içinde ,

Hristiyan Siyonizmi Ve CUFI Teşkilatı

Hristiyan Siyonizm düşüncesi ABD’de bilinmiyor değildi. Ancak ülke çıkarlarına göre liberal ideoloji üzerinden iç ve dış politikasını şekillendiren Amerika, ihtiyaç duyduktan sonra bu düşünce tarzını yerinden uyandırılmasına izin vermiş ve grupların faaliyetlerine göz yummuştur. Zira, sadece dini özgürlükler bazında değerlendirirsek, günümüz ABD dış politikasını düşündüğümüzde pek de inandırıcı gelmeyecektir. Çünkü bu Siyonist Gruplar iç politikadan ziyade dış politikayla özellikle Ortadoğu politikasıyla çok daha fazla ilgilendikleri aşikardır. Dolayısıyla ABD bölgede çıkarlarına uygun olmayan, özellikle içten gelen bir faaliyete izin vermesi realiteyle örtüşmemektedir.
19 yy’da İngiltere’de temelleri atılan Hristiyan Siyonizmi, günümüz emperyalizmin Ortadoğu’da kullanılan bir enstürmanı olmuş, İngiltere’yle başlayan bu süreç, günümüzde ABD ile devam etmektedir. Ülkelerin Ortadoğu politikaları şartlara göre her daim değişiklik göstermiştir. Ancak büyük devletler iç kamuoyu oluşturduktan sonra, bazı kararları uygulamaya sokarlar. Bu aşamada ABD Hristiyan Siyonist gruplar son derece aktif ve içten bir şekilde İsrail’in kuruluşunda ve sonraki dönemlerde çalışmalar yaptılar. Burada kullandığımız içten kelimesi, tezin diğer bölümlerinde örneklendireceğimiz grupların bazı çalışmalarında, daha iyi kavranacaktır. O yüzden ABD Hristiyan Siyonizmi’ni daha iyi kavramak için, nasıl bir alt yapıyla günümüze kadar geldiklerini öğrenmemizde yarar vardır.

John Nelson Darby ve Dispensationalistler’in (Dağıtılan) ABD Faaliyetleri

Darby’nin yeni İncil yorumu, İsrail’in kuruluş aşamasında en önemli dini dayanak olarak Amerikan kamuoyunu etkilemiştir. Bunun sadece dini bir inanış olmadığı, artık adımların atılması gerektiği, yani modern İsrail Devleti’nin kurulmasıyla alakalıydı. Sonraları, İsrail Devleti’nin savunucuları bu öğretiyi öne sürerek ciddi propaganda yapacaklardı. Darby’nin Teorisi 1862-1878 yılları arasında Darby’nin ABD’yi 7 defa ziyaret etmesi sırasında öğrenildi. Darby’nin misyonu Evanjelist okullarda okutulmaya başlatılırken, 1875-1920 yılları arasında ise Evanjelistler ve Fundamentalistler’in konferansları dominant hale geldi.
Adım adım Amerikan dini inanışları içinde yerini alan bu teorinin, özellikle ilk olarak okullarda çocuklar üzerinde öğretilmeye başlaması, çalışmaların gelişigüzel değil, toplum üzerinde kuvvetli bir alt yapı oluşturacak şekilde tasarlandığının da göstergesiydi. Bu teorinin ABD’de yayılmasını etkileyen diğer bir aşama ise Niagara İncil Konferansları (Niagara Bible Conferences) olarak karşımıza çıkmaktadır. Geniş ve çok kapsamlı bir yelpaze içinde yapılan konferanslarda İncil hakkında yeni bir literatür oluşmuş, ayrıca bazı Hristiyan iş adamları ülke içerisindeki kiliselere, okullara, misyonerlere ve gazetelere yardımlara başlamışlardır. Eğitim aşaması tamamlandıktan sonra, ekonomik yardımları da arkasına alan savunucular, geriye kalan politik desteği almak için de çalışmalara olağan hızıyla başlamışlardır.
Chicagolu iş adamı William Eugene Blackstone ise 1841-1935 yılları arasında yaşamış, ABD Siyonizmi’nin yayılmasına katkıda bulunmuştur. 1878’de yazdığı İsa geliyor ‘Jesus Is Coming’ kitabı o dönem en çok okunanlar listesine girmiş, 42 dile çevrilmiş ve 1935’te öldüğünde ise 1.3 milyon üzerinde baskı yapıp, eğitim alanında yerini almıştır. Birinci Dünya Savaşı ile beraber Fundamentalistler ve söz konusu teorinin savunucuları eş anlamlılık kazandı. Bu aşamada devreye Fundamentalistler’in girdiğini görmekteyiz. Zira Darby’nin Teorisi’ni en fazla içselleştiren grup Evanjelistler’in tutucu kanadını oluşturan bu kesim olmuştur. Bugün yaklaşık Beyaz Amerikalı Evanjelistler’in yüzde 10’u (5 milyon) Darby Doktrini’ne sarılmış durumdadır. Bu kesimin günümüzde her türlü yardımı İsrail’e destek için kurulmuş organizasyonlara ve seçim zamanlarında politikacılara verdiklerini düşünmek mümkündür.

ABD Hristiyan Siyonistlerin Genel Düşünce Tarzı

Dünya Siyonist Hareketi, ABD Hristiyan Siyonistleri’nin temel düşünce yapısını oluştursa da, daha çok Fundamentalistler olarak anılan bu grup, içte ve dışta değişen dünya konjonktürüne göre farklılık göstererek, ABD toplum ve politik hayatını etkiledi. Genel olarak, iki savaş arasında Fundamentalistler’in alt kültürü olarak ABD’ye giriş yaptı ancak ana akım Protestanlar’dan pek fazla kabul görmedi. Kozmopolit toplum yapısına sahip olan ABD, aynı paralelde Hristiyanlığın değişik mezhepleri ve buna bağlı olarak da değişik politik düşünce tarzına sahip gruplara sahipti. Diğer mezheplere göre politikayla daha çok ilgilenen Fundamentalistler’in o dönem şartlarında ilgi görmemesi olağandı.
1930-1940 yılları arasında, İncil Okulları (Bible School) ve yapılan seminerlerle ara vermeden hazırlık yaptılar; milli politikayla iç içe olup, iç politikaya odaklanırken, fazla olmasa da dış politikayla da ilgilendiler. II.Dünya Savaşı’nın hazırlık ve başına tekabül eden bu dönemleri, Fundamentalistler çok iyi değerlendirmiş, belirsiz ABD uluslararası dış politikasıyla ilgileneceklerine, hem kendi içlerinde daha iyi organize olmayı hem de iç politikada kendilerini kabul ettirme yollarını arayarak, güçlü bir alt yapı hazırlığına daha o dönemlerde başladılar. “Siyonizm-İsrail” ve “Komünizm-Sovyetler Birliği” her ikisi de ABD Funadamentalistler’in zihninde iç içe geçti, bu politik durum ABD dış politikasında yüksek nazara alınırken, İkinci Dünya Savaşı’nı etkilemiş, Soğuk Savaş’a damgasını vurmuş ve İsrail’in kuruluşunda rol oynamıştır. ABD dış politikası kendini tamamen netleştirdikten sonra, Fundamentalistler’in de izleyeceği yol kesinleşmiş oldu.
Yüksek profilde (high-profil) Hristiyan olduklarını vurgulayıp, anti-kominist olduklarını belirttiler ve ABD’de Yeni Hristiyan Hareketi’ni (New Christian Right) kurdular. Yine Amerikan dış politikasıyla paralellik göstererek, ideolojilerini net bir şekilde ortaya koyarak, politik hayata da daha organize bir şekilde var olma çabasına girdiler. Burada dikkat edilmesi gereken husus, dini yönden taviz vermeden yollarına devam edeceklerini belirtmeleridir. Amerikan Fundamentalist organizasyonlar denetimsiz kapitalizmi savunmaktalar (unregulated Laise-Faire). Ekonomik tercihlerini de belirttikten sonra hemen hemen tüm düşünce tarzlarını ve ideolojilerini ortaya koyan grup, Amerikan toplumu ve politikasında soru işaretlerine yer vermeksizin saflarını belli ettiler. O dönem şartlarında Amerikan iç ve dış politikasıyla hemen hemen hiçbir zıtlık göstermeden, akılcı bir tavır aldılar.

Billy Graham ve Yeni Evanjelistler’in Çalışmaları

Billy Graham, Yeni Evanjelistlerin lideri olarak, militan Fundamentalistler’in geçmişine göre daha yumuşak mizaçlı, toplum ile daha iç içe bir duruş sergileyerek, onları dine döndürmek istiyordu. Dini yönden uç profil çizen Fundamentalistler’in bu tavrı Amerikan toplumu tarafından pek benimsenmemiş, doğal olarak bir yumuşamaya gidilmesi elzem olmuştur. Bill Graham misyonlarını açıklarken, Yahudi organizasyonlara arka çıkan tek ve gerçek kişiler olarak lanse ediyordu. Açıklamalarıyla, Yahudiler ile olan bağlarını daha çok kuvvetlendirirken, aynı zamanda Hristiyan toplumu üzerinden de destek almayı amaçlayan NEA, bu amaçla önemli çalışmalara imza attı. 1986’da Barış, Özgürlük ve Güvenlik Çalışması (Peace, Özgürlük, Security Studies ‘PFSS’) adı altında, genel amacı milli güvenlik konusundaki bilgileri geliştirirken, Amerikan dini liderlerini, barışın nasıl sağlanması gerektiği konusuna dikkatlerini çekerek, bunu milli mesele yapmak ve Sovyetler Birliği nükleer tehtidini düşürmenin yollarını saptamak olarak belirttiler.
Bu program ile radikal çizgisinden biraz daha sıyrılmış olan NEA her yönden milli bir şuur oluşturmayı, Sovyet tehdidine karşı, İsrail’e desteği bir nebze daha geliştirmeyi planlıyorlardı. Diğer bir önemli program ise, kamu bilincini artırarak Evanjelistler’in politik girişimlerini cesaretlendirmek ve İncil prensiplerini yani Mesih İsa’yı politikanın içine sokmak olarak hedeflenen, 2001’de yine NEA tarafından Evanjelist bilginlere hazırlatılan ve 2004’de 90 Evanjelist liderin imzaladığı Health of the Nation (FHN) idi. Dini baskı unsuru olarak kullanan Hristiyan Siyonistler, Amerikan Devleti’nin her kademesinde görülmeye başlayıp daha sıcak ilişkiler kurmayı hedefliyorlardı. Örneğin Graham bir hafta sonu Bush ailesini ziyaret edecek kadar politkayla iç içeydi. Hazırladıkları programlarla bir adım daha öne geçen bu gruplar politik cenaptan kabul görürken, başka bir kesimin eleştirilerinden nasibini alıyorlardı.

Hristiyan Siyonistler’in İslam’a Karşı Bakışları ve Getirilen Bazı Eleştiriler

Evanjelist dini öğretilerinde geçen Mesih İsa’nın düşmanı yenip cennete gidileceği inancındaki düşman, bazı araştırmacılara göre Müslümanlar’dır. Soğuk Savaş döneminde daha çok Sovyet komünizmi üzerinden siyaset yapan Siyonist Gruplar, 11 Eylül saldırılarından sonra İslam söylemlerini sertleştirdiler. Evanjelist bazı liderlere göre, Radikal İslam, düşmanlıkta Komünizm ile aynı seviyeye geldi. Sovyet Rusya dağıldıktan sonra Komünizm tehlikesi önemini yitirirken, geriye kalan diğer düşmanında alt edilmesi gerekiyordu. Özellikle İsrail’e düşman olan İslam ülkeleri Suriye, Lübnan ve özellikle İran Evanjelistler’in gündemindeydi. 2006 Hamas’ın Filistin zaferi Siyonistler’i bir hayli endişelendirmişti. Hamas idealinin Filistin, Arap ve İslam çemberlerine odaklandığını, bu çemberlerin asıl hedefinin ise Siyonistler’le mücadele olduğunu, ayrıca Hamas Hükümeti rotasının da İran’a doğru olacağını savunuyorlardı.
Özetle 11 Eylül saldırıları ABD güvenliğine, Hamas zaferi ise İsrail güvenliğine karşı büyük ölçüde tehdit içeriyordu. Bu durumu Hristiyan Siyonistler ve İsrail ortak düşman olarak lanse edip, Amerikan Hükümeti’ne ciddi şekilde baskı unsuru olarak kullanmışlardır. Farklı açılardan eleştirilere maruz kalan Hristiyan Siyonistler’i, ABD Yahudiler’i de farklı bir noktada eleştirmişlerdir. Birçok Amerikalı Yahudi, Hristiyan politik hareketini kabul etmeyerek, bazı Evanjelist grupların gerçek hedefinin uzun vadede Yahudiler’i Hristiyanlığa döndürmek olduğunu, onları gerçekte sevmediklerini, sadece hikayelerinin karakteri olarak gördüklerini söylemişlerdir.
Amerikan toplumu içerisinde dinlerine en bağlı grup olarak bilinen Yahudiler’in, bu grupların samimiyetlerine inanmamaları, tarih boyunca Hristiyan zulmüne maruz kalmalarından olabileceği ihtimal dahilindedir. Zira kendi Mesihlerini bekleyen Yahudiler’in, Mesih İsa’yı kabul edeceklerine dair bir beyanatları bulunmamaktadır. Bazı Hristiyanlar ise Yahudiler’e verilen sözün koşullu olduğu, eğer hainlik ederlerse verilen lütfun geri alınacağını, Yeni Ahit’in açık olduğunu, Babil sürgününün ise bunun örneği olduğunu söylüyorlar. Her iki dinden de birbirine inanmayan kesimler olduğunu düşündüğümüzde, ortak çıkar çerçevesinde bazı politik konularda anlaştıkları, Hristiyan Siyonistler’in dini kullandığı, Yahudiler’in ise bu dünyada kendi ve İsrail Devleti’nin güvenliği için bu organizasyonlarla ilişki kurdukları akla gelmektedir.
Hristiyan Siyonistler’e getirilen diğer bir eleştiri ise İran’la bir konuda benzerlik göstermeleridir. Bilindiği üzere İran, diğer Müslüman ülkelerden farklı olarak, Şii’liği resmi din olarak kabul edip, İslam’da olmayan bazı inançları sahiplenmektedir. Şia ve Fundamentalistler kendi mesihlerinin finalde zafer kazanacağını ve bunun İsrail’in yıkılmasıyla alakalı olduğunu, yani eğer Yahudiler Mesih İsa’yı kabul etmezlerse öldürüleceklerine, Şia ise kaybolan 12. İmam’ın gelip düşman devletlerini, özellikle İsrail’i yok edeceğine inanmaktadırlar. İsrail odaklı bu kehanetler her iki tarafı da savaş yanlısı olarak eleştirmelerine neden olmaktadır. Günümüz Ortadoğu’nun durumu ve ABD-İran yakınlaşması düşünüldüğünde, dini söylemlerin, ülke çıkarlarıyla bağdaşmadığı zaman nazar-ı dikkate alınmadığını göz ardı etmemek gerekir. Diğer bölümlerde ele alacağımız özellikle Demokrat Partili Başkanlar, Siyonistler ve İsrail arasındaki çekişmelerde bunu çok daha iyi göreceğiz.

Hristiyan Siyonist Örgütler

Genel olarak, Amerikan Yahudi Lobisi’ne ve İsrail Devleti’ne her türlü desteği vermek amacıyla kurulan bu örgütler, Amerika ve dünyanın çeşitli yerlerinde, faal şekilde çalışmalarını sürdürmektedirler. Tezin ana örneği olan Christian United for Israel (CUFI)’nin tanıtımından önce, genelde aynı paralelde çalışan bazı organizasyonlardan bahsetmek yararlı olacaktır.

Kudüs Uluslararası Hristiyan Büyükelçiliği (International Christian Embassy Jeruselam ‘ICEJ’)

20 Eylül 1980’de Kudüs’te resmen kurulan ICEJ, bunu takiben Wasington DC, Avrupa ve dünyanın çeşitli yerlerinde ofis açtı. İncil’in Romalılar 15:27 ayetini misyon olarak kabul ediyorlar. Ayette, “ Evet, uygun gördüler. Gerçekte onlara yardım borçludurlar. Uluslar onların ruhsal bereketlerine ortak olduklarına göre, maddesel bereketlerle onlara hizmet etmeye borçludurlar”. Çok geniş bir yelpazeye sahip olduğu görülen ICEJ’in, aynı derecede İsrail’e yardımları da kayda değer ölçüdedir. Misyon olarak dayandıkları ayete göre, bunu Yahudiler’e bir lütuf olarak değil, Tanrı’nın onlara verdiği bir görev olarak görüyorlar. Politik yönden ziyade daha çok din üzerinden çalışmalarını sürdürüyorlar.
ICEJ başkanı Malcolm Hedding kendilerinin politik Siyonist olmadıklarını, İncil Siyonistleri olduklarını bir konuşmasında açıklamıştır. Politik çelişkilerden uzak durarak, Evanjelist öğretilerine göre Yahudiler’e destek vermeyi amaçlayan örgüt, Yahudiler’e yardım amaçlı kurulan diğer örgütlerden farklı bir çizgide yollarına devam etmektedir. İsrail’de düzenlenen bir kongrede, Yahudiler’in kesinlikle Mesih İsa’yı kabul etmeleri gerektiğini deklare etmişlerdir. Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, yapılan yardımların koşullu olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.

Hristiyan İsrail Dostları (Christian Friends of Israel ‘CFI’)

1985’de kurulan CFI, misyonlarını Mesih İsa’yı sevme ve kiliselere Yahudi mirasını anlatmak olarak açıklıyorlar. ICEJ’e göre daha radikal söylemlere sahipler. Özellikle İslam’a ve İran’a yönelik tavırlarını net bir biçimde ortaya koydular. 11 Eylül’den sonra savaşın aktif olarak başladığını, Hizbullah ve Hamas’ın sadece İsrail’in değil tüm dünyanın problemi olduğunu savunuyorlar. Daha çok güvenlik konusuna vurgu yaptıkları ve bu konuda sadece ABD’yi değil tüm dünyanın gözünü de Ortadoğu’ya çevirmeye çalışarak politik yönlerini ortaya koydular. Yapılan bir organizasyonda, Yahudiler’i döndürmeye yeltenmeyeceklerine, Mesih İsa’nın Yahudiler’e söz verdiğine gönülden inandıklarını söylediler.
ICEJ’den daha farklı bir yol kullanarak Yahudiler’le ilişkilerini sürdürüyorlar. Ayrıca finansal olarak da ciddi yardımlar yapmaktadırlar. Örneklendirdiğimiz bu iki örgütte de, kayda değer nokta Yahudiler’in kesinlikle Mesih İsa’yı kabul etmedikleri gerçeği gün yüzüne çıkmaktadır. 1998’de Netanyahu, batıdaki Hristiyan Siyonistler’e minnettar olduklarını beyan ederken, Hristiyan Gruplar ise Yahudiler’i döndürmeye yeltenmeyeceklerine söz verdiler. Ancak bazı Evanjelist gruplar bunu reddetmektedirler. Bu beyanlardan da anlaşılacağı üzere, Hristiyanlar’la Yahudiler arasında ciddi kavram kargaşası olduğu ortaya çıkmaktadır.

Chrıstıans United for Israel (CUFI)

Sovyetler Birliği’nin çökmesinden sonra, ABD için komünizm tehlikesi önemini yitirmiş, Soğuk Savaş’ın bitmesi ile de tüm dünyaya artık tek hegemon güç olduğunu kabul ettirmişti. İsrail’e destek amaçlı kurulan Hristiyan Siyonist gruplar ise çalışmalarını sürdürmekte, komünizm tehlikesinden sonra bölgede bazı İslam ülkelerinde faaliyet gösteren Hamas, El-Kaide, Hizbullah gibi gruplar üzerinden Müslümanlara karşı sert söylemlerini devam ettirip, İsrail güvenliğini ön plana çıkartıyorlardı. CUFI, bu amaçla ABD’de kurulan diğer bir Hristiyan Siyonist örgüttü. İsrail ve ABD güvenliğini tehdit eden özellikle o dönem İran ve Lübnan ülkelerini terörist faaliyetlere göz yummakla suçlayıp, ABD dış politikasını, bunun üzerine yoğunlaşması için ciddi çabalar gösteren güçlü bir sivil toplum niteliğindedir. Tezin bu bölümünde, CUFI’nin yapısı ve faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgi verilip, ABD Ortadoğu politikası üzerindeki etkileri analiz edilecektir.

CUFI’nin Kurucusu John Charles Hagee

1940 Teksas doğumlu olan Hagee, Teksas, San Antonio’da 17.000 üyesi olan Cornerstone Kilisesi’nin rahibi olarak görevine devam etmektedir. Anne ve babası İncil alimi olan Hagee, küçüklüğünden itibaren İsrail ve İncil hikayeleriyle büyüyor. Hristiyan dindar bir aileden geldiği anlaşılan Hagee, küçüklüğünden itibaren Yahudilik ve Hristiyanlık hakkında edindiği derin bilgi birikimiyle 2006’da CUFI örgütünü kurmuştur. 1978’de ailesi ile birlikte İsrail’e 10 günlük turistik bir geziye giden ve Siyonistler’in evinde kalan Hagee, Kudüs’ü ruhsal evi olarak hissettiğini, başka bir söyleminde ise, Tanrı’nın kendisine, ‘Hristiyan ve Yahudiler’in beraber benim gücümün içinde’ söylediğine inandığını belirtmiştir.
Hagee’nin ruh hali hakkında bize ip uçları veren bu cümleler, günümüzde yaptığı azimli çalışmalarının da dini bir vecibe olarak yerine getirdiğinin göstergesidir. 2006’da ‘Jeruselam Countdown’ kitabını yazarak, 11 Eylül saldırılarının ABD’yi uyandırdığını, Üçüncü Dünya Savaşı’nın hareket halinde olduğunu, İslam’ın hedefinin büyük şeytan ABD ve küçük şeytan İsrail’e karşı kutsal savaş başlatmak olduğunu iddia ediyor. İslam hakkındaki görüşlerini soru işaretlerine yer vermeksizin net bir biçimde ortaya koyan Hagee, özellikle İran’ın üzerine dikkatleri çekmiştir. Politikayla iç içe olmasına rağmen, politik bir üslup kullanmadığı görülüyor. Başka bir ifadeyle, ABD’de yaşayan Müslümanlar’a karşı bir sorumluluk hissetmediği, duygu ve düşüncelerini açıkça ifade ettiği görülüyor.
Hagee azimli bir şekilde İslam’la yaşamayı reddediyor, Harward profesörü Samuel Huntington’un ‘Medeniyetler Çatışması’ tezini referans olarak kabul edip, Batı dünyası ve İslam’ın şiddet ile yüz yüze geleceği savını kabullenmiştir. Günümüz realitesinde bu savın gerçek dışı olmadığı, ABD ve Avrupa’daki İslami fobinin yükselmesindeki sebebin İslam adı altında yapılan terörist faaliyetler olduğu gerçeği, Hagee’nin politikada elini kuvvetlendirdiği gibi, bununla propaganda yaparak da hem İsrail hem de ABD’nin güvenlik konusunda beraber hareket etmesi gerektiği savını her fırsatta vurgulamaktadır.
Özet olarak Hagee, Hristiyan Siyonizm Hareketi’nin görüşlerini simgeleyen örneksel bir figürdür. Evanjelist lider İsrail’in güvenliği için, ABD içinde ve dışında yaptığı programlarla milyonlara ulaşıp aktif bir şekilde çalışmakta ve yaklaşık olarak 60 milyon dolar İsrail’e akıttığı söylenmektedir. Hagee’nin görüşlerini hasır altı etmeyip, bu uğurda kesintisiz çalışan aktivist bir kişiliğe sahip olduğu yaptığı faaliyetlerle ortaya çıkmaktadır. Ciddi finansal destek sağladığıda baz alınacak olursa toplumda ve politik çevrede kabul gördüğü de kesindir. Hagee’nin kişiliği ve düşünce tarzı hakkında edindiğimiz bu bilgiler, CUFI’nin yaptığı çalışmaları daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır.

CUFI’nın Kuruluş Amacı

İsrail Devleti’ne maddi manevi destek olmak amacıyla kurulan Hristiyan Siyonist örgütlerin ortak yanları, çok programlı bir şekilde, faaliyetlerini uzun zamana yayarak, profesyonel bir şekilde çalışmalar yapmalarıdır. CUFI’de ondan önce kurulan diğer Hristiyan Siyonist örgütler gibi, kuruluş amacının nedenlerini netleştirdikten sonra, kuruluş aşamasına geçmiştir. Hagee, Müslümanların üç amacı olduğunu belirterek, bunları, tüm Batı’yı Ortadoğu’nun dışına atmak, tüm Hristiyan ve Yahudiler’i yok etmek ve son olarak dünyada bir tane İslam Devlet’i kurmak olarak sıralamıştır. Bu cümlelerden de anlaşılacağı üzere CUFI İslam’ı ve Müslümanlar’ı olumsuz bir perspektif üzerinden merkeze koyarak kurulmuş bir sivil toplum örgütüdür. Başka bir ifadeyle, Hristiyan ve Yahudiler’i ileride gelebilecek tüm olumsuzluklardan korumak amacıyla, büyük dünyada benimsenen ortak çıkar savını bir kenara bırakarak, safını netleştirmiştir.
2006 Şubatı’nda Hagee, milli yanı halka daha yakın olan bir hareketin, İsrail’e destek için kurulması gerektiğini belirterek, ülkenin çeşitli yerlerindeki Evanjelistler’e ve rahiplere çağrı yapmıştır, bu çağrıya 400’den fazla Hristiyan lider, ülkedeki büyük kiliseler ve bazı televizyon yöneticileri cevap vermiş, bir kaç ay içerisinde CUFI Amerikan Hristiyan destekçi organizasyon olarak ülkede önemli bir yere gelmiştir. CUFI’nin sadece politikayla değil aynı zamanda toplum içerisindede kabul görmeyi hedefleyen, organize bir hareket olarak planlandığını görmekteyiz. Olumlu bir kamuoyu oluşturmadan hedeflerine tam ulaşamayacaklarının farkında olan örgüt, bunun için çalışmalarını ilk önce halka kabul ettirip, böylece gereken politik zeminide oluşturmayı hedeflemişlerdir. Zira, halk desteğini alan bir yapı, politik çevredende daha iyi netice alacaktır.
Hagee, geçmişten gelen anti-semitik hareketlere dikkat çekerek, İnci’lin Romalılar 9-11 ayetini referans alarak, Tanrı’nın anti-semitik hareketi redettiğini söylüyor.
“Oğlunun müjdesini yaymakla tüm varlığımla kulluk ettiğim Tanrı, sizi durmadan her zaman dualarımda andığıma tanıktır. Tanrının isteğiyle sonunda size gelebilmek için bana bir yol açmasını istiyorum”
“Çünkü ruhça pekişmemiz için size ruhsal bir armağanı ulaştırmak üzere sizi görmeyi çok istiyorum”.
Yani Hagee, İncil ayetlerinden yola çıkarak, İsrail desteğini vicdani bir görev olarak Hristiyanlar’ın yapması gerektiğini belirtmiştir. ABD’nin büyük şehirlerinde, Kanada ve dünyanın çeşitli yerlerinde geceler düzenleyerek, İsrail’i destekleyen konuşmacılara ortam hazırlıyorlar. Hedef kitlelerini sadece ABD ile sınırlı tutmayıp, tüm dünyaya yayarak özellikle mali yardımları yükseltmeyi planlamaktadırlar. Çünkü Amerikan toplumunun seküler yapısı, yardımların istedikleri boyutlara ulaşmasına engel teşkil etmektedir. Siyonizm Hareketi’nin ABD’den önce Avrupa’da başladığını dikkate aldığımızda, örgütün yaptığı bu faaliyetlerin ne kadar yerinde olduğu daha iyi kavranacaktır.
Bazı Cumhuriyetçiler CUFI’nin Tanrı’nın planının bir parçası olduğunu deklare ederken, CUFI’de kendine bağlı bir çok amatör lobi kurarak, bunların diğer yöneticilerle görüşmesini, Hizbullah ve İran’ın nükleer silahlarına dikkat çekmek için uğraşmışlardır. Örgüt sadece Evanjelist öğretilerine bağlı kalmayarak, kendinede bir kutsallık addetmektedir. Bu sadece Hagee’nin düşüncelerinden değil aynı zamanda politik çevredende gelerek, dindar kesim üzerinde daha etkili bir hal alınması için düşünülmüş akıllıca bir yöntemdir. CUFI’nin faaliyetlerinin yıllar içerisinda yayılarak devam ettiğini baz aldığımızda bu yöntemin işe yaradığını düşünebiliriz.
CUFI düzenli olarak ülkenin her tarafında “ Standing with Israel ” mitingleri düzenleyerek, kişilere politikada aktif çalışmaları için cesaret vermekte, ayrıca Wasington D.C.de yıllık konferanslara sponsor olarak, İsrail için bu gecelerde tartışılarak önemli kararlar alınmasına neden olmaktadır. Özetle, CUFI Evanjelist dini ritüellerine dayanarak, İslam’ı yenilmesi gereken bir düşman olarak lanse edip, bunun üzerinden onlara teveccüh gösteren dindar kesimleri ve ABD dış politikasını etkileyerek, İsrail’e maddi ve manevi desteğiçıkarabileceği en yüksek dereceye çıkarmayı hedefleyen bir örgüt olarak kurulmuştur.

CUFI Üyeleri

CUFI kurulduğu günden itibaren, sosyal ve politik bir çerçevede toplumun her kesimine hitap ederek, üye sayısını her geçen gün artırmıştır. Bir örgütün başarısı üye sayısı ile ölçülecek olursa, CUFI’nin bunu başarmış örgütler arasında olduğu söylenebilir. Kuruluşundan beş ay sonra, ülke içerisindeki rahip ve kilise organizasyonları ile irtibada geçilerek 3,600 den fazla üye sayısına ulaşılmış ve Wasington D.C de ilk faaliyetlerine başlamıştır. Böylece, politik cenahla aynı atmosfer içerisinde, çalışmalarını daha profesyonel şekilde sürdürme imkanı bularak, almak istedikleri politik desteğe de bir adım daha yaklaşmışlardır.
Hagee dünya ve İsrail’in savaşlar ve terörizmden dolayı kasılma halinde olduğunu belirterek, bunu sancılı bir doğuma benzetiyor. Dünyanın sonunun geldiğini, Mesih’in geleceğini, insanların ise vaktinden önce davranıp en iyi hazineyi ucuza alması şeklindeki uyarılarıyla iyi düşünmelerini istiyor. Burda Hagee Yeniden Doğma ve İkinci Geliş kaideleri ile dolaylı olarak insanları etkilemeye çalışmaktadır. Üye sayısı dikkate alındığında, bu çağrının belli bir kesim tarafından özümsendiği kesindir. Bu ruh haliyeti içerisinde üyelerin daha içten ve verimli bir şekilde çalışmaları istenmektedir.
CUFI’nin üyeleri içerisinde bölgesel direktörler, Evanjelist politik aktivistler, Senatörler ve Parlemento Üyeleri bulunmaktadır. Bu durum ABD seküler yapısına zıt bir durum oluşturmuştur. Din ve devlet üyelerinin aynı organizasyon altında bulunmalarında anayasal bir sınırlama bulunmasa bile, laiklik kavramına ters bir durumdur. Kişisel özgürlükler veya Din özgürlüğü çerçevesinde konu ele alınsa bile, mecliste alınan kararlarda baskı unsuru olarak kullanılacağı ihtimali eşitlik ilkesine ters düşmektedir. CUFI örgütü kampüslerde ‘CUFI on Campus’ programları düzenlemekte, burda konuya ilgi duyan öğrencilerin zihinlerini Kutsal Kitap ve politika konusunda geliştirerek, İsrail’i en iyi derecede savunacak iyi eğitilmiş Hristiyan gençleri lider kadrolarına katmak için çaba sarfetmektedir.
CUFI sadece günü kurtarma gibi bir çabalarının olmadığını, geleceğede yatırım yapmak, çalışmalarını en iyi dereceye çıkarmak ve aynı zamanda üye sayılarını artırma endişesi güttükleride düzenledikleri bu programlarla görülmektedir. Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerin hakim olduğu ABD siyasal sisteminde, Evanjelist liderler genelde Cumhuriyetçi Parti’ye her daim daha yakın olmuşlardır. Cumhuriyetçi Parti’nin oy portföyünü de genelde bu kesim oluşturmuştur. Yani, CUFİ’nin yetiştirmek istediği bu genç kesim, ileride muhtemelen bu partiden karşılık görecektir, böylelikle CUFI politikadaki yerini sağlamlaştırmış olacaktır. Özetle CUFI, kendini ABD’de geniş bir Pro-İsrail organisyonu olarak lanse etmekte, 2.5 milyonun üzerinde üyesi ve 1.2 milyon Facebook fanı bulunmaktadır. 5 Nüfusu 300 milyonun üzerinde olan ABD’de bu rakam minimum düzeyde kalsa bile, sivil toplum örgütü kapsamında ve politik etkilerini düşündüğümüzde azımsanacak bir rakam değildir.

CUFI Finansal Kaynakları

Ülkenin her tarafında ve başka ülkelerde faaliyetlerine ara vermeden devam eden CUFI hakkında akla gelen en önemli sorulardan biri bu finansmanı nereden sağladıklarıdır. Yapılan arşatırmada bu finansmanı genelde medyadan ve adı pek geçmeyen silah endüstrisinden elde ettikleri görülmüştür. New York Sun, The Wall Street Journal, Weekly Standart Magazin ve bazı gazeteler Evanjelist gruplarına çalışan kurumlardır. Ülkenin her tarafında gazeteler bastırıp, 7 tane sosyal medya kanalı ile dünyadaki diğer insanlara da ulaşma imkanına sahiplerdir.6 Kullandıkları medya olanaklarıyla insanları İsrail ve güvenlik konularında etkilemeye çalışan örgüt, burdan elde ettikleri finansal güçle özellikle seçim zamanlarında partilere yardım etmektedirler. ABD’de seçim sisteminin çok pahalı olması ve seçim kampanya bağışları düzenlenmesinin zayıf olması, ABD’de farklı grupların politikayı etkilemesine neden olmaktadır. Bu tür örgütlerin politikada elde ettikleri başarıların bir kısmı bu yardımlar sayesinde olmuştur. Yaptıkları yardımlar, daha sonra çıkartılmak istenen yasalar için, meclis üyeleri üzerinde baskı unsuru olabilmektedir.
Şimdiye kadar 300 İsrail onur gecesi ‘Night to Honor İsrael’ düzenleyen örgütün hedefleri arasında İsrail için her ay 30 aktivite yapmaktır. Ayrıca 2016 yılında İsrail’i konu alan bir film yapmayı planlamaktalar. Yapılan bu gecelerde İsrail tanıtımının yanında, kayda değer miktarlarda yardım toplanmaktadır. ABD dış politikası ve silah politikası Evanjelist politik aktivizmin görüşlerinden gelmektedir. Evanjelist düşünce sistemine sahip politikacılar Birinci Dünya Savaşın’dan sonra ABD hükümetlerinde görev yapmış, ABD dış politikasının ve silah politikasının şekillenmesinde rol oynamıştır. Hedeflerine ulaşmak için her daim güçlü bir Amerika isteyen Evanjelistler, bunun içinde güçlü bir silah sanayiye sahip olmanın gerekliliğini vurgulamışlardır. Silah sanayiye büyük yatırımlar yapan ABD’nin, bu kişilerin düşüncelerinden de etkilendikleri realiteyle örtüşmektedir.
Evanjelist öğretilerindeki kıyamete yaklaşmadan önce savaşların artacağı, böylelikle Mesih’in gelmesinin çabuklaşacağı inancı, Evanjelistler’in bu endüstride adlarının geçmesine neden olmuştur. Ekonomik görüşlerinde bir sınırlama bulunmayan Evanjelistler’in bu sektörde de etkin olmaları akla yatkındır. Yahudi ve Evanjelist pro-Siyonist Lobiler silah endüstrisini kontrol etmektedirler. Bu iki grubun bu sektörde adlarının yanyana geçmesi, aralarındaki yakın ilişkiden kaynaklanmaktadır. Sadece Evanjelistler değil Yahudiler’de ABD ekonomi hayatında en üst sıralarda bulanmaktalar. Aralarındaki ilişkinin sadece manevi yönden olduğunu düşünmek realiteyle bağdaşmamaktadır. Günümüzde ABD’nin yanında bazı Batı ve Asya ülkelerinin de silah üretimi ve ticareti yaptıkları bilinmektedir. Ortadoğu’nun durumu ve realizm ilkeleriyle baktığımızda, sadece ABD için değil, bu sektörle uğraşan diğer ülkeler için de büyük gelir kaynağıdır. Hegemon güç olarak pastanın en büyük dilimi ABD şirketlerine aittir.

CUFI’nin İki Din Arasındaki Tarihsel Çekişmeleri Çözümlemesi

Siyonist örgütlerin, sadece İsrail için değil, kendi varlıklarını ABD içinde sürdürmeleri için de ciddi halk desteğine ihtiyaçları vardır. Bu örgütlere üye olan vatandaşların hangi ruh haliyeti içerisinde çalıştıklarını anlamamız için, Hagee’nin söylemlerinden yola çıkarak iki din arasındaki tarihsel çekişmelere göz atmamız gerekmektir. Böylelikle CUFI örgütünün yapısını daha iyi kavrayabiliriz. Hagee, aslında Mary (Meryem), Joseph (Yusuf) ve Jesus (Mesih İsa) başlangıçta Yahudi idiler, Yahudiler’in Hristiyanlar’a ihtiyaçları yok fakat Hristiyanlar Yahudiler olmadan kendilerini açıklayamazlar, Hristiyanlığın kökü Yahudilik’tir inancını net bir şekilde ortaya koymuştur. Yani, aslında bir olduklarını, esas muhtaç olanın Hristiyanlar olduklarını söyleyerek, yapılan yardımların minnetsiz olduğunu hissetmelerini istemektedir. Çözümlenmesi gereken en önemli olay ise Mesih İsa’nın Yahudiler tarafından çarmaha gerilmesi ‘Curicifixion’ olayıdır. Bu olay dinsel açıdan Hristiyanlar’ın zihnini her daim meşgul etmiş ve Hristiyanlar’ın Yahudiler’e kin beslemesine neden olmuştur.
Hagee, İncil’in Matta 26: 3-4 ayetini referans göstererek, Mesih İsa’yı Yahudiler’in öldürdüğünü reddetmektedir. “Bu sırada başkahinin ve halkın ihtiyarları, kafaya adındaki başkahinin sarayında toplandılar”, “ İsa’yı hileyle tutuklayıp öldürmek için düzen kurdular”.8 Burdaki kişinin Pagan9 Roma tarafından atandığını ve Yahudiler’i temsil etmediğini, hatta Yahudiler’in bu kişiden nefret ettiklerini, Mesih İsa’nın ise Roma sitiliyle yani çarmaha gerilerek öldürüldüğünü söylüyor. İki din arasındaki bu meseleyi Yeni Ahit’ten örneklendirmesi, Hristiyanlar için inandırıcılığını artırmıştır. Burda sadece Evanjelist kesim değil, aynı zamanda tüm Hristiyanlar’a da mesaj vardır. Tüm Hristiyan mesheplerinin Yeni Ahit’e inandığı varsayılırsa, İsrail’e verilen desteği onaylamasalar bile, toplum tarafından tepkiyle de karşılanmamaktadır.
Hagee, Hristiyanlar’ın geçmişte Anti-Semitizm 10 hareketleriyle Yahudiler’i öldürdüklerini, Anti-Semitizm’in günah olduğunu, günahın ise ruha cehennem azabı verdiğini söylüyor. Hagee, geçmişte yapılan hataları, şimdiki Hristiyan nesle yüklemektedir. Dini kimliğiyle insanların üzerindeki din psikolojisini çok iyi kullanan Hagee, dindar kesime Yahudiler’e karşı vicdani sorumluluk yüklerken, iki din arasındaki tarihsel çekişmeyi de bertaraf ediyor.

Hristiyan Siyonistleri Ve CUFI’nın ABD Siyonist Lobileriyle İlişkisi

ABD Yahudi vatandaşlarının büyük bir kısmı seküler sistem içerisinde, yaşam tarzlarından ödün vermeden, varlıklarını sürdürmekteler. Dünya ülkeleri içerisinde en fazla Yahudi nüfusu Amerika’da bulunmakta, sayılarının yaklaşık olarak 6.5 milyon olduğu tahmin edilmektedir. Yahudiler özellikle siyasi alanda varlıklarını sürdürebilmek için Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrası bir çok Yahudi örgüt kurmuşlardır. Örneğin, dış politikayla ilgilenen Amerikan Yahudi Komitesi “ American Jewish Committee (AJC)” 1906 yılında kurulmuştur.
The Jewish Institu for National Security (JINSA), The Middle East Forum (MEF), The Project For a New American Century (PNAC) Amerika’da kurulan diğer Yahudi komiteleridir. American Israel Public Affairs Council (AIPAC) ise diğerlerine nazaran, ABD’de çok daha etkili ve geniş bir konumda İsrail’in savunuculuğunu yapmaktadır. Pro-Israel Lobby olarak bilinen Yahudi Lobisi Hristiyan Siyonist örgütlerle özellikle CUFI ile aynı paralelde gitmektedir. Evanjelist ve Yahudiler’in geçmişleri günümüzün aksine zıtlıklarla doludur. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce ABD kurumları ve ofislerinde İngiliz asıllı Protestan Amerikalılar bulunmaktaydı ve Yahudiler’e pek iyi bakmıyorlardı.
İsrail Devleti ve Hristiyan Siyonist örgütler kurulduktan sonra, tam manasıyla Hristiyanlar ve Yahudiler arasındaki bağ bu günkü şeklini almıştır. Evanjelistler kendilerini muhafazakar, Amerikalı Yahudiler ise politika, ekonomi ve toplumda liberal olduklarını dile getirmişler, ayrıca Evanjelistler sağ parti için her daim fırsat oluştururken Yahudiler seçim yıllarında Demokrat ve Cumhuriyetçi Partiler arasında değişiklik göstermişlerdir.
Yahudiler’in temel özelliklerinden olan yerleştikleri ülkelerin asimile olmadan sistemlerine entegre olmaları Amerikan Yahudi toplumu için de geçerlidir. Liberal temeller üzerine kurulan ABD’de, Cumhuriyetçiler ve Demokratlar hemen hemen eşit sayılarda iktidara gelmişlerdir. Yahudi seçmeni kendi çıkarları doğrultusunda oylarını kullanmış ne kendi komitelerinden ne de Evanjelistler’den etkilenmemişlerdir. 1930’da Politik Siyonizm, Yahudi Komitesi içinde azınlık kalmış, özellikle sosyalist ve komünist Yahudiler, Yahudi Devleti fikrine onay vermemiş, Filisti’nin kültürel ve mistik olarak kalmasını arzu etmişlerdir.
Amerikan Yahudileri o dönem sadece Evanjelistler’le değil, aynı zamanda uluslararası Siyonistler’le de ters düşmüşlerdi. Kendi komiteleri ve Evanjelistler gibi politik ve dini yönden olaya bakmamışlar, yaşam şartlarını göz önünde bulundurarak karar almışlardır. Yani günümüz İsrail lobisi ve CUFI’nin savunduğu tüm argumanlar, daha o dönemlerde bile ilgilerini çekmemiştir. Hagee (2007) kitabında, İsrail’e yardımların İsrail Komitesi’nin önüne geçtiğini, bu duruma, bazı Hristiyan ve seküler kesimden eleştiriler geldiğini söylüyor. Bu duruma uyabilecek en güzel söz, Siyonist örgütlerin “kraldan daha kralcı” bir tavır aldıklarıdır. Yahudi Lobisi yeni-muhafazakar (neo-conservative) hareketin merkezindeler ve büyük bir kısmını kaplamaktadırlar ancak, Hristiyanlar daha aktifler.
CUFI, Yahudi Lobisi’nin en etkili Hristiyan versiyonudur. İsrail Lobisi’nin amacı, Amerikan Devleti’nin ve halkının, İsrail’e maddi ve politik destek vermesini sağlamaktır, ayrıca İsrail Lobi, farm lobi, sigorta lobi ve silah lobi anlamlarına da gelmektedir. CUFI ve Yahudi Lobisi her anlamda aynı hedefler üzerinde birleşmişlerdir. Aradaki fark CUFI’nin bunu din üzerinden yapmasıdır. Yahudi Lobisi’nin böyle bir kaygısının olduğu söylenemez. Zaman zaman kendi halkınında tasvip etmediği kararlar aldığı bilinmektedir. Başka bir ifadeyle, toplumsal kaygı taşımayan, devlet merkezli bir lobidir. Hagee, zaman zaman Yahudi komitelerinde de konuşmalar yapmaktadır. Örneğin, 2007 AIPAC’ın yıllık konferansında İran ve Ahmedi Necat hakkında uyarılarda bulunmuştur. Bu durum CUFI’nin bölgeyle çok daha fazla ilgilendiğinin göstergesidir. Sonuç olarak Hristiyan Siyonist örgütler ve Yahudi Lobileri’nin aynı amaca hizmet etseler bile, aralarında farklar olduğu, aynı amaç üzerinden farklı hedefler tasarladıkları söylenebilir.
Yararlanılan Kaynak
Derya Evinç, Amerika Birleşik Devletleri’nde Lobiler Ve Dış Siyaset: Christian United For Israel (CUFI) Örneği
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Derya Evinç’e aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Yazan Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Nizamiye Medreseleri'nin Kuruluşu, Devrin Dini Politikasında Medreselerin Yeri Ve Bağdat Nizamiye Medresesi

Attila'nın Bizans Politikası