GündemPolitikaTarih

Beşar Esad Dönemi Türkiye-Suriye İlişkileri Ve Türkiye’nin Suriye Politikası

Tarihsel Perspektiften Türkiye-Suriye İlişkileri

Türkiye ve Suriye derin problemlerinden dolayı karşılıklı ilişkileri güvensizlik temelinde olmuş iki ülkedir. Özellikle 1930‟larda başlayan problemler 1960‟lı yıllardan itibaren çeşitlenerek devam etmiştir. Bu sorunların ilki sınır sorunlarına yol açan Hatay (İskenderun) meselesidir. İki ülke arasında problem teşkil eden bir başka mesele ise Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ile başlayan su sorunudur. Türkiye-Suriye ilişkilerinin en sıkıntılı olduğu konu ise PKK (Partiya Karkeren Kürdistan-Kürdistan İşçi Partisi) terör örgütünün ortaya çıkması ile oluşan terör meselesidir. 20 Ekim 1921 tarihinde Türkiye ve Fransa arasında imzalanan Ankara İtilafnamesi ile İskenderun Sancağı Suriye sınırları içinde kalarak, Fransız yönetimi altında girmiştir. 1936 yılında Fransa‟nın Suriye‟ye kısmi bağımsızlık vermesi sonucu İskenderun Sancağı‟nı da Suriye‟ye bırakması Türkiye tarafında rahatsızlığa neden olmuştur. Türkiye meseleyi Milletler Cemiyeti (MC)‟ne taşımış ve cemiyet İskenderun‟a içişlerinde bağımsız, dış işlerinde Suriye‟ye bağlı olmak üzere ayrı bir statü vermiş ve İskenderun isminin Hatay olarak değiştirilmesine karar vermiştir. 1937 Ağustos ayında yapılan seçimler sonucu 40 milletvekilinden 22‟sini Türklerin kazanması ile kurulan meclis bağımsız Hatay Cumhuriyeti adını kabul etmiştir. 23 Haziran 1939 tarihinde Fransa ve Türkiye arasında yapılan bir anlaşma ile Fransa, Hatay‟ın Türkiye‟ye katılmasını kabul etmiştir.

1946 yılında bağımsız olduktan sonra bir taraftan iç siyasetinde sorunlar ve istikrarsızlık yaşayan Suriye, diğer yandan Hatay meselesi yüzünden Türkiye ile sıkıntılı ilişkilerin olduğu bir dönem geçirmiştir. Türkiye ve Fransa arasında yapılan anlaşmaları kabul etmeyen Suriye yönetimleri, Hatay‟ın Türkiye‟ye bağlı olmasını kabul etmemiş ve bu konu üzerinden propaganda yaparak kendi ülkelerinde milliyetçilik duygularını güçlendirmiştir. Bu dönemde Türkiye ise Suriye‟yi topraklarında gözü olan bir devlet olarak görmüştür. Suriye‟nin haritalarında Hatay‟ı kendi sınırlarında göstermesi gibi nedenlerden dolayı Türkiye, Suriye‟ye hep mesafeli yaklaşmıştır. Dönem dönem siyasi krizlere sebep olan Suriye‟nin Hatay konusundaki tutumu ilişkilerin düzeldiği 2000‟li yıllara kadar devam etmiştir. 2000 yılında Devlet başkanı olan Beşar Esad‟ın yemin töreninde Hatay meselesine değinmemesi çatışmadan ziyade uyumu tercih edeceğini göstermiştir. 2004 yılı Ocak ayında Türkiye‟ye gerçekleştirdiği resmi ziyarette ise Esad, Türkiye sınırlarını tanımış ve böylece Hatay sorunu sona ermiştir.

Türkiye ve Suriye arasında gündeme gelen diğer bir sorun ise “Su Sorunu” olmuştur. Fırat ve Dicle nehirlerinin sularının paylaşılması üzerindeki anlaşmazlıkları içeren sorun 1965‟te Keban Barajı‟nın, 1970‟te Karakaya Barajı‟nın yapılmaya başlaması ile ortaya çıkmıştır. 1980‟lerde GAP‟ın başlaması ile artan “Su Sorunu”, her ne kadar aralarında toplantılar ve anlaşmalar yapsalar da iki ülke arasında bazen artarak, bazen de düşük seviyede bir problem olarak sürekli gündemdeki yerini korumuştur. 1980‟li yıllarda Türkiye ve Suriye arasındaki sorunlara bir yenisi daha eklenmiştir. Bu sorun 1978‟de kurulan ve 1980‟den sonra etkili olan PKK yani “terör sorunu” dur. Suriye‟de kamplar kuran PKK, Türkiye‟nin son 30 yıllık periyodundaki en büyük problemi olmuş ve Suriye de bu örgütü desteklemiştir. Suriye 1980‟li ve 90‟lı yıllar boyunca PKK terör örgütünü, Türkiye‟ye karşı bir koz olarak kullanmıştır. Bunun sonucu olarak da Türkiye, Suriye‟ye güvenememiş ve kimi zaman da düşmanca bakmıştır.

1998 yılı Türkiye-Suriye ilişkileri açısından dönüm noktası olmuştur. Türkiye‟deki terör olaylarının iyice arttığı bu dönemde Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş‟in Suriye sınırında sert açıklamalar yapması ilişkileri iyice germiş ve savaş söylentileri çıkmaya başlamıştır. Uluslararası toplum, özellikle de Mısır‟ın arabuluculuğu ile sorun diplomasi yoluyla çözülmüş ve iki ülke arasında Adana Mutabakatı imzalanmıştır. Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleşmeye başlaması da 1998‟de imzalanan Adana Mütabakatı ile olmuştur. Bu protokol ile Suriye PKK‟yı terör örgütü olarak kabul etmiş, Abdullah Öcalan, Suriye‟den çıkarılmış, Suriye‟deki PKK kampları kapatılmış ve Suriye PKK‟ya destek vermekten vazgeçmiştir. İki tarafı da tatmin eden bu protokol ile ilişkiler karşılıklı güven çerçevesine oturtulmuştur. 2000 yılında Hafız Esad‟ın ölümü üzerine, cenaze törenine Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer‟in de katılması ilişkilerde önemli bir gelişme olduğunun göstergesi olmuştur. Hafız Esad‟ın yerine seçilen oğlu Beşar Esad‟ın ılımlı politikalar izleyeceğini göstermesi ve karşılıklı ziyaretlerin devam etmesi ilişkilerin daha da ilerleyeceğine dair umutları yeşertmiştir.

Beşar Esad- Ak Parti Dönemi Türkiye-Suriye İlişkileri

69

2000‟li yıllara kadar Türkiye kendini “üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanlarla çevrili” olan bir ülke olarak görmüştür. 2002 yılı Kasım ayında Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti)‟nin iktidara gelişi ile “dört yanı düşmanlarla çevrili” pozisyonundan “komşularla sıfır sorun” politikasına evirilen Türkiye, dış politikada aktif ve cesur adımlar atmaya başlamıştır. Öncelikle Avrupa Birliği (AB) süreci ilerletilmekle birlikte, yakın çevrede problemler çözülmeye başlanmıştır. Bu çerçevede Suriye ile 1998‟de başlayan olumlu süreç devam ettirilmiş ve Suriye, Türkiye açısından yeni dönemin kilometre taşlarından biri olmuştur. Bugüne kadar gelen hükümetlerin çekimser yaklaştığı Ortadoğu coğrafyasına, Osmanlı mirası olarak bakması ve kurucu kadrosunun İslami gelenekten geliyor olması hem AK Parti‟nin bu coğrafyaya daha sıcak bakmasına hem de bu coğrafyada kabul görmesine yardımcı olmuştur. Bu anlamda Suriye ile ilişkilerin geliştirilmesi sadece bölgesel değil, aynı zamanda tarihsel bağlar açısından da bir gereklilik olarak görülmüştür.

Bunun bir sonucu olarak iki ülke arasındaki sorunlar iyice yumuşatılmış ve özellikle siyasi ve ekonomik alanlarda ilişkiler geliştirilmiştir. Karşılıklı üst düzey ziyaretlerin gerçekleştirildiği bu dönemde Ocak 2004‟te Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad‟ın Türkiye‟yi ziyaret etmesi ve Aralık 2004‟te de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‟ın Suriye‟ye iade-i ziyarette bulunması ile ilişkiler doruğa ulaşmıştır. 2005 yılında gerçekleştirilen Hariri cinayetinin ihalesi üzerine kalan ve batı ile birlikte bir kısım Arap devletleri nazarında da suçlu görülen Suriye, Türkiye ile gelişen ilişkilerini iyi değerlendirmiştir. Türkiye de Batının tepkisine rağmen bu durumu lehine kullanarak Arap coğrafyasında konumunu güçlendirmiştir. Batının tüm tepkilerine rağmen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer‟in 2005 ve 2007 yıllarında Suriye‟yi ziyaret etmesi Suriye‟nin Türkiye nazarındaki önemini göstermiştir. 2007 yılında imzalanan Serbest Ticaret Antlaşması siyasi ilişkilerin ekonomik alana da yayılmasını sağlamıştır.

Türkiye‟nin Suriye ile bu yakınlaşmasının Türkiye‟ye Ortadoğu‟da birçok faydası olmuştur. Ortadoğu barış sürecinde Suriye ile İsrail arasındaki barış görüşmelerinde Türkiye arabuluculuk rolünü üstlenmiştir. Böylece başta Suriye olmak üzere Ortadoğu sokaklarında Türk bayrakları ve Erdoğan posterleri dalgalanmaya başlamıştır. Bunula birlikte aynı dönemlerde İsrail‟in Gazze saldırısı ve Davos krizi gibi nedenlerle Türkiye-İsrail ilişkilerinin gerginleşmesi, Türkiye-Suriye ilişkilerinin de artmasına vesile olmuştur. 2009 yılında Beşar Esad tekrar Türkiye‟yi ziyaret etmiş ve “Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi” YDSK oluşturulmuştur. 2009 yılı Ekim ayında iki ülke arasında vizeler kaldırılmış ve serbest geçiş sağlanmıştır. Suriyeliler ve Türkler yaklaşık 400 yıl birlikte yaşamıştır. Birinci Dünya Savaşı sonunda çizilen suni sınırlar ile birbiri ile akraba olan aileler, sınırın iki tarafında, farklı ülkelerde yaşamak zorunda kalmışlardır. Dolayısıyla Suriye ve Türkiye‟nin yakınlaşması halkları tarafından büyük destek görmüştür. İki ülke arasında 90 gün ile sınırlandırılmış olsa da vizelerin kaldırılması toplumlar nazarında da sevinçle karşılanmıştır. Nisan 2009‟da iki ülke Kara Kuvvetleri üç gün süren “sınır birlikleri değişim tatbikatı gerçekleştirmiştir. Şubat 2011‟de Asi Nehri üzerinde kurulacak “Türkiye-Suriye Dostluk Barajı” temel atma töreninde Erdoğan‟ın Esad‟a kardeşim diye hitabı ilişkilerde kaydedilen ilerlemeyi göstermektedir.

Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkiler son on yıl içerisinde öngörülemez bir şekilde gelişmiştir. Bunda iki ülkenin de bölgedeki konumu itibariyle karşılıklı olarak birbirine ihtiyaç duyması rol oynamakla birlikte tarihsel bağların da kullanılması etkili olmuştur. Siyasi ekonomik ve stratejik ilişkilerin had safhaya çıktığı bu dönemde birkaç adım ötesinin neredeyse birleşmeye kadar gideceği bir bahar dönemi yaşanmıştır. Fakat iki ülke arasındaki bu bahar dönemi başka bir bahara, Arap Baharına, kurban gitmiştir.

Arap Baharı ve Türkiye-Suriye İlişkileri

Arap Baharı, Türkiye-Suriye arasında yeniden soğuk rüzgarların estiği bir dönemin başlangıcı olmuştur. Son 12 yılda normalleşen ve hatta normalleşmenin de ötesine geçen ilişkiler tekrar 1998 öncesine dönmüştür. Zamanla daha da gerilen ve savaşın eşiğine gelinen bu dönemde, ilişkiler belki de tarihinin en problemli zamanlarını yaşar hale gelmiştir. Arap Baharı gösterilerinin Suriye‟ye sıçraması üzerine Suriye yönetimi ile görüşmeler yapan Türkiye, muhalifler ile görüşmesi, sivil halka karşı şiddet kullanmaması ve demokratik reformların hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi konusunda Esad yönetimine uyarılar yapmıştır. Üst düzey ziyaretlerin de gerçekleştiği bu dönemde ilişkiler zamanla kötüye gitmiştir. Esad tüm uyarılara rağmen şiddette son vermemiş, ordu birliklerinin ve paramiliter güçlerin halka karşı şiddet kullanmasını engellememiştir. Bir yandan Esad yönetimi ile diplomasi trafiği gerçekleştiren Türkiye, diğer taraftan muhalifler ile de görüşmeler gerçekleştirmiş hatta zamanla daha da ileri giderek muhaliflerin hamiliğini üstlenmiştir. Arap Baharı gösterilerinin Suriye‟ye ulaşması ile birlikte muhalifler ile diyalog içinde olan Türkiye, muhaliflere siyasi, diplomatik ve lojistik her türlü desteği sağlamıştır. Gelişen olaylar doğrultusunda askeri desteğini de esirgememiştir. Muhaliflere verilen bu destek çerçevesinde, Haziran ayında Antalya‟da Suriyeli muhaliflerin tek çatı altında toplandıkları bir toplantı gerçekleşmiştir. Temmuz ayında da İstanbul‟da “Suriye İçin İstanbul Buluşması” adıyla bir toplantı gerçekleştirilmiştir. Böylelikle Erdoğan yönetimi muhaliflerin ülkesinde örgütlenmesine müsaade ve öncülük ederek Esad yönetiminin tepkisini çekmiştir. Eylül ayında İstanbul‟da gerçekleştirilen toplantılar sonucu Suriye dışında bulunan rejim karşıtlarını birleştiren Suriye Ulusal Konseyi (SUK) kurulmuştur.

suriye-ulusal-konseyi

Türkiye‟nin Esad yönetimi ile yaptığı diplomasi trafiği, akan kanın durması konusunda başarı sağlayamamıştır. Esad yönetiminin protestoculara karşı olan sert tutumu Türkiye‟nin Esad yönetimine olan yaklaşımını da değiştirmiştir. Binlerce insanın hayatını kaybetmesi üzerine, 2011 yılı Eylül ayındaki BM zirvesinde Erdoğan‟ın Obama ile görüşmesinde belirttiği üzere, geçen zaman zarfında Türkiye‟nin uyarılarını dikkate almayan Suriye ile Türkiye ilişkilerini kesmiştir. İlişkilerin kopması ile birlikte Türkiye tavrını daha da sertleştirmiş ve Esad rejiminin meşruiyetini kaybettiğini savunmuştur. Esad yönetimi ise olaylar başladıktan sonra Kürtlere vatandaşlık vermek, olağanüstü hali kaldırmak, siyasi suçluları serbest bırakmak ve bunun gibi birçok
reformlar yaptığını bildirmiştir. Yaptıkları reformların görülmediğini belirten Esad yönetimi, bununla birlikte muhalifleri desteleyen ve silah yardımı yapan Batı ve Türkiye‟yi içişlerine karışmaması konusunda uyarmıştır. Üstelik Esad yönetimine göre olayların bu kadar büyümesinin sorumlusu da muhalifleri destekleyenlerdir. Ekim ayına gelindiğinde iki ülke arasındaki ilişkiler tamamen kopmuş ve Türkiye yönetimi, Esad yönetimini artık düşman olarak görmektedir. BM Güvenlik Konseyi‟nin, Rusya ve Çin‟in vetosu ile Suriye‟ye yaptırım uygulanması kararı alınamamıştır. Fakat Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan BMGK‟nin kararına bakmaksızın Suriye‟ye karşı bir yaptırım uygulayacaklarını söyleyerek Esad yönetimini tamamen karşısına aldığını göstermiştir. Bununla birlikte 18 Ekim‟de Esad karşıtlarının birleştiği Suriye Ulusal Konseyi ile de görüşen Türkiye, muhalifler ile ilk resmi görüşmeyi yapan ülke olmuştur.

Türkiye‟nin Esad rejimini karşısına alması ve muhalifleri tek muhatap olarak görmesi Esad yönetiminin tepkisini çekmekle birlikte çeşitli spekülasyonları da beraberinde getirmiĢtir. Suriye‟nin savunduğu Türkiye‟nin muhalifleri silahlandırdığı, hatta eğitim verdiği ve bu silahların bir kısmının da radikal grupların eline gittiği gibi konular Türkiye kamuoyunda da tartışılan konular olmuştur. Dolayısıyla Türkiye, Suriye olaylarının bu kadar şiddetli olmasından sorumlu tutulmuştur. Sonuç olarak Türkiye-Suriye ilişkileri gelişen olaylar çerçevesinde 1998 yılına kadar problemli olagelmiştir. 1998 Adana Mutabakatı ile normalleşen ilişkiler 2002 yılında Ak Parti‟nin iktidara gelmesi ile ciddi gelişmeler göstermiştir. “Komşularla sıfır sorun” olarak özetlenen Ak Parti dönemi Türkiye Dış Politikası, genel itibarıyla başarılı olurken, bu politikada Suriye‟nin özel bir yeri ve başarısı olmuştur. İki ülke arasındaki vize uygulamasını kaldıracak ve Ortak bakanlar kurulu yapacak kadar ilişkilerin düzelmesi ve Başbakan Erdoğan‟ın Esad‟a kardeşim diye hitap etmesi ilişkilerde gelinen noktayı ve izlenen politikanın başarısını göstermektedir.

Ne var ki Arap baharı olaylarının başlaması ile Türkiye Dış Politikası, Ortadoğu‟da adeta bir geriye dönüş yaşamıştır. O zamana kadar Arap sokaklarında sallanan Türk Bayrakları ve Erdoğan posterleri yavaş yavaş inmiştir. Türkiye, Ortadoğu‟da müesses yöneticilere karşı tavır alarak sadece Suriye‟de değil, genel olarak birçok Ortadoğu ülkesinde iktidarlar tarafından düşman olarak görülmüştür. Arap halkları tarafından destekleneceğini düşünen Türkiye halk tarafından da beklediği desteği bulamamış, aksine problemlerin sebeplerinden birisi olarak görülmeye başlanmıştır. Özellikle Mısır ve Suriye politikaları Ortadoğu‟da son on yılda kazandığı prestiji yavaş yavaş yok etmiştir. Dolayısıyla bir yönüyle Türkiye, Arap Baharının siyasi olarak en çok kaybeden ülkesi durumundadır. Çünkü Türkiye, bölgede model olarak gösteriliyor ve bölge ülkeleri tarafından örnek alınıyorken, Arap Baharı ile birlikte Ortadoğu‟da ilişkilerinin normal olduğu ülke neredeyse kalmamış durumdadır. Arap Baharı ile birlikte Türkiye-Suriye ilişkileri 1998 öncesinden daha kötü hale gelmiştir. Suriye, son on yılda ilişkilerde en fazla mesafe kat edilen ülke konumundayken, Arap Baharı ile birlikte, 22 Haziran 2012‟de düşürülen Türk savaş uçağı olayı sonrasında, neredeyse savaşın eşiğine gelecek kadar düşmanca tavırlar alındığı bir ülke konumuna gelmiştir. Türkiye, Esad‟ın gitmesini ilk şart olarak koştuğu müddetçe de ilişkilerin düzelmesi mümkün gözükmemektedir.

Yararlanılan Kaynak :

İbrahim Toraman , Arap Baharı Ve Suriye

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün