Dönemsel Şartlar Ve Osmanlı Ordusunun Tarihi

Türk teşkilat tarihi içerisinde önemli bir yere sahip olan “ordu” Hakan’ın karargâhı anlamına gelmektedir. Ordunun yapılandırılmasına dair ilk uygulamaların Büyük Hun Devleti zamanında olduğu ve Mete Han’ın M.Ö. 209’da orduyu onluk sistem üzerine bina ettiği bilinmektedir. Büyük Hun Devleti ile başlayan ordunun yapılanma sistemi Büyük Selçuklu Devleti ile Anadolu coğrafyasına kadar ulaşmıştır. Moğol istilasının getirdiği kargaşa ortamında şekillenmeye başlayan Osmanlı Devleti de, teşkilata büyük önem vermiş ve kadim köklere bağlı kalarak askeri teşkilatını şekillendirmiştir. Bu şekillenmede Anadolu Selçukluları, İlhanlılar ve Memlukluların etkisi olmuştur. Kuruluş döneminde ilk önceleri yalnızca savaş sırasında bir araya gelen atlı
akıncılardan ibaret olan bir askerî güç bulunuyordu. Orhan Bey döneminde, Vezir Alâeddin Paşa ile Çandarlı Kara Halil’in tavsiyeleriyle Türk gençlerinden oluşturulan ilk düzenli ordu kurulmuştur. Sultan I. Murat döneminde Selçuklu Devleti örnek alınarak “Yeniçeri Ocağı” adıyla 1362 tarihinde, daimî ve ücretli bir ordu kurulmuştur.
1402’deki Ankara Savaşı’ndan sonra Fetret Devri’nde tahta çıkan Çelebi Mehmet ve oğlu Sultan II. Murat döneminde ordu tekrar düzene sokulmuş, artan asker ihtiyacını karşılamak üzere de “Devşirme Kanunu” çıkarılmıştır. Osmanlı Devleti’nin temel askerî güçlerinden birini de, temelini Tımarlı Sipahilerin oluşturduğu Eyalet Kuvvetleri teşkil ediyordu. Bu sistem yalnızca askeri değil aynı zamanda mali ve idari alandaki bir yapılanmayı da şekillendiriyordu ki Anadolu Selçuklu Devleti’nin uygulaması olarak intikal etmişti. XVII. ve XVIII. yüzyıllardan itibaren Avrupa orduları eğitim, teçhizat ve teşkilâtlanma bakımından modern bir hüviyete kavuşurken, Osmanlı Ordusu bu gelişmelere ayak uydurmak yerine daha da kötüleşmiştir. Bu kötü gidişi durdurmak
amacıyla yapılan çalışmalarda, askerî meseleler üzerinde yüzeysel durulmuştur. Sultan IV. Murat ve Köprülüler dönemi reform girişimleri kısa süreli iyileşmeler getirmiş, ancak kesin bir çözüm olamamıştır. Sultan II. Osman’ın, Sultan IV. Murat’ın ve Köprülülerin açtığı bu çığır Lale Devri ile birlikte yeni bir biçime bürünmüştür. Lale Devri’ni müteakip tahta çıkan Sultan I. Mahmut (1730-1754), Avrupa orduları karşısında, askerî bir ıslahat yapmadan zaferler kazanmanın artık kolay olmayacağını iyice anlamıştı.  Bu nedenle Avrupa’da oldukça tanınmış bir Fransız asilzadesi olan Comte Bonneval’i (Ahmet Paşa) 1731 yılında Avrupa tarzında humbaracı kıtaları kurmakla görevlendirmiştir.  İbrahim Müteferrika ve Humbaracı Ahmet Paşa’nın çabalarıyla humbaracı teşkilatı kurulmuştur.  Sultan III. Mustafa döneminde (1757-1774) ise batı tarzı askerî ıslahatlar hız kesmeden devam etmiştir. Sultan III. Mustafa, Yeniçeri Ocağı ile uğraşmak yerine, topçu sınıfını ve tophaneyi düzenlemeye, bir mühendis okulu açmaya karar vermiştir.
