Avrupa Hun Hükümdarı Atilla Ve Batı Avrupa Siyaseti

Attila Doğu Roma üzerine seferlerini gerçekleştirdikten sonra artık Batı Roma’yı kesin olarak boyun eğdirmeyi planlamaktaydı. Ancak bunu yapmak için öncelikle savaşa neden bulmak durumundaydı. Bunun için III. Valentianus’un kız kardeşi olan Honoria’yı kullandı. Honoria kaynaklarda belirtilmeyen bir nedenden dolayı 450 yılında Constantinopolis’e gönderilmişti. Honoria burada göz hapsinde tutulmaktaydı ve bu esaretten bir an evvel kurtulmak gayesindeydi. Bunun için 450 yılında Attila’ya altın bir yüzük göndererek kendisi ile nişanlanmak istediğini belirtmişti. Attila hemen bu fırsatı kullanarak III: Valentianus’a elçiler göndererek kendisine nişanlısı Honoria’nın bir an önce teslim edilmesini ve Honoria’nın yanında drahoma olarak Galya’yı istedi.
İmparator buna önlem olarak hemen Honoria’yı Roma’ya geri çağırdı ve evlendirdi. Hun elçilerine de isteklerini reddettiklerini çünkü Honoria’nın evlenmiş olduğunu söylediler. Ancak Attila bir kere isteğini söylemiş ve kendisini artık Galya’nın hükümdarı olarak görmekteydi. Bundan dolayı Galya’da Roma’ya isyan etmiş barbarların üzerine yürüyeceğini Roma’ya bildirdi. Attila bunları yaptığı esnada Doğu’da II. Theodosius bir at kazası sonucu ağır yaralanmış ve takip eden birkaç gün içinde ölmüştü. II. Theodosius’un ölümünün ardından Marcianus (450-457), II. Theodosius ’un kendini kilise hayatına adamış olan kız kardeşi Pulcheria evlenmesiyle birlikte tahta çıkmıştır.

Hun elçileri hiç vakit kaybetmeden II. Theodisius tarafından ödenmeyen vergilerin tahsili için Marcianus’a gönderildi.

Ancak Marcianus’un cevabı son derece netti. Artık Theodosius döneminde verilen vergilerin verilmeyeceğini; eğer Hunlar barışı korumak isterse onlara “hediyeler” vereceğini bununla birlikte eğer bunu da kabul etmezlerse kendilerinin karşısına en az onlarınki kadara büyük bir orduyla çıkacağını belirtmiştir. Ancak Attila’nın muhtemelen Batı seferi ile meşgul olmasından dolayı Doğu’ya dönecek fırsat bulamamıştır.
Attila’yı harekete geçiren başka bir motivasyon kaynağı ise Frankların krallarının ölmesi ve kralın iki oğlunun birisinin Attila’dan yardım istemesi diğerinin ise Aetius’tan yardım istemiş olmasıydı. 450 yılında Attila sefere başladı temel amaç Vizigotları kontrol altına almaktı; ancak hedef daha da büyümüştü Franklar’da kontrol altına alınmak isteniyordu, muhtemelen Attila bu hamlesinden sonra Marcianus’a haddini bildirecekti ancak şimdi sırada uzun zamandır planladığı Galya seferi vardı. Attila’nın ordusunun devasa büyüklüğü herkesi dehşeti düşürmüştü. Sidonus, Attila ve ordusunu şöyle tarif etmekteydi:
“…. Birdenbire çok orduyla kopup gelen barbar dünyası bütün Kuzeyi Galya’ya getirdi. Savaşçı Rugiler’den sonra öfkeli Gepidler geldi sonra Geloniler geldi. Burgonyalılar Scirilere sığındı. Hunlar yıldırım gibi hızlı ilerliyorlardı, önlerinde Bellonotiler, Neurialılar, Bastarnaeler, Thuringler, Burcteranlar ve toprakları Nicer’ın sazlıklı sularıyla yıkanan Franklar”.

