20.Yüzyıl Arap – İsrail Savaşları – Filistin Meselesi Sebep ve Sonuçları, Günümüze ve Geleceğe Yönelik Yansımaları

Arap – İsrail Savaşları ve Filistin Meselesi

Orta Doğu, batıda Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Somali, Etiyopya, Sudan ve Mısır’dan başlayarak doğuda Umman Körfezi’ne kadar gelen ve içerisinde Irak, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ile Umman’ı alan, kuzeyde Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini kapsayarak İran, Pakistan ve Afganistan’ı bünyesinde bulunduran ortada Suriye, Lübnan, Ürdün, İsrail ve Filistin’in yer aldığı, güneyde ise Suudi Arabistan’dan Yemen’e kadar uzanan bir coğrafyadır. Ortadoğu, tarihin her döneminde dünyanın merkezi olmuş, sahip olduğu özellikler ve stratejik önemi nedeniyle sürekli bir çekim merkezi konumunda bulunmuştur. Ortadoğu’nun bu durumu bu bölgede savaşların ve egemenlik mücadelelerinin her dönemde yaşanmasına neden olmuştur. 20. yüzyılın başından itibaren de sahip olduğu enerji kaynakları nedeniyle emperyalist devletlerin iştahını kabartmış, onun paylaşılması meselesi de gittikçe önemli bir sorun haline gelmiştir. Özellikle emperyalist devletlerin bu bölgeye egemen olma amacını gerçekleştirmek için araç olarak kullandıkları Yahudilerin Ortadoğu’ya yerleşerek İsrail devletini kurmaları, bölge halkı olan Araplarla aralarında günümüze kadar devam eden savaşların yaşanmasına neden olmuştur. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında Arap-İsrail Savaşları, iki kutuplu dünyanın mücadele alanı haline dönüşmüştür. Bu Arap-Yahudi mücadelesi, modern çağın en uzun kavgasını teşkil etmektedir.

Filistin Meselesini, Arap-İsrail savaşlarını ve devamındaki gelişmeleri incelemek; bugünkü Ortadoğu’yu anlamak,  21. yüzyılda Ortadoğu’yu daha iyi yorumlayıp değerlendirmek ve aynı zamanda geleceğe yönelik daha sağlıklı tahminlerde bulunabilmek demektir.

İlk Arap-İsrail Savaşı’nın (1948) Nedenleri ve Sonuçları

Aslına bakarsak, İsrail-Arap savaşlarının kökenleri, İsrail devletinin kuruluşundan daha öncesine, Arap liderliğinin orada bir Musevi vatanı oluşturulma çabasını engellemeye çalıştığı döneme kadar uzanır. Bu mücadele, henüz o günlerde Filistin olarak tanımayan topraklar Osmanlı İmparatorluğu’na aitken başlamıştır. Bu mücadele, Filistin’de İngiliz mandasının uygulanmaya başlamasından sonra ivme kazanmıştır. 1930-1940’larda Almanya’da Naziler ’in iktidara gelmesiyle birlikte Nazi düşünce ve uygulamalarının diğer ülkelere yayılması durumu kriz haline getirmiştir.

Durgunluk nedeniyle ekonomilerinin çökmesinden sonra eski sığınılacak ülkelerin kapılarının kapanması, Avrupa’nın, daha sonra da Ortadoğu’nun Musevilerine gidecek yer bırakmayacaktı. Beklenmedik Musevi göçmen dalgası, İngilizler açısından çok önemli bir sorundu.

15  Mayıs 1948’de İsrail Devleti’nin kurulması, Orta Doğu’da Arap ülkeleri ve İsrail arasında meydana gelen 1948, 1956, 1967, 1973 savaşlarının başlangıcı oldu. Yaşanan her savaşta İsrail gücüne güç katarak sınırlarını genişletirken Arap ülkeleri bu gidişata dur diyememiştir. Henüz bağımsızlığını yeni sağlamış olan bu devlete karşı Arap ülkeleri birlikte hareket edememiş, İsrail’in varlığını kabul etmek zorunda kalmışlardır. Orta Doğu’yu kana bulayan bu savaşlardan en çok etkilenenler ise, Filistin’in sahibi iken İsrail tarafından mülteci durumuna düşürülen Filistinli Araplar olmuştur.

1948 Arap-İsrail Savaşı, 15 Mayıs 1948 tarihinde Yahudilerin İsrail devletini kurması ile başladı. Bu savaş ile Filistin’deki Arap-Yahudi çatışması devletlerarası bir boyut aldı. İsrail’i doğmadan ölmesi için başlatılan savaş 1948 Aralık ayında Arap güçlerinin hezimeti ile sona erdi. Birinci Dünya Savaşı sonunda Filistin, İngiltere mandasına verilmişti. Fakat sonradan, özellikle de iki savaş arası dönemde, Araplarla Yahudiler arasındaki çatışmalar yüzünden Filistin, İngiltere’nin başına dert oldu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere, Filistin’den yakasını kurtarmak için meseleyi 2 Nisan 1947’de Birleşmiş Milletlere götürdü. ABD ve SSCB’nin 10 Kasım 1947’de Filistin’in taksim edilmesi yönündeki öneriye destek verdiklerini açıklamalarından ve İngiltere’nin 13 Kasımda, Filistin’deki askerlerini kademeli olarak çekerek 14 Mayıs 1948 günü manda yönetimini sona erdireceğini bildirmesinden sonra, 29 Kasım’da BM Genel Kurulunda yapılan oylamada Filistin’in Araplarla Yahudiler arasında taksim edilmesine karar verilmiştir.

BM’in bu taksim kararı Arap dünyasında tepki ile karşılandı. Arap ülkeleri 17 Aralık 1947’de Kahire’de yaptıkları toplantıda, Filistin’in taksimi kararını önlemek için savaşa girme kararı aldılar. İngiltere ise, bu karardan sonra yaptığı açıklamada, 15 Mayıs 1948,’den itibaren Filistin’deki bütün kuvvetlerini çekeceğini ilân etti ve kuvvetlerini çekmeye başladı. 14 Mayıs 1948 tarihinde, Tel-Aviv’de David Ben Gurion başkanlığında toplanan Yahudi Millî Konseyi, İsrail Devleti’ni kurduklarını ilân etti.

İsrail Devleti’nin kuruluş ilânından hemen sonra, Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak orduları 15 Mayıs’tan itibaren İsrail üzerine yürümeye başladı. Böylece birinci Arap-İsrail savaşı başladı. ABD tarafından “de facto” ve SSCB tarafından “de jure’’ olarak kabul edilen İsrail devletinin kurulması ve komşu Arap devletlerinin silahlı müdahalesiyle çatışma resmen uluslararası bir boyut kazandı. Böylece Filistin için mücadele, Arap-İsrail savaşına dönüştü.

1948-1949 Arap-İsrail savaşı, Ortadoğu’nun yapısını değiştiren birtakım sonuçlar doğurdu. Bu savaştan sonra İsrail, Filistin’in %80’ini kontrol etmeye başladı. Savaş yüzünden Filistin’de yaşayan bir milyon kadar Arap yerinden yurdundan oldu ve bir mülteciler sorunu ortaya çıktı. İsrail topraklarında yaşayan, sayıları o dönemin Birleşmiş Milletler kuruluşları tarafından 726.000 olarak tahmin edilen Filistinli Arap savaş sırasında kaçmış, sürülmüş ya da komşu Arap ülkelerine sığınmıştı. Benzeri görülmeyen bir şekilde, ne yerlerine iade edildiler, ne de yeni yerlerine yerleştirildiler, kamplarda tutularak, hem onlar ve hem de onlardan sonraki nesiller daima vatansız mülteci olarak görüldüler. İsrail’e göre bunun adı bu bölgelerden “Arapların transferiydi”. Mülteciler meselesi günümüze kadar çeşitli aşamalardan geçerek bugün bir Filistin meselesi, yani bağımsız bir Filistin devletinin kurulup kurulmaması meselesi hâline gelmiştir.

Savaştan sonra Arap dünyası birbirine girdi. Karşılıklı cinayetler, ihanetler, darbeler yaşandı. Örneğin, Müslüman Kardeşler örgütünün başkanı Hasan el Bennah öldürüldü. Mısır’ın, savaşta en ağır yenilgiye uğrayanlardan olması, Mısır’da monarşinin yani Kral Faruk rejiminin devrilmesine neden oldu. Bu olay Mısır’da, genel olarak da Ortadoğu’da yeni bir dönemi başlattı. Ayrıca bir avuç İsrail ordusu karşısında beş Arap devletinin yenilmesi, Arap dünyasında “Arap milliyetçiliği” hareketini başlattı. Bu fikir ateşini yakan ise Nâsır oldu. Tel Aviv sokaklarında terör estiren Irgün kuvvetleri tasfiye edildi. İsrail düzenli orduya geçti ve giderek askerî ve teknolojik bakımdan güçlendi.

Bu savaş sonucunda barış antlaşması yapılmamış, mevcut durumun geçici olduğu anlamına gelen ateşkes antlaşmaları yapılmıştı. Yani Araplar için bir intikam imkânı vardı. İsrail’ i ortadan kaldırma istekleri, Arap milliyetçiliği ile birleşince, bundan sonraki Arap-İsrail savaşlarının da tohumları atılmış oldu. Ayrıca Sovyet müdahalesinin de önü açılmıştı.

1956 Arap-İsrail Savaşı’nın Nedenleri ve Sonuçları

1956 Arap-İsrail Savaşı’ndan önceki dönemde, dünyanın siyasi durumunda başlıca olaylar şunlardı: Mısır’da General Necip ve arkadaşları 1953 yılında kral Faruk yönetimini devirmişlerdi. 1954 yılında da Cemal Abdül Nasr iktidarı ele geçirdi ve  İngiliz birliklerini kanal bölgesinden çekilmesini ileri sürdü. 29 Ekim 1956’da Mısır’ın Süveyş  kanalını millileştirmesi, kanalla ilgili çıkarları nedeniyle İngiliz ve Fransız’ları yaklaştırdı. Bu ortam içinde Sovyetler Birliği de Orta Avrupa’da Macaristan olaylarına bağlanmıştı. Savaş öncesinde dikkati çeken olaylardan biri, 1948 yılındaki Ateşkes Anlaşmasının gereği olarak oluşturulan 200 km. El Auja tampon bölgesinde kontrol çabaları, yerleşme merkezleri kurulması, su anlaşmazlıkları ortaya çıktı. Filistin’in yerli halkının sorunları sürüp gidiyordu. Bu arada Mısır karakollarına tecavüz olayları ile Gazze Baskını meydana geldi. İkinci Arap-İsrail Çatışması, Sovyetler Birliğini uğraştıran Macaristan olaylarının alevlendiği bir ortamda, İsrail’in inisiyatifi ile 29 Ekim 1956’da başladı.

     Bağdad Paktı’nın imzalanmasıyla ortaya çıkan gelişmeler, kısa süre içinde önemli bir buhrana yol açmıştır. 1945-1954 arasında Mısır’ın İngiltere ile ilişkilerinde temel konuyu teşkil eden Süveyş, 1955 yılında Bağdad Paktı’nın imzalanmasıyla ortaya çıkan ve Mısır’ın Batı’dan uzaklaşmasını hızlandıran gelişmeler sonucu, 1956 yılında uluslararası bir buhranın da nedeni olmuştur. Fransızlar ve İngilizler, 1956’da, daha önce İsrail’le anlaşarak, sözde İsrail ile Mısır’ın arasına girmek için Mısır’a asker gönderdiler. Ancak bunlara karşı oldukça sert tavır takınan ABD ve SSCB çeşitli yollarla bunların Mısır topraklarından çekilmelerini sağladı.

     Süveyş Buhranı, İki Savaş Arası (1919–1939) döneminden beri, Orta Doğu’da başlıca söz sahibi olan iki Batılı ülkenin durumunda önemli bir değişiklik yapmıştır. İngiltere ve Fransa’nın Orta Doğu’dan kesin olarak çekilmelerinde 1956 Süveyş krizi bir dönüm noktası teşkil etmiştir. İngiliz-Fransız hareketinin tarzı Batılılar için kazançtan ziyade kayıp olmuştur. Bu hareket, Asya-Afrika memleketlerinde emperyalizm ve müstemlekecilik endişesinin tekrar uyanmasına sebep olmuştur. Batılı devletlerin İsrail’i destekledikleri kanaati de bu hareket sebebiyle kuvvetlenmiştir. Şimdi, Rusya’nın bu bölgede nüfuzu artmış, Birleşik Amerika dahil olmak üzere Batılıların nüfuzu azalmıştır. Dünyanın iki süper gücü ABD ve SSCB bu savaştan sonra Orta Doğu’da rekabet halinde olmaya başlamıştır. Nasır eskisinden daha fazla kuvvet ve taraftar kazanmıştır.

     1967 Arap-İsrail Savaşı’nın Nedenleri ve Sonuçları

     Bu savaş, kendisinden önceki savaşlardan ve kendisinden sonraki Arap-İsrail savaşından çok farklı bir mahiyette ortaya çıkmıştır. 1948-1949 Arap-İsrail savaşı İsrail’in bir kuruluş savaşıydı. 1956 Süveyş Savaşı ise, Mısır ile Batı’yı karşı karşıya getiren savaş olmuş ve İsrail bir bakıma “yardımcı” veya “yan kuvvet” rolünü oynamıştı. 1967 Arap-İsrail savaşı ise, İsrail ile bütün Arap dünyasını karşı karşıya getiren ve neticeleri bakımından da Orta Doğu’da, etkilerini günümüze kadar devam ettirecek yeni bir dönem açmıştır.

1960-1980 arası Ortadoğu gelişmelerinde, 1967 Arap-İsrail Savaşı bir dönüm noktasıdır. Çünkü bu savaşta İsrail, Araplar karşısında kazandığı kesin zaferler sonucunda topraklarını dört misli genişletmiş, ve bu da Arap-İsrail meselesine çok büyük boyutlar kazandırarak neticelerini günümüze kadar getirmiştir. Bu savaş, İsrail değil Araplar istediği için çıkmıştır. Fakat daha savaşın ilk gününde hezimete uğrayan da onlar olmuştur. Arapların bu savaşın çıkmasını istemelerinde üç önemli sebebinin varlığından bahsedebiliriz: Başkan Nâsır’ın gerek 1948, gerek 1956 savaşının ve her iki savaştaki yenilginin intikamını almaya kararlı olması. Bu, Nasır için bir prestij meselesi idi. Eğer İsrail’i yenecek olursa, intikamını gerçekleştirmekle kalmayacak, aynı zamanda kazandığı prestijle bütün Orta Doğu’ da Mısır’a büyük bir üstünlük sağlamış olacaktı. Bunun da siyasî neticeleri de çok geniş olabilirdi. 1956’dan beri Sovyet Rusya Mısır ve Suriye’yi o kadar silâhlandırmıştı ki, İsrail ile yapılacak bir savaşın neticesinden sadece Mısır ve Suriye değil, Sovyetler de gayet emin görünüyorlardı. Bu sebeple, 1967 Arap-İsrail savaşını Sovyetlerin de tahrik ettiklerini söylemek mümkündür. Bu sırada Amerika’nın Vietnam bataklığına saplanmış olması ve dolayısıyla İsrail’in arkasında yer alamayacağı düşüncesi de mezkur savaşın sebeplerinden sayılabilir.

İsrail’in kimyasal silah kullandığı bu savaşta 20 binden fazla insan hayatını kaybetmiş, on binlerce insan sakat kalmış ve yüzbinlerce insan yerinden edilerek mülteci kamplarında yaşamaya başlamıştır. Savaş sonunda Nasır liderliğindeki Arap milliyetçiliği yerini, Filistin merkezli yeni bir milliyetçi anlayışa bırakırken, kabul edilen 242 sayılı BM kararı ile toprak karşılığı barış prensibi ilk defa gündeme gelmiş ve ateşkes ilan edilmiştir.

6 gün sürdüğü için 6 Gün Savaşı adını alan 1967 Savaşının ilk sonucu, Orta Doğu’nun veya daha belirgin ifadesiyle Arap-İsrail çatışmasının dünyanın en güncel sorunu haline gelmesidir. Haziran 1967 Savaşından bir yıl kadar sonra Vietnam savaşının da barış masasına ulaşmasıyla, dünyanın dikkati tamamen Orta Doğu’ya yönelmiştir. Orta Doğu, âdeta XX. yüzyılın Balkanları hâline gelmiştir. Bir bakıma, Arapların yenilmiş olması SSCB’nin bu ülkeler üzerindeki nüfuzunun artmasını sağlamıştır. Çünkü, yenilmiş bir ülkenin, muzaffer bir ülkeden daha sadık bir müşteri olması doğaldır. Sovyetler Birliği’nin Araplar üzerindeki nüfuzu, Arap-İsrail çatışması sayesinde gittikçe artmıştır. Bu barut fıçısının ortadan kalkması, çok muhtemeldir ki, SSCB’nin Orta Doğudaki durumunu zayıflatacaktır. Arap-İsrail anlaşmazlığı, Arapların Sovyetler Birliği’ne olan bağlılığının varoluş nedenidir. Bu savaş, Sovyetler Birliği’nin Orta Doğu’ya tam anlamıyla girmesi sonucunu doğurmuştur. Bu şekilde Araplar, Batı’ya karşı önemli bir koz elde etmiş bulunmaktadırlar.

Üç yıl önce kurulan, o güne dek Araplar arası siyasetin aracı olan Filistin Kurtuluş Örgütü yeni bir önem kazanmıştır. Filistin Kurtuluş Örgütü tamamen yeni bir rol elde etmiş, İsrail karşısındaki Arap muhalefetinin simgesi gerileyen asker yerine ilerleyen gerilla olunca da giderek uluslararası boyuta erişmiştir.

Arap israil savaşı ve filistin meselesi
Arap israil savaşı ve filistin meselesi

 

1973 Arap-İsrail Savaşı’nın Nedenleri ve Sonuçları

     Daha evvelki savaşlarda hezimete uğrayan Araplar, planlarında bir değişiklik yapmak zorunda kaldılar. 1948, 1956, 1967 savaşlarındaki amaç Yahudileri Filistin’den çıkarmaktı. Fakat 1973’e gelindiğinde bu amaç 1967 Savaşı’nın sonuçlarını bertaraf etmek ve Filistinlilerin haklarının iade edilmesine dönüşmüştü. Bu suretle Arapların prestijinin tamiri ve yükseltilmesi hedefleniyordu. Bu savaşın bir diğer özelliği de, Mısır’ın İsrail karşısında mühim başarılar elde etmesi ve İsrail’e, şimdiye kadar olduğundan daha ağır kayıplar verdirmesidir. 6 Ekim 1973’de başlayan bu savaşa, Müslüman dünyasının Ramazan ayına rastlaması dolayısıyla Ramazan Savaşı ve İsraillilerin çok kutsal bir ayı olan Yom Kippur’a rastlaması dolayısıyla, Yom Kippur Savaşı adı verilmiştir. Fakat genellikle Yom Kippur Savaşı diye adlandırılmaktadır.

1973 Yom Kippur savaşına varan gelişmeler, esasında 1967 savaşını takip eden gelişmelerin devamıydı. 1967 Savaşındaki ağır yenilgi, Arap ülkelerini İsrail’e karşı mücadelelerinde yeni yollar ve yeni taktikler aramaya sevk etti. Bu savaşta Golan tepelerinin kaybedilmesi Suriye’deki her bireyin hayatında derin yaralar açmıştı. Bu stratejik kaybın ötesinde İsrail’in yakın bir tehdit haline gelmesi Şam yönetimini yeni bir hamle yapmaya mecbur bırakıyordu. Arap Zirvesinde yeni taktik ve politikalar tartışılıp kabul edildi. Buna göre, İsrail hiç bir şekilde tanınmayacak, İsrail ile hiç bir şekilde müzakerelere girişilmeyecek ve hiç bir şekilde İsrail ile barış anlaşması yapılmayacak, fakat Filistinlilerin hakları sonuna kadar savunulacaktı. Bu amaçla İsrail’e karşı bir yıpratma savaşı (war of attrition) yürütülecekti.

1973 Savaşı hem bölgeyi hem de dünyayı etkiledi. Savaş esnasında Arap ülkelerinin uygulamış olduğu petrol ambargosu ile petrolün bir silah olarak kullanılabileceği anlaşıldı. Petrolün silah olarak kullanılması da bu planın teoriden uygulamaya geçtiğini gösterdi. İsrail savaş sonunda kazanmış gibi görünse de maddi ve psikolojik açıdan oldukça zarara uğradı. Kurulduğu andan itibaren topraklarını genişleten ve bunun sonucunda 6 kat büyüklükte toprağa sahip olmayı başaran İsrail toprak kazanımın yanında 1.500.000 Arap’ı da bünyesine eklemişti. Genişleyen İsrail, Arap devletleri için tehdit oluşturup Arap milliyetçiliğini körüklese de aslında içerisindeki Arap nüfustan dolayı kendisi de tehdit altındaydı. Yani İsrail güvenilir sınırlara sahipti fakat hiç de güvenilir olmayan bir nüfusa sahip oldu. Tüm bunların yanında savaş sonunda İsrail askeri ve ekonomik açıdan ABD’ye daha bağımlı hale geldi.

Savaşın sona ermesinden sonra Mısır ve İsrail delegeleri daha önce görülmemiş şekilde Kahire’ye 101 km’lik bir mesafede görüşmelere başladı. Görüşmelerin sonunda 11 Kasım 1973’te 6 maddelik bir mütareke anlaşması imzalandı. 11 Kasım 1973’te yapılan bu anlaşma, ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in mekik diplomasisinin ve 1978 Camp David Anlaşmalarına varan sürecin başlangıcını oluşturdu.

Arap-İsrail Savaşlarının Bugüne ve Yarına Yansımaları

     Medeniyetlerin beşiği Ortadoğu, zengin kültürel birikimi, güçlü jeopolitik konumu ve ekonomik potansiyeli ile bölgesel ve küresel aktörlerin çekim alanı olmuştur. I. Dünya Savaşı ve sonrası İngiltere ve Fransa’nın, bölge sınırlarını keyfi olarak çizerek parçalara ayırmaları, bölge içi mücadeleyi beraberinde getirdi. İsrail devletinin ortaya çıkışı ile birlikte yirmi beş yıllık bir süre içinde, Araplarla İsrail arasında dört büyük savaş oldu. Her iki ulus arasındaki bu çatışmaların tarihin derinliklerine kadar inen ideolojik, dinsel, siyasal, sosyal ve ekonomik yönleri vardır.

Bölgede yapılan dört büyük savaş İsrail’in varlığını daha da güçlendirirken Filistin tarafı katliamlara, göçlere ve her alanda mahrumiyetlere maruz kaldı. Uluslararası anlamda İsrail’in

aleyhinde alınan yüzlerce karara rağmen Filistin, dünden daha iyi olamadı. Hemen

her gün birkaç masumun hayatını kaybettiği Filistin’de, hiçbir kararın ve sözde barış anlaşmasının, İsrail’in kanun tanımaz tavırları karşısında şansı görünmemektedir.

İsrail bölgede düzenin ve barışın önündeki en büyük engel olduğunu hemen her

gün gerçekleştirdiği fiili uygulamaları ile ortaya koymaktadır. 1990’larda Madrid Görüşmeleri ve Oslo Barış Süreci ile başlayan arayışları, aslında İsrail’in bölgeyi İleride görmek istediği düzenin ara çözümlemeleri olarak algılayabiliriz. Kanaatimizce İsrail’in bu kadar şımarık olmasının en önemli sebebi ise; siyasi ve ekonomik birlikten yoksun İslam dünyasının dağınık halidir.

Bugün Filistin, İslam dünyasının üzerinde hemen hemen ittifak içerisinde bulunduğu tek konudur. Buna rağmen İslam dünyası ne Soğuk Savaş döneminde ne de sonrasında birkaç çıkış dışında güçlü bir irade sergileyememiştir. Buna rağmen gerek bölge ülkeleri gerek coğrafya dışındaki Müslüman ülkeler küresel güçleri küstürmeme telaşı ve dünyadan dışlanma korkuları ile Filistin’in yaşadığı drama göz yumabilmişler, Filistin’i siyasi anlamda âdeta yetim bırakabilmişlerdir. Binlerce yıllık tarihi geçmişe sahip olan Filistin toprakları, geçtiğimiz yüzyıl içerisinde dünya gündeminden düşmeyerek uluslararası hareketliliğin merkezini oluşturmuştur . Filistin meselesi, uluslararası sistemde hâlâ çözüm bekleyen güncel bir konudur. Bu şartlar altında da çözülmesi imkansız gibi gözükmektedir.

Petrolün ve Körfez’in Batı’nın yumuşak karnı olduğu görüldü. Amerikan global stratejisi buna göre biçimlenmeye başladı. 1978’de imzalanan Camp David Anlaşması ile Arap dünyasında şiddetli bir kutuplaşma meydana geldi.  Mısır, Arap dünyasındaki rolünü yitirdi. Arap dünyasının geleneksel önderi olan Mısır’ın Orta Doğu politikasında etkisizleşmesi ve Arap mücadelesinde devre dışı kalması büyük boşluk yarattı. Önderlik boşluğu Arap dünyasını felç etti. Suudi Arabistan, Arap dünyasının mali patronu haline geldi, nüfuzunu iyice arttırdı

Filistin Kurtuluş Örgütü ve temsil ettiği kurtuluş mücadelesi büyük prestij kazandı. FKÖ, çok güçlendi ve uluslar arası siyasetin başlıca aktörleri arasına girdi.

Günümüzde dünya petrol rezervlerinin %60’dan fazlasına sahip olan Ortadoğu, İsrail ve ABD merkezli ciddi bir uçurumun tam kenarındadır. Zaman zaman sahnedeki oyuncuların değişmiş , fakat roller hiç değişmemiş ve savaş süreklilik arz etmiştir ve etmeye de devam edecektir.

Bu yazımız da ilginizi çekebilir:

Hagana Terör Örgütü ve İsrail’in Kuruluşu

Suriye’deki Enerji Kaynakları ve Türkiye

Bu Çalışmanın Tüm Hakları Betül KARATAY’a Aittir.

KAYNAKÇA

Tayyar Arı, Geçmişten Günümüze Ortadoğu Siyaset, Savaş ve Diplomasi.

Bernard Lewis, Ortadoğu: İki Bin Yıllık Ortadoğu Tarihi.

Peter Mansfield, Ortadoğu Tarihi.

Modern Ortadoğu Tarihi, Anadolu Üniversitesi Yayını.(Açık erişim)

Modern Ortadoğu Tarihi- William L. Cleveland

Fahir Armaoğlu- 20. Yüzyıl Siyasî Tarihi

Arap İsrail Savaşları ve Ortadoğu’ya Etkileri-Levent Atmaca (Yüksek Lisans Tezi)

Arap İsrail Savaşları ve Türkiye’nin  Tutumu- Rabiye Gelen (Yüksek Lisans Tezi)an

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.