Aryanlardan Sasanilere, İran'da İnanç Tarihçesi

Aryanların kadim dinleri doğa güçleri, yıldızlar ve gezegenler üzerine kuruluydu. Bu inanç sisteminde tanrılarda doğa güçlerinin yanı sıra davranışsal ve sosyal özelliklere de rastlanmaktadır. Bu özellikler dışında Hint ve İran kolları (Aryanların doğu kolları) tanrılarını iki kategoriye ayırıyorlardı. Bu tanrıların bir kısmı “dev” (Daiva) olarak adlandırılıyordu. Onların baş tanrısı ise “İndra” adlı savaşçı bir tanrıydı. Diğerleri ise Asuras (İran dilinde Ahura) olarak adlandırılmıştır. Önceleri ise Varuna ve Mitra vardı. Mazda (bilge ve en büyük Ahura‟dır) aslında eskiden Varuna olarak bilinen tanrıydı ki zamanla bu ad İranlılar tarafından unutulmuştur.
İranlıların en eski dinlerinde iki farklı inanç sistemine rastlanır: Mitra‟ya tapınım ve Mazda‟ya tapınım. Mitra veya Mihr (güneş anlamında) ritüellerinde, ibadet sırasında bir takım şiirler söylenirdi. Bu şiirler daha sonra Yeni Avesta‟nın bir bölümünde yazıya dökülmüştür ve bu sayede günümüze kadar ulaşmıştır. Yeni Avesta‟da ayrıca şu tanrılara rastlanır: Raşna ( راستی , doğruluk), Surûşe (سر ضَّ , itaatkârlık), Eşe (اضی , doğurganlık tanrıçası) gibi tanrılar insanlara evlilik ve yaşamın birçok alanında mutluluk getirir. Veretregne (ب رِام , Behram) adlı tanrı savaş ve zafer tanrısı, Hovereneh (خ رًَْ , فرٍ ) ise hakikatli kralların, iyi şans ve özel güçleri bu tanrı tarafından onlara bahşedilmektedir. Mitra kültünde insanlar ibadet sırasında “Haoma” (هَُْ ) adlı içkiyi içip sarhoş olurlardı ve bu şekilde ibadet ederlerdi. İran kültüründe Haoma aynı zamanda, inananları ibadet sırasında bir araya toplayan tanrı olarak kutsanır.
Tanrı Mazda‟nın da, Mitra gibi İran‟ın bütününde tapınım gördüğü düşünülmektedir. Zerdüşt ise Mazdaizm dinini alıp birtakım değişiklikler yaparak daha güçlü temeller üzerine kurduğu Zerdüştiliği meydana getirmiştir. Zerdüşt doğruyu bulmak için harekete geçip eski geleneklerde kutsanan dev olarak tanımladığı tanrıların tapınmasına karşı gelir. Devlere tapınma merasimi, içki ve coşkuyla birlikte bolca haoma içerek gerçekleşiyordu. Bu tür törenlerle tapınılmakta olan tanrılar daha sonra Zerdüştilikte dev (karanlık güçlerden olan, Mazda düşmanları) olarak adlandırıldılar. Zerdüşt, bu devlerin karşısında en büyük tanrı olan Mazda veya Ahura Mazdayı koyup bu tanrıya tapınmayı şart koşar.
Zerdüşt inancına göre evrenin oluştuğu anda iki zıt güç ortaya çıkmıştır. Birbirleriyle sürekli çekişmede olan bu iki güçten iyi olanı “Sepenta Mînû, سپ تٌب هیٌْ ” kötü güç ise “Angre Mînû, اک هَی -ا گًر هیٌْ ” olarak tanımlanmaktadır. Zerdüşt, dünyayı bu iki gücün arasında geçen savaşın meydanı olarak gösterip, Zerdüştiliğe inananlardan iyi güçlerin yanında yer almalarını ve iyiliklerin kazanmasına yardımcı olmalarını emretmiştir. Zerdüşt dininde başka bir odak noktası ise “İmşaspend” (güçlü ölümsüzler) olarak adlandırılan ve altı melekten oluşan bir grup melektir. Bu meleklerin isimleri ise şöyledir: Vohu Meneh (iyi düşünce, ا دًیط یًک ), Eşe (Rete) (İyi düzen, ظًن یًک – gerçek,حقیقت ) , Heşetere (egemenlik), Armati (ruhun temizliği, تقریبب تویسی ر حّ ), Heurvetat (kemal, کوبل – sağlık ve sıhhat, صحت ), Ameretat (ölümsüzlük بی هرگی ). Bu altı melek, Sepenta Mînû adlı iyi güç denetimi altındayken sonraki dönemlerde Ahura Mazda denetiminde oldukları söylenmiştir. Bu tanrılara (sonraki zamanlarda tek tanrılı sisteme uymak için melekler olarak da ele alınmaktadır) ek olarak tanrı Surûş ve Eşe‟yi görmekteyiz ki aslında eskiden bu iki tanrı Mitra‟nın (Mihr) yakın yardımcıları olarak gösterilmekteydi.
Avesta‟da her ne kadar İran‟daki eski dinler gibi olmasa da nadiren tanrılar ve tanrıçalar ile doğa güçleri ve elementler arasında ilişkilere rastlanır. Örneğin Armati yeryüzü tanrıçasıdır.
Avesta konusunda araştırmacılar ikiye ayrılmaktadır. Bir kısmı bu kitabın öğretilerini maddi dünya ve doğa güçleriyle özdeşleştirirken diğerleri felsefi anlamlarla açıklanmasından yanadırlar.
Christensen‟e göre maneviyat İranlıların nezdinde çok önemli yere sahipti ve Avesta‟daki öğretiler, maddeden oluşan dünyayı anlatsa da onun yanı sıra maneviyatı da göz önünde bulundurmaktadır. Avesta‟da iyi ve kötü dünya, birbirinin karşısında yer alır. İyi dünya tarafından olan her şey Aşe veya çoğul olarak Aşevan, kötü dünya tarafından olan her şey ise, yalan anlamına gelen Doruc(dişi bir güçtür) olarak adlandırılmıştır. Doruc‟un (yalan) içerdiği anlam; iyi düzenin, hile ve ikiyüzlülük gibi karanlığı temsil eden davranışlarla yok oluşudur. Yeni Avesta metinlerinden anlaşıldığı üzere iyi ve kötü arasında belirgin bir çizgi vardır. İyi ve kötü güçler, ikiz gibi birlikte doğarlar. Örneğin yalan anlamına gelen Doruc, Eşe‟ye karşı, kötü düşünce anlamına gelen Ake Meneh (Ak Meneş), Vehumeneye karşı, Ake Mînû veya Angre Mînû (kötü akıl, Ehrimen, خرد ضریر , ا رُیوي ) Sepenta Mînû‟nun (Güçlü zeka) düşmanıdır. Bu dindeki üç değer ise, (iyi düşünce, iyi konuşma, iyi davranış) bu dini kabul edenlerin üç temel görevi olarak da düşünülebilir.

Aslında Zerdüşt dini tam anlamıyla tek tanrılı bir din olarak ele almak doğru değildir. Söz konusu olan bu dinde, tanrı ve tanrıçalar, Ahura yanlısı ve Ehrimen yanlısı olarak ikiye ayrılmaktadır. İyi ve kötü arasındaki savaş ise iyi güçlerin zaferiyle sonuçlanmaktadır. İnsanoğluna düşen ise iyi güçlerin yanında yer alıp iç ve dış dünyadaki kötülüklere karşı savaşmaktır. Gata adlı bölümlerden oluşan eski Avesta ile yeni Avesta arasında bariz farklılıklar vardır. Bu farkın sebebi ise Zerdüşt‟ün ölümünden sonra din adamlarının insanların benimsediği tanrıları eski tanrılar olarak ibadete sunmalarından ileri gelir. Bu eski geleneği korumakla birlikte yeni Avesta için yeni bölümler eklemişlerdir. Eski tanrılardan sayılabilecek Mitra, Anahita, Behram, Fer (Ferreh) veya Horne, (Ferveşeler,Ferveher‟ler (فر رُّ بُ ), dindarların koruyucu meleği) içinde yer alır. Daha sonraları (Medlerden sonra) Persler‟in inandığı bu din, MÖ 8.yy da ortaya çıkmış ve zamanla değişim geçirerek tek tanrılı bir anlayışa benzemiştir. Bu sebepten dolayı kendi döneminde kıyaslamak istediğimiz birçok kültürden farklı olarak çok az sayıda tapınma amaçlı heykel ve tapınak yapılmaktaydı.
Ahamenişler‟den, dinsel mimari yapısı olarak geriye Ateş Tapınakları dışında başka bir örnek bulunmamaktadır. Bu dönemlerden ele geçen kabartmalarda ise tanrı Ahuramazda ve Zerdüşt dinin meleklerinden Mihr (Mitra) ve Nahid (Anahita) kral, kral hizmetçileri ve askerleri ile birlikte betimlenmektedir. Heykel grubundan sayabileceğimiz diğer örneklerde ise aslan, öküz ve at gibi hayvanlar (kabartma veya sütun başlıkları olarak) bazen de mitolojik yaratıklar olarak insan başlı kanatlı öküz ve kuş başlı kanatlı aslan gibi öğelere rastlanılmaktadır. Bu döneme ait heykel ve kabartmalar büyük ölçüde Asur ve Babil sanatının özelliklerini göstermektedir. Ahameniş sanatında Yunan izlerine de rastlamak mümkündür. Ancak bütün bu etkilenmelere karşın birçok kültürü de etki altında bırakmıştır. Baş tanrı olarak Ahuramazda yerleri ve gökyüzünü yaratmıştır. Herodot Persler‟in güneş (Mihr), ay, yeryüzü (Zam), ateş (Atar), su (Apam Napat) ve rüzgâr (Vahyu) gibi doğa güçlerine tapındıklarını söyler. Ele geçen yazıtlardan anlaşılmaktadır ki baş tanrı Ahuramazda ile yakın değerde olan iki tanrıçadan bahsetmek gerekir: bunlar Tanrıça Mitra (güneş ve adalet tanrıçası) ve Tanrıça Anahita (su, bereket ve verimlilik tanrıçası) olarak bilinmektedir. Bu iki tanrıçanın varlığı ve mahiyeti Pers kültürü dışında başka bir kültürün etkisinden ileri gelmektedir.
Persler, tanrılarına kanlı kurban törenleriyle ibadet ediyorlardı. Herodot, Hint – Avrupa menşeli olan bu törenler hakkında bize bilgi vermektedir. Bütün bu törenler “Muğan” adlı kişilerin denetimi altında gerçekleşmektedir. Muğan denilen rahip grubu kurban törenleri dışında kralların taçlandırma törenlerinde de görev alıyorlardı. Ayrıca rüya tabiri ve kral mezarlarının bekçiliğini yapıyorlardı. Yaşam felsefelerine göre hayatta tanrı (iyilik) ve şeytan (kötülük) vardır. Heredot, İran ve Yunanistan‟ı karşılaştırdığında, İran‟da tapınak ve tanrı heykellerinin olmadığını söyler. Buna karşılık Pers dönemine ait üç tapınak yapısı tespit edilmiştir ki bunlardan birincisi Kyros‟un isteği üzerine Pasargad‟da yapılan tapınaktır. İkincisi ise Nakş-i Rüstem‟de Darius‟un mezarının karşısında yer alan tapınaktır. Üçüncüsü ise Susa‟daki tapınaktır ve II. Ardeşir döneminde yapıldığı düşünülmektedir. Her üç yapı da birbirine benzer şekildedir. Bu yapı tipleri küp şeklinde tasarlanmış olmakla birlikten bir odaya sahiptir. Buraya ulaşmak için merdiven kullanılmaktaydı. Bu oda içinde bir Muğ, kutsal ateşe bekçilik yapmaktaydı. Sunaklara bakılacak olursa, bulunan tüm sunakların dışarıda olduğunu görülür. Bundan yola çıkarak dini ritüellerin dışarıda, açık havada gerçekleştiği düşünülebilir. Bununla birlikte Persler tanrılarına ait bazı heykeller de yapmışlardır. II. Ardeşir kendi döneminde başta Susa, Hamedan, Babil olmak üzere krallık için önemli sayılan yerlerde Anahita heykelleri diktirmiştir. Ayrıca kral mezarlarının dış cephelerindeki kabartmalarda Ahuramazda betimleri de sıklıkla görülmektedir. Ahuramazda betimleri, kanatlı halka ortasından tanrının gövdesiyle tasvir edilmiştir. Bu sembol aslında Mısır‟ın en eski sembollerindendir. Mısır kültüründeki bu simge açık kanatlarıyla göklere hükmeden Horus‟u sembolize eder. Tanrı Ahuramazda ise bilge olarak göklerin hükümdarıdır ve kanatları altında koruduğu kral onun yeryüzündeki temsilcisidir.

Zerdüşt dini daha öncede bahsedildiği üzere üç temel değer üzerine kurulmuştur. Bunlar sırasıyla “iyi düşünce”, “iyi konuşma” ve “iyi davranış”tır. Zor ve kesin kanunları olan bu dinde kurban kesilmesi hoş karşılanmazdı. Bunun sebebi ise insanoğlunun hizmetinde olan hayvanlara saygı gösterilmeliydi. Öte yandan “Haoma” adlı içki yasaklanmıştı. Bu dininin kurallarına göre ölüler yakılmamalı, gömülmemeli ve suya atılmamalıydı. Bunun nedeni ise üç kutsal element olan su, ateş ve toprağın cesetle temas ederek kirlenmemesiydi. Zerdüştilik dinine inananlar pek çok kültürün aksine ölülerini yüksek bir yerde yırtıcı hayvanlara bırakırlardı. Ölülerin sadece kemikleri kaldığında onları toplayarak bir lahit içinde mezara koyarlardı. Su İranlılar için hep kutsaldı, öyle ki hemen hemen hiçbir İranlı kral savaş için deniz yolunu kullanmak istemezdi. Çünkü suyu bu şekilde kirletildiğine inanılırdı. Zerdüşt ile Buda dini aynı dönemlede ortaya çıkmıştır. Her iki dinde de ortak özellikler göze çarpar. Örneğin Zerdüşt dininde de Aryan ırkının kanlı törenlerine karşın tıpkı Budizm‟deki gibi şiddet içeren eylemler yasaktı. Öte yandan her ikisinin kaderi oldukça farklıydı. Zerdüştilik sadece seçkin tabakanın ön plana çıkardığı bir dindi ancak Budizm ise sıradan insanların dilek ve istekleri üzerine kuruluydu. Bugün Zerdüştiliğin çok az bir kitle tarafından bilinip kabul ediliyor olmasına karşın milyonlarca insanın hala Buda‟nın izinden gidiyor olmasının nedeni de bu olabilir.
Zerdüştiliğin Şamanizm‟e benzeyip benzemediği konusunda farklı fikirlere rastlanır. Bu iki inanç türünün benzerliklerini ön plana çıkartmak isteyen bilim adamı Widengren, araştırdığı kaynaklardan Viştaspa‟nın ibadetler sırasında esrimeye girmek istediğinden bahseder ve bu duyguya erişmek için kenevir kullandığını belirtir. Esrime pozisyonu ise rivayetlerde şöyle anlatılır: “Bedeni uyku halindeyken ruhu cennete yolculuk ediyordu”. Ayrıca Avesta‟dan yola çıkarak bizzat Zerdüşt‟ün “kendini esrimeye vermesiyle” ilgili rivayetlere rastlanır. Diğer yandan cennete verilen ad yani “garo demana”, “şarkı evi” anlamına gelmekte buradan yola çıkarak tapınım sırasında şarkıların söylendiği düşünülmekte ve bu da şarkıların ritüellerde olan önemini göstermektedir. Tanrıyla iletişime geçmek için kullanılan trans metotları her ne kadar Şamanist öğeler taşıyor gibi görünüp bazı yazarlar bu benzerliklerle Zerdüşt‟ün Hint-İran şamancıl tekniklerine uzak olmamasını birleştirip bunu kanıt olarak sunsalar da bunlar sadece benzerlikler düzeyindedir. Ne Gatalar‟da ne de Avesta‟da bulunan esrimeler temel olarak Şamancıl bir yapıdadırlar.
MÖ. 330‟da Büyük Pers İmparatorluğu, Makedonyalı İskender‟in eliyle devrildikten sonra İran‟da Helenistik Çağ‟ın özelliklerini taşıyan bir döneme girildi. Bu Yunan etkisini Partlar‟ın da başa gelmesi önleyemedi. Örneğin ürkütücü bir şekilde tasvir edilen ve dünyanın hazinelerinin koruyucusu olarak bilinen Yunan Tanrısı Hades, Anadolu’da Angre Mînû ya da Ehrimen ve Aramati olarak tanımlanmıştır. Gerçi Partlar, bozkırlardan kendileriyle birlikte dinsel ve kültürel gelenekleri getirmişlerdi. Her ne kadar Partlar‟ın kendilerine ait kültür ve gelenekleri olsa da genel olarak gittikleri yerlerin tanrılarına saygı gösterip o bölgenin dini inançlarını koruma altına alırlar, hakim oldukları hiçbir yerde kendi dini geleneklerini tam anlamıyla yaymazlardı. Bu dönemde muhtemelen Ahura Mazda, Mitra ve Anahita üçlüsüne tapınılmaktaydı. Ama bunların arasında Anahita‟ya daha çok önem verilmiştir. Anahita‟nın Sami kültüründe karşılığı Nanaia, Yunan kültüründe ise Athena ve Artemis‟e tekabül etmektedir. Bu üç tanrı ve tanrıça kültü İran‟ın batı sınırlarından ülke dışına yayıldı. Örneğin Mitra kültü, deniz korsanlarınca Roma‟ya kadar gidip, Ren ve Danube nehirlerinin kıyılarına kadar ulaştı. Eşkanî’ler dönemine ait çok sayıda ve çeşitli Yunanca ve Latince kaynaklara ulaşılabilmesine karşın bu kaynakların hiç birinde dönemin kültür veya dini gelenekleriyle ilgili yol gösterecek ipuçlarına rastlanmamaktadır. Döneme ait kaynaklar temel olarak dört ana başlıkta toplanır;
1. Mitra‟nın imparatorlukta krallarla özel bağları olmakla birlikte genel olarak ona halk tarafından da tapınılmaktadır.
2. Strabon‟un yazdıklarının aksine Muğ‟lar sadece Anahita‟ya tapmamakta aynı zamanda Mitra‟ya da taptıklarını gösteren bulgular vardır. Muğ‟lar, kanlı kurban ayinleri düzenlemektedirler ve bu ayinlerde inek ve at kurban etmektedirler.
3. Yaygın olarak ateşe tapınıldığı görülmektedir.
4. MÖ II. ve I. yy’larda, İran eskatoloji yazınıyla paralel olan, Viştasp Kehanetleri adında, Roma‟ya karşı yazılmış bir Yunanca kıyamet metni yaygındı.
MÖ I. yy’da Mitra kültü, Akdeniz havzasında yayılmaya başlar ve bununla paralel olarak Mesih kurtarıcı-kral düşüncesinin bu kült (Mitraizim) çevresinde geliştiği tahmin edilmektedir. Diğer bir konuysa, Zurvan teoloji ve zamana, sonsuzluğa, manevi (tinsel) yaratılış madde halinde yaratılıştan önce gerçekleşmesi ve mutlak dualizm düşüncesinin bu dönemde ortaya çıkmasıdır. Bu akımlar daha sonraları Sasanîler döneminde sistematik bir şekilde düzenlenecektir. Viştasp Kehanetleri, Hint-İran temelli antik bilgileri Sasanî döneminde Pehlevice kıyamet metinleri ve Bahman Yaştlar başta olmak üzere geliştirerek yeniden değerlendirilir. Öte yandan söz konusu kehanetler, 7000 yıllık bir süreç temelini ifade eder ve buradan öngörülerini yansıtır. Buna göre her bin yıla bir gezegenin hakim olması düşüncesi Babil etkisini göstermektedir. Ancak bu yaklaşım İran‟a özel bir şekilde yorumlanmıştır. Şöyle ki: 7000 yıllık süre, ilk 6000 yıllık ilk evre ve 1000 yıllık ikinci evre olmak üzere iki evreye ayrılır. İlk evrede; iyilik (Tanrı) ve kötülük üstün gelmek için bir savaş içindedir, ancak kötülük bu savaşı önde götürmektedir. İkinci evreye gelindiğinde ise Tanrı, Güneş Tanrısı Mitra‟yı (Apollon, Helios) gönderir ve ikinci evreye Mitra hükmeder.

İkinci evre sonunda gezegenlerin gücü tükenir ve evrensel bir yangına neden olarak dünyayı ateşle yeniler. Bu dünyanın sonu ya da kıyamet senaryosu modern dinlere de yansımıştır. Hıristiyan inancındaki İsa Mesih anlayışı bunun en belirgin örneğidir. Tıpkı kötülüğün kazanıyor olduğu sırada Mitra‟nın Tanrı tarafından gönderilip son döneme hükmetmesi gibi Hıristiyan inancında da İsa Mesih dünyada kötülük ve zulmün yaygınlaştığı sırada geri gelerek bir “kurtarıcı kral” rolü üstlenecektir. Bu benzerliğin de ötesinde söz konusu kurtarıcı kralın doğumundaki benzerlikler de göze çarpmaktadır. Çünkü İsa‟nın doğumunda da Mitra‟nın doğumunda olduğu gibi bu müjde bir kuyruklu yıldız ile bildirilmektedir. Sasanî dönemine gelince din daha önemli bir hal almakta; öyle ki saray ve siyaseti yakın etkisine alıp Sasanî’leri bir din devleti haline getirir. Bunu açık bir şekilde ifade etmek için kral Ardeşir‟in oğlu Şapur‟a söylediği şu cümleyi ele almak lazımdır:
Ardeşir der ki:
“ Bil ki, din ve krallık yakın iki kardeşler, din taht olmadan ve krallık din olmadan devam edemez. Din krallığın temeli ve krallık din‟in sütunudur (direğidir).”
Bir Sasanî kralı tarafından söylendiği bilinen bu sözler, dönemin din ve siyasetin birbirine ne denli kilitlendiğinin ispatlamaktadır. İdeolojinin yanı sıra ateş tapınaklarının ekonomi gibi alanlarda da nüfuzunun olması bu dönemi Eşkanî döneminden ayırmaktaydı. Belki de bu dönemde gerçekleşen mezhep çekişmelerinin nedeni, dinin siyasetteki önemli konumundan kaynaklanır.
Sasanîler döneminde iki önemli isim, dini çekişmelerin başını çekmektedir. Bunlardan birisi “Kartir” adında bir kişidir. Bu şahıs, kralın din hocası ve başrahibidir. Ayrıca adalet sisteminin en büyük mevkisine sahiptir. Bir diğer kişi ise Mani adında bir sahte peygamberdir. Mani kendini tanrının yeryüzündeki temsilcisi olarak halka takdim etmiştir. Bu çekişmenin galip tarafı ise Kartir olmuş ve Mani cezalandırılmıştır. Mani aslında kendi döneminin asilzadelerindendir. Zerdüşt, Buda ve İsa gibi tanrının peygamberidir; kendinden önceki dinlerin öğretilerini tamamlayıp yeni bir din getirmektedir. Öğretilere bakıldığında, Babil ve İran geleneklerinin bir araya gelmesi ve Hıristiyanlık ile Budizm‟den etkilenmiş bir din olduğu gözlenmektedir. Bu inanca göre dünya ve dünyadaki her şey, iyi ve kötü özden meydana gelmektedir. Bu yeni dinde kurban merasimi yoktur ve tanrın heykellerine tapınılmamaktadır. Namaz ve oruç gibi ibadet biçimine bu dinde rastlanılmaktadır. Bu dönemde Hıristiyanlık en yaygın ve güçlü dinlerden biriydi. MS 3. yy’da Romalılar da Manilik ile tanışırlar. Dönemin sonlarında Hıristiyanlar Mani‟yi kafir ve din düşmanı olarak adlandırırlar. 4. yy’da ise öncekinden daha şiddetli bir şekilde Manizme karşı gelirler.
Mani dini Yahudiliği reddedip Musa ve İsrail oğullarına ait evliyaları şeytan olarak gösterir, tanrılarıysa Mani‟ye göre karanlığın tanrısıdır. Sasanî krallarından, I. Şapur, Mani dinini seçerek bu dine destek verir ve yayılmasına yardım eder. Ama onun ölümünden sonra Mani, Mazda rahipleri özellikle de baş rahip Kartir tarafından büyük tepkilere maruz kalır. Kendilerini tehdit altında gören Mazda dininin yandaşları kral öldükten sonra Mani‟yi yargılayıp idam ederler. Manilik mensupları ise çeşitli eziyetlere maruz kalır. Nihayetinde Mani yanlıları ülkeyi terk ederek Doğu ve Orta Asya‟da dinlerini yaymaya başlarlar. Sasanî döneminin sonraki krallardan olan Nersi, ülke dışında olan Manistleri himaye altına alarak yurtdışında olan bu grubu bu kendi yanlıları haline getirmiş olur. Aslında Mazda dini insanı dünyevi zevklerden uzak tutmak yerine onu ölçülü bir şekilde bu zevklerden yararlanmasını ön görmekteydi. İnsanları, dünya malından ihtiyacı olduğu kadar, diğer insanların hakkını almadan ve onlarla eşit bir şekilde paylaşarak yararlanmaya teşvik ediyordu.
Yararlanılan Kaynak
Sanaz Merhan, Simurg
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Sanaz Merhan’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.