GenelBiyografiTarih

Hayatı, Askerliği Ve Şahsiyetiyle Cemal Paşa

Cemal Paşa Kimdir?

Ahmet Cemal Paşa 6 Mayıs 1872’de (24 Nisan 1288 Rumi ve 28 Safer 1289 Hicri) Pazartesi günü Midilli’de doğmuştur. Askeri eczacıMehmet Necib Efendi’nin ikinci eşi Binnaz Hanım’dan olan oğludur. Mehmet Necib Efendi oğlunu Midilli nüfusuna değil, İstanbul nüfusuna kaydettirmiştir. Adres olarak da Üsküdar Sancağı, Zühtü Paşa Mahallesi, Hasırcıbaşı Sokağı’ndaki 10 Numaralıevi göstermiştir. Mehmet Necib Efendinin ilk evliliğinden Şadiye isminde bir kızı, ikinci evliliğinde Cemal’den başka Saffet isminde bir oğlu ve üçüncü evliliğinden ise, Fehime ve Naciye
isminde iki kızıyla Kemal adında bir oğlu daha olmuştur. Cemal Bey, 19 Şubat 1897’de Kırklareli’nde görev yaptığısıralarda, Bekir Paşa’nın kızıyla ilk evliliğini gerçekleştirmiştir. Eşi kısa bir süre sonra doğum sırasında çocuğuyla beraber vefat etmiştir. Bu acı olay sonrasında Cemal Bey’in sağlığı bozulmuş Kırklareli’nden ayrılıp Selanik’e tayinini istemiştir.

Daha sonra Serez Fırkası kumandanı Mehmet Paşa’nın yeğeni, Binbaşı Hasan Bey ile Ayşe Hanım’ın kızları Seniha Hanımla nişanlanmıştır. Selanik’e gittikten kısa bir süre sonrada, 2 Haziran 1898’de ikinci evliliğini gerçekleştirmiştir. Cemal Beyin bu evlilikten Ahmet Rüşdi, Hasan Necdet, Mehmet ve Hasan Behçet isminde dört oğlu, Kamran isminde bir kızı olmuştur. Cemal Bey evlendikten sonra çocukları, kız kardeşi, kayınvalidesi ve üvey annesiyle birlikte yaşamıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında kendisinin davetiyle Suriye’ye gelmiş olan Halide Edip Adıvar, Lübnan’da Cemal Paşa’nın yazlığına misafir olmuş ve ailesiyle yakından tanışma fırsatı bulmuştur. Adıvar aile üyelerini basit, sevecen ve iyi kalpli olarak tanımlamıştır.

Eğitim Hayatı ve Askerlik Mesleğine Başlangıcı

Asker olması için babası tarafından İstanbul’a gönderilen Cemal Bey, 1890 tarihinde Kuleli Askeri İdadisini bitirmiştir. 13 Haziran 1890 tarihinde Mekteb-i Harbiye-i Şahane’nin harp sınıfına kayıt yaptırmıştır. Burayı 1893’te ikincilikle bitirerek teğmen olmuştur. Kurmaylık tahsilini tamamlamak üzere Erkan-ıHarbiye’ye girmiş olan Cemal Bey, iki yıl süren başarılı bir eğitim döneminin ardından 28 Aralık 1895’de Erkan-ıHarp yüzbaşısı rütbesini almıştır. Belli bir süre Erkan-ıHarbiye-i Umumiye Birinci Şubesi’nde görev yaptıktan sonra, kendi isteğiyle, 18 Mart 1896’da
Kırklareli İstihkâm İnşaat Şubesinde çalıştırılmak üzere, ikinci ordu emrinde görevlendirilmiştir. 3 Mart 1898 tarihi’nde ön yüzbaşı olmuştur Daha Harb Akademisi’nde iken ilmî araştırmalara meraklı olan Cemal Bey, Plevne Savunması hakkındaki kitabını bu memuriyetteyken tamamlamıştır. Kitap Plevne Müdafaasıadı altında, 1898 yılında Tüccar-zade İbrahim Hilmi Bey tarafından yayımlanmıştı.

27 Mart 1899’da ise, üçüncü ordu emrindeki Selanik Redif Fırkası Kurmay Başkanlığına atanmıştır. Aynı yıl Selanik’te büyük bir ihtilal hareketinin temelleri atılmıştır. İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1899’da Askeri Tıbbiye öğrencileri İshak Sukuti, Mehmet Reşit, İbrahim Temo ve Hüseyinzade Ali tarafından İttihad-ıOsmanî adıyla kurulmuştu. Aynı tarihte Paris’te kurulmuş olan
İttihat ve Terakki Cemiyeti ile birleşerek İttihat ve Terakki adını almıştı. Cemiyet başta Rumeli olmak üzere ülke içerinde yayılmaya başlamıştır. Fakat İkinci Abdülhamit’in aldığı sert önlemler neticesinde cemiyet mensupları faaliyetlerine yurt dışında devam etmek zorunda kalmışlardır. Bu olumsuzluklara rağmen İttihat ve Terakki Cemiyeti üçüncü ordu mensupları arasında hızla yayılmaya başlamıştır. 1898’de üçüncü ordu emrinde çalışmaya başlayan Cemal Bey, bu tarihten itibaren cemiyetin faaliyetlerine ilgi duymaya başlamıştır. Cemal Bey’in Cemiyete giriş tarihi hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Tarık Zafer Tunaya’nın “Asıl İttihat ve Terakki Cemiyeti” olarak adlandırdığı Osmanlı Hürriyet Cemiyeti, 5 Eylül 1906’da Selanik’te Tahir, Naki, Edip, Servet, Kazım Nami Duru, Ömer Naci, İsmail Canbolat, Hakkı Baha, Talat, Rahmi ve Mithat Şükrü Beyler tarafından kurulmuştur. Cemal Bey, Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’ne Eylül 1906’da 150 kayıt numarasıyla kırk dokuzuncu sıradan dâhil olmuştur.

Cemal Bey’in İttihat ve Terakki Cemiyeti’ndeki görevi “subayları istibdat idaresi aleyhine kazanmaktır.” Cemal Bey bu gizli görevine sıkı sıkıya bağlanmışbu sebepten dolayıda eşini ve çocuklarını ihmal etmeye başlamıştır. Görevini ve mücadelesini gizli tutması eşiyle gerginlikler yaşamasına sebep vermiştir. Bu durum diğer aile fertlerinin de dikkatini çekmiştir. Cemal Bey bir gün öğle yemeğinde annesi kadar sevdiği ablası Şadiye Hanımla birliktedir. Şadiye Hanım kardeşine hayatına çekidüzen vermesini, genç karısı ve çocuklarını ihmal etmesinin doğru olmadığını ciddiyetle ihtar eder. Cemal Bey hiddetle yerinden fırlar:

— “Abla, ben öyle bir sevdaya tutuldum ki onun uğruna karımı, çocuklarımı, kendimi ve hepinizi, gözümü kırpmadan fedaya hazırım. Bunu böylece bilesiniz!”

