Büyük Ortadoğu Projesi Ve Arap Baharı'yla Pazarlanan Demokrasinin Mahiyeti

Afganistan ve Irak müdahalelerinin ardından Ortadoğu’nun gerek siyasi kültüründe gerekse siyasi görüntüsünde önemli değişiklikler yapmayı öngören Büyük Ortadoğu Projesi genel olarak bölge genelinde radikalizmin pasifize edilerek demokrasinin işler kılınması üzerine hazırlanmıştır. Bu şekilde sert güç kullanımının yanı sıra yumuşak güç kullanımı da dahil Amerikan karşıtlığının engellenmesi öngörülmüş ve anti-demokratik unsurlardan beslenen terör tehdidinin ortadan kaldırılması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda alt başlıklarda daha net anlatılacağı üzere gerek siyasi gerekse sosyo-ekonomik inisiyatifler alınmış ve projenin öngördüğü dönüşümler gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Nitekim bu doğrultuda ilk olarak Ortadoğu coğrafyasını kapsayacak şekilde 22 Ortadoğu ülkesinde batılı tarzda demokrasilerin kurulması amaçlanmış, ardından projeye Kuzey Afrika ülkeleri, Kafkasya ülkeleri ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri de dahil edilerek kapsam genişletilmiştir. Bu bağlamda proje sırasıyla Büyük Ortadoğu, Genişletilmiş Ortadoğu ve Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi adlarını almıştır. Projenin bölgesel anlamda uygulanması dört kategoride düşünülmüştür.
Birinci kategoride terörizme destek verdiği belirtilen otoriter devletler yer almaktadır ki Afganistan ve Irak müdahalelerinin bu bağlamda değerlendirilmesi mümkündür. İkinci kategorideki devletler yine otoriter ve Batı’nın değerlerine karşı çıkan devletlerdir ki İran, Suriye, Libya bu ülkelerdendir. Bu doğrultuda proje kapsamında değişim bu ülkeler için de söz konusudur. Üçüncü kategorideki devletler yine otoriter ancak tehdit unsurunun düşük olduğu devletlerdir. Ortadoğu’nun diğer ülkeleri, Orta Asya ve Kafkasya ülkeleri bu kategoriye dahildir. Dördüncü ve son kategoride ise model ülke olarak Türkiye yer almaktadır. Çünkü bölgesel işbirliğine gitme zaruriyetinden hareketle bölge genelinde stratejik bir pozisyona sahip olan ve doğu-batı sentezini gerçekleştirebilmiş bir Türkiye ile ilişkiler de bu bağlamda önemli görülmüştür. Nitekim hem Müslüman hem de batılı bir Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleri için rol model olup olmayacağı bu sebeple gündeme gelmiştir. Bölge genelinde radikalizmle mücadele açısından ılımlı İslam söylemi de bu doğrultuda gündeme gelmiştir. Aşırılığa kaçan ve şiddet eylemlerine dönüşme konusunda kırılgan olan radikal İslam anlayışından ziyade batılı değerlere karşı katı olmayan ve demokratik değerleri benimsemiş daha ılımlı bir yönetim yaklaşımının hem bölgesel barış ve işbirliği açısından hem de ABD’nin bölgesel mevcudiyetinin sürdürülebilirliği açısından daha uygun olacağı anlayışı projenin nihai hedefi olarak görülmüştür. Bu doğrultuda ABD Müslüman ülkeler ile Batı toplumu arasındaki önyargıları ortadan kaldırma bağlamında Türkiye ve İspanya’nın öncülüğünde başlatılan ve BM’nin de desteklediği Medeniyetler İttifakı projesini de desteklemiştir.
Büyük Ortadoğu Projesi’nin tam olarak hangi ülkeler için öngörüldüğü açık şekilde belirtilmemişse de 22 Arap ülkesine ilaveten Türkiye, Pakistan, İsrail, Afganistan’ın da bu kapsam dahilinde olduğu ifade edilmektedir. Nitekim ABD Dışişleri Bakanlığı kaynaklarınca hazırlanan projenin Şubat 2004’te Arapça yayın yapan El-Hayat gazetesinde kapsamının bu yönde olduğuna dair haber yapılmıştır. Aşırılığın önlenmesi, uluslararası suç ve kaçak göçlerle mücadele, serbest piyasaya geçiş, insan haklarının geliştirilmesi ve sivil toplumun güçlendirilmesi projede dahil olan bölge ülkelerinde hedeflenen kriterlerdendir. Bu doğrultuda da belirlenen hedeflerin somuta dökülmesi açısından siyasi girişimlere önem verilmiştir.
Büyük Ortadoğu Projesi Kapsamında Siyasi Girişimler
Teorik altyapısı George W. Bush yönetiminde yeni muhafazakarlar tarafından hazırlanan ve Irak’ın işgalini takiben Kasım 2003’te Genişletilmiş Ortadoğu İnisiyatifi adıyla dile getirilen Büyük Ortadoğu Projesi daha önce de belirtildiği gibi genel olarak Ortadoğu bölgesinde demokratik rejimler kurma düşüncesinden hareketle gündeme gelmiştir. Projenin çıkış noktasını ise 2002 ve 2003 yıllarında yayınlanan BM Gelişim Programı dahilinde hazırlanan Arap İnsani Gelişmişlik Raporu oluşturmaktadır. Raporda özellikle Ortadoğu dünyasında demokrasi eksikliğinden, eğitim seviyesinin düşüklüğünden, insani gelişmişliğin, insan haklarının ve kadın haklarının düşük seviyede olduğundan bahsedilmekte, bu durumun da gerek ABD’nin gerekse Avrupa devletlerinin ulusal çıkarlarını olumsuz yönde etkilediği belirtilmektedir. Bu doğrultuda tezin ilerleyen bölümlerinde daha net değinileceği üzere rapor genel olarak özgürlük, eğitim ve kadın haklarının güçlendirilmesi eksikliği başlıkları altında yukarıda belirtilen sorunlardan bahsetmektedir. Bu eksikliklerin de sonuç olarak aşırılık faaliyetlerinin yanı sıra terörizm sorunun ortaya çıkmasına neden olduğu belirtilmekte, bu durumdan hareketle de bölge genelinde demokrasinin yayılmasının elzem olduğunun altı çizilmektedir.
ABD uluslararası anlamda destek sağlamak amacıyla da Haziran 2004’te Georgia Eyaleti’ne bağlı Sea Island’da G-8 ülkeleriyle düzenlenen toplantıda orijinal adı Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnisiyatifi olan projesini katılımcı ülkelere sunmuştur. Ancak ABD’nin Ortadoğu bölgesiyle ilgili başlatmış olduğu bu inisiyatif aslında 11 Eylül 2001’den beri başlatılan girişimlerin üçüncüsüdür ve Dışişleri Bakanlığı’nın Yakındoğu İlişkileri Bürosu’nda geliştirilmiştir. İlk olarak Aralık 2002’de Büyük Ortadoğu Projesi’nin de öncülü olan ve bu doğrultuda da sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda bazı girişimlerin zeminini hazırlayan Ortadoğu Ortaklık İnisiyatifi kamuoyuna duyurulmuş, ardından da Şubat 2003’te Birleşik Devletler- Ortadoğu Serbest Ticaret Bölgesi gündeme gelmiştir. Bu süreci takiben ABD başlatmış olduğu inisiyatifleri kalıcı hale getirebilmek ve diğer aktörlerin de desteğini sağlamak için Haziran 2004’teki G-8 toplantısında projesinin dayanak noktasını oluşturan Arap İnsani Gelişmişlik raporunu katılımcı ülkelere sunmuştur. Düzenlenen toplantıya G-8 ülkelerinin yanı sıra Afganistan, Cezayir, Bahreyn, Ürdün, Tunus, Türkiye ve Yemen ülke liderleri de katılmış, ana konu olarak Ortadoğu İnisiyatifi görüşülmüştür. Ayrıca Gana, Güney Afrika, Senegal, Nijerya ve Uganda liderlerinin de katılacağı belirtilmiş, Afrika da dahil olmak üzere bölge ülkelerinden demokrasinin yayılması ve bölgesel kalkınmanın sağlanması konusunda destekleri istenmiştir. G-8 ülkeleri ve diğer katılımcı ülkeler ile yürütülen bu toplantıda Genişletilmiş Ortadoğu İnisiyatifi’nin kapsamı Afrika ülkelerini de dahil olacak şekilde esnetilmiş ve projenin yeni adı Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnisiyatifi olmuştur. Proje bu haliyle bir önceki planlamadan daha esnek bir tutum benimsemiş, Irak’ta devam eden savaş ortamının ve İsrail-Filistin anlaşmazlığının sonlandırılması gerektiği yönünde bir anlayış dile getirilmiştir. Nitekim İsrail-Filistin meselesi çözüme kavuşturulmadan Ortadoğu’da barışın ve reform hareketlerinin gerçekleştirilmesinin zor olduğu belirtilmiş, Irak halkına ve dönemin Irak geçici yönetimine destek verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Demokrasinin yayılması konusunda serbest seçimlerin gerçekleştirilmesi, kadınların siyasi hayata katılımının sağlanması, basın özgürlüğü, parlamenter değişim şeklinde somut önerilerin dile getirildiği toplantıda bölge genelinde gelişen demokrasinin gerek ABD’nin gerekse AB’nin çıkarlarına olacağı vurgulanmıştır. Ek olarak toplantıda proje ile ilgili uzun soluklu demokrasi hedefinin tesis edebilmesi ve projenin kurumsallaşabilmesi için beş ana bileşen öngörülmüştür. Gelecek için Genişletilmiş Ortadoğu Forumu ile hedeflenen reformların tartışılması ve devletlerarası işbirliğinin sağlanması için düzenli bir ortam düşünülmüştür. Foruma ayrıca iş dünyası ve sivil toplum örgütlerinin de katılımının sağlanması amaçlanmıştır. Genişletilmiş Ortadoğu Demokrasi Yardım Grubu ile demokrasinin inşası için sivil toplum örgütlerinin Amerikan ve Avrupalı kuruluşlarca desteklenmesi ve koordine edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Demokrasi için Genişletilmiş Ortadoğu Kuruluşu ile Ortadoğu’da demokrasinin çok taraflı kuruluşlarla sağlanmasına odaklanılacaktır. Proje kapsamında öngörülen diğer inisiyatifler ise Ortadoğu Okuryazarlık Kuruluşu ve G-8 Mikrofinans Pilot Projesi’dir. Görüldüğü üzere projenin sadece ABD’nin inisiyatifinde gerçekleştiği görüntüsünün oluşmamasına özen gösterilmiştir ki Avrupa ülkelerinin yanı sıra bölge ülkelerinin de reform hareketleri noktasındaki kararlılığı bu durumu gösterir mahiyettedir.
Demokratik gelişmenin amaçlandığı bölge üzerine gerçekleştirilen toplantıda daha önce de değinildiği gibi bölgesel işbirliği önemli görülmüş, bu doğrultuda da Türkiye dönemin koşullarında model bir ortak olarak görülmüştür. Nitekim Batı ile arası iyi olan ve Müslüman bir nüfusa sahip ılımlı bir Türkiye projenin bölge ülkeleri üzerinde etkili olması açısından önemli görülmüş, bu bağlamda dönemin hükümeti ve başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın pozisyonu da yapıcı olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda ılımlı İslam’ın desteklenmesi demokratik hedeflerin yerine getirilmesi ve terörizme karşı savaşın kazanılması noktasında önemli görülmüştür. Toplantıda bu bağlamda demokratik hedeflerin işlerliği açısından Türkiye’nin Yemen ve İtalya ile eş başkanlığını yürüteceği Demokrasi Yardım Diyaloğu oluşturulmuştur. Bu oluşumun demokratik gelişmenin sağlanması açısından hükümet temsilcileri ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliğinin geliştirilmesi konusunda aracılık faaliyetlerini yürütmesi öngörülmüştür. Toplantıya Türkiye ile birlikte katılan diğer Müslüman ülkelerin de bölgesel ortaklık konusundaki olumlu tepkileri demokratikleşme düşüncesinin bölgesel anlamda kabul görmesi bakımından önemli görülmüştür. Demokratik kurumların desteklenmesi, demokratik anlamda yeni programların başlatılması ve bu bağlamda hükümetler ile sivil toplum kuruluşları arasında koordinasyon vazifesi gören Demokrasi Yardım Diyaloğu ilk faaliyetini Türk Dışişleri Bakanlığı’nın öncülüğüyle Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı (TESEV) ile birlikte Haziran 2005’te İstanbul’da gerçekleştirmiştir. Aralık 2004’te ise yukarıda belirtilen proje bağlamında bileşenlerden olan Gelecek için Genişletilmiş Ortadoğu Forumu kapsamında Fas’ın Rabat kentinde siyasi, ekonomik ve sosyal reformlara yönelik değerlendirmelerin yapıldığı toplantı gerçekleştirilmiştir. Bu doğrultuda genel olarak değerlendirilecek olduğunda Büyük Ortadoğu Projesi’nin ABD’nin inisiyatifinde gündeme geldiğini ancak G-8 ülkelerinin de desteğinin alınmasıyla çok taraflı bir görünüm kazandığını belirtmek mümkündür. Nitekim her ne kadar G-8 toplantısında ABD’nin önerisiyle gündeme gelse de proje katılımcı tüm ülkelerin desteğiyle uygulamaya geçmiş, ayrıca bölge ülkelerinin de girişimleriyle proje işlerlik kazanmıştır.
Sosyo-Ekonomik Bağlamda Büyük Ortadoğu Projesi
Kapsamının Kuzey Afrika, Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinin de katılımıyla genişletildiği Büyük Ortadoğu Projesi sadece siyasi anlamda önlemleri içeren bir proje olmaktan ziyade içerisinde sosyal, kültürel ve ekonomik konuları da barındıran bir oluşumdur. Nitekim daha önce de belirtildiği gibi ilgili coğrafya genelinde baş gösteren gerek iktisadi gerekse sosyo-kültürel sorunlar demokrasi mekanizmasının da işlememesiyle radikalizm şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle ABD kendi karşıtlığının da artmasına neden olan bu sorunlar karşısında demokratik kurumların güçlendirilmesiyle beraber iktisadi ve sosyo-kültürel kalkınmanın gerçekleşmesi gerektiği düşüncesinden hareketle projenin bu yönünün de üstünde önemle durmuştur. İktisadi anlamda kalkınan ülkelerde sosyal ve kültürel anlamda gelişmenin de sağlanmasıyla demokrasinin daha sağlıklı işleyeceği ve radikalizmin ortadan kalkabileceği düşüncesi ABD’nin olduğu kadar diğer aktörlerin de önem verdiği bir konu olmuş, bu bağlamda da Büyük Ortadoğu Projesi çok ortaklı bir şekilde işlerlik kazanmıştır. Büyük Ortadoğu Projesi daha önce de belirtildiği gibi ortaya çıkış noktası olarak 2002-2003 tarihli BM Arap İnsani Gelişmişlik Raporu’nu baz almakta ve bu raporda belirtilen sorunlar üzerine ABD’nin G-8 toplantısında katılımcı ülkelere sunduğu çözüm önerilerine dayanmaktaydı. Nitekim raporda coğrafya genelinde kötü ekonomik koşullardan, eğitim seviyesinin yetersizliğinden ve demografik dezavantajdan bahsedilmekteydi. Projenin başarıya ulaşabilmesi açısından siyasi gelişmeleri de destekleyecek en önemli konu olarak görülen sosyo-ekonomi, demokratikleşme hamlesinin kalıcılığı bağlamında da öne çıkmıştır. Sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda kalkınan ülkelerin gerek ABD gerekse diğer Batılı ülkeler ile daha sağlıklı ilişkiler kurabileceği düşüncesi bu bağlamda önemli görülmüştür. Bu doğrultuda sivil toplumun güçlendirilmesi, eğitim reformu ile okuma-yazmanın arttırılması, kadın haklarının geliştirilmesi, ticaret ve finans sektörlerinin uluslararası ticarete entegrasyonu ve buna bağlı olarak da serbest ticaretin geliştirilmesi proje bağlamında üzerinde önemledurulan konular olmuştur.
ABD’nin Arap İnsani Gelişmişlik Raporu’na istinaden G-8 ülkelerine sunduğu taslakta proje dahilindeki 22 Arap ülkesinin gayrı safi milli hasılasının toplamının İspanya’nınkinden düşük olduğu, yetişkin Arapların yüzde 40’ının (bu oran 61 milyona denktir ve bunun 3’te 2’si kadındır) okuma-yazma becerisine sahip olmadığı, yıllık 6 milyon kişiye iş sahası yaratılması gerektiği dile getirilmiştir. Ayrıca sadece 1.6 milyon kişinin internet erişimine imkanı olduğu ve bunun dünyanın en düşük ortalaması olduğu belirtilmiş, kadınların sadece yüzde 3.5’inin Arap ülkelerindeki parlamentolarda temsil edildiğinin ve genç nüfusun yüzde 51’inin çoğunlukla ABD ve Avrupa ülkelerine göç etmek istediklerinin altı çizilmiştir. Bu durumdan hareketle Büyük Ortadoğu Projesi taslağı ile G-8 ülkelerine bölge genelinde başta ekonomik ve sosyal olmak üzere her alanda reform hareketlerinin teşvik edilmesi konusunda tavsiyelerde bulunulmuş, uzun vadeli ortaklığın altı çizilmiştir. Reform hareketlerinin gerçekleştirilmesi konusunda ilgili taslakta demokrasinin yayılması açısından somut öneriler sunulmuştur. Bağımsız medyanın geliştirilmesi, sivil toplumun her alanda desteklenmesi gerektiği, bu doğrultuda G-8 ülkelerinin finansdesteği sağlayabileceği, Batılı sivil toplum örgütlerinin gerek teknik gerekse eğitimsel anlamda yardımcı olabilecekleri belirtilmiştir. Bu bağlamda bölge genelinde bugüne kadar ön plana çıkmayan ya da çıkamayan sosyal yapıları destekleyerek tabansal anlamda destek bulmayı amaçlayan ABD ve G8 ülkeleri bu nedenle projenin sosyal yönüne önem vermişlerdir. Nitekim proje bağlamında toplumsal tabanın oluşması açısından sivil toplum önemli bir aktör olarak görülmüş, bu nedenle de gerek finansal gerekse teknik ve eğitimsel anlamda desteklenmiştir. Yerel yönetimler, kadın platformları, gençlik yapılanmaları bu doğrultuda ön plana çıkan hedef kitle olmuştur. Daha önce belirtildiği gibi Demokrasi Yardım Diyaloğu’nun eş başkanlığını yürüten Türkiye’nin İstanbul’da TESEV ile gerçekleştirdiği toplantı bu amaçladır. Toplantıya yirmi farklı ülkeden elliye yakın Ortadoğulu ve Kuzey Afrikalı kadın katılmış, bu sayede de kadınların sivil toplum alanında öne çıkması amaçlanmıştır.

Büyük Ortadoğu Projesi’nin uzun vadeli hedeflerinin başarıya ulaşması açısından en önemli konulardan biri de eğitim üzerine olmuştur. Nitekim siyasi temsil konusu üzerindeki en büyük engellerden olan okuma-yazma konusunda strateji geliştirme amacında olan Ortadoğu Okuryazarlık Kuruluşu da bu bağlamda gündeme gelmiştir. Bu doğrultuda eğitim reformu ile toplamda 20 milyon kişiye okuma-yazma öğretilmesi, dijital bilgi inisiyatifi, iş dünyası eğitimi inisiyatifi gibi önlemlerle de bölgenin modern dünyaya adapte olabilmesi öngörülmüştür. Bu bağlamda Türkiye’nin yine Demokrasi Yardım Diyaloğu inisiyatifiyle Cezayir’de gerçekleştirdiği Cezayir Okur-Yazarlık Çalıştayı da proje bağlamında eğitime verilen önem üzerine olmuştur. Büyük Ortadoğu Projesi’nin ekonomi ayağında ise demokratik gelişme ve kalkınma arasında yakın ilişki görüldüğü için önemle durulmuştur. Bölge genelinde ekonomik fırsatları genişletme amacıyla G-8 ülkelerinin ekonomik büyümeyi finanse etmesi gerektiği, mikrofinans kurumlarının sayısının arttırılması ve özellikle de kadın girişimcilerin ekonomik hayata katılımı konusunda teşvik edilmesi gerektiği dile getirilmiştir. Bu noktada hedeflerin gerçekleştirilebilmesi için Büyük Ortadoğu Finans Kuruluşu ve Büyük Ortadoğu Kalkınma Bankası’nın kurulması öngörülmüştür. Ayrıca G-8 Mikrofinans Pilot Projesi de bu bağlamda gündeme gelmiştir. Bu proje ile bölge genelinde yeni kurulan küçük işletmelerin desteklenmesi düşünülmüştür. 1 Ekim 2004’te Washington’da G-8 ülkeleri ve Büyük Ortadoğu Projesi bağlamında gerçekleştirilen Maliye-Ekonomi Bakanları toplantısında proje bağlamında hedefler yeniden görüşülmüştür. Bu bağlamda G-8 Reform Destekleme Planı çerçevesinde bölge genelinde piyasa ekonomisine geçiş konusundan reformların gerekliliği dile getirilmiştir. Ayrıca toplantıda özel sektörün ve KOBİ’lerin desteklenmesi amacıyla Uluslararası Finans Kurumu bünyesinde ortak bir havuz oluşturulması kararlaştırılmış ve ilk aşamada da 32,4 milyon dolarlık yardım taahhüdü alınmıştır. İlaveten serbest piyasaya geçiş ve bölgenin uluslararası piyasaya entegrasyonu, bölgeye yabancı yatırımların çekilmesi, bölge içi yatırım ve ticaret hacminin arttırılması ve kadınların ekonomik hayata katılımın sağlanması konusunda kararlar alınmıştır.
Bölge genelinde özgürlük-serbestilik konusundaki eksiklikle mücadele için de ABD’nin ve diğer aktörlerin çalışmaları olmuştur. Nitekim 2003 yılındaki Freedom House raporlarına göre bölgedeki tek özgür-hür devletin İsrail olduğu, sadece dört devletin de kısmen özgür olduğu, ayrıca Arap dünyasının da dünyanın yedi bölgesi içinde özgürlüklerin en az olduğu bölge olduğu belirtilmiştir. Demokrasinin bölge genelinde gelişmesinin önündeki bu durum karşısında ise ABD sadece Irak için 2004 yılının ilk altı ayında 458 milyon dolarlık bir kaynak ayırdığını ifade etmiştir. Bu doğrultuda söylemek mümkündür ki gerek ABD açısından gerekse diğer G-8 ülkeleri açısından bölgenin demokratikleşmesi yönündeki hedeflerin gerçekleşebilmesi ekonomik reformlardan eğitim alanındaki dönüşümlere, kadınların siyasi ve ekonomik hayatta girişimlerinin desteklenmesinden sivil toplumun ve yerel işletmelerin desteklenmesine dek uzanan reformlar bütünü ile ilişkilidir. Bu nedenle de projenin sosyo-ekonomik yönü bölge genelindeki sürdürülebilirliğin ve toplumsal kabulün devamı açısından büyük önem arz etmektedir.
Büyük Ortadoğu Projesi’nin Askeri Boyutu
Yenilenmiş haliyle kapsam açısından Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerini de içine alan Büyük Ortadoğu Projesi bağlamında askeri boyut büyük önem arz etmektedir. Nitekim demokratik reformların gerçekleşmesinin öncesinde askeri anlamda güvenliğin sağlanması gerektiği düşüncesi projenin askeri inisiyatifini de ön plana çıkarmıştır. Bu bağlamda ortaya çıkan askeri partner ise NATO olmuştur. Nitekim Soğuk Savaş sonrası özellikle Sovyetler Birliği’nin etki alanında olan bölgeleri kazanma stratejisi izleyen NATO’nun 11 Eylül saldırıları sonrası Afganistan’da etkili şekilde Irak’ta ise sınırlı olarak hareket etmesi bu ortaklık doğrultusunda olmuştur. Nitekim ABD’ye yönelik saldırıların ardından NATO Antlaşması’na istinaden ortaklarına yapılan saldırının tüm üye ülkelere yapılmış farz edildiği düşüncesinden hareketle özellikle Afganistan’da ABD ve NATO birlikte hareket etmiştir. Ancak Irak’ta ise özellikle Almanya ve Fransa’nın çekinceleri doğrultusunda NATO’nun sınırlı mevcudiyeti söz konusudur. NATO’nun bu bölgede faaliyetlerinin meşruiyetine bakılacak olduğunda ise örgütün Soğuk Savaş sonrasını takiben başlatmış olduğu inisiyatifler ön plana çıkmaktadır. NATO’nun 1990’lı yıllarda başlatmış olduğu iki önemli ortaklık stratejisi kapsamının genişlemesine neden olmuş ve kısmen de başarılı olmuştu.
Bunlar özellikle eski Sovyet Bloğu ülkeleri olan Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini içerisine alan Barış için Ortaklık stratejisi ve Akdeniz bölge ülkelerini içerisine alan Akdeniz Diyaloğu’dur. Nitekim NATO Barış için Ortaklık ile üye sayısını 16’dan 26’ya çıkarmayı başarmıştır, ancak aynı başarıyı Akdeniz Diyaloğu ile yakalayamamıştır. Neden olarak ise özellikle Filistin-İsrail konusu başta olmak üzere bölgede istikrarın sağlanması konusundaki başarısızlık, katılımcı ülkelerin evrimini teşvik etme sürecinin iyi yönetilememesi olarak söylenebilir. Bu nedenle organizasyonun Ortadoğu bölgesi ile ilişki kurabilecek bir diyalog stratejisi geliştirmesine rağmen başarılı olamadığı görülmektedir. Nitekim terör tehditlerinin bu bölgeden gelmesi de Akdeniz Diyaloğu’nun başarısızlığı olarak gösterilebilir. Ancak 11 Eylül 2001 tarihi ise NATO’nun görev sahasının genişlediği bir tarih olmuş, bu tarihten itibaren NATO ve ABD bölgede koordineli hareket etmiştir. Nitekim 11 Eylül saldırılarının ardından ABD NATO’ya başvurmuş, NATO Antlaşması’nın 5. Maddesine istinaden bir ittifak üyesi olarak saldırıya uğradığını ve savunma konusunda diğer üye ülkelerin de harekete geçmesi gerektiğini dile getirmiştir.
Bu doğrultuda da 7 Ekim 2001’de NATO kuvvetleri ve ABD Afganistan’a birlikte müdahale etmiştir. Bu tarihten itibaren de mevcut stratejiler gereği olağan etki alanı dışında olan Ortadoğu bölgesi terörizmle mücadele doğrultusunda resmen NATO’nun kapsamına girmiştir (Deniz 2012: 363-364). NATO’nun terörle mücadele adına en önemli dönüşüm yaşadığı tarih ise 21-22 Kasım 2002 olmuştur. Nitekim bu tarihlerde Prag’da düzenlenen NATO zirvesinde terörizmle etkin mücadele adına Prag Yetenekler Mutabakatı, Sivil Acil Eylem Planı, Terörizme Karşı Ortaklı Eylem Planı, NATO Müdahale Kuvveti ve Terörizmle Mücadele Askeri Konsepti oluşturulmuştur. Ayrıca Irak konusunda da BM ile uyumlu hareket edileceğinin ve Irak’a olan desteğin süreceğinin altı çizilmiştir. Bu doğrultuda NATO ve ABD’nin Afganistan’a müdahalesine istinaden Kasım 2002’de Prag’ta alınan kararların Ortadoğu bölgesine ilişkin olduğunu söylemek mümkündür ancak Büyük Ortadoğu Projesi ile resmi bağlantı ise G-8 Washington toplantısı öncesi Haziran 2004’te İstanbul’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi ile olmuştur. Zirvede Irak’ın yeniden yapılanması konusunda verilen destekten bahsedilerek Irak güçlerinin de eğitiminin gerçekleştirileceği dile getirilmiş, ayrıca Afganistan’daki NATO varlığının güçlendirileceği belirtilmiştir. Zirvede İstanbul İşbirliği İnisiyatifi’nin de kurulmasına karar verilmiş ve Arap Körfez Ülkeleri İşbirliği Konseyi ile bölge güvenliğinin sağlanması ve istikrarın sürdürülmesi konusunda birlikte hareket edileceği ifade edilmiştir.
