içinde , ,

Bilim-Kurgu Filmleri Ve Anti-Komünizm

Sinemada bilim-kurgu türünün ilk filminin Georges Melies’in 1902 yılında çektiği Ay’a Yolculuk (Le voyage dans la lune) olduğu kabul edilir. Film Jules Verne’in 1865 tarihli aynı adlı romanından ve H.G.Wells’in Ay’daki İlk İnsanlar romanından yola çıkmıştır. Filmde mermiye benzer bir roket Ay’a doğrultulmuş uzun bir topun içine konur. Fırlatılan roket insan yüzü şeklinde bir yüze sahip olan Ay’ın gözüne saplanır. Roketin içindeki kahraman dünyalılar ile Ay’da yaşayan komik uzaylılar arasında başlayan mücadeleyi dünyalılar kolayca kazanır ve muzaffer bir şekilde yeryüzüne dönerler. Melies’in Verne’in romanından aktardığı bir diğer filmi Olanaksızlıklar Boyunca Yolculuk (Le Voyage à travers l’impossible, 1904) ise, bir trenin heyecanlı yolculuğunu anlatır. Önce, tren hızla bir uçurumdan fırlayıp denize düşer, denizden sonra da karaya ulaşır. Melies’in filmlerindeki büyük hızla fırlatılan roketler, dağın tepesinden uçan trenler o yıllarda korkutucu hızlara ulaşan otomobil teknolojisinden duyulan endişenin ve merakın sinemaya yansımasıdır aynı zamanda.
Sürat teması Melies’in filmlerinde ve diğer bilim-kurgunun ilk örneklerinde olduğu gibi sonraki yıllarda da bu türün ana teması olmuştur. Süratli teknolojik araçlara duyulan korku ve heyecan teması bir diğer önemli konuyu da gündeme getirmiştir: İstilalar ve öteki dünya varlıklarıyla karşılaşmalar. Bu yıllarda birçok filmde esrarengiz uçan araçların istilası ile karşılaşır seyirci. Özellikle Walter Booth’un The Airship Destroyer (1909) ve The Aerial Anarchists (1911) filmleri yeni sinema hileleriyle bu konuyu oldukça başarılı bir şekilde kullanmış ve iyi gişe hasılatları yapmıştır. Özellikle İngiliz yönetmen Walter Booth’un, sonunda, istilacı ve acımasız güçlerin “bizden biri” olan filmin kahramanları tarafından alt edilmesiyle sonuçlanan filmleri, “militarist” bir özellik taşımaktaydı ve özellikle bu filmlerle birlikte bilim-kurgu sinemasının “ideolojisi” de şekillenmeye başlamıştı. Bu tür filmlerdeki öteki dünyalardan gelen istilacılarla aslında bu dünyanın tehditkar siyasal güçleri kast edilirken-ki o yıllarda Almanya’nın savaş hazırlıklarından endişe duyuluyordu-siyasal gerginliklerin arttığı bu dönemde, tıpkı filmin kahramanları gibi daha cesur bir savunma psikolojisi ve savunma hazırlığının olması gerekliliği vurgulanıyordu.
1929 büyük ekonomik bunalımından sonra canavarların, hortlakların, Frankenstein’ların doldurduğu 30’lu yılların bilim-kurgu ve korku filmlerinin yerini 1935’lerden itibaren korkunç yaratıkların yavaş yavaş güldürü çerçevesinde ele alınmaya başlandığı filmler almıştır. Bu dönemde çevrilen bilim-kurgu filmleri daha çok gençlere yönelik, resimli roman kahramanlarının maceralarını anlatan filmler oluyordu. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından başlayan soğuk savaşın en büyük iki kanadı Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri idi. 1917’de Rusya’daki sosyalist devrim ve S.S.C.B.’nin İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi işgalinden kurtardığı Doğu Avrupa ülkelerinde 1948-1953 yılları arasında sosyalist hükümetlerin kurulmasını sağlamasıyla, S.S.C.B ve müttefikleriyle, A.B.D. ve müttefikleri arasında soğuk savaş tüm dünyada etkisini göstermeye başlamıştı. Sinemada bilim-kurgu türünün 1950’li yıllarda yaptığı büyük patlamanın sebebi İkinci Dünya Savaşının ve hemen sonrasında başlayan “soğuk savaş”ın etkileriyle açıklanır.

A.B.D. birçok Avrupa ülkesiyle birlikte, sosyalist tehlikeye 1949 yılında Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı NATO’yu kurdu. Buna, S.S.C.B. ve diğer sosyalist blok ülkeleri 1955 yılında Varşova Paktını kurarak karşılık verdi. Soğuk savaş sürecinde S.S.C.B ve A.B.D önderliğinde iki blok ülkeleri de silahlanma yarışına girişti. Hem A.B.D. hem de Sovyetler Birliği kendi bloğundan olan ülke topraklarına nükleer füzeler yerleştirmeye devam ediyordu. Sovyetler Birliğinin, Amerika Birleşik Devletlerinin arka bahçesi olarak nitelendirilen Latin Amerika ülkelerinden Küba’ya nükleer füzeler yerleştirmesi Küba Bunalımı’nı doğurdu ve yeni bir dünya savaşı tehlikesi ortaya çıktı. Ancak bunalım, Sovyetler Birliğinin, Küba’ya yerleştirdiği füzeleri geri çekmesiyle yerini yumuşama sürecine bıraktı. 1975 yılında, Avrupa’da her iki blok üyelerinin de katıldığı, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) sonuçlanarak imzalandı. 1985 yılında iki kutup arasında silahsızlanma ve nükleer silahların sınırlandırılması anlaşmalara 1989 tarihinden itibaren sosyalist hükümetlerin, bir bir yıkılmasının ardından, soğuk savaş döneminin sona erdiği taraflarca resmen açıklandı. Ardından 1991 yılında Varşova Paktı feshedildi ve 1992 yılında da S.S.C.B dağıldı.
Bu somutluktan uzak, belirsiz savaş tüm dünyada ve özellikle A.B.D.’de toplumsal bir nevroza sebep oldu. Sovyetlerin yayılmacı politikası ve nükleer silah gücü, 1950’li yıllarda yapılan bilim-kurgu filmlerin önemli temalarından biri haline geldi ve Space Operaların yerini peş peşe çekilen istila filmleri aldı. Başka Dünyadan Gelen (The Thing From Another World, 1951), Gezegen X’ten Gelen Adam (The Man from Planet X, 1951), Kırmızı Gezegen Mars (Red Planet Mars, 1952), Uzaydan Gelen Canavar (It Came from Outer Space, 1953), Yeryüzüne Hücum (Them!, 1954), Denizden Gelen Canavar (It Came from the Seal, 1955), Dünyanın Sonu (The Day the World Ended, 1955), Beden Kemiricilerin İstilası (Invasion of the Body Snatchers, 1956) filmleri bu dönemdeki istila filmlerinden bazılarıdır.
John Belton, Seeing Red: Cald War Hollywood adlı uzun makalesinde Amerikan toplumunda ve Hollywood sinemasında soğuk savaş dönemindeki anti-komünist tutumu İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemden başlayarak ve ilginç detaylar vererek anlatır. Belton’ın verdiği bilgilere göre bu dönemde pek çok sinema oyuncusu ve film stüdyosu zan altında kalmış ve polis takibine alınmıştır. Kara listeye alınma korkusu ve yaptıkları filmlerin protesto edilme ve sansürlenme ihtimaliyle büyük film stüdyolarının yapımcıları otosansür uygulamak zorunda kalmıştır. Başka Dünyadan Gelen adlı film böyle bir dönemde çekilmiştir.
Başka Dünyadan Gelen (The Thing From Another World): Christian Nyby’nin 1951 tarihli filminde uzay aracı Alaska’ya düşen bir uzaylı ile o bölgedeki Amerikan üssünde görevli bir grup askerin mücadelesi anlatılır. Askeri radarlar yabancı bir cismin üsse 48 mil uzaklıkta bir yere düştüğünü algılamıştır. Yüzbaşı Hendry keşif gezisine çıkıp anlaşılamayan bu olayı aydınlatmakla görevlendirilir. Hendry komutasında bir grup asker, gazeteci Scotty(Douglas Spencer), askeri üstte görevli bilim adamı Dr. Carrington (Robert Cornthwaite) ve asistanları uçakla bu cismin düştüğü sanılan bölgeye giderler. Karların altına gömülen uçak büyüklüğünde bir şeyin izini bulurlar. Düşüp karların altına gömülen bu şeyin bir uçak olduğu anlaşılır. Kar yüzeyinin
üstünde kalan tek parçasını inceleyen bilim ekibi bunun hiç bilmedikleri bir metal olduğuna karar verirler. Bu o zaman kadar karşılaşılmamış şey gazeteci Scotty’yi çok heyecanlandırmıştır. Ancak Hendry hemen bunların askeri bilgiler olduğunu ve izin verilmeden haberini yapamayacağını söyler Scotty’ye. Bu aracı gömüldüğü yerden çıkarabilmeleri için buzu eritecek küçük bir patlama gerçekleştirmeye karar verirler. Ancak bu patlama buz altındaki araçta bir yangının çıkmasına ve patlamaya sebep olur. Askerler halen buzun altında kalan enkazın içinde bir canlının olduğunu fark eder. İlk akla gelen bunun bir Marslı olduğudur. Bu canlıyı büyük bir buz kalıbının içinde çıkarırlar ve Dr.Carrington’nın görev yaptığı daha yakın olan üsse getirirler. Ekip burada komutanlarıyla bağlantı kuracak ve direktifleri bekleyecektir. Askerler buz kalıbının bulunduğu odada nöbet tutarlar. Buzun içinde hapsolmuş şeyi görmekten tedirgin olan askerlerden biri battaniye ile örter üstünü. Buz zamanla erir ve hala canlı olan şey dışarı çıkar. Nöbetçi asker paniğe kapılıp ateş ederek kaçar. Hendry ve diğerleri tekrar odaya döndüğünde uzaylı çıkmıştır oradan. Daha sonra buz kalıbından çıkıp kaçan uzaylı, dışarıda ekibin yanlarında getirdiği köpeklerle boğuşurken görülür. Askerler bu insan biçimindeki uzaylının (James Arness) peşine düşerler ancak ele geçiremezler. Tek kolunu köpeklerle boğuşurken orada bırakıp kaçabilmiştir. Dr Carrington ve asistanları kopan kolu incelemeye başlarlar. Fazlasıyla güçlü ve içinde kan taşımayan bir koldur bu.

İncelemelerinden çıkan sonuç, bu yaratığın acı hissetmeyen, duygusuz, kalpsiz, insandan çok farklı olduğudur. Uzaylıyı aramaya çıkan ekip bir şey bulamadan döner. Daha sonra Hendry ve askerlerin bulunduğu odaya bilim ekibinden bir doktor yaralı halde girer odaya. Uzaylı yaratığın saldırısına uğradıklarını ve laboratuarda bulunan iki kişiyi öldürdüğünü anlatır. Hendry ve adamları yeniden bu saldırgan uzaylıyı aramaya başlarlar. Bu sırada Dr. Carrington ve asistanları buldukları kolu inceleyip şaşırtıcı sonuçlara varırlar. Ancak Dr. Carrington elde ettikleri bilgileri gizli tutmalarını ister diğerlerinden. Uzaylı yaratığın kolundan elde ettiği maddelerle bitkiler üzerinde deneyler yapmış ve bu organizmanın çok hızlı bir şekilde geliştiğini ve kendisini yenileyebildiğini görmüştür Carrington. Askerlerin böyle bir araştırma kaynağını yok etmemesi, onun üzerinde bilimsel araştırmaların yapılması gerekmektedir. Bu arada Hendry durumu sezmiştir. Dr. Carrington’ın araştırma sonuçlarının ne olduğunu öğrenmeye çalışır. Doktor keşif gezisinde çok sayıda kan örneği getirmiştir yanında. Hendry Carrington’ın bilim ekibinde yer alan ve aynı zamanda sevgilisi olan Nikki’den (Margaret Sheridan) öğrenmeye çalışır olan biteni. Nikki (Margaret Sheridan) her şeyi anlatır. Bu yaratık öldürdüğü insan ve köpeklerin kanıyla beslenmiş, kendini yenilemiş ve gelişmeye devam etmiştir. Ancak komutanından gelen yeni direktifler Hendry’nin hiç hoşuna gitmeyecektir. Washington, bu tehlikeli uzaylıya zarar verilmemesini ve sağ yakalanmasını emreder yüzbaşıya. Hendry ve askerler uzaylının yeniden saldıracağından emindir. Hendry gelen emre itaat etmeyecek ve uzaylının oradaki insanlara daha fazla zarar vermesine engel olacaktır. Planları tekrar saldırıya uğradıklarında gazla yakıp yok etmektir uzaylıyı. Kısa süre sonra beklenen olur ve uzaylı tekrar ortaya çıkar. Ancak askerler ataşe vermeyi başarır ve uzaylı alevler içinde camdan atlayarak kaçar gözden kaybolur. Üste şartlar zorlaşmıştır. Tekrar bir plan yaparlar. Bir tuzak kurarlar. Tekrar saldırdığında elektrik vererek öldüreceklerdir
yaratığı. Bir barikat kurup beklerler. Yaratık tekrar ortaya çıkar ve saldırır. Ancak kurulan tuzağa düşer ve verilen elektrikle yaratık yok edilir. Askerler yaratıkla birlikte bilimsel araştırmalarla elde edilen tüm bilgileri de yok eder.
Roloff ve Seeβlen’e göre 50’li yılların bilim-kurgu filmlerinin çoğu, soğuk savaş atmosferinin yaydığı içe dönük sosyo-psikolojik baskıyı, dışa (uzaya) dönük bir savaşa yansıtma misyonuyla yüklenmiştir. Komünizm tehlikesi reel politika düzleminde gerçek bir tehlike olarak pek önemsenmemiş olsa da kopartılan yaygara büyük olmuştur. Komünizm, kaynatılan cadı kazanında ideolojik-psikolojik saplantıların görülmesine yol açmıştır. “Komünizm-bizi de yutmasını istemiyorsak-toplumsal bir kovalama ayiniyle dünyadan sürülüp atılması zorunlu olan ‘kötü’ydü.”
1940’ların sonunda ilk uçan dairelerin gözlemlendiği dedikodularıyla gündeme gelen tehlike sadece uzaylı ziyaretçileri işaret etmiyordu. Bunların Rus casus uçakları ya da A.B.D.’nin süper silahları olduğuna da inanılıyordu o yıllarda. Böylece gökyüzünden gelmesi muhtemel tehlikeden duyulan korku ve uzayın fethi bu dönemde bilim-kurgusinemasının popüler temaları haline gelmişti.
Başka Dünyadan Gelen’in son sahnesinde gazeteci Scotty, telefonda haberini geçerken, insanlığın başka gezegenden bir uçan daireyle gelen ilk istilayı Alaska’da birkaç Amerikan askeri ve sivilin nasıl bertaraf ettiğini anlatırken, tarihte insanoğlunu ve canlıları sular altında kalıp yok olmaktan tanrı idaresinin Nuh’un gemisiyle kurtarılışınıhatırlatır. İnsanlık için bu seferki tehlike de kendisini bizzat Amerika’da bile hissettiren Sovyet yayılmacılığı ve tanrıtanımaz kötü komünistlerdir; ancak bu tehlike de Amerika’nın yüksek askeri gücü (Uzaylının ele geçirilip yok edilmesine kadar süren macerasında Amerikan askerlerinin ve bilim adamlarının teknolojik ve bilimsel üstünlüğünü sergilenir. aynı zamanda A.B.D.’nin dünyayı denetleme gücü de ortaya konmuş olur. Coğrafik açıdan Amerika’nın Sovyetler’e en yakın kara parçası olan Alaska’dır). Scotty haberini şöyle noktalar: “Gökleri gözlemeye devam edin (Keep watching the skies)”. Böylece film seyirciyi yukarıdan gelecek tehlikeye karşı dikkatli olmaların için uyarır ve siyasal insan avına çağrı çıkartır. Soğuk savaş yıllarında Amerikan toplumunda nevroza dönüşen kızıl tehlikeden
duyulan korku Başka Dünyadan Gelen’in hemen başında Hendry’nin sözlerine yansır. Radarlar yabancı bir uçağın askeri üsse 48 mil uzaklıkta Amerikan topraklarına düştüğünü
algılamış, olayı Dr. Carrington bir mesajla bildirmiştir.
Komutanı yüzbaşı Hendry’ye mesajı iletir ve sorar: “Bir uçak buraya kendisini bekleyen güzel bir kız yoksa eğer, ne bulacağını umarak gider?” ,
Hendry: “Bilmiyorum efendim, kayıp bir uçak bildirildi mi?”
Komutan: “Hayır.”,
Hendry: “Ruslar olabilir.”
Başka Dünyadan Gelen’de keşif ekibindeki tüm askerler ve siviller birlikte mücadele ederler uzaylı yaratığa karşı. Ancak uzaylının kopan kolu üzerinde bilimsel araştırmalar yapan Dr. Carrington yaratığın yok edilişine karşı koyar. Bilim-kurgu sinemasının ilk yıllarında sıkça kullanılan çılgın ya da kaçık bilim adamlarınadan (mad scientist) biridir Dr. Carrington. İlkel insanın büyüden ve büyücüden duyduğu korkunun sinemada çılgın bilim adamıyla yeniden ortaya çıktığı söylenebilir. Bilim adamları da tıpkı büyücüler gibi kimsenin anlayamadığı yöntemlerle bilinmeyeni araştırırlar. “Ancak bu filmlerde çoğu kez, bilinmeyeni bilmeye yönelik hırslarının sonucunda denetimi yitirdiklerinden ya da ‘deli’ olduklarından, çok büyük tehlikelerin doğmasına neden olurlar.”
Kaçık bilim adamı ilk kez Frankenstein’da (1910) ortaya çıkar. Daha sonraki Abel Gance’ın La folie du Docteur Tube (Doktor Tüp’ün Deliliği, 1914) ve Marcel L’Herbier’in L’Inhumaine (İnsanlık Dışı, 1923) adlı filmler de bu temayı kullanmıştır. Emre Oskay’a göre, içinde yaşadıkları toplumu düzeltmek için doğaya müdahale eden deli bilim adamları gibi “yitik” insanların tıpkı Dr. Jekyll ve Mr. Hyde’daki gibi canavarlaşmaları, delirmeleri bu çabalarının “yanlışlığından” kaynaklanır. Yaptığı deneylerle dünyayı ziyarete gelen uzaylının insandan çok daha zeki ve güçlü olduğunu anlayan Carrington onunla iletişim kurması gerektiğini, ondan çok şey öğrenebileceğini düşünür. Asistanlarından birisi, “Peki ya bu uzaylı sadece ziyaret için gelmediyse, dünyayı fethetmek için geldiyse, niyeti korkunç bir ordu kurup insanları yiyecek olarak kullanmaksa” diye sorduğunda Dr. Carrington bunu dikkate almaz “çok şey var dünyamızı tehdit eden., bilimde düşman olmaz” der.“ Dr. Carrington karşılaştığı bu canavarın dilinden anlayabilecek, sırlarını öğrenebilecek ve bu sayede insanlığı çok daha uzak geleceklere taşıyacak tek kişidir. Askerlerin imha planlarından uzaylıyı korumaya soyunan Dr. Carrington önce yaptığı deneylerin sonuçlarını asistanlarıyla birlikte gizli tutar sonra da başka çaresi kalmadığında askerlerin işini bitireceği anda sahneye çıkıp kurtarmaya çalışır bu değerli canavarı. Ancak o da uzaylının saldırısına maruz kalır ve böylece kaçık bilim adamının çabasının ne kadar “ahmakça” olduğu gösterilmiş olur. Uzaylı insanlık için sadece bir tehdittir ve yok edilmelidir. Yabancı olan, anlaşılamayan Öteki’dir ve tehlikelidir; yok edilmelidir.
Yararlanılan Kaynak
Murat Demir, Sinemada ”Öteki”
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Murat Demir’e aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Yazan Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İslam Ekonomisi Ve Kredi Sistemi

Semavi Dinlerde Reenkarnasyon Düşüncesi