DinGenelTarih

Çeşitli Kültür Ve Dinsel İnanışlarda ”Şahmaran” Olgusu

İlk çağ topluluklarından başlayarak hemen bütün toplumlarda kutsal kabul edilen yılan, dünya üzerindeki tüm kültürlerde kendisiyle ilgili çeşitli mitoslar oluşmasına neden olmuştur. Yılanın hareketlerindeki hızlılık ve zehrindeki ölümcüllük, ilksel insanı sürekli etkilemiş, özellikle deri değiştirebilmesi yaşamın yenilenmesinin bir simgesi olmuştur. Mitolojilerde yılana pek çok simgesel anlamlar yüklenmiştir. Özellikle ilksel toplumlarda yılan, çoğunlukla tanrı olarak algılanmış, doğanın kutsallığının simgesi olarak saygı duyulan bir yaratık olmuştur. Yılan zehri ve panzehri aynı anda bünyesinde barındırmasıyla doğanın var eden ve yok eden yanını simgelemiştir. İlksel kültürlerde kutsal yaşamın simgesi olarak yer bulan yılanlar, zamanla kutsal kitaplarda cennetten çıkarılma/kovulma anlatıları çerçevesinde lanetlenen yaratıklara dönüşse de yılanla ilgili arkaik simgeler bu metinlerin içine sızmayı ve günümüz modern yaşamını bile etkilemeyi başarmıştır. Dünya mitolojilerinde sıkça karşılaştığımız yılan mitos ve ritleri, doğanın kutsallığının yansımasıdır. Bu sebeple doğanın kutsallığı benimsendiğinde yılan da kutsal yaşamın simgesi olarak saygı görmeye devam eder. Joseph Campbell, yılanın lanetlendiği yerde doğanın da değerinin düştüğünü; mitolojik anlatılardaki yılan gizeminin şekil değiştirerek de olsa dini metinlerde devam ettiğini söylemektedir:

”Doğanın kutsallığı benimsendiğinde yılan da kutsal yaşamın simgesi olarak saygı görür. Ancak Tekvin Kitabı’nda olduğu gibi yılanın lanetlendiği yerde doğanın değeri ve bu kutsal yaşam gücü düşer. Doğa, ancak yüce yaratıcı tarafından kendine verilen nitelik sayesinde hareket etmeye devam eder. Eski Ahit’e eklenen Hıristiyan mitolojisinde, yılan normal olarak Şeytanla özdeşleştirilir. Yehova tarafında Bahçede yılana söylenen sözler: ‘ve seninle kadın arasına senin zürriyetinle onun zürriyeti arasına düşmanlık koyacağım; o senin başına saldıracak sen onun topuğuna saldıracaksın.’ Meryem’in çarmıha gerilen oğluna yönelmiş kabul edilir; onun yaraları ile Şeytan’ın gücü kırılmıştır. Hıristiyan efsanesiyle eski öldürülen ve dirilen kurtarıcı tanrı Tammuz, Adonis, Dionysos ve Osiris mitosları arasındaki benzerlik yeni vahyin vaazcısına belli dereceye kadar kolaylık sağlamıştır; ancak bir yandan da tehlike getirmiştir. Benzerlikle bir yandan İsa’nın
çarmıha gerilmesiyle önceki dinlerin yalın mitsel sözlerinin geçerliğinin kalmadığı iddia edilmişken; bir yandan da açık benzerlik dine yeni giren paganların yeni vahyi Helenist gizem söyleminin bir başka dönüşümü olarak görülebilmiştir. Hıristiyanlığın ilk beş altı yüzyılının birçok mezhebi ancak bu yaklaşımla açıklanabilir.”

İnsanlık tarihi boyunca yeryüzünde hemen tüm topluluklarda yılan, hem olumlu hem olumsuz nitelikler yüklenmiş bir sembol olarak karşımıza çıkmaktadır. Çeşitli kültürlerde yılan; yaşam, ölüm, sihir ve bilgiyle ilişkilendirilmiştir. Yılanlar mitolojik dönemlerden günümüze kadar, insanoğlunun hayatında hep var olmuş ve birçok medeniyetin mitolojisinde tanrı olarak telakki edilmiştir. Hatta hiçbir kült yılan kadar evrensel ve karmaşık olmamış, hiçbir yaratık yılan kadar yüceltilmemiştir. Dünya üzerinde farklı toplumlara ait mitolojiler çeşitli yılan öyküleriyle doludur. Bunlardan bazılarını şu şekilde örneklendirebiliriz: Hititler yılanın kutsal olduğuna inanmışlardır. Yılan, Hitit mitolojisinde ejderha Illuyanka söylencesiyle karşımıza çıkmaktadır. Aslında mevsimlerle ilgili olan bu söylencede yılan, özellikle ilkbaharda taşmasından endişe edilen nehirleri sembolize etmektedir. Söylence, tarıma dayalı kültürün yaratmasıdır. Ejderha Illuyanka anlatmasına geçmeden Hititlerin mitolojik yapısını kısaca incelersek: Hititlerde Gök Tanrısı baş tanrı olup ona hem yerli Hattiler ve Hurriler hem de Anadolu’ya göç eden Hint-Avrupalı Hititler inanırlardı. Gök Tanrı Hattilerde Taru, Hurrilerde Teşup adıyla anılırdı. Gök Tanrısı, yazılı metinlerde ve görsel eserlerde dağlar üzerine durur; bu sebeple Hititler dağları kutsal saymışlardır. Gök Tanrısının simgesi ise boğadır. Hatta Orta Bronz Çağında boğa, Gök Tanrısının kendisiydi. Hitit mitolojisini oluşturan öyküler Hatti ve Hurri mitoslarından kaynaklanır; bu anlatılarda Mezopotamya mitoslarının da etkileri görülür. Örneğin, Gök Tanrısı Telepinu’nun İlluyanka ejderiyle savaşı efsanesi Hatti kökenlidir, “Göğün Krallığı” efsanesi ise Hurrilerden alınmıştır.

Hattili Illuyanka efsanesi, göklerin Fırtına Tanrısı’nın kuraklıkla savaşının hikâyesidir. Bu efsanenin eksik de olsa iki farklı anlatısı günümüze kadar ulaşmıştır. Bu efsanenin birinci versiyonunda en büyük kült seremonilerinden olan yeni yıl bayramı Purulli’inin giriş metnidir. Bu metinde yer alan hikâyeye göre:

Fırtına Tanrısı, Kiskilussa şehrinden yılan Illuyanka ile yaptığı savaşı kaybeder; güçten düşer. Diğer tanrılardan yardım isteyerek kızı İnara’ya mükellef bir sofra hazırlatır. İnara, Zigaratta kasabasında yaşayan ölümlü Hupasiyas’nın aşkına karşılık vererek onun yardımını alır. İnara, yılan Illuyanka’nın mağarasına gider, onu ziyafete çağırır. Yılan çocukları ile birlikte gelir. Yiyecekler ve bira, şarap ve diğer meşrubattan oluşan testiler dolusu içkiyi tüketerek sızar. Hupasiyas yaratığı iple bağlar ve geri dönen Fırtına Tanrısı yılanı öldürerek eski gücüne kavuşur. Bu anlatıda, Illuyanka’yı yakalaması için Hupasiyas’a olağanüstü güçler veren İnara’nın Hupisiyas’ın bu olağanüstü güçleri karısı aracılığıyla çocuklarına aktaracağından korktuğu bu sebeple de Hupasiyas’ı önce hapsettiği sonra da öldürdüğü anlatılır. Mitosun ikinci anlatımında Gök Tanrısı ile Ejder İlluyanka’nın mücadelesi şöyle gelişir: Ejder İlluyanka ile Gök Tanrısının savaşında Gök Tanrısı yenilir. İlluyanka onun yüreğini ve gözlerini alır. Gök Tanrısı Ejder’den öç almak için Arm adlı bir ölümlünün kızıyla evlenir ve ondan bir oğlu olur. Oğlu büyüyünce ejderin kızıyla evlenir ve babasının yüreğiyle gözlerini geri alır. Gök Tanrısı eski gücüne kavuşunca ejderi öldürmeye gider; ancak oğlu da oradadır. Babasına “Beni de öldür” diye bağırır. Gök Tanrısı, Ejder İlluyanka ile birlikte oğlunu da öldürür.

Çeşitli Kültür Ve Dinsel İnanışlarda ''Şahmaran'' Olgusu 2

İlluyanka mitosu, Hititlerden Helen mitolojisine geçmiştir. Zeus ile Typhon arasında geçen savaşta, İlluyanka mitosunun ana öğelerine rastlanır. Helen mitosunda Typhon, Tanrı Zeus’un kol ve bacaklarının kas liflerini alır, ejderin gözcülüğünü Aigipan adlı kadın yapar. Zeus’un kas liflerini geri alan kişi Tanrı Hermes’tir. Nimet Özgüç, Yılan Illuyanka’nın tasvir sanatına yansımalarını yorumlarken dikkat çekici açıklamalarda bulunmuştur. Özgüç’e göre eski Mezopotamya, Suriye ve Anadolu uygarlıklarında zenginlik ve bereketi fırtına tanrıları temsil ederdi. Bu tanrılar Sümer’de Iskur, Akkad’da Adad, Suriye ve Kenan ülkesinde Baal, Hitit’te Teşup, Hatti dilinde Taru gibi her bölgede farklı bir adla anılırdı. Bu farklılık, tanrının gökyüzündeki mutlak krallığını sağlamak için yılan, çok yılanbaşlı ejder gibi düşmanlarıyla yaptığı savaşa da yansırdı. Örneğin, Diyala bölgesindeki Tell- Asmar’da erken Akkad devrine ait silindir mühürde iki tanrı yağmurla yıpratılan ejdere iki yandan saldırmış; ejderin yedi kafasından öldürülmüş olan dördü aşağı sarkmış şekilde tasvir edilmiştir.

Çeşitli arkeolojik buluntularda Hatti efsanelerini canlandıran sahnelerde Fırtına Tanrısı, Boğa Tanrı Taru ve efsanesinin tanrı kahramanları diğer figürlerden daha büyük işlenmiştir. Bu tasvirlerde savaş tanrısı Sulinkatte’nin oğlu Taru sol elinde yıldırım ağacı ile saplanmış ölü yılan Illuyanka’yı, sağında sağ ayağıyla sağrısına bastığı boğanın yularını ve kadehini tutar; sol ayağı ile de dağın doruğuna basar. Yuların üst tarafında küçük yağmur tanrıçası gökkuşağı içinde altında aslan başlı kartal (fırtına kuşu Imdugud) ile çevresi tamamlanır. Yılan figürü, Hurri kökenli Hedammu mitinde de karşımıza çıkmaktadır. Hedammu, Grek ejderi Typhon’un prototipidir ve bu yaratık karşımıza çeşitli tiplerde çıkar. Birinci tip sığır boynuzlu yılandır. İkinci tip üç köpek ya da kurt başlı yılanın tek tasviridir; bu tasvir Hasanlu kâsesinde yer alır. Üçüncü tip Hedammu’nun başında sekiz yılan yükselen çıplak bir adamdır ve bu tasvir Louvre Müzesi’nde
korunan Hitit silindir mühründe görülür. Dördüncü tipte ise Fırtına Tanrısı ile veziri arasında dik kalkmaya çalışan yılanın, biri erkek diğeri dişi iki insan başı vardır. Ayrıca Hitit inanışlarında Gök tanrı ile mücadele halinde tasvir edilen yılan, bir Hitit kabartmasında üç düğüm yapmış halde tasvir edilir. Hitit mitolojisinde ve Hitit dönemine ait arkeolojik buluntularda karşımıza çıkan yılan figürleri ile doğanın kutsallığının ön plana çıkarıldığını görmekteyiz. Sümer dönemine ait arkeolojik malzemeler incelendiğinde de yılan, karşımıza çıkan yaygın motiflerden biridir. Birbirlerine uzun bir ipmişçesine sarılmış iki engerek motifi erken tarihsel dönemlerde, Sümer ve Neo-Sümer sanatında görülen bu motiflerin başında gelir. Daha sonraları bu motif, M.Ö. 13. yüzyıla kadar mühürler ve muskaların üzerinde zaman zaman ortaya çıkmıştır. Motifin sabun taşından bir vazo üzerine oyulmuş en iyi örneklerinden biri Lagaş’lı Gudea tarafından koruyucu tanrı olan Ningişzida’ya adanmıştır.

“Hayat Ağacının Hâkimi” anlamına gelen Ningşzida adlı tanrının sembolü olan bir ağaç veya sopaya sarılmış bir erkek biri dişi iki yılan, bu vazonun üzerinde kabartma olarak resmedilmiştir. Bu tasvirlerde sopa hayat ağacını dolayısıyla da hayatı temsil ederken yılan ise gençliği simgelemektedir. Babil Yartılış Destanı olarak kabul edilen Enûma Eliş adlı eserde de yılan ve ejderhaya rastlamak mümkündür. Sümer mitolojisinde Apsu, öncel çağın tatlı su okyanusu, Tiamat ise tuzlu su okyanusuydu; bunların birleşmesinden Lakmu ve Lakamu adlı; biri dişi diğeri erkek iki yılan doğmuş; bu yılanlar Marduk tarafından yok edilmiştir ( Öztürk, 2009: 638). Enûma Eliş’ te anlatıldığına göre Apsu, sihir tanrısı Ea’nın yaptığı sihre yenik düşerek öldürülür. Eşinin ölümüne çok kızan Tiamat, on bir tür dev yılan ve yırtıcı ejderhalar dünyaya getirir. Sonuçta; Tiamat, bu korkunç ordusuna rağmen Marduk tarafından öldürülür. Yine Babil metinleri arasında bulunan ve yer yer Enûma Eliş ile benzerlik gösteren söylencede ülkenin tanrılardan biri tarafından ejderhadan kurtarılması anlatılmakta ve ejderhanın tasviri yapılmaktadır. Bu tasvire göre ejder denen yılanı deniz ortaya çıkarmıştır; Enlil göğe ejderhanın resmini çizmiştir. Boyu elli çift saat uzunluğunda yüksekliği ise bir çift saat kadardır. Ağzı altı arşın, kulaklarının çevresi on iki arşındır. Altmış arşın uzaktan kuşları kapabilen bu ejderha, suda dokuz arşın derinliğini tarayabilir. Kuyruğunu kaldırdığı zaman gökteki bütün tanrılar; Sin’in (Ay tanrısı) önünde yere kapanırlar.

Tarih öncesi dönemler sonrası, ikonografide yılan tasvirleri çok sık görülmektedir; ancak Black’e göre bunların herhangi bir dinsel değer taşıyıp taşımadıklarına karar vermek kolay değildir. Tanrıların vasıfları olarak resmedildiğinde yılanlar, hem tanrılarla hem de tanrıçalarla ilişkilendirilmiştir. Yılan, kudurru adı verilen eski Mezopotamya hükümdar buyruklarının yazılı olduğu kabartmalarla süslü dikili taşlar üzerinde bağımsız bir simge olarak görülür; bu kudurruların biri üzerindeki yazıysa tanrı Iştaran’ın (ve belki de Nirah’ın) elçisinin simgesi olarak görülür. Sonraki dönemlerde yılanların dini ve dünyevi sanatta resmedilişi devam etmiş; doğrudan doğruya dini ayin metinlerinden yılanların, Neo-Asur ve Neo-Babil sanatında kutsal bir simge olarak tanrı Nirah’ı temsil ettikleri teşhis edilebilir. Eski Mısır medeniyetinde de birçok yılan kültü kalıntısına rastlamak mümkündür; antik Mısır’da firavunlar, yılan tacıyla tasvir edilmiştir. Mısır tanrı ve krallarının külâhının sembolü olan yılan (Uraeus), Güneş-tanrı’nın ateş tüküren gözü olarak kabul edilmiştir. Tehditkâr bir şekilde doğrulmuş açık kahve renkli kutsal kobra yılanı, Eski Mısır İsis kültüründe, taçlı ilâhe Uto’nun hayvanı olarak kabul edilmiştir. Hatta Antik Mısır’da Uto veya Wazit yılan suretindeki ilâhelerdir.Tanrıçaların sembolü olarak karşımıza çıkan bu yılan, aynı zamanda kudret ve iktidar sembolüydü. Buna karşılık bütün Mısır’da şeytan olarak tanınan Apophis’in de yılan şeklinde olduğuna inanılmaktaydı. Mısırlılarda dev yılan (ejderha) ise karanlıkların hâkimi, kötülüklerin ruhu olarak kabul edilmişti. Mısırlıların Ölüler Kitabı’nda ayrıntılı olarak anlatıldığına göre, ölülerin geçmesi gereken yol, gecenin on iki saatine denk düşen on iki odaya bölünmüş; güneş kayığı önce yılanların bulunduğu kumsal alanlardan geçmekte; kısa sürede kendisi de yılana dönüşmekteydi. Yedinci saatte Şeytan’ın prototipi olan Apophis yılan suretinde ortaya çıkmakta; on birinci saatte kayığı çeken halat da bir yılana dönüşmektedir. On ikinci saatte kayık, tan odasında üç arışlık(arış, dirsekten orta parmağın ucuna kadar olan eski bir ölçüdür) bir yılanın içinden çekilmektedir. Bu durum güneşin yeniden doğuşunun sembolü olarak kabul edilmektedir. Mısır efsanelerinde gökyüzünde yaşayan yılan Apophis, her gün güneşi doğudan batıya taşıyan Ra’nın peşinde dolaşır ve bir gün onu sokup öldürür. Alt dünyaya ait Apophis adlı yılan Seth tarafından mızrakla vurularak öldürülmüştür.

Çeşitli Kültür Ve Dinsel İnanışlarda ''Şahmaran'' Olgusu 3

Eski Hint ve Budist mitolojisinde de yılan, oldukça benimsenen bir unsurdur. Kobra ibadeti ve onunla ilgili çeşitli ritüeller, eski Hint mitolojisinde Şiva kültü, Kirişna ve ilah Vişnu ile ilgilidir. Vişnu isimli ilah, ilahi yılan Ananta’nın kıvrılmış vücudu üzerinde duran veya uyuyan bir insan şeklinde tasvir edilmiştir. Hindistan’da yılan, Şiva kültünde olduğu gibi, phallism ve cinsi güçle bir arada değerlendirilmiş; Şiva kültünde yılana ibadet eden insanların bu sayede onun ve diğer zararlı varlıkların şerrinden korunduklarına inanılmıştır. Yine; Hint mitolojisinde yarı insan yarı yılan biçiminde tanrılar olan “Naga”lar toprağın sahibi olarak algılanmıştır. Naga’lar çeşitli ülkelerin Budist mitolojilerinde yer almakta; bunların yağmur göndererek mahsulü artırdığına, talihsiz kimselere şans getirdiğine, buna karşılık gücendirildikleri vakit hastalıkların yayılmasına sebep olduklarına inanılmaktadır. Naga kral ve kraliçeleriyle ilgili tasavvurlar Uygurlarda da dünyanın merkezindeki altın dağda oturan ve Çintamani’ye sahip “Luu Hanları (Ejder Hanları)” anlatılarında da karşımıza çıkmaktadır. Bu kutsal yılan tasavvuru Irk Bitig’de de söz konusu edilmekte ve “altın başlı yılan” olarak anlatılmaktadır. Bu metinler arasında bulunan saadet verici cevher olan Çintamani’yi arayan şehzade masalı, günümüzde de en çok okunan Budist masallarından biri olarak halen Tibet, Moğolistan ve Çin’de çok yaygındır. Ayrıca Hint mitolojisinde yarı insan, yarı kuş şeklinde bir yaratık olan Garuda’nın yılanla mücadelesi dikkate değerdir. Yarı ilah yılan tasavvuruna, Buddha ile ilgili anlatılarda da rastlanmaktadır:

“Aydınlanma”dan sonra Buddha dört hafta daha İncir Ağacı’nın altında kalır. Beşinci hafta korkunç bir kasırga, o yöreyi tahrip eder. Fakat bir ilahi yılan Musilinda, ortaya çıkarak Buddha’nın bedeninin altına kıvrımlarını yerleştirir, onu sel baskınının üstüne yükseltir ve yedi başındaki serpuşlarla onu kasırgadan korur. Budizmin yaygınlık kazandığı bölgelerde tespit edilen bazı tasvirlerde yılanların kralı Musilinda’nın yeraltından dışarıya çıkarak, meditasyonu esnasında Buddha’ya muhafızlık ettiği görülmektedir. Yılan aynı zamanda Buddha’nın, şekline girdiği hayvanlardandır. Buddha’nın tam dört kere yılan olarak doğduğuna inanılmaktadır. Budist sanatında yılana sık rastlandığı gibi, diğer Budist ilah tasavvurlarında da önemli bir yer almaktadır. Eski Hint tasavvurlarında kaplumbağa ile beraber dünyayı denizin üzerinde tutan bir yılanın varlığına inanılmaktadır. Biruni’ye göre Hinduizmde yerin en aşağı tabakasının altında, bin başlı bir yılanın bulunduğuna inanılmaktadır. Eski Hint edebiyatında yılan ihtiras ve şehvet sembolüdür.”

Yunan mitolojisinde ise yılan, evrendeki yaratılışı başlatan temel ögelerden biridir. Yunan mitolojisine göre; evrenin başlangıcında sadece Kaos denilen geniş karanlık bir ıssızlık vardı. Bu boşluktan yaratıcı güç ortaya çıktı. Bazı rivayetlerde yaratılışı başlatan Orphion adındaki ilk yılanla ilişkiye giren Eurynome adındaki tanrıçadır. Rivayete göre Eurynome, güvercin şekline girerek büyük bir yumurta yumurtlar, Orphion bu yumurtanın etrafına dolanır. Yılanın halkaları ile ısınan yumurta çatlar ve var olan tüm şeyler dışarı çıkar: Uranos, gökyüzü; Ourea, dağlar; Pontus, deniz ve tüm yıldızlar, gezegenler; yumurtadan aynı zamanda toprak Gaia ve dağlarıyla nehirleri çıkmıştır. Bütün bunlar doğduğunda Eurynome ve Orphion Olympos Dağı’na yerleşirler; ancak Orphion kendisini evrenin tek yaratıcısı ilan edince Eurynome, onu kovar; ısrar ettiği için de daha sonra sonsuza kadar yeraltına sürgüne göndererek onu cezalandırır. Yunan mitolojisinde yılanın tanrısal özellikleriyle karşımıza çıktığı bir diğer söylence; gövdesi kadın, bacakları yılan şeklinde anlatılan Ekhidna adlı canavar mitidir. Hesiodos’a göre Kallirhoe’nin yarattığı yenilmez bir bu ejderha ölümlülere de ölümsüzlere de benzemezdi. Bir mağarada doğan azgın Ekhidna’nın vücudunun üst yarısı güzel yanaklı bir genç kız vücudu iken alt tarafı her yanı lekeli korkunç bir yılan şeklindeydi. Ölümlüler ve ölümsüzlerden uzak yerin dibinde bir mağarası olan Ekhidna hiç yaşlanmayacaktı. Mite göre Ekhidna Typhon ile yatmış; ardından Hades’in elli kafalı yırtıcı köpeği Kerberos, bataklık canavarı Hydra ve korkunç ateş üfleyen Khimaira’yı doğurmuştur.

Ayrıca Herodot Tarihi’nde Melpomene adını taşıyan dördüncü kitapta Skythia adını taşıyan ülkeye gelen Herakles’in yarısı kız yarı yılan bir yaratıkla karşılaşması anlatılmıştır. Herakles’in kaybettiği atlarını kahramanla birlikte olma karşılığında kendisine veren bir canavarın adı olup bu ilişkiden Agathrsos, Gelonoi ve Skythes adlı çocuklar doğmuştur. Yunan mitolojisinde yılanla karşılaştığımız bir diğer söylence yılan şeklindeki saçlarıyla ünlü Medusa mitidir. Deniz tanrıları Phorkys ve Keto’nun kızları üç Gorgo’dan sadece Medusa ölümlüdür. Tanrıları bile tedirgin eden bu yaratığı tanrıça Athena’nın öğüdüyle Perseus, başını keserek öldürmeyi başarır. Medusa bakışıyla karşısındakini taşa çevirebilme gücü sahiptir. Athena, Medusa’nın kesik başını kalkanına koymuş; böylece tanrıçanın karşısında boy göstermeye cüret edenler daha savaşmadan taş kesilmişlerdi. Medusa’nın yarasından akan kan ve sihirli bir özellik taşıyan kanı Perseus, toplamış. Medusa’nın sol damarından akan kan öldürücü bir zehir iken sağ damarından akan kan ölümsüzlüğün iksiriydi. Öyle ki bu iksir bir ölüyü bile diriltecek güce sahipti. Tıp tanrısı Asklepios, bu iksiri Athena’dan alarak insanları diriltmek için kullanmış; bu durumdan hoşlanmayan Zeus, dünyanın düzeninin alt üst olacağını düşündüğünden Asklepios’u yıldırımlarıyla çarptı. Asklepios, öldükten sonra yılancı takımyıldızı olarak gökyüzünde simgeleşmiştir.

Asklepios, Apollon’un oğludur. Anlatıya göre Apollon ile sevişen Thessalia kralının kızı Koronis, ondan hamile kalır; Apollon’a karşı gösterdiği sadakatsizlik sebebiyle Artemis’in oklarıyla ölür. Genç ölü Hephaistos’un ateşine atıldığında Apollon Koronis’in cesedini alıp ateş içinden çıkarır. Böylece Asklepios, mitlerdeki ölümsüzlük sınavı olan ateş sınavını geçmiş olur. Apollon, çocuğu yarı insan yarı at olan Kheiron’a emanet eder. Asklepios, Kheiron’un okulunda büyülü sözler söylemeyi, büyülü ilaçlar yapmayı ve yumulup kalanları ayağa kaldıran yararlı cerrahlığı öğrenir. Asklepios mitiyle Yunan çoktanrılı dininde yılan, sağlık tanrısının ve sağlık evinin sembolü olarak görülür. Yılan, önce Yunan sağlık tanrısı Asklepios ‘un daha sonra da tıbbın sembolü olur. Asklepios söylenceleri pek çok açıdan daha sonra üzerinde duracağımız Lokman Hekim anlatılarıyla benzerlik gösterir. Yunan mitolojisinde yılan, Zeus’un oğlu Zagreus mitinde de karşımıza çıkmaktadır. Bu mite göre, Zeus bir yılan kılığına girerek Persephone ile birleşir. Bu aşkın meyvesi olarak Zeus’un çok değer verdiği; hatta kendisinden sonra yerini almasını istediği oğlu Zagreus doğmuştur. Ancak; kıskançlık krizine giren Hera, titanları Zagreus’u öldürmeleri için görevlendirir. Titanlardan kaçmak için kılıktan kılığa giren Zagreus, en son boğa kılığına girmişken titanlar onu yakalayıp parçalara ayırdılar ve yediler. Ancak, Athena Zagreus’tan kalan son parça olan kalbini almayı başarır. Athena, Zagreus’un kalbini Zeus’’a getirir; Zeus onu son bir umutla Semele’ye yutturdu ve Semele’yi dölledi. Semele altı aylık hamileyken Zeus’un tüm tanrısal gücüyle kendisine görünmesini istedi. Semele’nin ısrarlarına dayanamayan Zeus tüm tanrısallığını ona gösterdi; ancak Semele Zeus’un yıldırımına çarpıldı ve yanmaya başladı. Zeus, Semele’nin karnındaki çocuğu çıkarıp kendi baldırına dikti. Gün geldiğinde oğlu şarap tanrısı Dionysos doğdu. Görüldüğü gibi yılan, yeniden doğuş ve şifa sembolü olarak Yunan mitolojisinde tanrılar dünyasının önemli bir figürü olarak karşımıza çıkmakta; en önemli tanrıların anlatılarında kendine yer bulabilmektedir.

Çeşitli Kültür Ve Dinsel İnanışlarda ''Şahmaran'' Olgusu 4

Yılan, Çin kozmogonisinde de kaostan kozmosa geçişin en önemli figürü olarak görülmekte; mitolojik bir varlık olan ejderha figürüyle hayat bulmaktadır. Uzak Doğu ve Çin mitolojisinde ejderha bereket, refah ve güç simgesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Sular krallığının sahibi olarak bilinen ejderha yağmur yağdırma, sahip olduğu değerli mücevherlerle insanların refahını arttırma, hayvanların dilini konuşma yetisi ya da hekimlik gücü bahşetme gibi özelliklere sahiptir. Ejderhanın bu özelliklerine şu anlatıları örnek olarak verebiliriz:

”Çin kozmogonisinde en çok dikkat çeken isimlerden biri olan P’an Ku, evreni kaostan yaratmıştır. Çinlilere göre P’an Ku, doğanın ikili gücü olan yin ve yang’ın çocuğudur. Çin mitolojisinde kafası bir ejder şeklinde, gövdesi bir yılan biçiminde betimlenen P’an Ku, yeryüzünü ve gökyüzünü on sekiz bin yılda yaratmıştır (Werner: 2008: 65). P’an Ku, nefes alarak rüzgârı; gözlerini açarak günü oluşturur ve sesi de gök gürültüsünü meydana getirir. O anlaşılmaz bir şekilde bu güçlerden doğmuştur ve bu güçler ona kaosa şekil verme, yeryüzü ve gökyüzünü yaratma görevini vermişlerdir. P’an sözcüğü “yumurtanın kabuğu”, Ku sözcüğü ise “elde etmek” ve “katı” anlamlarına gelir. Bu isim P’an Ku’nun kaostan çıkması ve kendini oluşturan güçleri düzene koyması anlamına gelir.”

Kimi kaynaklarda evrenin asıl yaratıcısı olarak geçen P’an Ku, kısa boylu ve ayı postu ta da sadece yaprak giyen biri olarak resmedilmiştir. Başında iki tane boynuz vardır. Başka resimlerde ise kendisine tek boynuzlu at, Anka kuşu, kaplumbağa ve ejder olmak üzere dört doğaüstü yardımcısı olduğu görülür. Bazen de bir elinde güneş, diğer elinde ayı tutarken görülür; bunlar onun emeklerinin ilk meyveleridir. P’an Ku’nun çalışması on sekiz bin yıl sürmüş; bu süre zarfında güneşi, ayı, yıldızları, yeryüzünü ve gökyüzünü yaratmış ve bu arada kendi fiziği de günden güne büyümüştür. Görevi sona erdiğinde eserleri yaşasın diye ölmüştür. Başından dağlar oluşmuş, nefesi rüzgâr ve bulutlar halini almış, sesi gök gürültüsü olmuş, iki kolu ve iki bacağı da dünyanın dört yönü olmuştur. Kanından nehirler, etinden toprak, sakalından takımyıldızlar, derisinden ve saçlarından bitkiler meydana gelmiştir. Dişleri, kemikleri ve kemik iliği madenleri, kayaları ve değerli taşları oluşturmuştur. Teri yağmur taneleri olmuş. Bedeninin üzerinde gezinen böceklerden ise insan oluşmuştur. Bir başka Çin mitinde yılan, Batı Dağı tanrısı olarak karşımıza çıkmaktadır:

”Jen-cheou eyaletinde Batı Dağı tanrısı olarak adlandırılan büyük bir yılana bölgenin sakinleri, düzenli bir biçimde kendisine eş olacak bir kız kurban etmişlerdir. Bu
gelenek günün birinde bilge bir vali, yılan tanrıyla kızı evlendirmeyi akıl edene kadar sürmüştür.

Çin mitolojisnde varlıkların kökeni ve kişisel yaratıcıları ortaya koyan açıklamalardan biri de Lieh Tzu tarafından ortaya atılan ve Nu Kua Shih’ten bahseden mittir. Türk ve Çin sanatında zaman zaman tasvir edilen Fu-hsi ve Nu-wa tasvirleri aşağıda kuyrukları birbirine dolanmış, bedenlerinin alt kısımların ejder biçiminde; başları insan başı olarak tasvir edilen figürlerden oluşuyordu. Çok yaygın olan bu tasvirler, baharda yer altından çıkan yer ejderi ile ilişki olmalıdır. Yer ejderi yaz devresinde yeryüzünün ve suların derinliklerinden çıktığı için, tabiatın enerjisinin yeniden uyanışını; dolayısıyla verimliliği ve ebedi hayatı sembolize eder, Çin mitolojisinde Nu-Kua ve eşi evliliğin mucidi olarak görülmüştür. Ejderhanın sular krallığının başkanı olarak yağmur yağdıran, değerli mücevherlere sahip mitik bir varlık olarak karşımıza çıktığı pek çok anlatı vardır. Ejderha kralın insanlara hayvanların dilini konuşabilme yetisini verdiği şu mit, Anadolu’da hala anlatılan Şahmaran Lokman Hekim anlatısına benzerliği nedeniyle dikkate değerdir: Ejderha kral Long-vuong ya da Thuy-te Yeşim İmparatoru’nun emriyle sular dünyasını idare eder. Ejderha kral karısı, çocukları ve su hayvanlarından oluşan ordusuyla birlikte, bir çukurun dibinde yükselen muhteşem sarayında yaşar. Kimi kez Ejderha kral, konutunun inşasını bir insana emanet eder. Bunun için insanlar arasından çok yetkin bir ustayı seçer; gönderdiği elçilerle ustayı krallığına davet eder ve yapı tamamlandığında bu ustaya çok değerli inciler verir. Ejderha kralın bu davetine icabet eden bu ustalar ya suları kendileri için yarıp kapılar açan elçiler aracılığıyla ya da su üstünde bir gergedan boynuzu sayesinde rahatça dolaşabilirler. Bazen başıboş insanların da yanlışlıkla ejderha kralın sarayına geldiklerine tanık olunur. Örneğin; usta ve dirençli bir dalgıç olan balıkçı bu şekilde Ejderha kralın sarayına gelebilmiş; rastladığı kaplumbağalar tarafından gördüklerini kimseye anlatmaması şartıyla kendisine hayvanların dilini anlama yetisi verilmiştir. Ancak döndükten sonra karısına sular krallığının gizini açıkladığı için anında kan kusup ölmüştür. Halk anlatılarında ejderha kral son derece iyi bir varlık olarak anlatılır. Anlatılarda Ejderha kralın kızları veya oğulları akarsularda bir balık veya başka bir su hayvanı kılığında dolaşırlar; bazen de avcılar tarafından avlanırlarmış. Bırakıldıkları takdirde babaları olan krala bu iyi insanları ödüllendirmesi için yalvarırlar ve Ejderha kral da konuklarına armağan olarak sihirli nesneler ve değerli eşyalar verir: bunlar istekleri gerçekleştiren kitap, sihirli peçeteler, değerli inciler vb.dir.

Çeşitli Kültür Ve Dinsel İnanışlarda ''Şahmaran'' Olgusu 5

Anadolu’nun çeşitli yerlerinde anlatılan “Şahmaran’ın Yüzüğü” adlı masal ile bu Çin miti arasında oldukça benzer motifler mevcuttur. Her iki anlatıda da yılanların, insanlara sihirli nesneler verdikleri görülmektedir. Kimi anlatılarda bir su cini ile insanın evlendiği durumlar da vardır. Bir kayıkçı çiftinden bir kaplumbağayı satın alarak hayatını kurtaran Giap-Haii bu duruma örnek
olarak gösterilebilir. Giap-Haii, evden çıktığında kaplumbağanın kabuğundan çok güzel bir kız çıkar ve ona yemek hazırlar. Giap-Haii, sırrı çözer; geç kızı gözetler ve kabuğu ele geçirir. Kız Ejderha kralın kızı olduğunu itiraf etmek zorunda kalır. Şükran borcunu ödemek için onunla evlenmeyi teklif eder; sular krallığında evlenirler. Giap-Haii, Ejderha kraldan eğitim alır ve bu sayede bir yarışmayla birinci hekim olarak kabul edilir. Bu anlatı da ilerleyen bölümlerde örneklendireceğimiz, Lokman Hekim’in hekimlik sanatını Şahmaran’dan öğrendiğini söyleyen anlatılara benzerlik göstermektedir. Vietnam’da da kuşkusuz en fazla bilinen mitik hayvan ejderha’dır. Bu ejderha (Dragon) yırtıcı ve şehvetli ejderha Kiao’dan ve Ejderha kraldan farklıdır; sular krallığının başkanı olarak iyilikçi birini, tanrısı olduğu yağmurları elinde bulunduran bir varlığı temsil eder. Çin ejderhası gibi ölü mevsimde yere çöreklenir ve ilkbaharda havalara uçarak yükselir; o zaman ağzıyla rençperlerin beklediği yağmurları oluşturur. Dört kutsal hayvanın birincisi olarak sınıflandırılan bu hayvan, krallık iktidarının simgesidir. Asya kültüründe yılan kimi zaman bir demon olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin; beyaz yüzlü kırmızı yılan demonu boğulup ölen birinin ruhudur ve ruhlar özgürlüğe kavuşmak için yeniden doğmak üzere kendilerinin yerini alacak birilerini ararlar. Beyaz yüzlü kırmızı yılan demonu, suların kıyısında gezen oradan gezmekte olan insanların üzerine atlayıp onları suya düşüren bir ruhtur. Bu kötü ruhlar her an insanı ağlarına düşürmek için tetikte beklerler; örneğin üç bin yaşındaki bir beyaz yılan, ıssız ya da terk edilmiş bir sunağın çevresinde oradan geçen genç erkekleri büyüleyip ayartan genç ve güzel bir kıza dönüşebilir. Bu demonlar okudukları şiir ve şarkılarla insanların gönüllerini kazanıp onları kandırabilir; ancak sağ kaşlarında çıkan bir kıl sayesinde onları insanlardan ayırt etmek mümkündür.

Yine Çin mitolojisinde karşımıza çıkan bir diğer yılan kırmızı saçlı, insan başlı bir yılan olarak tasvir edilen Kong-kong’dur. Emrinde Siang-lieou adında korkunç görünümlü biri vardır; bu yaratık, kendi etrafında dolanan dokuz kafalı bir yılan vücuduna sahiptir; dokuz tane kafası, dokuz ayrı dağda beslenir. Kustuğu yerlerde kötü kokulu bataklıklar oluşur. Pers mitolojisinde ise yılanın hastalık ve ölüm getirdiğine inanılmaktadır. Pers mitolojisinde yılanın kötülük sembolü olarak karşımıza çıktığı en ünlü anlatı Dahhak’ın omuzlarından çıkan ve onu koruyan iki yılana dair anlatıdır. Ayrıca İran edebiyatında mitolojiden beslenerek destan ve hikâyelere geçmiş oldukça fazla yılan motifi bulunmaktadır. Bu hikâyelere Camasbname ve İskendername örnek olarak gösterilebilir. Örneğin; İskendername’de ölümsüzlüğün peşinde olan İskender’e Kaf vilayetinde bir yılan bulunduğu, bu yılanın başı ve kuyruğu kesildikten sonra kalan kısmı otlarla terbiye edilip hazırlanmış olan yılandan üç parmak yalanır ve kırlarda gezilirse her derde deva mehr otunun bulunabileceği anlatılır. Yılan sembolüne Amerika mitolojisinde de rastlamak mümkündür. Antik Amerikan kabilelerinde yılan sembolüne ve yılan tanrılara oldukça sık rastlanılmaktadır. Dini inanışlarına paralel olarak bu kabileler, sanat eserlerinde yılan sembolünü çok sık kullanmışlardır. Günümüzde bu bölgelerdeki arkeolojik kalıntıları  gezenler, hemen her köşede bir yılan motifiyle karşılaşmaktadır. Aztekler’in yılan şeklinde tasvir ve resmettikleri birçok ilahlarının bulunduğu bilinmektedir. Söz gelişi yedi başlı yılanlı Chicomecoatl, “dünyanın ruh ve bereket ilahesi” olarak tanınmaktaydı. Aztekler, çıngıraklı yılana özel bir kıymet ve önem atfederlerdi. Hatta çıngıraklı yılan tarafından ısırılan Aztekler, cemiyette itibarlı bir makama yükseltilirdi. Yılan tarafından ısırıldığı halde ölmeyen kimseleri, ilahlarla temasa geçmiş mümtaz kimseler olarak kabul ederlerdi. Aztekler için yeşil tüylü yılan Quetzalcoalt hem korku hem de sevgi sembolü olarak karşımıza çıkmaktadır.

Pek çok kültürde bereket sembolü olarak karşımıza çıkan yılan evlerde ve tapınaklarda bereketi artıran sembolik yılan figürleriyle hayat bulmuştur. Bu sembolik yılan figürünü Roma mitolojisinde ev ve tapınaklarda görebiliriz. Romalılar evlerde Lares adı verilen ocak başlarında tapınılan ev tanrıları sayılan ruhlara taparlardı. Laresler, genellikle sembolik yılanların eşliğinde, ellerinde boynuzdan bir kap ve kâse ile dans eden gençler olarak tasvir edilirlerdi (Wilkinson, 2011: 83). Roma’da pek çok ev sessizce gelip giden zararsız yılanlara ev sahipliği yapardı. Daha sonraları genel olarak yılanlar Genius’ların sembolleri haline geldiler. Genius, Romalıların insana hayatı boyunca yardım ettiğine inandıkları koruyucu melektir. Bu melek birlikte olduğu insanın ihtiyaçlarını giderir ve bazen kanatlı bir figür bazen de elinde bereket boynuzu tutan bir adam biçiminde düşünülür. Genius, erkeğin sağlık ve babalık yeteneğini koruyan erkeklerin koruyucu meleğidir. Kuzey Avrupa mitolojisinde ise yılan dünya ağacı Yggdrasil ‘in dibinde yaşayan bilgelik gücüne sahip ve yer altı dünyası ile ilişkili betimlenmiştir:

”Yggdrasil adı verilen bu ağacın köklerinde yaşayan Niddhog adlı yılan veya ejderhaya esrarengiz yeraltı dünyasında eşlik eden pek çok başka yılan da vardır. Yılan veya ejderha Nidhogg’un krallığı ağacın ayaklarındaydı. Burası hem tehlikelerle hem de özel ödüllerle dolu anlaşılması güç bir yerdi. Bu özel ödüllerin en başında bilgelik yer alır ve ağacın altındaki üç kuyudan biri olan Mimir’in kaynağından gelirdi. Diğer iki kuyu daha tehlikeliydi: biri kader kuyusuydu ve insan ömrünün uzunluğunu tayin eden Norn’lar tarafından korunurdu. Diğeri ise zehir kuyusuydu ve Nors Yeraltısı Hel’in nehirlerinin kaynağıydı. Bu karanlık bölgelerin etrafında Nidhogg kayarak dolaşırdı. İnsan ölülerinin etleriyle kendisine ziyafet çeker ve Yggdrasil’in köklerini kemirirdi. Mitolojik görüşlerde yer ve su ile ilgilendirilen ve genellikle şeytani bir varlık olarak kabul edilen yılan, eski Türk kültüründe şaman davullarında yer altı dünyasıyla ilişkili bir sembol olarak kullanılmıştır. Altaylarda Erlik, kırbaç yerine elinde yılan tutar halde ve vücudu baştanbaşa yılanlarla sarılı biçimde betimlenmiştir. Yılan eski çağlardan kalma sanat örneklerinde ölüler dünyası ile ilgili görülmüş ve ata ruhlarını temsil etmiştir. Ayrıca; Altay Türklerinde ve Tunguzlarda şaman elbiseleri üzerinde yılanı sembolize eden kurdeleler yer alır. Bazen yılanın başı ve çatallı kuyruğu belirgin bir şekilde gösterilirdi. Yutpa adı verilen bu yılan yer altı canavarını sembolize ederdi. Şaman külahının ön kısmında birkaç sıra yılanbaşı yer alırdı.”

Çeşitli Kültür Ve Dinsel İnanışlarda ''Şahmaran'' Olgusu 6

On iki hayvanlı Türk takviminde yılan ve ejder birer yıl sembolü olarak görülmektedir. Emel Esin’in belirttiğine göre eski Türklerde, zaman kavramının kozmik deveran halindeki simgelerinden biri gök çarkını çeviren ejder (Türkçe: evren)’dir. Gök ve yer arasında döndüğü varsayıldığı için ejder, bazen gök ve yer ilkelerinin yerini alabilmekteydi. Budist metinlerde, (Gök Ejderi) Kök-luu gök gürültüsü ve yağmur simgesi olarak kabul edilmekte ve Kök-luu’ya atfedilen yada taşı ile kozmik büyü yapan şamanlar yağmur ve rüzgar meydana getirebilmekteydi. Ayrıca Göktürk Kitabeleri’nde birbirine sarılmış halde çifte yılan motifi bulunmakta; bu yılan motifleri hem Bilge Kağan hem de Kül Tigin adına dikilen kitabenin üst kısmında yer almaktadır. Türk halk inanışlarında evin koruyucusu olarak karşımıza çıkan ev iyesi, çoğunlukla yılan olarak tasvir edilir. Bu sebeple yılan olan evde bereket olacağına inanılır ve bu yılan öldürülmez. Yine bazı halk efsanelerinde tılsımlı yılanlardan söz edilir; yılan eti yiyen insanların sihir gücüne kavuştuğu ve doğanın dilini anlamaya başladığı anlatılır. Bilgi kudretinin yılanların padişahı Şahmaran tarafından verildiğine inanılırdı. Mitolojilerde esrarengiz bir güce sahip görünen kimi zaman kaostan kozmosa geçişin en önemli figürü olarak algılanan, ölümsüzlük, korku ve yeniden doğuşun
simgesi olarak algılanan yılan, özellikle ilksel mitolojilerde bir tanrı olarak algılanmıştır. Ancak, son dönem kültürlerinde mitolojilerden gelen yılan motifi yavaşyavaş tamamen kendisiyle mücadele edilen bir korku sembolüne dönüşmüştür. Ön Asya kültürleriyle ilişkiye geçildikten sonra olumlu yanlarında sıyrılan yılan figürü, kötücül ejderha kılığına bürünerek insanı doğru yoldan çıkaran, kötülük simgesi düşsel bir varlık durumuna gelir. Böylece mitolojilerde ejderha öldürme motifi yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Sümer mitlerinde örneklediğimiz gibi bu mücadele başlangıçta tanrılar ile yılanlar- ejderhalar arasındadır. Ancak ilerleyen dönemlerde mücadele Gılgamış, Aziz George, Er Töştük gibi kahramanların ejderi öldürmesi şekline dönüşmüştür. Kahramanın ejderi öldürme motifi ile aslında tanrısal alana ait bazı güçler insanlara geçmiş bulunmaktaydı.

Mazdaist, Mithraist ve Zerdüşti tasarımlarda ejderha, varlığa gelişi engelleyen, yağmuru tutup kuraklığa yol açan göksel bir neden olarak algılanır. Olumsuz bir neden olduğu için de ortadan kaldırılması gerekir; olumluluğun doğması, onun yenilmesi ya da öldürülmesiyle olanaklıdır. Bu nedenle tanrılar ya da tanrısal kahramanlar ejderhayı yenecek ya da öldürecek biçimde tasarımlanır. Erken dönem Altay mitolojilerinde ejderha, bereket, refah ve güç simgesi olarak algılanan efsanevi bir yaratıktır. Ancak Ön Asya kültürleriyle ilişkiye geçildikten sonra olumlu yanlarında sıyrılır: İnsanı doğru yoldan çıkaran, kötülük simgesi düşsel bir varlık durumuna gelir. Yılan dini metinlerde de karşımıza çıkmaktadır: Tevrat’a göre Rab Allah, yaratıp doğrudan cennete koyduğu Âdem ve Havva’ya; orada bulunan bir ağacın meyvesini şiddetle yasakladığı halde, yılan Havva’yı kandırarak meyveyi ona yedirir; Âdem ve Havva’nın cennetten kovulmalarına sebep olur. Şeytanın kılığına girdiği yılan, Tevrat’ın Tekvin bölümünde kolları ve bacakları olan bir hayvan imajıyla anlatılmış; işlediği bu suç yüzünden bir sürüngene dönüştürülmüştür (Kitabı Mukaddes, 2000: 3). Tevrat’ta ayrıca Hz. Musa’nın diğer yılanları yutan mucizevî yılan asasından ve cehennem yılanlarından Sayılar Kitabı (21: 5-9)’da bahsedilmekte; Musa’nın İkinci Kitabı Çıkış’ın 4. bölümünde Musa’nın yılana dönüşen asasından söz edilmektedir. Hıristiyanlıkta ise başlangıçta şeytanla özdeş kabul edilen yılan, pagan kültünün etkisiyle hem korkulan hem de kutsal kabul edilen bir varlık özelliği kazanmıştır. J. Campbell’e göre; yılan genel olarak yaşamın kendisini tüketen ve yenileyen güçlerinin simgesi, zamanın ay gizemidir. Tabiatın kendiliğinden hareketi olduğu, dolayısıyla kutsallığı kabul edildiğinde yılan da kutsal hayatın sembolü olarak saygı görmektedir. İncil’de ise yılan öyküleri Vahiy (Vahiy 1: 12; 13) kitabında yer almaktadır. Yuhanna’nın 12. Vahyinde gökte büyük bir alamet, güneşle giyinmiş; ayakları altında ay ve başı üzerinde on iki yıldızlı tacı olan gebe bir kadının doğurmak için eziyet çekmekte olduğu sırada yedi başı, on boynuzu ve başları üzerinde yedi tacı olan kızıl bir ejderin, kadın doğum yaptığında onun çocuğunu yutmak için beklediği anlatılır. Kadın, bütün milletleri demir çomakla güdecek bir erkek çoçuk doğurur; çocuk alınıp Allah’ın yanına götürülür; kadın çöle kaçar. Mikail, kendi melekleri ile gökte ejderle cenk eder; İblis ve Şeytan denilen büyük ejder, dünyayı saptıran eski yılan, yeryüzüne atılır, burada yok edemediği İsa’ya inanalarla mücadeleye devam eder. İncil’de yer alan bu anlatıda da görüleceği üzere Hıristiyanlıkta yılan, şeytanla özdeşleştirilmiştir.

Annemarie Schimmel’e göre Hıristiyan geleneğinde büyük önem taşıyan yılanlar, İslam’da merkezi bir rol oynamazlar. Kuran, yılana dönüşerek Firavun’un büyücülerinin asasını yutan Musa’nın mucizevî asasından üstü kapalı bahseder; çünkü İslamiyet’te yılan bir zümrüde benzeyen ve şeyhin kör ettiği nefsin simgesidir. Ayrıca tavusun ihmalkârlığı yüzünden küçük bir yılan suretinde cennete girip Âdem ve Havva’yı yasak meyveyi yemeye ikna eden İblis’ti. Bu sebeple yılan ve akrabası ejderle ilgili anlatılar genellikle İran mitolojisi kökenlidir ve harabelerde korunan hazinelerle ilgili halk inanışlarında yaşamaya devam eder. Kimi kez kutsal yaratıcı bir tanrı, kimi kez bir şeytan olarak karşımıza çıkan yılanın insanlık kültür tarihine yansımalarını şu şekilde özetleyebiliriz:

• Yeryüzündeki kültürlerin çoğunda kötülüğü, olumsuzluğu, maddiliği, toprağı, şeytanı ve nefsi simgeler.

• Uroboros adı verilen kuyruğunu ısıran yılan, kozmik gelişimin devri hareketini; doğum ve ölüm çemberi de denilen reenkarnasyonu (ruhun ölümsüzlüğünü) simgeler. Kuyruğunu ağzına almış haliyle yılan; tam bir daire, bu nedenle de tam bir yaşam ve hareket sembolüdür.

• Uzun aylar yeraltında, karanlıklar ülkesinde uyuduktan ya da öldükten sonra yeryüzüne çıkar; gömlek (kav) değiştirir. Bu durum, sembolik olarak, ölüp yeniden dirilmeyi temsil eder.

• Yılan, diğer canlılardan farklı olarak hem erkek hem de dişi imajını yansıtır. Uzunlamasına görünümü ile fallusu, kıvrılıp dairesel duruma girince de dişiliği sembolize eder.

• Psikanalist ekole göre, daha çok fallusu andırdığından erkeksi bir simge olarak algılanır. Freud; rüyalarda görülen yılanı, fallik bir sembol olarak kabul etmiş; rüyayı gören bir kadın ise “penis arzusu”, erkek ise olası “iğdişlik kompleksi”nden ıstırap çektiğini belirtmiştir.

• Mücadele eden iki yılan doğadaki pozitif ve negatif (yin ve yang) ikili karakteri sembolize eder.

• Yeraltında, karanlıklar ülkesinde sonsuz hayat ve gençlik bitkisine dokunarak yeniden hayat bulmuştur.

• Cennette, ebedi hayat sembolü olan elmayı ilk kadına vererek ona doğurganlık; yani hayat verici vasfı kazandırmıştır.

• Birbirine dolaşmış iki yılan üreme sembolüdür, iki yılanın bellerinden düğümlenip birbirlerini yutmaya çalışmalarını gösteren hareket Hermes’in işaretidir ve ticareti sembolize eder.

• Düzgün bir halka şeklinde çöreklenmiş haliyle, derisindeki halkalar ve hep açık duran gözünün meydana getirdiği halka ile büyüleme özelliğine sahiptir.

• Toprakta yaşayan bir hayvan olduğu için eski uygarlıklarda ölülerin ve ölü ataların sembolü sayılmış; sürat ve zehri ile de ölümün temsilcisi olarak görülmüştür. Bazı kültürlerde ev yılanı, geçmiş ataların temsilcisi olarak algılanmış; koruyucu ruh olarak kabul edilmiştir.

• Yılan; aynı zamanda eski kültürlerde hayatı ve hayatın değişimini destekleyen kudreti, esrarengiz dinamizmi ve periyodik olarak kendini yenilemesi ile temsil etmiş; bu sayede Neolitik devrin tarımcıları arasında önemli bir mitolojik figür haline gelmiştir.

• Yılan, kendini yaratan bir enerji simgesi olması sebebiyle ölümsüzlük ve penisi temsil etmiştir.

Dünya kültürleri ve mitolojileri incelendiğinde çoğu ilksel kültürde yılanın tanrı olarak algılanmış olduğu görülür. Kimi kültürlerde yılan kaosa neden olurken kimi kültürlerde kaostan kozmosa geçişin temel ögesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yılan, hem yaşamı hem de ölümü aynı anda barındıran gizil güce sahiptir. Bu durum tıpkı Medusa mitinde (ya da Şahmaran) olduğu gibi yılanın hem şifayı hem de ölümcül zehri aynı anda bünyesinde barındırmasından ileri gelmektedir. Yılan pek çok arkaik kültürde fallusu simgeleyen erkek öge olarak karşımıza çıkarken; kimi zaman da yuvarlak bir halka şekline büründüğünde dişiliği sembolize eder; bazen de kendi kendinin ve tüm evrenin yaratıcısı konumunda karşımıza çıkar. Toprak üzerinde yaşayan bir canlı olması sebebiyle Toprak ana (Ana Tanrıça) kültüyle ilişkilidir. Tarım toplumlarının söz konusu olduğu mitlerde toprağın bereketinin sembolü olmuştur. Ana Tanrıça kültü ile ilişkilendirildiğinde gizemli güçleri ve bilgeliği; yeniden doğuşu sembolize eder. Toprak Ana’nın değerinin düştüğü yerde; mit dünyasından tarihi dönemlerin destan kahramanlarının yer bulduğu göksel âlemin dünyasına geçildiğinde ise yılan(ejderha) kahramanın öldürdüğü bir motif haline dönüşmüştür.

Yararlanılan Kaynaklar

Birsel Çağlar Abiha, Anadolu Türk Kültür Geleneğinde Şahmaran

Ekrem Akurgal, Hatti ve Hitit Uygalıkları

Pertev Naili Boratav (1982), Folklor ve Edebiyat-1

Erdoğan Erdoğan (2007), Sorularla Türk Mitolojisi

Joseph Campbell, İlkel Mitoloji Tanrının Maskeleri

Mükerrem Çetinalp, Şahmeran ve Keje

Yaşar Çoruhlu, Türk Resim Sanatında Hayvan Sembolizmi

Mircea Eliade, Mitlerin Özellikleri

Emel Esin, Türk Kozmolojisine Giriş

James Frazer, Altın Dal I-II

Abdülkadir İnan, Eski Türk Dini Tarihi

Ahmet Kabaklı, Ejderha Taşı

Jean Paul Roux, Orta Asya’da Kutsal Bitkiler ve Hayvanlar

 

*Bu çalışmanın tüm hakları, Birsel Çağlar Abiha’ya aittir.

 

Bizimle iletişime geçmek için: [email protected]

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün