Çernobil Nükleer Kazası Ve Etkileri

26 Nisan 1986 günü sabah saatlerinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde (SSCB), Kiev kentinin 100 km kadar kuzeyindeki Çernobil Nükleer Santralının 4. ünitesinde gerçekleştirilen bir test sırasında büyük bir nükleer kaza meydana gelmiştir. Kazadan sonra yapılan soruşturmalar, kazanın reaktör tasarımındaki hatalar ile güvenlik sistemlerinin devreden çıkarılması, işletme kurallarının hiçe sayılması ve reaktörün kararsız bir duruma getirilmesi gibi bir dizi insan hatası sonucu meydana geldiğini göstermiştir. Böylece meydana gelen hızlı bir güç yükselmesini
izleyen buhar patlaması reaktörü ve reaktör binasını tahrip etmiş, reaktörün üst kapağını yerinden fırlatarak reaktörün üstünü açık bırakmıştır. Birkaç saniye sonra meydana gelen ikinci bir patlama ile üstü açık kalan reaktörün kızgın parçaları büyük bir hızla dışarı taşmış ve bu sırada reaktörden salınan radyoaktif gaz ve radyoaktif madde karışımı 1200 metreyi aşan yüksekliklere çıkarak atmosfere karışmıştır.
Oluşan radyoaktif bulutlar meteorolojik koşullara bağlı hareket ederek Avrupa üzerinde yayılmaya başlamış ve sadece Avrupa’yı değil hemen hemen tüm Kuzey yarın küresini etkilemiştir. Çıkan yangınlar itfaiye ekipleri tarafından 3,5 saat sonra söndürülse de reaktörden büyük miktarda füzyon ürünlerinin salınımı 10 günlük bir süre boyunca devam etmiştir. 9 Mayıs 1986 tarihinde Sovyetler tarafından yapılan müdahalelerden sonra artık büyük bir radyoaktif madde salınması ihtimali ortadan kaldırılmıştır.

Çernobil kazasının meydana gelmesinin nedenlerinden biri olarak Nükleer Güvenlik Doktrinine uygun olarak inşa edilmemiş olması üzerinde durulmaktadır.

Her nükleer santralde, diğer bütün elektrik üretim santrallerinde de olduğu gibi, rahatlıkla giderilebilen arızalar ve kazalar olabilmektedir. Nükleer Güvenlik Doktrinine göre bu arızaların kayıtları tutularak Birleşmiş Milletler Örgütü’nün bir alt kuruluşu olan IAEA’ya (International Atomic Energy Agency: Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na) bildirilmektedir.
Nükleer enerji elektrik üretimi için güçlü bir araç olmasının yanı sıra tehlike potansiyelinden ötürü bazı endişelere neden olabilmektedir. İkinci Dünya Savaşında çok acı sonuçlar doğuran nükleer enerji barışçıl amaçlarla kullanılmaya başlanmasından itibaren bazı kesimler tarafından güvenlik nedeniyle eleştirilse de 1950’lerin sonlarına kadar dünya kamuoyunun gözünde olumlu bir hava söz konusu olmuştur. Ne var ki, ilk nükleer santral kazası 29 Eylül 1957’de Sovyet Rusya’daki Kyshtym Nükleer Santralinde gerçekleşmiştir. Nispeten küçük etkili gerçekleşen bu kaza olabildiğince dünya kamuoyundan gizlenmiş ve etkilerine dair bilgiler paylaşılmamıştır. 10 Ekim 1957 yılında ise İskoçya’da bulunan Windscale Nükleer Santralinde GCR tipi Plütonyum üretimine dönük reaktörden bir miktar radyasyon sızıntısı olmuştur. Bu kaza sonucunda süt, sebze, meyve, et gibi gıda maddelerinin bazılarında radyasyon düzeyi hayatî bir tehlike arz etmeyecek kadar yükselmiştir.
Ölümle ya da akut radyasyon hastalığıyla sonuçlanan hiçbir vaka kaydedilmemiştir. Kanser vakaları ile ilgili istatistiklerde de bu olaya bağlı herhangi bir artış tespit edilmemiştir. Çernobil’den önceki bir diğer etkili kaza 28 Mart 1979’da ABD’de Pennsylvania’daki PWR tipi bir reaktörde gerçekleşmiştir. Bu reaktör 1960’ların sonuna
doğru geliştirilmiş olan Batı Anlamındaki Nükleer Güvenlik Doktrinine uygun olarak koruyucu bir kabuk içine yerleştirilmiş olduğundan, reaktörün kalbi ergimeye başlar başlamaz reaktör binası hemen boşaltılarak koruyucu kabuğun kapısı dışardan kapatılmış ve açığa çıkan yüksek düzeydeki radyasyon içeriye hapsedilmiştir.

Bu kazada reaktörün koruyucu kabuğunun dışına ilk anda havalandırma tesisatından havaya karışmış olan radyasyondan başka radyasyon sızmamıştır.

Bu radyasyon ise 15 km çaplı bir daire içinde, bir insanın bir akciğer röntgeni çektirirken aldığı dozdan çok çok düşük bir doz olan, 0,08 mSv’lik bir doza sebep olmuştur. Sonuç olarak kimse ölmemiş ya da akut radyasyon hastalığına yakalanmamıştır. Nükleer kaza sınıflandırılmasında en büyük kazadan bir önce gelen bu kazanın bu şekilde atlatılmış olması Batılı anlamındaki Nükleer Güvenlik Doktrinine uygun olarak inşa edilmiş olan nükleer santrallerin son derece güvenli ve güvenilir olduklarının bir kanıtıdır.
Three Mile Island’daki kazadan sonra en ufak hatayı affetmeyen bu sistemlerin sağladığı faydalara değip değmeyeceği tartışılmaya başlanmıştır. Bu kazaların nelerden kaynaklandığına bakıldığında, kompleks yapıya sahip olan bu sistemlerin aşırı uzmanlık gerektirmesi bu yüzden insan hatalarının ve dikkatsizliğin telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurması, denetim ve bakımların gerektiği gibi yapılmaması, erken uyarı sistemlerinin gerektiği gibi kurulmaması, teknoloji eksikliği ve soğuk savaş nedeniyle ülkeler arası bilgi paylaşımının gerçekleşmemesi gibi büyük sorunlarla karşılaşılmaktadır.

Bu gelişmelerin sonunda Avusturya ve İsveç’te yapılan halk referandumu sonuçlarına göre nükleer tesislerden aşamalı olarak vazgeçilmiştir.

1986 yılında Çernobil kazasının gerçekleşmesi ile birlikte nükleer karşıtı eylemler artmaya başlanmış ve Almanya, İngiltere, Belçika, Finlandiya gibi ülkelerde nükleer santral inşası durdurulmuştur. 1989’a gelindiğinde, Japonya ve Fransa, nükleer enerjiye büyük ölçüde güvenmeye devam edilmiştir. Ne var ki, Japonya’daki Tokaimura ve Fukushima nükleer kazaları endişeleri haklı çıkarmıştır.
Tüm bu süreçlerin sonunda yüzlerce insanın can kaybına uğradığı, sayısı tespit edilemeyecek kadar geniş bir nüfusun kanser tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı ve birçok yerleşim yerinin boşaltıldığı görülmektedir. Sadece Çernobil Nükleer Kazasında radyoaktif ışınların yarattığı şiddetli ısı sonucunda 28 kişi hayatını kaybetmiştir. Acil durum ekibinde görev yapan 134 kişi akut radyasyon sebepli hastalıklara yakalanmıştır. Çevre ülkelerde ve Ukrayna’da yaklaşık 100.000 kişi evlerinden tahliye edilmiş ve terkedilmiş kentler ortaya çıkmıştır. Reaktör sahasında 750.000’den fazla personelin katılımıyla oldukça yüksek maliyetli temizleme ve iyileştirilme çalışmaları yürütülmüştür. Kazanın etkilediği alanlarda yakın zamanda görülen tiroit kanseri vakaları bu kazanın etkileriyle
ilişkilendirilmektedir.
Çernobil’de yaşanan büyük ölçekli nükleer felaket sonrasında dünya genelinde nükleer krizlere yönelik erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesine ve radyoaktivite ölçüm istasyonlarının kurulmasına ilişkin çalışmalar başlatılmıştır. Ancak nükleer tesislerin çevresinde radyoaktivite ölçümlerinin işletmelerin sorumluluğunda olması bazı sorunlara yol açmıştır. Bazı durumlarda ticari kaygılar nedeniyle ölçüm değerleri şeffaf bir biçimde paylaşılmamaktadır. Ölçüm verilerinin paylaşılmaması uluslararası arenada çeşitli sorunlara yol açmaktadır. Bu durumu önlemeye yönelik, bağımsız denetim ve ölçüm istasyonları kurulmaya başlamıştır. Bu kapsamda Türkiye’de de 1986 yılında TAEK öncülüğünde olası nükleer tehlikelerin tespitine yönelik “Radyasyon Erken Uyarı Sistemi (RESA)” kurulmuştur.

Friedman ve arkadaşları (1992) tarafından gerçekleştirilen çalışmada, beş ABD gazetesi ve üç büyük televizyon kanalı 26 Nisan 1986 tarihinden itibaren 2 haftalık bir periyodda incelenmiştir.

Haberlerde kazanın nedenleri ve insanlar üzerindeki etkisinin ele alındığı, nükleer enerjinin güvenliği ve geleceği ile ilgili başta ABD olmak üzere dünya genelindeki nükleer santrallerin karşılaştırılmasının yapıldığı ve Sovyetler Birliğinin uygulamalarına yönelik eleştirilerin yer aldığı tespit edilmiştir. Çalışmanın bir diğer önemli sonucu Çernobil kazası vesilesiyle başta ABD olmak üzere dünya genelindeki nükleer santrallerin güvenliği ve güvenilirliği sorgulanmıştır. Nükleer santrallere yöneltilen eleştirilerin yanı sıra hükümetlerin düzenleyici politikalar geliştirmesi gerektiği haberlerde ifade edilmiştir.
Saraçoğlu tarafından gerçekleştirilen literatür taramasında Çernobil nükleer kazasının etkileri şu şekilde sıralanmıştır:
1. Kaza sonrasında radyoaktif çekirdeklerin çevresel yaşam alanlarına etkisi: kısa dönemde ovalar ve hayvan otlaklarına, tarım arazilerine radyoaktif bulutla ve yağmurlar aracılığıyla yayılarak et, süt vb. gibi yiyecekleri bulaşlı hale getirerek besin zincirine geçmek; uzun dönemde ise, orman ve orman ürünlerini bulaşlı hale getirmek olarak bulunmuştur.
2. Kaza sonrasında ilk olarak büyük bir şaşkınlık ve panik yaşanmış, sonrasında çevreye yayılan radyasyonun olası olumsuz etkilerini en aza indirmek amaçlı pek çok ülkede kamusal önlemler alınmıştır. Bu önlemler, kimi ülkelerde günümüzde de uygulanmaktadır.
3. Radyasyonun sağlık etkileri içinde, yalnızca çocukluk çağı tiroit kanserlerinde anlamlı bir artış gösterilmiştir. Bu bulgular kısa süreli latens periyot nedeniyle başlangıçta büyük bir şüpheyle karşılanmasına karşın günümüzde büyük ölçüde kabul görmektedir.

4. 0-18 yaşlar arasında ışın almış çocuklarda, tiroit kanser insidansının attığı yönünde hiç şüphe yoktur.

Tiroit kanserlerindeki artış, erişkin nüfus için özellikle, 1986-1987’nin temizlik işçileri arasında beklenmektedir. Yapılan çalışmalarla günümüzde bu konu üzerinde daha çok konuşulacağı düşünülmektedir.
5. 1986-87 yılları arasında çalışan temizlik işçileri ve önemli derecede radyasyon dozu almış kişiler arasında lösemi olgularında artış eğilimi izlenmektedir. Ancak yalnızca Rusya kohortunda temizlik işçilerinde elde edilen verilerde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Ukrayna ve Belarus’daki lösemi olgularında ilişkili elde edilen veri yoktur. Üç ülkede kontamine bölgelerde yaşayan çocuk ve erişkinler arasında lösemi olgularının attığına ilişkin veri yoktur. Özetle, bu güne dek, lösemi riskinde bir artışa ilişkin uluslar arası kabul edilmiş bir kanıt bulunmamaktadır
denebilir.
6. Sağ kalanlarda sabit kromozom bozuklukları tespit edilmiştir. Bu kromozom zedelenmelerinin, ışın almış kişilerde ve bu kişilerin nesillerine aktarıldığında, değişken latent süreler sonrasında kimi hastalıkların insidansının artmasına neden olacağı beklenmektedir.

7. 2000 yılında temizlik çalışanlarının 240 bini kayıt altına alınmıştır. Hasta kişilerin durumu ilerlemekte, sayısı artmaktadır.

Temizlik çalışanlarında kardiyovasküler, serebrovasküler, tiroit ve öteki tümöral olmayan patolojilere ait bilgiler vardır, bu verilerin sonuçlarını değerlendirmek için henüz erkendir. İlerideki çalışmalarda sonuç durumları belirtilmelidir.
8. Doğum defektlerinde bir artışa neden olduğu gösterilen bir kanıt yoktur.
9. Radyasyon korkusu nedeniyle radyasyonla ilgisi olmayan psikolojik hastalıkların, zararlı sağlık etkilerinin önlenemez dedikoduları, yeniden yerleşmenin sıkıntısı, ekonomik güçlükler, kaza sonuçlarına yüksek
politizasyonla müdahale ve öteki faktörlerin açık kanıtı vardır. Estonya’da Çernobil Temizlik işçilerinde yapılan bir çalışmada, kazayı takiben ilk 6,5 yıl içinde intiharlarda beklenenin çok üstünde büyük bir artış bulunmuştur.
10. Radyasyonla ilişkili büyük sağlık sorunları olmakla birlikte; bunlar, bilgisizlik ve uygun olmayan istatistiksel yöntemlerle yapılan, yeterince uygun olmayan çalışmalar nedeniyle büyük ölçüde abartılmış ve yanlış yorumlanmış olabilir.

Kaynak

Livza Temel, Siyasal Propaganda Bağlamında Çernobil Felaketinin Hürriyet Gazetesi’nde Temsili

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.