Çeşitli Din ve Kültürlerde ''İnsana'' Verilen Değer…

Hint Dinlerinde İnsan
Hinduizm, Budizm, Caynizm ve Sihizm Hint alt kıtasında ortaya çıkan dinî inançlardır. Hint yarımadası’nda ortaya çıkan dinlerde anlayış farklılıkları bulunmakla birlikte insana ve hayata bakışta benzerlikler dikkat çeker. Yeryüzünde yaşayan dinlerin en eskilerinden birisi olan Hinduizm’de insanın yaratılışı ile ilgili farklı rivayetler mevcuttur. Bu dinde Brahma, Vişnu ve Şiva adında Tanrı’nın kutsal üçlemesinden bahsedilmekle birlikte, bir rivayete göre insan, yaratıcı Brahma tarafından yaratılmıştır. Sanskritçe’de “insan” anlamına gelen Manu, Brahma’nın oğludur ve insan nesli ondan türemiştir. Diğer bir rivayete göre; insan nesli büyük bir tufanla yok olurken Tanrı Vişnu sadece Manu’yu kurtararak onu bir kara parçasına götürmüştür. Manu burada Vişnu’nun emriyle bir ateş yakmış ve ateşten bir kadın meydana gelmiştir. İnsan nesli Manu ile ateş kadının birleşmesiyle türemiştir. Dolayısıyla bu dinde, Manu’nun insan ırkının atası olan kişi olduğuna inanılmıştır. Hinduizm’de, Tanrıların insan şeklinde cisimleşerek yeryüzüne inmesi anlamına gelen “Avatara” inancı mevcuttur. Avatara inancına göre; Tanrının kendini insanlar arasına sokmak istemesinin amacı, kutsal mükemmelliğini insanlara yansıtarak, insanlara nasıl mükemmel olabileceklerini göstermektir. Bu nedenle Hint dinlerinde suretlere karşı çok fazla ilgi gösterilmekte, yapılan heykeller takdis işlemiyle kutsallaştırılmakta ve putlaştırılmaktadır. Çünkü Hint dindarlığı putları, Tanrı’nın içinden tezahür ettiği pratik (tezahür, resim, çehre) birer sembol olarak görmektedir. Hinduizm’de insan doğuştan belli bir kastın mensubu olarak dünyaya gelir ve kendi kaderini tayin eder. Bu dine göre kastlar, yaratıcı Tanrı Brahma’nın insan şeklinde tasavvur edilen vücudunun çeşitli yerlerinden ortaya çıkmıştır. Buna göre Brahmanlar (Rahipler, Din adamları) Tanrı Brahma’nın ağzından, Kşatriyalar (Hükümdar Sülalesi ve Savaşçılar) Brahma’nın kollarından, Vaisyalar (Tüccar, Esnaf ve Çiftçi) Brahma’nın midesinden, Sudralar (İşçiler) da Brahman’ın ayaklarından yaratılmıştır. Bunların dışında kast dışı kabul edilen gruplar da vardır.
Bu dindeki tenasüh inancına göre insan, dünyada yaşadığı hayatın değerine göre, ölümden sonra ruh, yeni bir vücut içinde yeni baştan ortaya çıkar. Eğer insan bu dünyada suç işlemiş, kötü bir hayat sürmüş ise, ölümünden sonra, ruhu da aşağı bir hayvan, hatta bir bitki şeklinde yeniden doğar. Dolayısıyla insan için ölüm, bir korku vasıtası değil, bir varlıktan diğerine geçiştir. Bu anlayış din mensuplarını ahlaklı bir hayat sürmeye teşvik eder. Zira, insanın doğduğu kast (sosyal sınıf) dahi, amellerinin neticesi olarak görülür. Bu anlayışa göre, bir insanın eski elbiselerini bırakıp yenilerini giymesi gibi, ruh da ölümlü bedeni bırakır ve yeni bir bedene girer. Hinduizm’de, dinin odağında bulunan insanın hayattaki gerçek gayesi, dinî ve ahlakî kurallarda benimsenen bir hayat sürmek (dharma), kendine ve ailesine yetecek kadar mal-mülk sahibi olmak (artha), şehevî arzu ve istekleri meşru çerçevede tatmin etmek (kama) ve tenasüh/samsara çarkından kurtularak mutlak kurtuluşa ulaşmak (mokşa) olarak ifade edilir. Hinduizm’de “Bir rahibi öldürmek, içki içmek, hırsızlık, gurunun karısıyla zina etmek ve bunları yapanlarla ilişki kurmaya devam etmek ölümcül günahlar olarak isimlendirilir.” İnsanın temel haklarını korumaya yönelik olarak yasaklanan bu fiillerin kiminle, kime karşı ya da hangi nedenle yapıldığı günahın büyüklüğünü veya küçüklüğünü belirlemektedir. Zira, bu dine göre, bir rahibi öldürmekle sıradan bir insanı öldürmek ya da bir gurunun karısıyla zina etmekle sıradan bir kadınla zina etmek arasında fark vardır. Çünkü, bu dinde kast sistemi insanın değerini belirleyen bir ölçü kabul edilir. Ayrıca günümüzde yasaklanmışsa da kocası ölen bir kadının, kocasının cenazesiyle birlikte yakılması (sati) geleneği, insanın yaşam hakkını; kadınlara, dini ayinlere katılma ve kutsal kitapları okumalarının yasaklanması da de insanın inanç hürriyetini elinden alan birer uygulama olarak karşımıza çıkar.
Hint dinlerinden biri de Budizm’ dir.Buda (M.Ö.563-483)’nın öğretileri üzerine kurulan ve evrensel nitelik kazanan bu dinde, insanın bir kast içerisinde doğduğu öğretisi reddedilirken, Hinduizm’in tenasüh, karma ve nihaî kurtuluş (mokşa) öğretileri bazen küçük değişikliklerle bazen de olduğu gibi kabul edilir. Yaratıcı Tanrı anlayışı vurgulanmayan Budizm’de, varlıklar herhangi bir neden ya da koşula bağlı olmaksızın manevî olarak saf bir şekilde meydana gelirler. İnsanın doğuştan sahip olduğu şeyler kendisinin veya başkalarının çaba ya da eylemine bağlı değildir. Bunda insan gücü ya da enerjisi de etkili değildir. Bütün varlıklar, kendi doğalarına bağlı olmaksızın yaşam, varlık ve ruh sahibi olurlar. Hinduizm’den farklı olarak, Budizm’in Karma inancında yer alan anatta/anatman; varlığın özünü oluşturduğunu düşündüğümüz ruh veya ben adını verdiğimiz bir cevherin yokluğunu ifade eder.
Buda-1024x768
 
 
 
 
 
 
 
Buda Hinduizm’deki kast anlayışına karşı çıkarak, insanlar arasında, hiçbir ayrım yapılmaksızın herkesin eşit olduğunu ileri sürer. Zira, sorumlu bir varlık olan insan, kimsenin müdahalesi ve yardımı olmaksızın, tek başına kurtuluşa erebilir. İnsanın kurtuluşa erişebilmesi, kendisinin hatalarını fark ederek dünyayı gerçek boyutlarıyla görmesine bağlıdır. Budizm’e göre aydınlanmış ruhun tekrar tekrar vücut bulma kısır döngüsünden kurtulması (hakikatin gerçekleşmesi) anlamına gelen “Nirvana/Kesin Kurtuluş”un, insan hayatının nihaî gayesi olduğu konusunda bütün Budist mezhepleri hem fikirdir. Zira, bu dine göre insan için gerçek mutluluk ancak Nirvana’ya ulaşmakla gerçekleşir. Buda’nın temel öğretilerinde insanın sahip olması gereken temel haklara vurgu yapan unsurlar yer almaktadır. O’nun “Beş Dikkat Çalışması” öğretisinde, yaşama saygı, başkalarına ait olan birşeye sahip olmama ve çalmama tavsiye edilir. Cinsel ahlaksızlığın kötülüğü ve zararları bildirilir. Doğru konuşup iftira atmama ve alkol veya başka zehirli maddelerin alınmaması tavsiye edilir. Bu öğretide bildirilen tüm ahlakî davranışlar insanın temel haklarını korumaya yönelik önlem ve girişimler olarak yorumlanabilir. Hint yarımadasında ortaya çıkan ve kurucusu Mahavira (M.Ö.599-527) ) olan Caynizm, insanın bir kast içerisinde yaratıldığı anlayışına ve “Tanrı” veya “Yüce Varlık” gibi yaratıcı varlık fikrine karşı çıkar. İnsanın bedenini maddî ve kötü, ruhunu da saf ve ebedî olarak gören bu dinde asıl amaç; insanı bedeni ile ilgili her türlü yükten kurtarmak suretiyle ruhunu kurtuluşa (Nirvana) kavuşturmaktır.
Caynizm’de, yaşam sahibi hiçbir varlığın öldürülmemesi (ahimsa) en önemli görev (parama dharma) kabul edilir. Nitekim Cayinistler küçük bir canlıya zarar vermemek için yürürken önlerini süpürürler ve bütün hayvanların tedavi edilebileceği hastaneler kurarlar. Bu dinde öldürmemek, yalan söylememek, hiçbir şekilde çalmamak, mümkün olduğu kadar cinsel ilişkiden uzak durmak ve asgarî bir mal ile yetinmesini bilmek insanın temel haklarını korumaya yönelik emir ve yasaklar olarak değerlendirilebilir. Hint dinî ve siyasî hayatında önemli bir yere sahip olan Sihizm ise, Nanak (1469- 1539) tarafından kurulan senkretik bir dinî harekettir. Sihler, İslam’ın Allah inancına paralel tarzda bir yaratıcı tanrının varlığını kabul ederek insanın, hiçbir benzeri olmayan Tanrı tarafından yaratıldığına inanırlar. Mutlak ve ebedî olan Tanrı’nın yanında insan, yardıma muhtaç ve boyun eğici bir varlıktır. Sihizm’de kişi, insan olarak dünyaya gelmekle mükemmelliğe ulaşır ve kurtuluşa erişir. Bu bağlamda değerli bir varlık olarak görülen insan, kendine verilen akıl ve sorumluluk sayesinde, hayatın, ölümün ve yeniden doğumun acımasız çemberinden kurtulabilir. Sihizm’e göre, bütün insanlar kasta tabi değildir ve kurtuluş için insanın yapması gereken; ibadet etmek ve Tanrı’ya yakarmaktır. Sihlere göre, Guru Nanak insanlara sahip olmaları gereken temel hakları veren yegâne insandır. Sihler tüm insanların din, ırk veya cinsiyet ayrımı olmaksızın eşit olduğunu kabul ederler. Çünkü, bütün yaratılanların Tanrı’nın ruhunu taşıdığına inanırar. Dolayısıyla bu din mensupları tarih boyunca rehberlerinin (guru) yaptığı gibi, kendilerinin de, insanların haklarını korumak için ellerinden geleni yapmakla görevli olduklarını düşünürler.
Hint dinlerinde insanın kasta tabi bir varlık olarak görülmesi yanında insanların tamamen eşit kabul edildiği inanışlar da mevcuttur. Hint dinlerinde ortak unsur, insanın mutluluğu için kurtuluş yolunun gösterilmiş olmasıdır. Zira, ahlaklı ve erdemli bir hayat neticesinde insan hem tenasühteki yerini hem de nihaî kurtuluşunu kendisi sağlayabilmektedir. Ayrıca Hint dinlerinde insanın temel haklarına vurgu yapan emir, yasak ve uygulamalar da mevcuttur. Bu bölümde; Hint dinlerinde insanın yerini ortaya koyduktan sonra tarihi bir değeri ve çok sayıda mensubu olan Çin ve Uzak Doğu dinlerinin insana bakışı kısaca ele alınacaktır.
Çin ve Japon Dinlerinde İnsan
Çin’de, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam dışında, resmî niteliğe sahip, Çinlilerin San Kiao (Üç Din) dedikleri üç din vardır. Bunlar; Konfüçyanizm, Taoizm ve Budizm’dir. Hint kaynaklı bir din olan Budizm daha önce incelendiğinden ona burada yer verilmeyecektir. Konfüçyüsçülük, büyük bilgin ve filozof Konfüçyüs’ün (M.Ö.551-479) adına izafe edilen dinî, ahlakî, sosyal, politik ve ekonomik konularla ilgili inanç ve uygulamalar bütünü ya da daha önceki dönemlerden beri Çin’de var olan tabii dinin üzerine perçinlenmiş bir ahlak sistemi olarak tanımlanır. “Eğer biz insana hizmet edemezsek, ruhlara nasıl hizmet edebiliriz?” diyerek Tanrı’ya hizmet etmenin yolunun, insana hizmet etmekten geçtiğini söyleyen Konfüçyüs’e göre, insan doğasının temel prensibi erdemdir. “Üstün İnsan”ın hayat tarzını belirlemeyle ilgilenen bir ahlak öğreticisi olan Konfüçyüs, insanların doğruluk için dünyaya geldiğini ve doğruluğun peşinde olan, hatalarından ders alarak doğru yolu bulan, bencil olmayan, üstün meziyetlere sahip, ne yaptığının bilincine varan insanların erdemli, üstün ve soylu insanlar olduğunu belirtir.

262672-3-4-abe7eKonfüçyüs’ün amacı, insanları mutluluğa kavuşturacak yolları onlara öğretmektir. O’nun öğretilerinde bütün insanlığın aynı özden yaratılması nedeniyle eşit olduğu bildirilir. İnsanın yaşam hakkı en değerli haklarından birisi olarak kabul edildiğinden, adam öldürme gibi fiillerden uzak durulması tavsiye edilir. Konfüçyüs, zenginlik ve şerefin kader işi olduğunu ifade eder. Ayrıca, “Zenginlik ve onur, herkesin istediği şeylerdir. Bunlar doğru bir yolda kazanılmazsa, pek çabuk yitirilir. Yoksulluk ve düşkünlük insanların nefret ettiği şeylerdir, insanlar dürüst davranmazlarsa, bunlardan kendilerini sıyırmalarının olanağı yoktur.” sözleriyle insanlara haksız kazançtan uzak durmalarını tavsiye eder. Bu bağlamda, “Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkalarına yapma!” sözü de, insanların sahip olduğu temel haklara saygı gösterilmesi gerektiği şeklinde yorumlanabilir. Bu sözün ilahi dinlerin kaynaklarında farklı şekillerde yer alması da dikkat çekici bir durumdur.
154256Lao-Tzu’nun (M.Ö. 634-531) kurucusu olduğu Çin’in millî ve en eski dinlerden birisi de Taoizm’dir. Taoist kozmolojide her şeyin Tao’dan geldiği kabul edilir. İnsan vücudu evren içinde evren ve bir dağ veya su kabağı şeklinde tasvir edilir. Lao-Tzu, Tanrı tarafından yaratılan insan için dünyada iken sevinmesini gerektiren şu iki nedeni sayar; insan olarak var olmak ve alçak bir kadın ya da rezil bir erkek olmamaktır. Taoizm’de insan kendi mutluluğunu kendisi meydana getirir. İyi ve kötünün ödülü veya cezası insanın kendi iradesine göre belirlenir.98 Çünkü, varlıklar içerisinde insana özel bir yer tanınmaz. Aksine insanı bağlarından çözerek, Tao’nun derinliklerine düşürmek istenir. Bu dinde, insandan sakin, rahat, yumuşak, alçakgönüllü ve barışsever bir hayat sürmesi istenir. Çünkü, insanın doğduğu zaman yumuşak ve zayıf, öldüğünde ise sert ve güçlü olduğu bildirilir. Sevgi ve hoşgörü anlayışının ön plana çıktığı bu dinde, insanın temel haklarına yönelik bazı atıfların bulunduğu da görülür. Bu doğrultuda, “Uğursuz araçtır silah yakışmaz eline kutlu kişinin, Alay alay cana kıyanlar, Yağmur gibi gözyaşı dökmelidir. Savaşta zafer kazanan taraf ölü evi gibi davranmalıdır.” denilerek savaşta bile olsa öldürmenin kötülüğüne işaret edilir. Zira, Lao-Tzu’ya göre kutlu kişi sükunet içinde yaşamalı ve bütün insanları kendi çocuğu gibi görmelidir. Sevgi ve kanaatkarlığı birer hazine olarak gören Lao-Tzu, halinden memnun olmanın gerçek zenginlik olduğunu dile getirir. Çünkü ona göre, zenginlik felaketi çağırmak demektir. Öyle ki, insanları kötülük yapmaya mal-mülk arzusu sevketmektedir. Ayrıca, halkı hırsızlık yapmaktan alıkoymak için amirlerin yapması gerekenler de vardır.

Japonların yerli ve millî dinî inançlarını karşılayan ve herhangi bir kurucusu olmayan Şintoizm’de ise; her şeyi yaratan ve yöneten bir Tanrı anlayışı yoktur. Tanrı ve Tanrıçalar, insanlar gibi faaliyetler gösterirken, insan kavrayışının üstünde olan varlıkları ifade eden kamilerin uyumlu işbirliği çerçevesinde dünyadaki yaratmanın meydana geldiği inancı vardır. Bu dinde ruhun ölümden sonra yaşadığına, ataların nesilleri koruduğuna ve ölen herkesin “kami” olduğuna ancak, her kami’nin Tanrı olmadığına inanılır. Ölümden sonra kamiler sonsuz bir hayat ve güzel ruhlara sahip olurlar.
Şintoizm’de, insanları hem dış, hem de iç temizliğine kavuşturacak şekilde terbiye etme anlayışı mevcuttur. Ahlak anlayışında, insanın temel haklarını korumaya yönelik yalan söylemek, adam öldürmek, zina yapmak ve hırsızlık yapmak yasaklanmıştır. Ancak, diğer dinlerden farklı olarak Şintoizm’de, insanın kendi isteğiyle kendisini bıçak veya kılıçla kurban etmesi şeklinde gerçekleştirilen “Harakiri” büyük bir erdem olarak kabul edilir. Genel itibariyle bakıldığında, Çin dinlerinin insanın nasıl yaratıldığından ziyade, insanın ne şekilde terbiye edileceği ve nasıl ahlaklı bir birey olacağı konularına ağırlık verdikleri görülür. Ancak bütün dinlerde insanın canı kutsal sayılırken, Şintoizm’de “harakiri” nin bir erdem olarak kabul edilişi üzerinde düşünülmesi gerekir. Çin ve Japon dinlerinin insana bakışı kısaca ele alındıktan sonra Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’ın çıkış yerine bölgesel olarak yakınlığı bulunan Eski İran dinlerinde insanın yeri incelenecektir.
Eski İran Dinlerinde İnsan
Bu başlık altında tarihî ve kültürel kökleri çok eskiye dayanan İran coğrafyasında, İslam öncesi yaşamış ve taraftar bulmuş Zerdüştilik ve Maniheizm dinlerinin insana bakışı incelenecektir.
Eski İran kökenli dinsel bir gelenek olan Zerdüştilik, Zerdüşt (M.Ö.660-586) tarafından kurulmuş, inanç sisteminde önemli yer tutan ateş kültünden dolayı Mecusilik adını almıştır.
Zerdüşt, bütün varlıkların, inandığı Tanrı olan Ahura Mazda’dan zuhur ettiğine inanır. İnanışa göre Ahura Mazda dünya yaratıklarından ilk önce gökyüzünü ve dünyanın ışığını yaratır; ikinci olarak suyu; üçüncü olarak yeri; dördüncü olarak bitkileri; beşinci olarak hayvanları; altıncı olarak da insanlığı yaratır. İlk önce insanların ruhları ve şuurları yaratılır. Ahura Mazda insanlarla konuşarak onlara zalim Ehrimen ile çarpışmak için bedenli bir şekil almayı ve sonunda tamamıyla ölümsüz ve ebediyen mükemmel olmayı isteyip istemediklerini sorar. İnsanlar bedenli bir şekilde yaratılmaya razı olurlar. İkinci üç bin yılda Gayomart denilen ilk insan ile ilk boğa bir saldırıya uğramadan var olur. Daha sonra öldürülen Gayomart’ın tohumları/zürriyeti yeryüzüne dökülür ve bundan Adem’le Havva’ya tekabül eden Maşye ile Maşyana doğar.
384995-3-4-8c308
Mecusi inancına göre; yeryüzündeki her canlının ilahi alemde bir sureti ya da eşi vardır. Bu inanca göre yeryüzündeki maddi varlık geçici olduğu için ilahi alemdeki bedeniyle birleşen ruh, cennette eşiyle beraber ebediyen mutluluk içerisinde yaşar. Zerdüştilik’te kurtuluşa ermek isteyen insan; günlük ibadetlerini yerine getirmeli, sürekli çalışmalı, yalan söylememeli, namuslu yaşamalı, temizliğe özen göstermeli ve faydalı işler yapmalıdır. Bu dinin ahlak anlayışında insanın temel haklarını korumaya yönelik olarak, livata, zina, hırsızlık, yalan söylemek, yalan yere yemin, yalancı şahitlik, iftira atmak, hilekarlık, gasp, sözünde durmamak ve cinayet gibi konuların yasaklandığı görülür.  Eski İran dinlerinden diğeri Maniheizm’dir. Mani (216-276) tarafından kurulan bu din Zerdüştiliğe, Budizme ve Hıristiyanlığa ait dini unsurları bünyesinde barındırır ve ruhla bedenin, ışıkla karanlığın, iyilikle kötülüğün gnostik düalizmine dayanır. Bütün gnostik sistemlerde olduğu gibi Maniheizm’de de insanın yaratıcısı Yüce Tanrı değil kötülük güçleri olmuştur. Zira, ilk insan (Gehmurd) çifti, yani Adem ve Havva karanlık güçler tarafından yaratılmıştır. Ve Adem’in oğlu olan Şit bütün Gnostik toplumlarca Adem’in gerçek oğlu ve Gnostiklerin atası olarak kabul edilmiştir.
Maniheizm inancına göre, insanların ruhları masum, iyi ve temiz’dir, bedenleri ise günah ve kötülük mekanıdır. İnsanın kurtuluşu, ruhun maddi dünyadan ve bedenin istek ve arzularından uzak durması ile mümkündür. Bu dinde, putperestlik, yalan söylemek, açgözlülük, adam öldürme, zina, hırsızlık, büyü ve büyücülük, çalışılan işte tembellik ve ihmalkarlık yasaklanırken, doğruluk ve insanlara yardım etmenin emredilmesi isanların temel haklarını korumaya yönelik uygulamalar olarak zikredilebilir. Genel olarak bakıldığında Eski İran dinlerinde zıtlıkların kaim olduğu bir evrende insanın da beden ve ruhtan oluşarak bu zıtlığın içerisinde yer aldığı görülür. İnsana iyilik-kötülük zıtlığı karşısında, kötülüğün kaynağı olarak kabul edilen bedenin ihtiraslarından kurtulması tavsiye edilir. Eski İran dinlerinin insana bakışını ortaya koyduktan sonra, tarihi süreçte pek çok din ve kültürün etkisi altında kalmış olan Sabiilik’te insanın yerini belirlemeye çalışacağız.
Sabiilik’te İnsan
Kuran’da isimlerinden bahsedilen ve günümüzde çok az sayıda mensubu bulunan Sabiilik,12 Hıristiyanlık, Yahudilik, Putperestlik, İran ve Babil ile ilgili dini unsurlardan etkilenmiş bir dindir.Sabiilik’te birbirine zıt iki “güç” mevcuttur. Bunlardan birincisi, iyiliği temsil eden “Işık Alemi” diğeri de kötülüğü temsil eden “Karanlık Alemi” dir. Dünyanın ve insanın yaratılışı olayında yaratıcı güç, Yüce Işık Tanrısı değil, düşmüş ışık varlığı olan Demiurg Ptahil’dir. Yarattığı dünyanın kötü güçlerce ele geçirilip doldurulduğunu gören Demiurg Ptahil, dünyada kendisine vekalet edecek bir varlık oluşturmak için Adem’i kendi suretinde, Havva’yı ise Adem’in suretinde yaratır. Adem’le Havva’nın evliliklerinden olan çocukları vasıtasıyla insanlık çoğalır. Adem ilahi yolu tanıyan Yüce Işık Kral’ına itaat eden ilk insan olur. Sabiilere göre insan madde ve ruhtan oluşan iki farklı unsurdan meydana gelir. Ceset maddi varlığı itibarıyla kötülük ve karanlığı, ruh ise iyilik ve nuru temsil eder. Ceset varlık itibarıyla bu aleme aittir, ruh ise takdir gereği ilahi ışık aleminden bu sufli dünyaya indirilerek cesede konulur. İnsanın ruhu için beden hapishane olarak kabul edilir. Ruhun bu durumdan kurtularak ait olduğu ışık alemine yükselebilmesi için insanın, doğru inanç ve ibadetlere bağlanması gerekir. Sabiilik’te bazı yasaklar insanın temel haklarını korumaya yöneliktir. Bu yasaklar; nefsi müdafaadan gayrı öldürmeler, zina ve livata, sarhoş oluncaya kadar içki içmek ve kumar oynamak, yeminden dönmek, temiz bir kadına iftira etme, yalancı şahitlik, fitne, gıybet ve koğuculuk yapmak, riba ve riba kazancı, müddeti geçtiği halde borcunu vermemek ve emanete ihanet etmektir.Sabiilik’te insan, Yaratıcı güç tarafından kendisine dünyada vekil olması ve kötülükle mücadele için yaratılmıştır. Çünkü insan, beden hapishanesinden kurtulmaya çalışan, iyiliği temsil eden bir ruha sahiptir.
Sonuç olarak; buraya kadar incelediğimiz dinlerin ve mitolojilerin hepsinde “insan” önemli bir yere sahiptir. Her din ve mitolojide insanın yaratılış şekli, yaratıldığı ortam, zaman, sahip olduğu özellikler ve içinde bulunduğu konumla ilgili bazen farklı bazen de benzer bilgilere rastlanmaktadır. Genel itibariyle, insanın ortaya çıkışında bir yaratıcı veya yaratıcı gurubu anlayışı ağır basarken, herhangi bir yaratıcı güce vurgu yapmayan dinler de mevcuttur. İnsanın beden ve ruh olarak iki ayrı unsurdan meydana gelmesi bütün din ve mitolojilerde kabul edilen ortak bir unsurdur. Bununla birlikte, beden kötü ve kötülüklerin kaynağı, ruh ise iyi ve iyiliklerin kaynağı olarak kabul edilmiştir. İnsan özellikleri itibariyle üstün bir varlık olarak kabul edilerek kendisine bazı ödev ve sorumluluklar yüklenmiştir. Bazı dinlerde döngüsel bir zaman anlayışı, bazı dinlerde ise doğrusal bir zaman anlayışı mevcut olduğu için insan yaptıklarından sorumlu durumdadır. Döngüsel bir zaman anlayışına sahip olan dinlerde tenasüh tarzı inançlar mevcut olduğu için insan yaptığı davranışın karşılığını bu döngünün içinde görecektir. Doğrusal bir zaman anlayışına sahip olan dinlerde ise cennet-cehennem tarzı inançlar mevcut olduğundan insan yaptığı davranışın karşılığını cennet veya cehennem hayatı şeklinde ölümden sonraki hayatında görecektir. Ancak insanın yaptıklarının karşılığını görmeyeceği inancının mevcut olduğu dinler de vardır. Bütün din ve mitolojilerde ahlaklı ve erdemli insanlar övülürken, insanların kurtuluşa ermeleri için bedenin arzu ve ihtiraslarından kurtulmaları tavsiye edilmiştir.
Yararlanılan Kaynaklar
Şevket Özcan, Dinlerin İnsana Verdiği Değer (Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam Örneği)
Abdurrahman Küçük- Günay Tümer- M.Alparslan Küçük, Dinler Tarihi
Ekrem Sarıkçıoğlu, Din Fenomenolojisi (Dinlerin Mahiyeti ve Tezahür Şekilleri)
Hüseyin G. Yurdaydın- Mehmet Dağ, Dinler Tarihi
Şinasi Gündüz, Din ve İnançlar Sözlüğü
Ahmet Usta, M.Şemseddin Günaltay’ın Tarih-i Edyan’ına Göre Çin Dinleri
Konfüçyüs, Konuşmalar
Ahmet Güç, Konfüçyüs ve Konfüçyüsçülük
Toshihiko İzutsu, Taoculuk’daki Anahtar-Kavramlar
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Şevket Özcan’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com
 
Açıklama: Editör hatasından ötürü, bu çalışmanın te’lif sahibi olarak, çalışmanın asıl sahibi olan Şevket Özcan yerine yanlışlıkla Toshiko Izutsu’nun adı verilmiştir. Bu hatadan ötürü sayın Şevket Özcan hocamızdan özür diliyor, diğer yayınlarımızda böyle bir hatayı tekrarlamayacağımıza dair tüm okurlarımıza söz veriyoruz.

Etiketler

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu