Eski Mezopotamya'da İnanç Sistemi, Anadolu'ya Geçiş Ve Bugünkü Avrupa'daki Etkileri

Mezopotamya Uygarlıkları

Anadolu kavimlerinin, Mezopotamya kültürünün ve özellikle inanç sisteminin etkisi altında kalması hususunda Asurlular ile Hurriler’in önemli ölçüde katkısı vardır. Bu bağlamda Asurluların katkısına baktığımızda, Anadolu’da daha Protohattiler zamanından beri Asurlu tüccarların tesiriyle Tanrı Asur’a ve Mezopotamya’nın Sümerli Kiş şehrinin baş tanrısı ve savaş tanrısı olan Zababa’ya tapınılmıştır. Ayrıca Kültepe metinlerinde Asur tanrılarından Tanrı Asur’un, Fırtına Tanrısı Adad’ın, Ay Tanrısı Sin’in, Tahıl Tanrısı Nisaba ile İštar’ın rahiplerinden söz edilmektedir. Belgelerde adı geçen tanrılardan Asur ve diğer Sami halklarının tanrısı olan Adad’ın rahiplerine baktığımızda, en ilgi çekici yön bu rahiplerin yerlilerden oluşmasıdır.. Özellikle Hititçe isimler taşıyan şahısların Adad’ın rahibi olarak görülmesi, Asurluların kendi inançlarını yerlilere empoze ettiklerini göstermektedir. Bu durum Hititlerin, Koloni Devrinde Anadolu’ya gelerek Anadolu’da yaşayan Hattilerin ve diğer halkların tanrılarını benimsedikleri gibi Asurluların tanrılarını da benimsemiş olduklarının kanıtlamaktadır. Anadolu’da Hurri etkisine gelince, bu tesir özellikle din ve sanat alanında bariz bir şekilde kendisini göstermiştir. Hurriler Sümer-Babil kültürünü, Suriye istikametinden Anadolu’ya girmesi için bir aracı görevini üstlenmişlerdir. Bu durumun gerçekleşmesinde Hurrilerin yaşadığı coğrafyanın etkisi büyüktür. Zira Hurri lehçesini konuşan insanlar; Nuzi’de Asurlularla, Mari’de Amurrularla, Ugarit ve Alalah’ta Kenanlılarla, Kilikya ve Kapadokya’da Hititler ile komşu olarak yaşamışlardır. Bu kültürel etkileşme esnasında Mezopotamya’nın Enlil’i Hurrilere Kumarbi adıyla geçmiştir. Ea, Eya adıyla transfer olurken, Sin’in yerini Kušuh, Šamaš’ın yerini Šimegi almıştır. Hurri panteonunda Enlil’in oğlu Ninurta’nın eşiti ise Aštabi’dir.
Hurri panteonunun baş tanrısı olan Tešup, tıpkı Mezopotamya’nın Adad’ı gibi fırtına tanrısıdır. Fırtına tanrısının en ünlü tapınaklarına Toroslar civarında ve Kuzey Suriye’de rastlanılmıştır. Bu bölgelerin her tarafında Tanrı Tešup ile onun eşi olan Tanrıça Hebat kültü yaygın olarak yer almıştır. Bu iki tanrı pek bir değişikliğe uğramadan aynen Hitit panteonunda yer almışlardır. Anadolu’da fırtına tanrısının dağların tepesinde ve gökte oturduğuna, yağmurda, şimşekte ve fırtınalarda ortaya çıktığına inanmışlardır. Yağmur tarlaları verimli bir hale getirdiği için ülkedeki refahın onun sayesinde sağlandığı kabul edilmiştir. Bu tanrının adı metinlerde sık sık iki Sümer ideogramıyla yani DU ve DİM ile yazılmıştır. Fırtına tanrısının eşi olan Hebat ise bir verimlilik tanrıçasıdır, güneş yuvarıyla özdeşleşir; hem göksel tanrıça olarak gökcismi görünümü taşır, hem de güneş batarken yerin derinliklerine inmek için göğü terk ettiğinden yer altı tanrıçası olarak görülmüştür. Bu tanrıçanın adı Sümerce ideogram DUTU ile yazılmıştır. Güneş Tanrıçası kültünün Anadolu’daki en iyi bilinen tapınağı Arinna kentinde olduğundan bu tanrıça “Arinna Güneş Tanrıçası” olarak bilinmiştir. Eya adıyla Hurri panteonuna eklenen Mezopotamya’nın büyük tanrısı Enki (Ea) de sade ve katkısız bir şekilde panteonda yerini almıştır. O, Hurri memleketinin her yerine yayılmış ve aynı zamanda “šarri” yani kral sıfatı ile de tanınmıştır.
Akkadça olarak yazılmış olan “Samarra Tableti”nde de ikisi kral olmak üzere 3 kişi Hurrice isimler taşımaktadırlar. Bu Akkadça tablette Urkiš ve Nawar kralı, Šatarmat’ın oğlu Ari-šen’in Tanrı Nergal’e yapmış olduğu mabet anlatılır. Burada konumuz açısından önemli olan Tanrı Nergal’in adının geçmesidir. Hurri panteonunda Mezopotamya’nın Ölüler Diyarının hakimesi olan Ereškigal’in karşılığı ise Allani’dir. Mezopotamya tanrılarını benimseyen Anadolu toplumlarına İštar kültünün geçişinin de Hurriler aracılığıyla olduğunu düşünmekteyiz. Nitekim Hurri tanrıçası Šauška, İštar ile bir tutulmuş ve metinlerde genellikle İštar olarak yer almıştır. Böylece İštar kültü Hurriler’in yoğun oturdukları kentlerin hemen hemen hepsine yayılmıştır. Bu kentler arasında Šamuha, Lawazantiya, Hattarina, Wašudawanda, Šullama ve Ninive başta gelmektedir. Bu kentler arasında özellikle Šamuha’nın ayrı bir yeri vardır. Šamuha’nın adının geçtiği çivi yazılı metinleri göz önünde bulundurduğumuzda, çoğunun dinsel içerik taşıdığına tanık olmaktayız. Bu da bize Šamuha’nın dinsel açıdan önemli bir şehir olduğunu, bir kült şehri olduğunu göstermektedir.

Mezopotamya’da olduğu gibi Hurriler’de de Tanrıça İštar’ın savaşlardaki rolü önem arz etmektedir. Tanrıça-insan ilişkilerindeki karşılıklı çıkar o kadar belirginleşmiştir ki, Šamuha kentinde kral askeri sefere çıkmadığı yıl Šamuha kentinin İštar’ına ne ayin düzenler ne de ona sefere çıkma adağı sunardı (Ünal, 2003: 90). Bu tanrıçanın Anadolu’ya ilk girişinin Eski Hitit Krallığı ile İmparatorluk Çağı arasındaki karanlık dönemde gerçekleştiği ileri sürülmektedir. Hurri kentlerinde bu derece rol oynayan İštar’ın Hurriler’den Hititler’e geçmesi ancak M.Ö. 1450’lerden itibaren giderek artan Hurri etkileriyle başlamış ve giderek yoğunluk kazanmış olmalıdır. Anlaşıldığı kadarıyla Hitit panteonu, devletin ilk kuruluş yıllarında oldukça sadedir. Hurriler’in etkisiyle Hitit toplumlarına yayılan yüksek Mezopotamya kültürünün din alanındaki tesiri kısa sürede tüm Hitit toplumlarını kaplamıştır. Nitekim dindar bir hükümdar olan III. Hattuşili döneminde (M.Ö. 1287- 1244) tanrı sayılarında ve ayinlerde oldukça artış meydana gelmiştir. Kral III. Hattuşili, Tanrıça İštar’ı kendisinin hamisi olarak seçmiştir ve kralın ünlü otobiyografisi bu tanrıçaya ithaf edilmiştir. Hitit kraliyet ailesinde ve toplum içerisinde bu denli etkili olan Tanrıça İštar’ın kutsal hayvanı gücün sembolü olarak düşünülen aslan idi. Kabartmalarda tanrıça bir aslan üzerinde, ayakta ve kanatlı olarak tasvir edilmiştir. Bazı mühür baskılarında ve anıtlarda ise kanatlı tanrıça olarak da fark edilmektedir. Hititler’de, Babil’in İštar ideogramı olan DİNGİR, Anadolu kökenli olup isimlerini bilmediğimiz çok sayıda yerel tanrıçayı ifade etmek üzere de kullanılmıştır. Ayrıca Hititler’de resmi bayram ve ayin kutlamalarında Mezopotamya’nın etkisi açık bir şekilde görülmektedir. Özellikle de Yeni Yıl Bayramı krallar tarafından kutlanan resmi tapınmalar arasındaydı. Kraliyet ailelerine ait dualarda da Tanrıça İštar’ın adına oldukça sık rastlamaktayız.
Boğazköy’de bulunmuş Akkadça ve Hititçe versiyonu olan bir dua metninde Tanrıça İštar’ın adı geçmektedir. Burada ay tanrısının kızı olarak tanımlanan İštar’ın Mezopotamya toplumlarında olduğu gibi, Hititler’de de savaşlarda önemli rol oynadığını göstermesi bakımından önemlidir. Ayrıca inanç sistemi ve tanrı-tanrıçaların Yunan toplumu tarafından kabul edilmesi de etkileşmenin sınırlarının belirlenmesinde önemli bir unsurdur. Nitekim Yunan kolonizasyonun en önemli kenti Miletos ve buna bağlı birçok kolonide Tanrıça İštar’ın Yunandaki versiyonu olarak düşündüğümüz Tanrıça Aphrodite’ye bağlı tarikatların varlığını kanıtlayan veriler ortaya çıkarılmıştır. Bu verilerden Miletos ve ona bağlı birçok kolonide Aphrodite’nin önemli bir kült olduğu anlaşılmaktadır. Hititler Tanrıça İštar’ın yanı sıra birçok Mezopotamya tanrısına da tapınmışlardır. Sümerlerin gök, yer ve okyanus tanrılarını temsil eden Anu-Enlil-Ea teslisine Hititler de ibadet etmişlerdi. Ayrıca, Sami kavimlerin çöl ananesinin yarattığı Sin-Šamaš-İštar (Ay-Güneş-Yıldız) astral teslisi de Hitit panteonunda yerini almıştı. Antlaşma metinleri de bize tanrılar hakkında önemli bilgiler vermektedir. Gerçekten tanrı ve tanrıçaların adları siyasi antlaşmaların sonunda sıralanarak, antlaşmaları koruyan ve onların bozulmamasını sağlayan ilahlar olarak ant içilmiştir. Örnek olarak vereceğimiz, Wiluša kralı Alakšanduš ve Hitit kralı II. Muwattalli arasında yapılan antlaşmadaki tanrı ve tanrıça adlarının içerisinde de Mezopotamya tanrılarının adlarının geçtiğini görmekteyiz. Ayrıca Mezopotamya tanrılarından İštar’ın adının birden çok defa ifade edilmesi, onun Hitit panteonundaki yeri ve önemini ortaya koymaktadır:
“…Göğün kraliçesi Hepat, Koruyucu Tanrı, Hatti şehrinin Koruyucu Tanrısı, Tanrı Karzi, Tanrı Hapantaliia, Karahna şehrinin Koruyucu Tanrısı, Av Çantasının Koruyucu Tanrısı, Yeminin Beyi Ay Tanrısı, İštar, Kırın İštar’ı, Ninuwa şehrinin İštar’ı, Hattarina şehrinin İštar’ı, Tanrı Allatum, Tanrı EA, Tanrı Telipinu, Tanrı Ninatta ve Kulitta…” ifadesi kullanılmaktadır.
Mezopotamya’nın tanrılarıyla ilgili edebi eserleri de Anadolu’da oldukça yaygındır. Bu eserlerin en önemlisi, çeviri yoluyla Anadolu’ya gelen ve devrin en çok sevilen eserleri arasında yer alan “Gılgamıš Destanı”dır. Bu eser Hattuša’da Hititçe ve Hurrice olmak üzere ele geçmiştir. “Kumarbi Efsanesi” de aynı yolla Anadolu coğrafyasına yayılmıştır. Hurrilerdeki adı Kumarbi olan efsane, Hititlere ise Ullikummiš adıyla geçmiştir. Sami toplumların yaratılış mitoslarından oldukça etkilenildiği görülen bu efsanenin başlangıcında tanrılar arasındaki mücadele söz konusudur. Buna göre Alalu, Anu ve Kumarbi gökte dokuzar yıl hüküm sürmüşlerdir. Bu tanrılardan birisi kral iken bir sonrası onun hizmetçisidir ve hizmetçi beyini tahttan indirip, yerine kendisi oturmuştur. Tahtı en son ele geçiren Kumarbi olmuştur.
Bu öyküden yüzlerce yıl sonra oluşturulan Yunan “Theogonia”sında da konu neredeyse aynısıdır. Meşhur Yunan şairi Hesiodos’un bu eserine göre göklerin hükümdarı Uranos’tur. Acımasız Uranos doğan çocuklarını doğruca yerin altına göndermiştir. Uranos’tan doğan oğullar babasına karşı çıkmışlar ve Kronos babasının tahtına geçmiştir. Ancak aynı şeyleri Kronos da kendi çocuklarına yapmıştır. Zeus sonunda babasına savaş açarak onun tahtını ele geçirmiştir. Burada Hurri efsanesindeki Alalu-Anu-Kumarbi tanrı kuşaklarını, Yunan efsanesinde Uranos-Kronos-Zeus üçlemesi karşılamaktadır. Bu savaş da yine gökyüzü egemenliğini ele geçirme tutkusundan kaynaklanmıştır. Bu efsane büyük olasılıkla Yunan coğrafyasına Anadolu’dan geçmiştir. Hikâyenin bundan sonraki kısmında Kumarbi’nin bir oğlu olmuştur. Oğlunun adını Ullikummiš koyan Kumarbi onun Upelluri’nin sırtında dağ gibi taş olmasını istemiştir. Bu motifte Yunan mitolojisinde dünyayı sırtında taşıyan Atlas figürü ile benzerlik göstermektedir. Hikâyenin ilerleyen bölümünde Ullikummiš ile Fırtına Tanrısı’nın savaşması söz konusudur. Ullikummiš adlı dağ canavarının Fırtına Tanrısı ile mücadelesinde yenik düşmesi de tamamıyla Babil motifidir. Burada anlatılanlar Babil yaratılış mitosu olan “Enimu eliš” teki Marduk’un Tiamat adlı canavarı yenmesi motifi ile çok benzerlik göstermektedir. Ayrıca bu mitosta geçenler Zeus’un Gigantlar ve Titanlar ile çatışmasını da biraz olsun çağrıştırmaktadır.
Ayrıca Kumarbi Destanı’nın “Kumarbi ve Tufan Kahramanı” olarak adlandırılan bölümünü, Mezopotamya’daki Gılgamıš Destanı’nda geçen tufan olayı ile irtibatlandırmak mümkündür. Ancak tufanın anlatıldığı tabletin büyük bir kısmının kırık olması sebebiyle, olayı tam olarak anlamamız mümkün değildir. Buradaki tufan efsanesi, Gılgamıš Destanı’nın kırık parçalarına ek olarak tercüme edilmiştir. Olayda Kumarbi, Gılgamıš ve Ullu(ya)’nın isimleri geçmektedir. Ullikummiš efsanesindeki tanrı ve canavar mücadelesini, Hititlerde “İlluyankaš Mitosu”nda da görmekteyiz. Yukarıda ele aldığımız mitosta olduğu gibi, bunda da Mezopotamya efsaneleri ile benzer birçok motif bulunmaktadır. Günümüze bu metnin iki anlatım şekli ulaşmıştır. Birinci versiyonunda fırtına tanrısı, ejderha İlluyankaš tarafından yenilgiye uğratılmıştır. Burada fırtına tanrısına Tanrıça İnara yardım etmiştir. İnara, baştan çıkardığı Hupaşiya adındaki bir ölümlünün işbirliği ile ejderhayı zararsız hale getirmiştir. İkinci anlatımda ise ejderha tarafından yenik düşürülen tanrı, kalbi ve gözlerinden yoksun bırakılmıştır. O zaman tanrı yoksul bir adamın kızıyla evlenmiş ve ondan bir oğul sahibi olmuştur. Bu oğul büyüyünce ejderhanın kızıyla evlenmiş ve babasına vermek üzere onun kalbi ve gözlerini geri almıştır. Organlarını yeniden elde eden tanrı, ejderhaya karşı galip gelmiştir. Söz konusu efsanede görüldüğü gibi Babilin baş tanrısı Marduk’un Tiamat’ı öldürmesiyle bağlantılıdır. Daha da önemli olan nokta ise bu efsanenin “Purilli Şenliği”nin kült efsanesi olmasıdır. Babildeki “Yeni Yıl Şenlikleri”nde bu efsanenin canlandırıldığı gibi, İlluyankaš mitosu da Purilli Şenliği’nde canlandırılmıştır. Tanrı ile ejderha İlluyankaš’ın dövüşmesinin canlandırıldığı veya anlatıldığı böylesi bir bahar festivalinin ilkbahar mevsiminde yapılan festivallerin yaygın bir biçimi olduğu anlaşılmaktadır. Buradaki amaç da kış aylarının durgunluğundan sonra dünyanın yeniden canlanmaya başladığını anlatmaktır. Bir Hitit metninde “insanların kaderlerini tayin etmek” amacıyla tanrıların bir araya geldiklerinden bahseden bir ifade vardır ve bu ifade güçlü bir biçimde Hititlerde, ritüel şeklinde yerine getirilen bir toplantı olan ve Babildekine benzer bir biçimde, bir Yeni Yıl Festivali’nin mevcut olduğunu ortaya koymaktadır. Tarih arşivi bu gün sizler için Eski Mezopotamya’da İnanç Sistemi’ni araştırıyor…

Yeni Yıl Bayramı ile ilgili asıl efsane ise “Telepinu Efsane”sidir. Telepinu ya da Telipinu, Fırtına Tanrısı Tešup’un oğludur ve toprağın veriminin de simgesidir. Günün birinde ülkeyi bırakıp gitmiştir ve o zaman yaşam durmuştur. Telepinu giderken yeryüzünün bereketini de alıp götürmüştür. Toprak ürün vermez, canlılar üremez olmuştur. Ağıllarda koyunlar boğulmuş, sığırlar ölmüş, inek buzağısını, koyun kuzusunu bırakmıştır. Bütün ülkeyi kıtlık kaplamış, ağaçlar kurumuş, filizler çürümüş, kaynaklar kurumuştur. Tanrılar bunun üzerine bir araya gelerek Telepinu’yu geri getirmeye çalışmışlardır. Önce arasalar da bulamamışlar, bulduklarında ise geri dönmeye ikna edememişlerdir. Sonunda birçok tanrı araya girmiş, bin bir yakarma ve ricayla dönmeye
razı etmişlerdir. Onun dönüşüyle yeryüzünde bolluk ve yaşam yeniden başlamıştır. Telepinu’nun dönüşü Hititlerde her yıl bayramlarla kutlanmıştır. Bu da Yunan mitolojisindeki “ Demeter’in dönüşü” ile “Adonis”in yeniden canlanmasını kutlayan türden bir bahar bayramı olmuştur. Mezopotamya inanç sisteminin, Anadolu’da Neolitik Çağ’dan itibaren var olan Ana Tanrıça inancının üzerinde de etkili olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Anadolu’nun Ana Tanrıçası Geç Hitit Beylikleri döneminde Kubaba adını, Frig ve Lidyalılar zamanında Kybele ismini almış ve kutsal hayvanı aslan ile birlikte betimlendirilmiştir. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan Ana Tanrıça figürlerinde tanrıçanın geçirdiği gelişim evrelerini tüm canlılığı ile izlemek mümkündür.
