içinde , ,

Ekonomik Krizlerin Sebepleri Ve Ortaya Çıkış Süreçleri

Ekonomik krizlerin türlerini, modellerini detaylı bir şekilde aktarmaya çalıştıktan sonra, genel olarak ekonomik krizlerin nasıl ortaya çıktığını ve bu krizlerin ortaya çıkmasında hangi nedenlerin etkili olduğunu ortaya koyabilmek gerekmektedir. 1990 yılı sonrası Türkiye’de ortaya çıkan ekonomik krizlerin yoksulluk ile ilişkisini ele alan çalışmanın bu kısmında, ekonomik krizlerin nasıl oluştuğu/ortaya çıktığını anlayabilmek için öncelikle, ekonomik krizlerin hangi sebeplerden dolayı ortaya çıktığını ele almak daha faydalı olacaktır. Ekonomik krizlerin ortaya çıkış sebeplerinden bahsedilirken de, krizlerin ortaya çıkmasında etkili olan birtakım göstergelere de yer verilmesinin doğru ve yerinde olacağı düşünülmüştür.
Ekonomik Krizlerin Sebepleri
Türkiye’de yaşanmış önemli krizlerin ortak sebeplerini açıklayabilmek, ekonomik krizlerin sebeplerini ortaya koyabilmek ile daha kolay olacaktır. Bu konuyu açıklığa kavuşturabilmek için de, gelişmekte olan ülkelerin piyasalarında meydana gelen krizlerin sonuçlarına ve istatistiksel göstergelerine ihtiyacımız vardır. Türkiye’de son yıllarda yaşanmış olan krizler, genellikle döviz veya bankacılık kaynaklı krizlerden oluşmaktadır. Bu yüzden krizlerin ortaya çıkmasında etkili olan göstergeler de, genellikle döviz rezervi veya döviz üzerinden yapılmakta olan sermaye hareketleri ile ilişkili olmaktadır. Bu duruma dayalı olarak ortaya çıkan göstergeler değişik iktisatçı ve yazarlar tarafından ele alınmakla birlikte, bu göstergeleri ekonomik krizlerin sebepleri olarak ele alabiliriz. İlk olarak Uygur’un, 2000 Kasım-2001 Şubat krizlerini incelerken ortaya çıkartmış olduğu kriz göstergeleri şunlardır:
* Kısa Vadeli Dış Borç/ Döviz Rezervi
* Cari Açık/ Döviz Rezervi
* Cari Açık/ GSYİH
* Toplam veya Kısa Vadeli Dış Borç/ İhracat
* Bankacılık Kesimi Açık Pozisyonu/ Döviz Rezervi
* Banka Kredisi/ Döviz Rezervi
* Para Arzı/ Döviz Rezervi
* Yerli Paranın Değer Kazanması
* Sermaye Hareketlerinde Dalgalanma
* Dış Borç Faizinde ve Risk Priminde Yükselme/ Dalgalanma
* Kısa Vadeli İç Faizde Dalgalanma
Bu ekonomik krizlere sebep olan göstergelerden bazıları Toprak tarafından ele alınarak yorumlanmıştır. Bu yorumları kısaca şu şekilde açıklayabiliriz :
* Kısa vadeli dış borç/ döviz rezervi: Bir ekonomide meydana gelen kısa süreli faizler, o ülke ekonomisindeki para politikasının bir göstergesi olmaktadır. Türkiye’de döviz, faiz ve borsa bu anlamda birbirinden ayrılamayan üçlü bir ilişkiyi oluşturmaktadır. Kısa vadeli faiz oranları, IMF programının süresine bağlı olarak dış kaynak girişimine daha duyarlı hale gelmiştir. Bu duruma bağlı olarak gecelik faiz oranlarında meydana gelen dalgalanmaların büyüklüğü, krizlerin habercisi olmaktadır. Türkiye’deki gelişmeyi bu duruma örnek gösterecek olursak; 2000 yılında kısa vadeli dış borçların döviz rezervine oranı yaklaşık olarak 1 civarında iken, 2000 yılı sonunda 1,5’a yaklaşmıştır.
* Cari açık/ döviz rezervi, cari açık/ GSYİH: Döviz rezervinde bir azalma meydana gelir, cari açık da artış gösterirse, doğal olarak cari açığın döviz rezervine oranında bir artış meydana gelir. Mesela, cari açığın döviz rezervine oranı 1999 yılında % 5,9 iken, bu oran 2000 yılının sonunda % 50’ye ulaşmıştır. Bir ülkenin ulusal parasının reel olarak % 25’e ulaşarak değer kazanması, cari açık/yurt içi milli gelir oranının da % 4’e ulaşması demek, o ülkenin krize girmekte olduğunu gösterir.
* Döviz kurunun değer yitirmesi/ yerli paranın değer kazanması: Ayarlanabilir sabit kur sisteminin uygulanmasından dolayı, 2000 yılı boyunca TL, döviz karşısında değer kazanmaya devam etmiştir. Bu durumda bir ülke, ekonomisini düzeltmeye çalışan bir program uyguladığı takdirde, o ülkede maalesef olması gereken durumların aksine gelişmeler meydana gelecektir. Eren ve Süslü ise, ekonomik krizlerin meydana gelmesinde etkili olan bu göstergeleri; ekonomik krizlerin doğacağı konusunda beklentileri beslemekte olan ‘’Ön göstergeler’’ ve krizlerin boyutları/büyüklüğü hakkında bilgi verebilecek ‘’Temel göstergeler’’ olmak üzere iki şekilde incelemiştir. Bu göstergeler şunlardır:
* Ön göstergeler: Reel kurun aşırı değer kazanması, M2 (vadeli mevduat) para arzının uluslararası rezerv oranında veya cari açıkların GSMH’ye oranında meydana gelen aşırı yükselmeler gibi.
* Temel göstergeler: Döviz kurlarında meydana gelen aşırı dalgalanmalar, gecelik faiz oranlarında meydana gelen yükselmeler, döviz rezervlerinde önemli miktarlarda meydana gelen azalmalar gibi.
Krizlerin doğmasına yol açan bu göstergelerden kısaca bahsettikten sonra, ekonomik krizlerin sebeplerini bazı yazarlar tarafından şu şekilde açıklayabiliriz:
Ekonomi dizisinde en çok genel kabul gören yazarlardan olan Mishkin’e göre ekonomik krizlerin temel sebepleri;
* Faiz oranlarının yükselmesi, belirsizliklerin artması, varlık piyasalarının bilanço üzerindeki etkileri, bankacılık sektöründe oluşan problemlerden oluşmaktadır.
Mishkin’e göre bu dört temel faktör, ekonomik krizlerin temelini oluşturmaktadır. Ancak bu çalışmada, Aslan Eren ve Bora Süslü tarafından ele alınan ekonomik krizlerin temel sebeplerinden yararlanılacaktır. Bu doğrultuda bu iki yazara göre ekonomik krizlerin genel olarak sebepleri şunlardır:
* Makroekonomik yapının sürdürülememesi
* Ters seçim ve ahlaki tehlike problemi
* Finansal liberalleşme
* Sürü psikolojisi
Makroekonomik Yapının Sürdürülememesi
Gelişmekte olan ülkeler son yıllarda dış kaynaklardan yararlanarak büyüme yoluna gitmişlerdir. Ülke hükümetleri sermaye kapasitesinin sınırlı olması, uzun süreden beri yeni reformlara ihtiyaç duyulması ve ekonominin dengesizleşmesinden dolayı uluslararası sermayeye yönelik politikaları uygulamaktadır. Bu durumda ülkelere sermaye girişini hızlandırabilmek için, para ve maliye politikaları etkili olmaktadır.
Para ve maliye politikalarının amacı dış sermayeyi çekebilmek olduğundan dolayı, ekonomiyi yöneten kişiler, kur kaybını minimize edebilmek ve bu durumda faiz oranlarından meydana gelen kayıpları alternatif yatırımlara oranla yüksek tutabilmek için faiz oranlarını yükseltmeleri gerekmektedir. 1990’lı yıllarda yaşanan deneyimlere bakıldığı zaman, sermaye hareketlerine açık olan ve yumuşak sabit kur sistemini izleyen gelişmekte olan ülkelerde bu durumlara bağlı olarak parasal krizlerde artışlara rastlanılmıştır. Sabit kur politikasının uygulanması ve faiz oranlarının yükselmesi sonucunda, uluslararası sermaye ülkelere çekilmeye çalışılmaktadır. Böylece, kısa süreli borçlanmalarda aşırı artışlar meydana gelir ve varlık fiyatları reel ekonomiden kaparak şişmeye başlar. Bu durum finansal sektörün zayıflamasına yol açar. Böylece piyasalar dengesizleşerek altüst olur ve yabancı yatırımcılar döviz kaybına uğrar. Durum böyle olunca, ülkeler krize sürüklenir ve sabit döviz kuru sisteminden esnek kur sistemlerine geçmeye çalışırlar. Ancak, esnek kur sistemlerinin de ülkedeki istikrarı bozma riski oldukça yüksektir. Bu yüzden sabit kur sisteminden çıkış zamanını iyi ayarlayabilmek gerekir.
Ters Seçim ve Ahlaki Tehlike Problemi
Bankaların müşterilerine kredi verebilmesi genellikle, ‘’Asimetrik Bilgi Problemi dediğimiz sorunlara yol açmaktadır. Bu durumun ortaya çıkmasında, bankalar borç verirken alıcılarının güvenli veya güvensiz olduklarını tam olarak ayırt edemezler.
Bu yüzden bankalar durum böyle olunca, bütün müşterilerine yüksek faiz uygulamak zorunda kalırlar. Bu tür uygulama sonucunda da ‘’Ters seçim’’ ortaya çıkmaktadır. Günümüzde ekonomik krizlerin en önemli sebeplerini; ahlaki tehlike problemi oluşturmaktadır. Ahlaki tehlike olarak adlandırılan bu terim, işlerin kötü gitmesi durumunda bedeli ödeyecek olan bir başka kişiyse eğer, riski alacak olan kişinin alacağı riskin ne kadar olacağına kara vermesi gerektiği her durum için kullanılmaktadır. Ahlaki tehlike probleminde tasarruf sahipleri, mevduatları bankaların devlet güvencesi altında olduğunu düşünerekten bu mevduatları izlememekte ve bu konuda hiçbir tedirginlik duymamaktadır. Bu durumda bankalar, devlet güvencesi altında riskli olan projeleri destekler ve genel olarak ekonomiyi krize sokarlar.
Finansal Liberalleşme
Son yıllarda Türkiye’de ve dünya ekonomisinde yaşanan ekonomik krizlerin belki de en önemli sebebini; finansal serbestleşme olgusu oluşturmaktadır. Küreselleşmek adına verilen mücadeleler, sermaye hareketlerinin değişmesine yol açmıştır. Kısa süreli spekülâtif bir hal alarak resmi kanallardan özel kanallara inen bu sermaye hareketleri, ülkelerin ekonomilerinde son derece oynaklıklara sebep olmaktadır. Gelişen bir ekonomide; gelir dağılımında adaletli olunması, fiyatlarda istikrarın sağlanması, katma değeri yüksek olan malların üretime sokulması, denk bütçe gibi makroekonomik şartlar sağlanmadan, finansal serbestleşmeye geçilirse eğer ülkeler, yarardan çok zarara uğrar. Bu durumda bir ekonomide yapısal ve kurumsal zayıflıklar söz konusu olursa, ekonomide sermaye hareketlerini sağlayabilecek olanaklar sınırlı olur ve bu durumda yüksek faizlerin sunulması ile kısa süreli sermaye akımları cezp edilmeye çalışılır. Bu durumda finansal serbestleşmeye dayalı olarak, ülkelerde kriz riski artar. 1990 yılından itibaren günümüzde meydana gelen ekonomik krizlerin belki de en önemli sebebini oluşturan bu finansal serbestleşmenin getirmiş olduğu olumsuzlukların temelinde şu hususlar bulunmaktadır :
* Finansal sistemin, finansal serbestleşmeye dayalı olarak düzgün bir şekilde işleyebilmesi için yeni finansal kurum ve araçlara ihtiyaç bulunmaktadır. Ancak, bu kurum ve araçların bulunması epey zaman almakta ve finansal akışının güçleşmesine sebep olmaktadır.
* Son yıllarda para üzerinden spekülâtif işlemlerle para kazanma amacında olan şirketler, olası risklere karşı bir önlem aracı olarak fonları düşünmüşler; ancak bu fonlar, uygulamada spekülâtif bataklıklara dönüşmekte ve fon piyasalarında olan bitenin ne olduğunu izlemeyi güçleştirmektedir.
* Para üzerinden para kazanma amacında olan bu şirketlerin devreye girmesi durumunda, piyasalarda kârın yüksek olması beklenmektedir. Bu beklentilerin, yabancı ve yerli olan sermayeler tarafından da desteklenmesi üzerine, rasyonel olması beklenilen davranışlar yerini sürü psikolojisine bırakarak olası krizlerin oluşmasına zemin hazırlamaktadır.
Sürü Psikolojisi
Bir ülkenin krize girmesine neden olan etken, o ülkenin ekonomik büyüklüklerinin sürekli kötüye gitmesi durumu etkili olmaktadır. İktisadi birimler, mevcut olan bu durumu rasyonel olarak düşündükleri takdirde spekülâtif ataklar krizleri meydana getirmektedir. Fakat iktisadi birimler, bu bilgileri rasyonel bir şekilde kullanmazsa yani ekonomide bir bozukluk varmış gibi hareket ederlerse, bu durum krizlerin oluşmasında bir başka sebebe yol açmaktadır. Bu durumun ortaya çıkmasında işte bu ‘’Sürü psikolojisi’’ etkili olmaktadır. Bu tür krizlerde para ve maliye politikalarının sonuçları değil de, bu politikaların iktisadi birimler tarafından nasıl algılandığı önem kazanmaktadır. Bu durumda bütün iktisadi birimler aynı anda aynı bilgiye sahip olmadıklarından, diğer iktisadi aktörlerin nasıl davrandıklarını izlemek durumunda kalırlar. Örneğin, bankaların mali durumları ve kararlarıyla ilgili bir spekülâtörün önemli bir bilgiye sahip olduğunu varsayalım. Bu yatırımcının sahip olduğu portföyünde bir değişiklik meydana gelir ve diğer yatırımcılar da bu durumu üzerine bu yatırımcının bilmediği bir bilgiye sahip olduğunu düşünerekten aynı eğilimi gösterdikleri anda, bu durum böyle sürer gider. İşte sürü psikolojisi dediğimiz bu durum, bu şekilde ortaya çıkmaktadır.
Ekonomik Krizlerin Ortaya Çıkışı
Kısa dönemde ortaya çıkan finansal krizler, genellikle yabancı kısa süreli olan fonların ülkeyi hızlı bir şekilde terk etmesiyle döviz kurlarında, enflasyon oranlarında ve faiz oranlarında ani yükselmeler meydana gelmekte ve bu durum kısa sürede üretim ve yatırım düzeylerinde azalmalara neden olarak reel sektörleri etkileyebilmektedir. Bir ülkede meydana gelen krizler, başta bu ülkenin yakın ekonomik ilişkiler içerisinde olduğu ülkeleri etkilemekle beraber, diğer ülkeleri de etkileyebilmektedir.
Krizlerin ilk olarak başladığı bu ülkelerde ihracat daralır, ihracatın daralması ile uluslararası finans piyasalarında tedirginlik artar. Bu durum, mevcut olan olumsuzlukları daha da arttırmakla beraber ortaya çıkan bu kriz, işgücü piyasalarından, sağlık-eğitim ve sosyal harcamalara kadar giderek yoksulluk ve gelir dağılımına doğru ilerlemektedir. Krizlerin ortaya çıkış süreci Koyuncu ve Şenses’e göre bu şekilde ele alınmıştır. Krizlerin ortaya çıkış sürecini bu şekilde aktaran bu iki yazardan sonra Toprak, ekonomik krizlerin ortaya çıkışını gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler bazında ele almıştır. Bu yazar, krizlerin ortaya çıkış sürecini; gelişmiş bir ülke olarak ABD’yi, gelişmekte olan ülkelerden de Latin Amerika ve Güneydoğu Asya’yı ele alarak açıklamıştır.
Gelişmiş bir ülke örneği olarak ABD’de meydana gelen ekonomik krizlerin ortaya çıkış süreci şu şekildedir: Bankaların bilançolarının kötüleşmeye başlaması, faiz oranlarını yükseltir, bu durumda borsada düşüşler ve belirsizliklerde artışlar meydana gelir ve sonuçta ters seçim ve ahlaki tehlike problemi ortaya çıkar. Bu duruma bağlı olarak, ekonomik faaliyetlerde bir düşüş meydana gelir ve banka panikleri artarak yine ters seçim ve ahlaki tehlike problemi ortaya çıkar.
Gelişmekte olan ülke örneklerinden Latin Amerika’da ve Güneydoğu Asya’da meydana gelen ekonomik krizlerin süreci ise şu şekilde işlemektedir: Yine banka bilançolarında kötüleşmenin meydana gelmesiyle, borsada düşüş ve belirsizliklerde artış meydana gelir. Bu duruma bağlı olarak, ters seçim ve ahlaki tehlike probleminde artış meydana gelir ve bununla birlikte, döviz krizleri oluşur. Döviz krizlerinin meydana gelmesi, ters seçim ve ahlaki tehlikeyi daha da arttırarak, ekonomik faaliyet düzeyinin azalmasına yol açar. Sonuçta bankacılık krizleri meydana gelir ve ters seçim ve ahlaki tehlikenin artması ile beraber, ekonomik faaliyetler daha da kötüleşir.
Ekonomik krizlerin oluşum sürecini bu şekilde ele alan bu yazara göre, bu süreci görsel olarak şu şekilde gösterebiliriz:
 

Ekonomik krizlerin oluşum sürecini ele aldığımız tablodan da anlaşılacağı üzere, bir krizin oluşumu; belirli olan finansal, sektörel, mali kaynaklı olan sebeplerin yanı sıra yabancı sermayeden de kaynaklanmaktadır. Bu şekilden de anlaşılacağı üzere ekonomik olan durumları politik, uluslararası ve diğer sebeplerden kaynaklanan unsurların etkilemesiyle, krizler kaçınılmaz bir hâl almaktadır. Dünya Bankası ( 1998 )’in yayınlamış olduğu bir rapora göre ise, bankaların vermiş olduğu kötü ödünçler, resesyonlar ve bir ülkenin ulusal parasında meydana gelen aşırı değer kayıpları ekonomik krizlerin bir sonucu olmaktadır.
Ekonomik Krizlerin Özellikleri
1990 yılında ve sonrasında ortaya çıkan krizlerin kendine has özelliklerinin anlaşılabilmesi için, 1990 yılından önce ortaya çıkan krizlerle karşılaştırabilmek gerekir. Bu sebepten dolayı yeni krizlerle eski krizleri; hızları, etki alanları, uygulanan politikalar ve finansman araçları bakımından incelemek ve farklı yanlarını ortaya koyabilmek gerekmektedir. 1990 yılı öncesinde ortaya çıkan krizler ile 1990 yılında ve sonrasında ortaya çıkan krizler arasında şu farklılıklar söz konusudur:
* 1930’lı yıllarda ortaya çıkan krizler, dünya ekonomisinde reel ve finansal piyasaları etkilediğinden dolayı küresel nitelikli olurken, 1980’li ve 1990’lı yıllarda ortaya çıkan krizler daha çok, ‘’Bölgesel’’ niteliklidir.
* Her üç dönemde de finansal araçlar önemli rol oynamaktadır. Ancak, 1920’li yıllarda uluslararası sermaye hareketlerine hâkim olan ülkelerden başta ABD olmak üzere, diğer ülkelerin finansal araçları ‘’Devlet tahvilleri’’ olurken; 1970’li ve 1980’li yıllarda ise, bu tahvillerin yerine ‘’Banka finansmanı’’ geçmiştir. 1990’lı yıllarda ise krizlerin rol oynadığı finansal araçlar, ‘’Hisse senetlerinden’’ oluşmaktadır.
* 1930’lu yıllarda ortaya çıkan krizlere, ülke hükümetleri ve Merkez Bankası çok az müdahale edebilirken; 1980’li ve 1990’lı yıllarda ise, borç veren ülkeler bankacılık sisteminde risklerle karşı karşıya kaldıklarından, bu yıllarda ortaya çıkan krizlere başta IMF olmak üzere, uluslararası bütün kuruluşlar çabuk ve etkili müdahalelerde bulunabilmişlerdir.
* Krizlere karşı borçlu olan ülkeler her üç dönemde farklı tepkiler vermişlerdir. Bu duruma bağlı olarak, 1930’lı yıllarda mal piyasaları ve finansal piyasalar ortadan kalktıktan sonra sermaye ithal eden ülkeler, bu yıllarda yabancı piyasalara olan bağlılıklarını ve dışa olan yükümlülüklerini azaltabilmek için ‘’İthal ikameci politikalara’’ yönelmişlerdir. 1980’li yıllarda ise, liberalleşme hareketlerinden dolayı ülkelerin dışarıya olan yükümlülükleri azalmakta ve ihraç piyasalar varlığını sürdürdüğünden dolayı ithal ikameci politikalar artık çok cazip gelmemektedir. 1990’lı yıllarda ise, hükümetler eskisi kadar yabancı fonlara yönelmediklerinden yabancı sermayenin girişlerini sterilize edebilmek (arındırabilmek) için de sıkı para politikalarına yönelmişlerdir.
* Son farklılık krizlerin çözümüne yönelik olmakla birlikte; ödemeler dengesi krizlerinde krizlerin çözümüne yönelik olarak devalüasyonla beraber sıkı para ve maliye politikaları uygulanırken; finansal krizlerde ise, para arzını arttırıp, faiz oranlarını düşürmeye yönelik bir çözüm ortaya çıkmaktadır. Oysa bu düşen faiz oranları borcu olan ülkelerin borç yükümlülüklerini azaltırken, ödemeler dengesi krizlerini daha da kötüleştirmektedir.
Genel olarak ekonomik krizlerin özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz :
* Krizler, aşırı üretimden kaynaklı olarak ortaya çıkan bir olgudur.
* Krizler genel olmanın yanı sıra, genelleştirilebilir özelliktedir.
* Krizler zaman zaman meydana gelebilirken, krizlerden geri dönebilmek de mümkündür.
* Krizler kapitalist sistemle bütünleşmiş olmakla birlikte, kapitalist sistemin de ayrılmaz birer parçasıdır.
* Krizler, aniden ve beklenmedik bir zamanda ortaya çıkarlar.
* Krizler; kamu harcamalarının yükselmesi ve bütçe açıklarına sebep olan hiperenflasyon sorununu meydana getirirken; yükselen cari açıkların önlenememesi sonucunda yapılan devalüasyonlar şeklinde de ortaya çıkabilir.
* Krizler, önceden tahmin edilemez.
* Krizler, bulaşıcı hastalıklar gibi anında yayılabilirler.
* Krizler, tekrardan gündeme gelebilir.
* Krizler, kısa veya uzun süreli olarak ortaya çıkmaktadır.
* Kriz kelimesini her duyduğumuzda, genel olarak yaşantımızı tehdit eden ve tehlikeye sokan olumsuz durumlar olarak adlandırırız. Fakat krizler; yeri geldiğinde bizlere fırsat sunar, imkân tanır ve bazı şeylerin farkına varmamızı sağlar. Bu doğrultuda krizleri her daim, olumsuz olarak adlandırmamız doğru değildir.
Yararlanılan Kaynaklar
Hande Aslan, 1990 Yılı Sonrası Ortaya Çıkan İktisadi Krizler, Bu Krizlerin Yoksulluk Üzerine Etkileri Ve Çözüm Önerileri Üzerine Bir Çalışma
Ercan Uygur, Türkiye’de Ekonomik Kriz: Oluşumu, Seyri ve Geleceği, İktisat İşletme ve Finans Dergisi, Cilt:9
Orhan Bilge, Ekonomik Krizlerin Yoksulluk Üzerine Etkileri
Metin Toprak, Küreselleşme ve Kriz
Tülay Arın, Krizin Yapısı ve Geleceği
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Hande Aslan’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Yazan Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sürgün, Katliam Ve Asimilasyon Politikaları İçerisinde Bir Varolma Savaşı: Karaçay Türkleri

Geçmişten Günümüze Ülkelerin Nükleer Silah Kapasiteleri