Ermeniler ve Ermeni Meselesine Tarihsel Yaklaşım: Türk Diplomasisinin Ermeni Sınavı (1915)

Ermeniler kimdir? Ermeni meselesi nedir? Sözde Ermeni soykırımı kaç yılında olmuştur? Ermeni meselesinin sebepleri nelerdir? Ermenistan’ın adı nereden gelmektedir? Osmanlı devleti ve Ermeniler ile ilgili makalemizde, bilmediklerinizi öğreneceksiniz.

Ermeniler ve Ermeni Meselesi

Ermeni Meselesi diye isimlendirilen problem, aslında Osmanlı Devleti’ne karşı Ermeni isyanlarıyla beraber ortaya çıkmış bir problemdir. 19.yy. ikinci yarısında vuku bulan bu olaylar farklı safhalardan geçip Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışıyla son bulup, böylece tarihe mal olmuşturErmeni meselesinin ortaya çıkış sebeplerinin, Osmanlı Devleti toprakları üzerinde yaşayan Ermenilerin sosyal, kültürel, ekonomik, idari ve kültürel statülerinden kaynaklanmadığı; bu meselenin özünde, yapay olarak üretilmiş ve “Şark Meselesi” adıyla bilinen uluslararası bir emperyalist stratejinin yattığı bilinmelidir.

      Ermenistan-Ermeni Adı

‘Ermenistan’ adı, tarihte ilk defa, M.Ö. 518 tarihinde Pers Kralı I. Darius (M.Ö. 521-485) tarafından hakkedilen Behistun yazıtında ‘Harminiye, Harminiyap, Armina ve Arminiya’ adıyla geçmektedir. Artaksias Krallığı zamanında, Ârâmice “Yukarı / Yüksek / Dağlık Bölge” anlamına gelen ‘Ermenistan / Armenia’ adı, Muş ve Ahlat bölgeleri için kullanılan coğrafî bir terimdi. Farsça’ya Armenia olarak geçmiştir. Orijinal bir kavim ismi olduğunu söylemek güçtür. Ancak bunu reddeden uzmanlar da vardır. Kendilerine ‘Hay’ diyen bu topluluk “Hayk / Haik” adlı bir atadan geldikleri efsanesini yaşatır. Ermeniler, oturdukları yerlere Hayastan (Hay-istan=Ermeni Ülkesi) adını vermişlerdir. Bugünkü Erzurum’un batısından Erivan’ın doğusuna kadar uzanan yerlerdir. M.S. IV. asrın başında girdikleri Hıristiyanlık ile kurdukları Gregoryen Kilisesi, onların millî temelini oluşturmuştur. M.S. VI. yüzyılda, 536’dan sonra Bizanslılar ele geçirdikleri Ermenistan/Armenia bölgelerini 4’e ayırmışlardır.

Sınırları esneklik gösteren ve yüzyıllar boyunca birçok devletin işgal ve istilâsına uğramış bir geçit ve çarpışma sahası olan bu bölgelerde hiçbir zaman devamlı ve millî bir Ermenistan devleti var olmamıştır. Küçük küçük prenslikler, civardaki büyük devletlere tâbi olarak, belirli bölgelere hükmetmişlerdir. Ermeniler için vatan, prenslikleri olmuştur. Bu sebeple Ermenileri bir arada yaşatan unsur, bir milleti belirtmek için tek başına asla yeterli olmayan ananeler, dil ve din olmuştur.

   Osmanlı Devleti ve Ermeniler

     Ermenilerin menşei tam ve kesin olarak karara bağlanamamış, Ermenilerin menşei muhtelif rivayet ve mitolojik hikayelerden ibaret kalmıştır. Buna göre birinci görüş Ermeniler Frigyalılarla birlikte Trakya’dan Anadolu’ya geldikleri yönündedir. Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan, 1071 yılında Malazgirt Zaferi’ni kazandıktan sonra Anadolu’yu bir Türk yurdu haline getirmiş, burada yaşayan Ermeniler de Türk idaresine girmişlerdir. Bu dönemde Doğu Anadolu’da herhangi bir Ermeni siyasi teşekkülü yoktu. Bizans Kilisesinin diğer kiliseler üzerinde yoğun bir baskısı vardı ve Ermeniler bundan son derece rahatsızdı. Büyük Selçuklu Devleti ise, hiçbir zaman Ermenilerin dinî inanç ve faaliyetlerine müdahale etmemiştir. Bu yüzden Ermeniler Türkler’i Bizans’a karşı kurtarıcı olarak addetmişlerdir. Fatih Sultan Mehmed zamanında, imparatorluk politikası gereği  patriklik kurulmuştur. Bu siyasetle birlikte büyük kiliseler Rum Patrikhanesi yoluyla yönetilmiştir. Yerel kiliseler ise Ermenilerce yönetilmiştir Doğunun en eski kilisesi olan Eçmiyazin Kilisesi en kutsal kiliseleridir.          Ermenilerin sadık olması, Fatih’in bu politikasından kaynaklanmaktadır. Tarih arşivi sizlere Ermeni meselesini aktarıyor.

Osmanlı Devleti’nde gayrimüslim topluluklar arasında Ermenilerin istisnai niteliklerde bir yeri vardı. Coğrafi dağılım ve kilise birlikteliğinden yoksun olanlar yüzünden, Türk kültürüne çok iyi uyum sağlamışlardı. Ermenilerin büyük bir kısmı yalnız Türk dilini konuşuyorlardı ve Türk gelenek ve yaşayışını benimsemişti. Bu yüzden Avrupa kamuoyunda yalnız Türkçe konuşan bu Ermeniler Hıristiyan Türkler olarak telakki ediliyordu. Ermeniler, Osmanlı İmparatorluğu’nun en rahat toplumunu oluşturuyorlardı. Doğu Anadolu’da yaşayan Ermeniler tarım, bölgesel endüstri ve küçük ticaretle uğraşıyorlardı. Büyük şehirlerde müteahhitlik, bankerlik, kuyumculukla uğraşıyorlardı. Genel olarak dış ticaret Osmanlı İmparatorluğu’nun Ermenilerince yürütülürdü. İmparatorluk idaresine bazen de en yüksek rütbelere layık görülmüşlerdi. II. Mahmut zamanında devletin tam güvenini kazanmış memurlara verilen sancak taşıma görevini onlara da vermişti. Sultan Abdülmecid’in hükümranlığı altında bulunan bir çok Ermeni’ye imparatorluk sarayının görevleri verilmişti.

I.Dünya Savaşı’ndan sonra General Harbord’un ekibi Doğu Anadolu’da ve Rusya’da Ermenilerin durumunu öğrenmek için görevlendirilmişti. Amerikan Senatosu’na sunulan raporunda Türk ve Ermenilerin her zaman birlikte ve barış içinde yaşadığını açıklamıştı. Şunu eklemişti: “Erzurum’da Türkler Hac için Mekke’ye gittiklerinde mal-mülklerini, ticarethanelerini güvendikleri Ermeni komşularına bırakırlardı. Ermeniler de iş seyahatlerine çıktıklarında aynı şekilde davranırlardı.”

Ermeni Meselesinin Doğuşu

     Ermeni Meselesi, dünya kamuoyuna kasıtlı olarak daima Türk-Ermeni meselesi olarak  yansıtılmıştır. Böylece Ermeni meselesinin ortaya çıkmasında birinci derecede  rol oynayan sebepler gözden kaçırılmak istenmiştir. Nitekim, konu daima tek taraflı ve dar bir açıdan mütalâa edilerek, Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışmaları, dünya kamuoyu nazarında tasvip edilebilir bir hareket şekline sokulmuştur. Oysa, Ermeni Meselesi, bir Türk-Ermeni meselesi değildir. Bu hadisenin birçok sebepleri vardır ve bu sebeplerin arkasında da başta İngiltere, Rusya, Fransa, Amerika gibi devletler mevcuttur.

Osmanlı tarihi, altı yüzyılı aşar ve Osmanlı devleti, kurulduğu günden beri topraklarında bir Ermeni azınlığı barındırmıştır. Ama bu azınlık ancak geçen yüzyılın son çeyreğinde politika gündemine getirildi. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşından sonra, yabancı devletler Osmanlı Ermenilerine resmen el attılar. Ondan sonradır ki, Osmanlı ülkesinde ciddi Ermeni kıpırdanışlar ve silahlı ayaklanmalar görüldü. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı öncesine kadar bir Ermeni meselesi yoktur. Bu savaş Türk-Ermeni ilişkilerinde dönüm noktasıdır. Ermeni konusunun geçtiği ilk Osmanlı belgesi 1878 Berlin Antlaşması’dır. Ermeni Meselesi, Rusya’nın, bazı Türk şehirlerini işgal ettikten sonra, buradaki Ermenileri kendi emellerine alet ederek, bağımsızlık amacıyla Bâb-ı Âli’ye karşı kışkırtması ile başlamıştır. Ayastefanos Antlaşmasının 16. maddesi ve Berlin Antlaşmasının 61. maddesine, Ermenilerin bulunduğu yerlerde ıslahat yapılmasına dair hükümler konulmuştur. Bundan sonra da bu hükümlere dayanılarak, büyük devletlerin Osmanlı Devleti’nin iç işlerine müdahalelerde bulunmasıyla Ermeni meselesi milletlerarası bir boyut kazanmıştır.

Osmanlı Devleti’ni parçalamak, onun toprakları üzerinde kendilerine bağımlı, minnettarlık hisleriyle bağlı devletçikler kurdurmak amacıyla bizim irademizin dışında tezgâhlanan, sahneye konulan, bugün de Türk milletini ve tarihini mahkûm etmek için gündemde tutulan Ermeni meselesinin baş aktörü Şark Meselesi ve emperyalizmdir.

Siyasî tarih terminolojisinde yer almış olan Şark Meselesi tabiri, Osmanlı Devleti’nin Batılı Devletler tarafından parçalanmaya çalışılmasını ifade etmektedir. Şark Meselesi, Türklerin Anadolu coğrafyasını Türkiye haline getirmeye başladıkları tarihlerde ortaya çıkmış, 1815 Viyana Konferansı’nda da yine bizzat Batılılar tarafından ismi konulmuştur. İsminden anlaşıldığı gibi, Şark Meselesi Türk Milletinin meselesi değildir. Türk Milletine ve devletlerine karşı Batılılar ve son yüzyıllarda da Rusya tarafından takip edilen, temelinde Batı emperyalizminin, Türk düşmanlığının yattığı politikasının ismidir.

     Emperyalizm, bir devletin diğer bir devlet üzerinde, ister maddî, ister manevî bir kontrol, nüfûz kurması veya bir üstünlük sağlaması demektir. Türkiye’nin jeopolitiğini iyi bilen emperyalist devletler, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, bölgedeki siyasî menfaatleri için parçala ve hükmet düstûru ile, genellikle Batı tarafından Doğu’ya empoze edilen bir doktrin olarak tarif edilen Oryantalizm ve bu yoldaki kuruluşlar sâyesinde Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ermeni, Kürt, Kafkasyalı gibi toplumların koruyucusu olarak ortaya çıkıp, bunlar hakkında plânlar, projeler hazırlıyorlar, Şark politikalarını düzenliyorlardı.

  Emperyal Devletlerin Rolü

     XIX. yüzyılın başlarından itibaren Batılı Devletlerin Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmak ve buradaki kendi çıkarlarını korumak için tercih ettikleri usullerin başında, Osmanlı yönetimi altında yaşayan Hıristiyan unsurlar namına talep ettikleri ıslahat hareketleri gelmekteydi.

İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ne ve Ermenilere ilgi duyması, Rusya’nın İngiliz çıkarlarını tehdit ederek güneye sarkması ile alakalıdır. Buna engel olmak için İngiltere yaklaşık yüzyıl boyunca Osmanlı Devleti’ni Rusya’ya karşı desteklemiştir. Tek başına karşı koyamayacağını anladıktan sonra ise Ermeni meselesini fiilen kabul etmiş ve bu yolda adımlar atmıştır. Bağımsız bir Ermenistan’ı, Rusya’yı zor durumda bırakacağını düşünerek desteklemiştir. İngiltere, Ermeni Meselesine müdahale etmekle hem Rusya’nın elinden önemli bir kozu almış, hem de Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışabilmek için yeni ve önemli bir bahane bulmuş olacaktı. Çünkü, Ermenilerle ilk ilgilenen ve onları kendi çıkarları için ilk kullanan devlet Çarlık Rusyası olmuştur. Ayrıca Rusya, Doğu Anadolu’da Ermenileri kullanarak sıcak denizlere inmeye çalışmaktadır. İşte Rusya’nın bu amaçları karşısında tedirginliğe düşen İngiltere, Rusya’nın elinden bu kozu almak için Ermeni Meselesinde yerini almıştır. Böylece iki emperyalist devletin nüfuz mücadelesi neticesinde Ermeni Meselesi ortaya çıkmaya başlamıştır.

Rusya, bir taraftan bulunduğu coğrafyada topraklarını genişletirken, diğer taraftan Boğazlar, Doğu Anadolu ve Balkanlar yoluyla sıcak denizlere inmeye çalışmıştır. Ermeni Meselesi bu politikanın bir parçasıdır. Daha doğrusu, Rusya, Ermeni Meselesini bu politikasının önemli bir kısmını hayata geçirebilmek için kullanmayı plânlamıştır. Gerek l774 Küçük Kaynarca Antlaşması, gerekse l829 Edirne Antlaşması ile Osmanlı ülkesindeki Ortodoks Hıristiyanlar üzerinde söz sahibi olan Rusya hem bu yolla, hem de savaşlarda Ermeniler üzerinde propaganda uygulayarak bu meselenin çıkmasını sağlamaya çalışmıştır. Rusya’nın bu tahrik ve tesirleri 93 Harbi ile iyice artmıştır. Ayastefanos Antlaşması’nın l6.maddesi ve Berlin Antlaşmasının 61. Maddesine Ermenilerle ilgili hükümler konulmuş, daha sonra bu maddelere dayanarak büyük devletler Osmanlı’nın iç işlerine karışmaya başlamış ve mesele uluslararası boyuta ulaşmıştır.

Ermeni Meselesinin çıkmasında ve Ermeni olaylarında Rusya veya İngiltere kadar olmasa da Fransa’nın rolü de vardır. Ermeniler üzerindeki tahrikler bu üç devlet arasında bir rekabete dönüşmüştür. Fransa, diğer Avrupalı devletler ve Amerika ile beraber misyonerlik faaliyetleriyle Ermeni Meselesinde rol oynamıştır. Doğu’daki Ermenilerin hayatını ve siyasetini asıl etkileyen akım, Amerika misyoner faaliyetidir. Bu misyonerler, yeni militan bir grubun doğuşunu hazırlamışlardır.

Ermeni Komiteleri

     Ermeniler sırasıyla, Anadolu’da “Kara Haç”, “ Armenakan” ve “Vatan Koruyucuları”, Cenevre’de “Hınçak”, Tiflis’te “Taşnak” komitelerini kurmuştur. İddia ve amaçları Doğu Anadolu’da yaşayan Ermenilerin birlik ve bağımsızlığına kavuşmasından ibaretti. Ermeniler arasında milliyetçiliği yaymak, onları silahlandırmak, Osmanlı İmparatorluğu’nda çete savaşlarını teşvir ederek krizler yaratmak, büyük güçleri müdahale için kışkırtmak şeklinde bir sisteme sahiplerdi. Hınçak Komitesi, Kafkasyalı Ermenilerden Avedis Nazarbek ve eşi tarafından 1887’de kurulmuş olup, amacı önce Türkiye Ermenistan’ını kurarak, daha sonra Rusya ve İran Ermenistan’ı ile birleşip bağımsız bir Ermenistan kurmaktı. 1890’da Kafkasya’da kurulan Taşnak Komitesinin amacı diğer Ermeni cemiyetlerini birleştirmek ve Türkiye’ye geçen çetelere yardım etmekti. Bir de Ermeni ihtilâl hareketlerini yöneten Hınçak İhtilâl Partisi vardı.

ermeniler ve ermeni meselesi
ermeniler ve ermeni meselesi

Tehcire Kadar Ermeni Olayları

  • Erzurum Ayaklanması (20 Haziran 1890)
  • Kumkapı Gösterisi (15 Temmuz 1890)
  • Merzifon, Kayseri ve Yozgat hadiseleri (6 Ocak 1893)
  • Birinci Sason Ayaklanması (28 Ağustos 1894)
  • Bâbıâli Gösterisi (28 Eylül 1895)
  • Van Ayaklanması (3 Haziran 1896)
  • Osmanlı Bankası’na saldırı (25 Ağustos 1896)
  1. Abdülhamid döneminde yaklaşık 38 tane Ermeni olayı yaşanmıştır. İsyanlar sırasında, 1914’te Zeytun’da 100, 1915 Van olaylarında 3000 ve 1914-1915 Muş olaylarında 20 bin Türk, Ermeni mezalimi sonucu hayatlarını kaybetmiştir. Ermeni isyan ve katliamları sırasında katledilen Türklerin sayısı belgelere göre 517.955’tir. Olay tarihi ve yeri belli olup da sayı tesbiti yapılamayanlarla birlikte bu rakam 2 milyona ulaşmaktadır.

Ermeni Kilisesi

Başından sonuna kadar ki Ermeni olayları incelendiği zaman bunların plânlayıcısı ve idaresinin Ermeni din adamları olduğu görülmektedir. İsyanların merkezi olarak daima karşımıza Ermeni Patrikhânesi ve kiliseleri çıkacaktır. Ermeni din adamları, Osmanlı Devleti’nin kendilerine sağladığı imkânlardan faydalanarak millî hislerin yayılması için çalışmışlar ve dinî konuları ikinci plâna bırakarak faaliyet göstermişlerdir. Manastırlarda, kiliselerde, okullarda yürüttükleri faaliyetlerle zamanla düşmanlık tohumlarını yeşertmişlerdir. “Ermeni Milleti Nizamnâmesi”nin 1863 yılında ilânından sonra Patrikler, daha çok milli ve siyasî cephelerde çalışmaya başlamışlardı. Ermeniler, devlet tarafından kendilerine verilen haklara dayanarak, imparatorluk içinde bir “Ruhânî Liderler Ağı” kurma faaliyetine girişmişlerdir. Bu nizamnâme, muhtâriyet için Ermenilerce bir adım olarak kabul edilmiştir. Ermeni Patrikhanesi ve kiliseleri Millî Mücadele döneminde de ihanetlerine devam etmişlerdir. Ermeni Patrikhanesinde Millî Mücadele aleyhtarı toplantılar tertip edilmiştir.

     1915 Olayları

Rus ve İngiliz kışkırtmaları sonucunda meydana gelen isyan ve katliamlar karşısında Osmanlı Hükümeti, Ermeni cemaatinin ileri gelenlerini uyarmakla yetindi. Ancak olaylar durmak yerine giderek yoğunlaşınca, ordunun bir çok cephede savaş hâlinde bulunması nedeniyle cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacı doğdu. Bu maksatla 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni komiteleri kapatılarak, yöneticilerden 2345 kişi devlet aleyhine faaliyette bulunmaktan tutuklandı. Diaspora Ermenilerinin her yıl bu tarihi sözde “Ermeni soykırımının yıldönümü” diye anmaktadır. Gördüğümüz gibi bu tarih, sözde soykırım şöyle dursun, bu iddiaların temeli olan “yer değiştirme” uygulamasıyla bile ilgili değildir.

27 Mayıs 1915 tarihli kanun ve 10 Haziran 1915 tarihli emir yazılarından da anlaşılacağı gibi, Talat Paşa’nın başlattığı ve meclisin de uygun gördüğü yer değiştirme uygulaması doğrudan doğruya cephelerin güvenini sarsacak bölgeleri kapsamaktadır.

Tehcir

Osmanlı İmparatorluğu’nun ı. Dünya Savaşı’na girdiği zaman Ermeni Komiteleri Rusların yanında yerleri alma kararlarını çoktan almışlardı. Oysaki o yıllarda, Osmanlı Hükümeti’nin Ermenileri sürgün etme fikrini taşımıyordu. 1915 Ermeni Tehciri, ihtimâl dahilindeki bir isyana karşı düşünülmüş bir tedbir değildir. 1915’teki zorunlu göç kararı, fiilen ortaya çıkan isyan ve düşman orduyla işbirliğine karşı alınan ve günün şartları içinde kaçınılmaz olan bir karardır. Öncelikle Van, Bitlis ve Erzurum bölgelerinde bulunan Ermenilerin savaş bölgesi dışına çıkarılması konusunu ele alan Talat Paşa, 9 Mayıs 1915’te bu illerin valilerini, gönderdiği şifreli emirlerle bilgilendirdi. Ermenilerin güneye doğru göç ettirilmesinin kararlaştırıldığını ve derhâl uygulanması için gereken yardımın yapılmasını bildirdi. Yer değiştirmeye tâbi tutulan Ermenilerin can ve mallarının korunması, yeme-içme ve dinlenmelerinin sağlanması sevk güzergâhında bulunan bölgesel yöneticilere bırakıldı. 27 Mayıs 1915 tarihli Yer Değiştirme Kanunu ve bu kanuna dayanılarak çıkarılan emirler çerçevesinde; Erzurum, Van ve Bitlis vilayetlerinden çıkarılan Ermeniler, Musul’un Halep, Maraş civarından çıkarılan Ermeniler ise Suriye’nin doğu kısmı ile Halep’in doğu ve güneydoğusuna nakledilmişlerdir. Bu arada, Ermenilerin sıkça dile getirdiği gibi 1.5 milyon Ermeni ölmemiştir. I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin nüfusu en fazla 1.250.000 civarındadır. 9 Haziran 1915’ten 8 Şubat 1916 tarihleri arasında toplam 391.040 kişi tehcire tâbi tutulmuş, bunlardan 356.084’ü yerleşim bölgelerine ulaşmıştır. Yani Ermenilerin yer değiştirme uygulaması sırasında verdiği kayıplar, 35.000 kişi civarındadır.

Kafilelerin göç ettirildikleri güzergahlar mümkün olduğunca kendilerine yakın yollardan seçilmiştir. Bununla birlikte, yolların çok kalabalık olması, sancaklarda düzenin bozulması ihtimalinin belirmesi durumlarında, bu güzergahların dışına da çıkılmıştır. Güzergah seçiminde, kafilelerin güvenlik ve korunmalarının sağlanması düşüncesi de önemli rol oynamıştır. Ermeni yazarlar bu olayların Ermeni halkının kökünü kazıma olduğunu düşünmektedir. Bu itham yersiz ve temelsizdir. Gerçekten de yollarda Ermeniler kayıplar verdiler. Fakat bunun sebepleri vardı: Bazı yörelerde Ermenilerin silahlı direnişi, hastalıklar, eşkıya hareketleri, iletişim araçlarının yetersizliği ve ülkenin bir kısmının yabancı işgaller altında bulunması gibi. Ayrıca kimsenin görmek istemediği bir gerçek daha vardır, o da ölen Türklerin sayısıdır. Justin Mc Carthy bu konuda şunları belirtmektedir :” Ölü Ermeni sayısı ele alınırken ölen Müslüman sayısını da göz önüne almalıyız. İstatistikler çoğunun Türk olduğu 2.5 milyon Müslümanın da olduğunu söylemektedir.”

ERMENİ MESELESİNİN BUGÜNÜ VE TÜRK DİPLOMASİSİNE ÖNERİLER

     Bugün Ermeni meselesi tarihe mâl olmuştur. Türkler ve Ermeniler asırlarca, barışla birlikte yaşamıştır ve emperyalistlerin kışkırtmaları, temelsiz iddialarıyla Türklere karşı düşman hâle gelmişlerdir. Türkler ve Ermeniler bu kışkırtmalar yüzünden meydana gelen ölümleri her zaman hatırlayacaklardır. Bu mesele iki tarafa da tamiri mümkün olmayan zararlar vermiştir. Emperyal devletlerin menfaatlerine hizmet eden bir strateji olmaktan öteye geçmemiştir. Günümüzde Ermeni çevreleri ve maalesef Türkiye’deki bazı aydınlar, soykırım iddialarını, tarihten gerekli ibreti alamadıkları için sürdürmekte ve bunda kararlı görünmektedir. Türk milletine kabul ettirilmeye çalışılan Ermeni katliamı ile ilgili söylenen hiçbir görüşün ve iddianın ciddiyetle ve doğrulukla zerre kadar alâkası yoktur. Bu iddiaların sahipleri, yaklaşık dokuz yüz küsur bir arada yaşamayı başarmış iki toplumun nasıl olup da bir anda böyle bir olayı gerçekleştirdiğini de kanıtlamak zorundadır, ki bu da mümkün değildir. O hâlde bu insanlar iftiracı durumuna düşmektedir. Bu da bir insanın alabileceği en alçak hâllerden biridir.

Bugün Ermeniler, tarih ilminin gerekleri üzerinden değil de, lobi gücü üzerinden birtakım yalan yanlış iddialar uydurmaya çalışmaktadırlar. Oysa ki bu çok yanlıştır. Ermenistan Devleti, tarihe at gözlükleri ile bakmakta ve Ermeni vatandaşlarını da bu bakış açısı üzerinden olumsuz etkilemektedir. Örneğin, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Serkisyan, katıldığı bir söyleşide gençlerin sorularını yanıtlarken, “Karabağ’ı biz aldık, Ağrı’yı da size bıraktık.” demiştir.  Buradan da şu sonuca varabiliriz ki Ermeniler, hâlâ geçmişteki davalarını gütmektedir. Bununla beraber, Ermeniler, meseleyi çözmek yerine, daha da içinden çıkılmaz bir hâle getirmek istemektedirler. Örneğin, Yusuf Halaçoğlu, Türk Tarih Kurumu Başkanı olduğu zamanlar, Ermenistan’a, bir tane toplu Ermeni mezarlığı gösterin, Boston’daki Ermeni arşivlerini açın, masrafları da benden, demiştir. Fakat buna cevap vermemişlerdir. Ayrıca

Ermenilerin, geçmişte olduğu gibi bugün de Rusya’dan bağımsız bir politika izlemeleri mümkün değildir. Çünkü hâlâ onların kuklası konumundadır.

Ermeni meselesi, kanaatimizce; sloganla, sâfî kin beslemekle halledilecek bir mesele değildir. Dağ gibi büyüyüp gittikçe karmaşıklaşmış bir mesele olup, bunu öncelikle bu olayların meydana geldiği coğrafyanın insanları, yani Türkler ve Ermeniler aralarında halletmelidir. Bu konular günümüzde sürekli gündeme gelmekte ve iki tarafın da insanlarını huzursuz etmektedir. Evet, tehcir bir zorunluluktu, o dönemde yapabileceğimiz tek çareydi, fakat hata değildi. Bu sebeple Türkiye Cumhuriyeti Devleti bunu bir hata addedip kimseden özür dilemek zorunda değildir.

Türk Hükümeti, bizzat Ermenistan Cumhuriyeti ile, Ermeni tarih kurumları ile birebir temasa geçmelidir. Hükümetimiz, Ermeni medeniyetini, dilini, kültürünü, dinini araştıran uzmanlar, Armenialoglar yetiştirmelidir. Ve onlar vasıtasıyla zikrettiğimiz münasebet kurulmalıdır. Böylelikle karşı tarafın bizi daha ciddiye almasını sağlamış olup, meselelerin konuşularak çözüme kavuşturulması yolunda oldukça önemli bir yol izlenmiş olunur.

Ermeniler ve Ermeni Meselesi, tarihimizin çok önemli bir kısmını oluşturur. Gerekli ehemmiyetin gösterilmesi, sözde soykırım iddialarının her fırsatta kanıtları ile reddedilmesi, kimseye özür borçlu olmadığımızın dile getirilmesi gereklidir. Taziyede bulunulup, acılara ortak olunup anlayış gösterilebilir. Fakat asla hata olarak görülüp suçlu hissedilmemelidir.

Bu yazımız da ilginizi çekebilir: 

Ermeni Meselesi ve Dünden Bugüne Ermeni Terörü

Yabancı Yatırımcılar ve Azerbaycan Ekonomisi

Bu Çalışmanın Tüm Hakları Betül KARATAY’a Aittir.

     KAYNAKÇA

İlter, ERDAL, Türkiye’de Sosyalist Ermeniler ve Silahlanma Faaliyetleri (1890-1923),Turan Yayıncılık, İstanbul 1995.

McCharty, JUSTIN, Osmanlı Anadolu Topraklarındaki Müslüman ve Azınlık Nüfus, Türkçe trc. İhsan Gürsoy, Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı Yayınları, Ankara 1995.

İlter, ERDAL, Ermeni Meselesinin Perspektifi ve Zeytûn İsyanları (1780-1880), Ankara 1988

Sarınay, YUSUF, “Türk Arşivleri ve Ermeni Meselesi” Belleten, Nisan 2006, Cilt: LXX, Sayı 257, s. 289–310.

TOSUN, Ramazan. “Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkışı ve Mahiyeti”. Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi (2003 ): 143-163

İlter, ERDAL, Ermenistan Adı, Ermeniler’in Menşei ve Bazı Ermeni İddiaları Üzerine, ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 6, Yaz 2002

Karal, ENVER ZİYA, La Question Arrnenienne (1878-1923), çev Arş.gör. Erdal AYDOGAN

Şimşir, BİLAL, İngiliz belgelerinde Osmanlı Ermenileri,1856-1880.

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi [email protected] üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için [email protected] adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.