Ana Tanrıça Kybele, Friglerin gözünde “Doğa Tanrıçası” hatta doğanın kendisidir. Sümerler’deki İnanna ve Dumuzi ile Samiler’deki İštar ve Tammuz ilişkisine benzer şekilde tanrıçanın Attis adında bir sevgilisi vardır. Attis’in yer altına gitmesi ile sonbahar ve kışın, yeryüzüne çıkmasıyla doğanın yeniden canlandığı ilkbaharın geldiğine inanılmaktadır. Tanrıçanın sevgilisine her yıl ilkbaharda kavuştuğu, böylece doğaya yeni bir yaşam geldiği düşünülmektedir. Bu sebeple Tanrıça Kybele’nin en önemli tapım merkezi olan Pessinus’ta her yıl baharın başlangıcı olarak kabul edilen Mart ayının yirmi ikisinde Kybele adına şenlikler düzenlenmiştir. Bu törenler tıpkı İnanna-Dumuzi, İštar-Tammuz, Aphrodite-Adonis törenleri ile Purulli bayramının aynısıdır. Yani Kybele’nin sevgilisine kavuşma zamanıdır. Toprağın yavaş yavaş uyanmaya başladığı, tabiat ürünlerinin doğuma hazırlandığı an gelmiştir. Frig dinindeki bu benzerlikler, bu halk gruplarının Anadolu’ya geldiklerinde burada var olan halklar ile bu coğrafya üzerinde etkisi olan kültürlerin değerlerini benimsediklerini göstermektedir. Trakya ve Makedonya içerlerinden Anadolu’ya Boğazlar yoluyla gelen savaşçı Frigler ile üzerlerine geldikleri eski Anadolu kavimlerinin farklı kültür unsurlarına sahip oldukları şüphesizdir. Buna göre Frigler Anadolu yarımadası içerlerine girdiklerinde yerli halkın “Kubaba” olarak taptığı bir tanrıçayı kendi baş tanrıları olarak kabul ettiğini göstermektedir. Tanrıçanın bu tapımı erkenden batıya doğru Ionia’ya süzülmüş, fakat daha yumuşak ve gerçekten daha romantik bir biçimde, Anadolu ile bağlantılı çeşitli Hellen mitoslarına yansımıştır. Bu mitoslarda, bir tanrıçanın aşık olduğu fakat bu aşkıyla ona talihsizlik getirdiği bir gencin teması ortaya çıkmaktadır; Latmus Dağında Selene (Ay) ve Endymion mitosu ile Aphrodite’nin mitosu böyledir. Ayrıca Yunan tanrılarından Artemis de bu gruba eklenmiştir. Bu tanrıçanın tapımı bile Kybele tapımının hemen hemen aynısıdır. Yani Artemis’in tapınım ve inancının kökenini de Mezopotamya’ya kadar götürmek mümkün görünmektedir. Kybele’den sonra Friglerin en tanınmış tanrıları arasında, Güneş Tanrısı Sabazios ile Ay Tanrısı Men bulunmaktadır. Frigler bu tanrıları da büyük olasılıkla Anadolu’da tanımışlardır.
Anadolu coğrafyasının bir başka halkı olan Lidyalıların dinine baktığımızda, bu konuda detaylı bilgimiz olmasa da eldeki mahdut bilgiden önemli hususlar göze çarpmaktadır. Friglerin yerleşmiş oldukları topraklardaki izleyicileri diyebileceğimiz Lidyalılarda da Kybele tapımı oldukça önemli bir yer tutmuştur. Gerçekten, M.Ö. 680’lerde Kimmer akınları ile yıkılan Frig Krallığı’nın yerine ve mirasına Lidya krallarının sahip çıktıkları bilinmektedir. Özellikle krallardan Ardys zamanında (M.Ö. 652-624) tanrıçanın tapımı Sardis’e girmiş olmalıdır. Çünkü oğlu Sadyattes (M. Ö. 624-609) ile torunu Alyattes (M. Ö. 609-560) isimlerinin soneki olan “Attes” sözcüğünün de gösterdiği gibi tanrıça Kybele’nin genç aşığı olan Attisli teophor isimler taşımaktadırlar. Ayrıca Kroisos zamanında (M. Ö. 560-546) da tanrıçaya tapımın Lidya’da bilindiği kendiliğinden anlaşılmaktadır. Nitekim Lydia kral sülalelerinin sonuncusu olan Mermnadlar zamanında (M.Ö. 687-546) Sardis’de ilk inanç resimlerini görmekteyiz. Bir de M.Ö. V. yüzyıla ait bulunmuş bir heykeltıraşlık yapıtta tanrıça Artemis ile birlikte görülmektedir. Burada Kybele’nin yanında kutsal hayvanı aslan, Artemis’in yanında ise kutsal hayvanı geyik vardır. Anadolu’nun en batısında yer alan Likya’da24 da Artemis önemli tanrılar arasındadır. Likya dininin başlıca üç önemli tanrısı vardır ki bunlar Leto, Apollon ve Artemis’tir. Leto ve Artemis de geleneksel “Ana Tanrıça” örneklerinden iki tanesidir. Bu tanrılardan önemli bir yeri olan Apollon’dan ise Yunan din ve mitolojisinde, tanrıların en Yunanlısı olarak bahsedilmektedir. Oysa Apollon, Mezopotamya’nın Güneş Tanrısı UTU ile oldukça benzer özellikler taşımaktadır. Apollon öyle bir güneş tanrısıdır ki, bütün iyiliklerin onun sayesinde geldiğine inanılmıştır. Bataklıklar onun sayesinde kurumaktadır, meyveler ve hububatları olgunlaştıran, insanlar ile hayvanları koruyan ve şifa dağıtan bu tanrıdan başkası değildir.
Bütün bu izahlardan anlaşılacağı üzere, Anadolu medeniyet ve toplumlarının doğu-batı toplumları arasında oluşan etkileşmede vasıta olarak oynamış olduğu rol açık olup, çok eskilere gitmekte ve sürekliliğinin korumaktadır. Bu noktada, M.Ö. 2 binyılda Hititler ile akrabalarının Anadolu’da görünmeleriyle doğu ve batı toplumlarının kaynaşmaları daha da hızlanmış olmalıdır. Zira daha sonraki dönemlerde özellikle Anadolu’nun orta ve batı bölgelerinde oturan ve Hititlerin mirasçıları olarak kabul edilmesi gereken Frig, Lidya, Karya ve Likyalılar yarımadanın batı sahillerine gelip yerleşen Akalarla sıkı bir siyasi ve kültürel ilişki içerisine girmişlerdir. Böylece doğu medeniyetinin temel taşı olarak görülen birçok unsur batı toplumlarına geçmiş ve Yunan dehasının yaratılmasında etkin rol oynamıştır.
Yararlanılan Kaynaklar
Ebru Uncu, Eski Mezopotamya Ve Yunan Dünyasında Din Ve Tanrılar
Derman Bayladı, Dinler Kavşağında Anadolu
Öner Çapar , Hellen Mitoslarında Doğulu ve Anadolulu Unsurlar, Uluslararası I. Hititoloji Kongresi
Oktay Belli, Anadolu Tanrıçaları
Füruzan Kınal, Eski Anadolu Tarihi
Mircea Eliade, Dinsel İnançlar Tarihi-1
Samuel Henry Hooke (2002). Ortadoğu Mitolojisi
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Ebru Uncu’ya aittir.
*Bizimle iletişim kurmak için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.