Sidonus’un verdiği kabile isimlerinin çoğu yüzyıllar öncesinden tarih sahnesinden silinmişti.

Bunu yapmasındaki temel sebep geçmişe atıfta bulunmak mıydı yoksa Attila’nın yarattığı dehşeti daha iyi ifade edeceği için mi böyle fazla kabile ismi saymıştı bilinmez; ancak Sidonus, Burgonyalıları ifade ederek bilmeden de olsa dönemle ilgili gizli kalmış çok önemli bir sırrı ortaya çıkarmıştır. Çünkü Burgonyalılar, Attila’nın amcası olan Oktar’ı öldürmüşlerdi. Bu şu anlama geliyordu, Attila, esasında tarihini tam olarak bilmediğimiz bir zamanda Burgonyalıları (Ren Nehri kıyısında kalan kesimini) itaat altına almıştı. Sidonus, bunun dışında Gepidler, Thuringler, Sciriler ve Rugiler’den bahsetmiştir. Bu adı geçen kabilelerin hepsinin Attila’nın kontrolü altında olduğunu biliyoruz. Ancak Sidonus’un neden Ostrogotlardan bahsetmediği bilinmemektedir. Ostrogotlar bu sefere başlarında kralları Valamir ve iki kardeşi Theodemir ve Vidimer ile birlikte katılmıştır.
Attila, Vizigotları hedef alan seferi sırasında Ravenna’ya elçiler göndererek Honoria ve Galya topraklarını yeniden istedi. Bunun üzerine III. Valentianus bu harekâtın esasen Roma’ya da sıçrayabileceğini düşünerek Aetius’u hemen hazırlıklar yapması konusunda memur etti. Aetius ve Roma için burada esas olan Vizigotları kendi tarafına çekebilmekti. Ancak bu son derece güçtü çünkü 20 yıllık süren anlaşmazlıkları bir anda silip atmak zor olacaktı. Bununla birlikte Vizigotların kralı Theodericus ise bütün savaşın yükünü tek başına sırtlanmaya hazırdı. Attila’nın yaklaştığı haberlerini alan Theodericus, Attila için şu cümleleri sarf etmiştir “çeşitli ırklara karşı kazandığı zaferlerden dolayı şişiriliyorsa da, Gotlar onurlarıyla savaşma konusunda son derece mahirdirler.”

Attila, Ren nehrini geçmek suretiyle Galya eyaletine girdi. Attila’nın ordusu ve adı, şehirleri savaşmadan bir bir almasına neden oluyordu.

Zaten esasına bakacak olursak herhangi bir şehrin böyle bir güç karşısında mukavemet göstermesi de son derece güçtü. Doğu Roma Balkanlarının başına gelen şey şimdi Batı Roma’nın başına geliyordu. Bölge halkı gerilerinde pek çok şeyi bırakarak kaçmaya başlamıştı. Tıpkı Balkanlarda olduğu gibi Hun saldırısından etkilenmeyen nerdeyse hiçbir kent kalmamıştı. Ancak saldırıdan yerel halkın inancına göre şehirlerini koruyan iki aziz sayesinde kurtulmuşlardı. Bu şehirler Paris ve Troyes idi.
7 Nisan tarihinde ise kale kent konumunda bulunan ve stratejik açıdan son derece önemli bir noktada bulunan Metz kenti düştü. Hunlar yoğun çabalardan sonra ancak bu kenti alabildiler. Şehir yerle bir edildi; yalnızca Aziz Stephan’ın oratoryosundan başka hiç bir şey kalmadı. Şehri yaktıktan ve yıktıktan sonra Attila yoluna devam etti ve son derece büyük bir kent olan Reims şehrine ulaştı. Şehir Metz’in başına gelenleri duyan halk tarafından tamamen boşaltılmıştı. Şehirde yalnızca Piskopos Nicasius ve birkaç tane uşağı kalmıştı. Maalesef kaynaklar adı geçenlerin akıbeti hakkında bize herhangi bir bilgi vermemektedir.
Muhtemelen şehre girdikten sonra bu zatlar öldürülmüştür. Attila’nın şehirleri yakmasında ve yerle bir etmesindeki en büyük sebep, belki de korku dalgası yaratma isteği idi. Böylelikle Hunlar yaklaştıklarında şehirler, ahalisi tarafından terk edildiği için rahatça ele geçirilebiliyordu. Ancak aynı durum Orleans kenti için geçerli olmamıştı. Zira Orleans’da ikamet eden Alan kralı Sangiban, Hunlarla gizli bir anlaşma yapmıştı. Aetius ile müttefiki Thedororik ve iki büyük oğlu, şehre yaklaştı. Sangiban bir şekilde Attila ile olan anlaşmasını bozdu. Ancak bunu neden ve ne şekilde yaptığı konusunda elimizde yeterli malumat bulunmamaktadır.

Sonuçta Orleans kenti Hunlara karşı direndi ve şehre yaklaşan müttefik Roma ve Got ordusu yüzünden Attila şehre yaptığı kuşatmayı kaldırdı ve geri çekildi.

Muhtemelen bunu yapmasındaki temel amaç nihai bir savaşta Aetius’u ve Vizigotları yenmek istemesiydi. Attila savaş için kendisine ve ordusuna uygun bir yer aramaya başladı. Savaşın tam tarihi ve yeri belli değildir. Ancak savaşın Troyes kentinin 10 km kadar uzağında Campus Mauricus olarak adlandırılan bölgede yapılmış olma olasılığı son derece yüksektir. Bury, tarih olarak 20 Haziran’ı önermektedir. Çünkü Vita S. Aniani kroniğine göre Attila eğer 14 Haziran’da Orleans kentinden geri çekilmişse oranın yaklaşık olarak 180 km ötesinde Campus Mauricus bölgesine gelmesi ve düşman ordusunun da karşısında mevzilenmesi için aradan yaklaşık 6–7 gün gibi sürenin geçmesi gerekecekti. Dolayısıyla biz burada J. B. Bury’nin tespitini son derece yerinde ve mantıklı olarak görmekteyiz.
Ali Ahmetbeyoğlu ise tarihi Haziran’ın son günleri olarak vermektedir. Yani bizim hesabımızdan 1 hafta sonraya tarih vermektedir. Ancak unutulmamalıdır ki Hunlar son derece hızlı hareket edebilen bir orduydu. Haliyle 180 km lik bir mesafe muhtemelen Attila için 3 günlük bir süre zarfında kat edilebilecek bir mesafeydi. Dolayısıyla Campus Mauricus savaşı bize göre 20 Haziran’da yapılmıştır. Kaynaklarda savaşın saati ile ilgili kesin bilgi de mevcuttur. Kaynaklarda savaşın günün 9. Saatinde yapıldığı yazılmıştır. Günümüzde Fransa’nın Troyes kentinde güneşin doğduğu saat 5.32 olarak gösterilmiştir. Haliyle günün 9. Saatinde savaşın başlangıç saati olarak verildiğinde savaşın yaklaşık olarak 14:30 olarak görülmesi gerekmektedir. Savaş alanının coğrafi yapısı ve orduların dizilişi şu şekildedir.

Yukarıda görüldüğü şekilde ordular karşılıklı şekilde dizildiğinde Hunların merkez ordusunun başında Attila ve Hunları vardı.

Sağ kanatta Gepid kralı Ardarik ve Gepidler; sol kanatta ise Valamir ve Ostrogotları vardı. Roma ordusunun merkezinde ise Alanlar ve kralları Sangiban, sol kanatta Gepid kralına karşı duran Romalı askerler ve başlarında Aetius, Roma ordusunun sol kanadında ise Theodericus ve Vizigotlar vardı. Aetius muhtemelen ordunun merkezine Sanginan’ı kasıtlı olarak yerleştirmişti. Sangiban, Aetius’a güven vermiyordu ve bu yüzden Romalı komutan merkeze onları yerleştirerek kaçma fırsatlarının olmayacağını ve mecburiyetten savaşmak zorunda olacaklarını düşünerek buraya Alanları konuşlandırmıştı.
Savaş çok şiddetli bir şekilde başladı ancak her iki taraf da sonuç almaktan uzaktı. Mücadele öylesine çetindi ki Vizigotların kralı savaş alanında ismi Andax olan bir Ostrogot tarafından öldürüldü. Oğlu Thorosimund ise ağır yaralanmıştı. Ancak her ne olursa olsun Attila belli bir süre savaştıktan sonra tıpkı Gotların Hadrianapolis Savaşı’nda yaptığı gibi at arabalarından oluşan bir çember yaptırdı ve gece kendisini koruyabilmek için buraya sığındı. Sabah olduğunda Vizigotların kralının cesedi ancak bulunabildi ve buna çok öfkelenen Vizigotlar Hunların ana kampına doğru bir hamle yapmak istedi. Muhtemelen saldırsalar ele geçirebileceklerdi. Çünkü Attila gece adamlarının atlarından aldığı eyerlerle bir ölü yakma merasiminde kullanılan çıra yığını oluşturdu.
Ancak Aetius’un burada hamlesi sayesinde hayatını kurtarabildi. Çünkü Aetius bir şekilde Vizigotları ikna ederek Hunların üzerine yürümesini engellemişti. Thorosimund’a bir an önce Touluse kentine dönmesi gerektiğini yoksa -babası öldüğü için- kendi hakkı olan tahta başka birisinin çıkabileceğini söyledi. Thorosimund bu tavsiyeye uydu ve ordusu ile birlikte geri çekildi. Ancak modern tarihçiler Aetius’un bu hamlesini hiçbir zaman tam olarak anlayamamışlardır. Kendisinin Attila ile olan yakın dostluğu mu böyle davranmaya mecbur etmiştir bilinmez. Ancak bizim görüşümüze göre kendisine pek çok başarılar kazandıran Hunları yeniden kullanmak istemesi temel nedeni oluşturabilir. Neden her ne olursa olsun Attila rahatlıkla geri çekilebildi. Çünkü Aetius gene iş başındaydı. Bu sefer Frankların kralı ile bir anlaşma yapmak suretiyle Hunların sorunsuz bir şekilde çekilmesini garantilemiş oluyordu.

Attila’nın İtalya Seferi

Attila henüz bir yıl öncesinde son derece büyük bir savaş vermiş ve büyük sayıda asker kaybettikten sonra tıpkı Galya seferinde olduğu gibi büyük bir ordu kurmayı başarmıştı. Dolayısıyla Attila’nın Galya seferindeki insan kaybından çok da etkilenmediği açık bir şekilde görülmektedir. Ancak Roma tarafında durumlar ise farklıydı. Aetius’un yaptığı tarihi hata yüzünden Roma neredeyse sıfırı tüketmişti. Roma, Attila’nın sefere çıkacağı haberini aldığında yapabileceği fazla bir şey kalmamıştı. Askeri gücü son derece sınırlıydı. Vizigotlardan yardım istemek ise artık imkânsızdı. Çünkü onları tehdit eder herhangi bir durum yoktu.
Aetius, olanlar karşısında adeta çaresiz kalmıştı. Kaynaklara Aetius’un III. Valentianus’u da yanına alıp kaçmayı düşündüğü not düşülmüştür. Ancak bu hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Attila, Tuna’yı geçtikten sonra herhangi bir direnişle karşılaşmadan Illyria bölgesinden sorunsuz bir şekilde ilerleyip İtalya Alplerini geçmiştir. Karşılarına son derece iyi tahkim edilmiş bir şehir olan Aquileia kenti çıkmıştı. Şehrin savunmasından Alarik ve Antala’nın başını çektiği Got askerleri sorumluydu. Şehir Hunlar tarafından üç boyunca kuşatıldı ve bu kuşatma esnasında devamlı olarak saldırılar gerçekleşiyordu. Ancak şehir komutanları ve Got askerleri yüksek bir direnç göstermekteydiler. Üç ayın sonunda şehrin asla düşmeyeceği intibaı uyandı.