İstanbul’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi ile Büyük Ortadoğu Projesi askeri anlamda artık NATO’nun inisiyatifinde bir proje haline gelmiştir. Bu bağlamda zirvede proje ile ilişkili olarak askeri faaliyetlerde NATO’ya rol verilmesi öngörülmüş, başta Irak olmak üzere güvenlik güçlerinin eğitilmesinde yer alacağı kararlaştırılmıştır. Askeri eğitim faaliyetlerinin yanı sıra NATO, terörizmle mücadele adına özellikle Afganistan’da Taliban’a karşı da etkin bir mücadele yürütmüştür. Bu doğrultuda net bir şekilde NATO’nun Büyük Ortadoğu Projesi’nin askeri boyutunun yürütülmesinde önemli bir kurum olduğunu söylemek mümkündür. Bu bağlamda sadece Afganistan’da 2001 müdahalesi sonrası oluşturulan Uluslararası Güvenlik ve Destek Gücü ISAF’ın Taliban rejimi sonrası otorite boşluğu sonrası ülkenin güvenliğini sağlama, ayrıca idari ve hukuki anlamda yeniden yapılanması konusunda faaliyetleri de göz önünde bulundurulduğunda NATO’nun Büyük Ortadoğu Projesi için bir askeri kanattan fazlası olduğunu söylemek de mümkündür. Bu doğrultuda daha önce de belirtildiği gibi Afganistan’da tam mutabakatla girişilen mücadele sonrası gerek Irak müdahalesi gerekse NATO’nun faaliyet alanı açısından muhalif görüşler ortaya çıksa da ABD ve diğer G-8 ülkelerinin bölge genelinde güvenlik kaygıları devam ettiği sürece NATO’nun operasyonel ve politik koordinasyonun sağlanmasında en iyi mekanizma olacağını söylemek mümkündür.

İlk olarak sadece Ortadoğu bölgesini kapsamına alan Büyük Ortadoğu Projesi daha sonrasında ise Kuzey Afrika, Kafkaslar ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ni de içerisine alacak şekilde genişletilmiş ve büyük bir coğrafyayı etkisi altına almıştır. Proje fikir olarak Soğuk Savaş Dönemi’ne dek uzanan süreçte de var olsa da uygulamaya konulması ancak 11 Eylül 2001 saldırılarını takip eden süreç sonrası mümkün olabilmiştir. Nitekim ABD tarihinde görülmemiş böylesine büyük bir saldırının Ortadoğu kökenli olması projenin merkez noktasının da Ortadoğu olmasını zorunlu kılmıştır. Bölge genelinde mevcut Amerikan karşıtlığının engellenmesi gerekliliği düşüncesiyle birlikte demokrasinin yayılması misyonunu önem kazanmış, bu noktada da özellikle 11 Eylül saldırılarını takiben başkan Bush yönetiminde etkili olan ve uzun yıllar bu fikrin öncülüğünü yapmış yeni muhafazakarlar öne çıkmıştır. Bölge genelinde neden terör faaliyetlerinin ve Amerikan karşıtlığının etkin olduğu sorusu da Büyük Ortadoğu Projesi’nin çıkış noktasını oluşturmuştur. Nitekim terörizme ve Amerikan karşıtlığına otoriter, baskıcı rejimlerin neden olduğu radikalizmin etkisinde siyasi kültürün yol açtığı görülmüş, bu doğrultuda da bölge genelinde mevcut siyasi kültürün değiştirilmesi gerektiği düşüncesi ön plana çıkmıştır. Uzun vadeli yapılanmayı öngören ve siyasi, askeri ve sosyo-ekonomik boyutları olan Büyük Ortadoğu Projesi de genel olarak bu siyasi kültürü demokratikleştirme gayesinde olmuştur. Bu bağlamda bölge genelinde insan haklarını, hukukun üstünlüğünü öne çıkaran demokratik kurumların gelişmesine önem verilmiş, sivil toplumun, gençlik faaliyetlerinin özellikle de kadın girişimlerinin öne çıkarıldığı yapılanmaların desteklenmesi üzerinde durulmuştur. Bölgesel ortaklıklar da bu konuda önem kazanmış, nitekim Türkiye’nin de eş başkanlığını yürüttüğü Demokrasi Yardım Diyaloğu da bu bağlamda gündeme gelmiştir. Bölge ülkeleri açısından gerek yönetim biçimi gerekse sosyo-kültürel yapısı nedeniyle model olarak görülen Türkiye’nin sivil toplumun ve demokrasi zemininin gelişmesine yönelik girişimleri bu doğrultuda önemli görülmüştür.
ABD’nin inisiyatifinde gündeme gelen uzun vadeli bir proje de olsa kapsam ve içerik bakımından G-8 ülkeleri başta olmak üzere diğer Avrupa ülkelerinin ve bölge ülkelerinin de önemli gördüğü Büyük Ortadoğu Projesi’ni bu bağlamda geniş katılımlı stratejik bir hedef olarak görmek mümkündür. Bu stratejik hedefin siyasi ve sosyoekonomik ayağında yine başta ABD olmak üzere G-8 ülkeleri ve bölge ülkeleri ön plana çıkarken, güvenlik konusunda ise NATO etkili olmuştur. Başta Ortadoğu bölgesi olmak üzere proje bağlamında coğrafya genelinde hakim olan istikrarsızlığın sona erdirilmesi düşüncesinin projeye katılım gösterilmesinde etkili olduğunu söylemek mümkündür. Ancak ilgili proje bağlamında Arap dünyası başta olmak üzere muhalif görüşler de ortaya çıkmıştır. Nitekim Londra merkezli El-Hayat gazetesinde yayınlanan haberin ardından bazı Arap liderleri ABD’nin bölge üzerinde siyasi model dayatması yaptığı şeklinde tepki göstermişlerdir. Bu doğrultuda ilk ve en önemli tepki dönemin Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’ten gelmiştir. Mübarek bölge genelinde hayat kalitesinin arttırılması düşüncesinin bölge halklarının katılımıyla yürütülmesi gerektiğini belirterek projeye ABD’nin kendi planını başka ülkelere empoze etmeye çalıştığı gerekçesiyle karşı çıkmıştır. Bu nedenle ABD bölge genelinde mevcut karşıtlığına ek olarak projeye de olan karşı düşünceleri en aza indirebilmek için bölge ülkeleri, AB, BM ve NATO gibi aktörlerle birlikte hareket etme gereği duymuştur.
Projeye bölge ülkelerinden gelen tepkilere karşın demokrasi zemininin ve bölgesel anlamda işbirliğinin inşa edilmesi noktasında ülkeler arası diyalog kanallarının var olması demokrasinin gelişimi açısından bir başarı olarak görülmektedir. Ancak proje dahilinde öngörülen coğrafya açısından demokrasinin siyasi kültüre egemen olmasının önündeki zorluklar tam olarak aşılamamış, radikalizmin etkisi halen kırılamamıştır. Bu durum da Büyük Ortadoğu Projesi’nin başarılı bir proje olup olmadığı konusunda sorulara neden olmuştur. Nitekim coğrafya genelinde demokratik anlamda görülen istikrarsızlık ve devam eden şiddet eylemleri proje bağlamında hedeflenen amacın elde edilemediğini gösterme açısından önemlidir. Yine bölge ülkelerinde beklenen ekonomik ve sosyal kalkınmanın gerçekleşememiş olması da istenilen hedefe ulaşılamadığını göstermektedir. Bu doğrultuda da tezin bir sonraki bölümünde değinilecek Arap Baharı konusunda ve takiben son bölümde yapılacak karşılaştırmalı analizde de Büyük Ortadoğu Projesi ve Arap Baharı arasında bir ilişkinin olup olmadığı, birbirini tetikleyen etkenleri doğurup doğurmadığı incelenecek ve tüm bu olaylar bağlamında demokrasinin yayılması misyonunun Ortadoğu bölgesinde başarıya ulaşıp ulaşmadığının değerlendirmesi yapılacaktır.
Yararlanılan Kaynaklar
Gökhan Öçalan, Amerika Birleşik Devletleri’nin Demokrasiyi Yayma Politikası: Büyük Ortadoğu Projesi ve Arap Baharı Örnek Olayları
Haydar Çakmak, ABD’nin Askeri Müdahaleleri: 1801’den Günümüze
Cenap Çakmak, Büyük Ortadoğu Projesi: Yeni Oluşumlar ve Değişen Dengeler
Özkan Açıkgöz, Ortadoğu’nun Etnik, Sosyo Yapısı ve Büyük Ortadoğu Projesi
Taşkın Deniz, Büyük Ortadoğu Projesi-NATO ve G-8 İlişkisi
Helin Sarı Ertem, Geleneksel Amerikan Kimlik ve Güvenlik Algısının 11 Eylül Sonrası ABD Dış Politikasına Etkileri
Tarım, Emre, “Büyük Ortadoğu İnisiyatifi ve NATO’nun Rolü” Büyük Ortadoğu Projesi: Yeni Oluşumlar ve Değişen Dengeler
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Gökhan Öçalan’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.