Cevabın şiddeti karşısında söylenecek ve yapılacak hiçbir şey kalmamıştır. Kocasının sözlerini duymuş olan karısı bütün gerçeği anlamıştır. O günden sonra Cemal Bey siyasi hayatın bütün yorgunluklarını kendisini her hususta anlayan karısının hazırladığı evinde çıkarabilmiştir. 19 Temmuz 1905 tarihinde Kurmay Binbaşılığa yükselen Cemal Bey cemiyet çalışmalarını daha geniş alanlara yayabilmek için fırkasındaki sabit vazifesinden ayrılmak gezici bir vazifeye atılmak ister. İstediği olur ve 19 Eylül 1906 tarihinde, “Şark Demiryolları Selanik Hattı Müfettişliği’ne” buna ek olarak da, “Askeri yollar İnşasının Çabuklaştırılmasına” memur edilir. Böylelikle Cemal Bey’in istediği olmuştur. Artık dilediği gibi bölgesini dolaşabiliyor, her yerde askeri birlikler arasında teşkilat kuruyordu. Selanik’te iken de cemiyetin mahallelerinde memur “bölük” teşkilatını genişletiyordu. Cemal Bey, çok kısa bir süre içerisinde bu gayretlerin semeresini almışve Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin Selanik’teki önde gelen isimlerinden biri olmuştur. Osmanlı Hürriyet Cemiyeti, çok kısa bir süre içerisinde Selanik’ten sonra Manastır’da da bir şube açmıştır. 1906’da Manastır’a gelen Cemal Bey, temaslarının ardından memnuniyetini şu cümlelerle ifade etmişti: “Hür bir hava teneffüs ettiğimden dolayı, hayatımın en mesut günlerine kavuştuğumu görüyorum“18. Onun bu ziyaretinden sonra, 30 Aralık 1906’da Kazım, Enver ve Hüseyin Beyler tarafından cemiyetin Manastır merkezi kurulmuştur.

Hayatı, Askerliği Ve Şahsiyetiyle Cemal Paşa 2

Cemal Bey, Selanik’te sık sık cemiyetin merkez-i umumi üyeleri tarafından gerçekleştirilen toplantılara katılıyordu. Söz konusu toplantılar bazen Cemal Bey’in Yalılardaki evinde, bazen de Enver Bey’in babasının evinde, bazen de İsmail Canbolat’ın evinde yapılıyordu. Bu toplantılarda Meşrutiyet idaresinin yeniden tesis edilmesi için ne gibi tedbirler alınması gerektiği konuşuluyor, çoğunlukla da ihtilal yapılması yönünde kararlar alınıyordu. İhtilalin teşkilat işleri tamamen Cemal Bey’in üstüne yüklenmişti. İhtilal teşkilatı genişledikçe ve ihtilal günü yaklaştıkça Cemal Bey daha önemli bir göreve geçmek istemiştir. 28 Şubat 1907 tarihinde Selanik’teki Ordu Müdürlüğü Maiyet Kurmay Heyetine tayin olmuştur. Bu Kurmay Heyetinde Kurmay Binbaşı Fethi Okyar ve Kurmay Önyüzbaşı Mustafa Kemal de çalışmaktadır. Sonunda ihtilal teşkilatının askeri kadrosu tamamlanmış ve çalışmalar sayesinde Selanik’e bağlı askeri birliklerin subay kadrolarının tamamı cemiyete bağlanmıştır. Selanik’te Cemal Bey’in şöhreti giderek yayılmaktadır. Onun için “Büyük Adam”, denilmeye başlanmıştır. Selanik’teki bütün subaylar, Cemal Beyi kendilerine örnek alıyor ve onun gibi olmak istiyorlardı. İkinci Meşrutiyet’in ilanından birkaç gün önce Cemal Bey’in evinde bir toplantıyapılmış ve İstanbul’a bir telgraf gönderilerek anayasanın derhal yürürlüğe girmesi istenmiştir. Bunun üzerine 23 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyet ilan edilmiştir. Daha sonra Cemal Bey, Bab-ı Ali ile görüşmek üzere İstanbul’a giden İttihat ve Terakki Cemiyeti Heyeti içerisinde görev almıştır. Bu sırada da Cemal Bey 28 Temmuz 1908 tarihinde Kurmay Yarbaylığa yükselmiştir. İstanbul’da 13 Nisan 1909 tarihinde meşrutiyet yönetimini yıkmak amacıyla “31 Mart Ayaklanması” olarak adlandırılan isyan çıkmıştır.

Cemal Bey, isyanın bastırılmasında görev almış ve bunun üzerine 18 Mayıs 1909 tarihinde Üsküdar Mutasarrıflığına tayin olmuştur. Cemal Bey Üsküdar ve çevresinde huzur ve güvenliği sağlamak yönünde tedbirler alırken, belediye hizmetleri ile sosyal hayatı bir düzene koymak için çalışmalar yapmıştır. Bu sırada Türklerle Ermeniler arasında büyük sorunlar baş göstermiş Ermeniler Çukurova’da bağımsız bir devlet kurmak için hızla silahlanmaya başlamışlardır. Bölgede durumun kötüye gitmesi üzerine, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin en teşkilatçı ve disiplinli lideri olan Cemal Bey, 1 Ağustos 1909 tarihi’nde vekâleten Adana Valiliğine atanmıştır. Cemal Bey bölgede yaptığı başarılı çalışmalardan dolayı2 Ekim 1909 tarihinde Adana Valiliği’ne asaleten atanmıştır. Cemal Bey’in gayretli çalışmaları neticesinde bölge insanlarının sorunları birkaç ay içerisinde giderilmiş, insanlar tekrar normal yaşamlarına dönmüş ve Türklerle Ermeniler arasındaki sorunlar büyük ölçüde çözümlenmiştir. 14 Haziran 1911 tarihinde Cemal Bey Bağdat Valiliği’ne tayin olmuştur. Burada önce bayındırlık işleriyle ilgilenmiştir. Sonra, Bağdat’ta Arap Milliyetçilik Hareketine karşı önemli tedbirler almıştır. Bağdat Valiliğinden istifa etmiş olan Cemal Bey, Balkan Savaşı’nın başlamasıyla beraber 3 Ekim 1912’de Konya Redif Fırkası Kumandanlığı’na tayin edilmiştir. Cemal Bey’e Saray, Vize ve Pınarhisar arasındaki bölgenin tetkiki vazifesi verilmiştir. Bu arada Cemal Bey 6 Ekim 1912 tarihinde Albaylığa terfi etmiştir. 10 Kasım sabahı ise Cemal Bey’in Yassıviran-Uzunlu ile Nakkaşköy-Mahmutpaşa hattının savunmasına memur dördüncü Nizamiye Fırkası Komutanlığına tayin edilmiştir. Cemal Bey bu görevi icra etmeye çalışırken kolera salgınına yakalanır. İstanbul’a ulaştırılan Cemal Bey’in tedavisine hemen başlanmıştır. Bu sayede kısa sürede tekrar toparlanmış ve 26 Aralık 1912’de “Menzil Müfettişi ve Ordu İdare Reisi” olarak tekrar göreve başlamıştır.

İkinci Meşrutiyet’in İlânı ve Cemal Bey

İkinci Meşrutiyet’in ilanından birkaç gün önce yine Cemal Bey’in evinde yapılan bir toplantıda, artık meşruti yönetim için harekete geçme zamanının geldiğine karar verilmiştir. Bu amaçla cemiyet tarafından İstanbul’a telgraflar gönderilerek anayasanın derhal yürürlüğe konması istenmiş, 23 Temmuz 1908 tarihinde de İkinci Meşrutiyet ilan edilmiştir22. Cemal Bey’e göre meşrutiyet, vatanın geleceği tehlikede olduğu için ilan edilmişti. O, bu düşüncesini Yahya Kemal’e şu cümlelerle anlatmıştır:

“Beyefendi! Biz, son defa hükümeti, hatta vatanı kat’i bir tehlikede gördüğümüz için aldık. Ondan evvel başardığımız inkılâbı da, yalnız ve yalnız bu milletin selameti uğruna kendimizi feda ederek vücuda getirmiştik. Lakin biz bu inkılâbıniçin yaptık? Size onu sarahatle söylemek isterim: Biz bu inkılâbı artık bu zavallı vatanı sizin gibi münevver insanların eline teslim
etmek için ve bir gün istirahat-ımaneviye sahibi olarak kenara çekilmek için yaptık…“

Cemal Bey, Meşruti yönetimle birlikte Türklerin devlet yönetiminde daha etkin olacağına inanıyordu. Bu nedenle, İttihat ve Terakki’nin Selânik ve Manastır merkezleri dışındaki üyelerini, hatta ilk kurucularını bile bu yeni oluşumdan uzak tutmak istemiştir. Tarih arşivi sizlere Cemal Paşa’yı anlatıyor…

Cemal Bey’in İttihat ve Terakki Heyeti ile İstanbul’a Gelişi

Rumeli Umum Müfettişi Hüseyin Hilmi Paşa, II. Meşrutiyet’in ilânından kısa bir süre sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne müracaat ederek, Sadrazam Sait Paşa’yla temasa geçmelerini ve bu amaçla İstanbul’a bir heyet göndermelerini istemişti. Cemiyet de, kendi gücünü ve varlığını hükümete hissettirebilmek için Hüseyin Hilmi Paşa’nın teklifine olumlu cevap vermiştir. 23 Temmuz 1908 ihtilalinden dört gün sonra Cemal Bey, Talat, Cavit ve Hafız Bey’lerle beraber İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin üyeleri olarak Babıâli ile temas etmek için İstanbul’a gelmiştir. Heyet hemen harekete geçmişöncelikle Rum, Ermeni, Bulgar, Arap, Arnavut ve daha pek çok azınlık ihtilal cemiyetleriyle anlaşmaya varmaya çalışmıştır. Hatırlanacağıgibi bu sırada Cemal Bey 28 Temmuz 1908 tarihinde Kurmay Yarbaylığa yükselmişti. Babıâli’nin Şark vilayetlerinde Kürtler, Ermeniler ve Türkler arasındaki toprak ihtilaflarınıortadan kaldırmak için 1909 yılıbaşında oluşturduğu komisyona üye seçilen Cemal Bey, komisyonun faaliyete geçmesini beklerken 31 Mart İsyanıçıkmıştır. Basında bazıyazarlar, orduda bazısubaylar dinsel kışkırtmalarda bulunmuşlar, meşrutiyetin “kâfirlik” demek olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu kışkırtmalar sonucunda İstanbul’da 13 Nisan 1909 tarihinde meşrutiyet yönetimini yıkmak amacıyla “31 Mart Ayaklanması” olarak adlandırılan isyan çıkmıştır.

31 Mart Olayı

İstanbul’da çıkmışolan bu ayaklanma İttihat ve Terakki’nin merkezi sayılan Selanik’te heyecan yaratmıştır. Ayaklanmanın sebeplerini şu şekilde sıralayabiliriz:

1- 14 Eylül 1908’de Ahrar Fırkası kurulmuştur. Fırka Prens Sebahattin Bey taraftarıdır ve İttihat Terakki Cemiyetine karşıkatıbir muhalefet uygulamışlardır. İkdam, Sabah, Yeni Gazete, Seda-yıMillet, Mizan gibi İttihat ve Terakki’ye muhalif bütün yayın organlarıbu fırkanın yanında yer almıştır.

2- İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Kâmil Paşa arasındaki nüfuz mücadelesi siyasi ortamın gerginleşmesine sebep olmuştur.

3- Alaylı-Mektebli çatışması nedeniyle Harbiyeli subayların alaylı denilen subayları (harbiye tahsili olmayanları) aşağılamaları orduda huzursuzluklara sebep olmuştur.

4- İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla amaçlarına ulaşamayan bir sınıfın ortaya çıkması ortamın gerginleşmesine sebebiyet vermiştir.

5- Hüseyin Hilmi Paşa hükümetinin başarılı olamaması31 Mart Olayı’nın yaşanması için uygun ortamı ortaya çıkarmıştır. Avcı Taburları, 13 Nisan 1909 Salı günü isyan etmişlerdir. Gece yarısı başlayan isyanda asiler, sabaha karşı Ayasofya’daki Mebusan Meclisi’nin önünde toplanmışlardır.

Mahmut Şevket Paşa 21 Nisan’da Selanik’ten yola çıkmış, ertesi gün İstanbul’a gelerek Hareket Ordusu Karargâhı’na ulaşmışve daha sonrada isyanıbastırmıştır. KolağasıMustafa Kemal de, Mahmut Şevket Paşa’nın Kurmay Başkanıolarak Hareket Ordusu’nda yer almıştır. 31 Mart’ıİttihat ve Terakki’yi ortadan kaldırmaya yönelik bir girişim olarak değerlendiren Cemal Bey, olayın şiddet kullanılarak bastırılmasınısavunmuştur. İsyanın bastırılmasında görev almış, 18 Mayıs 1909 tarihinde Üsküdar Mutasarrıflığına tayin edilmiştir. Cemal Bey, Üsküdar ve çevresinde huzur ve güvenliği sağlamak yönünde tedbirler alırken, belediye hizmetleri ve sosyal hayatıda bir düzene koymak istemiştir.

Toplumsal hayata yönelik en önemli icraatı, Üsküdar ve çevresinde gecelik entarisiyle sokağa çıkılmasınıyasaklamak olmuştur. Cemal Bey’in bu uygulamalarıyalnızca Üsküdar’da değil bütün İstanbul’da büyük yankı uyandırmıştır. Dönemin pek çok mizah dergisi bu olayıgündeminde tutmuştur. Karagöz adlımizah dergisi entari yasağınıkapak yaparak uygulamaya destek vermiştir.

Hayatı, Askerliği Ve Şahsiyetiyle Cemal Paşa 3

Cemal Paşa’nın Şahsiyeti

Cemal Paşa, çocukluğundan beri asker olmak istemektedir. Bu konuda babası Necib Beyle sürekli ters düşmektedir. Babası onun doktor olmasını istemektedir. Askeri idadinin son sınıfına kadar babasının bu fikrine sadık kalsa da, daha sonra askerlik mesleğini tercih etmiştir. Cemal Paşa, çok fazla çalışmayı sevmemesine rağmen, zekâsıyla yüksek notlar almasını bilen bir öğrenci olmuştur. Aktif bir yapıya sahip olan Cemal Paşa ilerde büyük bir adam olacağını düşünmektedir. Çocukluğundan beri temiz ve iyi giyinmeye özen göstermektedir. Bağdat Valiliği’ne giderken sakal bırakmış ve bir daha kesmemiştir. Vatan sevgisini her şeyin üstünde tutan Cemal Paşa, bu özelliğini Namık Kemal’in şiirlerinden almaktadır.

İngiltere’nin Türkiye’ye yönelik 1913 yılı raporlarında, Cemal Paşa için “doğulu yaratılış özelliğinden ziyade güneyli özelliğine sahip, iyi bir askerdi. Dürüst ama hayalci bir kişiliğe sahipti. Öfkesi çabuk geçer. Yüreği vatan sevgisiyle doluydu. Fakat devlet adamı özelliklerine sahip değildi. İfadelerine yer verilmiştir”. Cemal Paşa; azametli, gösterişi sever, içki ve kadın âlemlerinden hoşlanırdı. Ancak sınırı aşmamış, zevk ve eğlencede bile temkinli olmaya özen göstermiştir. Hüseyin Cahit’e göre Cemal Paşa’da batılı kafası bulunmaktadır. Memleketin kurtuluşunun batılılaşmak sayesinde olacağına inanırdı. Enver ve Talat Paşalara göre daha modern düşüncelere sahiptir. Üsküdar’daki entari yasağı ve Adana’da kız mektebine giderek onları suratlarını açmaya zorlaması, batılı düşünce tarzının sonuçlarıdır. Cemal Paşa, Fransız hayranıdır. Almanlara soğuk davranmış, onun bu tutumu Birinci Dünya Savaşı’nda Alman subaylarla sorun yaşamasına neden olmuştur. Cemal Paşa’nın en önemli özelliklerinden birisi, koyu Türk milliyetçisi olmasıdır. Türk Ocağı’na sık sık uğramaktadır. Sorumluluk sahibi ve hizmet ettiği davasına son derece bağlıdır. Üzerine aldığı görevi mutlaka yerine getirmek istemektedir.

Cemal Paşa, bilime ve bilim adamına çok değer vermektedir. Ülkenin kalkınması için Eğitimin şart olduğuna inanan Paşa, önemli aydınlarla sürekli ilişki içerisindedir. Oldukça dürüst bir insandır ve hiçbir yolsuzluğa karışmamaya özen göstermiştir.

Cemal Paşa’nın Milli Mücadeleyle İlgili Görüşleri

Cemal Paşa Milli Mücadele Hareketine ve Mustafa Kemal’e gönülden bağlıdır. Anadolu hareketinin kesinlikle başarıya ulaşacağına inanmaktadır. Moskova’da olduğu sırada Mustafa Kemal’e olan güvenini ve inancını yazmış olduğu mektubunda şu şekilde dile getirmiştir: ”Mustafa Kemal emin ol ki memleket kurtulacak ve kurtuluş münhasıran kahramanlığı ve esarete karşı nefreti her türlü şüpheden azade olan Türk unsuruna senin telkin ettiğin vecd ve iman sayesinde kabil olacağı için Mustafa Kemal namı şark ve Türk mahlasları arasında en büyük bir mevkii işgal edecek!386”
Cemal Paşa, Afganistan’da bulunduğu sıralarda Amanullah Hana’da Mustafa Kemal Paşa ve Milli Mücadele’den övgüyle söz etmiş ve Yunan ileri harekâtının hiçbir zaman başarıya ulaşamayacağını söylemiştir.

Cemal Paşa’nın Öldürülmesi ve Cenazesinin Erzurum’a Getirilmesi

Son Faaliyetleri ve Öldürülmesi

Enver Paşa’nın Ruslara karşı açıkça savaşa başlamış olması Cemal Paşa’yı oldukça endişelendirmiştir. Afganistan’daki yarım kalan işlerini tamamlamak maksadıyla, 8 Mayıs 1922’de Moskova’ya gelmiş fakat bu sefer Enver Paşa’nın faaliyetlerinden dolayı oldukça soğuk karşılanmıştır. Cemal Paşa, bütün çabalarına rağmen Rusları tekrar Hindistan İhtilaline destek vermeye ikna edememiştir. Cemal Paşa bütün olumsuz gelişmelere rağmen iki ay daha Rusya’da kalmıştır. Bu süre zarfında Rusların Afganistan ve Anadolu hakkındaki olumsuz görüşlerini silmeye çalışmıştır.
Cemal Paşa, 5 Temmuz 1922’de Moskova’dan ayrılarak Tiflis’e gelmiştir. Mustafa Kemal Paşa’ya bir mektup göndermiş ve görüşme talebinde bulunmuştur. Bir cevap gelene kadar da Tiflis’te kalmayı tercih etmiştir. Tiflis’te kaldığı süre zarfında sık sık Türk Temsilciliğine, giderek görüş alışverişinde bulunmuştur. 21 Temmuz 1922’de, saat 20:30 civarında Nusret ve Süreyya Bey’ler ile birlikte Türk Temsilciliği’ne gelmiş olan Cemal Paşa, burada bir müddet kalmış, saat 22:30’a doğru temsilcilikten ayrılmış, iki yaveriyle birlikte kaldığı otele doğru hareket etmiştir. On beş dakika sonra, Rus Çeka binasının hemen yakınında bulunan Jovkodovski sokağında, bir otomobilden çıkan silahlı grubun saldırısına uğramış ve yaverleriyle birlikte hayatını kaybetmiştir. Cemal paşa ölümü bu şekilde gerçekleşmiştir. Olay yerine gelen bir Rus Çeka Memuru da, katiller tarafından öldürülmüştür. Olay sırasında oradan geçen bir kadın yaralanmış, katiller ise kaçmışlardı.

Cemal Paşa’nın öldürülmesi Tiflis’te bulunan Gürcü ve Müslüman halk tarafından büyük üzüntüyle karşılanmıştır. Bütün yabancıelçilikler ertesi gün Türk Temsilciliğine gelerek Ahmet Muhtar Bey’e başsağlığı dileklerinde bulunmuşlardır. Cemal Paşa ve yaverleri için Tiflis Şah Abbas Camisi’nde büyük bir cenaze merasimi düzenlenmiştir. Devlet erkânının katıldığıcenaze merasiminde yapılan konuşmalardan sonra, cenaze defnedilmiştir. Cemal Paşa’nın ölümüyle ilgili haberler birkaç günlük gecikmenin ardından Türk basınında da yer almıştır. Cemal Paşa’nın niçin ve kimler
tarafından öldürüldüğü günümüzde bile halen tartışılan bir konudur. Gerçek katiller bulunup cezalandırılamamıştır. Günümüzde bu olayla ilgili üç önemli iddia üzerinde durulmaktadır.

Birinci iddiaya göre Cemal Paşa’yı Bolşevikler öldürmüştür. Enver Paşa’nın Afganistan’ında desteğini alarak Ruslara karşıaskeri bir harekâta girişmesi Cemal Paşa’ya duyulan güvenin sarsılmasına sebep olmuştur. Bu nedenden dolayı Ruslar kendisine Moskova’yı terk etmesi uyarısında bulunmuşlardır.

İkinci iddiaya göre, Cemal Paşa bir İngiliz komplosuna kurban gitmiştir. Cemal Paşa’nın Bolşeviklerle beraber gerçekleştirmeye çalıştığı Afganistan Projesi, Hindistan’daki İngiliz varlığına darbe vurmayı amaçlamaktadır. Bu durum İngilizleri oldukça tedirgin ettiği için, bu cinayetin kesinlikle bir İngiliz işi olduğunu savunanlar da çoğunluktadır. Üçüncü iddiaya göre ise Cemal Paşa, Ermeniler tarafından öldürülmüştür. Cinayetin ertesi günü Tiflis’te Taşnak Cemiyetine mensup 199 kişinin tutuklanmış olması ve Ankara Hükümeti’nin, 23 Ağustos 1922’de Ermenistan’a bir nota göndermiş olması bu iddiayı da güçlendirir niteliktedir. Ermeni Hükümeti ise olayın ardından taziye mesajları göndererek olayla hiçbir alakası olmadığını göstermeye çalışmıştır.

Cenazenin Erzurum’a Getirilmesi

Şark Cephesi Kumandanı Kazım Karabekir, 8 Ağustos 1922’de Erkan-ı Harbiye Riyaseti’ne başvurarak Cemal Paşa’nın cenazesinin Erzurum’a getirilmesini teklif etmiştir. Erkan-ıHarbiye Riyaseti’de, TBMM’ye yazmış olduğu resmi bir yazıyla, durumu anlatmış ve kendileri açısından bir sakınca olmadığını bildirmiştir.

Bunun üzerine TBMM, 12 Ağustos 1922 tarihli kararıyla merhumların İstanbul’da bulunan ailelerinin uygun görmeleri halinde, cenazelerin Anadolu’ya nakledilmelerini uygun görmüştür. Cemal Paşa’nın kardeşi Kemal Doğuluoğlu, Tiflis’e giderek cenazeleri almış ve Erzurum’a getirmiştir. 28 Eylül 1922’de Cemal Paşa ve Yaverleri, Kars Kapısı’nda Hafız Hakkı Paşa’nın kabri yanında tahsis edilen yerlere defnedilmişlerdir.

Yararlanılan Kaynaklar

Yusuf Alper Eliri, Cemal Paşa’nın Askeri Kişiliği Ve Askeri Faaliyetleri

Mehmet Saray, Afganistan ve Türkler

Ali Fuad Cebesoy,Moskova Hatıraları

Feridun Kandemir, Cemal Paşanın Son Günleri

Emir Şekip Arslan, Sürgünde Üç Ölüm

Nevzat Artuç, Ahmed Cemal Paşa (Askeri ve Siyasi Hayatı)

Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler

Yahya Kemal Beyatlı, Siyasi ve Edebi Portreler

İbrahim Temo, İttihat ve Terakki Anıları

*Bu çalışmanın tüm hakları, Yusuf Alper Eliri’ye aittir.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün