Ayasofya İbadethanesi’nin Tarihi, İnşası ve Yapılış Bedeli (27 Aralık 537)

Ayasofya ibadethanesi ibadete açıldı mı? Ayasofya ibadete açılıyor mu? Ayasofya ibadete ne zaman açılacak? Ayasofya, 10.07.2020 tarihinde imzalanan genelge ile resmen ibadete açıldı.. Ayasofya ne zaman yapıldı? Ayasofya hakkında herşey, bu yazımızda. Tarih arşivi sizler için araştırmaya devam ediyor..

Ayasofya İbadethanesi’nin Yapılışı

I. Konstantinos tarafından Hristiyanlığın ilk defa resmi din olarak kabul edilmesinin ardından imparatorluğun farklı yerlerinde büyük kiliseler yapılmaya başlanmıştır. 380-440 yılları arasında yaşamış olan Kilise tarihi yazarı Sokrates ise Ayasofya ibadethanesinin  ilk yapısını İmparator I. Konstantinos tarafından yaptırıldığını aktarmaktadır. Sokrates, bazilika tipinde yapılan bu mabedin Büyük Konstantin tarafından 330 yıllarında yapıldığını belirtir. Birinci Ayasofya’nın mimari ahengine uyması için 337-347 arasındada tadilat yapılmıştır. İlk yapının “Megalia Eklesia” (Büyük Kilise) adıyla o zamanki kentin en büyük kilisesi olduğu düşünülmektedir. Evliya Çelebi, “Konstantin zamanında İstanbul’da öyle bir kilise yaptırıldı ki “Azrail” adı verilen bu mabed içinde oniki bin papaz, keşiş ve patrik ve ayin yapan müşrik bulunurdu. Bu Kilise Konstantin’in havariler için yaptırdığı Heron Mabedi’dir. denilmektedir.”

I. Konstantinos’un hayatını ve hükümdarlık yıllarını yazan Eusebius’da onun böyle bir yapı inşa ettirmiş olduğundan bahsetmez. İslam Ansiklopedisi’nde: “İlk şeklindeki Ayasofya ibadethanesinin uzun müddet sanıldığı gibi büyük Konstantin tarafından değil, oğlu II. Konstantios tarafından babasının vasiyeti mucibince bazilika şeklinde yaptırıldığı” nı belirtmektedir. Semavi Eyice ise: “I. Konstantinos değil oğul II. Konstantios zamanında tamamlanmıştır” demektedir. Bunlardan da anlaşılıyor ki Ayasofya ibadethanesinin ilk yapılışı konusunda farklı görüşler vardır. I. Konstantinos, 324-337 yılları arasında imparatorluk yaptığına göre Ayasofya ibadethanesi I. Konstantinos tarafından, şehri onarmaya başladığı sıralarda (M.S.326) taş duvarlı ahşap çatılı olarak yaptırılmıştır. Ancak Julius II. Konstantios (337-360) zamanında depremden yıkılması üzerine iki yılda tamiratını yaptırılarak veya bu bina küçük görüldüğünden 360 yılında Megali Ekklesia (Büyük Kilise) adıyla ilk defa ibadete açılmıştır görüşü en uygun olanıdır. İlk yapının açılışı bir kaynağa göre 15 Şubat 360 veya 15 Mayıs 360 tarihinde yapılmıştır. Bu ilk yapının büyük olasılıkla taş duvarlı, üstü ahşap çatı ile kaplanmış, uzunluğuna gelişen yani bazilika planlı bir yapı olduğu düşünülebilir. Bu ilk binanın fazla uzun ömürlü olmayıp I. Theodosios (379-395) zamanında ilk yangında ahşap çatısı yanmış tekrar aynı dönemde onarılmıştır.

II. Ayasofya’nın Yapılması ve Nika İsyanı

Konstantinopolis Patriği İoannes Khrysostomos ile İmparator Arkadios arasındaki anlaşmazlık nedeniyle patriğin sürgün edilmesi üzerine onu destekleyen halkın 20 Haziran 404’te çıkardığı ayaklanma sonucunda başlayan yangılarda ahşap çatısı ile mihrap taraflarının yanmış olduğu bilinmektedir. Böylece ilk Ayasofya ibadethanesi önemli bir hasar yaşamıştır. Bunun yanında İstanbul’da meydana gelen bir depremde de kalan kısımları yıkıldığını bazı kaynaklar bildirmektedir. Kilisenin yıkılan ve yanan taraflarının yeniden yapılması ve zarar gören taraflarının onarımı işleri, II. Theodosios (408-450) zamanında ise Mimar Ruffinos’a verilmiştir. Tadilat bu mimar tarafından
bitirilerek beş nefli (sahın), bazilika sitilinde tavanı kemerli olarak 10 Ekim 415 tarihinde yeniden ibadete açılmıştır. Bu ikinci Ayasofya ibadethanesi  415’ten 532 tarihine kadar şehrin en büyük kilisesi olarak kaldı. Bu ikinci yapıya ise; Prokopios’un aktardığına göre Bizanslılar; tanrının bilgeliği anlamına gelen “Sophia” adını vermişlerdir.

1935 yılında A. M. Schneider tarafından Ayasofya ibadethanesinde  yapılan kazılarda binanın ön tarafında bulunan büyük süslemeli frizler bu ikinci yapının giriş bölümüne aittir. Üzerlerinde 12 havariyi temsil eden kuzu kabartmaları olan frizler bu süslemeye sahip olan bir yapının oldukça gösterişli bir bina olduğu fikrini bize vermektedir. Schneider’e
göre bunlar II. Theodosios tarafından yaptırılan bazilikanın giriş cephesinin kalıntılarıdır. Bu gün Ayasofya ibadethanesinin altında bulunan kalıntıların bu dönem kalıntıları olduğu belirtilmektedir. Cornelius Gurlitt’e göre nefler üzerindeki çatısı 416’da yanmış, çatının yerine “silindirik tonozlar” yapılmıştır. 446’da mabet bir yangın daha geçirmiştir.

Bizans tarihinde gerçekleşen en önemli ayaklanmalardan birisi Nika Ayaklanmasıdır. I. Iustinianus’u devirmek için harekete geçen bir grup monofizist çıkardıkları Nika Ayaklanması adı verilen isyan sırasında 13-14 Ocak 532’de Ayasofya ibadethanesi bir kez daha yanmıştır. Patrik Yuhannes’in sürülmesi yüzünden çıkarılan isyanın sloganı “Nika” yani “zafere” dir. İsyancıların “Nika” diye bağrışmalarısebebiyle bu ihtilale “Nika İhtilali” denmiştir. Nika İsyanı’nın sebebi din çatışmasıdır. Bu çatışmada Hz. İsa’nın dinine inananlar ile putperestler karşı karşıya gelmişler ve bir saatin içerisinde beş bin kişi ölmüştür. Ayrıca putperestlerin ibadetgâhı olarak tavsif edilen kilise ki bu kilise II. Ayasofya ibadethanesidir ve tamamen yıkılmıştır.

Bizans tarihçisi Ostrogorski’nin yazdıklarına göre de ayaklanma başladığında Hipodrom’dan (Osmanlı döneminde buraya At Meydanı denilirdi) başlayan isyanda “çok yaşasın fakirlerin koruyucusu yeşiller ve maviler” diye sesler yükselmiştir. Yeşiller ve Maviler o dönemde araba yarışlarına katılan takımlardır. Bunların
taraftarları vardır. Maviler aristokrasinin, yeşiller zengin tüccar sınıfının takımıdır. Ölümle sonuçlanan rekabette, kanlı çatışmalar yaşanmıştır. Bu rekabete rağmen iki takım taraftarını ayrıştırıp isyana teşvik eden taraftarlardan bazılarını Justinyen’in haksız bir şekilde idama mahkûm etmiştir. İsyan Hipodromdaki yarışlar sırasında başlamıştır. Hipodrom’daki bu kalabalık isyancı kitlesi hapishane muhafızlarını öldürerek bütün mahpusları salıvermişler aynı zamanda hapishaneyi de yıkmışlardır. Komutan Belisarius ve Mundus’un emri altındaki paralı askerler Hipodrama girerek Justinyen’in talimatıyla büyük bir katliam gerçekleştirilerek, 30 bin kişi öldürülerek isyanı bastırmışlar. Böylece isyancılar ağır bir şekilde cezalandırılmışlardır.

III. Ayasofya’nın Yapılması ve İbadete Açılışı

13-14 Ocak 532 yılında Nika Ayaklanması sırasında çıkan yangında II. Theodosios tarafından yaptırılan Ayasofya ibadethanesi  ortadan kalkmış, kilise bir defa daha yanmıştır. I. Iustinianus, ayaklanmayı 18 Ocak’ta bastırarak elde ettiği büyük zaferin ardından kilisenin tekrar yapılması için harekete geçer. I.Iustinianus’un hayatı ve yapıları hakkındaki en güvenilir kaynak olarak kabul edilen Prokopios (500-562) yapının inşası için çalışmaların 23 Şubat’ta (532) başladığını aktarmaktadır. Sonuç olarak günümüze ulaşan Ayasofya, 532 yılında yapımına başlanmış olan son yapıdır. Yani III. Ayasofya’dır. I.Iustinianus Ayasofya’ya verdiği bu önemden dolayı Nika Ayaklanmasını bastırırken öldürdüğü 35-40 bin kişi için sonradan kan ve zulüm ile anılmamıştır.

Akıllarda hep Ayasofya ibadethanesini  yaptıran İmparator olarak anılmıştır. Yeniden inşasına başlanan III. Ayasofya ibadethanesi ile İmparator’un doğrudan kendisinin ilgilendiği bilinmektedir. İmparator beladan kurtuluşun nişanesi olarak daha büyüğünü yaptırmaya karar vermiştir. Hatta inşaatın yapımına nezaret etmek için inşaat sahası yanında kendisi için kilisevari bir taht yaptırmıştır.1 Justinianus bu kilisenin yapımı için Miletoslu İsidoros ve Tralles’li (Aydın) Anthemious olarak bilinen iki Batı Anadolulu mimarı görevlendirmiştir. Bu iki mimarın ortaya çıkardığı plan, bütün mimari tarihinde hala eşsiz olacak kadar cüretliydi. Bu bakımdan Ayasofya Bizans sanatının değil, sadece iki Anadolulu mimarın şaheseri olarak düşünülebilir.

Bu iki mimar hem önceden yapılagelen kubbeli bina usulünü hem de bazilika denilen Hristiyanların haçvari planını tam bir maharetle uygulayıp benzeri görülmemiş bir eser meydana getirmişlerdir. Bu inşaatta önceki seferler sürekli yandığı için ahşap malzemeden kaçınılmıştır. Celal Esad, bundan dolayı inşaatta İran usulünü takip ederek bunu tekâmül ettirdiklerini söylemektedir. Bu inşaatta taş ve tuğla kullanılmıştır. Taş yalnız esas ayaklarda ve zemin kaplamada kullanıldı. Gergi unsuru olarak ahşap malzeme kullanılmıştır. Duvarlar tuğladır.
Rivayete göre binanın kubbesi için Rodos’tan özel hafif tuğlalar hazırlatılıp getirtilmiştir. Kubbede hafif olduğu için Rodos toprağı kullanıldı. Bu tuğlalar ekserisi kare şeklinde olup 37 cm uzunluğunda ve 5 cm kalınlığındadır. Harcına horasan harcı, arpa, söğüt, karaağaç ile kireç karıştırıp özel bir karışım yaptılar. Bu karışım binayı dayanıklı kıldı Bu yapı için imparatorluğun hâkim olduğu tüm topraklardan malzeme getirildiği bilinmektedir. İnşaatta 1000 usta, 10 bin işçi çalıştığı belirtilmektedir. Yapımı için Nika Ayaklanması’ndan kısa bir süre sonra (39 gün sonra) 23 Şubat 532’de başlanmış, bezeme dışında kalan bölümler 5 yıl, 10 ay, 4 gün sürmüş, 27 Aralık 537’de bina yapımı bitirilmiştir.

ayasofya ibadete açıldı
ayasofya ibadete açıldı

Batıda yer alan bir atriumla birlikte külliyenin dış duvarları, yaklaşık 92 m. uzunluğunda ve 70 m. genişliğinde bir dikdörtgen oluşturmuş ve bir bazilikanın tüm özelliklerini taşısa da, III. Ayasofya’nın bir kubbe ve iki yarım kubbe ile örtülmüş olması da onu özgün kılmıştır. Ayasofya’nın açılış merasimi 26 Aralık 537’de yapılmıştır. İçinin süslemeleri uzun yıllar devam etmiştir. Ayasofya’nın açılışında 1000 öküz, 6000 koyun, 600 geyik, 10000 tavuk, 10000 horoz kesilerek fakirlere ve halka dağıtılmıştır. Bunlar abartılı rakamlar olarak görünüyor. Ayasofya açılışta tamamlanamamış, tam olarak tamamlanıp bitirilmesi II. Iustinianus zamanında (565-578) olmuştur. 558’de ana kubbe çökünce, İsidoros’ un yeğeni olan Genç İsidoros’ un yaptığı ve günümüzde de ayakta duran kaburgalı yeni kubbe 562’ de tamamlanmıştır. 23 Aralık 562’de açılan Ayasofya, ilk şeklinden daha yüksek bir iç mekâna sahip olmuştur.

Mabed’in açılışı için son derece görkemli bir tören yapılmıştır. İmparator Justinianus Ayasofya’ya zafer arabası ile gelmiş, Atriumda (avlu) arabadan inerek başta Patrik Menas olmak üzere doğu kilisesinin önde gelenleri ve tüm devlet erkânınca karşılanmıştır. Patrik ile el ele tutuşarak mabetten içeri giren İmparator gördüğü ihtişam karşısında kendini tutamamış; “Çok şükür Tanrıya ki böyle bir yapının kurulmasına beni memur etti” yine Kudüs’te ki Hz. Süleyman mabedini kastederek: “Ey Süleyman seni geçtim” diye bağırmıştır.

Eski Ayasofya ibadethanesinin kalıntıları yeni binanın altında kalmıştır. İstanbul ve Ayasofya ibadethanesi  hakkında geniş bilgiler veren Koca Nişancı Reisülküttap Celalzade Mustafa Çelebi’nin, Hicrî 948 (1541) tarihinde yazılan, “Taríh-i Kala-ı İstanbul ve Ma’bed-i Cami-i Ayasofya” adlı eserde derlediği bilgilerde: “II. Ayasofya’nın enkazına ait olan
taşların, sütunların ya da diğer yapı malzemelerinin III. Ayasofya ibadethanesi inşaatında kullanılmadığı bu enkazın denize döküldüğü” bildirilmektedir. Çünkü müverrihlere göre II. Ayasofya’nın enkazı böylesine yüce bir mabede layık değildir ve putperestlerin kilisesinin enkazını kullanmak haramdır. Bundan dolayı bu enkaz Abdülkayyum Efendi’ye göre denize dökülmüş, Celalzâde Mustafa Çelebi’ye göre ise bir başka yerde korunmuştur.

Ayasofya’nın Yapılış Bedeli

Ayasofya ibadethanesi gibi büyük ve gösterişli bir mabedin yapımında hiçbir masraftan ve ayrıntıdan kaçınmadıklarını görülmektedir. Böyle bir binanın az bir maliyetle bitirilmesi düşünülemezdi. Iustinianus, İmparatorluğun bütün imkânlarını kullanmış, binanın bitmesi için yoğun gayret göstermiş, gayreti sonucunda bu mabedi yaptırmaya muvaffak olmuştur. Mabedin inşası için ne kadar harcandığına dair net bir rakam çıkarılmasa da farklı görüşler bulunmaktadır. Kadaynos’un rivayetine göre, Ayasofya binasına 361 milyon dolar miktarında bir para sarf edilmiştir. Mr. Cooks “Memalik-i Osmaniye’ye Dair” adlı risalesinde binanın 70 milyon dolara mal olduğunu belirtmiştir.

Bu yazımız da ilginizi çekebilir:

Türkiye’de Bağımsız Kiliseler ve Faaliyetleri

Ayasofya – Vikipedi

Kaynak

Abdullah İkinci, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayasofya

*Bu çalışmanın tüm hakları, Abdullah İkinci’ye aittir.

*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.