Ekonomi Tarihi ve Spekülatif ve Balonlar (2008 Krizi)

Ekonomi Tarihi ve Lale Çılgınlığı

1634–1637 yıllarında Hollanda’da yaşanan Lale Çılgınlığı, tarihte görülen ilk spekülatif balon olarak bilinmektedir. 16. yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı İmparatorluğu Batı Avrupa ile lale ticaretine başlamıştır. Kısa zamanda bu laleler gerek parlaklık ve desenlerinden dolayı gerekse kokularından dolayı Hollanda’da zenginliğin bir göstergesi olarak görülmeye başlanmıştır. 1600’lü yılların ilk çeyreğinde artan lale talebiyle birlikte Hollanda’da ekim metotları geliştirilerek lale üretiminde bir artış yaşanmıştır. En değerli çiçekler “kırık” ya da “kırılmış” olarak bilinen ve normalden farklı olan bu laleler sadece arpacıktan çoğaltılabilmekteydi. Bununla birlikte bu arpacıkların sınırlı sayıda bulunması lale üretiminin hızlı üretilmemesine ve lalelerin değerinin artmasına neden olmuştur. Artan talep ve fiyatlar nedeniyle lale ticareti ilerleyen zamanlarda karlı bir iş olarak görülmüş, insanlar para kazanma amacıyla lale işine atılmışlardır. Sonuç olarak daha çok insan geldikçe fiyatlar artmış ve lale ticareti daha da cazip hale gelmiştir.

1630’lu yıllarda lale soğanı ticareti Hollanda borsalarında önemli bir yeri bulunmaktaydı. Çılgınlık öyle bir noktaya ulaştı ki insanlar artık lale soğanı almak için ellerindeki varlıkları satmaya başlamışlardır. 1635 yılında 40 adet lale 100.000 Florin karşılığında müzayedesi yapılmıştır. Bu paranın modern anlamda karşılığı tam olarak bilinmese de o günlerde yetenekli bir ustanın yıllık maaşının yaklaşık 150 Florin civarı olduğu söylenebilir. Kırık lalelerin yetişme koşulların çok zor olmasından dolayı lalelerin üretimi ve ödeme koşulları karşısında üreticiler zor durumda kalmışlardır. Bununla birlikte Hollanda’nın kuzeyindeki önemli bir şehir olan Harleam’da düzenlenen lale fuarına ilginin az olması ve açık arttırmada satılan lalelere olan ilginin hızlı bir şekilde azalması, 1637 yıllının sonlarına doğru bu piyasadaki endişeleri arttırmış ve lale tüccarları artık soğanlar için müşteri bulamamasına neden olmuştur. 1739 yılın gelindiğinde en değerli arpacıkların fiyatları bile oldukça değersizleşmiş ve fiyatı 0.1 Florin’e kadar düşmüştür.

Güney Denizi Balonu

Güney Denizi Balonu 1719-1920 yılları arasında monopolist bir yapılanmayla oluşan şirketin, İngiltere hükümetinin borçlarını üstlenmesin dolayı şirketin hisse fiyatlarının olağan dışı artması sonucu ortaya çıkmıştır. Ayrıca literatürde ilk hisse senedi balonu olarak da bilinmektedir. Krizin temelinde İngiliz hükümetinin İspanya ile savaş sırasında edindiği borcu yönetme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. İngiltere ve İspanya arasında imzalanan Utrecht Antlaşması, İngiltere’ye İspanya’nın Amerika’daki topraklarına düzenli aralıklarla ticaret gemileri gönderme hakkını vermiştir. Güney Denizi Şirketi de bu amaçla kurulmuş ve hükümetin borçlarının kapatılması için İspanya’nın Güney Amerika kolonileriyle ticaret yapması sağlanmıştır. Güney Denizi Şirketi’nin İngiltere’nin o yıla kadarki en büyük ve en tanınmış iş girişimlerinden birisi olması ve hükümet borçlarını kapatmak için çok az sayıda şirketin teklifte bulunması sonucunda Güney Denizi Şirketi dünya üzerinde potansiyeli en yüksek olan tekel olarak algılanmasına neden olmuştur. Böylelikle şirketin imajından etkilenen birçok yatırımcı bu şirketin hisselerine sahip olmak istemiş ve bu yıllarda bunu yapmak büyük bir moda
haline gelmiştir.

1718 yılına gelindiğinde, İspanya ile İngiltere arasında çıkan savaş, deniz trafiği olasılığını zedelemiş olsa da Güney Denizi Şirketi’ne yatırım yapan insanların zenginlik hayalleri devam etmiştir. Sonunda şirketin söz konusu faaliyetlerden gelir elde edemeyeceği anlaşıldığında, şirket yönetimi alternatif girişimlerle varlığını devam ettirmeye çalışmıştır. Gerçekçi olmayan bekleyişler sunulması, yatırımcılar ile spekülatörleri harekete geçirmiş ve hisse fiyatlarının önlenemez şekilde artmasına neden olmuştur. İngiltere kralının ulusal borcun 2 milyon £ azaltılması amacıyla şirkete yaptığı teklif şirket tarafından sermaye stokunun %5’lik bir faiz oranının düşürülmesi karşılığında kabul edilmiştir. Bu teklifin kabul edilmesi sonucu, şirket etkinliğini arttırmak amacıyla yeni yollar aramaya başlanmış ve ülkenin tüm borcunun şirket tarafından ödenmesi karşılığında haziran ayına kadar faiz oranı %5 oranında sonrasında ise %4 oranında olacak şekilde hükümetle anlaşmaya varılmıştır.

Gelişen bu olaylar sonucunda 1720 yılında şirket hisselerinin değeri yükselmeye başlamış ve hisse senedi değerleri 130 £’tan 400 £’a yükselmiştir.

İspanya ve İngiltere arasında barış ve ticaretin devam etmesi amacıyla müzakereler düzenlediğine dair söylentilerin yayılması sonucu yatırımcılar gerçekçi olmayan beklentilerine devam etmiş ve şirket yönetimi yatırımcıların zihniyetinde ihtişamlı bir şirket yaratarak şirketin cazibesini devam ettirmeye çalışmıştır. Fakat ticari faaliyetleri hemen hemen durma aşamasına gelen şirketin karları hisselerine kıyasla aşırı derecede az olduğu fark edilince, kaçınılmaz son kendisini göstermeye başlamıştır. Spekülatif balon aşamalarında önemli bir durum olan içerdekiler ve politikacılar arasında yolsuzluk bu süreçte oldukça yaygındır. Başta şirket yöneticileri olmak üzere pek çok yatırımcı, fiyatlar zirve noktasına ulaştığında hisse senetlerini satmıştır. Akabinde diğer yatırımcılar da şirket yöneticilerin yaptığı finansal hareketlerden şüphelenip hisselerini satmaya başlamıştır.

Büyük bir satış dalgasına dönen bu süreçte fiyatlar hızlıca düşmüş ve yatırımcılar panik havasına girmişlerdir. 1920 Temmuz ayında zirveye ulaşan hisse senetleri birkaç ay sonra 520 £’a kadar gerilemiş ve Ekim ayında 290 £’a kadar düşmüştür. Bu noktada İngiltere Merkez Bankası, bankacılık sektörünün istikrara kavuşması amacıyla “son çare borç veren” olarak görevi üstlense de bu krizin etkileri uzun süre devam etmiştir. Uzun süre süren krize karşılık İngiliz hükümeti gelecekte oluşacak spekülatif balonlara karşı yeni iş girişimleri ve anonim şirketlerini oluşturma konusunda sınırlar getirmek amacıyla “Buble Act” adında yasa düzenlemiştir.

Demiryolu Çılgınlığı

Demiryolu Çılgınlığı, Sanayi Devrimiyle yaşanan teknolojik gelişmeler sonrası İngiltere’de demiryolu yatırımlarının aşırı karlı bir yatırım olarak gösterilmesi sonucu meydana gelmiştir. 1830 yılında Liverpool ve Manchester arasında dünyanın ilk modern şehirler arası yolcu ve yük taşımacılığı demiryolu açılmış ve bu yıllarda fonları devlet tahvillerine yönlendirmek amacıyla İngiltere Merkez Bankası yüksek faiz politikası uygulamıştır. 1840’lı yılların ortalarına doğru ekonomide yaşanan iyileşmelerle birlikte İngiltere Merkez Bankası faiz oranlarını azaltma kararı almış ve düşen faiz oranlarıyla birlikte yatırımcılar, daha iyi bir getiri sağlayan finansal araçlar aramaya başlamışlardır. Bu amaçla yatırımcılar, yeni bir sanayi talebinin bir sonucu olarak yükselen demiryolu şirketlerine yatırım yapma kararı almışlardır. Bununla birlikte 18. ve 19. yüzyılda
yaşanan sanayideki devrimsel gelişmeler, tasarruflarını İngiliz şirketlerine yatırım yapan zengin orta sınıfın oluşmasına neden olmuştur. Bu yıllarda gelişen teknoloji ve artan yatırımlarla demiryolu şirketleri kendilerini güvenilir, sağlam girişimler olarak tanıtılmasında büyük bir etkiye sahiptir.

Demiryollarına yapılan yatırımların en büyük sebebi, demiryolu vasıtasıyla taşınacak olan ürünlerin daha az maliyetle ulaştırılabileceği düşüncesiydi. Böylece ulaştırma maliyetleri azalacağından, ulaşım daha ucuz hale gelecekti. Bu iyimser beklentiler içerisinde birçok yatırımcı demiryolu şirketlerine yatırım yapmış ve şirketlerin hisse senetleri giderek artmıştır. Fakat 1845 yılında İngiltere Merkez Bankası’nın faiz oranlarını yükseltmesiyle birlikte borçlanma maliyetleri oldukça artmış ve istenilen hedefe ulaşılamamıştır. Zamanla oluşturulacak demiryolu güzergahın ticari olarak elverişli olmadığı ortaya çıkmış ve demiryolu şirketlerinin mali yönetimi iyi
yapamaması sonucunda piyasada aşırı iyimser spekülasyonlar olduğu fikri yayılmaya başlamıştır. Bu süreçte fiyatlar azalmaya başlamış ve fiyatların normal seviyeye gelmesiyle birlikte bütün yatırımlar durmuş, birçok şirket ve yatırımcı paralarını geri alma ümitlerini kaybetmiştir. 1847 yılında patlayan balon sonucu Sanayi Devrimi ile
zenginleşen orta kesimin bir kısmı fakirleşmiş ve en büyük demiryolu şirketleri iflas etmiş, demiryolu hatlarının büyük bir bölümü inşa edilememiştir.

ekonomi tarihi ve spekülatif balonlar
ekonomi tarihi ve spekülatif balonlar

Dot-Com Balonu

Dot-Com balonu 1990’lı yıllarda teknolojik gelişmelerin armasıyla internet ağlarının kullanımın artması sonucu birçok yatırımcının iyimser beklentiler doğrultusunda NASDAQ Endeksi adı verilen bilgisayar ve yazılımı, internet hizmetleri, telekomünikasyon gibi faaliyet alanlarında bulunan “Yeni Ekonomi” algısıyla oluşturulan şirketlerin bulunduğu borsada görülmüştür. Balonun ilk aşaması, ucuz maliyetli fiber optik telekomünikasyon altyapınsın kurulması ve kullanılmasıyla başlamıştır. İkinci aşaması ise büyüyen ağ ve internetle birlikte bu hizmetleri sağlamak amacıyla sayısız teknoloji şirketlerinin oluşturulmasıyla başlamıştır.

1990 yılların başlarında Amerika Merkez Bankası tarafından düşük faiz politikası uygulanmış olması, “Yeni Ekonomi” şirketlerine yatırım yapmak için gerekli olan başlangıç sermayesinin düşük maliyetlerle yapılmasına neden olmuştur. Oluşan bu iyimserlik ortamı yatırımcıların kâr güdülerini tetiklemiş ve boğa piyasasına olan yönelimi hızlandırmıştır. Bu yıllarda ‘Dot-Com’ şirketleri kar etmemiş olsa bile oluşan güven çevresinde bu şirketlere büyük paralar yatırılıyordu. Şirketlerin elde ettikleri yatırımlara güvenmesi ve iyimser beklentiler doğrultusunda şirketler, milyonluk reklam harcamaları, çalışanlarını lüks tatillere yollama gibi birçok yüksek maliyetli faaliyetlerde bulunuyordu. Bunula birlikte “Yeni Ekonomi” algısıyla, gelecekteki ekonomi için hızlı ve geniş çaplı bir iletişim ağına gerek olduğuna düşünen ‘Dot-Com’ şirtketleri fiber optik ağına büyük yatırımlar yaparak büyük borçlara girmiştir. İlerleyen zamanlarda bu start-upların büyük bir bölümünün sağlam iş planlarının bulunmadığı keşfedilmiş ve birçok şirket büyük kayıplar bildirmeye başlamıştır.

Bu dönemde Amerika Merkez Bankası’nın faiz oranlarını giderek yükseltmesiyle birlikte bu şirketlerin borçlarını internet üzerinden yapılan hisse senetleri alım satımlarının aşırı değerlendiği anlaşılmış ve spekülatif bir balonun
tüm piyasaya yayıldığı fark edilmiştir.

Piyasada oluşan panik havası büyük çaplı hisse satış dalgasına neden olmuş ve Mart 2000 tarihinde spekülatif balon patlamıştır. Bu süreçte NASDAQ Endeksi 5000’den 2000’e kadar gerilemiştir. Sonuç olarak teknoloji firmalarına yatırım yapan pek çok kişi sahip olduğu varlıkların tamamına yakın bir bölümünü kaybetmiş, işsizlik oranları artmış ve ekonomi durgunluk dönemine girmiştir.

2008 Mortgage Krizi

Amerika’da 2000 yılında yaşanan teknoloji krizinden sonra yaşanan durgunluğun bir sonucu olarak Amerika Merkez Bankası kısa vadeli faiz oranlarını düşürmeye başlamıştır. Düşen faiz oranıyla 2002 yılında enflasyon oranı %1,14’e kadar gerileyerek ülke ekonomisindeki en düşük enflasyon oranlarından biri haline gelmiştir. Düşük faiz oranları ve enflasyon sonucu yatırımcılar, konut satın alma fırsatları yakalamış, gayri menkul fiyatları hızla artmaya başlamıştır. Artan gayri menkul fiyatları, piyasada önemli bir yatırım fırsatı olarak görülmüş ve bu yıllarda insanlar birden fazla ev satın almıştır. Sadece 2003 yılında 1,8 milyon müstakil konut inşaatı başlatılmış ve 2002-2005 yılları arasında konut inşaatı ekonomiye büyük katkılarda bulunmuştur. Finans kuruluşları ise bu dönemlerde düşük faiz oranlarına güvenerek kar amacıyla çok daha fazla risk almışlardır. Bu amaçla sürekli geliri olmayan ve ödeme riski yüksek olan hane halklarına yönelik subprime adı verilen ipotekli konut kredileri verilmeye başlanmıştır. Finansal kuruluşların aldıkları risklerle birlikte faiz oranlarının düşük olması, alt kesim için veriler kredi hacminin giderek artmasına neden olmuştur. Artan konut talebiyle birlikte tüketicilerin harcamaları artması sonucu 1998-2005 yılları arasında tasarruf oranı %5,2’den %1,’4’e düşmüştür.

Bununla birlikte kriz öncesi dönemde bankalar, hane halkına verdiği kredileri arttırmak amacıyla kendilerine fon arayışına girmiş ve bunun sonucunda piyasaya türev ürünler adı verilen, değeri hisse senedi, altın, emtia gibi birçok finansal varlığın üzerindeki değişimlere göre değişen ürünleri piyasaya sürmüşlerdir. Böylece kredi risklerini transfer edecek bir imkan bulmuşlardır. Türev ürünler üzerinde sıkı bir denetim mekanizması olmayışı bir bilgi asimetrisine neden olmuş ve krizinin oluşmasında önemli bir rol oynamıştır. Riski devretmek için kullanılan bu araçlar, finansal kuruluşlar arasında hızla el değiştirmiş ve kendisi başlı başlına bir risk unsuru oluşturmaya başlamıştır.

2004 yılında Amerika Merkez Bankası faiz oranlarını yükseltmesi krizin başlamasının en büyük etkenlerinden biri olmuştur.

Bu yılda yaklaşık olarak %1 olan faiz oranı 2006 yılında %5,25 seviyesine ulaşmıştır. Artan faiz oranları sonucu birçok subprime kredisi alan borçlular kredilerini geri ödeyemeyecek duruma gelmiştir. 2007 yılına geldiğinde konut piyasası durma noktasına gelmiş ve geri ödenemeyen subprime kredileri toplam subprime kredilerin %16’sını oluşturmuştur. 2007’de başlayan kriz, türev araçların hızlı el değiştirmesinden dolayı diğer sektörlere de sıçramıştır. Menkul kıymetleştirme piyasalarındaki çöküş kredi kartları, taşıt kredileri, öğrenci kredileri ve küçük işletme kredileri için finansman erişimini kısıtlamıştır. Bu kredilerin azalması ise ekonomide büyük bir daralmaya neden olmuş ve şirketler maliyetleri azaltmak amacıyla işten çıkarmalara başvurarak işsizlik oranının artmasına neden olmuştur. İşsizlik oranı arttıkça ipoteklerini karşılayamayan aile sayısı da artmıştır. Böylelikle milyonlarca ipoteğe el koyulmuş ya da evler bankalara teslim edilmiştir. Sonuç olarak yaşanan kriz ekonomide büyük bir durgunluk yaşanmasına sebep olmuştur.

Konut fiyatlarının hızlı düşüşü ve hane halkının borçlarını ödeyememesi kriz öncesi dönemde türev ürünleri yoğun bir şekilde kullanan Lehman Brothers’ın batma konumuna gelmesine sebep olmuştur. Bu durum Lehman Brothers’tan alacaklı konumda olan bankalar için büyük bir risk algısı ortaya çıkmasına neden olmuş ve bankalardan alacaklı olan kişiler paralarını bir an önce çekmek isteyerek bankaların bulundukları konum daha kötü hale gelmiştir. Bu süreç büyük bir iflas dalgasına sebep olmuş ve Citigroup, Morgan Stanley ve American International Group gibi büyük şirketlerin iflas etmesine neden olmuştur.

Bu yazımız da ilginizi çekebilir:

Amerikan Dolarına Karşı Çin Yuanı’nın Geleceği

Ekonomik Büyüme Nedir?

Kaynak

Edami Befa Özkarakoç, Finansal Piyasalarda Spekülatif Balonların Sınanması

*Bu çalışmanın tüm hakları, Edami Befa Özkarakoç’a aittir.

*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.