Attila ise şehri ele geçirmeden ileriye gitmek istemiyordu.

Çünkü şehir stratejik açıdan son derece büyük bir öneme sahipti. 3. Ayın sonunda gerçekleşen bir olay Attila ve Hunlarının talihini döndürecekti. Hun askerleri tam bir umutsuzluğa kapıldığı dönemde, erzaklarının neredeyse tükenme noktasına geldiği bir esnada şehri terk eden bir leyleği ve yavrularını gördüler. Attila burada hemen devreye girdi ve ordusuna Jordanes’in bize aktardığı kadarıyla şöyle seslendi:
“Üstün bir önsezi ile yaratılmış olan bu kuş, bu şehrin daha fazla kendisini koruyamacağını, orada artık emniyette olmayacağını düşünerek şehri bırakıp gitti. Bu artık şehri koruyanların yeterli güçte olmadığının bir göstergesidir. Demek oluyorki artık şehri savunanlar bizim kuşatmamazı daha fazla dayanamayacaktır.”
Attila’nın bunu yapmasındaki temel amaç ordunun bozulmuş moralini yerine getirmek ve şehre bir kez daha hücum yapmayı gerçekleştirmekti. Attila’nın bu konuşmasının ordu üzerinde büyük bir tesiri oldu ve konuşma neticesinde Hunlar uyruklarına kuşatma silahları yaptırmak suretiyle bu kez daha hazırlıklı bir şekilde şehre saldırdılar ve şehri zapt ettiler. Şehir düştükten sonra Hunlar güneye doğru ilerlediler. Concordia ve Altinum kentleri kendilerine teslim oldu. Daha sonra sıra Titus Livius’un doğduğu kent olan Patavium’a gelmişti.
Bütün bu şehirlerin kaderi aynıydı. Şehirler, Hunlar tarafından yakıp yıkılıyor ahalisi ise köle olarak alınıyor ve köle pazarlarında satılmak üzere Panonia’ya götürülmeyi bekliyorlardı. Hunlar bundan sonra Batı’ya döndüler ve Vicetia, Verona, Brixia ve Bergonum şehirlerini de tıpkı daha önce yaptıkları gibi yağmaladılar. Ancak Hunların bu gazabından yalnızca iki kent kurtulabilmiştir. Bunlar Milano ve Ticinum kentleridir. Şehirlere girilmiş ancak şehirler yıkılmamış ve ahaliye de dokunulmamıştır. Hunların bunu neden yaptıkları bugün de gizemini korumaktadır.

Aetius ise hemen Hunlarla barış görüşmelerinin başlaması gerektiğini düşünmekteydi.

Bunun için çok acil bir heyet oluşturuldu. Heyettiki kişiler Papa Leo, eski vali Trygetius ve Konsül Gennadius Avienus’tu. Ancak elçilik heyetinin Attila ile ne konuştuğu veya ne şekilde bir barış yaptıkları maalesef tarihi kaynaklarda mevcut değildir. Ancak anlaşma neticesinde Attila’ya bu heyetin yanında getirdiği bazı rehineler verilmiş ve önemli miktarda altın da Attila’ya teslim edilmişti. Bu olayların neticesinde Attila muhtemeldir ki Batı Roma’ýı kesin olarak kontrolüne altına aldığını düşünmüş ki İtalya’dan çekilmiştir. Ancak dönemin Hıristiyan yazarları ise Tanrı tarafından gelen bir lütuf sayesinde Attila’nın çekildiğini yazmaktadırlar. Ancak şartlar her ne olursa olsun Attila İtalya’dan çekilmişti. Roma için önemli olan buydu. Attila’nın çekilmesinin başka bir nedeni de Doğu Roma’nın isyankâr İmparatoru Marcianus’a karşı bir sefer gerçekleştirme isteği olabilir.

Attila’nın Ölümü

Tarihi kaynaklar Attila’nın ölümünün düğün gecesi olduğu konusunda mutabıktır. Attila bir Ostrogot prensesi olan Hildegard ile evlenmek istemişti. Hildegard ile ilgili malumatımız maalesef son derece azdır. Attila’nın bunu siyasi bir evlilik olarak mı gerçekleştirdi ya da Hildegard’ın güzelliğinden mi etkilendi bunu bilemiyoruz. Yalnızca evlenmek istediği kişinin Hildegard olduğunu biliyoruz. Attila düğün gecesi esnasında fazlaca alkol aldığı kaynaklar tarafından tespit edilmiş durumdadır. Gecenin sonunda hakan sabah ortalıklarda görünmeyince, hizmetçiler hakanın odasına girmiş ve Attila’nın cansız bedeni ile karşılaşmışlardır.
Attila’nın ölümünün doğal yollardan olduğu konusunda pek bir şüphe yoktur. Çünkü gece boyunca alkolü fazla kaçıran Attila’nın burnu birkaç kez kanamıştı. Daha öncede Attila’nın burnu pek çok defa tıpkı öldüğü gecedeki gibi kanamıştı. Muhtemelen öldüğü gece uyurken gene burnu kanamış fakat sırt üstü yattığı için kan boğazına dolup ölmüş olma olasılığı son derece kuvvetli bir olasılık olarak göze çarpmaktadır. Bunun yanında Marcellinus Comes ise Attila’nın karısı tarafından bıçak marifetiyle öldürüldüğünü dile getirir; ancak metnin ilerleyen bölümünde boğazına kan dolmuş olduğunu da dile getirmektedir.

Her ne olursa olsun Attila’nın ölümü bütün yönettiği kavimler arasında büyük bir şaşkınlık yaratmıştır.

Jordanes Getica’sında bizzat bir Hun şarkısından Attila ile ilgili çevirdiği kısmı şöyle yazmıştır:
“Praecipuus Hunnorum rex Attila,patre genitus Mundzuco,
fortissimarum gentium dominus,
qui inaudita ante se potentia
solus Scythica et Germanica regna possedit nec non utraque Romani urbis
imperia captis civitatibus terruit et,
ne praedae reliqua subderentur, placatus praecibus annuum vectigal accepit:
cumque haec omnia proventu felicitatis egerit,
non vulnere hostium, non fraude suorum,
sed gente incolume inter gaudia laetus sine sensu doloris occubuit.
Quis ergo hunc exitum putet, quem nullus aestimat vindicandum?”
“Hunların efendisi, Kral Attila Muncuk adlı babadan olma, en cesaretli kabilelerin efendisi, İskit ve Germen krallıklarının hükümdarı, şimdeye dek duyulmamış şekilde, şehirleri kuşattı ve iki Roma dünyasını dehşete düşürdü ve onların dualarıyla yatışınca yıllık vergi karşılığında imparatorluğun kalanını yağmadan kurtardı. Bunların hepsini ırkının desteği ile yaparken, ne bir düşman darbesiyle ne de kendi halkının ihanetiyle; kendi halkının arasında huzurlu, zevkten mutlu ve acı duymadan… Bunu kim ölüm olarak adlandırabilir, intikam alacak hiçbir şey yokken?”

Bütün ağıtlar bittikten sonra ise Attila’ya büyük bir cenaze merasimi tertip edildi.

Gece bastırınca Attila’nın naaşı çadırından çıkartılıp çukura yerleştirildi. Üzeri ilk önce gümüşle daha sonra altınla örtüldü. Bu, esasında her iki Roma İmparatorluğu’ndan alınan vergilerin bir temsili olarak kullanıldı. Altın Doğu Roma İmparatorluğu’nu, gümüş ise Batı Roma İmparatorluğu’nu temsil ediyordu. Böylelikle merasimde iki Roma’nın da nasıl egemenliğine girdiği anlatılıyordu. Daha sonra altın ve gümüşlerin üzerine demir örtüldü. Attila, hükmettiği bütün ulusları kılıcıyla fethetmişti. Haliyle kılıcın ham maddesi ve ana materyali olan demir fethettiği ulusları temsilen dökülmüştü. Düşmanlarından aldığı zırhlar değerli taşlar ve diğer hazineler de kendisi ile birlikte gömüldü. Onu gömenler de bu yeri bir daha kimse hatırlamasın diye mezarın başında kendilerini öldürdüler. Böylelikle Attila’ya ebedi istirahatında eşlik edebileceklerdi.

Nedao Savaşı (454)

Attila’nın ölümünün ardından eski bir Türk geleneği olarak İmparatorluk hanedan mensupları arasında paylaşıldı. Attila’nın tam olarak kaç oğlu olduğunu bilmiyoruz. Bununla birlikte üç oğlunun ismi ön plana çıkmaktadır. Bunlar İlek, Dengizek ve İrmektir. Muhtemelen Attila’nın büyük oğlu İlek tahta çıkan ilk isimdir. Ancak İlek tahta çıktığında şartlar çok değişmişti. Hunların kontrolü altındaki Germen kabileleri arasında büyük bir hürriyet ateşi doğmuştu. Bu hürriyet ateşinin öncüsü ise Attila’nın en güvendiği müttefiki olan karizmatik Gepid Kralı Ardarik’ti. Ardarik artık toplumunu Hunlara bağlı olarak değil tek başına yönetmek istemekteydi. İsyan etti. Hun merkezi otoritesi parçalanma tehdidi ile yüz yüzeydi. Ardarik ile İlek arasında bir takım önemsiz muharebeler yapılmıştı ancak her iki tarafta nihai bir savaşta karşı karşıya geleceklerini ve yenilenin muhtemelen sonsuza kadar tarih sahnesinden çekileceğini biliyorlardı. İşte bu savaş 454 yılında Nedao Nehri’nin hemen kıyısında yapıldı. Jordanes savaş ile ilgili şunları söylemektedir:
“Nam ibi admirandum reor fuisse spectaculum, ubi cernere erat contis pugnantem Gothum, ense furentem Gepida, in vulnere suo Rugum tela frangentem, Suavum pede, Hunnum sagitta praesumere, Alanum gravi, Herulum levi armatura aciem strui.”
“Bununla birlikte bu cesur kavim parçalara bölünmüştür. Düşünüyorum da burada en dikkat çekici manzara Gotların mızraklarıyla, öfkeli Gepidlerin kılıçlarıyla, Rugiler kendi mızraklarında yaşanan kopmalar neticesinde yaralandılar, Süevler piyade olarak savaştılar, Hunlar oklarıyla savaştılar, Alanlar hafif süvarileri ağır süvarilerini destek vermek için savaş alanına koştu….”

Yukarıdaki metinde Nedao savaşında savaşan tarafların açık bir kimliği verilmektedir.

Gepidlerin yanlarında Ostrogotlar, Rugiler, Süevlerden oluşan bir ittifak göze çarpmaktadır. Bunun karşısında ise Hunların tarafında Alanlar yer almaktadır.
Savaşın sonucu Hunlar için çok vahim neticeler doğurmuştur. İlek savaş alanında hayatını kaybetmiştir. Pek çok Hun da savaş alanında hakanlarıyla birlikte can verdi. Bunun üzerine Tuna havalisinde yaşayan Hunların büyük bir kısmı geri çekilmek zorunda kaldı. Bu Hunların boşalttıkları bölgelere ise Gepidler başta olmak üzere Doğu Germen kavimleri hâkim olmaya başladı. Gepidler Hunların boşalttığı Macar Ovası’nda kendi krallıklarını kurdular. Hunların bir kısmı Aspar’ın yanına kaçarak burada Doğu Roma ordusunda paralı asker olarak hizmet etmeye başladı. Ancak bir süre sonra ordunun süvari gücünün önemli bir kısmını oluşturacaklardı. Geriye kalan iki kardeş Dengizek ve İrmek ise burada kalan Hunları da yanlarına alarak Karadeniz’in kuzeyine doğru çekilmeğe mecbur oldu.

Bu savaşın neticesinde:

1:Gepidler, Hunların merkez olarak kullandığı Macaristan ovasına yerleştiler. Daha önceleri Gothia olarak adlandırılan bölge bundan böyle Gepidia olarak adlandırılacaktı.
2: Rugiler, aşağı Avusturya’dan başlayarak Tuna Nehri’nin kuzey kısımlarına kadar uzanan kendi krallıklarını oluşturmuşlardır.
3: Herüller, kuzeydoğudan başlayarak Moravia’nın güneyine kadar olan bölgede bir krallık tesis edecekler ve bu krallık daha sonra Tuna nehri ve Karpat dağlarına doğru genişleyecekti.
4: 470 yılına dek Pannonia’nın yönetimi Süevlerin eline geçecekti.
Nedao savaşının ardından Ostrogotlarda üçlü bir yönetim görülmektedir. Valamir, Theodemir ve Vidimir. Amal hanedanlığına mensup üç kardeş Hun hâkimiyetinden kurtulduktan sonra Ostrogot Krallığını başarılı bir biçimde yönetmişlerdir. Hepsinin kendisine ait toprakları vardır, ancak kral olarak Valamir görülmektedir. Valamir muhtemelen bütün kardeşlerinin de üst beyi konumundadır.
Ostrogot Krallığının toprakları Hunların yenilmesinden sonra bir miktar büyümüştür. Ostrogotların toprakları aşağı yukarı şu şekildedir. Güney Batı sınırı Macaristan’ın toprakları içinde yer alan Balaton Gölü’nden Drava Nehri’ne kadar, buradan Karasica(Aqua Nigra) aşağısına Osijek’in Batı yakasına ve buradan batıda Sirmium’dan Sacrniunga Nehrine kadar olan geniş bir bölgeye yayılmıştı. Bu topraklar bugünkü Macaristan, Sırbistan, Hırvatistan ve Slovenya topraklarının bir kısmını kapsamaktaydı. Krallık adeta günümüzde yer alan bu devletlerin tam ortasında yer alan konumu ile son derece stratejik bir coğrafyada hüküm sürmekteydiler.
Yararlanılan Kaynak
Mert Kozan, Ostrogotlar Ve Büyük Theodericus Dönemi
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Mert Kozan’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

2 Yorum

  1. Gayet hoş ve enetelektüel bilgi birikimi açısından hoş bir yazı olmuş,Ekonomi siyasetine çok değinilmemiş lakin bilgi bütünlüğü sağlanmış.Teşekkür ederim.

  2. Sayın Hüseyin Buğra Erdem, yorumunuzu belirttiğiniz için öncelikle teşekkürler 🙂 Takdir edeceğiniz üzre bunlar uzun soluklu ve aynı anda ele alınamayan konular oldukları için, daha kısa ve parça parça yayınlamaya gayret ediyoruz. Konu ile alakalı yazılar daha sonra da gelecektir. Takibiniz ve ilginiz için tekrar teşekkürler, iyi okumalar dileriz 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.