındadır. Lefebvreye göre ise bu fikir yanlış olup Mısırdaki tıp bilgisi babadan oğula geçmekteydi. Hayat evi adını taşıyan kurumlar ise okul olmayıp ilim, din ve sihre ilişkin kitapların yazıldığı yerlerdi. Mısırda dini ve sihri tedavinin yanında droglarla (ilaçların hazırlanmasında kullanılan, hayvansal ya da bitkisel kökenli, ilk maddelere, ham maddelere, ilaç hammaddelerine verilen isim.) tedaviden de faydalanılmıştır. Tıp papirüslerinde bu drogların miktarları ve hazırlanış ve kullanış şekilleri de verilmiştir. Eski Mısırda kendisinden ilaç yapılan maddeler arasında çeşitli bitkileri, çeşitli maden ve taşları ve hayvanların bazı uzuvlarını sayabiliriz. Örneğin Menfis taşının, vücuttaki hasta kısımlara konulduğunda, ağrı hissettirmeden cerrahi operasyonun kolaylıkla yapılmasını sağladığı metinlerde yer almaktadır.

Eski Mısırın zengin bir ilaç koleksiyonu vardı. Mısır tıbbında tek bir maddeden hazırlanan ilaçlar olduğu gibi, birkaç maddenin karışımıyla hazırlanan ilaçların olduğu da bilinmektedir. İlaç yapımında kullanılan bitkiler arasında anason, kokulu sakız, sarımsak, pırasa, reçine, acı marul, adasoğanı, banotu, hardal, incir, keten tohumu, kişniş, safran, soğan, tarçın ve üzümü sayabiliriz. Obsidiyen’de Mısır’ın yoğun olarak ithal ettiği hammaddelerden biridir. Bu madde de tıp alanında kullanılmıştır.

Mısırda ilaçlar kadar büyülerde önemlidir ve Mısırda ilaç yaparken çeşitli büyü içeren sözler söylendiği bilinir;
‘İsis, Osiris’i kurtardı. Horusu babasını öldüren kardeşi Set’in yaptığı fenalıklardan kurtardı. Ya İsis, efsunların büyük ilâhesi beni kurtar. Fena olan her şeyden kurtar, beni ağrıların ilâhından kurtar, ağrıların ilâhesinden kurtar. Bir ölü erkek (veya kadın) olmaktan kurtar, içime giren fena şeylerden kurtar, senin oğlun Horus’un kurtulduğu gibi kurtar. Çünkü suya girdim, sudan çıktım. Bugünün kapanına düşmedim. Dedim ki çocuk olmuştum, genç olmuştum. Ay güneş dilinle söyle ey İsis beni iltimas et. Güneş dili ile söyler ve iltimas eder. İşte şimdi ben her türlü fenalıktan, fena olan, zalim olan, fenalık yapan her şeyden kurtuldum. Ağrı ilâhından, ağrı ilahesinden, ölüm ilâhesinden bile kurtuldum.’

Ayrıca içerden alınacak ilaçlar içinde bazı sözler söylenmiştir ancak bunlar büyü özelliği taşıyan sözler olduğu için anlaşılır sözler değillerdir. İlk bakışta büyü gibi görünen bazı tedavi yöntemlerinin temelinde olan mantıklı uygulamaları ayırt etmekte mümkündür. Bunun en açık örneği, bazı hastalıklar için kullanılan bitkilerdir. Büyü, şifalı bitkilerin toplanmasında da rol oynamaktaydı. Bitkinin seçimi, tedaviye ihtiyaç duyan organla olan biçim benzerliğine göre yapılırdı. Mısırlıların ölülerini mumyalaması da şüphesiz Mısır Tıbbı içinde yerini almaktadır. Mısırlılar ölülerinin tekrar dirildiklerine ve ruhlarının yeniden dirilme sonrasında cesetlerini kolayca bulmalarına inandıkları için cesetlerinin bozulmamasına özen göstermişler bu yüzdende mumyalama yoluna gitmişlerdir.

Herodotos’un da Mısır tıbbı ile ilgili olarak söylediklerini maddeler halinde yazmak yararlı olacaktır.

• Mısırlılar ketenden kıyafetler giyiyorlar ve bu kıyafetleri yeni yıkanmış temiz olarak giyiyorlar. Bu durum hastalıklara sebep olan mikropların yayılmasına engel olmaktadır.

• Mısırlılar sünnet oluyor ve bunun nedeni olarakta Herodotos temizliklerini göstermekte ve Herodotos’a göre Mısırlılarda temizlik güzellikten önce gelmektedir.

• Herodotos’un verdiği temizlikle alakalı olarak verdiği bilgilerden bir diğeri de, Mısır rahiplerinin günaşırı yukardan aşağıya kazındıklarıdır ki bu sayede rahipler dini görevlerini yerine getirirken bit pire gibi kirli şeylerin üzerlerinde bulunmasının önüne geçmektedirler. Ayrıca bu rahipler gündüzleri ve geceleri iki şer kez soğuk suyla yıkanmaktadırlar. Buda temizliğin mısırda ne kadar önemli bir husus olduğunu göstermektedir.

• Heredotos bakla sebzesinin mısırlılarca ekilmediğini ve bakla yemediklerini söylemekte ve bu duruma sebep olarakta bu sebzenin mısırlılarca temiz sayılmadığını ifade etmektedir.

• Temizlik konusuna önem veren mısırlılar hayvancılıkta ise herodotos’un verdiği bilgilere göre tanrılara temiz kurbanlar sunmaktadırlar ayrıca bu hayvanlardan domuzu ise temiz saymamaktadırlar. Bu hayvana sürtünen bir kişi hemen kendisini temizlemelidir. Hatta bu hayvanları besleyen çobanlar hiçbir tapınağa alınmamakta ve bu çobanlara kız verilmemektedir. Bu işle uğraşa kişiler kız alıp verme işini kendi aralarında yapmaktadırlar.

• Herodotos hekimlik içinde Mısırda birçok hekimin varlığından bahsetmekte ve bu hekimlerin tek bir hastalığa (göz, baş, diş, karın ağrıları, iç hastalıkları) baktıklarından söz etmektedir. Buradan da mısırda hekimlerin belli hastalıklarda uzmanlaştıklarını bir hekimin bütün hastalıklara bakmak yerine kendi uzmanlığı olan hastalığa baktığı sonucunu çıkartabiliriz. Bunun sonucu olarakta, tıp konusu mısırda daha rahat bir gelişme göstermiş olabilir, çünkü hekimler tek bir hastalık alanında uzmanlaştıkları için o alanda ileri seviyelere gitme, alanının hastalıklarıyla daha yakından ilgilenebilme ve bu hastalıkların tedavilerini daha çabuk bulma imkânı bulmuşlardır.

Yararlanılan Kaynaklar

Berat Ceran, Antik Mısır ve Eski Anadolu Uygarlıklarında Tıp

‘‘Paleolitikten Günümüze Obsidiyen’’, Türk Eskiçağ Bilimler Enstitüsü Haberler, Sayı 19

Herodot, Tarih

Süheyl Ünver, Tıp Tarihi

 

*Bu çalışmanın tüm hakları, Berat Ceran’a aittir.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün