Emanuel Karasu: Hayatı, Faaliyetleri Ve Hakkında Söylenenler

Emanuel Karasu Kimdir ?

Emanuel Karasu’nun doğum tarihi hakkındaki bilgiler net değildir. EJd’ye göre, Emanuel Karasu, 1862 yılında Selânik’te doğmuştur. Edhem Eldem ise, EJd’de verilen 1862 yılının doğru olamayacağı yönünde, bazı belgelere ulaşmıştır. Eldem, bu konudaki bilgileri Karasu’nun 1921 ve 1926 tarihli pasaportlarına dayandırmaktadır. Edhem Eldem, Karasu’ya, 1921 yılında, İtalya tarafından verilen pasaportun, Roni Margulies’da bulunduğunu dile getirmiştir.
Edhem Eldem, Karasu’nun 1926’da tekrar bir pasaport talebinde bulunduğunu, bunun üzerine, İstanbul’daki İtalyan Konsolosluğu tarafından bir pasaport verildiğini belirtmiştir. Edhem Eldem, 15 Eylül 1926 tarihli pasaportun, önceki pasaportun bilgilerini teyit etmekle birlikte, bazı yeni bilgiler de içerdiğini belirtmektedir. Buna göre, Eldem, bir yıllık müddeti bittikten sonra, 5 Eylül 1927 tarihinde aynı makam tarafından bir yıllığına uzatılan bu pasaportta Karasu’nun doğum tarihinin kesin bir şekilde 1863 olarak yazıldığını bildirmektedir. Yine Edhem Eldem, EJd’nin verdiği 1862 tarihinin 1863 olarak düzeltilmesi gerektiğini söylemiştir. Şu anda elimizde başka bir bilgi olmadığına göre bu bilginin doğru kabul edilmesinde bir mahzur yoktur.

Emanuel Karasu’nun Eşi, Ailesi Ve Çocukları

Emanuel Karasu’nun ailesinin 1492‘de İspanya’dan sürülmüş ve Sultan II. Bayezid’in (1481-1512) izniyle Selânik’e yerleşmiş Sefarad Yahudileri’nden olduğu belirtilmektedir. “Karasu’nun da mensubu olduğu dünya Yahudileri’nin onda birlik bölümünü teşkil eden Sefaradlar, Türkiye Yahudileri’nin çoğunluğunu oluşturmuşlardır.”
Karasu’nun anne ve babası hakkında detaylı bir bilgi yoktur. Hâriciye Nezâreti Evrâk Müdüriyeti Sefâret-i Ecnebiyye (Dışişleri Bakanlığı Yabancılar Evrâk Müdürlüğü Elçiliği) tarafından, 22 Temmuz 1920’de, yazılan bir takrîrde Emanuel Karasu’nun babasının adı İsrail olarak geçmiştir. Roni Margulies, Karasu’nun 1921 pasaportunda babasının adını, Asriel olarak okumuştur. Edhem Eldem ise, 1926 pasaportunda açık bir şekilde – ve mana teşkil edecek surette “fu Uziel”, yani müteveffa Uziel olarak gördüğünü zikretmiştir. Eldem, aynı tarihli pasaportta annesinin adının, Sunbule Assack (?) diye geçtiğini belirtmiştir.
Görülüyor ki; hem yukarıda bahsedilen takrirde hem de iki pasaportta, birbiriyle uyuşmayan bilgiler mevcuttur. Roni Margulies’tan sonra aynı konuda bir makale yazan Edhem Eldem’in yazdıkları daha güvenilir gözükmektedir. Karasu’nun ailesinin diğer fertlerine gelince, Roni Morgulies’un 1995’teki tespitine göre, Emanuel Karasu’nun torunları olarak Türkiye’de sadece üç akrabası vardır. Bu kişiler, Emanuel Karasu‘nun kızı Frida’nın bir kız çocuğu ile kız kardeşi Benuta’nın iki torunundan ibarettir. Büyük Osmanlı Arşivi (BOA)’ndeki belgelere göre, Karasu’nun evli ve çocuklarının olduğu anlaşılmaktadır.

Karasu Hakkında Bilgiler

Emanuel Karasu’nun eşi Bella Karasu hakkındaki bilgiler; Emanuel Karasu, 2 Teşrîn-i Evvel 1334 (2 Ekim 1918) tarihinde verdiği dilekçenin Selânik vilâyetinin 22 Nisan 1325’deki (7 Mayıs 1909’daki) 24 numaralı tahrîrat melfûfunda (resmî ekinde) gerek kendisinin, gerekse eşi Bella’nın, Selânik’in Karahacıoğlu Mahallesi’ne âit 101 numaralı evde oturduğu yazılıdır. Aynı belgede, Karasu’nun eşi Bella’nın Selânik doğumlu olup, babasının adının Matatya Efendi olduğu belirtilmiştir. Bella Karasu, Teşrin-i Evvel 1337/ 5 Ekim 1921’de Karasu’nun zevcesi Bella’nın terk-i tâbiiyyet istid‘âsına dâir tâbiiyyet müzekkeresinden anlaşılacağı üzere Osmanlı vatandaşlığını terk ederek İtalya vatandaşı olmuştur.
Karasu’nun erkek çocukları hakkındaki bilgiler; Hâriciye Nezareti Evrâk Müdüriyeti Sefâret-i Ecnebiyye tarafından, 22 Temmuz 1920’de, yazılan bir takrîrde Emanuel Karasu’nun oğlu Azrail, İsak ve David’dir. Edhem Eldem’in Karasu’nun ailesinden edindiği bilgilere göre, Karasu’nun altı çocuğu vardır. Karasu’nun iki pasaportunda da birbiriyle örtüşmeyen bilgilerin olduğunu belirten Eldem, 1926 tarihli pasaportta Karasu’nun Ester ve Moisé adlı iki evladının olduğunun anlaşıldığını dile getirmiştir. Eldem, aynı pasaportta fotografı da bulunan Karasu’nun Ester Carasso adlı kızının, 1909 İstanbul doğumlu olup 17 yaşında olduğunu oğlu Moisé Carasso’nun ise, 1914 İstanbul doğumlu olup 12 yaşında olduğunu yazmıştır.

Edhem Eldem’e göre, Karasu’nun 1921 tarihli pasaportunda, Nelly isminde bir kızı daha görünmektedir. Eldem, ailenin de Karasu’nun Nelly adında bir kızı olduğunu teyid ettiğini belirtmiştir. Eldem aynı makalede, Karasu’nun oğluyla ilgili verdiği bilgide, onun 1921 tarihli pasaportunda, Moisé adının geçmediğini belirtmiştir. Eldem’in bunların dışında edindiği bilgilerde üç kızı ve üç oğlu vardır. Emanuel Karasu‘nun kızı Frida, İda ve Nelly’dir. Karasu’nun oğullarının isimlerinin, David, Albert, Matteo olarak anlaşıldığını belirten Eldem’e göre, Karasu’nun iki pasaportundaki farklı bilgiler beraberinde şu soruyu akla getirmektedir:
1921 yılındaki pasaportta adı geçmeyen Moisé ismi David isminin üzerine mi yazılmıştır? Eldem, belki de Karasu’nun çocuklarının ikişer isme sahip olduğunu belirterek bu bilgiden hareketle, muhtemelen şu cevaba ulaşılacağına değinmiştir: Moisé’nin aslında David Moisé ve Ester’in de, İda, Frida veya Nelly’nin ya asıl ya da göbek isimleri olarak düşünebileceğidir. Netice itibariyle bu bilgilere dayanarak şimdilik kesin bir şey söyleyebilecek durumda değiliz.

Emanuel Karasu’nun Osmanlı Vatandaşlık Bilgileri

Emanuel Karasu, Osmanlı vatandaşı olarak bilinmektedir. Babıâli Hukuk Müşâvirliği yazısında, Karasu’nun, 2 Teşrîn-i Evvel 1324’te (15 Ekim 1908’te), Osmanlı ülkesinde doğduğunu belirttiğini yazmıştır. Babıâli Hukuk Müşâvirliği yazısına göre, Karasu’nun dedesi David Karaso, kendisini, İspanya vatandaşı olarak kaydettirmiştir. Karasu, nüfus kayıtlarında, Osmanlı ülkesinde doğmasına rağmen, ailesinin İspanya vatandaşı olmasından dolayı, yanlışlıkla İspanyol uyruklu yazıldığını belirtmiştir. Karasu, hiçbir vakit yabancı uyruk iddiasında bulunmadığını, vatandaşlıktan çıkmak gerekirse, o zaman yapılanlara uyacağını belirtmiştir. 1908 sonbaharında, (6 Teşrîn-i Sâni 1324 /19 Kasım 1908) meclis seçimlerinden hemen önce, kuşkusuz milletvekili seçilebilmeyi mümkün kılmak amacıyla, Karasu İspanyol vatandaşlığını terk edip, Osmanlı vatandaşlığına geçmiştir.
Emanuel Karasu’nun vatandaşlık hikayesi burada bitmemiştir. Karasu, yukarıda da belirtildiği üzere, hiçbir surette Osmanlı vatandaşlığına itiraz etmeyeceğini beyân etmesine rağmen, aleyhine açılmış bir takım davalardan kurtulmak için, İtalya Fevkâlâde Komiserliğinin isteği üzerine, 20 Temmuz 1921 (20 Temmuz 1337) tarihinde Meclis-i Vükelâ kararıyla resmen İtalya vatandaşlığa geçmiştir. Doğal olarak burada insanın aklına Karasu, “Hangi davalardan kurtulmak istemiştir?” sorusu gelmektedir.
Karasu’nun yargılandığı davalar, İtalya Yüksek Komiseliği’nin 24 Ağustos 1920 tarihli Osmanlı Hâriciye Vekâleti’ne yazdığı dilekçeden anlaşılmaktadır.

Söz konusu dilekçede, Karasu’nun yargılandığı davalar şöyle sıralanmıştır:

Osmanlı Ticaret Mahkemesi Odası nezdindeki, Osmanlı Ulusal Kredisi (Milli İtibar) davası.
İmparatorluk İktisat Vekâleti tarafından açılan Osmanlı Ticâret Mahkemesi 2. Odası nezdindeki dava.
Pera Sivil Mahkemesi nezdindeki, Deutsche Orient Bank tarafından açılan bir dava.
İstanbul Müracaat Mahkemesi’nin Sivil Bölümü nezdindeki, Deutsche Orient Bank tarafından açılan bir dava.
İstanbul Müracaat Mahkemesi’nin Ticâri Bölümü nezdindeki, Limanlar Şirketi tarafından açılmış bir dava.
İstanbul Müracaat Mahkemesi’nin Ticâri Bölümü nezdindeki, Hikmet Paşa’nın açtığı bir dava.
Dilekçede, yukarıda belirtilen davaların güncelleştirilerek, Karasu’nun, İtalya vatandaşı sıfatıyla, konsolosluk desteğinden istifade edebileceği düzeye getirilmesini talep ettiği bildirilmiştir. Dilekçenin devamında ise, İtalyan Yüksek Komiserliği, İmparatorluk Adalet Vekaleti’ne gerekli talimatları vererek; Karasu hakkında açılmış davaların, Osmanlı Mahkemeleri’nin, Osmanlı vatandaşı ve yabancı vatandaşları arasında yüzeye çıkan farklılıkları yargılamayı tekrar ele almaya başlayana dek askıya alınmasını rica etmiştir.

Arşivler

Hakkında açılan davalardan birine göre Karasu, zor durumdadır. 9 Ocak 1922’de İtalya Yüksek Komiserliği tarafından, Karasu’nun İtalya vatandaşı olduğu belirtilen bir yazıda, İstanbul Ceza Mahkemesi’nin onun tüm varidâtına (gelirlerine) sınırlama getirildiği belirtilmiştir. Bu yazının devamında bunun hatalı bir davranış olduğu vurgulanarak kararın Karasu’ya uygulanamayacağı ifade edilerek Karasu’nun gelirleri üzerindeki bu tedbirlerin kaldırılması da talep edilmiştir. İtalya Yüksek Komiserliği tarafından, 24 Ağustos 1921’de, İmparatorluk Hâriciye Vekâleti’ne (Osmanlı Dışişleri Bakanlığı’na) yazılan bir başka dilekçede, Karasu’nun İtalya vatandaşı olduğu belirtilerek hakkında açılan davaları, bizzat kendilerinin takip ettiği ifade edilmiştir.
İtalya Yüksek Komiserliği’nin nezdinde takip edilen bir dava ise Karasu için çok önemlidir. Karasu bu yüzden İtalya vatandaşlığına geçmiştir. Karasu, kendisine ait olan Arimetea ve Bitynia adlı gemileri G. Rossi ismindeki İtalyan Denizcilik şirketine satmak istemiştir lakin gemilerin milliyetini bildiren sertifikasının teslimi gerekmektedir. Ancak bu gemilerin komisyonunun ödenmediğinden, gereken sertifika Osmanlı Devleti tarafından verilmemiştir. Hikmet Paşa’nın bu konuyla alakalı olarak Karasu aleyhine açtığı dava, birçok belgede bahis konusudur. Çünkü Karasu’ya ait olduğu belirtilen Arimetea ve Bitynia adlı gemilerin komisyonu olan 495. 000 kron yani 15. 246 Osmanlı Lirası, Hikmet Paşa tarafından talep edilmiş; ancak Karasu bu parayı ödememiştir.
Karasu, kendisinden istenen bu komisyon tutarını, ödememek için İtalya vatandaşı olarak kabul edilmesini istemiştir. Bu durum Karasu hakkındaki belgelerde, açıkca görülmektedir. Bu cezanın ödenmesini isteyen Hikmet Paşa ise Karasu’nun Osmanlı vatandaşı olarak kabul edilmesini istemiştir. 22 Haziran 1338’de (22 Haziran 1922’de) Adliye Nâzırı tarafından yazılan bir dilekçede, Hikmet Paşa tarafından verilen dilekçeye atıfta bulunularak Hikmet Paşa’nın, Karasu’nun İtalyalı olmadığını belirttiği yazılmıştır. Uzun yazışmaların sonucunda, Hikmet Paşa’nın Karasu’dan istediği komisyon tutarı tahsil edilmiştir. 7 Safer 1341/ 16 Ocak 1913 tarihli bir belge, bunu göstermektedir. Özetle, Karasu’nun vatandaşlığı konusunda; Karasu’nu doğumunda ailesi İspanyol vatandaşıdır.

Siyasi Kariyeri

1908 sonbaharında, meclis seçimlerinden hemen önce kuşkusuz milletvekili seçilebilmeyi mümkün kılmak amacıyla, Karasu İspanyol vatandaşlığını terk edip, Osmanlı vatandaşlığına geçmiştir. İstanbul’un işgal altında olduğu ve İttihatçılığ’ın makbul olmadığı 1921 yılının Temmuz ayında, Karasu, İtalyan vatandaşlığına geçmiş ve Osmanlı vatandaşlığını terki, Hâriciye Nezâreti (Dışişleri Bakanlığı) tarafından, İtalya Fevkalade Komiserliği’nin ısrarı üzerine ve istisnâi olarak kabul edilmiştir. Emanuel Karasu’nun eşi Bella’nın da, İtalyan vatandaşlığına geçmek için, 22 Ağustos 1921 günü, Dışişleri Bakanlığı’nın Tâbiyet Müdürlüğü’ne bir dilekçe ile başvurduğu belirtilmiştir. Hukuk Müşâvirliği İstişâre Odası, bu dilekçeye cevaben yazdığı resmî yazıda, Bella Karasu’nun Osmanlı vatandaşı olarak kalmasının Hükümet’in faydası açısından bir öneminin olmadığı dile getirilmiştir.
Burada vurgulanan konu, Karasu Efendi hakkında yapılan işlemin, Karasu’nun eşi için de uygulanmasına meydan verilmemesidir. Karasu’nun, uyruk değiştirme konusundaki bilgilerden sonra, Karasu’nun hareketliliği konusuna gelince; Edhem Eldem’e göre, 1926 pasaportunun getirdiği izahat sınırlıdır. Esasen 20 sahifelik olması gereken bu pasaportun ancak 8 sahifesi (1-5,12-14) mevcut olduğundan, birçok vize ve benzeri ibarenin kayıp olduğu anlaşılmakta olup, kalan sahifelerde ise bazı bilgiler mevcuttur. Eldem, sadece bir Pire Limanı’na giriş damgasıyla İstanbul Bulgar Legasyonu tarafından verilmiş bir doğrudan geçiş vizesiyle, ona iliştirilmiş bir kağıt bulunmaktadır diye belirtmiştir.

Eldem’e göre, Karasu’nun Bulgar vizesinde şu bilgiler bulunmaktadır:

5 Şubat 1927 tarihinde verilmiş ve 45 gün içinde İstanbul’dan hareketle kullanılması gerektiği belirtilmiştir. İliştirilmiş olan kağıtta ise, Karasu’nun doğum yeri olarak Selânik, vatandaşlığı İtalyan ve ikametgâhı pasaporttan farklı olarak İstanbul verilmiş, vizenin de İtalya yönünde transit için geçerli olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla Karasu’nun en geç Mart 1927 sonlarında İtalya’ya yönelerek İstanbul’dan Bulgaristan yoluyla (vizeyi kullandığı takdirde, (zira herhangi bir giriş damgası mevcut değildir), İtalya’ya gittiği anlaşılmaktadır.
17 Şubat 1927 tarihli Pire limanı giriş damgasından, yolculuğunun ikinci (veya birinci) kısmının Yunanistan’da geçmiş olduğu anlaşılmaktadır. Doğrudan doğruya Pire’ye gitmek varken neden Bulgaristan üzerinden bir geçiş yolunun seçildiği (tekrar belirtelim, belki de Bulgar vizesini almış ama kullanmamıştır) merak konusu olabilir. Karasu’nun aynı yıl içinde İstanbul’a dönmüş olması gerekir; Çünkü 5 Eylül 1927 tarihindeki pasaportun uzatılışı, İstanbul Konsolosluğu tarafından verilmiştir. Bundan sonrası ise bilinememektedir. Göze çarpan tek şey şudur ki; Pasaportun 1926’daki ilk verilişindeki ‘İtalya ve dönüş’ ifadesi, uzatmada, sadece İtalya’ya dönüşmüştür. Bundan Karasu’nun kesin bir dönüşü tasarladığı düşünülebilir. Fakat Karasu’nun, 1934’ten yani ölümünden evvel İstanbul’a döndüğü kesindir. Margulies’a göre, her durumda, Emanuel Karasu, 1921-1923 yıllarında Türkiye ile İtalya arasında gidip gelmiştir ancak bu sürenin çoğunluğunu iki ülkeden hangisinde geçirdiği meçhuldür.

Emanuel Karasu ve Siyonizm

Emanuel Karasu’nun Yahudi kimliği, ömrü boyunca kendisine hatırlatılmıştır. Özellikle mebusluğu döneminde yapılan tartışmalarda hemen Yahudi deyince verilen örnek Karasu olmuştur. Örneğin, Osmanlı Mebusân Meclisi’nde vatandaşların nüfus kütüğü yasa tasarısı bilgileri tartışılırken Emanuel Karasu’nun Yahudi kimliğine dikkat çekilmiştir. Nüfus kütüğü yasa tasarısı görüşülürken aynı dönem milletvekili olan Yorgo Boşo Efendi, kişinin adı Yorgi ise Hristiyan, Ahmet veya Mehmet ise Müslüman’dır, lâkin Karasu ismi yazıldığında mutlaka Yahudi olduğunun anlaşılacağından dem vurmuştur. Burada Serfice mebusu Yorgo Boşo, Musevi yerine Yahudi deyimini kullanmıştır. Çünkü Tanzimat’la birlikte başlayan millet isimlendirilmesinde “Yahudi Milleti” tabiri resmiyet kazanmıştır.
Emanuel Karasu, bir Yahudi olması nedeniyle zaman zaman Siyonist olmakla itham edilmiştir. Karasu’nun itham edildiği Siyonizm kelimesinin kökü olan siyon kavramı, Ahd-i Atik’te, Hz. Davut tarafından fethedilip krallığın merkezi yapılan Kudüs şehri için kullanılan bir isim olup, zaman içerisinde bütün İsrail topraklarını ifade edecek şekilde genişlemiştir. Siyon kelimesine dayanan Siyonizm, Yahudi halkının tarihi yurtlarına geri dönüşlerini ifade eden ve Filistin’de bir Yahudi devleti kurmayı hedefleyen siyâsi bir harekettir. Bu konuda Osmanlı’nın Yahudi mebuslarından olan Emanuel Karasu, 3 Mayıs 1327 /16 Mayıs 1911 tarihli Meclis-i Mebusan Zabıt Cerideleri (MMZC)’ne göre, “Siyonizm’i bilmiyorum” dediği için eleştirilmiştir.

Karasu’nun 1911’de Meclis-i Mebusân’da anti-Siyonist olduğunu belirttiği bu görüşme kısaca şöyledir:

Maliye Nâzırı Cavit Bey’in yönettiği Hükümet bütçesi açık verince, Cavit Bey, borç almaktan başka bir çözüm bulamamıştır ve Almanya’dan kredi sağlamıştır. MMZC’ye göre, muhâlefetten Gümülcineli İsmail Bey ise, bu anlaşmanın Siyonizm ile ilgisi bulunduğunu iddia etmişir. MMZC’den edinilen bilgilere göre, Gümülcineli İsmail Bey’in iddiasına göre, adını açıklamadığı bir Siyonist cemiyet tarafından, Meşrutiyet’ten evvel Kudüs, Şam ve Hayfa civarında büyük paralarla arazi alınarak Avrupa’dan gelen Museviler, buraya yerleştirilmek istenilmiştir. İsmail Hakkı Bey, bu Siyonist cemiyetin amaçlarını gerçekleştirmek için de Cavit Bey’den randevu talep ettiğini, lâkin Cavit Bey’in görüşmek istemediğini dillendirmiştir. İsmail Hakkı Bey, istediklerini elde edemeyen bu Siyonist cemiyetin, amaçlarını gerçekleştirmek için bu kez de Osmanlı Hükümeti’ni borçlandırarak emellerine ulaşmak istediğini dile getirmiştir.
Aynı MMZC’den, Karasu’nun, İsmail Hakkı Bey gibi düşünmediği anlaşılmaktadır. Karasu, burada, Yahudiler’in Filistin’e yerleştirilmesini istemediğini, açıkça ifade etmiştir ve konuyla ilgili şunları söylemiştir:
“Bundan üç sene evvel bazı Museviler’in Arz-ı Filistin’de değil, bulunabilecek olan sâir yerlerde iskân edilmesi imkânını düşünmek için bir komisyon teşekkül etmişti. Zannederim ki Reis Beyefendi, sizin de hâtır-ı âlînizde olacaktır, hattâ Süleyman Elbostani Efendi de vardı. Biz bu meselede, o komisyonda olduğumuz için, bir mahzûr gördük. Mahzûru da nedir? Dedik ki, dışarıdan girecek ecnebi Yahudiler 5 sene temekkün etmedikçe, tebaa-i âliyyeden olmayı arzu etse dahi yine tebaa-i ecnebîyyeden çıkmamış olacaktır. Binaenaleyh, hiçbir vakit de bunu münasip göremeyiz. Bu cihet halledilinceye kadar ecnebî Yahudiler’in umumiyetle muhacereti kabul edilemez. Münferit suretle olabilir, bir iki kişi olabilir, fakat umumiyetle olamaz. İşte bu sureti telif edenler, Yahudi muhacirinin iskân ve kabulüne muvafakat etmeyenler biziz.”

Siyonizm Meselesi

Karasu’nun kürsüye çıkarak kendisini savunmasına sebep olan Siyonizm meselesi, aslında Almanya’dan alınacak borç konusu yüzünden tekrar gündeme gelmiştir. Orhan Koloğlu’na göre, Almanlar’dan borç para almada Siyonizm’in parmağının olduğunu düşünmek manasına gelen bu iddia, Siyonizm’in Almanlar’ın güdümünde olduğu yolundaki İngiliz tezine katılmak demektir. Bu vesile ile Karasu’nun kürsüye çıkıp Siyonizm’e karşı olduğunu açıkladığını belirtmiştir. Hatta Karasu, Siyonist aleyhtarı tedbirlere bile taraftardır. Karasu’nun anti-Siyonist olduğunu destekleyen bazı tarihçiler, Osmanlı Devleti’nde Karasu’nun da mensubu olduğu Yahudi toplumunu Yahudi yerleşimi ve yaşamı açısından incelemişlerdir. Bu tarihçilerden olan İlber Ortaylı’ya göre, Osmanlı Yahudileri, Batı’nın yayılmacı ve hasta adamının mirasını paylaşacak eğilim ve eylemlere katılmamışlardır. Ortaylı, 1912’deki Edirne işgali sırasında, Baş Haham Haim Becerano’nun, “Şehri, Bulgar işgalcilerden uzak tuttuğunu” ifade etmiştir.
İlber Ortaylı, II. Meşrutiyet hareketinde Osmanlı Musevileri’nin çok etkin siyasetçilerinden olmayan Avram Galante, Nesim Mazliyah, Haim Nahum ve Emanuel Karasu gibi, sayısız entelektüelin aktif katılımının göze çarptığını dile getirmiştir. İmparatorluğun bütünlüğü için Yahudiler’in önemli olduğunu ifade edilmiştir. Bu yüzden İstanbul’daki Jacobson ve Lictheim gibi Siyonist temsilcilerin, bu liderlerin ve cemaatin Siyonizm’e uzak duruşundan kendi raporlarında yakındıkları belirtilmiştir. Karasu’nun Siyonist olduğunu savunanların kullandığı malzemelerden biri de, Karasu’nun II. Abdülhamid’den toprak talebinde bulunan heyet içinde yer almasıdır. Siyonizm ve Yahudiler’in Filistin topraklarına toplanması meselesi, II. Abdülhamid’in otuz üç yıllık iktidarı sırasında, karşı karşıya kaldığı siyâsi problemlerdendir.

Filistin toprakları Yahudi sığınmacılar tarafından en uygun yer olarak görülmüştür. II. Abdülhamid’den toprak talebi için bir heyet oluşturulmuştur.

Bu fikre destek bulmak için de Vlademir Jabotinsky ve İstanbul’daki diğer Siyonist liderlerle işbirliği yapıldığı belirtilmiştir. Karasu’nun siyonizm için çalışan Yahudi liderlerden Jabotinsky’ye destek olduğu anlatılmıştır. Karasu’nun sadece destek olmakla kalmadığı, II. Abdülhamid’den toprak talebinde bulunan heyet içinde yer aldığı da belirtilmiştir. Karasu’nun II. Abdülhamid’den toprak talebi konusunda, 1898’deki Zürih Siyonist Kongresi kararlarına göre, Filistin’de kurulacak Yahudi Yurdu için, Kudüs Sancağı’ndaki Çiftlikât-ı Hümayun’u satın almak hususunda Sultan II. Abdülhamid’e teklifte bulunanlardan olduğu, fakat Padişah’ın Karasu’nun da içinde bulunduğu heyete, bu toprakların gerek satışını, gerekse doksan dokuz seneliğine kiralanmasını reddettiği belirtilmiştir.

Yahudiler’in toprak talebinde bulunması şöyledir:

Yeni rejimle iktidara gelen İttihat ve Terakkî Cemiyeti içinde, bir yolunu bulup nüfuz sahibi olan bazı Selânikli Yahudiler’e sözü geçen Siyonistler, bu Yahudiler vasıtasıyla, henüz inkılap günlerinin heyecanı içinde olan İttihat ve Terakkî ileri gelenlerinden, Yahudiler’e Filistin’de toprak satılması iznini çıkarmanın çarelerini aramışlardır. Siyonistler’e aracı olan yerli Yahudiler’in, İttihatçılar’a başvurularında, doğal olarak, bir Yahudi yurdu kurmak gayelerini gizleyerek, sadece yersiz yurtsuz, açıkta kalmış bir takım ailelere barınma imkânı verilmesini ve bu suretle zaten boş ve bakımsız duran çorak toprakların işlenerek şenlendirilmesi ile memlekete hizmet edilmesi amacını ileri sürülmştür.
Bu ifadelerinden de anlaşılacağı üzere Emanuel Karasu ve onun gibi Yahudi olan milletvekillerinin çabaları Siyonizm’e hizmet olarak algılanmıştır. Burada üzerinde düşünülmesi gereken konu, Emanuel Karasu’nun Siyonist olduğu iddiası niye gündeme getirilmiştir? Hiç şüphesiz bunun birinci sebebi Emanuel Karasu’nun Yahudi kimliğidir. Lâkin bir insan sırf Yahudi’dir diye ona Siyonist damgası vurmak akla uygun değildir. Bu, işin en üzücü tarafıdır. Diğer tarafı ise toprak talebinde bulunanların Karasu’dan yardım talep etmeleri ve Karasu’nun da bu heyette yer alması nedeniyle Karasu’nun Siyonist olarak suçlanması, o kadar da makul bir iddia değildir. Çünkü Karasu Meclis-i Mebusân’daki konuşmasında buna karşı olduğunu açıkça beyân etmiştir. Bu iddiâ da böylece çürütülmüştür.

Unutmamak gerekir ki bu iddiâların temelinde yatan asıl sebep Emanuel Karasu’nun II. Abdülhamid’in hal’ tebliğinde bulunan heyette yer almasıdır.

Bu noktada Karasu’nun bu heyette yer almasının sebebi sorgulanabilir. Bir de Karasu’nun Selânik’te sıradan bir avukatken İTC bağlantısıyla milletvekili olması ve yıldızının parlaması bu suçlamaların gündeme gelmesine neden olmuştur. Halbuki Karasu iddiâ edildiği gibi Siyonist ya da dış güçlerin emellerine âlet olsaydı, başka yerlerde de bunu gösterirdi. Buna en güzel örnek, I. Dünya Savaşı’nın sonuna doğru, İstanbul’un Amerikan mandası altına verilmesi gündeme geldiğinde, Karasu’nun, buna karşı çıkması olarak gösterilebilir.

Fikirleri

Emanuel Karasu, İstanbul’un Amerikan mandası altına verilmesi gündeme geldiğinde, İstanbul’un Türk Yönetimi’nde kalması gerektiğini savunanlar arasındadır. Bu hususta Şalom Gazetesi’nin Diaspora Yahudileri/Cumhuriyet Dönemi adlı yazısında, I. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru, işgal altına giren İstanbul’un Amerikan mandası altına verilmesi söz konusuyken, aralarında Emanuel Karasu’nun da bulunduğu kent Yahudileri, buna karşı olduklarını ve İstanbul’un Türk Yönetimi’nde kalması gerektiğini bildirdiler diye belirtilmektedir. Şalom Gazetesi, konuyu incelemek üzere İstanbul’a gelen Amerikan heyeti azınlık temsilcileriyle görüşüldüğünü ve diğer azınlıklardan olumlu cevap aldıkları halde, Yahudi kesimin muhâlefetiyle karşılaşıldığını belirtmiştir. Şalom Gazetesi, “Muhâlif Yahudi heyetini temsil edenlerin içinde, Hahambaşı Hayim Nahum, Emanuel Karasu, Aşkenaz cemaati başkanı Reisner ve Hukuk Profesörü Mişon Ventura da bulunuyordu” diye belirtmiştir.

Emanuel Karasu’nun Mesleği

Meslek, insanın yaşamını sürdürebilmek için icra ettiği, genellikle yoğun bir eğitim ve çalışmayı gerektiren sürecin sonunda, kişilerin kazandığı ünvanın adıdır. Karasu da icra ettiği mesleklerden olan avukatlığı ile tanınmıştır. EJd’de, Emanuel Karasu’nun için Türk siyasetçilerinden olduğu, bunun dışında, Karasu’nun Selânik Üniversitesi’nde de kriminoloji (suç ve suçluyu inceleyen bilim) dersleri verdiği belirtilmiştir. Karasu’nun milletvekilliğine gelince; Büyük Osmanlı Arşivi (BOA) kayıtlarında, 1908 ve 1912 meclislerinde Selânik, 1914 meclisinde ise, İstanbul milletvekili olmak üzere, on sene milletvekilliği yapan Karasu’nun, Selânikli bir avukat olduğunu yazılmıştır.
Birden fazla mesleği bulunan Karasu’nun meslekleriyle alakalı bilgiler sınırlıdır. Margulies, Karasu’nun I. Dünya Savaşı yıllarında gıda stokları yöneticiliği yaptığını belirtmiştir. Bu bağlamda Edhem Eldem, Karasu’nun meslekleri hakkındaki bilgilerin, Karasu’nun 1921 ve 1926 tarihli pasaportlarına dayandığını belirtmiştir. Eldem’e göre, bu iki pasaportun ön sayfalarında iki önemli fark vardır: Eldem, Karasu’nun 1921’deki pasaportunda, “negoziante” (tâcir) olarak gözüktüğünü, 1926 tarihli pasaportunda ise, Karasu’nun, asıl mesleği olan avukatlığa döndüğünün anlaşıldığını dile getirmiştir.

Sorgulanması Ve Tutuklanması

Emanuel Karasu, İttihat ve Terakkî mensubu olması sebebiyle, ilk defa 1908’de tutuklanıp sorgulanmıştır. Bunun dışında Karasu’nun, 1335 (1919) yılında da tutuklandığı da bilinmektedir. Karasu’nun 1908’deki tutuklanması, II. Abdülhamid devrinde, 1919’daki tutuklanması ise, İttihat ve Terakkî’nin I. Dünya Savaşı’nı kaybetmesinin ardından olmuştur. Edhem Eldem’in bildirdiğine göre, Emanuel Karasu, 1908 yılında, II. Abdülhamid’in hal’inden evvel, Padişah’ın Emir Subayı olan Kabasakal Mehmed Paşa tarafından sorguya çekilmiştir. Eldem, Karasu’nun hayatının kritik bir dönemindeki, bu sorgulanma sahnesinin ilginç ve eğlenceli olduğunu yazmıştır. Eldem, İstanbul’a gelen Karasu’nun sorgulanmakla kalmadığını, Sakallı Mehmed Paşa’nın Karasu’yu, Sarayburnu’na götürerek, tehdit ettiğini yazmıştır. Eldem, o vakit İspanya vatandaşı olduğu belirtilen Karasu’nun, bu tehditlere hiç ehemmiyet vermediğini belirtmiştir. Eldem, Karasu’nun, Sakallı ile görüştüğünü Meşrutiyet’in ilanı günü anlattığını vurgulamıştır.
Necmettin Alkan, Karasu’nun İstanbul’a gelişine dâir çeşitli düşünceleri şöyle dile getirmiştir:
“Hikmet Bayur, bu ziyaret hakkında, Reval Görüşmesi’nin sebep olduğu endişeyle bir taraftan Rumeli’de ayaklanmanın hazırlıkları yapılırken, bir taraftan da söz konusu iki kişinin (Karasu ve Talat Bey’in) aynı amaçla İstanbul’a yollandığını ve “orada bir takım dayanaklar” arandığını ve aradıkları dayanakları elde ettiklerini belirtmiştir.”
Fakat Necmettin Alkan, Hikmet Bayur’un bahsettiği dayanakların ne olduğunu belirtmemiştir.

Karasu ve İttihat Terakki Cemiyeti

Karasu’nun ihtilalden kısa bir süre önce cemiyet adına nabız yoklamak maksadıyla İstanbul’a gelmesi, cemiyet içindeki rolünü yeterince anlattığı yönünde yorumlanmıştır. Karasu, bu ziyareti esnasınca gözetlenmiş ve II. Meşrutiyet (Temmuz Devrimi) öncesinde tutuklanmıştır. Karasu, Yıldız Sarayı’nda tutulduğunu ve oradan sağ çıkamayacağını bütün samimiyetiyle söylemiştir. Zaptiye Nezâreti’nin Talat Bey’i ve Karasu’yu izlettiğini ve üç gün süren bu seyahatte, Karasu ve Talat Bey’in ilmiyeden ve masonlardan bazılarıyla görüştüklerinin saptandığını belirtilmiştir. Sorguya alınan Emanuel Karasu’nun “takip olunan maksatla hiç ilgisi olmayan bir takım işler için geldiğini” ifade ettiği dile getirmiştir. Karasu’nun bu ziyaretinin İstanbul’daki Jön Türkler’le “yakından temasta” bulunmak için yapıldığı da yazılmıştır.
Reval Görüşmesi’nden ötürü hazırlanan bir bildirinin dağıtılması konusunu, İstanbul örgütüyle görüşmek üzere “gizli” ziyaretin gerçekleştirildiği; fakat bu ziyaretin, gizli cemiyet üyeleri arasında “şövalyece” bir davranış olarak görüldüğü ve rahatsızlığa neden olduğu da belirtilmiştir. Bütün bu kareler bir araya getirildiğinde, Emanuel Karasu ve Talat Bey’in II. Meşrutiyet’ten takrîben bir ay önce gerçekleştirdikleri gizli İstanbul ziyaretinin ve yaptıkları gizli görüşmelerin, II. Meşrutiyet’in ilânı öncesinde, İstanbul’daki genel durumun ne olduğunu anlama amacını taşıdığının düşünülebileceği de varsayımlar arasındadır. Yönetimin de bu ziyaretten fazlasıyla şüphelendiği vurgulanmıştır.

Emanuel Karasu Nasıl Öldü ?

Emanuel Karasu, Mondros Mütarekesi’nden (30 Ekim 1918’den) sonra İTC’nin birçok ileri geleni gibi, bir dönem Bekirağa Bölüğü’nde yatmıştır. Margulies’un belirttiğine göre, hemen hemen bütün kaynaklar, bundan sonra Karasu’nun İtalya’ya gittiğini yazmıştır. I. Dünya Savaşı’ndan (1918’den) sonra, Damat Ferit Paşa Hükümeti tarafından, Karasu’nun servetinin yarısına, el konulduğu belirtilmiştir. 9 Ocak 1922 tarihli bir belgede ise, İstanbul Ceza Mahkemesi’nin Karasu’nun tüm gelirlerine sınırlama getirildiği belirtilmiştir. Margulies’un Karasu’nun damadı Hayırel’den edindiği bilgiye göre, savaş sonrasında, İTC önderleri yurtdışına kaçtığında, Karasu da Büyükada’daki evinde korku içinde, her an götürülmeyi beklemiştir. Karasu, İtalya Masonluğu’yla ilişkilerini kullanarak korunmalı İtalyan vatandaşlığına geçmiş ve bunu, 20 Temmuz sene 1337/ 20 Temmuz 1921’de Osmanlı Devleti’ne onaylattırmış ve Trieste’ye çekildiği yazılmıştır.
Karasu’nun bir süre sonra, “ O zaman (1921) İtalya’ya bağlı olan Rodos’a yerleştiği, oğlu (veya oğulları) ile bir tuğla imalathanesi kurduğu ancak tuğla işinde başarılı olamayan Karasu’nun bütün parasını kaybettiği” yazılmıştır. Margulies, Karasu’nun pasaportlarından anladığına göre, en azından 1920’ler boyunca Türkiye ile İtalya arasında gidip geldiğini yazmıştır. Karasu ile aynı dönem vekillik yapan, Hüseyin Cahit’in, “Liraları milyonu geçen bu zengin adam, döndü, dolaştı, İstanbul’a geldi ve beş parasız öldü” dediğini bilmekteyiz.

Margulies’un, Karasu’nun hangi tarihte öldüğünü değil de, defnedildiği tarih olan 1 Haziran 1934’ü verdiği görülmektedir. İstanbul Arnavutköy Sefarad Mezarlığı’nda, “İkinci Meşrutiyet’in ileri simalarından İstanbul mebusu avukat Emmanuel Karasso” diye yazan kitabesinin altında yatan kişinin, mezarlık kayıtlarına göre 1 Haziran 1934 tarihinde defnedilen Emanuel Karasu olduğu belirtilmiştir. Selânik’te kendi halinde bir avukat iken siyasete atılarak yıldızı parlayan Emanuel Karasu, madden güçlenmiş, ama bu zenginliğinden dolayı çokça da eleştirilmiştir. Bu durum basındaki yazılara da yansımıştır. Hatta savaş zamanı kazandığı paralar yüzünden basın tarafından bazı yazılara konu olmuştur.

Hakkında Söylenenler

Times Gazetesi, “Karasu’nun, savaş yıllarında İstanbul’un gıda stoklarının yöneticilerinden biri olduğu sırada, çok sayıda fakir açlıktan ve hastalıklardan ölürken, Karasu’nun £ 12. 000. 000 (pound) üzerinde olduğu tahmin edilen bir servet kazanmasından dolayı eleştirildiğini” yazmıştır. Karasu’nun ise, “Servetinin tamamını dürüst yöntemlerle kazandığını” ifade ettiği aktarılmıştır. Karasu’nun uluslar arası bağlantılarının da olduğu belirtilmiştir. Dünyayı saran devrim havası esnasında, Tıpkı Jön Türkler gibi, Rus Devrimi’nde (1917) çalışan Parvus adlı bir kişinin Rusya’yı tahrip etmek için, sadece Trotsky’den (Bolşevik siyâsetçiden) yardım almadığı, Karasu ile birlikte propagandacı olarak çalıştığı aktarılmıştır. Böylece Karasu’nun silah ticâreti vasıtasıyla, Parvus’u da zengin ettiği bildirilmiştir.
Karasu edindiği servetten dolayı sevilmemiş ve bu durum vefât haberlerine de yansımıştır. Basında çıkan vefât haberlerine göre, Karasu’nun vefâtı üzüntü vesilesi olmamıştır. Karasu, sadece yabancı basında değil, Türk basınında da kötü anılmıştır. Özellikle Türk basınında Cevat Rıfat Atilhan, Karasu’nun ölüm haberini, “Bir Yahudi kodamanı geberdi” başlığı altında duyurmuştur. Atilhan, Karasu hakkında, “İttihat ve Terakkî devrinin en kötü adamı olarak lanetlenmiş roller oynamıştır” diye yazmıştır. Atilhan, yazının devamında, Karasu’nun “uluslararası vasıtalarla memlekete dâima fenalık ettiğini” eklemiştir. Atilhan, “Karasu isminin, Meşrutiyet tarihine, korkunç bir kâbus gibi girdiğiği”, “Karasu’nun vefâtıyla sahnenin bu perdesinin de kapandığını” ifade etmiştir.

Basında Yazılanlar

Cevat Rıfat Atilhan, yazılarında, Emanuel Karasu’dan en çok bahseden ve aynı zamanda nefret edenlerin başında gelmiştir. Bunun sebebi hiç şüphesiz Karasu’nun 31 Mart Vakası’nda üstlendiği roldür. Cevat Rıfat Atilhan’ın oğlu, Atilla Atilhan’ın, Zaman Gazetesi’ne verdiği bir röportaja göre, Cevat Rıfat Atilhan’ın Karasu’ya olan nefretinin oluşmasında, savaş yıllarında gördüğü olaylar etkili olmuştur. Zaman Gazetesi, Atilla Atilhan’ın, Balkan Harbi ve I. Dünya Savaşı’na katılan Cevat Rıfat Atilhan’ın Filistin cephesinde, Osmanlı’nın aleyhine, İngiltere için casusluk yapan Yahudiler’i gördüğünü ve bunun üzerine Cevat Rıfat Atilhan’ın Siyonist aleyhtarı olduğunu aktarmıştır.
Zaman Gazetesi, Atilla Atilhan’ın, bu durumun sebebini, Karasu’nun da Siyonist olduğunu düşünmesindendir diye yazmıştır. Cevat Rıfat Atilhan, Reuters ajansı tarafından verilen, Emanuel Karasu’nun ölüm haberinin, önemli bir etki yapmadığını bildirmiştir. Atilhan, haberin devamında, Karasu için; “1908 inkılâbını kendi menfaatleri için kötüye kullanan, günahsız yabancıları ve bilhassa Fransız ve İtalyan masonlarını aldatan bu Yahudi avukatı kadar hiç kimsenin itimatsızlık hissi telkin etmediği” değerlendirmesinin yapıldığını aktarmıştır.
Karasu’nun vefâtı ile ilgili Türk basınında yazılanlar incelendiğinde, sevilmeme nedeni, hiç şüphesiz ileriki sayfalarda daha detaylı anlatacağımız gibi İttihat ve Terakkî’nin faaliyetlerinde yer almasından kaynaklanmaktadır. Yabancı basındaki olumsuz havanın sebebi ise, Karasu’nun haksız kazanç elde ettiği iddiasından dolayıdır.
Yararlanılan Kaynaklar
Zeynep Uçak, Emanuel Karasu Ve Faaliyetleri
A. Şerif Aksoy, İttihat ve Terakki Cemiyeti Tarihi
Edhem Eldem, “Emanuel Karasu Biyografisine Bir Devam
Orhan Koloğlu, İslam Aleminde Masonluk
E. E. Ramsaur, Jön Türkler ve 1908 İhtilali
Stanford J. Shaw, Osmanlı İmparatorluğu’nda ve Türkiye Cumhuriyeti’nde Yahudiler
Metin Hülagü, Sultan II. Abdülhamid’in Sürgün Günleri (1908-1918) Hususi Doktoru Atıf Bey’in
Hatıratı
Ali Fethi Okyar, Üç Devirde Bir Adam
Feridun Kandemir, “Yahudiler, Filistin ve İttihat-Terakki
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Zeynep Uçak’a aittir.
*İletişim Adresimiz: kenandabirkuyu10@gmail.com

Etiketler

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu