Çin Felsefesi'nin Önemli İsmi Lao Tzu Ve Felsefi Argümanları

Lao Tzu metafiziksel felsefesine temel oluşturan “Doğa’ya Dönüş Düşünce Yöntemi” (回歸自然的思想方法) ile insanlık tarihinin ifade yöntemleri arasındaki yakın ilişkiyi daha net ifade etmeden önce; Lao Tzu metafiziksel felsefesinde kullanılan yöntemleri ve bu yöntemlere temel oluşturan tarisel süreci yeniden hatırlamakta fayda görüyoruz. Bu bağlamda; sonuç bölümünü şu beş ana başlık altında vermeyi uygun bulduk:
1. Lao Tzu Felsefesini Şekillendiren Uygarlık Geleneği
2. Lao Tzu Felsefesinde Metodoloji
3. İfade ve Doğaya Dönüş: Dil ve Anlam Teorisi
4. Üç Dizim ve Renksiz Kaplar
5. Lao Tzu ve Renkli Kaplar.
Lao Tzu Felsefesini Şekillendiren Uygarlık Geleneği
Lao Tzu Kimdir ?
Lao Tzu, insanı Dao’ın doğal düzeninden uzaklaştıran nedenlerden söz ederken, insanın sahip olduğu tanıma yeteneği, irade ve duygularının insanı kendi doğasında aslında hiç bulunmayan bazı sınır ve kalıplar içerisine soktuğunu vurgulamaktadır. Sürekli gelişim gösteren teknik ve uygarlığın içerisinde, sınırlardan haberdar olmadan yaşayan insan, bir an önce kendini sınırlandıran faktörleri fark etmeli ve bunların ötesine geçerek sınırları olmayan doğaya geri dönüş yapmalıdır.
Lao Tzu’nın doğaya dönüş fikri ilk duyan için ilkel dönemin yazısız, tekniksiz, uygarlığın gelişmediği ve insanın vahşi doğa içinde yaşam savaşı verdiği zamanları ifade eden bir çerçeve çizer. Ancak; Onun asıl vurgulamak istediği ilkel döneme değil, uygarlık ve teknik araçları tarafından sınırlandırılmamış, insanın çok daha bağımsız ve özgür yaşayabileceği, içinde yaşama dair pek çok potansiyel ve ihtimal barındıran ideal bir yaşama dönüştür. Ona göre insan, uygarlığın kaçınılmazlarından biri olan gelişim sürecinden kopmadan da, ilkel dönemde mevcut olan doğal yaşam anlayışına sahip olabilir.
Lao Tzu felsefesinin ortaya çıkması ve şekillenmesine katkı sağlayan tarihsel ve kültürel arka plan şüphesiz ki çok karmaşık, ancak bir o kadar da zengindir. Bu arka plana daha derinlemesine bakacak olursak, ilk adımda karşımıza Lao Tzu’dan çok önceki dönemlerde var olan inziva geleneği ve münzeviler; ikinci adımda Taocu düşüncenin ilk izlerinin görüldüğü Çin’in Qi bölgesi kültürü ve son adımda da pek çok dünya inancına temel oluşturmuş ve Lao Tzu düşüncesinde de etkileri görülen şamanizm geleneği çıkmaktadır. Bu üç tarihi faktör arasında bulunan inziva geleneği ve münzevilik, doğaya yakın bir bakış açısına sahip olan insanın, uygarlık ve tekniğin ötesine geçmek suretiyle, doğa ile iç içe olabileceği bir yaşam biçiminin peşine düşmesi gerçeğini gözler önüne sermekte ve bu özelliği ile Lao Tzu düşüncesine destek vermektedir.
Bunun yanı sıra; Qi bölgesi kültürünün Batı Zhou Hanedanlığının ilk döneminde (M.Ö.1121~M.Ö.771) gösterdiği gelişim, Lao Tzu felsefesinin işaret ettiği ideal insan ve ideal yöneticinin karakter özellikleri olan “yumuşaklık” (柔) ve “güçsüzlük” (弱) kavramlarının önemine dikkat çekerken, aynı zamanda taocu pratikleri ön plana çıkaran toplumsal, ekonomik ve siyasi bir düşünce şeklinin de ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Şamanizm Dini
Şaman kültürüne gelince; rasyonalizasyon aşamasından geçmesiyle birlikte bir çeşit düşünce biçimine dönüşen bu gelenek, tarisel süreçte insanın kendi benliğine, uygarlığa, evrene ve doğaya dair algılama sürecini yansıtmakta ve insanın, yazının var olmasından önce kullandığı “evren ve varlığı anlama ve ifade etme” yöntemleri hakkında ip uçları vermektedir. Şaman kültürünün, kendinden çok sonra ortaya çıkan akılcı düşünürler ve özellikle Lao Tzu üzerinde bıraktığı etki, bize “insan yalnızca doğa temeline geri döndüğünde ideal bir yaşam biçimine sahip olacaktır” mesajını vermektedir.
Bu noktada akla gelen ilk soru; insanın doğa temeline nasıl geri döneceği ve bu doğa temelinde ideal bir yaşam geleneğini nasıl devam ettireceğine yöneliktir. Felsefesini özellikle doğa temeline kurmuş olan ve her fırsatta “doğaya dönüş” fikrine vurgu yapan Lao Tzu, başta “dişi”yi ve dişinin karakter özelliği olan “güçsüzlük” yöntemini ön plana çıkaran görüşü olmak üzere bir dizi yöntem ortaya koymaktadır.
Lao Tzu Felsefesinde Metodoloji
Lao Tzu düşüncesinde metodolojiden söz etmeden önce, metodoloji kavramını kısaca tanımlamakta yarar görüyorum. Yöntem bilimi olarak da bilinen metodoloji, bir amaca ulaşmada kullanılan tüm yöntemleri ifade etmektedir. Yöntem; kişinin amaca ulaşmada kullandığı araç, teknik ve izlediği yoldur. Lao Tzu felsefesinin asıl amacı doğa temelinden ayrılmış olan insanın “doğaya dönüş” yapmasıdır; bu sebeple Shi Zuocheng Lao Tzu metodolojisini açıklarken, “insan için doğaya dönüşü amaç edinen en temel ifade sürecidir” demektedir. Lao Tzu düşüncesinde doğaya dönüşü amaç edinen en temel ifade sürecinden söz ederken, “Dao De Jing”in (道德經) ilk bölümün bir kez daha hatırlamakta fayda vardır:
“Adlandırılabilen Dao, gerçek Dao değildir; adlandırılabilen adlar, gerçek adlar değildir; adsız olan (wu無), yerin ve göğün başlangıcı, adı olan (you有), tüm varlıkların anasıdır…” (道可道,非常道。名可名,非常名。無名天地之始;有名萬物之母。…)
Lao Tzu’ya göre, dil ve yazının ifade edebildiği yöntemler “doğaya dönüş” için kullanılamaz, çünkü dil ve yazının ifade edebildikleri “doğa”ya ait değildir. Dil ve yazı yalnızca yazı uygarlığının gelişmesiyle birlikte var olan “adlar dünyası”na (有名世界) ait varlıkları ifade edebilmekte, hatta çoğu zaman onları da tam olarak açıklamada yetersiz kalmaktadır. Sahip olduğu bilme yeteneği, duygu yeteneği ve iradesini dil ve yazı sayesinde aktarabilen insanın, bu yeteneklerini “doğa” temelinden ayrılmadan ve “adlar dünyası”nın neden olduğu yozlaşmaya uğramadan kullanabilmesi için, öncelikle dil ve yazının yetersizliğini idrak etmesi gerekmektedir; insan ancak bu şekilde kendini sınırlandıran dil ve yazının ötesine geçerek “doğaya dönüş” ihtimalini elde edebilir.
Lao Tzu felsefesinde, kişinin dil ve yazının ötesine geçerek “doğaya dönüş” yapması konusunda iki temel yöntem gösterilmektedir. Bunlar; “biçimsel karşıtlık ile olumsuzlama yöntemi” (反證式之形式相對法) ve “bebeksi varoluş yöntemi” (存在式之嬰兒實有法) olarak adlandırılmaktadırlar. “Biçimsel karşıtlık ile olumsuzlama yöntemi”; dil ve yazı aracılığı ile “adlar dünyası”nda gerçekleştirilen ifade yöntemini ve bu yöntemle ifade edilen tüm varlık ve kavramları reddederek, aslında “adlar dünyası”nın metafiziksel dünyadaki temelini oluşturan “doğaya ait adsızlar dünyası”na (自然無名的世界) geri dönüş yapmayı hedefleyen bir yöntemdir. Shi Zuocheng “Lao Tzu’yı Okumak: 62 Not ” adlı kitabında Lao Tzu’nın “biçimsel karşıtlık ile olumsuzlama yöntemi”ni (反證式之形式相對法) dört başlık altında açıklamaktadır:
1. Karşıt ama Aynı (相對而相同)
2. Karşıt ama Benzer (相對而相近)
3. Karşıt ve Zıt (相對而相反)
4. Karşıt ve Limite Yönelme (相對而趨向極端)
Bu noktada; Lao Tzu’nın “Dao De Jing” (道德經) metninden örnekler vererek, Shi Zuocheng’ın dört başlık altında topladığı bu yöntemi daha net açıklamaya çalışalım.
Lao Tzu Sözleri
İlk olarak; Dao De Jing’de geçen “kesin söz çelişkilidir” (…正言若反。) ve “yokluk ve varlık birlikte var olmuştur” (…故有無相生) sözleri; “Karşıt ama Aynı” (相對而相同) biçimsel yöntemine örnek oluşturabilir. Burada geçen “kesinlik” ve “çelişki”, “var” ve “yok” karşılıklı olarak birbirlerini var eden kavramlar olmakla birlikte, bu kavramlardan bir tanesi olumlu bir diğeri ise onun zıddını oluşturan olumsuz bir anlam ifade eder. Burada akla gelen ilk soru; birbirine zıt olan bu kavramların nasıl olup da “aynı” olarak algılandığıdır. Bunu Dao De Jing’den başka bir örnek vererek açıklamaya çalışalım:
“Dünya üzerinde “su”dan daha yumuşak daha zayıf bir şey yoktur; ancak en güçlü silahlar bile ona zarar veremez ve ona karşı üstünlük sağlayamaz, çünkü hiç bir kuvvet onun yumuşak ve zayıf olan doğasını değiştiremez; zayıfın güçlüye üstünlüğüdür bu…” (天下莫柔弱於水,而攻堅強者莫之能勝,其無以易之。弱之勝強,柔之勝剛,…)
Bu örnekte, doğası gereği zayıf ve güçsüz olan suyun, sanılanın aksine son derece güçlü olduğu üzerinde durulmuş ve aslında birbirine zıt olan “güçlü” ve “zayıf” kavramları, “aynı” varlığı yani “su”yu ifade etmek için kullanılmıştır. Konuyla ilgili Dao De Jing’den başka bir örnek daha verebiliriz:
“Dünyada güzelin güzelliği vurgulanırsa, bu çirkinin de bilinmesini gerektirir; iyinin iyiliği vurgulanırsa, bu kötünün de bilinmesini gerektirir…” (天下皆知美之為美,斯惡已。皆知善之為善,斯不善已。…)
Bu örnekte Lao Tzu, dili kullanarak varlıkları “güzel”, “çirkin”, “iyi”, “kötü” gibi sıfatlandırmanın doğal dünyanın gerçeklerni yansıtmadığına dikkat çekmektedir. Lao Tzu’ya göre dil ve yazı varlığın doğal benliğini ifade etmek için son derece yetersizdir. Bu sebeple, dil ve yazı ile sıfat kazandırılarak sınflandırılan varlık, o varlığın doğasını ifade edemez. Böyle bir durumda “güzel”, “çirkin”, “iyi”, “kötü” gibi sıfatlandırmalar da anlamını yitirerek “aynı” olarak algılanır. Bu da Lao Tzu’nın “biçimsel karşıtlık ile olumsuzlama yöntemi”nin içeriklerinden birini oluşturan “karşıt ama aynı” (相對而相同) fikrine örnek oluşturmaktadır.
İkinci olarak, “Dao De Jing”in yirminci bölümünde geçen bir söze bakalım:
“(bu yapay dünyada) içten duygularla söylenmiş bir onay sözcüğü ile isteksizce söylenmiş bir onay sözcüğü arasında ne fark olabilir ki! Herkes tarafından kabul gören iyi ile kimsenin kabul etmediği kötü arasındaki fark ne kadar olabilir ki!” (…唯之與阿,相去幾何?善之與惡,相去若何?…)
Burada Lao Tzu “içten duygularla söylenmiş bir onay sözcüğü” ve “isteksizce söylenmiş bir onay sözcüğü”nün, “herkesin onayını alan iyi”nin ve “kimsenin kabul etmediği kötü”nün dil ve yazı ifadesinde zıt kavramlar olarak algılanmalarının aksine, içerikte aralarında fazla bir fark olmayan kavramlar olduğu konusuna vurgu yapmıştır. Dil ve yazının ifade etmede yetersizliğini her fırsatta dile getiren Lao Tzu’nın düşüncesini anlamak çok da zor değildir; Ona göre “adlar dünyası”nda dil ve yazı ile anlam kazanan bu kavramların hiç birinin “doğaya ait olan adsızlar dünyası”nda yeri yoktur, bu sebeple hiç biri gerçek “iyi”, gerçek “kötü”, gerçek “güzel”, gerçek “çirkin” değildir. Bu durumda, “adlar dünyası”na ait olan bu yapay kavramların arasında büyük farklar olmadığı, hatta anlam açısından birbirlerine yakın oldukları gibi bir düşünce ortaya çıkmaktadır. İşte bu, Shi Zuocheng’ın sınıflandırdığı Lao Tzu metodunun “Karşıt ama Benzer” (相對而相近) başlığının anlam içeriğini oluşturmaktadır.
Dao De Jing’in yirmi ikinci bölümünde geçen “dolambaçlı oldukça bütünlüğe ulaşır, eğildikçe gerginleşir…” (曲則全,枉則直…) cümlesi, Shi Zuocheng’ın sınıflandırmasında üçüncü kategori olan “Karşıt ve Zıt” (相對而相反) başlığına örnek olabilmektedir.
Burada Lao Tzu “dolambaçlı oldukça bütünlüğe ulaşır, eğildikçe gerginleşir” derken, insan algısının kişiyi amaca ulaştırmada sahip olduğu zıt özelliğe dikkat çekmektedir. Ona göre eğriliği bilmeyen bütünlüğe, eğilmeyi başaramayan gerginliğe ulaşamaz. Öyleyse; varlığın doğasını anlamaya çalışırken, basit ve doğrudan yöntemler yerine esnek ve dolaylı yöntemler kullanmak gerekmektedir; çünkü basit ve doğrudan kullanılan yöntem kişiyi yalnızca varlığın “adlar dünyası”ndaki biçimsel ve yüzeysel bilgisine ulaştırır; oysa varlığı algılarken mümkün olduğunca dolaylı ve esnek bir yöntem kullanılırsa, ancak bu şekilde varlığın gerçek içeriğine ve varlığın temeli olan “doğaya ait adsızlar dünyası”nın gerçek bilgisine ulaşmak mümkün olacaktır. Dao De Jing’in on sekizinci bölümü ve yirminci bölümü ise Shi Zuocheng’ın yaptığı sınıflandırmada “Karşıt ve Limite Yönelme” (相對而趨向極端) yöntemine örnek olarak verilebilir.
