Eski Yunan’da Kölelik

Eski Yunan’da tüm toplumlarda olduğu gibi toplum içerisinde bir tabakalaşma eğilimi görülmüş ve toplum belirli dönemlerdeki yasa koyucular tarafından sınıflara ayrılarak değerlendirilmiştir. M.Ö. 624 tarihinde Drakon tarafından toplum servet sistemine göre dört ayrı kısma ayrılmıştı ve bu kısımlar içerisinde yukarıdan aşağıya inildiğinde bireylerin kazançları ölçüsünde haklara sahip oldukları görülmekteydi. Bu sınıflandırmaya baktığımızda halkın en yukardan aşağıya doğru şu şekilde bir ayrıma tabii oldukları görülür: “500 kilo buğday üreten veya farklı kaynaktan aynı geliri elde edenler”, “300 kilelik geliri olanlar”, “150 kilelik geliri olanlar” ve “Hiç serveti olmayanlar (Bu gruba “thet” adı verilmektedir)” şeklindedir. Hiç serveti olmayan thet130 kesimi toplum içerisinde “asalak” konumunda yaşayan yani geçimini sürdürmek adına diğer insanlara ihtiyaç duyan ve bu ihtiyacı da bedenlerini köle olarak satarak geçinenleri kapsamaktaydı.
M.Ö. 594 yılında Drakon’un ardından benimsenen Solon kanunları Atina’ya bir nebze “eşitlik” ilkesini getirmiş, fakat bu eşitlik ilkesi de tüm sınıfları kapsamamıştı. Bu kanunlar çerçevesinde yine hakların elde edilmesindeki temel dayanak “servet” ölçüsü idi. Askerlik yapmak, vergi vermek gibi görevler yine halkın servetine bağlı olarak dağıtılıyordu. Örneğin; Servet sınıfının en üstünde bulunan, 500 kilo buğday üreten kesimin askerlikteki süvarilik, ikinci servet sınıfı olan, 300 kilelik geliri olanlar ağır piyade, üçüncü servet sınıfı olan, 150 kilelik geliri olanlar hafif piyade şeklinde askerliklerini yapıyorlardı. Dördüncü sınıf olan geliri olmayan kesim ise askerlikten muaf kalıyor, toplum içerisinde aşağı bir konumda yaşamını sürdürüyorlardı. Yunan toplumu kölelik kurumu üzerine kurulmuştur. Eski Yunan’daki kölelik kurumu, köle alım satım kanunlarıyla çeşitli usullere bağlanarak gerçekleşiyor ve “agora” adı verilen şehir meydanlarında kölelerin alım satımı yapılıyordu. Agoralara getirilen köleler birer hayvan olarak görülüyor ve bu kölelere çeşitli değerler biçilerek kölelerin satılması belli fiyat üzerinden değerlendiriliyordu. Bu fiyatlandırmada kölenin genç-yaşlı olması veya kadın- erkek olması gibi durumlar her zaman etkili idi.
Kölelik Biçimleri ve Atina’da Kölelik
Eski Yunan’da kölelik biçimi temelde iki kısma ayrılarak incelenmektedir: Borç bağımlılığı-devlet serfliği-taşınır mülk köleliği ile devlet köleleri ve özel mülk köleleri şeklindedir.
Borç Bağımlılığı – Devlet Serfliği – Taşınır Mülk Köleliği
Borç yüzünden köleleştirme Eski Yunan’da çok sık rastlanan bir kölelik biçimidir. Kişilerin ödeyemedikleri borçları yüzünden bedenlerini rehin vermeleri durumu M.Ö. 5. Yüzyıldan çok daha eski bir döneme rastlamaktadır. M.Ö. 624 yılında Solon’un bu kölelik biçimini kaldırmasının evvelinde başta Atina olmak üzere Yunan şehir devletlerinde kişilerin bedenlerini rehin vermeleri veya satılığa çıkarmaları durumuna oldukça fazla rastlanmaktaydı. Kölelik genel olarak savaş sonlarında yaygınlaşsa da borç bağımlılığından dolayı köle durumuna düşen yurttaşlar da vardı. M.Ö. 7. Yüzyılda Spartalılar’ın Messenialılar’ı borçları yüzünden köleleştirmeleri durumu, borç köleliğinin de temelini oluşturan olaylardan biridir. Sparta Kralı Pausanias bu durum hakkında şunları yazar:
“Spartalılar, Messenialılardan şu koşullara uyulmasını istediler:
a)Sparta’ya karşı ayaklanmak ve yapısal değişiklik yapılmayacağına ilişkin yemin etmek,
b)Vergi olarak ürünün yarısını Sparta’ya vermek,
c) Sparta kral ve yöneticilerin cenaze törenlerine -siyahlar giymiş kadınlarla birlikte- katılmak.
Bu koşullar yerine getirilmediği takdirde bir ceza öngörülmekteydi. Tyrtaios, bu ağır koşulları şu dizelerle dile getirir:
”Ölüm gelip çattığı zaman efendilerine, erkek- kadın yas tuttular onlar için.”
Spartalılar’ın Messenialılar’a karşı başlatmış oldukları çeşitli yönergeler ışığında köleliğin bir “borç” akdine bağlı olarak oluştuğu görülmektedir. Fakat her ne olursa olsun o dönem içerisinde borç kölelerine çok fazla görevler düşmekteydi ve bu kölelerin toplum için faydalı oldukları kesin bir kanaatteydi.
Devlet Köleleri ve Taşınabilir Köleler
Kölelerin sınıfsal incelemelerinde ikinci grubu alan devlet kölelerine geldiğimizde bu gruptaki kölelerin devlete veya imparatora ait oldukları görülmektedir. Bu köleler imparatorun veya devletin verdiği özel işlerde çalışır ve onların malı olurlardı. Birçok düşünüre göre özel mülk dışında devletin de köle sahibi olması kölelerin toplum içerisinde önemli bir konumda olduklarını ve onlara duyulan ihtiyacı ortaya çıkarmaktadır.

Bu ihtiyaç müteakibinde kölelerin her işte çalıştırılabileceği düşüncesi ortaya atılmıştır. Fakat Aristotales ise bu durumun aksini düşündüğünü şöyle söyler:
“Phaleas”ın devlet teorisinden anlaşılıyor ki o burada sadece kendi küçük toplumunu göz önüne alarak bu öneriyi yapmaktadır. Çünkü onun modeline göre tüm meslek sahipleri kölelerden oluşmalı ve bunların arasında vatandaş bulunmamalıdır. Ama işin doğrusu, devletin köleleri olmalı ama bunlar resmi işlerde çalıştırılmamalıdır. Epidamnos’da olduğu ve Diophantos’un bir zamanlar Atina için önerdiği gibi.”
Devlet kölelerine “demosioi” denilmekteydi ve bu köleler, köle pazarlarında satılmaktaydı. Malay, Akharnanialılar’dan yaptığı aktarmada bu pazarlardan satın alınan kölelerin halkın huzuru ve refahı için özellikle güvenlik alanında çalıştırıldığını söylemektedir:
“Okçular (toksotai) şehirde güvenlik görevi yapan kölelerdir ve sayıları 1000 kadardır. Önceleri bunlar şehir meydanlarında kurulan çadırlarda yaşıyorlardı. Ama sonradan Ares tepesi’ne taşındılar. Bunlara Skythialılar veya Peusis ekibi de denmektedir.”
Köle anlamına gelen kelimelerden bazıları belirsiz bir şekilde kullanılırdı ama taşınabilir köleyi ifade eden “Andrapodon” kelimesi tam anlamıyla ve kesin olarak Taşınabilir köleyi karşılamaktaydı ve “insan ayaklı yaratık” anlamına geliyordu. Andrapodon kelimesi dört ayaklı sığır anlamına gelen Tetrapoda kelimesine benzetilerek oluşturulmuş bir sözcüktür. Taşınabilir mülk köleliği, kölelerinin kişilere ait bir eşya veya mal varlığı gibi görülmesi, alınıp satılabilmesi durumunu karşılayan bir ifadedir. Eski Yunan’da görülen özel mülk kölelerin kişileri “ikinci sınıf insan” konumundan daha aşağı çeken bir kavramdı. Kişi bir eşya, ev, hatta özel bir mülk gibi alınıp satılabiliyor hatta kiralanabiliyordu. Esasen On İki Levha Kanunlarında da görülen bu anlayış, köleliğin insani yanlarını ortadan kaldırmaktaydı.
M.Ö. 451-449 yılları arasında günümüz Avrupa hukukunun da temelini sağlayan ve gelişmesine katkıda bulunan On İki Levha Kanunlarında kişilerin kölelerini bir mal gibi kullandıkları ifadesi bulunmaktadır. Hellenizm uygarlığına ait olan bu kanunlarda kişi kölesine bir başkasının zarar verdiğini gördüğünde o kişiye dava açabiliyordu. Hasan Malay’ın aktardığı bilgiye göre bu cezanın bedeli normal bir insanda uygulanan cezanın yalnızca yarısı kadardı. Örneğin; bir kölenin kemiklerini kırmanın cezası, sağlıklı bir insanın kemiklerini kırmanın cezasının sadece yarısı kadardı. Malay bu tür bir cezalandırmanın da esasen kişilere yönelik bir koruma anlayışı ile değil, toplumlara yönelik bir koruma anlayışı ile geliştiğini söylemektedir. Digesta’dan elde edilen bilgilerde kölelerin belli bir yaşam düzeni bulunmaktadır. Bu düzeni bozmak veya onları suça teşvik etmek, iyi iken kötü, kötü iken daha kötü olmalarını sağlamak da bir suç sayılmaktadır:
“İyi bir köleyi kötü, kötü bir köleyi daha da kötü olmaya yönelten kişi suç işlemiş sayılır. Bir köleyi başkasının malına zarar vermeye yönelten, pecullium’unu kötüye kullandıran, sekse yönelten, onu serseri yapan, büyücülüğe alıştıran, resmi gösterilerde çok zaman harcamasına neden olan, isyana bulaştıran, yöneticilik yapan bir köleyi tatlı söz ya da rüşvetle kandırarak hesaplarda tahrifat yaptıran, kölenin gösterişli bir yaşama özenmesine neden olan, onu başkaldırmaya yönelten veya eşcinsel ilişkilere alıştıran kişiler kölenin daha da kötü olmasına neden olmuş sayılırlar.”
Digesta’dan alınan bu alıntıda kölelerin seks yapması, isyan çıkarması, hesaplarda tahrifata gitmesi gibi normal bir insanın yapabileceği eylemler tamamen yasaklanmıştır. Kölenin belli bir yaşam çizgisi vardır ve bu çizgi, özellikle mülk köleleri için efendinin sözünden ayrılmamak ve onun yanında bir “eşya” konumunda kalmaktır. Bu da efendilerin toplumdaki hâkim üstünlüğünün tartışılmaz olduğunu göstermektedir.

Polisin Yükselişi ve Köleliğin Gelişimi
Yunan şehir devletlerine genel anlamda “polis” denilmekteydi. Fakat bu kelimenin bir başka manası da şehrin içerisinde yaşayan vatandaşları kastediyordu. Latince “civitas” şeklinde kullanılan kelime, hem coğrafi manada bir kenti, hem de siyasi manada “yurttaşlığı” ifade etmekteydi. Genellikle bir akropol ve agora ile birleşen kent merkezi, yüksek bir alana kurulur ve etrafı güvenlik duvarlarıyla çevrilirdi. M.Ö. 8. Yüzyılda ilk Yunan şehir devletleri oluşmuş ve halk bu devletler içerisinde çeşitli sınıflara ayrılarak yönetilmişlerdir. Kaynaklardan alınan bilgiler çoğunlukla oligarşi, demokrasi ve tiranlık ağırlıklı yönetimin polislerde etkin olduğunu söylemektedir. Köleliğin gelişimi ile yoksul yurttaşlara haklar verilen bir dönem olan polisin yükseliş dönemi arasında bir bağlantı bulunmaktadır. Fisher, bu bağlantıyı emek gücü ve meta arasındaki ilişki ile açıklamaktadır. M.Ö. 6. Yüzyılda emek gücüne duyulan ihtiyacın artmasıyla kölelerin toplum içerisindeki konumu da değişmiş, köleler topluma hizmeti bulunan kişiler olarak görülmeye başlanmıştı. Solon’un yurttaşlar arasındaki farklılığı ve eşitsizliği önlemek adına koyduğu yasalarla birlikte kölelik kurumu da bir gelişme dönemi içerisine girmiştir. Ortakçı ve gündelikçi yoksul yurttaşların yerini önce tarımda ve giderek manüfaktür ve madencilikte hızla köleler aldı. Pers Savaşları’nda kazandığı zaferler ile bir imparatorluğa dönüşen ve kolektif ve bireysel refah bakımından ilerleme kaydeden Atina’nın klasik dönemde (M.Ö. 5. Yüzyıl) köleci bir toplum haline geldiği kesin olarak söylenebilir.
Yunan uygarlığının ileri derecede gelişmiş bir uygarlık haline gelmesini sağlayan önemli faktörlerden biri olan, Perslere karşı kazanmış oldukları savaşlar sayesinde tüm Doğu Akdeniz ve Karadeniz ticaretini ele geçirmişlerdir. İlk devletleşme sürecinde, kırsal kesimi içine alan bu devletler zamanla tarım ve ticaretin gelişmeye başlamasıyla daha da güçlenmiştir. Köle ticareti sayesinde bazı kıyı kentleri önemli gelişim göstermiş birer ticaret merkezleri haline gelmişlerdir. Marks bu konuya değinerek; “Antik dünya da ticaretin, etkinliğiyle sermayenin gelişimi her zaman bir köleci ekonomiyle sonuçlanmıştır” şeklinde bir görüş ileri sürmüştür. Marks’ın bu sözlerinden de kölelerin ekonomide ne denli bir öneme sahip olduğu açıkça gözler önüne serilmektedir.
Klasik dönemde barbarlık ve kölelik düşüncesi ayrılmaz bir bütündür. Yunan sanatı ve edebiyatı barbarları genellikle köle (aşağılık) olarak anlatmıştır. Yunanlılar kendileriyle barbarlar arasında yıkılmaz duvarlar örmüşlerdir. Nüfusun yaklaşık % 30’unu oluşturan köleler, genellikle dışarıdan temin edilirlerdi. Çünkü köleler ve yabancılar aynı statüye koyulur ve bir yabancıya köle gözüyle bakarlardı. Özetle Yunanlılar köleleri özgür insanlardan ayırmışlar ya da kendi vatandaşı olan ile olmayanları da ayrı tutmuşlardır. Yunanlıların köleleştirilmesine karşı moral itirazlar vardı ve hatta Atina dışında köle konumuna düşen Atinalılar yakınları veya dostları tarafından geri satın alınıyor ve polis idaresi de bunu özendiriyordu. Atina’nın sayıca daha önemsiz ama muhtemelen daha nitelikli bir başka emek kaynağını da M.Ö. 508–507’de Kleisthenes’in reformları ile getirilen metoikos statüsü altında yaşayanlar (Atina egemenliğindeki Attika bölgesinde sürekli ikâmet hakkı olan, yurttaşların muaf olduğu doğrudan vergileri veren, ama siyasal hakları olmayan yabancılar) oluşturuyordu. Aynı dönemde Korinthos ve Aegina’da tarım yanında ticaret ve manüfaktürde, Khios’da ise çoğunlukla tarım ve bağcılıkta yaygın şekilde köle kullanılmaya başlanmıştı.
Yunan Kolonizasyon Faaliyetlerinin Köleliğe Etkisi
Eski Yunan’da toplumun ataerkil olması eskiden beri devam eden çatışmayı gün yüzüne çıkarmıştır. Yönetimde söz sahipliliğinin belli ailelerde olması toplumu bölmüş ve sınıflı bir toplumu ortaya çıkarmıştır. Bu sistemde özgür aileler gittikçe fakirleşerek köleleşmiştir. Zamanla bu sınıflı yapı adeta çelikleşerek önlenemez bir yapı halini almıştır. M.Ö. 8. Yüzyıldan 6. Yüzyılları arasında bu sistem içerisinde kendine yer bulamayan yoksul kesim çeşitli yollara başvurmuşlardır. Kendi yurtlarından göç etmek zorunda kalan bu kesim, gittikleri yerlerde yaşayan halklarla etkileşime girerek Yunan kolonilerinin temelini atmışlardır. Özellikle Atina’nın artan nüfusa tarımsal alanda cevap verememesi ve temel besin kaynaklarının sınırlı oluşu bu göçleri tetiklemiştir. Atina ve diğer şehir-devletlerinden Ege ve Marmara kıyılarına hatırı sayılır bir göç olmuştur. Bu bölgelerin verimli tarım alanları ve gelişmiş ticareti konuklarını adeta cezp etmiştir. Bu göçler zamanla Karadeniz kıyılarına kadar uzanmıştır. Karadeniz bölgesinden balık ve balık ürünleri Atina’ ya aktarılmış, sosyal kültürel ve ekonomik etkileşim hızlanmıştır. Atina’dan ise silah ve mücevher ihraç edilmiştir. Karadeniz Bölgesinde yapılan kazılarda ele geçirilen paraların üzerinde balık motifine rastlanmıştır. Hatta bazı paraların balık şeklinde olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgulardan bölgenin deniz ticareti yaptığını, temel geçim kaynaklarının deniz ürünleri olduğunu anlamak zor değildir.
Yunanlılar, maden kaynakları, yeni topraklar ve yiyecek bulma amacıyla Akdeniz’de yayılmaya başlamışlardı. Bu yayılmacılığın ise zaruri bir sonucu olarak para Eski Yunan dünyasına girmiştir. Tüm uygarlıklarda olduğu gibi Yunan uygarlığı da ilk zamanlar ticari faaliyetlerini, takas ya da altın çubuklarla gerçekleştiriyordu. Lidyalılar’ın parayı bulması en fazla Yunan uygarlığına fayda sağlamıştır. Ticaretle uğraşan bu uygarlık parayı aktif bir şekilde kullanmıştır. Bölgede gerçekleştirilen bir başka ticarette köle ticaretidir. Bu ticaret sayesinde önemli bir kazanç elde etmişlerdir. Özellikle Karadeniz’in önemli kentlerinden Sinope (Sinop) ve Trapezous (Trabzon) köle ticaretinin merkezi durumundaydı. Karadeniz’in kuzey kıyılarından ele geçirilen İskitli kölelerden Yunan şehir-devletlerinde güvenlik amacıyla faydalanılmıştır. Savaşçı ve sağlam bir yapıya sahip olan bu kölelerden zaman zaman savaşlarda da faydalanılmıştır.
Kolonizasyon faaliyetleri bu bölgeyle sınırlı kalmamıştır. Bu faaliyetler İtalya kıyılarında da etkin bir şekilde sürdürülmüştür. Ancak Kartacalılar’ın müdahalesiyle karşılaşan Yunanlılar savaşmak zorunda kalmışlar bu sebepten İtalya’dan daha ileriye gidememişlerdir. Bu savaşlar İtalya ile yapılan ticareti olumsuz etkilemiştir. Yunanlı tüccarlar buradan sonra Doğu Akdeniz’e yönelmişler Suriye ve Mısırla etkileşime girmişlerdir. Mısırdan papürüs, abanoz, buğday, parfüm, tuz ve çeşitli yağlar ithal ediliyordu. Libya’dan ise tahıl alınıyordu. Bu ithalat ve ihracatla hem Yunan ekonomisi güçleniyor hem de ticareti gerçekleştiren kolonistler zenginleşiyordu. Kolonistler bu sayede hem ekonomik hem de siyasi olarak çok güçlü bir hale gelmişlerdi. Bu kolonistler’in yaşadıkları kentler bile çok farklı ve gelişmişti. Geniş yollar, büyük yapılar ve tapınaklar bu kentlerde kendini gösteriyordu. Kolonistler aynı zamanda birer korsandı. Bu sayede köle ticareti gerçekleşiyordu. Elbette bu kölelerin birçoğu devlete ait Laurion’da ki gümüş madenlerinde çalıştırılacaktı. Korsanlığın çeşitli yolları vardı. Bazen baskınlarla insanlar köle pazarlarında satılır, bazen de ticaret yapan küçük tüccarlar dolandırılarak köle haline getirilirdi. En çok parayı Atinalı zenginler vermekteydi. Bu yüzden kölelerin en becerikli ve sağlıklıları da Atina’da satılırdı.

Sparta’da Köleliğin Gelişimi
M.Ö. 8. Yüzyılda ortaya çıkan iki büyük şehir-devletlerinden biri Spartadır. Sparta diğer şehir-devletlerinden oldukça farklı karaktere sahiptir. Sparta, Peleponnessos (Mora yarımadası) ‘un güney bölümünde ki Laconia bölgesindeki Eurotos vadisi üzerine kurulmuş ilk şehir devletlerinden biridir. M.Ö. 7. Yüzyıl boyunca kesin bir tarih ve detayları hakkındaki görüşler tartışmalı da olsa iç reformlar geçiren Sparta, Lycurgus yasası adıyla bilenen ve Sparta geleneğinin başlangıcı olan yasaların, oluşturulmasının sonucu kendi toplumunun gelişme formunu tamamen belirlemiştir. Ancak Lycurgus onu parça parça ve yavaş yavaş geliştirmiştir. Daha sonra bir anayasa sözleşmesi ile bütün yurttaşlara sınırlı haklar tanınmış, kral Grousia ve Apellanın ilişkileri yazılı olarak belirlenmiştir. Sparta, demokrasi, aristokrasi ve monarşinin bir harmanlamasıdır. Günümüzde Atina ne kadar cazip ise Sparta da o kadar iticidir şeklindeki değerlendirmeler olmasına rağmen, Sparta, ünlü istikrarı ile ilgi gören antik bir kent olarak araştırmacılar açısından büyüleyici bir mekân olarak düşünülmektedir. Tam olarak bilinmeden duyulan hayranlık ya da hakkında çok fazla bir bilgi sahibi olmadan oluşturulmuş olan düşmanlık üzerinden yapılan değerlendirmeler genelde yanıltıcı olmuş ve araştırıcıyı başlangıçta yanlış yönlendirerek zihinsel karışıklıklarla karşı karşıya bırakmakta ya da yanlış bir yöne itmektedir. Sparta’nın toplumsal yapısını bilmeden, konumuzu yeterince kavrayamayacağımız için, Sparta toplumunu hakkında bilgi sahibi olmamız gerekmektedir. Sparta toplumu başta Spartalılar, Perikoi ve Helotlar olmak üzere bir sınıflaşma içinde varlığını sürdürmüştür. Spartalılar, tüm politik haklara sahip olan askeri tek bir sınıftılar. Onlar, genç iken kışlalarda yaşarlar, çok iyi bir askeri eğitimden geçerek Sparta’nın ağır piyadesinin temelini oluştururlardı. Onlar, yaşlandıklarında devlet görevleri için çaba sarf ederlerdi. Spartalılar, askerlik ve siyaset dışında başka bir şeyle uğraşmak zorunda değillerdi. Onlar eşitler veya Spartalılar olarak adlandırılırlardı. Kısacası Spartalılar, Sparta’nın bütün yurttaşlık haklarına sahip olan yurttaşları idiler. Bunlar topluca Politeia’yı oluştururlardı. Polis, vatandaşların bir araya gelmesi ile oluşan yerleşimler arasında bir siyasal bir birlikti. Bu durumu Aristotales şöyle yorumlamaya çalışır: “Mutlak anlayışta bir yurttaş müzakere de bulunma ya da adli göreve katılma hakkına sahip olan biridir. Böyle kişilerin toplamı devlettir ve kişi hakka sahip olduğu devletin yurttaşıdır”. Yani Spartalılar, toplu halde bir devleti oluştururken tek başlarına da birer yurttaş sayılmaktaydılar.
Sparta toplumsal yapısının diğer bir sınıfı olan Perioikoilar (Perikoiler) Sparta’nın tam vatandaşlık hakkına sahip olmayan diğer insanlardır. Messenia ve Peleponnessosdaki Eurotas nehrinin vadisinde bulunan, Sparta devletine ait bulunan toprağın yerleşikleri durumundaki Lakedaimonialılara verilen addır. Lakedaimonialı bazen yerleşik anlamına gelirken bazen de gerçek Spartalı tam yurttaşlığı kaybetmiş anlamında Spartalılar olarak kullanılmıştır. Perioikoiler, Sparta’nın uyrukları olup Lakedaimonia’nın sınırlarında yer alan kıyılar ve dağlar etrafında yaşayan özgür yerlilerdir. Perioikoilar, Sparta’da siyasi haklara sahip değillerdi. Fakat mülkiyet hakları ve topraklara sahiptiler. Perioikoilar, sadece kendi ürünlerini üretmek ve bu ürünlerin ticaretini yapma hakkına sahiptiler. Ayrıca Sparta ordusuna hizmet etmekle sorumluydular. Onlar, Lakedaimonialılar olarak hesaba katılır ve vergi öderlerdi. Bu nedenle onları Sparta yurttaşları olarak tanımlamak mümkün olsa da, onları politesden ayrı tutmak gerekir. Çünkü onlar tam yurttaşlara göre çok daha sınırlı haklara sahiptir. Bu nedenden dolayı da Perioikoileri, tam yurttaşlar ile aşağıda bahsedeceğimiz helotlar arasında kalan yurttaşlar şeklinde değerlendirmek mümkündür. Yani bir nevi yarı vatandaşlık gibi bir şeydir Perioikoilar’ın statüsü. Sparta, diğer Yunan kentlerinden toplumsal yapı ve politik yapı olarak oldukça farklı ve kendine özgü bir gelişim göstermiştir. Hint-Avrupa halklarından olup, eşitlikçi kabile anlayışına sahip olan Dorlar, Mora yarımadasında bulunan Lakedaimonia’ya yerleşmeleri sonrasında, kendi içlerinde eşitlikçi yapılarını sürdürürlerken, yerli halkı cezalandırarak helotlar (köle) adı verilen yeni bir sınıf ortaya çıkardılar.
Sparta, M.Ö. 7. Yüzyıl ortalarında Messenialıların neredeyse tamamını köleleştirmiş ve Yunan şehir-devletlerinin en büyüğü olmayı başarmıştır. Devasa bir şekilde genişleyen bu şehir-devletinin en önemli iş gücünü oluşturan insanlar ise helotlardır. Helotlar devlet tarafından sahiplenilen Spartalı kölelerdir. Bu tanım helotları tanımlayan en iyi tanımdır. Helotlar, Messenia ovası ve Eurotas vadisinde köle şeklinde kullanılan, yasal olarak devletin düşmanları, başıboş ve vahşi davranışlara sahip kişilerdir. Onlar devletin malı olarak kabul edilirlerdi. Genel olarak tarımsal işlerde kullanılırlardı. Onlar, Spartalılar’ın sahip olduğu araziler üzerindeki küçük parsellerde çalışırlardı. Elde ettikleri ürünün bir kısmı arazinin sahibine, geri kalanı ise helot ve ailesine verilirdi. Helotlar’ın hayatları berbat bir şekildeydi ve işleri çok zordu. Helotlar, gelirlerinin yarısını Spartalılar’a ödemek zorundaydılar. Helotlar politik ya da sivil haklara sahip olmamalarına rağmen, köleler gibi sahipleri tarafından alınıp satılamazlardı.
Helotlar sıradan kölelerden farklı olup, devlet kölesi olarak bilinmektedir. Sayı bakımından tam yurttaşlardan dokuz-on katı fazlaydılar. Sayılarının fazlalığından dolayı Spartalılar, onlardan çok korkarlardı ve onlara karşı düşmanca bir tutum sergilemişlerdir. Spartalılar, bu durumun bir sonucu olarak helotları kontrol altında tutmak için bir yıldırma politikası izlemişlerdir. Helotların, güneş battıktan sonra kulübelerinden çıkmalarını yasaklanmıştı. Bu yasağa uymayanlar ise ölüm cezasına çarptırılırdı. Helotlar için getirilmiş başka birçok yasak bulunmaktadır. Spartalılar nüfusunun fazla olmasından dolayı korktukları helot nüfusunu belli bir dengede tutmak için yılda bir kez köle avına çıkarlardı. Bir katliam olarak nitelendirilen bu avlar devlet kontrolünde gerçekleşirdi. Zaten devlet mülkiyetinde olup, alınıp satılamayan helotlar, Sparta’nın uyrukları olarak özgür insanlar ile Sparta’da kök salamayan klasik kölelik arasında bir yerdeydiler. Onlar deri elbiseler giymek ve köpek derisi şapkalar takmak zorundaydılar. Konumuz açısından Sparta toplumu üzerine yeterli bilgiler ortaya koyduktan sonra belirtmemiz gerekir ki, söz konusu toplum hiyerarşik bir özelliğe sahip olup, sınıflı bir toplum yapısına sahiptir. Sparta, tarihte yurttaşlığı ilk olarak yaratmış bir toplum olan Sparta’da yurttaşlık modelinin ilkeleri: eşitlik, kamu arazisinden bir bölümüne sahip olmak, ekonomik yönden helotların çalışmasına bağımlılık, sert bir hayat anlayışı, ağır bir eğitim sistemi, zor şartlarda askeri hizmet, yurttaş erdemine sahip olmak ve devlet yönetimine katılım şeklinde özetlenebilir. Özetle Helotlar ise Spartalılar’a her konuda hizmet etmek zorundaydılar.

Plutharkos Helotlar’a yapılan katliamdan şu şekilde bahseder: “Gündüz bu delikanlılar dağılıp çalılar arasında saklanıyor, dinleniyorlardı. Geceleyinse yollara inip yakalaya bildikleri Helotları öldürüyorlardı.” Saklanmak anlamına gelen ve “Krypteia” dedikleri bu durum şöyle bir şeydi ki: Delikanlıların bazılarını ara sıra bir hançerle ve biraz yiyecek ile kırlara gönderiyorlardı. Sabahları dinleniyorlar ve geceler ise yollara inip yakalayabildikleri Helotları öldürüyorlardı. Genelde tarlalara gidip en güçlülerini ve en iyilerini öldürürlerdi. Her savaşın sonunda olduğu gibi Peloponnesos savaşlarından sonra da tamamı tahrip edilen kentlerden, savaş sonunda erkekler öldürülür onların kadınları ve çocukları ise köle olarak satılırlardı. Thukydides’in Peleponnessos Savaşı Tarihinde anlattığına göre: Spartalılar bu köleler arasında en yiğitlerini seçmişler, onlar ise özgürlüklerini kazandıklarını sanarak başlarına çelenk takmış ve tapınakları dolaşmışlar ama az sonra sayıları iki bini bulan bu köleler ortadan yok oluvermişler kimse de ne o zaman ne daha sonra nasıl öldürüldüklerini anlamamıştır. Aristotales ise daha da ileri giderek Ephoroslar’ın bile görev alır almaz kölelere düpedüz savaş açtıklarını ve böylece onları şerefsizliğe düşmeden öldürdüklerini söylüyor. Kölelere karşı kötü ve haince davranıyorlardı. Onlara zorla şarap içirip ortak sofralara getiriyor ve sarhoşluğun nasıl bir şey olduğunu gösteriyorlardı. Türküler söyletip kaba ve gülünç danslar yaptırıyorlardı onların özgür insanlar gibi türkü söyleyip dans etmeleri yasaktı. Anlatıldığına göre Thebaililer Lakonia seferleri sırasında esir ettikleri Sparta kölelerine şiir okutmak istemişler, onlarda efendileri izin vermiyor diye okumamışlardı. Onun içindir ki Spartada özgür insanın her yerdekinden daha özgür, kölenin her yerdekinden daha köle olduğunu söyleyenler olmuştur. Bana kalırsa (Plutharkos göre) Spartalılar bu tür hoyratlıklara sonraları özellikle depremden sonra düşmüşlerdir. Bu tarihte helotlar Messenialılarla birleşip Spartalılar’a saldırmışlar memleketi çok ağır zararlara sokmuşlar ve şehri büyük bir tehlike karşısında bırakmışlar. Plutharkos’un anlattığına göre:
“Spartada Arkhidamos’un zamanında bir deprem oldu kent karışıklık içine düştü. Arkhidamos, böyle bir durumda asıl korkulacak şeyin ne olduğunun hemen farkına vararak, sanki düşman kentin kapılarına dayanmışçasına, tehlike işaretini verdi ve yurttaşlarının vakit yitirmeden silahlı olarak yanına koşmalarını istedi. Depremden kaçan Spartalılar’ı öldürmek için köylerden akın eden Eilotesler geliyorlardı. Spartalılar’ın silahlı ve savaş düzenine girdiğini görünce de komşu kentlere çekildiler; kendileri de Spartalılara saldıran Messenialıların yardımıyla, Spartalılara karşı açık bir savaş başlattılar. On yıla yakın sürecek olan üçüncü Messenia savaşının başlangıcı oldu bu.”
Yanaşmaların Ortaya Çıkışı ve Hakları
Birçok uygarlıkta olduğu gibi Yunan uygarlığında da kölelik yaygındı. Elbette bu toplum yapısı sadece kölenin olduğu bir toplum yapısı değildi. Çeşitli sosyal sınıflarda mevcuttu ancak bu şehir-devletlerinde çeşitli adlarda ve değişiklik göstererek devam etmiştir. Değişmeyen tek bir şey vardır oda kölenin statüsü. Daha Eski sitenin ilk oluşum aşamasında bile bir ailenin en yetkili kişisi büyük kardeştir. Ağabeyinin yetkileri diğer kardeşlere oranla oldukça fazladır. Dolayısıyla daha buradan başlayan eşitsizlik yani temelden başlayan bu eşitsizlik zamanla çeşitli şekillerde topluma dâhil olmuş insanlar arasında bir uçurum oluşmasına sebep olmuştur. Aristotales’in incelediği eski yasaların birçoğunda Thebai yasalarının topraktaki hisse sayılarının kesinlikle değişmesini istemediğini görmekteyiz. Büyük kardeş aile içinde şef konumundaydı. Özel günlerde yani kurban kesim törenlerinde, aile içi yargılamalarda karar veren kişi konumundaydı. Ayrıca toplumda aileyi temsil eden yine büyük kardeştir. İşte burada başlayan eşitsizlik zamanla sınıflaşmanın meydana gelmesinde önemli bir etkendir. Bu aile yapısı zamanla genişleyip büyüdüğünde bu yönetici sınıfa rahiplerde eklenmiştir. Ailenin diğer fertleri zamanla yoksullaşarak bir ‘‘yanaşma’’ grubunun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Toplum yavaş yavaş sınıflı bir yapıya bürünmüştür. Zamanla ortaya çıkmış olan bu sınıfın neredeyse hiçbir hakkı yoktur. Mirastan yararlanamaz, tapınakta diğerleri gibi hür bir şekilde ibadet edemezlerdi. Sadece onların tapınağında hazır bulunan hizmetli konumundaydılar. İşledikleri toprak bile illaki başkasınındır. Kendilerine ait toprakları yoktur. Öldükten sonra dahi işledikleri bu topraklar çocuklarına miras kalmazdı. Yanaşmanın parası kendisine ait değildi ve üstelik yaşadığı için fidye verirdi. Aristotales “eskiden birçok kentte, baba hayattayken oğlunun yurttaş olmaması ve baba öldükten sonra sadece ağabeyin siyasi haklardan yararlanması bir kuraldı.”der. Bu yasa ne küçük kardeşleri ne de yanaşmaları korumuyordu. İşte bu sistem zamanla yanaşma sayısını arttırmıştır. Gittikçe fakirleşen aileler yanaşma konumuna düşmüşlerdir. Ayrıca yanaşmalar ile ilgili bu bilgilerden yanaşma-köle arasındaki benzerlikler rahatlıkla görülmektedir.
Eski Yunan Ekonomisinde Kölenin Yeri
M.Ö. 5. ve 4. Yüzyıllarda Eski Yunan ekonomisi oldukça iyi durumdaydı hemen her alanda altın çağını yaşamaktaydı diyebiliriz. Pers savaşlarının kazanılmasıyla kolonizasyon faaliyetlerine katılan Yunan artık hem ithalat hem de ihracat alanında bir numara olmuştu. Özellikle Perslerin Doğu Akdeniz’den çıkarılması Mısır uygarlığı ile olan etkileşimi sağlamış bu uygarlıkta önemli miktarda gıda maddesi ithal etmiştir. Karadeniz kıyılarında ise Pers yanlısı Fenikeliler bulunmaktaydı. Yunanlılar bu bölgeyi de ele geçirerek tek güç haline geldiler. İşte bu ticari faaliyetler Yunanlıları ekonomide zirve haline getiriyordu. Ekonomik canlılık servet birikimine, bu da lüks tüketim maddeleri ile sanat ürünlerine yönelik ilginin artmasına yol açmıştır. Bu durum gelişmiş polislere zanaatkâr, sanatçı ve tüccarların akmasına neden olmuştur. Denizaşırı ticaretin gelişmesinin bir diğer sonucu, her türlü işte çalıştırılmak üzere çok sayıda kölenin Yunan dünyasına girmesidir.
Atina’da coğrafi nedenlerden dolayı tarım alanı sınırlı olduğundan bu bölge daha çok ticaretle uğraşmıştır. Bazı bölgeler ise tarım alanında ileri seviyeye ulaşmıştır. Tüm bu farklılıklara rağmen en önemli ortak noktaları bütün polislerde bol miktarda kölelerin bulunmasıydı. Eski Yunan bu dönemlerde çinicilik, çömlekçilik, silah yapımı, heykeltıraşlık, oymacılık gibi birçok alanda ilerlemiş durumdaydı. Ancak bilinmesi gereken bazı şeylerden biride o dönem Eski Yunan’da zanaatçılık hiçte saygın bir meslek dalı değildi. Bu meslek toplumda hiç hoş karşılanmazdı. Zaten bu mesleği genelde yoksullar ya da köleler yaygın icra ederdi. Zanaatçılık mesleğinin o dönem diğer meslek dallarına oranla kazancı oldukça düşüktü. Hemen hemen her alanda köle çalıştırılmaktaydı, madencilikten tutunda ayakkabı imalathanelerine kadar hepsinde kölelerden faydalanılırdı. Bu meslek dallarına köleler yeteneklerine, kuvvetlerine ve fiziki özelliklerine göre dağıtılırdı. Hellas’ta kölecilik o derece yaygındı ki bir efendinin atölyesinde çalışan köle sayısı 30’u geçebilmekteydi. Özellikle köle ticareti sayesinde Afrika’dan bol miktarda köle getirilirdi. Bu köleler tüccarlar aracılığıyla soylulara satılırdı. Bir kölenin gücü yaşı ve cinsiyeti fiyatta belirleyici bir etkendi bu köleler en yaygın olarak Sparta’da bulunurdu. Çünkü savaşçı bir yapıya sahip olan Spartalılar sık sık baskınlar yaparak insanları köleleştiriyorlardı. Yukarıda da değinildiği üzere, Sparta’da köle sayısı o kadar fazladır ki yılda bir gün köle avı bile düzenlenirdi. Çünkü Spartalılar her ne kadar kölelere hâkim olsalar da onların isyan etme ihtimalinden çok korkarlardı.
Kölelerden faydalanan bir başka kesim ise tarımla meşgul olan kesimdir. Büyük toprak sahipleri toprağın işlenmesinde kölelerden aktif bir şekilde faydalanmışlardır. Bu alanda en belirleyici faktör maddi durumdur. Zengin bir toprak sahibinin köle sayısı yoksul çiftçiden fazlaydı. Yoksul bir çiftçinin genelde bir tane kölesi olurdu. Bu sayı en fazla ikiye çıkabilirdi. Kolonizasyon faaliyetleri sayesinde Afrikadan İtalya’ya, Mısırdan Karadeniz’in kuzeyine kadar uzanan alanda koloniler kuran Yunanlılar köle ticaretinden çok iyi kazanç elde etmiştir. Çünkü gittikleri yerlerde sadece ticaret yapmıyor korsanlık yoluyla da birçok insanı kaçırarak yine kendi kurdukları köle pazarlarında satıyorlardı. Yunanlılar özellikle Attikadaki köle pazarlarından ciddi kazanç elde etmekteydi. Antik dönemlerde sadece Yunanistan için geçerli olmayıp bütün Antik dönem uygarlıkları aynı düşünceye sahip olup, ekonomilerini geliştirmek için en iyi yolun savaş olduğunu düşünürlerdi, onlar için savaş ve yayılmacılık zenginliğe ulaşmanın en iyi yoluydu. Savaş daha fazla toprak, daha fazla ganimet, daha fazla vergi, daha fazla haraç ve daha fazla köle demekti. Eskiçağ toplumlarının zenginliği buydu. Bütün bunları da ancak fetih verebilirdi.
Yararlanılan Kaynaklar
Defne Yılmazcan, Eski Yunan Toplumunda Kölelik
Nahit Bilgin, Felsefeden Ekonomiye Eski Yunan Dünyası
Nazmi Özçelik, İlkçağ Tarihi ve Uygarlığı
Aristotales, Politika
George Thomson, Eski Yunan Toplumu Üzerine İncelemeler: İlk Filozoflar
Andre Bonnard, Antik Yunan Uygarlığı I: İliada’dan Parthenon’a
Paul Cartledge, Pratikte Eski Yunan Siyasi Düşüncesi
Oğuz Arıcı, Eski Yunan Tragedyasında Ölçülülük (Sôphrosûnê) ve Uyum (Harmonía) Düşüncesi
Plutharkos, Lykurgos’un Hayatı
Server Tanilli, Yüzyılların Gerçeği ve Mirası: İlk Çağ: Doğu, Roma

*Bu çalışmanın tüm hakları, Defne Yılmazcan’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: [email protected]

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi [email protected] üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için [email protected] adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.