Attila'nın Bizans Politikası

Attila’nın Roma Politikasının Temelleri

Attila Han’nın Roma politikalarının temelinde tehdit, yıldırma ve itaat altına alma vardır. Bu politika sistemi uygulanarak hem Doğu Roma hem de Batı Roma vergiye bağlanacak, bu sayede devlete yüklü miktarda altın akışı sağlanacaktır. Attila Han, politik faaliyetlerinin planını günübirlik hadiselere göre yapmamış, aksine uzun zamana yayılan ve sistemli şekilde ilerleyen politikalar üzerine oluşturmuştur. Esas itibariyle Attila Han, tarihi kayıtlarda geçen atası Uldız’ın uygulamış olduğu “Doğu Roma’ya sürekli baskı, Batı Roma’yla ise iyi ilişkiler kurma politikasını” 448 yılına kadar uygulamıştır. Bu tarihe kadar uygulamış olduğu söz konusu politika ile Doğu Roma’yı kesin bir şekilde hâkimiyeti altına almıştır.
Ancak yukarıda geçen tarihten sonra Attila’nın Roma politikasında esaslı değişiklikler olacak ve Roma İmparatorluğu’nun iki kanadını da cüretkâr şekilde tehdit etmekten çekinmeyecektir. Çünkü Attila’nın Hunları imparatorluk olma yolundaki evresini tamamlamıştır. Tarihçi Malalas’ın da dediği gibi, “[…] II. Theodosius ve III. Valentinianus’un saltanatları sırasında Attila her iki imparatora da birer elçi göndererek, benim efendim ve senin efendin Attila, kendisi için sarayını hazır etmesini benim aracılığımla sana emreder” sözüyle kararlılığını, çekincesiz tavrını ve psikolojik baskının nasıl yapılması gerektiğini gözler önüne sermiştir.

Attila devrinde Romalılara karşı daha da büyüyen Hun tehdidi, dış politikada büyük değişikliği beraberinde getirmiştir.

450’li yıllara kadar bilhassa Aetius aracılığıyla hep iyi münasebetler içerisinde olunan Batı Roma İmparatorluğu, artık itaat altına alınması gereken bir düşman haline gelmiştir. Bu sebeple Attila’nın politikalarının asli taktiklerinden biri olan diplomatik manevra ile Batı Roma abluka altına alınarak imha planı için hukukî ve siyasi gerekçelerin avantajları elde edilmeye çalışılmıştır. Aslında şunu da belirtmek gerekir ki; izlenen politikaların temelinde şüphesiz “Attila Han’ın cihan hâkimiyetini gerçekleştirme ideali” yatmaktadır. Nitekim daha önce Uldız Han’ın Doğu Roma yetkililerine sarf etmiş olduğu “[…] güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar her yeri zapt ederim” sözü işte yukarıda bahsedilen ülküden ileri gelmektedir.
Tarihi vesikalara göre, Türk hâkânı Allah tarafından yeryüzüne gönderilip dünyayı idare etmekle görevlendirilmiştir. O, yeryüzündeki bütün insanların başıdır. Bu telakki Türkler’de “Cihan Hâkimiyeti” mefkûresini doğurmuştur. Bu mefkûre ve bilinçle hareket eden Türk hâkânlarından biri olan Attila, Batı Roma’yı mutlaka ele geçirmeli ve sonra da Sasaniler üzerine yürümelidir. Onun cihan hâkimiyeti fikri, Hunların esas politikasının temelini oluşturmuştur.

Attila’nın siyasi politikalarında devletin refahını sağlamak ön plandadır.

Bu bakımdan Hunların refahı, ya doğrudan talan etme ya da üstlerine vergi salma yoluyla komşu ülkelerin arazilerinin metodik bir şekilde yağmalanmasına ve sürekli gelir elde edilebilmesine dayanmaktadır. Bu bağlamda da ilk yöntem Hunların harekât çapının devamlı olarak genişletilmesini gerektirmektedir. Çünkü bir yerin sürekli yağmalanıp gelir elde edilmesi mümkün değildir. İkinci yöntem ise, vergiye bağlanmış devletlerin vergilerinin geciktirilmesini önlemek ve vergi yükümlülüğü altında olan devletlerin tahammül, tükenme eğilimlerini ortadan kaldırıcı önlemler almaktır. Bu sayede devletin ekonomik gelirleri sekteye uğramayacak ve halkın refahı sağlanacaktır.
Attila’nın siyasi politikalarını uyguladığı zaman zarfında maiyetinde bulunan herkes onun hedefleri doğrultusunda görevini koşulsuz yerine getirme çabasındadır. Şöhreti ve askerî hamlelerinin adamları üzerinde pek etkili olduğu aşikârdır. Emri altında bulunan Germen kralları ve ordusuyla cihana korku salarak ordularını hareket ettirmeden dahi hedefe ulaşabilme yetisine sahiptir. Zaten “korkutma” göçebe taktiğinin temel siyasi ve askerî unsurlarından biridir.
Attila, düşmanlarının sabrını tüketen, onların gizli maksatlarını ortaya çıkarmaya mecbur eden ve uzun müzakereler esnasında akıllıca planlar yapmasını bilen mahir bir diplomat olduğundan diplomatik manevralarda istediği faydayı elde edemediği zamanlarda en mantıklısını düşünüp, gerektiğinde hiç çekinmeden savaşa başvurduğu görülmüştür. Ancak savaştan çok, diplomaside zekâsına güvenmiştir. Bu bakımdan onun generalliğinin yanında diplomatlığı da ön plana çıkmıştır. O, zekice bir planlama yaparak düşmana taleplerini kabul ettirmek için genel itibariyle düşman ordularının başka bir cephede olduğu zamanları kullanmasını iyi bilmiştir. Bu sayede düşmanın çaresizliğinden ve yetersizliğinden faydalanarak, politik girişimleri devlet menfaatlerine dönüştürmeyi amaçlamıştır. Onun siyaseti ince ve katî bir satranç oyunu gibi ilerlemiş ve büyük ölçüde başarıya götürmüştür. Her iki Roma’ya uyguladığı politikalarda asıl maksadını gizlemeyi önemli hedefleri arasında tutmuştur.

Ticari – Diplomatik İlişkiler Bağlamında Attila’nın Haraç Sistemi

Öner Tolan, Attila ile Bleda’nın Doğu Romalı yetlililer ile gerçekleştirdiği Margus Barışı kararları arasında yer alan ticaretle ilgili maddeye dikkat çekerek, Attila’nın diplomasi kabiliyeti hakkında kısa bir değerlendirme yapmıştır. Buna göre; Margus Barışı kararları arasında yer alan “ticaret yapmak için eşit şartlarda, emniyetli olan bir yerde bir araya gelinecek” ibaresi üzerinde durulmuştur. Margus Barışı’nda açıkça ifade edildiği üzere Attila’nın, Doğu Roma sınırında tüccarların ve halkın diğer kesiminin yararlanabileceği Pazar yerleri olması için ısrar etmesi Doğu Roma İmparatorluğu ile ilişkilere ve ticarete verdiği önemi göstermektedir. Attila, Doğu Romalılar ile ticari-diplomatik ilişkileri gerçekleştirerek, halkın ihtiyaçlarını karşılayarak, devletinin refah seviyesini yükseltmeyi hedeflemiştir.
Öte yandan siyasi-iktisadi açıdan bakıldığında, Hunlar ile Doğu Romalılar arasında gerçekleşen alışverişlerde Hunların ne şekilde ödeme yaptıkları hususunda herhangi bir bilgiye ulaşamamaktayız. Muhtemelen at ya da başka bir hayvanın takas yöntemi kullanılarak ödeme yapılmış olması mümkündür. Ancak bir diğer taraftan düşünüldüğünde, vergiler ve fidyeler sayesinde elde edilen yüklü miktarda altınla da satın alınan herhangi bir ürünün bedelinin kolaylıkla ödenebilmesi olasıdır.

Burada akla hemen, II. Theodosius döneminde vergi şeklinde alınarak elde edilen altınlar gelmektedir.

Şayet ticari münasebetlerde altın kullanılmış ise, alışveriş kanalıyla altınların Doğu Roma sarayına tekrar dönme olasılığı yüksektir. Aynı şekilde yine ticaret yoluyla Doğu Roma altınlarının Hun hazinesine akmaya devam etmesi mümkündür. Bu ihtimaller göz önünde bulundurulduğunda, Hun-Doğu Roma münasebetlerinin tüccarlara ve asilzadelere yarar sağladığı düşünülmektedir. Bu gelişim, zamanla II. Theodosius’un Attila’ya yüklü miktarda haraç ödediği bir sistemi meydana getirmiştir.
II. Theodosius, patron-müşteri ilişkisinde baskın işbirlikçi konumundaki Attila’ya bir himâye şekli olarak altın nakli sunarken, barış için haraç ödemesi Doğu Roma İmparatorluğu üzerindeki Hun egemenliğinin açık ispatıdır. Diplomatik gerilim anlarında II. Theodosius’un imdadına yine altın ve değeri yüksek hediyeler yetişmiştir. Bu şekilde olası bir krizde Attila’nın gönlünü almak istemiştir. Bunun aksine Attila, II. Theodosius’a karşı diplomatik üstünlüğünü her fırsatta hissettirmiştir. Bunun en güzel örneği; kendisine karşı düzenlenen komployu (ya da suikasti) ortaya çıkardıktan sonra elçiler aracılığıyla Doğu Roma imparatoruna, Priscus’tan öğrendiğimiz şekliyle, “[…] Attila, asil soyunu muhafaza etmişken, Theodosius onun kölesi durumuna düşmüştür, çünkü o, haraç ödemek zorundadır,” mesajını iletmesi olmuştur.

Constantius’un Evlilik Meselesi ve Attila’nın Meseleye Bakışı

Attila, Doğu Roma elçilik heyetinin kendisini ziyareti sırasında kâtibi Constantius’un evlenmesi meselesini bir devlet sorunu yapıp diplomatik malzeme olarak kullanmakta kararlıdır. Attila’nın iddiasına göre, Constantius, 444 yılında imparatorluk sarayına bir elçilik görevi sırasında, imparatorun Constantinopolis’te varlıklı ve iyi aileye mensup bir kadınla kendisini evlendirmesi karşılığında, Hunlarla uzun sürecek bir barışı gerçekleştirmek için II. Theodosius ile pazarlık yapmıştır. II. Theodosius pazarlığa olumlu yanıt vermiş ve kendisine Saturninus’un kızını vereceğini vadetmiştir.
Ancak onun aday göstermiş olduğu kız hangi şartlar altında gerçekleştiği bilinmemekle birlikte imparatorluğun doğu sınırının güvenliğinden sorumlu olan General Flavius Zeno tarafından ele geçirilmiştir. Kız, bu generalin kıdemli subaylarından ya da bazı kaynaklara göre akrabalarından Rufus ile evlendirilmiştir. Ayrıca, Gibbon’a göre kızın tiksinmesi, iç karışıklıklar ve servetinin haksız yere gasp edilmesi gayretli olan Constantius’un da hevesini kaçırmıştır.
Bunun üzerine Constantius, Hun kralına kendisine yapılan hakareti ihmal etmeyip sonuçlandırmasını, kendisine kızın verilmesini veya ona eş değer bir kız verilmesini ve bu sayede çeyiz getirmesini sağlaması için yalvarmıştır. O halde Attila, Constantius’un kendisine söz verilen kızı almasını ya da benzer mertebede bir başkasının verilmesini istemiştir. O, Zeno’nun müdahalesi hakkında imparatorun bilgilendirilmesi ve ona karşı önlem alınması için Doğu Roma sefiri Maximinus’a talimat vermiştir. Maximinus’a imparatora iletmesi için “[…] sözde durmamanın soyluluğa yakışmayacağını ve Constantius’u kandırmayı bırakıp ona verdiği sözü tutmasını” söylemiştir.

Onun bu mesele üzerinde durmasının sebebi; Constantius’un kendisine Romalı ve varlıklı bir kız alabilirse, Attila’ya çok para vermeyi vadetmiş olmasıdır.

Attila, Constantius’un evlilik meselesi üzerinden yine hareket ederek söz konusu kızın imparatorun rızası olmaksızın başka bir kimseye verilmesinin uygun olmadığını, bunun zıddına teşebbüs edenlerin derhal cezalandırılması gerektiğini, yoksa imparatorluğun durumunun kölelerine dahi söz geçiremeyecek seviyeye geleceğini ve isyana teşebbüs eden kölelerine karşı Hun kuvvetleriyle kendisinin yardıma geleceğini ifade etmiştir.
Bu açıklamaları elçi Maximinus imparatora iletmiştir. Onun ithamları ve II. Theodosius’un bir generalini kontrol altına alabilmesi için umulmadık yardım teklifi Maximinus’un diplomatik faaliyetlerini daha da zor durumda bırakmıştır. Zaman zaman Maximinus kendi tercümanının bir çeviri hatası yapıp yapmadığından şüphe etmiş olmalıdır. Ancak bu şüphesini herhangi bir hadiseye dayandıramamaktadır. Attila’nın alaycı sözleri şüphesiz ki, Doğu Roma elçisini rahatsız eder niteliktedir. O, bu sayede Romalılara istediğini yaptırma çabasında olmuştur.
Priscus’a göre, Doğu Roma hükümeti Constantius’a birçok özür dilemeler ve yararsız girişimlerden sonra zenginliği ve güzelliğiyle meşhur ve Roma hanımlarının baş sırasında yer alan Armatius’un dul karısını gözden çıkarma özverisinde bulunmuştur. Armatius’un hastalanarak ölümünden sonra onun soyca ve servetçe ileri gelen karısı imparator tarafından Constantius ile evlenmeye ikna edilmiştir. Bu sayede Hunlar ile aralarında sorun olan Constantius meselesi çözüme kavuşturulmuştur. Attila yine durumdan ustaca istifade etmiş ve meselenin lehlerine sonuçlanmasını sağlamıştır.

Doğu Roma Elçilik Heyetine Karşı Attila’nın Politikası

Doğu Roma’da İmparator II. Theodosius’un M.S. 450 yılında ölümü sonrasında Marcianus’un (Marcian) başa geçmesi, Doğu Roma siyasetinde yeni dönemi beraberinde getirmiştir. Theodosius döneminde Hunlar’a ödenen ağır vergiler, İmparator Marcianus’un yönetimi tarafından reddedilmiş ve bundan böyle Hun İmparatorluğu’na vergi ödenmeyeceği bildirilmiştir. Bunun üzerine Attila, Doğu Roma imparatorunu savaş ve topraklarını yağmalama fikriyle tehdit etme niyetindedir.
Bu durumda o, Doğu Roma ile Hunlar arasındaki barışı askıya almıştır. Bir hayli öfkelenmiş olan Attila, tehditlerini iletmesi için elçiler göndermiştir. O, Theodosius tarafından kabul edilmiş haracı talep ettiğinde, savaş ile tehdit etmiştir. Romalılar ona elçi Apollonius’u göndererek cevap vermiştir. Constantius meselesinden hatırlanacağı üzere onun kardeşi, eş meselesi nedeniyle Attila aracılığıyla Theodosius’tan iade-i itibar talep eden Constantius’tur. Bu iki kardeş de Hun-Doğu Roma ilişkilerinde önemli bir yere sahiptir. Çünkü biri Theodosius döneminde, diğeri de Marcianus döneminde Hun siyasetinin içinde olmuşlardır.

Zeno’nun dostlarından biri olan General Apollonius, elçi olarak Hun ülkesine gönderilmiştir.

Elçi, Istrum’u geçmiş, ancak Hun ülkesine giriş izni verilmemiştir. Çünkü Attila, Apollonius’u kabul etmemiştir. Bunun nedeni ise, en muteber ve kral soyundan adamlar tarafından kendisiyle hem fikir olunan haracın ona gönderilmemesidir. Attila, İmparator Marcianus’un bu saygısızlığı devam ettiği sürece elçiyi hor görerek huzuruna kabul etmeyecektir. Bu vaziyette elçi Apollonius’un yerine getirdiği vazife ve takındığı tavır, cesur bir adamın hareketidir. Zira Attila, elçilik heyetini huzuruna kabul etmemiş ve elçi ile konuşmayı reddetmiştir.
Buna rağmen o, imparatordan kendisine gönderilen her hediyenin teslim edilmesini elçiye emretmiş, aksi halde onlar teslim edilmezse ölümle tehdit edileceğini bildirmiştir. Apollonius ise, “hediye ya da ganimet olarak alabildikleri şeyi talep etmek, Hunlar için uygun değil […],” şeklinde cevap vermiştir. Onun burada kastetmek istediği husus şudur: Eğer Hunlar onu elçi olarak kabul ederlerse, talep edilen hediyelerin onlara hediye şeklinde verileceği, eğer Hunlar onu öldürürse veya uzağa gönderirlerse, hediyelerin ganimet şeklinde olacağı anlatılmaktadır. Böylece Apollonius hiçbir şey elde edemeden ve başaramadan Hun ülkesinden ayrılmıştır.
Anlaşıldığı üzere Attila, politikasından taviz vermemiş, imparatorluğunun menfaatleri çerçevesinde mevcut şartları korumaya çalışmış, ancak Romalılar da Marcianus dönemi ile birlikte dış politikada direnç göstermeye başlamışlardır. Bu gelişme, Hun-Doğu Roma ilişkilerini büyük ölçüde bozmuştur.
Yararlanılan Kaynaklar
Yusuf Acar, Attila’nın Batı ve Doğu Roma İmparatorluğu Üzerinde Uyguladığı Siyasi Politikalar
Öner Tolan, Avrupa Hunlarında Devlet Teşkilatı ve Sosyo-Ekonomik Yapı, TOD, Yıl 7, Sayı 20, Aralık 2014
Osman Karatay, Doğu Avrupa Türk Tarihi’nin Ana Hatları, Karadeniz Araştırmaları Dergisi, S.3, Güz 2004
Mihail Artamonov, Hazar Tarihi
Geza Feher, Bulgar Türkleri Tarihi
Ali Ahmetbeyoğlu, Grek Seyyahı Priskos’a Göre Attila Hunları
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Yusuf Acar’ aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.