“Büyük Dao ortadan kaybolduğunda ancak yardımseverlik ve dürüstlük kavraları önem kazanır; bilgelik ve akıl çok önemsendiği zaman, ikiyüzlülük ve yapmacıklık ortaya çıkar; altı akraba arasındaki uyum kaybolduğunda, ancak örnek evlat olma-itaat etme kavramları ortaya çıkar; ülkede düzen bozulduğu zaman, sadık yönetici kavramı değer kazanır.” (大道廢,有仁義;智慧出,有大偽;六親不和有孝慈,國家昏亂有忠臣。) “Tüm endişe ve sıkıntılara sebep veren aşırı bilgiden vaz geçildiğinde, endişe ve sıkıntılar son bulur.” (絕學無憂。…)
İlk örnekte Lao Tzu önemli bir konuya dikkat çekmektedir; Ona göre doğal düzeninin olmadığı yerde insanlar yardımseverlikten ve cömertlikten söz ederler çünkü buna ihtiyaç doğar, irfan ve nezaket yok olduğunda sahtekarlık çıkar ortaya, ailede uyum kaybolduğunda ancak nezaket ve örnek evlat kavramları önem kazanır, ülkede karmaşa yaşandığı zaman ancak sadakatli yöneticilere ihtiyaç doğar. Diğer bir deyişle; yazı ve dil ifadesinin etkin olduğu adlar dünyasında, doğaya dönüş yöntemlerinden vaz geçildiğinde ancak insan sevgisi, nezaket, irfan, yardımseverlik, cömertlik, örnek evlat olma, sadakat vb kavramlara ihtiyaç ortaya çıkar. İnsanı doğasından uzaklaştıran şey, sonradan öğrendiği bilgilerdir; insan adlar dünyasında sonradan öğrendiği tüm bilgileri bir kenara bırakırsa, ancak o zaman dil ve yazı dünyasının etkin olduğu adlar dünyasını aşarak doğaya ait adsızlar dünyasına geri dönme ihtimalini elde edebilir, zorluk ve sıkıntılardan kurtulabilir. Çünkü; “adsızlar dünyası” (無名世界) , “adlar dünyası”nın (有名世界) tüm zorluk ve sıkıntılarından azadedir.
Shi Zuocheng’ın görüşüne göre, Lao Tzu metodolojisinin “biçimsel karşıtlık ile olumsuzlama yöntemi”nin (反證式之形式相對法) içeriğini oluşturan Karşıt ama Aynı (相對而相同), Karşıt ama Benzer (相對而相近), Karşıt ve Zıt (相對而相反), Karşıt ve Limite Yönelme (相對而趨向極端) yöntemlerinin hepsi insan temeline dayanan “şekilsel yazı dili yöntemleridir” (文字形式之方法). Bunlar; “gerçek doğa”ya ait yötemler olmaları sebebiyle, gerçek doğaya ait unsurları yalnızca “ima” edebilirler; hiçbiri gerçek doğaya ulaşmada kullanılması gereken temel yöntem değildir.
Lao Tzu metodolojisinde, “biçimsel karşıtlık ile olumsuzlama yöntemi”nin (反證式之形式相對法) yanı sıra, aslında Lao Tzu felsefesinin doğaya dönüş yöntemi içerisinde daha önemli ve temel sayılabilecek bir yöntem daha bulunmaktadır. Biçimsel yapının tamamen dışında olup, insan benliğinin ve doğanın temeline daha yakın olmasının yanı sıra, insan varlığının gerçekliğini yansıtan bir yapıya sahip olan bu yönteme “gerçekçi yöntem” (實有法) , diğer adıyla “bebek yöntemi” (嬰兒法) denilmektedir.
Lao Tzu’nın “Dao De Jing”de (道德經) geçen “Dao, doğayı örnek alır.” (…道法自然) sözünden anlaşılabileceği gibi, Lao Tzu felsefesinde “Dao” (道), doğa temeline dayanarak doğaya dönüşü sağlayan bir yöntem olarak görülmektedir. Bu yöntem; temelinde insan varlığına yönelik olan “gerçekçi yöntem” (實有法) yani “bebek yöntemi”ne (嬰兒法) dayanmalıdır, aksi halde Shi Zuocheng’ın da dikkat çektiği gibi, doğaya dönüş; insanı ve insan varlığını bir kenara bırakarak şekilselliğin akışına kapılan ve asla gerçek hedefine ulaşamayan sözcükler olmaktan ileri gidemez.
“Biçimsel karşıtlık ile olumsuzlama yöntemi” (反證式之形式相對法) biçimsel bir yöntem olarak tanımlanmaktadır; bunun nedenlerinden biri; yöntemin dil ve yazılı ifadeye dayanmasıdır. Dil ve yazı, “adlar dünyası”na ait varlıkların içeriklerini tam manasıyla ifade edemeyeceği gibi, “adsızlar dünyası”nın bilgisine ulaşamakta da son derece yetersiz kalmaktadır. Bir diğer nedene gelince; “biçimsel karşıtlık ile olumsuzlama yöntemi” hem “adlar dünyası”na ait olan dil ve yazı ile ifade yöntemini, hem de bu yöntem ile bilgisine ulaşılan varlığı reddeder; bu şekilde “adlar dünyası”na temel oluşturan “doğaya ait adsızlar dünyasına” geri dönüşü hedef alır. Ancak bu yöntem, temelde biçimsel bir yapıya sahip olması nedediyle ne adsızlar dünyasına ne de gerçek doğaya dönüş garantisi vermez.
“Bebeksi varoluş yöntemi” (存在式之嬰兒實有法) ise “biçimsel karşıtlık ile olumsuzlama yöntemi”nin aksine, dil ve yazının ötesine geçerek biçimsellikten sıyrılmaktadır. Dao De Jing’ in onuncu, yirminci ve yirmisekizinci bölümlerinde geçen “… bedenini ve kalbini aktif kılan enerjiyi bir bebeğinki kadar güçsüz ve saf tutabilir misin?” (…專氣致柔,能嬰兒乎?…), “…tıpkı daha gülmeyi bile bilmeyen bir bebek gibi…” (…如嬰兒之未孩;…), “…bebek doğallığına geri döner…” (…復歸於嬰兒…) cümleleri, Lao Tzu’nın “bebeksi varoluş yöntemi” (存在式之嬰兒實有法) için örnek gösterilebilir. Bu yönteme adını veren “bebek” (嬰兒) kavramı; “doğaya ait olan insanın varlıksal sembolü” olarak tanımlanabilir. İnsanlığın ifade süreci açısından bakıldığında, dil ve yazının ötesine geçen ve biçimsellikten çok içeriğe vurgu yapan bu yöntem, ifade yöntemleri arasında varlıksal özelliği son derece güçlü olan “resimli ifade” (圖形表達) yöntemine dokunmaktadır.
İfadenin Sınırları ve Doğaya Dönüş: Dil ve Anlam Teorisi
Lao Tzu’nın “doğaya dönüş” (回歸自然) için kullandığı yöntemin dil ve yazının ötesine geçerek “resimli ifade” (圖形表達) dönemine uzanması, aslında oldukça önemli bir konudur. Wang Bi; “Değişimler Klasiği”ni yorumlarken geliştirdiği “dil ve anlam teorisi” (言意之辨) ile, insanın sahip olduğu “dil ve yazılı ifade ile mantıksal çerçevede düşünebilme yeteneği”nin (語文表達的邏輯思考能力) ve tarihsel süreçte bundan daha erken gelişim göstermiş olan “resimli ifade ile mantıksal çerçevede düşünebilme yeteneği”nin (圖象表達的邏輯思考能力) sınırlılığı üzerinde durmuş; insanın bu yeteneklerini kullanırken, onların ötesine geçmek suretiyle sınırları olmayan ideal doğaya nasıl geri dönebileceğinin ve kendine nasıl özgür bir yaşam biçimi sağlayabileceğinin ip uçlarını vermiştir. Dil, sembol ve anlam arasındaki karşılıklı ilişkiyi konu alan “dil ve anlam teorisi” (言意之辨), Wang Bi’nin Değişimler Klasiği’ni yorumlarken, “Değişimler Klasiği Örneği.Sembolü Anlama Bölümü”nde (周易略例.明象篇) ortaya koyduğu bir yöntemdir. Wang Bi; Değişimler Klasiği’nin ifade yapısı üzerinden giderek, “dil ve yazılı ifade” (語文表達), “resimli ifade” (圖象表達) ve “gerçek anlam” (義理) arasındaki ilişkiye dair derin tartışmalarda bulunmuş; böyle bir yöntem aracılığı ile, Lao Tzu’nın metafiziksel felsefesinde tartıştığı insanın “dil ve yazılı ifade ile mantıksal çerçevede düşünebilme yeteneği”nin (語文表達的邏輯思考能力) sınırlılığı konusunu açıklamaya çalışmıştır.
Wang Bi’ye göre “Değişimler Klasiği”; bilge kişinin (yazarın), dil ve sembolü kullanarak, kendi benliğine, evrendeki diğer varlıklara ve evrende oluşan tüm değişim ve dönüşümlerin anlamına dair sahip olduğu bilgiyi ifade ettiği bir eserdir. Burada “sembol” (象) denilen şey; klasik metnin içinde geçen “trigramları ve hegzagramları” (爻象, 卦象) ifade ederken; “dil” (言); bu trigram ve hegzagramları açıklamak için kullanılan “yazı”yı (語言文字), “anlam” (意) ise; bilge kişinin (yazarın) kalbinden geçen duygu ve düşüncelerin içerdiği “anlam ve mantık”ı (意義與道理) ifade etmektedir. Wang Bi’ye göre; Değişimler Klasiği’ni anlama sürecinde öncelikle “dil”den yola çıkılarak “sembol”e, sonra “sembol”den yola çıkılarak “anlam”a ulaşmak esastır; ayrıca, gerçek anlama ulaşabilmek için, birer araç olarak ayrı ayrı tükettiğimiz (窮盡bilgisinin tüm ihtimallerine ulaştığımız) “dil” ve “sembol”ün unutulması gerekmektedir.
Wang Bi’nin ortaya koyduğu “Dil ve Anlam Teorisi” bir taraftan “Lao Tzu metafiziksel düşünce yapısının temel kaynağı”na dikkat çekerken; diğer taraftan Lao Tzu metafiziksel düşüncesinde insanın sahip olduğu ifade kabiliyetlerinin sınırlılığını gözler önüne sermektedir; bunu yaparken de insanın kendi benliğini ve varlığı anlamada kullandığı çeşitli ifade yöntemlerinin tarihsel gelişim süreci hakkında bilgiler vermektedir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir konu vardır ki; Wang Bi, “dil ve anlam teorisi”nde (言意之辨) dil, sembol ve anlam arasındaki ilişkiyi incelerken, “sembol” olarak yalnızca “Değişimler Klasiği” (周易) içerisinde geçen trigram ve hegzagramları (爻象、卦象) ele almış ve bu sembollerin orjinalleri olan “üç dizim” (三劃) ve üç dizime kaynak olan yöntemler hakkında net açıklamalarda bulunmamıştır. Bu konuyla ilgili olarak; Tayvan’ın günümüz düşünürlerinden Shi Zuocheng, “Çin Felsefe Ruhunun Köklerine Bakış ” (中國哲學精神溯源) adlı kitabında bazı fikirler vermektedir. Shi Zuocheng bu çalışmasında, Zhou Dönemi klasik metinlerine hakim olan felsefe ruhunu “Değişimler Klasiği”ne kadar geri döndürmekle kalmamış; bununla birlikte Çin tarihinde insanoğlunun tanıma ve ifade etme sürecini Değişimler Klasiği’nden ve hatta yazının icadından çok önce var olan “üç dizim ile sembol ifade” (三劃), “resimli ifade” (圖形表達) ve “renksiz ve renkli kaplar ile ifade” (黑陶-彩陶表達) yöntemlerine kadar geri götürmüştür. Shi Zuocheng’ın yaptığı bu deneme, Wang Bi’nin Lao Tzu metafiziksel düşüncesinin temel kaynağını aramada kullandığı ve “Değişimler Klasiği” dayanan “Dil ve Anlam Teorisi”nin (言意之辨) çok daha derinine inmiş olan bir yöntemdir.
Üç Dizim ve Renksiz Kaplar
Değişimler Klasiğinde geçen sembollerin orjinalleri olan “üç dizim”e (三劃) dair açıklama biçimi; ilk çizginin Göğü (天), ikinci çizginin İnsanı (人) ve üçüncü çizginin de Yeri (地) temsil ettiği şeklindedir. Ancak; Shi Zuocheng yaygın olan bu anlayışın aksine “üç dizim”i (三劃) farklı bir bakış açısı ile yorumlamaktadır. Ona göre üç dizim; “gök-insan-yer” üçlemesi ile oluşmakla birlikte, gök ve yer uçsuz bucaksız ve sınırsız olmaları sebebiyle birbirlerinden ayrı düşünülemezler, onlar bir bütündür, bu sebeple gök ve yer üç dizimin ilk çizgisini oluşturur; ikinci çizgi ise varlıklar arasında en özel yere sahip olarak, yer ve göğün fonksiyonlarını etkileme gücüne sahip olan insanı temsil etmektedir; üçüncü çizgiye gelince; bu çizgi, insanın diğer varlıkların sahip olmadığı üstün yeteneklerini kullanarak fiziksel dünyada yarattığı uygarlığı ve uygarlığın tüm unsurlarını ifade etmektedir. Kısaca söylemek gerekirse; üç dizimde; gök ve yer insanı, insan ise uygarlığı meydana getirmiştir.
“Üç dizim”in (三劃) ne zaman ve ne şekilde ortaya çıktığı konusunda bugün kesin bilgiye sahip olamasak da, “üç dizim”in Değişimler Klasiği’nin yapı taşları olan sekiz ve altmış dört hegzagrama temel oluşturduğunu söylemek mümkündür. Sekiz hegzagram’ın yaklaşık olarak M.Ö. 2000 yıllarında Xia Hanedanlığı döneminde şekillendiğini ve bu dönemde de henüz yazının var olmadığını biliyoruz; bu durumda sekiz hegzagramdan daha öncesine ait olan üç dizim döneminde de yazının henüz var olmadığı aşikardır. Bu nedenle; üç dizim’in ve üç dizim’in temelinin açıklanması için Değişimler Klasiği’nde geçen yazılı açıklamaları kullanmak hatalı olacaktır. Bu bağlamda; üç dizim’i açıklarken; insanlığın ilkel resimli ifade döneminden, yazının ortaya çıkışıyla başlayan yazılı ifade dönemi arasında gelişim gösteren ifade yöntemlerini dikkatli ve derinlemesine incelemek gerekmektedir.
Çinin uygarlık tarihinde, ilkel dönemden yazılı ifade dönemine geçişte anahtar dönem “üç dizim” (三劃) dönemidir.
Üç dizim, hem resim hem de sembol olma özelliği ile Çin’in somut resimli ifadeden soyut yazılı ifadeye geçişini temsil edebilmektedir; diğer bir deyişle; “üç dizim”, ilkel dönem resimli ifadenin soyutlaşması ile ortaya çıkmış olan Çin resim yazısının köklerini oluşturmaktadır. Ancak bu noktada dikkat etmek gerekir ki; Çin resim yazısı, ilkel dönemin ilk ifade yöntemi olan renkli kaplar üzerindeki ifade şeklinin direkt olarak soyutlaşması ile gelişim göstermemiş, arada şöyle bir geçiş dönemi yaşanmıştır: renkli kaplar döneminden (yaklaşık olarak M.Ö. 7000-3000) renksiz kaplar dönemine geçiş(yaklaşık olarak M.Ö. 3000-2000), renksiz kaplar döneminden üç dizim dönemine geçiş(yaklaşık olarak M.Ö. 2100), üç dizimden resim yazısı dönemine (yaklaşık olarak M.Ö. 1500 ilk sistematik yazı olan kemik yazısına) geçiş. Bu geçiş, ilkel somut ifade döneminin rasyonalizasyon sürecinden geçerek soyutlaşması şeklinde gerçekleşmiştir.
Shi Zuocheng’ın yaptığı bu tarihsel sıralamaya göre; üç dizim’in ortaya çıkışı, aşağı yukarı renksiz kaplar (黑陶) döneminin sonuna denk gelmektedir. Ancak; bir karşılaştırma yapıldığında üç dizim, renksiz kaplara nazaran daha soyut işaretlerden oluşan bir resimli ifadedir. Sahip olduğu yüksek teknikle birlikte, daha sade içeriği olan renksiz çanaklar (黑陶) ise, içeriği son derece zengin olan renkli kaplardan (彩陶) gelmektedir.
Renkli kaplar, üzerlerinde taşıdıkları ve farklı farklı anlamlara atıfta bulunan renk ve resimleri ile son derece zengin bir içeriğe sahipken; renksiz kaplar, sahip oldukları teknik ilerlemenin yanı sıra göze çarpar derecede sadeleşmiş ve renkli kapların zengin içeriğinden çok şey kaybetmişlerdir. Bu nedenle; Shi Zuocheng, renkli kapları “resimli resimler” (有圖之圖), renksiz kaplar ise “resimsiz resimler” (無圖之圖) olarak adlandırmaktadır. Ona göre; renkli kapların renkleri ve resimleri ile karşılaştırıldığında, renksiz kaplar için “resimsiz resimlerdir” denilebilir; çünkü renksiz çanaklar, renkli çanakların sahip olduğu çeşit çeşit resimlere, renklere, zengin içerik ve anlama sahip değildirler. Renksiz kapları (黑陶) temsil eden “resimsiz resimler” (無圖之圖) ; resmi şeklinden kurtararak yalnızca içeriğe dikkat çekmektedirler. Bunlar, yalnızca resmin kendisini ifade eder ve başka bir şeye atıfta bulunmazlar; böylece resmin doğal içeriği de korunmuş olur.
Renksiz kaplar dönemi, tüm şekillerin ve renklerin aniden kaybolduğu bir dönemdir. Burada, renkli çanaklar döneminde renkli ve zengin resimler kullanılırken, neden bir anda herşeyin simsiyaha büründüğü bir sadeleşme dönemine geçildiği sorusu akıllara gelmektedir. Shi Zuocheng bu soruya şöyle cevap vermektedir; renkli kaplar üzerindeki renk ve resimler, içerdikleri zengin içeriklerinin yanı sıra, hiç bir kurala ve sisteme bağlı olmamaları sebebiyle son derece düzensizdiler. Bu dönemde ifadede birlik ve kesinlik yoktu. Böyle bir zenginlik ve anlam karmaşasından sırılarak, kuralları olan, düzenli, kesin ve sistematik bir yazılı döneme geçmek elbette imkansızdı. Öncelikle resmin, yalnızca kendini ifade eden ve kendinden başka hiç bir şeye atıfta bulunmayan bir sistem ve soyutluk kazanması gerkmekteydi. Bu sebeple, renkli kaplarla ifade dönemi ile yazılı ifade dönemi arasında bir geçiş dönemine ihtiyaç vardı; bu geçiş, önce “renksiz kaplar” ve sonra da onlardan daha soyut olan “üç dizim” ile sağlandı. Çin’in resim yazısı sistemi de, işte bu iki temelde gelişim göstermeye başladı.
Lao Tzu ve Renkli Kaplar
Gerek dille ifadeye dayalı olan “biçimsel karşıtlık ile olumsuzlama yöntemi” (反證式之形式相對法) olsun, gerekse dille ifadenin ötesine geçen “bebeksi varoluş yöntemi” (存在式之嬰兒實有法) olsun, Lao Tzu felsefesinde “doğaya dönüş” (回歸自然) için ortaya koyulan tüm yöntemler temelinde biçimden çok varlıksal özelliği baskın olan “resimli ifade” (圖形表達) dönemine işaret etmektedirler. Lao Tzu’nın doğa temelli metafiziksel düşünce yönteminin işaret ettiği “resimli ifade”, yüksek derecede soyutluğa sahip olan “üç dizim resimli ifadesi” (三劃圖形表達) ve üç dizim’e arka plan oluşturan “renksiz kaplar resimli ifadesi” (黑陶圖形表達) yöntemleri ile sınırlı değildir. Bu iki ifade şeklinin temelinde “renkli kaplar resimli ifadesi” (彩陶圖形表達) bulunmaktadır.
Shi Zuocheng, “Lao Tzu’yı Okumak: 62 Not” adlı kitabında şöyle bir genel görüş ileri sürmektedir; Çin Uygarlığının temelleri, ilk hanedanlık olan Xia Hanedanlığı’ndan (yaklaşık olarak M.Ö.2000) hemen önceki ve hemen sonraki yıllar içerisinde atılmıştır. Xia Hanedanlığının ilk dönemi, “renksiz kaplar” döneminin sonlarına denk gelmektedir; bu sebeple diyebiliriz ki; Çin Uygarlığının temelini “renksiz kaplar dönemi” olan “Long Shan Uygarlığı” (龍山文明) oluşturmaktadır.
Long Shan Uygarlığı günümüz Çininde Shandong “山東”, Shanxi “山西” ve Henan “河南” bölgelerinde ortaya çıkmış bir uygarlıktır. Yaklaşık olarak M.Ö.3000 ile M.Ö 2000 yıları arasında kalan 1000 yıllık sürede üst seviyede gelişim gösteren “renksiz kaplar” döneminde, Çin Geleneksel Düşünce Kültürünün temeli olan “üç dizim”, “sekiz hegzagram”, “gök kavramı” ve “resim yazısı” ortaya çıkmıştır. “Renkli kaplar”ı temsil eden Yang Shao Medeniyeti’nin (仰韶文明) zenginliği, çeşitliliği ve bağımsız gelişimi ile karşılaştırıldığı zaman320, “renksiz kaplar”ın Shi, 2014, ss.57-58. Renkli Kaplar Yang Shao Medeniyeti (彩陶仰韶文明) M.Ö.7000-M.Ö.3000 yılları arasında Çin topraklarında ortaya çıkmıştır. Renklikapların özellikle yaygın olarak rastlandığı bölge Sarı Irmak (黃河) ve Uzun Irmak (長江) vadileridir. Topraktan çıkarlan Renkli Kaplar, bulundukları bölgelere ve biçimsel özelliklerine göre; “Ma Jia Ku” (馬家窟), “Ban Po” (半坡) ve “Miao Di Gou” (廟底溝) olmak üzere üç kategoriye ayrılmaktadır. Bu üç farklı kategorideki renkli kapların her biri birbirinden bağımsız olarak gelişim göstermiştir. Shi Zuocheng, “Lao Tzu’yı Okumak: 62 Not” (讀老子:筆記62則) adlı eserinde bu üç çeşit renkli kabın özelliklerine gelişim gösterdiği Long Shan Medeniyeti çok daha planlı bir şekilde şekilselliğe, kesinliğe, rasyonalizme, kuralcılığa ve sadeliğe yakın bir imaj çizmektedir. İşte böyle biçimsel bir arka planda ortaya çıkmış olan “gök” (天) ve resimsiz resimler (無圖之圖) olarak ifade edilen renksiz kapların işaret ettiği “doğa” (自然), bir çeşit “kuralsal doğa” (規範性之自然) özelliği taşımaktadır.
Renksiz kapların ortaya çıkardığı bu “kuralsal doğa” (規範性之自然) her ne kadar kuralların sınırları içine girmiş olsa da, renksiz kaplar için tam olarak “renkli kapların sahip olduğu doğa esasını kaybetmişlerdir” diyemeyiz. Bu dönemde “doğa” kavramının kuralsallaşması, yalnızca dönemsel gelişim ve değişimin sonucu olarak ortaya çıkmış bir durumdur. Renksiz kaplar, biçimsel açıdan renkli kaplardan oldukça farklı olmalarına rağmen, onlar da renkli kaplar gibi “doğa temeli” ni şart koşar ve “doğa benliği”ni işaret ederler. Ancak; Lao Tzu felsefesine temel oluşturan “doğaya dönüş” (回歸自然) fikri; “üç dizim” ve üç dizim’e arka plan oluşturan “renksiz kaplar”ın soyut, biçimsel ve kuralsal ifade yönteminin ötesine geçerek; bağımsız, zengin ve özgür içeriğe sahip olan “renkli kaplar”ın ifade yöntemine geri dönüşü hedeflemektedir. Shi Zuocheng’ın bu konudaki görüşü de son derece dikkate değerdir:
Lao Tzu’nın “doğa” düşüncesinde Ru Düşünce Ekolü’nün fiziksel dünyaya ait konulara girmesi ve sıkça kurallardan söz etmesi eleştirilmektedir. Lao Tzu’nın “doğa”’sı sosyal yaşamdaki kurallardan tamamen bağımsızdır; çünkü O, “doğa”nın benliğidir. Eğer ki kurallar biçimsellik ve yazıyla birlikte var olmuşsa; o halde Dao Düşünce Ekolü’nün “doğa” sı yazıdan çok önce var olan “alet medeniyeti” (器物文明) ve hatta “çanak çömlek medeniyeti” (陶器文明) ile eş görülmelidir. Çinin çanak çömlek medeniyeti iki türlüdür; renkli çanaklar dönemi ve renksiz çanaklar dönemi; öyleyse şüphesiz ki Düşünce Ekolü’nün “doğa” anlayışını temsil edebilecek olan medeniyet; renksiz çanaklar değil renkli çanaklar medeniyetidir.
Öyleyse; Lao Tzu’nın geri dönüş için insanlığa hedef gösterdiği “doğa” fikrine ulaşmak için öncelikle, dilin ötesinde ve yazının dışında kalarak kural ve biçimsellikten uzak ve doğaya en yakın ifade biçimi olan renkli kaplar dönemine dönmek gerekmektedir. Çünkü; renkli kapların ifade ettiği doğa; “gerçek doğanın asıl benliği”dir (真自然本身). Aslında bunu daha katı bir söylemle ifade etmemiz gerekirse; Lao Tzu’nın geri dönülmesini istediği “gerçek doğanın asıl benliği” (真自然本身); henüz soyut biçimsellik kazanmamış ve kurallara bağlanmamış olan renkli kapların ifade ettiği o saf doğanın bile dışında ve her türlü ifade yönteminin ötesinde kalmaktadır.
Sonuç olarak; Lao Tzu’nın doğaya dönüş için işaret ettiği en ideal yöntem olan “bebeksi varoluş yöntemi”ne (存在式之嬰兒實有法) tekrar vurgu yapmak gerekmektedir. Daha önce de söz ettiğimiz gibi; “doğa insanı”nı temsil eden “bebek” (嬰兒); aynı zamanda “resimsel ifade”ye (圖形表達) işaret eden varlıksal bir semboldür. “Bebek” kavramı; “doğaya bağlı adsızlar dünyasına ait olan insanın, adlar dünyasındaki adıdır” (無名自然人的有名之詞). Onun işaret ettiği ifade yöntemi; doğa insanının renksiz kaplar ve üç dizim’e dayalı resimsel ifade yönteminin de (自然人的黑陶與三劃圖形表達) ötesinde bulunan renkli kaplarla saf resimli ifade yöntemidir (自然之人之彩陶純圖形表達). Ancak bu noktada unutmamak gerekir ki; insan tam manasıyla “gereçek doğa”ya (真自然) dönmek ve “gerçek doğa insanı” (真自然之人) olmak istiyorsa; o zaman gerçek doğaya yalnızca imada bulunan “Bebek” (嬰兒) sembolünün de ötesine geçmelidir; çünkü “gerçek doğa” (真自然) ve “gerçek doğa insanı” (真自然之人) insan ifadesinin dışında kalmaktadır.
Yararlanılan Kaynak
Gonca Ünal Chiang, Çin Düşünürü Lao Tzu’nun Metafiziksel Düşünce Yapısının Temel Kaynağı
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Gonca Ünal Chiang’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.