Sultan I. Abdülhamit (1774-1789) XVIII. yüzyıl padişahlarının en güçlü reformcularından biri olmuştur. Sultan I. Abdülhamit, başta Fransa’dan olmak üzere çok sayıda yabancı askerî danışman getirtmiştir. Böylece XIX. yüzyılda egemen olacak olan yeni reform biçimini başlatan padişah olmuştur. 1781 yılında kapatılmış olan Sürat Topçuları Ocağı tekrar açılmış ve Ocak için Tophane’de yeni kışlalar yaptırılarak yeni bir kanun hazırlatmıştır. Sultan III. Selim 1789 yılında tahta çıkmasıyla ıslahatlar yeni bir döneme girmiştir. İstişareye büyük önem veren Sultan 1789’da bir “Meşveret Meclisi” toplamıştır. Yapacağı ıslahatların devlet adamları tarafından sahiplenilmesini istediğinden Meşveret Meclisi’nde ortaya çıkan görüşlere göre hareket etmek isteyen Sultan III. Selim, düşündüğü kapsamlı ıslahat projesini bir süre için ertelemek zorunda kaldı. Çünkü Meşveret Meclisi’ne katılan temsilcilerin çoğunluğu radikal girişimlerden kaçınılmasını, özellikle askeri alanda Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmadan yeni bir askeri ocak ile yenileşmenin gerçekleştirilmesini savundular. Bu görüşe uygu olarak hareket eden Sultan III. Selim, Nizam-ı Cedit hareketini başlattı. Sultan III. Selim, yeni kurulan Nizâm-ı Cedit birliklerinin eğitimi için farklı sınıflara mensup, başta Fransa olmak üzere İsveç, Prusya ve İngiltere’den birçok uzman getirtmiştir. Gerek askerî gerekse de askerî olmayan Batı’ya dönük aydın tipi, Sultan III. Selim döneminde oluşmaya başlamıştır. Bu dönemde Osmanlı Devleti, Avrupa’da ne gibi değişimlerin olduğunun farkına varmıştır. Batı’nın kendisiyle rekabet edebilecek güce ulaştığını daha iyi anlamaya başlamıştır.

Sultan III. Selim döneminde kurulan Nizam-ı Cedit kuvvetleri; topçu, süvari ve piyade olmak üzere üç kısımdan oluşmuştu. Bu dönemde Osmanlı topçuluğu yeni ve ileri bir hüviyete kavuşmuştur. Askerî reformlar sayesinde cephane ve silah üretiminde kalite artmış, devlet kendi kendine yeter duruma gelmiştir. Fakat Sultan III. Selim, reform karşıtlarının çıkarttığı “Kabakçı Mustafa İsyanı” ile 29 Mayıs 1807 tarihinde tahttan indirilmiştir. III. Selim’in başlattığı ıslahatlara, Sultan II. Mahmut döneminde bütün hızıyla devam edilmiştir. Sultan II. Mahmut, ilk olarak Eylül 1808’de Âyânlar ile Sened-i İttifak’ı imzalamıştır. Sened-i İttifak imzalandıktan sonra, padişah ordunun yeniden düzenlenmesi işine girişmiştir. Bozulmuş olan Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmayı düşünse de muhaliflerin tepkisinden çekindiğinden, Ocakta düzenlemeler yapmaya karar vermiştir. Ayrıca Yeniçeri kuvvetleri karşısında bir güç dengesi oluşturmak amacıyla, Ekim 1808’de Sekban-ı Cedit Ocağı’nı kurmuştur. Sekban-ı Cedit Ocağı’ndan rahtsız olan Yeniçeriler 16 Kasım 1808’de isyan etmiştir. İsyan üzerine Sultan II. Mahmut 18 Kasım 1808’de Ocağı ilga ettiğini açıklamıştır. Ulemanın ve halkın desteğini alan Sultan II. Mahmut 25 Mayıs 1826’da Meşveret Meclisi’ni toplamıştır. Mecliste alınan karar ile mevcut ocakların dışında “Eşkinci” adıyla yeni ve modern bir ocağın kurulmasına karar verilmiştir. Eşkinci Ocağı’nın kâfirlere benzediğini ileri süren Yeniçeriler, 15 Haziran 1826’de isyan etmiştir. Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmayı düşünen Sultan II. Mahmut için bu isyan bir fırsat olmuştur. 17 Haziran 1826 tarihinde Yeniçeri Ocağı ortadan kaldırılmıştır. 17 Haziran 1826 günü yayımlanan bir kanunname ile “Asakîr-i Mansûre-i Muhammediye” adı altında yeni ve modern bir ordunun kurulmasına karar verilmiştir.
Yeni kurulan bu ordunun başkumandanlığı için “Seraskerlik” birimi oluşturulmuştur. Yeni ordunun kurulmasıyla, merkez ve eyalet ordularından oluşan iki yapılı anlayış kaldırılmış, tek ve düzenli bir orduya dönüştürülmüştür. Âsâkir-i Mansûre-i Muhammediye yükümlülüğe dayanan bir sistem olduğundan, millî orduya geçiş sürecinde çok önemli bir aşama olmuştur. Sultan II. Mahmut, saray ve çevresini korumakla yükümlü Bostancı birliklerinin yerine, Avrupaî tarzda “Hassa Birlikleri” ordusunu oluşturmuştur. Yeni ordunun kuruluşuna paralel olarak 1834’de “Mekteb-i Ulum-ı Harbiye” kurulmuştur. Orduyu modern bir yapıya kavuşturmak isteyen Sultan II. Mahmut, Avrupalı uzmanlardan yararlanmak istemiştir. Bu doğrultuda iki kişiden oluşan Prusya askerî heyetini İstanbul’a getirmiştir. Heyette yer alan Yüzbaşı Von Moltke, Türkiye’de dört yıldan fazla kalmıştır.
Sultan II. Mahmut döneminde askeri alanda yapılan düzenlemelerden biri de Prusya’daki Landor Teşkilatı örnek alınarak Redif teşkilatının kurulmasıdır. Âsâkir-i Mansûre-i Muhammediye ordusu ile bütün imparatorluğun güvenliğinin sağlanması mümkün olmuyor, bu ordu için kurulan “Mansure Hazinesi’ne” birçok kaynak aktarılmasına rağmen askerlerin masrafları karşılanamıyordu. Bu soruna çözüm arayan Sultan II. Mahmut’un girişimleri üzerine toplanan Meclis-i Şura’da 1834 Ağustos’unda Redif birliklerinin kurulmasına karar verildi. Redif teşkilatının kurulmasından sonra ordu için Âsâkir-i Mansûre yerine “Âsâkir-i Nizamiye” adı kullanılmaya başlandı. Rediflik barış dönemlerinde çok büyük miktarda askeri silâhaltında bulundurmayı öngörmeyen bir sistemdi. Redif askerleri 23-32 yaş arası gönüllülerden oluşur, haftada iki gün askeri kıyafet giyerek eğitim yapar, diğer günlerde kendi işleriyle uğraşırlardı. Redif taburlarında görevli subaylar da haftada iki gün çalışır ve normal subay maaşının dörtte birini alırdı. Taburlar şeklinde teşkilatlandırılan redif birlikleri sefer halinde silâhaltına alınarak ait oldukları ordu birliklerinde savaşa katılırlardı. Rediflik uygulaması ile devlet bir taraftan mali bakımdan önemli miktarda tasarruf sağlarken, bir taraftan da üretimde düşüşü önlemiş oluyordu.
Tanzimat Fermanı’ndan II. Meşrutiyet’e Osmanlı Ordusu
Tanzimat Fermanı’nın getirdiği yeniliklerden askeri teşkilat da etkilenmiştir. Tanzimat Fermanı ile sınırsız olan askerlik süresi sınırlandı ve askerlik, bütün Osmanlı tebaası için bir vatandaşlık ödevi haline getirildi. Ordunun ismi, “Asâkir-i Nizamiye-i Şahane” olarak değiştirildi ve 1841 yılında askeri kuvvetler, bölge komutanlıklarına bölündü. Asker alma işleri hala eski usulde yapıldığından firarlar ve askere gitmeme eğilimi yaygındı. Askeri alanda yapılan ıslahatların yetersizliğinin iyice gün yüzüne çıkması üzerine Sultan Abdülmecit Mabeyn-i Hümayun ve Hassa Müşiri Rıza Paşa’yı ordunun ıslahıyla görevlendirdi. Diğer taraftan ıslahat konusunun ayrıntılı bir şekilde görüşülmesi için “Meclis-i Muvakkat” adı ile özel bir kurul teşkil edildi. Yapılan çalışmalar neticesinde alınan kararlar Sultan Abdülmecit tarafından onaylanarak 6 Eylül 1843’de bir fermanla ilan edildi. Bu fermanla Osmanlı ordusu, Fransız ve Prusya ordu teşkilatları örnek alınarak yeniden düzenlenmiştir. Serasker Rıza Paşa, Abdülkerim Nadir Paşa ve Mütercim Rüştü Paşa gibi önemli devlet adamlarının katkılarıyla hazırlanan 1843 teşkilatına göre Osmanlı ordusu muvazzaf, yedek, yardımcı ve başıbozuk kuvvetler olarak dört bölüme ayrılmıştır. Osmanlı topraklarının coğrafi konumu, nüfus yoğunluğu ve ulaşım imkânları göz önünde bulundurularak ülke beş ordu bölgesine ayrılmıştır. 1848 yılında çıkartılan bir ilave kanunla bu beş bölgeye, Irak ve Hicaz orduları da ilave edilmiş, bu şekilde ülke yedi ordu bölgesine ayrılmıştır.

6 Eylül 1843 tarihli kanunla askerlik hizmet süreleri de belirlenmiştir. Kanun muvazzaf askerlik süresini beş yıl olarak tespit etmiş, beş yıl muvazzaflıktan sonra yedi yıllık bir rediflik süresi öngörülmüştür. 1844 yılında asker alma kanununda yapılan düzenleme ile ise, her bölge genişliği ve nüfusuyla orantılı olarak asker vermeye başlamıştır. 1846 yılı başlarında “Dâr-ı Şurâ-yı Askeri” de asker alma meselesi ele alınarak bir tasarı hazırlanmıştır. Hazırlanan tasarı “Meclis-i Valâ-yı Ahkâm-ı Adliye”ye sunulmuştur. Mecliste yapılan görüşmelerde son şekli verilen kanun Sultan Abdülmecit’in onayıyla yürürlüğe girmiştir. 1846 asker alma kanunu ile asker almada ocak usulü terk edilerek kur’a usulüne geçilmiştir. Tanzimat Fermanı’nın ilan edildiği sırada topçu, top arabacıları birliği, askeri dökümhane fabrikaları, tophane, fişekhane, baruthane gibi kurumlar Tophane Müşirliği’ne bağlıydı. Tophane Müşirliği bütün bu kurumların idaresi ve topçu sınıfının ihtiyaçlarını karşılama noktasında yetersiz kalıyordu. 1843 tarihli kanuna dayanarak, topçu sınıfının ıslahı ve ihtiyaçlarının karşılamasını yürütmek üzere Meclîs-i Tophâne-i Âmire kurulmuştur. Ordu teşkilatında yapılan düzenlemelerle Seraskerlik makamı yeni bir statüye kavuşturulmuştur. Seraskerlik makamı, sadrazamlık ve şeyhülislamlık makamlarıyla aynı seviyeye getirilmiştir.
25 Haziran 1861’de Sultan Abdülmecit’in ölümü üzerine Osmanlı tahtına Sultan Abdülaziz çıkmıştır. Sultan Abdülaziz tahta çıktıktan hemen sonra ordu ve donanmaya önem verileceğini ilan etmiştir. 1861-1868 tarihleri arasında yeni askerî kıyafetlerin kabulü, tophane ve askerî okulların ıslahı ile orduda modern silahların artırılmasına çalışılmıştır. 1869’dan sonra ise askerî kuvvetlerin yeniden teşkilatlandırılması ve güçlendirilmesine yönelik daha köklü adımlar atılmıştır. 18 Ağustos 1869 (10 Cemaziyülevvel 1286) tarihinde “Kuvve-i Umumiye-i Askeriyye’ye Dair Nizamname” adı ile yeni askeri teşkilat yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kanunla ordu sayısı yediye çıkartılmıştır. Ordunun Nizamiye, Redif ve Müstahfiz olmak üzere üç kısımdan oluşması uygun bulunmuştur. Ordunun çekirdeğini oluşturan Nizamiye kuvvetleri, faal ve yedek kuvvetler olmak üzere iki kısma ayrılmıştır. Redif kuvvetleri de birinci ve ikinci tertip olmak üzere ikiye bölünmüştür. Ayrıca bu kanunla on iki yıldan ibaret olan askerlik süresi yirmi yıla çıkarılmıştır. Sultan Abdülaziz döneminde 1874 Eylülü’nden itibaren Harp Okulu programlarının batı harp okulları programlarına benzetilmesi yönünde çalışmalar başlatılmıştır. Ayrıca yabancı uzmanlardan da yararlanılarak, sık sık manevralar ve harp oyunları tertip edilerek ordunun savaş kabiliyeti geliştirilmeye çalışılmıştır. Sultan Abdülaziz döneminde yapılan düzenlemeler ve yapılanmayla 700.000 kişilik bir ordu çıkartabilecek hale gelinmiştir. Kara ordusu dışında, Sultan Abdülaziz döneminde donanmanın geliştirilmesi için de çaba sarf edilmiştir. Donanmanın mali idari ve askeri bütün sorumluluklarının Kaptan-ı Derya’nın uhdesinde bulunması deniz işlerinin yürütülmesinde sıkıntılara sebep oluyordu. Bu sıkıntıları ortadan kaldırmak için donanmanın idari ve mali işlerini yürütmek üzere 12 Mart 1268’de Bahriye Nezareti kurulmuştur. Böylece Kaptan-ı Derya’nın sadece donanmanın komutanı olması sağlanmıştır. Sultan Abdülaziz döneminde hem dışarıdan alınan hem de kendi tersanelerinde üretilen zırhlı gemilerle Osmanlı donanması uluslararası deniz gücü açısından hatırı sayılır bir konuma gelmiştir.
Sultan Abdülaziz döneminde yapılan düzenlemelerle Osmanlı ordusu, teşkilat ve malzeme yönünden daha kuvvetli bir hale gelmiştir. Ancak mali yetersizlikler, bilgili ve tecrübeli komutanların eksikliği gibi nedenlerden dolayı hedeflenen seviyeye ulaşılamamıştır. Genç Osmanlılara Meşrutiyeti ilan sözü veren Sultan II. Abdülhamit, 31 Ağustos 1876’da Osmanlı tahtına çıkmıştır. Sultan II. Abdülhamit cülus törenlerinden sonra bürokrat ve aydınları davet ederek ülke sorunlarına çözüm aramaya başlamıştır. Sultan II. Abdülhamit saltanat makamına geçtikten hemen sonra askeri eğitimin düzenlenmesi ve modernize edilmesi için harekete geçmiştir. Bunun için 1876’da askerî rüştiyeler açılmış, öğrencilerin askerî rüştiyeler ve askerî idadîlerde eğitim gördükten sonra Harbiye Mektebi’ne girmeleri sağlanmıştır. İlk defa İstanbul dışında Edirne, Manastır, Erzincan, Şam ve Bağdat’ta harp okulları faaliyete geçmiştir. Tanzimat Fermanı’nın ilanından sonra eğitimin önemine vurgu yapmak için – başka kurumlarda olduğu gibi- eğitim kurumlarında en yüksek yetkili kişiye nazır unvanı verilmeye başlanmıştır. 1857’de medreseler dışındaki modern eğitim kurumlarının idaresi için Maarif-i Umumiye Nezareti kurulmuştur. Sultan Abdülaziz devrinde Harp Okulu Nazırı aynı zamanda diğer askerî okulların da nazırlığı görevini yürütmüştür. Sultan II. Abdülhamit döneminde ise bütün askeri okullar 1877’de kurulan Mekâtib-i Askerîyye Nezareti çatısı altında toplanmıştır. Harbiye Mektebi’nin ders müfredatının, Avrupa’daki askeri okulların müfredatlarıyla uyumlu hale getirilmesine gayret gösterilmiştir. Harbiye Mektebi içinde İstihkâm, Topçu, Piyade ve Süvari ile Erkân-ı Harbiye bölümleri oluşturulmuştur. 1878’de tümenlerin kurulması ve muvazzaf askerlik süresinin üç yıla indirilmesine karar verilmişti. 1879 yılındaFransız Jandarma Nizamnamesi tercüme edilerek Âsâkir-i Zaptiye Nizamnamesi olarak kabul edilmiştir. Bu nizamname ile jandarmanın; kuruluş, görev, tayin ve terfileri yeniesaslara bağlanmıştır. 1880 yılında Zaptiye adı Jandarma’ya, Zaptiye Müşirliği de Jandarma Dairesi Reisliği’ne dönüştürülmüştür.

Sultan II. Abdülhamit döneminde ordunun ıslahı için Alman askeri uzmanlardan yararlanma yoluna gidilmiştir. 14 Temmuz 1880’de imzalanan sözleşme çerçevesinde 11 Nisan 1882’de Albay Kaehler başkanlığındaki bir heyet İstanbul’a gelerek çalışmalarına başlamıştır. Ordunun ıslahı için Alman uzmanlar getirilirken, bazı Türk subayları da eğitim için Almanya’ya gönderilmiştir. Sultan II. Abdülhamit, bir taraftan orduyu ıslaha çalışırken diğer taraftan da insan kaynaklarının tespiti amacıyla 1882’de yeni bir nüfus sayımı yaptırmıştır. Alman askerî heyet başkanı Kaehler’in 1885 yılında ölmesi üzerine, Colmar Von der Goltz olağanüstü yetkilerle Alman askerî heyeti başkanlığına getirilmiştir. Von der Goltz İstanbul’da kaldığı 1895’e kadar, askerî eğitim sisteminin genişletilmesinde etkili olmuştur. Ayrıca topçu sınıfı Almanya’dan getirilen yeni toplarla daha modern bir hüviyete kavuşturulmuştur. Alman ıslah heyetinin teklifi doğrultusunda 25 Ekim 1886’da kabul edilen “Asâkir-i Nizamiye-i Şahane’nin Ahzine Dair Kanunname-i Hümayun” ile askerlik ve asker alma sağlam esaslara bağlanmıştır. İlk defa bu düzenleme ile “Ahz-ı Asker
Teşkilatı” kurulmuştur. 1886 tarihli kanunla redif sınıfına dair de önemli düzenlemeler yapılmıştır. Kanun “Mukaddem” ve “Tali” isimli tabular kaldırılarak redifler iki kısımlı sınıflıktan çıkartılıp tek sınıf haline getirilmiştir. Ayrıca her redif dairesi bir tabur çıkaracak şekilde yeniden düzenlenmiştir. 1886 tarihli kanunun 1887 Mart ayında yürürlüğe gireceği kanunnamede yer almıştır.
Muhtemel bir sefer sırasında oluşturulacak cephe gerisi teşkillerinin süratle meydana getirilmesi amacıyla 17 Eylül 1899’da “Seferberlik Nizamnamesi” yayınlandı. Savaş sırasında gerekli olan askeri malzemelerin her an kullanıma hazır bulundurulması için de tedbirler alındı. 18 Şubat 1890 tarihli “Redif Debboylarında İstihdam Edilecek Efrad-ı Askeriye Hakkında Nizamname” ile redif depolarındaki silah, elbise, mühimmat vesaire teçhizatın iyi bir şekilde muhafazası için yeterli miktarda askerin görevlendirilmesine karar verilmiştir. Bu düzenlemelerin dışında özellikle Ermeni isyanlarının olduğu bölgelerde asayişi sağlayabilmek için aşiretlerden ihtiyat süvari alayları oluşturulmasına karar verilmiştir. 20 Kasım 1890 tarihinde çıkartılan “Hamidiye Süvari Alaylarına Dair Kanunname” ile mensuplarını Kürtlerin oluşturduğu alaylar kurulmuş ve bu alaylara “Hamidiye Alayları” adı verilmiştir. 1903 yılının Ocak ayında yürürlüğe giren yeni bir nizamname ile her ilde piyade ve süvariden oluşan jandarma alaylarının kurulması kabul edilmiştir. Ayrıca jandarma alaylarına bağlı olmak üzere bazı vilâyetlerde seyyar jandarma taburları oluşturulmuştur.
Yararlanılan Kaynaklar
İsmail Efe, Orduda Islahat Ve Ordu Müfettişlikleri (1908-1920)
Yusuf Halaçoğlu, XIV-XVII. Yüzyıllarda Osmanlılarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı
Kaşgarlı Mahmud, Divanü Lügati’t-Türk
İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Cilt:1
Mithat Sertoğlu, Resimli Haritalı Mufassal Osmanlı Tarihi, Cilt:5
Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu
Fuat Köprülü, Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri
Nafi Atuf Kansu, Türkiye Maarif Tarihi
Roderic H. Davidson, Küçük Kaynarca Antlaşmasının Yeniden Tenkidi
Auguste Boppe, On Sekizinci Asırda Fransa ve Türk Askerliği
Halil Cin ve Ahmet Akgündüz, Anayasa ve İdare Hukuku
Bülent Tanör, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri

*Bu çalışmanın tüm hakları, İsmail Efe’ye aittir.
*Bizimle iletişim kurmak için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.