Etiket arşivi: cosa nostra

İtalyan Mafyasının Kısa Tarihi, Ayinleri Ve Önde Gelen İtalyan Çeteleri

Organize suç grupları içerisinde kendine özgü bir yapıya sahip olan İtalyan mafyası artık markalaşmıştır. Şiddet, güç, para, komplo, yolsuzluk, gizlilik ve kan üzerine kurulmuş aile, erkeklik, gelenek ve her şeyden önemlisi onurun sembolü haline gelmiş bir marka. İtalyan toplumunun en üst kesiminden en alt kesimine kadar herkes tarafından gizli anlaşma ve yolsuzluk ağını tarif etmek için kullanılan ‘Mafya’ tüm organize suç gruplarıyla eşanlamlı hale gelmiştir. İtalyan mafyasının varlığı hiçbir şekilde somut olmamakla birlikte şimdiki ‘Sicilya mafyasından Calabria’daki ‘Ndrangheta ve Venedikli ‘Mala del Brenta’ya kadar çeşitlilik gösteren geniş çaplı İtalyan organize suç örgütlerini tarif etmek için kullanılan kestirme bir ifadedir. Artık ulusal çapta bir suç şebekesine dönüşmüş olmasına rağmen mafya çeşitli suç çetelerinden oluşur ve bu çetelerin kökleri ise asırlık gizli cemiyetlere dayanır. İtalyan kültürüyle özdeşleşen mafya zamanla öyle bir hal almıştır ki neredeyse ulusal mirasın bir parçası haline gelmiştir. Mafya kelimesinin sadece telaffuzu bile konuştuğunuz insanların susması ve korkması adına yeterlidir ki bu da İtalyan’da organize suçun gerçek gücünün boyutlarını gösterir.
İtalyan Mafyasının Kısa Tarihi
Mafyanın kökenlerinin ve kesin tarihin anlatılabilmesi neredeyse imkânsız gibidir. Zira mafya, sürekli işgal görmüş, birbirinden farklı etnik yapı ve kültürlerle iç içe yaşamış/ezilmiş, belki de hiçbir zaman özgürce kendi olarak yaşayamamış Sicilya halkı ve Sicilya tarihiyle yıllar/yüzyıllar içerisinde şekillenmiştir. ‘Omerta-suskunluk’ yasası sayesinde Mafya kelimesinin nereden çıktığı hakkında kimse kesin bir şey söyleyememiş ve ‘Mafya’ kelimesi gizemini hep korumuştur. Suç örgütleri kamu kurumları gibi çalışmadıkları, belge ve tutanak tutmadıkları için ki bu yöntemin sonu hapis veya ölümdür, kesin bir ifadeyle mafya hakkında bilgiye ulaşmak çok zordur. Kaldı ki yaptıkları hiçbir faaliyeti ve hiçbir ilişkiyi kabul etmeyen gizli örgütlerin hangi kaydına veya geçmiş bilgilerine ulaşılabilir ki. İtalyan ve Sicilya mafyası hakkında yapılan en fazla kabul edilen ve doğrulanabilen gerçek: en eski İtalyan organize suç gruplarının bazı gizli cemiyet ve gruplarla ilişkili oldukları. Bu noktada Sicilya mafyası gibi organize suç gruplarının ilk zamanlarda tarikat olarak anıldığını göz ardı etmemek gerekir. Bir kısım mafya üyeleri ‘mafya’ kelimesinin 9. ve 12. yüz yıllar arasında işgal
eden Araplara/Berberilere karşı ‘korunan, ayrıcalık tanınan’ anlamına gelen, ‘muaf’ kelimesinin tahrif edilmiş hali olduğunu ve Fatımilere karşı direnişe gönderme yaptığını iddia eder. Yine bir görüşe göre Mafya kelimesinin ‘Gizli’ anlamına gelen ‘Hafi’ kelimesinden türediği belirtilmektedir. Gizli işlerin yapıldığı yerlere ‘Mahfel’ veya ‘Mahfelya’ denir. Zamanla Sicilya aksanıyla ‘Mahfelia’ şeklini almış daha sonra telaffuz gizli kapaklı işler yapan anlamında ‘Mafia’ ya dönüştürülmüştür. Akronim kullanımda ise; Mazini Autorizza Furti İncendi Avvelenamenti (Mazzini, Hırsızlık, Kundakçılık ve Zehirlemeyi Onaylıyor!), diğeri; Morte Alla Francia İtalia Anela (Fransızlara Ölüm İtalya Kükrüyor) ifadeleridir.
Farklı bir görüşe göre ise mafya sözcüğünün Palermo lehçesinde ‘kendine güvenen’ anlamına gelen ‘mafioso’dan geldiği şeklindedir ki bu Sicilya gangsterlerinin sahip oldukları bir özelliktir. Mafya ancak Sicilya tarihiyle birlikte anlaşılabilir. Sicilya adası tarih boyunca hep işgal yaşamış ve işgale uğradığı medeniyetlerin hayat tarzı ve kültürel yapılarından etkilenmiştir. Sonuç olarak ta Sicilya ruhu/mafya ortaya çıkmıştı. Coğrafi bir haritadan da kolaylıkla görüleceği üzere Sicilya adası, Akdeniz’de bulunmakta ve Messina Boğazı ile İtalya’dan ayrılmaktadır. Sicilya’nın, İtalya’dan farklı, kendine özgü bir tarih ve kültür yapısı bulunmaktadır. Sicilya adası 1860 yılına kadar Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Normanlar, Almanlar ve İspanyollar tarafından yönetilmiştir. Sicilya Adası ve diğer Güney İtalya bölgeleri, binlerce yıl, birbiri ardına gelen yabancılar tarafından ekonomik, sosyal ve siyasi baskılara maruz bırakılmış ve sömürülmüştür. Ancak, 1860 yılında yapılan bir devrimle Güney bölgeleri İtalya ile birleşmiş, böylece yabancı hâkimiyeti sona erdirilmiştir.
Bununla birlikte, Sicilya ve diğer Güney İtalya bölgeleri insanı için çok az şey değişmiş, bu bölgede tarımla uğraşan ve ‘contadini’ olarak adlandırılan çiftçiler, devrimden sonra yabancılar yerine, İtalyanlar tarafından baskı altına alınmıştır. Birleşmeden sonra, yeni İtalya devletinin siyasi temelini, kuzeyin sanayileşmiş burjuvazileriyle güneyin toprak sahibi aristokratları arasındaki bir birliktelik oluşturmuştur. Kuzeyliler, Sicilya adasına yönelik bir vergi politikası geliştirmişler ve adanın tarım kesiminden toplanan vergi, kuzeyde yatırıma dönüştürülmüştür. Güney İtalya’nın toprak aristokratları, Napoli, Palermo hatta Kuzey İtalya bölgelerinde yaşamayı tercih etmişler, kendi yokluklarında toprakların ve siyasi menfaatlerini korumak için daha sonradan ‘mafia’ olarak adlandırılacak kimseleri istihdam etmişlerdir. Güney İtalya’da yaşanan deneyimler, düşman bir ortam içerisinde ayakta kalmayı sağlamaya yönelik tedbirleri içeren bir kültürün doğmasına yol açmıştır. Bu kültür, yalnızca kan bağına dayanan aileyi güvenilir bir öğe olarak kabul etmiş; ne hükümet ne de kilise, kendisine güvenilebilecek varlıklar olarak kabul edilmiştir. Gambino, o dönemdeki tipik bir Güney İtalyan ailesini şu şekilde anlatmaktadır:
‘Bir kimsenin kendisine kan bağı ile bağlı olan bütün yakınları, aile kavramı içerisine girmektedir. O kimsenin kendisine kan bağı ile bağlı olan yakınının uzakta olması, aile üyesi olmasına engel teşkil etmez. Aile, o kimsenin baba tarafından bütün soyunu kapsayacak şekilde genişletilmesidir. Bir başka deyişle aile, genişletilmiş bir kabile anlamına gelmektedir. Oluşturulan aile geleneği, kutsallık vasfı verilen bir babalık kavramıyla bütünleştirilmiş, baba sıfatını alan kimseye, yabancıları da aileye dahil etme yetkisi verilmiştir. Ancak aileye yabancı sıfatıyla katılan kimseler, ne kadar önemli işler yaparsa yapsın, tam üye sıfatını kazanamamışlardır. Aile babası sıfatını alan kimse, aile bünyesinde olan bütün uyuşmazlıkları çözmüştür. Aile, hiyerarşik bir şekilde organize olmuş, babanın himayesinde bulunan bütün kimselerin, babaya karşı mutlak bir itaat gösterme yükümlülüğü altında olduğu kabul edilmiştir”.

Barzini ise, o zamanki tipik bir Güney İtalyan ailesinin dinamik niteliğini şu şekilde açıklamaktadır:
“Aile, güce ulaşabilmek için kendi fertlerini zengin ve saygın bir konuma getirmek durumundadır. Aile elemanları arı gibi çalışmalı, birbirine kenetlenmeli ve böylece diğer insanlara aileye karşı bir korku duymalıdır. Aile, uygun görülen evliliklerle genişlemekte, kendisiyle eşit statüye sahip diğer ailelerle işbirliğine gitmekte, kendisinden güçlü aileye bağlılık sunmakta, zayıf aile üzerinde
ise hakimiyet kurmaktadır. Aile fertlerinden birisi, dışarıdaki kimse veya kimselere karşı fiziksel güç kullanırsa, o aile tarafından ödüllendirilmekte ve ailenin güçlü ve kuvvetli elemanları, aile içerisinde önemli statülere kavuşmaktadır.”
Güney İtalyanların, Kuzey İtalyanlara karşı duyduğu nefret yüzünden, Güney İtalya bölgelerinde yeni bir töre de geliştirilmiştir. Özellikle, Güney İtalyanların Sicilya Adası’nda, Napoli’de ve Calabria bölgesinde oluşturulan töre, mertlik (omerta) anlayışı üzerine oturtulmuştur. Anılan anlayış, kamu yöneticileriyle işbirliğine gitmeyi reddetmekte, zor durumda kalan kişinin sabır göstererek o zor duruma katlanmasını istemekte ve aileye karşı bir suç işlendiğinde, hatta en ufak bir yanlış davranış sergilendiğinde, sonucu ne olursa olsun, ne kadar zaman alırsa alsın, intikam alınması (vendetta) esasını benimsemiştir. İşte Güney İtalya’da doğan meşhur “gizli toplum” anlayışı, anlatılan tarihi ve kültürel gelişmelerin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Sicilya’da 278 yıl süren Arap hâkimiyeti adadaki hayatın çehresini genel olarak değiştirecek etki yaptığı görülmektedir. Bizans etkisiyle Hristiyanlaşan Sicilyalılar bambaşka bir kültürle tanışmış, Arap-Müslüman aşısıyla Müslümanlaşmaya başlamıştır. 827 yılında başlayan işgal 879 da tamamlandı ve Fatımilerin bir kolu olan Berberiler adaya hâkim oldu. Cengâverlik ve korkusuzluklarıyla nam salan Bedeviler savaşçı bir ruha sahiptiler. Adaya gelince güvenlikten sağlığa, maliyeden gümrüğe köklü değişiklikler yaptılar. Kuzey Afrika’daki Araplarla Sicilya’da ki Araplar arasında anlaşmazlıklar sonrasında Sicilya tamamen ayrıldı ve kısa sürede Sicilya halkıyla bütünleşti. Kuzey Afrika Arapları Sicilya’ya yaptıkları saldırılara Sicilya halkı ve Müslümanlar birleşerek mücadele ettiler. Bu durum fazla sürmedi ve 1071 de adaya Normonlar hâkim oldu. Normanlar savaşta yardım eden Hristiyan olan Sicilyalılara toprak dağıttı. Hatta bunlar arasında Müslüman kökenlilerde vardı.
Böylece Sicilyalı ilk asiller sınıfının temelleri atılmış oldu. Ancak Arapların Norman hâkimiyetini benimseyemediler ve Kuzey Afrika Müslümanlarının etkisiyle Norman kumandanlara suikastlar düzenleyip mağaraları, taş ocaklarını bir vur kaç üssü gibi kulandılar. ‘Mafie’ ilk burada başlamış ve kendileri bu şekilde adlandırmasalar da ‘Mafiosolar’ Araplar arasından çıkmıştır. Bu gelenek bundan sonraki bütün Sicilya isyanlarında sürmüştür. Arap Norman ittifakı düzelmiş ve daha da iyiye giden ilişkiler sayesinde uzun yılar sürmüştür. Zaman içerisinde Emevi Araplarının gelmesiyle Emevi Arapları sarayda da en üst vazifelere kadar getirilmişler. Arap etkisi bununla da kalmamış Berberi sosyal örgütlenmesinin temeli olan ‘Oba’ anlayışı da Sicilya toplum hayatında yer bulmuştur. Her türlü tehditlere karşı korunma anlamına gelen ‘Oba-Geniş aile’ anlayışı Sicilyalıların aile anlayışında yer bulmuştur. Her berberi obası kendi içinde tıpkı mafya gibi devlet şeklinde örgütlenmiştir. Güvenlik ihtiyacından doğan Oba, merkezde çekirdek aile ve aileye kan bağlı bulunsun veya bulunmasın diğer aileler Obaya bağlı olan herkesi korur çünkü herkes ailenin bir üyesidir. Abidinsky ve Barzini’nin bahsettikleri ‘mafya ailesi’ anlayışının çekirdekleri bu şekilde atılmıştır. Sicilya’da mafyanın kökenleri ve şiddet olgusu ile alakalı ‘İlyada’ ve ‘Odisse’yi yazan ‘Homeros’ un eserinde ‘Kikloplar’dan bahsedilir. ‘Kikloplar’ mitolojik, insan eti yiyen, mağaralarda yaşayan dev varlıklardır. Hayvancılıkla uğraşan, sadece kendilerine güvenen, yabancılardan nefret eden ve onlardan hile bekleyen canavarlar olarak resmedilmiş. Sicilya kıyılarında yaşayan ‘Kikloplar’ bu günkü Sicilyalıların ataları olarak okunduğunda ‘Sicilya ruhu veya tabiatına dair veriler sunmaktadır. Bu mitolojidir ama Sicilyalı Mafioso karakteriyle çok benzerlik gösterdiği açıkça görülmektedir. Sicilya Mafiosoları da kendine güvenen kişiler, tarım ve hayvancılıkla uğraşmakta, yabancılara işgalci gözle bakmakta ve onlara güvenmemekte, içe kapalı ve şiddetle beslenen bir karakter olarak karşımıza çıkmaktadır. 1859’daki polis raporlarında Fratellenza mafya üyelerinin bir jandarma başçavuşunun derisini yüzüp cesedini közde çevirme yaptıktan sonra yemeleri sadece bir örnek. Şu hususu da hatırlatmak faydalı olacaktır. MÖ.1000 yıllarında Sicilya adasına gelen ve ticaretle uğraşan, son derece hırslı ve para kazanmaktan başka bir şey düşünmeyen, hilekâr Fenikeliler adaya hâkimiyet kurmuştur. Sicilya halkının diğer bir ifadeyle Mafioso tutumunu besleyen bir özellik de fırsatçı, materyalist ve çabuk para kazanma isteği Fenikeliler ’den adaya miras kalmıştır.
İtalyan Mafyasının Kuralları ve Ayinleri
İtalyan bilincinde sadece suçlular olarak değil aynı zamanda dünyanın geri kalanından farklı insanlar olarak algılanan suç grupları, geleneksel ahlak ve yasaları reddetmiş kendi yasa ve kurallarıyla yönetildiği kabul görmüş bir olgudur. İtalyan Mafya, Camorro ve Ndrangheta üyelerinin yeraltı dünyasında yaşamanın getirdiği tecrit durumundan ziyade kendilerine yoğun gizem atmosferi kazandıran sözcükler, semboller ve işaretler kullanmışlardır. Sicilya Mafyası, Camorro ve Ndrangheta’nın kabul ayinlerinde müstakbel üye sembolik ölüm ve yeniden diriliş yaşar. Eski hayatında ne varsa ölümüyle arkada kalır, örgütün bir parçası olarak yeniden dirilir. Ardından yeni ailenin kurallarına uyacaklarına, uymadıklarında ise sonlarının ölüm olduğunu bildikleri yemini ederler.
İtalyan veya Sicilyalı olmak en birinci şartıdır İtalyan mafyasına katılmanın. İtalyan olmayan hiçbir kimse mafya ailesine katılamaz. En az iki üyenin tavsiyesi gerekmektedir. Ve iki referans yeni üyenin gelecekteki her şeyine de kefil olmuş olurlar ve onun polis veya ajan çıkması durumunda bunun kendilerinin de sonu olacağını bildikleri için kesinlikle emin olmadıkları hiçbir kişiye referans olmazlar.

Mafyaya katılmanın ön önemli bir şartı ise bir cinayete katılmaktır. Sonrasında gruba üye teklifinin yapılacağı özel bir toplantıya davet edilir. Toplantıya gittiğinde diğer üyeler bazen bir masanın etrafında oturuyor bazen de bir azizin mabedinin etrafında ayakta beklerler. Bir kısım soruları cevaplamasının ardından Mafyaya kabul süreci daha doğrusu yeniden dirilişi gerçekleşir. Eskiden Sicilya’da mağaralarda, taş ocaklarında yapılan yemin törenleri zamanla heyetin karar verdiği güvenli olmak şartıyla daha lüks ortamlarda yapılmıştır. Bu olay yeni üye için çok heyecan verici ve özel bir andır. Bunu bilen heyet zaman zaman yeni üyeyi bekletirler ve onun sabrını ölçerler. Ritüel, bir azizin elinde yanan resmi elinde tutarken tam gizlilik ve itaat yemini etmeyi içerir. Ardından müstakbel üyenin patronu yani ‘Capo’su (Kaptan) bir bıçakla onun elini keser. Yanan resim yeni üyenin eski hayatını, kan ise Mafya Ailesinin üyesi olarak yeniden doğuşunu sembolize eder. Camorra ayinlerinde kan müstakbel üye yerden yerden bozuk parayı almaya çalışırken diğer üyenin onun elini bıçaklamasıyla akıtılır. Bazı gruplardaysa ölüm bir kafatasının öpülmesiyle temsil edilir. Söz konusu ritüeller zaman zaman gruplar arası farklılıklar gösterebilmektedir. Yeni üye ölüme davetiye çıkarmak istemiyorsa hayatının son gününe kadar uyması gereken kuralların tümü itaat, şeref ve omertadır (suskunluk). Üyeler için mafya ailesi Tanrı’dan ve devletten önce gelir. Aile liderlerinin emirlerine her zaman uymak zorundadır. Hırsızlık yapmamak, fahişeliği yaygınlaştırmamak, başka onurlu insanları öldürmemek, onlarla kavga etmemek, ciddi ve namuslu davranışlar sergilemek ve polise bilgi vermemek temel kurallardır ve yemin metinlerinde yer alır. Eş seçiminden yeni bir suç girişimine kadar her meseleyi capo’sundan izinli yapmak zorundadır. Ailenin hiçbir üyesine yalan söyleyemez. Kendisini başka bir mafya üyesine mafya üyesi olarak tanıtamaz. Ancak ikisini de tanıyan başka bir mafya üyesi onları tanıştırabilir. Bu durumda genellikle bizim arkadaşımız anlamına gelen ‘amiconostra’ ifadesi kullanılır. Zaten ‘CosaNostra’ ‘bizim meselemiz’ anlamına gelmektedir. Üye bir başka üyeye ve üyelerin eşlerine ve bayan yakınlarına saygısızlık etmemelidir. Bu kurallar suç şebekesinin pürüzsüz bir şekilde işlemesini sağlamış ve herkesin hayatını güvence altına almıştır. Bu da tartışmasız bir başarıyı getirmiştir ki Amerika’ya kadar gitmiş ve suç konusunda Sicilya mafyası veya İtalyan mafyası diğer organize suç gruplarına örnek olmuştur. Tarih arşivi sizler için İtalyan Mafyası’nı araştırıyor…
Sicilya Mafyası
19. yüzyılda Sicilya adasında tamamen hakim olan ve her geçen gün daha da güçlenerek gelişen tek sektör ‘şiddet ve suç’ sektörü olduğu görülür. Çünkü gizli cemiyetler istediklerini yapabilecek kadar güçlü idiler. İşçilerin gelirlerini paylaşmaktan, suçluları ve toplumdan dışlanmışları korumaya kadar yaptıkları bütün işler İtalyan hükümet raporlarında da ifade edilmektedir.
Sicilya’da organize suçun ve vahşi hayatın bu sevilere gelmesinde iki temel faktörü etkili olduğu ortak kanaati vardır. Birincisi Sicilya’nın Yunanlılarla başlayan ve asırlar boyu Vandallar, Bizanslar, Araplar, Normanlar ve Bourbonlar tarafından süregelen işgalledir. Bu tarih, direniş hareketleriyle ittifak halindeki gizli cemiyetlerin ortaya çıkışından sorumlu tutulur. Bu direniş hareketleri, Sicilya adası ve Amerika’da kullanılmakta olan aynı hiyerarşik yapıya sahiptir. Ana hatlarıyla bu yapı, Capofamiglia (ailenin ‘baba’sı),consigliere (danışman), sottocapo (kaptan, ikinci adam), capodemica (on kişilik ekibin sorumlusu) şeklindedir. İkincisi unsur ise, ‘gabellottiler’dir. Yani şehirde yaşayan toprak sahipleriyle köylüler arasında arabuluculuk yapan, vergi toplayan ve emlakçılık yapan kişilerin varlığıdır. Hem köylüleri hem de toprak sahiplerine kafa tutabilen, onları tehdit edebilen gabellottiler bu güç sayesinde kendi örgütlerinin yöneticileri olmuşlar ve zamanla gizli cemiyetleri kontrol edebilir hale gelmişlerdir. Sicilya’nın 1861 yılında İtalya’yla birleşmesinin ardından siyasette de etkili rol almaya başlayan bu yapı, kendi suç örgütleriyle birlikte adadaki hayatın her cephesine etki edebilecek güce sahip ‘gölge hükümete’ dönüşmüştür.
Başlangıçta mafyanın eylemleri; koruma, haraç kesme, adam kaçırma, tehdit ve hayvan kaçırma şeklindedir. Çiftçilerin ürünleri kime sattığı ve bu ürünlerin köylerde satıldığı pazarları kontrolü, adaya giren malların kontrolü gibi pek çok konuda tekel oluşturmuşlardır. Siyasi nüfuzlarını da kullanarak İtalya’dan yapılan memur, polis ve yargıç atamalarını da etkilemişlerdir. İtalya adadaki durumdan rahatsız olmuş ve bu konuda yaptığı her hamle ile Sicilya milliyetçiliğini tetiklemenin ötesine geçememiştir. Faşist diktatör Mussolini 1922’de Sicilya valiliğine ‘Demir Vali’ lakaplı Cesar Mori’yi atamış, bu meselenin kesin çözümü noktasında bütün yasal düzenlemeleri ve radikal tedbirleri almış, binlerce tutuklama ve işkenceler gerçekleştirmiştir. Fakat mafyanın belli bir süre etkisini kırabilmiştir. ABD, CIA ve mafya işbirliği sonrasında mafya hem güçlenerek çıkmış hem de çok acı bir şekilde intikamını almıştır. Mussolini’nin faşist bir devlet adamı olarak otorite karşıtı alternatif yapılanmalara fırsat vermesi mümkün olamazdı. Sicilya ise tarih boyunca İtalya’dan nefret etmiştir. Bunun neticesinde kendi alternatif yasaları ve kendi otoritesi olan ve İtalya devlet otoritesinin Sicilya’da olmayışı Mussolini’yi bu konuda daha da kararlı hale getirmiş ve ilk olarak ‘Demir Vali’ Cesare Mori’yi oraya atamakla işe başlamıştır. Mori eski bir polis ve acımasız bir faşistti. Daha öncesinde mafya üzerinde çalışmış olan Mori ‘ Devlet organları bütün durumlarda görevlerini yapmaktan aciz, devlet görevlilerinin olayların %75’inde hiçbir bilgi bulamadıklarını, %15’inde suçluları bulduklarını ve çalınan malların ise sadece %10’una ulaşabildiklerini mafyanın ise aracı olduğu olayların %95’inde başarılı sonuç aldığını yazıyor.
Mafyanın varlığı devlet otoritesinin olmayışı anlamına gelmekteydi ki mafyanın kökünün kazınması artık faşist devlet için siyasi bir zorunluluğun ürünü olacaktı. Mussolini hükümeti daha önceki iktidarlar gibi mafyayla anlaşma veya taviz politikalarının aksine direk saldırı kararı aldı. ‘Merkezi otoritenin reddi’ anlayışı mafyayı tamamen silmeden değiştirilemez olduğuna anlayan Mussolini hükümeti ‘Çivi çiviyi söker’ mantığıyla adeta devlet mafyasını oluşturdular. Mafyanın üzerine mafya taktiğiyle devletin tüm gücüyle acımasızca gittiler. Mafya toplumu nasıl şiddet, baskı ve zorbalıkla mı sindiriyorsa devlette o kadar zorba olmuş, mafya ne kadar kanunsuz, yasasız, hukuksuz adam öldürüyorsa devlette o kadar kanunları yasaları bir kenara bırakarak onları öldürmüş ve onlar nasıl zoraki saygınlık sahibi olmuşlarsa devlette kaybettiği itibarını ve saygınlığını zorla alacaktı. Tecrübelerinin ve yeteneğinin yanında Mussolini’n vali Mori’ye siyasi desteği sürecin başarılı olmasında çok önemliydi. Daha önce de çok iyi valiler atanmış fakat başarılı olamamışlardı. Faşist devlet özgürlüklerden yana olamazdı, özgürlükler mafyanın gelişmesi ve ‘şımarmış suç topluluğu’ haline gelmesi için en elverişli ortamlardı. Mussolini gerekli bütün düzenlemeleri hızlıca hazırlamış, kararnameleri çıkarmış yasaların yetmediği noktalarda ise ‘göz yumma’ taktiği uygulanmıştı. Vali Mori için tüm şartlar hazır hale gelince mafyanın hayat damarları sayılan büyük çiftlik sahiplerini, kahyaları, özel koruma güçlerini toplantıya çağırıp devlete bağlılık yemini ettirdiler. Uymayanlara çok ağır cezalar verileceğini duyurdular. Bekçi olmak, silah taşımak çok özel izinlere bağlandı. Tüm ticari hayat yeniden disipline altına alındı. Özellikle de hayvan ticareti yapanlar düzenli rapor vermek zorunda bırakılmıştır. Bu takip ve sıkıştırma neticesinde mafya üyeleri tekrar dağlara ve mağaralara kaçmaya başlamış, bulundukları yerde ele geçirilenler çok ağır şekilde cezalandırılmıştır. Teslim olmayanların ailelerini tutuklamışlar, yardım ve yataklık edenler en ağır suçlarla cezalandırılmışlardır. Herkesin gelirler kaynakları araştırılmış, ispatlanamayan ne kadar malları varsa devlet tarafından el konulmuştur. Operasyonlara bizzat katılan Vali Mori, teslim olanların affedileceğini söyleyerek mafyanın içine de fitne sokmayı başarmış ve pek çok mafya üyesi birbirini ele vermiştir. Kış ayalarında dağda hayat şartlarının çok zor olması sebebiyle yüzlerce mafya üyesi evinde yakalanmış çok hızlı mahkemeleri yapılmış ve ağır cezalara çarptırılmışlardır. Çok uzun yıllardan sonra mafya yargılanmış ve cezalandırılmıştır. Mori mafyayla bu savaşında psikolojik olarak ta çok farklı metotlar kullanmıştır. Aşırılıklardan çelinmeyen Mori, Mafioso’nun en önemli değeri olan onurlarını bile ayaklar altına almış yakalayamadığı kişilerin eşlerine ve kızlarına polislerin tecavüz ettiği söylentisini yaymış, mafyanın onurunu ayaklar altına alarak onları itibarsızlaştırmıştır. Aynı zamanda mafya kültüründen arınmış yeni nesillerin yetişmesi için okullarda anti-mafya dersleri koydurmuştur. Parlamento ve yerel seçimler kaldırılmış bütün yönetici kadrolar sadece atama usulüne bağlanarak mafyanın siyasiler üzerindeki etkisi de kırılmıştır. Böylece 1925-1945 yılları arası 20 yıl boyunca Sicilya adasında mafya egemenliği kalkmıştır. 2. Dünya savaşının kızışması, müttefik ordusunun Avrupa’ya bir çıkartma hazırlığı içinde olması ve seçilen hedeflerden birinin de Sicilya olması Sicilya adasındaki hayatın akışını değiştirmiş başka bir tabirle mafyanın tekrar eski gücüne kavuşması için büyük bir fırsat doğmuştur.

Sicilya adasının kısa sürede ve az kayıpla ele geçirilmesi hayati önem taşıyordu ki ABD mafyayla işbirliğine girmeye karar vermiştir. ABD’de ‘yeni mafyanın temsilcisi’, Cosa Nostra’yı düzene sokmuş ve fuhuş ağı kurmaktan Amerika’da hüküm giymiş Lucky Luciano’dan yardım istemiş ve o da Amerika’nın bu teklifini hemen kabul etmiştir. Luciano’dan istenilen Sicilya adasına yapılacak çıkartmada mafyanın aktif destek vermesini sağlamaktı ki bu Luciano için çok kolay bir iş olacaktı. Zira mafiosolar Mussolini’nin baskılarıyla yok olmamış sadece sindirilmişlerdi ve uygun zamanı kolluyorlardı. Özellikle de Sicilya mafyasının en önemli ismi Don Calogero Vizzini ile yakın dostlukları olması işi çok kolay hale getirmiştir. Amerikan istihbaratı Luciano ve Vizini arasındaki irtibatı kurmuş gerekli mesaj ilgili noktalara ulaştırmış ve 1943 yılında müttefikler Sicilya’nın güney kıyılarına gelmişler, yüzlerce mafya üyesiyle köy köy ilerleyerek kısa sürede adayı ele geçirmişlerdir.
Burada şunu da ifade etmekte fayda vardır. CIA ve mafya ilk kez bu anlaşmayla bir araya geldiği ve bu ilişkinin sıkı bir şekilde artarak devam ettiği ifade edilmektedir. Bu sıkı ilişki esrar, eroin, silah vb. ticaretini hızlandırmış, esrar satışlarında patlamalar yaşanmış ve kolay para kazanmanın tadını alan bir kısım CIA personeli de bundan hep nemalanmışlardır. Bu yaptıklarının karşılığında mafya bütün bürokrasi ve kritik devlet kadrolarına mafiosolardan seçmiş ve muhteşem bir dönüşle Sicilya’da tekrar iktidar olmuştur. Luciano özgürlüğüne kavuşmuş, bununla sınırlı kalmamış 1957 yılında Sicilya ve Amerikan mafyaları arsında gerçekleştirilen bir toplantı neticesinde Sicilya mafyasının küresel narkotik ticaretinde önde gelen bir güce dönüşmesinin yolunu açılmıştır. 1957 sonrasında mafyanın karı ve etkisi ciddi manada büyümeye başlamış buna bağlı olarak ta farklı klanlar arası kan davaları ve güç mücadeleleri artmış 1963’te öyle bir hal almıştır ki devlet 250’den fazla mafya üyesini tutuklamak zorunda kalmıştır. Önemli ihtilaflar bu gün bile olsa da Carleonesi klanı zayıf mafya kılanlarına hep hakim olmuştur. 1986 yılında mafya itirafçısı Tomasso Buscetta omerta yeminini bozmuş, 475 üst düzey mafya lideri hakkında soruşturma açılmış fakat değişen bir şey olmamıştır zira mafya artık İtalya sınırlarını çoktan aşmış, yasadışı yetkisini tüm dünyaya yaymış bir suç imparatorluğuna dönüşmüştür.
Gomorra Napoli Mafyası
İtalya da en eski suç grubu olan Gomorra, İtalya’nın güneyindeki en büyük şehir ve Campania bölgesinin de başkenti olan Napoli şehrinde faaliyet göstermektedir. ‘Camorra’ kavga anlamına gelir. Pek çok kişi Camorra’nın köklerinin ortaçağdaki gizli İspanyol suç cemiyeti Garduna’ya dayandığı inancı baskındır. Garduna kiralık katillik, adam kaçırma ve hırsızlık gibi konularda uzmanlaşmıştır. Üyelerin, İspanyol işgali sırasında Napoli’ye taşınmış ve çok sayıda suçluyu da buraya yerleştirmiş olması muhtemeldir. Kesin olarak şu ifade edebilir ki 1820 yılından beri var olduğu kesindir. O yıl İtalya’daki Bourbon rejimine karşı isyan eden gruplara karşı Napoli’de düzenlenen baskınlar, Camorra’nın ayinlerine ve hiyerarşisine dair kanıtları ortaya çıkarmıştır.
Bir başka baskın görüş ise, Sicilya’nın, İspanya’nın hakimiyeti altında bulunduğu XIX. yüzyılın ilk yıllarında, İspanyolların Sicilya’da kurdukları cezaevlerinde, ‘Camorra’ doğmuştur. ‘Camorra’ adlı suç organizasyonu, önceleri sadece cezaevlerini kontrol ederken, daha sonra tüm Napoli kentini kontrolü altına almıştır. Camorra suç grupları sıkı kurallara oldukça bağlı, merkezi ve hiyerarşik bir yapıda örgütlenmiştir. McConaughy, Camorra’nın tarihi hakkında şunları söylemektedir: ‘Camorra, Napoli kentinde, organizasyon olarak en ince detayları düşünülerek sıkı bir şekilde örgütlenmiş ve organizasyon yapısını gizli tutmamıştır.
Anılan suç organizasyonu, etkin bir şekilde hakimiyet kurabilmek için Napoli kentini on iki bölgeye ayırmış ve anılan bölgelerin her birinde de alt bölgeler oluşturmuştur. Camorra, Napoli kentinde hırsızlık ve diğer kazanç getirici suçları yoğun olarak işlemiş, bunun yanında yaygın bir şekilde haraç toplama faaliyetine girişmiştir. Camorra mensupları, kiralık katil olarak da faaliyet göstermiştir. Bunun yanında, Camorra mensupları keyfi olarak adam öldürme faaliyetlerine de girişmiştir. Örneğin, bir Camorra mensubu, bir arkadaşının cinayet talebini, sırf güç gösterisi yapmak için ücretsiz olarak yerine getirmiştir. Camorra 12 aileden oluşan yönetimiyle Sicilya mafyasından daha düzenli bir yapıya sahiptir. Ailelerin ‘Baba’sını seçmek için zaman zaman bir araya gelirler, anlaşmazlıkları çözülür, ailelerin işleri görüşülür ve alınacak kararlar bu konseyde karara bağlanır. Camorra mensuplarının unvanları şu şekildedir: ‘Birim başkanına capo’ntrine, alt bölge başkanına capo in testa, alt bölge başkanlarına nezaret eden ve bunların başı olan kimseye ise capi’ntrini denilir. Camorra’nın en düşük statüde bulunan elemanı ise ‘piccivatto’ olarak adlandırılır. Piccivatto olmak için gözü kara bir yapıya sahip olma şartı aranmakta ve bu sıfata sahip kimseler, masum insanlara karşı vahşi ve acımasız bir şekilde suç işleyerek gözlerinin kara olduğunu ispatlamaktadır. Picuatto’lar, geçimlerini hırsızlık yaparak, başka insanları dolandırarak temin etmekte, ancak kazancından belli bir pay veya yüzdeyi Camorra’ya vermek yükümlüğü altında bulunmaktadır.

Grup kentin hapishanelerini kontrol ediyor, Napoli ve Campania’nın geri kalanında şantaj, tefecilik, kumar çetelerini yönetiyor, hatta kiralık katil hizmetine kadar veriyordu. Kentin limanlarında mal alıp satan ve şehirde ticaret yapan herkesi vergiye bağlamıştı. Bu şekilde ciddi gelir sağlayan Camorra üyeleri Napoli siyasetine iyice girmiş, devlet memurluğundan polisliğe ve orduya kadar pek çok yerde etkili konuma gelmişlerdir. 1881 yılında bir üyesinin suskunluk yasanını bozmasıyla 35 lideri cinayetten yargılandı ve hapse atıldı. Mussolini rejiminden de nasibini alan Camorra Mafyası 1922 yılından 2. Dünya savaşına kadar ki sürede etkisi ciddi manada zayıflamıştır. 2. Dünya savaşı sonrasında tekrar yükselişe geçen Camorra, sigara kaçakçılığını yeni gelir kaynağı olarak değerlendirmiş, elde ettiği karı siyasi iltimas edinmek ve rakiplerinin yerine geçmek için kullanmıştır. Napoli ve Campania’daki çoğu inşaat işlerini kontrolü altına alan Camorra eroin işine de girmiştir. Sicilya mafyasıyla da ilişkiye girmek isteyen grup Korsika çeteleri tarafından şiddetle buna karşı çıkmış ve izin vermemişlerdir. Narkotik trafiği, fuhuş ve haraç örgütün ana gelir kaynağı olmakla beraber 1980’deki Irpinia depremi sonrası şehrin yeniden inşası için ayrılan milyarlarca dolarlık hükümet fonunu da çalmış ve Avrupa’da yasal yatırımlarda kullanmıştır. Camorra’nun zamana ve şartlara her zaman çok hızlı uyum sağlıyor olması onu diğer mafya gruplarından ayıran en önemli özelliktir. Nerede kar varsa Camorra orada olmasını her zaman bilmiştir. 2. Dünya savaşı sonrası Comarro’ya ‘Yeni Comarro’ denilmesi daha doğru olacaktır. Zira eski Camorra ve değerleri nerdeyse kalmamış yeni bir dönem başlamıştır. Bu Sicilya mafyası için de geçerlidir.
Ndrangheta-Calabria Mafyası
Ndrangheta tabirinden kastedilen, mafyanın normlarını özümsemiş, davranışını mafya normlarının yönlendirdiği ‘ndranghetisti’lerin sahip oldukları yüksek seviyedeki kahramanlık ve fazilettir. ‘Ndrangheta, Güney İtalya bölgesinde bulunan Calabria kentinde faaliyet göstermektedir. Diğer mafya gruplarının devlet otoritesinin zafiyet gösterdiği durumlarda zemin bulup gelişmesine rağmen ‘Ndrangheta, merkezi hükümet karşıtı siyasi görüşleri nedeniyle, zaman için Calabria bölgesinde yaygın bir şekilde destek görmüştür. Gambino, bu konuda şunları söylemektedir: ‘1861 yılında yeni İtalya devleti, çekidüzen verebilmek amacıyla Calabria bölgesine asker göndermiştir. Güney bölgelerinin Kuzey İtalya ile birleşmesinden sonra güneyde hüküm süren eski ekonomik düzen (feodal yapı) yıkılmış ve çetelerin sayısı hızla artmıştır. Yeni İtalyan devletinin bilinçli olarak ekonomik kalkınma programlarında kuzey bölgelerini güney bölgelerine tercih etmesi ve güneyin gelenek ve göreneklerine karşı duyarsız kalıp, onları hakir görmesi sonucu, Calabria bölgesinde oturan insanlar, kısa sürede, yeni devlete karşı nefret duymaya başlamışlardır. Yeni İtalyan devletinin yanlış politikaları sonucu, Calabria bölgesinde oturan insanlar, çete faaliyetlerine girişmişlerdir. ‘Ndrangheta, Mussolini’n organize suç örgütlerine karşı kısıtlamalardan ve yerel hükümetin müdahalelerinden kurtulmayı başarmıştır. 2.Dünya savaşının ardından ‘Ndrangheta faaliyetlerinin kapsamını hızla genişletmiştir. Haraç ve adam kaçırma ana gelir kaynağı olan suç örgütü, narkotik ve tütün kaçakçılığı işlerine de girmiştir. Hristiyan Demokrat Parti’nin kilit isimleriyle de irtibat kurmayı başaran ‘Ndrangheta, bu ilişkiler sayesinde devlet projelerinden milyarlarca dolar çalmıştır. Bölgedeki inşaat işlerinin büyük bir bölümünü kontrolleri altına almayı başardılar. İtalya’daki ekolojik suçlara da öncülük eden ‘Ndrangheta, Avrupa’daki en kötü yasadışı toksik ve radyoaktif atıkların bazılarından da sorumludur. Küresel kokain ve eroin ticaretiyle daha çok ilgilenmeye başlayan ‘Ndrangheta Kuzey Amerika, Güney Amerika ve Avustralya’da geniş bağlantılar kurmuş ve Belçika, Hollanda, Avusturya, Almanya ve İspanya başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkesine yayılmış durumdadır. 1950-1970 yılları arsında Sicilya mafyasıyla işbirliği içinde olan ‘Ndrangheta, güçlenmesine bağlı olarak zamanla bu ilişkilerini azalttı. Narkotik konusunda önemli bir aktör olan ‘Ndrangheta, şu an en büyük silah satıcısı kurumlardan biridir.
Güçlü aile bağlarının olmasından dolayı çok az itirafçının çıkmış olması ve diğer organize suç gruplarının aksine İtalyan devletini açıktan saldırmamasına bağlı olarak ‘Ndrangheta 1990’lara kadar polisin organize baskınlarından uzak kalmayı başarmıştır. Bu tarihlerde parasını emlak, gıda üretimi ve perakende zincirlerini satın alarak aklamış, somut ve yasal gelirler elde ederek gücünü artırmıştır. İtalya organize suçlarla mücadele gücü ‘Direzione İnvestigativa Antimafia’ şu an İtalya’da 6 binden fazla üyeye sahip yaklaşık 200 ‘ndria bulunduğuna inanıyor. Yıllık cirolarının ise 23 milyar dolar olduğunu ve dünyadaki en kuvvetli organize suç örgütlerinden biri olduğunu kabul etmektedir. İtalyan mafya tarihinde üzerinde durulması gereken bir diğer husus ta kilit suçlar ve kilit aktörlerdir. Mafyanın gerçekleştirdiği bu kritik hamleler, neredeyse bütün organize suç örgütlerini çok yakından ilgilendirmiş ve onlara muazzam avantajlar kazandırmıştır. Belki de en önemlileri 23 Mayıs ve 19 Temmuz 1992 tarihinde Sicilya’da işlenen cinayetlerdir. Mafya hakkındaki faaliyetleriyle tanınan savcı Giovanni Falcone’nin mayıs ayında arabasına yerleştirilen bombayla öldürülmesi ve ardından temmuz ayında süreci devam ettiren halefi Paolo Borsellino’nun da bombalı araba saldırısıyla katledilmesi olayı İtalya’da şok etkisi meydana getirmiştir. 10 yılı aşkın bir süredir mafyaya karşı savaşın liderliğini yapan bu iki savcı yozlaşmış yargı sistemine karşı koyarak 1980’li yıllarda yüzlerce mafya üyesinin hüküm giymesini sağlamışlardır. Yeni adalet bakanının da desteğiyle bu ikili Sicilya mafyasına karşı yeni bir hamle planlıyorlardı ki güçlü Corleonesi kılanın başındaki Salvatore Riina savcıların ölüm emrini vermiştir. Sonrasında Riina’nın hesabı tutmamış ve halk öfkelenmiş ve mafya karşıtı yeni yasalar yürürlüğe girmiştir. Sicilya’ya 7 binden fazla asker gönderilmiş ve 20 yılı aşkın kaçak olan Riina 1993’te tutuklanmıştır.
Yeni Mafya
İkinci Dünya savaşı sonrası Sicilya’da yeni bir dönem başlamış, adeta mafya acı bir şekilde intikamını almaya almıştır. Yerel yönetimlerdeki lider boşluklarını doldurmuşlar ve eski operasyonlarda sürülen mafya üyelerinin Mori tarafından mağdur edildiği halka inandırılmıştır. Faşizme karşı kampanya başlatılmıştır. Yeni mafya üyeleri eski mafiosoların aksine, Amerikan gangsterlerini taklit edercesine gayet gösterişli, parlak ve pahalı elbiseler giymişler gösterişten kaçınmamışlardır. Eski mafya üyeleriyse milyon dolarları olmasına rağmen bir çiftçi gibi giyinmişlerdir. Amerika’da gangsterlik yaptıkları için İtalya’ya gönderilen İtalyan kökenli mafya üyeleri, geldiklerinde çok ciddi vazifelere getirilmişler ve bu değişiklikler yenilikleri de beraberinde getirmiştir. Eski mafyanın temel amacı kendisine saygı duyulmasını sağlayacak güç elde etmektir. Yeni mafyanın temel hedefiyse zenginliğe ulaşmaktır ve güç zenginliğe ulaşmaktaki sadece bir araçtır.
Yeni mafya, aile şeref ve haysiyetini koruma yolunda değil, ailenin zengin olması yolunda şiddet kullanmıştır. Yeni mafya, zenginliğe sahip olmakla şeref ve haysiyetin kendiliğinden kazanılacağına inanmıştır. Yeni mafyanın ekonomik kazanç sağlama doğrultusunda faaliyet göstermesi nedeniyle, toplumdaki eski saygınlığını yitirmiş ve marjinal hale gelmiştir. Mafya elemanları, marjinal insanların düşündüğü gibi, zenginlikle şeref ve gücün geri geleceğini düşünmüşlerdir. Ekonomik bir teşebbüs haline gelen yeni mafya, istediği sektöre girmeye başlamış ve ticari amaçlarına ulaşabilme adına şiddete başvurmaktan çekinmediği için, mafya olmayan rakiplerine nazaran önemli avantajlara sahip olmuştur. Yeni mafyanın uyguladığı şiddet, eski mafyanın uyguladığı şiddetle kıyaslanamayacak ölçüdedir. Yeni mafya, yasal piyasalar ile yasadışı eroin ve kokain piyasasına girebilmek için gereken sermayeyi sağlayabilmek amacıyla, adam kaçırma ve soygun gibi eylemlere başvurmaktan da çekinmemiştir. Ayrıca yeni mafya, eski mafyanın benimsemediği güvenlik görevlilerinin, yargı mensuplarının ve siyasetçilerin öldürülmesi konusunda çekinmemiştir. Eski mafya, kendisini otorite sahibi ve devletin yedeği olarak gördüğü için belli değerlerin korunması ve saygı gösterilmesine büyük önem vermiş ve buna bağlı olarak ta otoritenin simgesi sayılan kamu görevlilerinin öldürülmesine karşı çıkmıştır.

Günümüzde İtalyan Mafyası
İtalya İçişleri Bakanlığı ve organize suçla mücadele etmekle sorumlu olan diğer İtalyan yetkilileri 1980’lere kadar ‘İtalyan Mafyası’ diye bir şeyi kabul etmiyorlardı. Tommaso Buscetta’nın omerta yemini bozmasına kadar bu böyle sürdü. Tüm kanıtlara rağmen son derece gelişmiş suç şebekesinin eylemleri gibi görünen şeyler aslında birbiriyle bağlantısız bir dizi suç çetelerinin işi oldu söyleniyordu. Buna göre Comarro, ‘Ndrangheta gibi isimler kötü adamların kendilerini tarif etme biçimiydi. Sicilya mafyası yoktu sadece birbiriyle rakip, çekişen suçlu klanlar vardı. Aslında bu inkarın temelinde, mafyanın hedef haline gelmemesi için bürokrat ve siyasilere verilen rüşvet vardır. Bu söylemler sayesinde mafya, yolu kesilmeden bir kısım maskelerin arkasında uzun yıllar kendini gizlemeyi başarmış ve gelişimini sürdürmüştür. Uluslararası istatistiklerin verdiği bilgiler ışığında, İtalya’da gayri safi milli hasılanın %12’sinden daha fazla kar organize suç örgütlerine aitti. Yüzlerce mahkeme ve soruşturmalarda pek çok kanıt vardı. Hepsinden önemlisi 1981-83 yılları arsında, ikinci mafya savaşında yaşananlar ve Buscetta’nın itirafları mafyayı ayan beyan gözler önüne sermiştir. Mafyayla mücadele eden İtalyan yetkililerine göre ise iki mafya arasında yaşanan La Mattanza(Kan Banyosu) olayı Sicilya mafyasının düşüşünü başlatan en önemli nedendir. Sicilya mafyasının güçten düşüşüyle bugünkü İtalyan mafyasının doğasının biçimlendiği ifade edilmektedir. Sicilya ve Corleonesi mafyalarının arasında olan la Mattanza olayı sonrasında, Sicilya mafyası üyeleri Palarmo ve Sicilya’dan kaçarak adanın güneyindeki Argigento bölgesinde dağların eteklerine saklanmışlar ve orada Stidda (Yıldız) mafyasını kurmuşlardır. Stidda hızla daha demokratik ve yeni koşullara daha rahat uyum sağlayabilen bir suç örgütüne dönüşmüştür. 1983’ten bu yana en hızlı büyüyen mafya olan Stidda, ilk kez mafyanın olmadığı Kuzey İtalya’ya doğru genişlemiş ve kısa bir sürede Sicilya mafyasının en güçlü rakibi olmuştur. 1980’li yıllardaki olaylar Sicilya mafyasını zayıflatırken, Stidda mafyası bunu fırsat bilmiş ve güçlenmiştir.
1992 yılında ‘Temiz Eller’ operasyonuyla başlayan mafya karşıtı önlemler Sicilya mafyasına ağır darbeler vururken Camorra ve ‘Ndrangheta gibi suç örgütleri üzerinde çok az bir etkisi olmuştur. Hatta Sicilya mafyasının zayıflığından yararlanıp daha da güçlenmiştir. Son dönemlerin asıl güçlenen organize suç örgütleri ise 1980 sonrası kurulan Stidda, Mala Del Brenta ve Sacra Corona Unita’dır. Üye konusunda daha esnek olmaları, kadınların suç ailelerine daha fazla dahil olmaları ve yetkililerin öldürülmesinde daha çekimser davranmaları onların eski mafya gruplarından radikal bir şekilde ayrıldıklarını göstermektedir.
Yararlanılan Kaynaklar
Hacı Mustafa Yılmaz, Organize Suç Ve Rus Mafyası
Howard Abadinsky, Organize Suçlar
Atilla Akar, Mafya Yeraltının Kriminal Efendileri
Zahir Kızmaz, Ekonomik Yapı ve Suç: Bazı Araştırma Bulguları Üzerine Genel Bir Değerlendirme
Aytekin Geleri, Organize Suçların Ortaya Çıkışı ve Gelişimi: İtalyan – Amerikan Mafyası Üzerine Bir Çalışma
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Hacı Mustafa Yılmaz’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Dünyaca Ünlü Mafya Tipi Örgütlenmeler Ve Faaliyet Alanları

Çin Örneği: Triadlar
“Yeraltı” kavramı suç ve ahlakdışı işler içerisinde olan ya da bu amaçla organize olan toplulukları ifade etmektedir. Çin’de ise yeraltı kavramına denk görülen heisheui (karanlık topluluk); gizli topluluk, organize suç ve yer altı dünyası anlamlarına gelen belirsiz ve çok yönlü bir ifadedir. Çin’de ‘suç çeteleri’, mafya-tarzı gruplar’, ‘karanlık güç’ ve ‘yeraltı topluluğu’ gibi kavramlar birlikte ya da birbirlerinin yerine belirsiz biçimde kullanılabilmektedir. Öncelikle resmi tutum Çin’de sadece mafya özelliklerine sahip suç gruplarının var olduğu, fakat yer altı suç dünyasının bulunmadığı yönündedir. “Çin organize suçu” ve “Çin Mafyası” ifadeleri, gizli topluluklar ve Triadlar, organize suç çeteleri, mafya-benzeri yer altı grupları, tonglar, sokak çeteleri ile insan kaçakçılığı, insan ticareti ve uyuşturucu ticareti ağlarını kapsayan çok geniş çeşitlilikteki varlıkları niteleyen şemsiye kavramlardır. Bunların hepsi, bazıları sadece yerel faaliyet gösteren, önemli bir kısmı sınır-aşan ve diğerleri de diğer ülkelerdeki Çin göçmen toplumlarına özgü suç örgütleridir. Bunlar arasında en çok bilineni Triadlar, tonglar ve sokak çeteleridir. Ancak resmi söylemde Çin yetkilileri tipik mafya gruplarının ya da yer altı dünyasının varlığını kabul etmemektedir. Bugüne kadar sadece “mafya özelliklerine sahip suç çeteleri” ya da “mafya tipi suç örgütleri” ifadelerini kullanmışlardır.
Örgüt isminin orijinine bakıldığında Triad isminin sihirli ‘üç’ rakamına atfen kullanıldığı görülmektedir. Çin sayıbiliminde üç, cennet, dünya ve insan arasındaki dengeye işaret etmektedir. İngiliz otoritelerince, “gizli toplulukların” yarı-dinsel doğasının bir göstergesi olarak cennet, dünya ve insanın birliğini sembolize eden karakterin üçgen şekline atfen konulmuştur. Tarihsel çerçevede incelendiğinde çok farklı ve birbirine rakip Triad toplulukları bulunmaktadır. Lintner, Çin tarihinde Triadları on ikinci yüzyılda keşişler ve bilim adamları tarafından kurulan ve on üçüncü ve on dördüncü yüzyıllarda Moğol istilalarına karşı koymada önemli rol oynayan Beyaz Lotus Topluluğu’na dayandırmaktadır. Triadlar modern dönem öncesi Çin’in gizli topluluklarının büyük kollarından birini oluşturuyordu. İlk Triadlar’ın Çin’de Fujian’daki oldukça kötü sosyo-ekonomik koşullar sebebiyle geçim sıkıntısı ve hayatta kalma mücadelesini halletme amaçlı bir karşılıklı yardımlaşma örgütü olarak Fujian’da oluşturulduğu belirtilmektedir. Buna göre, ilk Triadlar ortaya çıkar çıkmaz işsiz ve marjinal insanlar benzer gruplar oluşturdular. Böylelikle hızla yaygınlaşan gizli topluluklar 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başlarında özellikle Güney Çin ve Tayvan’ın en etkili ve önemli sivil örgütü haline geldiler.
‘Modern’ Triadlar ise on yedinci yüzyılda Ching (Qing) Hanedanlığı’na karşı ilk olarak oluşturulan gizli topluluklardır. Vatansever ve milliyetçi olmalarıyla birlikte, ilk oluşumlarında dinsel, isyancı köylüler ya da politik gruplar olarak ortaya çıkmışlardır. Triadlar, özellikle eski Avrupa sömürgeleri ve artık Çin özel yönetim bölgeleri olan Hong Kong ve Macau’da görülmektedirler. Çin geçen yüzyıl boyunca, radikal hanedanlıktan diktatörlüğe, oradan nasyonalist bir yönetime, sonra Mao’nun baskıcı totaliter rejimine ve son olarak da hızlı reform kapsamında neo-otoriteryanizme doğru radikal rejim değişiklikleri yaşadı. Çin gizli toplulukları olarak ifade edilen Green Gang, Red Gang, Triadlar (Tiandihui) ve dinsel mezhepler yeni çevrelerine ve yeni örgütsel tekniklere büyük uyum sağladılar. Modern çağda Triadlar da çağa ayak uydurup hiyerarşik ve patriyarkal yapıdan vazgeçerek, devletle ve orduyla bağlantı kurmaya başladı, hem legal hem de illegal pazar mekanizmalarını kullandı ve yasal zeminde ortaklık biçimleri oluşturdu. Yirminci yüzyıl başlarında modern Çin’de gelişen kapitalizmin oluşturduğu yeni pazarlardan faydalanmak için örgüt suç işlemeyi bir iş haline dönüştürdü. Bir taraftan kendi bankalarıyla ve fabrikalarıyla yasal işler kurarken, diğer taraftan da afyon satın alarak, kumar oynatarak ya da randevu evlerini çalıştırarak yasal olmayan faaliyetlerde de bulundular. Günümüzde halen yaratıcı olmaya ve göreneklere uymamaya çalışmaktadırlar.
Triadlar İle İlgili Son Gelişmeler
Özellikle Asya’da Çin organize suçunun yeni yüzü, bölgedeki güvenlik konusundaki kaygıların daha da derinleşmesine neden olmaktadır. Büyüyen yeraltı dünyası Çin’de ülkenin kanun ve düzenini, sosyal istikrarı, pazar ekonomisini, politik meşruluğu ve Komünist Parti idaresini aşındırmaktadır. Yer altı dünyası, Çin tarihinde özerkliğin en esnek örgütsel biçimine sahip oldu. 50 yıllık tamamen baskıcı ve totaliter bir Leninist yönetimin ardından organize suç güçlü bir sıçrayış kaydetti. Özellikle 1970’lerin ortalarından itibaren Çin politik ekonomisinde ve toplumunda meydana gelen köklü değişiklikler gizli toplulukların olduğu kadar Triadların da hayatta kalması için önemli fırsatlar sundu. 10 yıllık Kültürel Devrim sonrası Mao’nun etkisini kaybetmesi ile merkezi devlet otoritesinin gittikçe zayıflaması; kırsal kesime doğru genişleyen reformlar sebebiyle siyasi yönetim ve denetimin zayıflaması ve daha da önemlisi ekonominin pazar ekonomisine doğru geçmeye başlaması ile yetersiz pazar düzenlemeleri yapılması organize suç örgütünün girişimci suçluları için uygun boşluklar ve fırsatlar doğurdu. Buna ilaveten suçun küreselleşmesi Triadların sınır-aşan organize suç örgütleriyle bağlantı kurarak işbirliği yapmalarını sağladı. Organize suç Çin’in tamamına yayıldığından aynı zamanda küreselleşme sürecine girmekteydi. Çin, uyuşturucu ticareti, insan ticareti, imitasyon ya da taklit mal üretimi ve kara para aklama gibi belirli hizmet sektörlerinin küresel zincirlerinde güçlü bir bağlantı olmaya başlamıştır. 1991 ile 2001 yılları arasındaki on yıllık süreçte küreselleşmenin büyük etkisiyle sınır-aşan organize suçun önemli oranda geliştiği gözlemlenmektedir. Çin organize suçunun da bu paralelde 2000’li yılların başından itibaren ciddi düzeyde büyüdüğü belirtilmektedir. Triadlar’da kolay kolay değişmeyen kültür ve örgüt yapısının son zamanlarda önemini yitirdiği de belirtilmektedirler. Organize suç grupları kendi bağımsız yapılanmalarını oluşturmak için daha çok “Mafia”yı takip etmektedirler.

Bununla birlikte organize suç örgütleri için uygun örgütsel modeli seçmek basit ve tekdüze değildir. Organize suç grupları örgütsel yapılanmalarını bürokratik hiyerarşik yapılanmalardan pazar mekanizmalarına ondan da ağlara (networks) kadar değişen çeşitlilikte seçebilirler. Çoğu zaman da, devletin, pazarın ya da toplumun temel öğelerindeki değişikliklere göre bu yapılardan ikisini ya da üçünü aynı zamanda kendilerinde birleştirebilirler. Bazıları daha sıkı ilişkiler içerisindeki bir örgüt olabilmek için gayret gösterirken, diğerleri örgütün gelişmesi ve genişlemesi için farklı stratejiler benimseyebilir. Dahası artık günümüzde çoğu organize suç örgütünün katı hiyerarşik yapıları terk edip, esnek ve gevşek ağlar şeklinde var oldukları gözlemlenmektedir. İş dünyasında Çinlilerin hızla büyüyen küresel ağının varlığı, Çin ve diaspora arasında mekik dokuma konusundaki kolaylık, çoğu Çinli’ye küresel köy olarak ifade edilen dünyada Çinlileri barındıran değişik devletlerin kanunlarındaki ve uygulamalarındaki boşluklardan yararlanma fırsatı oluşturmaktadır. Bu ağlar ailesel ya da atalara ait bağlantılardır ve özellikle suç işlemek için değil, herhangi bir zamanda ve herhangi bir yerde fırsat doğduğunda nadiren suç faaliyeti içerisinde yer almak için oluşturulmuşlardır. Örgütsel yapı ve örgütsel davranış aynı madalyonun iki yüzü olduğu için çoğu davranışlar ancak doğru kavramsal çerçevede yorumlanırsa doğru anlaşılabilir. Yani, ağ (network) yapısı içerisinde grup davranışı belirli aile ve klan değerleri ya da ceza-adalet sistemi içerisinde benzer sosyalleşme gibi birtakım alt-kültür ve değerler sistemi ile kavramsallaştırılabilir. Bazı örgütsel davranışlar sadece örgütsel yapı var olduğu sürece gözlemlenebilir. Bu sebeple de örgüt yapısını, kolluk kuvvetlerince etkisizleştirildikten ya da yok edildikten sonra tespit etmek güç hale gelir. İnternet, cep telefonları ve hızlı ulaşım çağında organize suç örgütleri ile ilgili delil bulmak üzere daha iyi yollar takip etmek sadece Çin için değil, diğer devletler için de artık önemli bir gereklilik haline gelmiştir.
Son zamanlarda her yıl yüksek düzey mafya babaları hakkındaki dosyalar Komünist hükümet tarafından organize suçla mücadeledeki kararlılıklarını göstermek için açığa kavuşturulmaktadır. Kendi geleneksel gizli topluluk tarzı hiyerarşik yapılarına ilaveten Çin organize suç örgütleri yeni örgütsel modelleri benimsemiş görünmektedir. Öncelikle kanuna aykırı uygulamalar için pazar mekanizmalarını daha fazla kullanmaktadırlar. İkinci olarak, pazar mekanizmaları kadar devlet bürokrasisi ve iş dünyasındaki şirketleri de içeren hiyerarşilerle yatay ve dikey olarak entegre olabilen suç ağları Çin’de günden güne daha egemen örgütsel model olmaya başlamıştır.
İtalya Örneği: La Cosa Nostra
Cosa Nostra’nın doğuşunun bazı yazarlarca modern İtalya Devleti’nin doğuşu ile aynı zamana denk gelmesi tesadüf olarak görülmemektedir. O tarihten beridir de İtalya’da şiddet uygulama yetisinde olan güç (iktidar) ile devlet o kadar içi içe oldu ki halen özellikle Güney İtalya’nın bazı bölgeleri devlet hâkimiyeti altında değildir. Bu bölgelerde “suç dernekleri” kendi yasallıklarını oluşturmuş, kendi gölge devletlerini kurmuş durumdadırlar (Dickie’den aktaran Lawless, 2006). Benzer biçimde Alexis de Tocqueville’in 1827’de Napoli ve Sicilya’yla başlayan ünlü seyahatlerinde yazdığı notlardan 11 yıl sonra (1838) resmi raporlarda mafya (the mafia) gibi bir oluşumdan bahsedilmesi Gambetta tarafından rastlantı olarak görülmemiş ve o yazılardaki anlamıyla sosyal bir güç olarak nitelendirilmiştir. Genel olarak da söylemler, İtalya’da ‘Mafia’nın ilk kez 1984’te Buscetta’nın Savcı Giovanni Falcone’ye konuşmaya başlamasıyla literatüre girdiği yönündedir. O tarihten sonra bu kavram İtalyan Ceza Yasasında ve Oxford İngilizce Sözlüğünün yeni baskılarında yer aldı. Oradaki anlamıyla ‘mafia’ suç işlemek amacıyla oluşturulan bir organize gizli topluluk olarak tanımlanıyordr. Buscetta’nın ifadeleri o tarihten sonra mafya üzerine yapılan incelemelerde çok etkili oldu.

İtalya’da da mafyanın gelişimini İtalya’daki siyasi olaylar önemli düzeyde etkilemiştir. 19. yüzyılın ortalarında Avrupa’da ve İtalya’da kargaşa hâkimdi. 1848 yılında tüm kıtayı etkileyen devrimler ve halk ayaklanmaları ve daha sonra da Birleşik İtalya’nın doğması ile sonuçlanacak 1860 devrimi, Güney İtalya’yı harabeye çevirmişti. İtalya’nın birleşmesi süreci sadece kaotik ortam oluşması nedeniyle değil, aynı zamanda politik altyapı oluşturmasıyla da mafyanın gelişmesinde etkili oldu. Birleşik İtalya’ya katılmamakta direnen Papa, tüm Katolikleri yeni yönetimle işbirliğini reddetmeleri konusunda yüreklendiriyordu. Papalık ile İtalyan hükümeti arasındaki bu çatışma, Sicilya’daki kanun dışı örgütlerin köy ve kasaba halkını, dini karşıtı olarak sunulan devlet güçlerine karşı kullanması ve örgütlenmesi için uygun ortam yarattı. 20.yy. başında Güney İtalya’da mafya örgütlü ve güçlü bir yapı kurmayı başardı. Mafyanın çekirdekleri bu dönemde atıldı. O günlerde Güney İtalya’da ve özellikle Sicilya’da limon bahçelerini ve çiftlikleri koruyan küçük gruplar geleceğin mafya örgütlenmesinin temelini oluşturdu (NTVMSNBC). Son yıllarda yapılan bazı çalışmalar, Sicilya mafyası, Rus mafyası, Triadlar, Japon Yakuza gibi birtakım suç örgütlerinin “mafya” olarak ifade edilen “tür”lerin bir parçası olduğunu ortaya koydu. 1990’lara kadar baskın görüş, bu örgütlerin sosyal ve ekonomik yetersizliğin ve kaosun bir ürünü olduğu idi. Bunun tersine mafyaların, ekonomik olarak genişleyen ancak mülkiyet haklarını koruyan ya da iş dünyasındaki anlaşmazlıkları halleden gerçek bir güvenilir yasal yapıdan yoksun modernleşen toplumlarda ortaya çıktığı söylenmektedir.
LCN ve İtalya’da Örgütle İlgili Son Gelişmeler
LCN, suçla ilgili durumunu 1980’lerin başlangıcına kadar sürdürdü. Bazı başarılı polis operasyonları örgütün önemli düzeyde zayıflamasına neden oldu. Bu süreçte İtalyan Amerikalı aileler suç pazarlarında Rus mafyası gibi organize suç örgütleriyle karşı karşıya geldiler. İtalya’da ise, ilgili kontrol politikalarıyla -medya tarafından bildirilmese de- 1990’ların başından itibaren yasa-koyucu ve uygulayıcıları tarafından büyük başarılar elde edildi. Bu başarıların bir sonucu olarak Cosa Nostra ciddi bir kriz içerisine girdi. Buna rağmen, kolluk kuvvetlerinin son başarılarının bir sonucu olarak, ABD’de La Cosa Nostra faaliyetlerini daha da çeşitlendirerek özellikle beyaz-yaka suçlar alanında boy gösterirken, İtalyan mafya örgütleri ve özellikle de Cosa Nostra, 1920’lerin sonundaki Faşist rejimin mafya baskısından bu yana en ciddi krizine uğramış durumdadır. Özellikle kuzey ve merkez İtalya’da çoğunlukla yabancı göçmenlerden oluşan ve kısa ömürlü çok sayıdaki yeni suç girişimlerine karşı zemin kaybetmektedir. Aynı zamanda büyük ölçekli uluslararası illegal ticaret akımlarından dışlanmakta ve yerel topluluklardan haraç toplama üzerine çalışarak kendi topraklarına kapanmaktadır. Cosa Nostra’ya karşı operasyonların en yıkıcısı, Nisan 2006’da en son Capo (baba) olarak bilinen, Bernardo Provenzano’nun (Sicilya mafyasının şefi) yakalanması oldu. Çünkü 1990’lerden itibaren örgüt finansal anlamdaki krizi ciddi biçimde hissetmişti ve Provenzano’nun yakalanması ile de örgüt daha ciddi bir çöküş yaşadı.
Bununla birlikte, popüler algıların tersine; suç, suç kanunları ve suç adalet sistemine entegre olan mafyayla doğrudan mücadele politikaları, yirmi birinci yüzyılın başında etkili olmayı sürdürdü. Yargıya olan programlı düşmanlıklara rağmen, hükümetleri 1994’te 1 yıllığına ve 2001-2006 arası ve yakın döneme kadar Başbakan olan Berlusconi yönetse de, ne bu politikalarda sistemli bir değişiklik yaptı ne de polisin, savcıların ya da mahkemelerin müdahalelerini engelledi (Paoli, 2007: 855). Ancak aynı zamanda mafyasiyaset ilişkisini gösteren bir takım olaylar da devam etti. Bunun en son örneklerinden bir tanesi de Berlusconi’nin mafya ile bağlantısı nedeni ile hakkında soruşturma yapılan milletvekilini 2011’de Tarım Bakanı olarak atamasıydı.
Kolombiya Örneği: Karteller
“Kolombiya Kartelleri” ya da “Kolombiyalı karteller” ifadeleri genellikle Kolombiya’da illegal uyuşturucu işiyle uğraşan ve rakip iki suç örgütünden bahsetmek için kullanılmaktadır: Medellin Karteli ve Cali Karteli. Bununla birlikte kartel olarak bilinen Bogota karteli, Caqueta gibi karteller de bulunmaktadır. Ancak burada örnekleme alınan örgütler Kolombiya’nın tarihinde önemli bir geçmişe sahip olan güçlü Medellin ve Cali kartelleridir. Bu örgütleri incelemeden önce kartellerin ortaya çıktığı ülkenin siyasi geçmişi ve coğrafi konumu gereği kazandığı önemi vurgulamak gerekir. Kolombiya, kokain üretimi ve ticaretinin küresel merkezi ve ABD, Ekvator, Nikaragua, Venezuela, Guatemala ve Meksika’nın en büyük eroin sağlayıcısı olarak ünlenen bir Latin-Amerikan ülkesidir. Avrupa, Avustralya ve bazı Afrika ülkeleri de önemli müşterileri arasındadır. Kolombiya sadece uyuşturucu kartelleri olarak ünlenmiş de değildirler. Aynı zamanda rüşvet, gerillalar, paramiliterler ve yaygın şiddet Kolombiya Kartelleri’nin kötü anlamda ünlenme sebepleridir. Kolombiya’nın bugünkü durumu geçmişinde yoğun şiddet olaylarının varlığıyla yakından ilgilidir. Kurumsallaşmış şiddet sebebi ile ülkedeki neredeyse hiçbir kurum ya da kuruluş sağlıklı bir şekilde işlememektedir ve toplum kaçakçılık ve kaçak mallarla iç içe bir yaşam sürdürmektedir. Doğal olarak rüşvet de ülkenin her yerindedir ve hem devleti hem de toplumu hastalıklı bir hale getirmiştir.

Kolombiyalı uyuşturucu kartelleri devletin zayıf ekonomik, sosyal ve politik yapısı ve uzun süren sivil savaşın tetiklemesiyle ortaya çıktı. Hükümetin kanunları yapma ve uygulama konusundaki yetersizliği kartellerin uluslararası kapitalist ekonomik sistemin tüm avantajlarından faydalanmasına olanak sağladı. Kolombiyalı uyuşturucu kartelleri Rus Mafyasına benzer tarzda devletin yönetim mekanizmasına kazanç sağlamak için yardımcı olan örgütler olarak da görülmektedir. Kolombiya’da devlet, geniş ekonomik faaliyetler ve ülke toprakları üzerinde kesintili bir kontrol uyguladı ve mülkiyet haklarını korumakla ve anlaşmazlıkları çözmekle ilgili etkili yöntemler geliştirmedi. Fukumi, üç ayrı bağımsız erk olan yasama, yargı ve seçilmiş parlamento üyeleri ile devlet temsilcilerine sahip olması sebebiyle Kolombiya’nın -Latin Amerika’nın en uzun demokrasi tarihine sahip- bir demokrasisi olduğu iddiasındadır. Bununla birlikte yozlaşma, rüşvet ve tehdit sebebiyle de kartellerin bunu göstermelik bir demokrasi haline getirdikleri artık ortadadır. 1970’lerin başlarında Kolombiyalı uyuşturucu satıcıları La Cosa Nostra, Meksikalı ve diğer çeteler gibi organize suç gruplarına kokain sağladı. Daha sonraları kokain işi çok büyük kazançlar getirince, kendi üretim ve dağıtım faaliyetlerini yürüterek pazardan daha büyük pay almaya başladılar. Böylece “uyuşturucu kartellerini” ya da “bağımsız ticaret örgütlerini” oluşturdular. En büyük ve en ünlü iki kartel “Medellin” ve “Cali” kartelleridir. Bu karteller oldukça karmaşık, ortaklık benzeri yapıya sahip, binlerce insanı bünyesinde barındıran (bazı tahminlere göre 24.000 civarı) milyar-dolarlık iş hacmi olan örgütlerdir.
Medellin Karteli Kolombiya’nın Medellin şehrinde ortaya çıkan bir organize uyuşturucu ticareti ve kaçakçılığı ağıdır. Kolombiya, Peru, Bolivya, Amerika, ABD, Kanada ve 1970 ve 1980’li yıllardan beri Avrupa’da faaliyet gösteren bir örgüttür. Pablo Escobar’la birlikte Jorge Luis, Juan David ve Fabio Ochoa Vázquez kardeşler tarafından 1976 yılında kurulmuştur. Bu örgüt bir zamanlar Kolombiya’nın en güçlü karteliydi ve gücü ülke sınırlarını aşmaktaydı. Cali Carteli ise, Güney Kolombiya’da Cali şehri ve civarında ortaya çıkan bir uyuşturucu kartelidir. 1977 yılında Gilberto ve Miguel Rodríguez Orejuela kardeşlerle onlara yardımcı olan José Santacruz Londoño tarafından kurulmuştur. 1988’den 1993’e kadar Medellin ve Cali kartelleri arasında yüzlerce kişinin öldüğü saldırıları ve cinayetleri kapsayan bir savaş sürdü. 1991 öncesine kadar olan şiddet çoğunlukla verimli Boyaca bölgesindeki uyuşturucu kartelleri arasında cereyan ediyordu. Daha sonraları Cali karteli Escobar’ın uyuşturucu ticareti terörizmine karşı devletin güvenlik kuvvetleriyle işbirliği yaptı. Bu işbirliği Cali Kartelinin faaliyetleri için koruma sağlama avantajı anlamına geliyordu ve kolayca arazi satın alarak uyuşturucu pazarını ellerine geçirdiler. 1993 yılına kadar örgüt liderlerinden ya da alt kademeden pek az suçlu ve kaçak yargılanıp cezaevine girmişken 1993’te Escobar’ın öldürülmesinden sonra ABD Delta Force ve CIA elemanları tarafından eğitilen Kolombiya polisi tarafından tutuklandılar, yakalandılar ya da öldürüldüler.
Kolombiya Kartellerinin Parçalanması ve Sonrası
Escobar’ın öldürülmesi ve ardından da Rodriguez Orejuela Kardeşlerin mahkum olmaları kartellerin ve yönetim yapılarının parçalanmasına neden oldu. Ancak bu bölünme ve parçalanma örgütü daha küçük ve şiddetin pek olmadığı yapılara dönüştürse de kokain üretiminde ve ticaretinde önemli bir değişikliğe yol açmadı. Kolombiya kartelleri Cali kartelinin de son yıllarda devlet görevlilerinin yaptığı müdahalelerden aldığı darbelerle gücünü iyice yitirmesi Kolombiya’da uyuşturucu ticareti alanında büyük boşluk doğurdu. Ancak uyuşturucu talebinde bir azalma olmadığından Norte del Valle karteli ülkenin en büyük karteli haline geldi. Bununla birlikte “bebek karteller” olarak isimlendirilen ve son teknolojiyi kullanan küçük uyuşturucu “kartelcikleri” ve FARC (Fuerzas Armadas Revolucionarias de Colombia), paramiliter gruplar gibi oluşumlar da son dönemde Cali sonrası uyuşturucu ve uyuşturucuyla bağlantılı faaliyetleri yürütmektedirler . Kolombiyalı uyuşturucu kartelleri Brezilya ve Paraguay’da yıllarca geniş faaliyet alanı buldu. Kolombiyalı büyük gerilla örgütlerinden Kolombiya Devrimci Silahlı Kuvvetlerinin (Fuerzas Armadas Revolucionarias de Colombia – FARC), bu ülkelerde uyuşturucu trafiği için güçlü bağlantıları vardı. Kolombiya’da bugün uyuşturucu tacirlerinin rüşvet ve tehditleri hükümeti ve devleti işlevsizleştirmektedir. Demokratik anlamda işleyen pek fazla bir şeyin olmadığı ifade edilmektedir. Seçimler, yasama faaliyetleri, yürütme ve yargı kararları para ve şiddetle şekillendirilmektedir. Politikacılar uyuşturucuyla mücadele adına konuşamamakta gazeteciler uyuşturucu ticareti ile ilgili makale ya da köşe yazısı yazamamaktadır. Buna rağmen Kolombiya devleti ve polisinin baskıları etkisini ciddi anlamda göstermektedir. Örneğin, Medellin kartelinin son dönemde yaptığı operasyonlarla elde ettiği bilgiler örgütün üst düzey yönetiminde olanların artık yakalanmamak için estetik yüz ameliyatları yaptırdıklarını ve parmakizlerini değiştirmeye çalıştıklarını ortaya koymaktadır.
Rusya Örneği: Rus Mafyası
Rusya, yüzyıllar süren geleneğinde hukukun üstünlüğü ilkesiyle hiç özdeşleşmemiş bir toplum olarak değerlendirilmektedir. Aynı zamanda Rus toplumu tarihsel olarak iyi idare edilmemiş ve yerleşik olarak da yozlaşmış durumdaydı. Bunun sonucu olarak da insanlar haydutluk, ayaklanma ve yaygın hale gelen suçla karşılık vermişlerdir. Bu kültürün önemli bir parçasını Rusya’daki bütün profesyonel suçluları kapsayan bir tutarlı “suçlu sınıf”ın yükselişi oluşturmuştur. On dokuzuncu yüzyılın sonunda Vorovskoi Mir ya da “hırsızlar dünyası” kendi dilini, görsel dövme kodunu ve karışık bir hiyerarşiyi iyice oluşturmuştu. Rusya’da suç örgütlerinin geçmişi SSCB dönemine ve hatta on yedinci yüzyıl kanun dışı çetelerini ve on dokuzuncu yüzyıldaki dilenciler ve hırsızlar topluluğunu da içine alan dönemin başlangıcına dayandırılmaktadır.

Bununla birlikte Gerber, Rus terminolojisi ve Batı terminolojisinin her zaman karşılaştırılabilir olmadığını savunarak, mafya kavramının, Sicilyalı gruplardan günümüz modern illegal girişimlerine kadar değişen Batı’daki anlamlarından farklı olarak Rusya’da:
(1) Organize suç gruplarını,
(2) Belirli bölgelerde politika ve ekonomiyi kontrollerinde bulunduran klanları,
(3) Rüşvet alan devlet görevlilerini ve
(4) Komünist Parti’yi belirtmek için kullanıldığını söylemektedir.
Organize suç ya da mafya kavramları bugün Rusya’da değişik şahısları ya da oluşumları belirtmek için kullanılmaktadır. Çoğu Rus için ticaretle uğraşan, siyaset içerisinde olan ya da Kafkas bölgesinden gelen herhangi biri “mafya” üyesi olarak görülmektedir. Rus mafyasının özeti gibi değerlendirilebilecek “violent entrepreneur(ship)” -şiddete dayanan girişimcilik- tanımlamasını yapan Volkov’a göre, Rus mafyası sürekli olarak organize gücü ya da şiddeti paraya veya diğer değerli mallara çeviren bir oluşumdur. Bazıları da mafyayı ekonomiyi kontrolünde bulunduran, şiddet kullanarak iş dünyasına hâkim olan ve uyuşturucu, kadın ve silah ticareti yapan sinsi bir kanser olarak nitelendirmektedir. Rusya’da mafyanın ortaya çıkışı sadece Sovyet devletinden serbest pazar demokrasisine geçişin getirdiği değişikliklerin ve belirsizliklerin ürünü değil, aynı zamanda Rus geleneğinde ve Sovyet deneyiminde kökleri olan bir olgudur. Organize suç grupları Rusya’da devleti yozlaştırmaktan çok, kendileri bir devlet gibi olmuşlardır. Organize suç, Rusya’da 400 yılı aşan ve legal ile illegal olanın, kamusal ile özelin arasındaki sınırın belirsizleştiği ve hukukun üstünlüğüne bağlılığın çok zayıf olduğu bir geçmişe sahiptir. Bu da Rus organize suçunun Sovyet yönetiminin son 75 yıllık döneminde sıçrama gösterse de, sadece Sovyet dönemine ait olmadığını göstermektedir. Örneğin, Sovyet öncesi döneme ait bir alt-kültür olan Vorovskoi Mir (Hırsızların dünyası) bir elit suçlular grubu – vory v zakone (Kanun Hırsızları) – olarak ortaya çıkmıştır.
Vory v zakone’nin kökenin izleri onyedinci yüzyıl sonuna kadar dayandırılmaktadır. Serseriler kendiliklerinden bir serseri çetesi oluşturdular. Bu serseriler çoğunlukla hırsızlık ve küçük suçlar işliyorlardı ve sonradan büyük bir profesyonel suçlu grubunu oluşturdular. Kolluk kuvvetleri daha sonraları bu gruba ‘vory v zakone’ ismini verdi. Rusya’da değişik dönemler halinde yer alan organize suçun ilk safhasını 1950’lere kadar süren Vory v zakone örgütünün varlığı oluşturmaktaydı. Bu grubun üyeleri 1929 – 1953 yılları arasında Stalin’in gulagları içerisinde hapiste kaldılar. 1953 yılında Stalin’inin ölümü ile diğer suçlular gibi bu Voryler de serbest kaldılar. 1960’lardan itibaren Komünist Parti elitlerinin iyice yozlaşması sayesinde ve resmî, planlı ekonominin darboğazdan kurtulması ve aç kitlelerin kıt olan mal ve hizmetlerin sağlanması yoluyla sakinleştirilmesi için, yer altı ekonomisinin devlet tarafından kerhen kabul edilmesi bağlamında organize suç gelişecekti. Serbest kalan üyeler diğer organize suç gruplarının üyelerini de adeta sömürgeleştirerek kendi iş ortakları haline getirdiler ve üç katmanlı Sovyet dönemi organize suç örgütünü 1991’de SSCB’nin çöküşüne kadar götürdüler. Sovyet hükümeti, organize suçu sosyalist bir toplumda olmayan ileri kapitalizmin hastalığı olarak nitelemişti. Bunun sonucunda da organize suçla mücadele edebilmek için gerekli modern yasal araçları hiçbir zaman geliştiremedi. Dinlemeler, gizli soruşturmalar ve muhbirler Sovyet döneminde de vardı. Ancak bunlar suç soruşturmalarından çok, rejimin muhaliflerine ve siyasi düşmanlarına karşı kullanıldı. Çoğu Rus’un değişmeyen Sovyet kafa yapısı, Rus organize suçunun ortaya çıkması ve gelişmesine izin vermiştir. Çünkü çoğu Rus’a göre kurallar (kanunlar) bozulması için yapılmıştır. Dolayısı ile de kanun çerçevesinde ya da kanunî sınırlar içerisinde hareket etmekle ilgili herhangi bir moral güdü bulunmamaktadır. Rüşvet, karaborsa ve hayatı sürdürmek için diğer tertipler Sovyet toplumunda iyi bilinen bir olgudur. Devlet malını çalmak ya da onu kendi çıkarı uğruna kullanmak yanlış olarak değerlendirilmiyordu.
Elitlerin iktidar ve statülerini kaybetmekten korkmaları sebebiyle reforma ve kararalma süreçlerinin merkezîleşmesine karşı çıkmaları sonucu Rusya’da ekonominin modernleştirilememesi Sovyet ekonomisinin zayıflamasına neden oldu. Tarihi boyunca Sovyet ekonomik sistemi sürekli olarak parti iktidarının oluşturulması ve devamlılığının sağlanması amacına hizmet etmiştir. II. Dünya Savaşı suçlular arasında 1917 Devrimine göre daha fazla karışıklığa neden oldu. Hırsızlar için devlet adına savaşma kavramı ahlaksızca bir şeydi. Buna rağmen adli makamların hırsızlarla ilgili suç iddialarını tamamen kaldırmış olması bu tabunun yıkılmasına neden oldu. 1960’larda başlayan ve kazananının tam belli olmadığı çete savaşlarından sonra yeni nesil gangsterler daha fazla şiddete değer vererek thieves-in-law örgütünün ahlaki kodlarına aykırı davrandılar ve 1970’lerin başında yok olmaya başladılar. Özellikle 1964-1982 yılları arasında, Brezhnev döneminde devlet görevlileri ile suç girişimcileri arasında artan işbirliği sayesinde organize suç daha fazla gelişme olanağı buldu (Orlova, 2008: 101). Bu dönemde yoğun işsizlik sebebiyle, Rus organize suçu, bilim adamlarına, yöneticilere, eski KGB görevlilerine, polis memurlarına, orduya ve diğer profesyonellere ulaştı. Bu durum, Rus organize suçunun bu anlamda dünyadaki en özgün yapılanma sayılmasına neden oldu. SSCB’de gıda ve tüketim maddelerinin aşırı derecede kıtlaşması organize suç gruplarının bu talepleri karşılamak üzere ortaya çıkmalarına ve illegal yollardan belirli mal ve hizmetlerin sağlanmasına sebep oldu. Gölge ekonominin oluşması organize suçun oluşmasında temel harcı oluşturdu. Haraççılık, soygun ve diğer suçlar tehlikeli fakat çoğunlukla ikincil nitelikte oldu. Rus mafyasının kökleri Rus gölge ekonominin derinliklerinde yatmaktadır.
Rus Mafyasının Değişimi ve Son Durumu
Rus mafyası geleneksel ve katı hiyerarşik yapılanma yerine dünya çapında yaşanan küreselleşmeye paralel olarak yatay, esnek ve ağ tipi bir yapılanmaya gitti. Rus organize suçunu bu süreçte iki faktör değiştirdi. Birincisi, örgüt daha Rusya devletinin ilk yıllarında rahatça ortaya çıkan çok sayıdaki çeteleri elimine eden ya da onlarla işbirliği yapmamış olan daha geniş çapta ve daha profesyonel ağlar geliştirdi. İkincisi de Putin kendinden öncekilere göre daha farklı bir şahsiyetti ve 1990’larla özdeşleşen anarşi türü olaylara daha az toleranslı bir devlet-inşası süreci başlattı. Bununla birlikte, vorovskoi mir yapı ve kültürünü, yeni çevresine yansıtmak için değişti. Rus mafya gruplarının formel yapılarını ortaya koymak için onları tepesinde mafya babaları, alt kademede alt yöneticiler ve sokak elemanları olan hiyerarşik yapılar olarak tasvir etmek artık yeterli gözükmemektedir. Kumar, kadın ticareti, uyuşturucu gibi illegal faaliyetler üzerinden büyüyen Batı ülkelerindeki organize suçun tersine Rus organize suçu yasal ekonomi içerisinde kendini şekillendirmiştir. Buna paralel olarak da Rusya’da günümüzde organize suçla mücadele ile ilgili halen bir takım sorunlar devam etmektedir. Ceza kanunlarında yapılan bazı kanuni değişikliklere rağmen Rusya’daki organize suçu ve mafyayı yapısal ve işlevsel anlamda çerçeveye alabilecek tanımların henüz yeterince yapılamamış olması en önemli sorunlardan biridir. Polis ve yargıçlar politik ve suçlu elitlere dokunamazken, ancak “küçük balık” niteliğindeki toplumun fakir kısmından bu tip suç gruplarına karışanları tutuklamakta ve mahkûm etmektedirler. Çağdaş Rus mafyası Rusya’da son dönemdeki hastalıklı yasal, ekonomik ve ahlak anlayışının bir kombinasyonu olan demokratik dönüşümün bir ürünüdür. Bu sebeple Rusya günümüzde anarşinin devam ettiği, radyoaktif maddelerin, silahların ve uyuşturucunun rahatlıkla ülkeye giripçıkabildiği bir devlet haline gelmiştir.
Bununla birlikte, daha geniş çaptaki bir problem de organize suçla mücadele çabalarında sivil toplumun ve medyanın katılımının hemen hemen hiç olmamasıdır ki bu da NGO (non-Governmantal Organizations) lar ve medya özgürlüğü üzerindeki devlet kısıtlamalarının pekiştirilmesine yaradı. Dahası, organize suç problemini çözmekle ilgili siyasi isteksizlik Rusya’da halen devam etmektedir. Rus mafyasının son dönemde rüşvet ve dolandırıcılık suçlarıyla daha çok iç içe olduğunu gösteren bir olgu da ABD’de Victorialı Telekom şirketlerinden tehdit, dolandırıcılık ve rüşvetle kopardığı milyon dolarlar ve polise şikayet ederlerse öldüreceklerini söyledikleri yatırımcılardır. Bu olaylar mafyanın Rusya’daki bir merkezden yönetildiği ve yönlendirildiği yorumlarına da neden olmaktadır ki bu da Rus mafyasının küresel hale gelip birçok ülkede faaliyet gösterdiğinin göstergelerinden bir tanesidir. Galeotti, İtalyan mafyası, Yakuza ve Triadlar örgütleri gibi oluşturulmuş örneklerine göre Rusya ve Post-Sovyet organize suçunun hala daha az güçlü olduğu iddiasındadır. Buna rağmen esnek ve dağınık yapısı mafyayı yeni tehlike ve fırsatlara anında karşılık veren ve yok edilmesi imkânsız hale getirmiştir. Bu sebeple nerede fırsat bulurlarsa oraya doğru yayılacaklardır, olanak bulduklarında birleşeceklerdir ve zorunluluk ortaya çıkarsa yerli organize gruplarla bir arada bulunacaklardır.
Japonya Örneği: Yakuza

“Yakuza” Japonya’da ve Japonya dışında hareket eden farklı organize suç gruplarının ortak bir adıdır. Yakuza kelimesi Japonların bir kart oyunu olan ve Blackjack’e benzeyen Oicho-Kabu’dan ya da en yaygın inanışa göre, hanafuda oyunundan gelmektedir. Oyunda amaç 19 sayısını elde etmektir. Çünkü ya (8), ku (9) ve za (3)’ün toplamı 20 etmektedir ki bu da “kaybeden el” anlamına gelir. Yakuza’nın benzer biçimde kelime olarak “toplumda işe yaramayan eller” anlamı olduğu da ifade edilmektedir. Yakuzaların kökeni tartışılan bir konudur. Bazıları, üyelerinin “kabuki-mono” olarak adlandırılan, tuhaf giysileri ve saç stilleri ile dolaşmaktan haz duyan karmaşık, ayrıntılı bir argo ile konuşan ve bellerinde uzun kılıçlar taşıyan tuhaf 17.yüzyıl samuraylarının torunları olduklarını iddia etmektedirler. Modern Yakuzalar bu teoriyi kabul etmezler ve daha çok kendilerini kente hizmet etmiş olan ve “kabuki-mono”lara düşman olan “machi-yoko”nun torunları olarak görürler. Resmi Yakuza tarihi, grubun atalarını, aynen Ortaçağ İngiltere’sinde köylülere yardım eden Robin Hood gibi, fakirlere ve korumasızlara yardım eden mazlum halkın kahramanları olarak tasvir etmektedir. Bu tasvir Japon toplumunun algısında önemli bir yer tutmuştur ve Yakuza’nın diğer organize suç örgütlerinin aksine yeraltında değil de, günlük yaşamın ve özellikle eğlence sektörünün içerisinde yer almalarını kolaylaştırmıştır.
Yakuza üyeleri üç genel kategoriye ayrılmaktadır: tekiya (seyyar-satıcılar), bakuto (kumarbazlar) ve guerantai (serseri, kabadayılar). Bakuto kentlerde ve otoyollarda çalışırken, eskiden beri tekiya Ortaçağ Japonları’nın fuarlarda ve pazarlarda çalışarak yılan yağı satan türüdür. Guerantai ise tam tersine, Amerikan Capone döneminin gangsterlerini kendilerine örnek aldılar ve amaçlarını elde etmek için tehdit ve yağma (gasp) yaptılar. Bakuto, Edo dönemi (1603-1867) olarak da bilinen Tokugawa çağında ortaya çıktı ve hükümet tarafından işçilerin kazandıkları paraları kumar oynayarak geri almak için görevlendirilmiş kumarcılardı. Bakuto ve Tekiya suç grupları varlıklarını ekonomik ve politik nedenlerle 1945’e kadar sürdürdüler. Bakuto Japon geleneğine, Japonya’nın geleneksel “parmak kesme” uygulamasını olduğu kadar kumarı ve “Yakuza” kelimesinin orijinini vermiştir. Yakuza kelimesi hanafuda denen kart oyununda bir elden gelmektedir. Kartlar üçer üçer dağıtılır ve toplamdaki son rakam, o elin sayısı olarak hesaplanır (Blackjack’e benzer bir oyundur). En kötü skor 20’dir. Genellikle de yaygın olarak işe yaramayan anlamına gelen 8-9-3 ya da yakuza da bu skorlardan biridir. Bu ifade toplumda işe yaramayan bakuto’lar için kullanılmaya başlamıştır. Ayrıca dövmelerin kullanımına da bakutolar tarafından başlanmıştır. İtalyan Sicilya Mafyasına benzer biçimde Yakuza, kökenini geleneksel feodal toplumda meydana gelen hızlı bir sosyal değişiklik döneminden almıştır. 19. yy. sonlarında Japon toplumu, tarım toplumundan modern sanayi toplumuna hızlı bir geçiş yaşadı. 1600’lerde ortaya çıktığına inanılan Yakuza organize suç örgütü, 85 milyon dolarlık mal varlığına ve yaklaşık 150.000 kişilik üyeye sahiptir. Şirketlere şantaj uygulaması, kumar, fahişelik ve uyuşturucu ticareti ile tanınan Yakuza dünyadaki en güçlü ve başarılı organize suç örgütlerinden biridir.
Takugawa döneminde (1600-1867) sosyal kontrol ve bilgi sağlama elemanı olarak kullanılan Yakuza dönemin yetkililerince pragmatik bir tavır benimsenmesine rağmen, aynı dönemde periyodik takiplere maruz kaldı. 1604’te Tokugawa, Japonya’daki sivil savaşın ardından barış döneminde ada ülkesini birleştirdi. Bu da yaklaşık 500.000 “samuray”ın hizmetine artık pek ihtiyaç duyulmadığının ve böylece öndersiz, lidersiz bir ‘ronin’ olduklarının göstergesiydi. Dönemin ikinci yarısında Samurayların çoğu feodal lord statülerini kaybettiler ve devletin ya da ordunun bir memuru gibi davranmaya başladılar. Meiji hükümetinin vergi toplamaya başlaması ve zorunlu askerliği getirmesinin ardından 1898’de sivil yasanın kabulü ve (imparator ailesi hariç) tüm ailelere uygulanmasıyla samuray ve kentli aileler kanun karşısında eşit hale geldiler. Sonunda geçimlerini sağlamak için odak noktaları topluma hizmetten, sokak kavgaları, hırsızlık ve kargaşaya geçti. Japon toplumunda önemli hale gelen “ailelerin standartlaştırılması” samurayın günlük yaşam tarzını da etkiledi. Aile reisi saygı duyulan bir otorite haline geldi. Anne-babaya, özellikle de babaya itaate önem verildi. Ailenin önemi hükümet tarafından sürekli Konfüçyan kelimelerle imparatorluğun emirleri içerisinde vurgulanıyordu. Bu, Meiji Japonyası’nda toplumun ayrışmış öğelerini bir araya getirmede çok etkili oldu. Böylece ‘Japon ruhu’ genel nüfus içerisinde gelişmiş oldu. Günümüz Yakuzası’nda etkisi halen devam eden oyabun-kobun (baba-oğul) ilişkisinin temelini bu dönemin oluşturduğu söylenebilir. 20. yy. başında Japonya Meiji Restorasyonu sonrası hızla gelişen ve karışık 45 milyonluk nüfusa sahip bir ülkeydi. Üretimi ikiye katladı ve politik olarak da oldukça değişti. Japonlar ilk defa parlamentoyla siyasi partilere ve Çin’i işgal edip, Kore’yi topraklarına katan ve 1905’te Ruslarla yapılan savaşı kazanan bir güçlü, özerk orduyla tanıklık ettiler. Bu süreçte Yakuza’nın tarihsel gelişimine yol açan temel iki faktörden birincisi değişen pazar fırsatları, ikincisi ise bu grupların faaliyet gösterdiği yasal alan ile kolluk güçlerinin uygulama alanlarındaki aşırılıklardır. Son yıllarda bu iki faktör Yakuza’nın geleceğine ciddi bir etki yaptı; 1992 böryokudan (Yakuza)’a karşı önlemler kanunu ve 1990’da hızla gelişen ekonominin birden çökmesini takip eden sıkıntılar Yakuza üyelerinin yaşamlarını oldukça zor hale getirdi.

Son yıllarda Yakuza’nın Japonya’daki konumunu ifade edebilecek bir gelişme Kasım 2008’de Japonya’da inşaat sektöründe yer alanların Yakuza’yı bu sektörden uzak tutmak için bir kurul oluşturması oldu. Yakuza çetelerinin eskiden beri iç içe oldukları inşaat sektöründe yer almamaları için artık polis de bu türde oluşturulan ittifakları açıkça desteklemektedir. Yakuza’nın doğasındaki değişimi, kendilerini gösterdikleri, sundukları yol (biçim) bağlamında görmek gerekir. Permalı saçlar, elmas yüzükler ve altın bileziklerle geleneksel ‘Yakuza stili’ artık açıkça modası geçmiş olarak görülüyor. Alt düzey Yakuzalar abartılı spor giyimleri ile tanınırken, üst düzey Yakuzalar genellikle normal yöneticilere benzemektedirler. Yakuza yüzyılın son yarısında önemli oranda değişti ve önümüzdeki yıllarda değişeceğine de şüphe yok. Bu değişime etki eden temel faktörler yasal ve adli çevredeki değişiklikler ve kazanç elde edilebilecek ekonomik fırsatların ortaya çıkıp yok olmasıdır. 1990’lardan itibaren her iki alan da Yakuza için olumsuzdu. Daha önceleri topladığı “vergi”lerle ayakta duran ve insanlarda derin korkulara yol açan Japon mafyası Yakuza, son yıllarda uyuşturucu ve fuhuş sektörüne yönelince, eski popülaritesini kaybetmeye başladı. Yakuza’nın neden çoğu ülkede bu kadar meşhur ve çoğu insanlarca korkulan ve nefret edilen bir örgüt olduğunu görmek zor değildir. Yakuza kanunlara uymuyor, illegal işler yapıyor ve masum, vatandaşların öldürüldüğü birçok mücadeleye katılıyor. Bu, Japon toplumunda en büyük sosyal problemlerden biri olmaya devam etmektedir. Anlaşmazlıkların çözümü için yasal prosedürleri daha çok kullanması, Yakuza’nın perde arkasından iş çevirmeden daha da marjinalleşmesine yol açmaktadır. Böylece Yakuza üyelerini tespit etmek, yer üstü sektörlerle iç içe olduklarından daha da zorlaşmaktadır.
Yakuza’nın Son Durumu
Japon Ulusal Polisi, Yakuza hakkındaki tüm raporları eskiden beri açıklama konusunda isteksiz olduğundan örgütün son yıllarda diğer bazı organize suç örgütleri gibi düşüş yaşadığına dair kesin bir şey söylemek güçtür. Bu isteksizliğin Yakuza’nın gerçek gücünü ifade eden bir portre çizerek küçük düşmek istemediğinden olabileceği ifade edilmektedir. Uluslararası anlamda sıkıntı yaşamaktan çekinmektedirler, çünkü Yakuza Japonya’da iş ve politika dünyasıyla oldukça iç içe bulunmaktadır. Japon toplumunun hızla yaşlanan nüfusunu telafi etmek için Japonya, ülke dışından gelen aç ve hırslı genç işçi grubunu kabul etmek zorunda kalmaktadır. Yakuza için de benzer durum geçerlidir. Ya alt düzeydeki yaşlı elemanlarının yerine bu bireylerle işbirliği yapacaklar ya da bu bireylerin oluşturduğu gruplarla mücadele edeceklerdir. Yakuzalar politik, ekonomik ve sosyal gelişmelerle derinden değişse de yakın gelecekte varlıklarını devam ettireceklerdir. Japon üst düzey politikacıları ile Yakuza’nın üyelerinin bağlantıları ile ilgili kanıtlar devam ettikçe, Japonya’nın politik elitlerinin organize suç önlemleri konusunda ciddi oldukları konusunda daha çok şüpheci olunmalıdır. Japon toplumunda Yakuza kötü imajı nedeni ile gittikçe güç kaybetmektedir. Japon Ulusal Polis Örgütü geleneksel olarak ülkenin suç grubu hakkındaki bütün raporları açıklamadığı için Amerikan Mafyası gibi, Yakuza’nın da bir düşüş sürecinde olduğu söylenemez. Japon otoriteleri belki de Yakuza’nın gerçek gücünü açıklayarak uluslararası imaj kaybetme riskine girmek istemiyorlar. Ancak özellikle Japonhalkı bazı bölgelerde, Yakuza’nın komşuları olmalarına ve sosyal kulüpler kurmalarına pek de izin vermiyorlar. Yakuza’ların karargâhlarını videoya alarak giren çıkanları polise bildiriyorlar.
Yakuza’nın zayıflamasını sağlayan diğer bir gelişme de bazı yasal şirketlerin Yakuza üyeleri için açıkça iş imkanı ve rehabilitasyon programları önermeleridir. Ömür boyu örgüt üyesi olmayı isteyen ve örgütten ayrılmaya bazı tepkiler gösteren başka mafya örgütlerinin aksine, önceleri cani ya da haydut olan Yakuza üyeleri şimdilerde, gündelik çalışma için başvurmaktadırlar. Japon Polisi’nin resmi kayıtlarına göre 2010 yılı sonu itibariyle Yakuza’nın tüm üye sayısı bir önceki yıla 2300 daha azalarak 78,600 seviyesine indi ki bu sayı organize suçla mücadeleyle ilgili kanunların uygulamaya konduğu 1992’den beri en düşük seviye olarak kabul edilmektedir. Her şeye rağmen Yakuza’nın Japon toplumunda etkisinin azalması, güç kaybetmesi aldatıcı olabilir. Yakuza örgütü büyük mafya örgütü olmayı sürdürüyor, gizemli yapıları kendilerine hala hizmet ediyor ve gerçekte haklarında çok az şey biliniyor ve yazılıyor. Aynı zamanda temellerini genişlettikleri ve küreselleşen suç organizasyonunun içerisinde kendilerine yer edindiklerinden, yeni topraklara sızdıklarından ve yeni iş alanlarına açıldıklarından eskisinden daha aktif ve daha dikkatli olabilmektedirler. Japon devleti de 2008 yılında çıkarılan yasa ve devamında yerel yönetmeliklerle Yakuza ile ciddi bir mücadele yürütmektedir. İtalyan ve Çinli örgütlerin aksine açıktan iş yaptıkları için bu örgüt her yerdedir. Ancak toplumsal desteği azaldığı ve örgütün üst düzey yöneticileri teker teker yakalandığı için gün geçtikçe zayıflamaktadırlar.
Türkiye Örneği: Mafya Tipi Suç Örgütleri
Türkiye’de mafya tipi organize suç örgütleri dünyadaki benzer örgütlerden farklılık göstermektedir. Tarihsel süreç içerisinde incelendiğinde Türk mafyasının özünü kırsal kesimde eşkıyalık, kentlerde ise külhanbeylik ve kabadayılık oluşturmaktadır. Kırsal alanda faaliyet gösteren eşkıyaların büyük bölümü devletle, devlet baskısı altında kalan yoksul halkın arasında tampon oluşturmuşlar, hatta bir kısmı kahraman olmuşlardır. Buna karşılık kentlerde kabadayılar suç üreten ortamlarda sözü geçen kişiler olarak ortaya çıkmışlardır. Bölgelerinde her şey onlardan sorulur olmuş ve örgütlü olmaktan çok bireysel hüviyetleri ile ön plana çıkmışlardır. Şehir kabadayılarının etkinlikleri kentleşme süreci ile son bulmuş, yerini kısmen daha organize ve daha geniş alanda faaliyet gösteren mafya babalarına bırakmışlardır. Türkiye’de son yıllarda özellikle 1965 sonrasında en çok tartışılan konulardan birisi de bu mafya babalarının isimleriyle ünlenen mafya tipi organize suçlar olmuştur. Bu dönem sonrasında yaşanan siyasi istikrarsızlıklar ile bundan kaynaklanan ekonomik krizler mafya tipi suçların artışına neden olmuştur. Ülkemizde turizm, inşaat, arazi, ihaleler, oto kiralama, at yarışları, dernekler, vakıflar, şirketler ve otel sektöründe boy gösteren organize suç örgütleri; çek-senet, haraç alma, karaborsa, arazi yolsuzluğu, otopark, kara para aklama, silah ve mühimmat kaçakçılığı, fidye karşılığı adam kaçırma silahla yaralama, para karşılığı cinayet, şantaj suçlarında faaliyetlerini gösterme çabasındadırlar. İstanbul başta olmak üzere gelişmekte olan illerde görülen suç gruplarının, haksız kazançlarının bir kısmını yardım adı altında dağıtmak suretiyle kamuoyunda sempatik görünmeye çalışarak legal alana kaymak istedikleri ve böylelikle giremedikleri ve açamadıkları pek çok kapıyı iş adamı sıfatıyla açmaya çalıştıkları görülmektedir.

Mafya; her şeyde olduğu gibi batılı anlamda organize görüntüsünden uzak; daha çok Türkiye’ye özgü, bizatihi devlet bürokrasisi ve uzun yıllar gümrük duvarları ile korunmuş ve devlet ihaleleri ile zengin olmuş iş adamları tarafından yaratılmıştır. Özellikle 90’lı yıllarda eski ideolojik kökenli sabıkalıların devreye girmesiyle, geleneksel Türkiye’ye özgü babalık kurumunun sarsıldığı, bu nedenle Türkiye’deki suç örgütlerini çete olarak değerlendirmenin daha doğru olacağı belirtilmektedir. Mafya ile çete arasındaki en önemli fark yapılanma şekilleri ve faaliyet alanlarında yatmaktadır. Mafyada gizlilik esas iken, çeteler özellikle çete reisi gücünü ispatlamak için ortalıkta görünmek zorundadır. Mafya daha çok silah ve uyuşturucu kaçakçılığı ile uğraşırken, çeteler sistemdeki tıkanıklıktan doğan ranttan pay almak peşindedir. Türkiye’de son yıllarda çetelerin en önemli faaliyet alanları arazi, çek-senet, kumar otopark, eğlence yerleri, haraç, tefecilik alanlarında yoğunlaşmaktadır. Mafya gerek ulusal gerekse uluslararası zeminde ortak bir beyin ve stratejiye sahip iken çeteler bu büyük pastadan sadece dilim alma peşindedirler. Bu nedenle çeteleri mafya taşeronları olarak değerlendirmek mümkündür denmektedir.
Mafya kavramı Türkiye’de yalnız uyuşturucu ticaretiyle sınırlı olarak değil, yasadışı faaliyetlerin değişik türleri içinde kullanılmaktadır. Türkiye’de vatandaşların pek çoğunun günlük yaşantısında uyuşturucu ticaretinin önemli bir yeri yoktur, ama aynı insanlar gecekondu, çek-senet veya park mafyası gibi suç örgütleriyle öyle ya da böyle yüz yüze gelmişlerdir.
Ülkemizde görülen belli başlı mafya tipleri şunlardır:
– Çek-senet/ tefecilik mafyası,
– Arazi mafyası,
– İhale mafyası,
– Gecekondu mafyası,
– Kaçak işçi mafyası,
– Otopark mafyası.
Bunlara ilaveten son zamanlarda para kazanmanın kolay yolu olarak gözüken ve insanların zaaflarından faydalanarak kazanç elde etmeye çalışan yeni yür mafya türleri de (organ mafyası gibi) ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda bütün organize suç örgütlerinde olduğu gibi mafya, Türkiye’de de modern devletin iki büyük temel tekeline el atmış durumdadır. Şiddet kullanma ve vergi toplama tekeli. “Mafya” kavramı çok çeşitli ve geniş ilişkileri olan suç örgütleri için kullanılır. Kökeni haraç ve kaçakçılığa, özellikle de uyuşturucuyla ilgili uluslararası kaçakçılığa dayanır. Ülkemizde bu tip suçlulukla ve örgütlerle mücadele, güvenlik kuruluşları içindeki farklı birimlerin kendi inisiyatifleri ile sürmekte ve zaman zamanda olumlu sonuçlar alınan tarzda yıllardan beri devam etmektedir. Son yıllarda gerek teknolojik gerekse ekonomik alanındaki gelişmeler paralelinde, ülkemizdeki organize suç örgütleri de bu yeniliklere ayak uydurmak suretiyle faaliyet alanlarını genişletmeye ve organize yapılarında da değişiklik yapmak yoluna gitmişlerdir.
Türkiye’de Mafya Tipi Organize Suç Örgütlerinin Son Durumu
Ülkemizde 1960’lı yıllarda mafya tipi organize suçluluğun ana direği ‘kabadayılık’ idi. Kabadayının finans kaynağı sınırlı olduğu için her kabadayının bir kumarhanesi vardı Bu arada kaçakçılar, yurt dışından getirip dağıttıkları malların paralarını piyasadan toplamakta güçlük çektiler. Kabadayılardan yardım ve destek aldılar. İşte bu suretle ‘kabadayı, kumarhaneci, kaçakçı’ (3K) dayanışması yeraltı dünyasını oluşturdu. 1980’li yılların ortalarında yeraltı dünyasının felsefesi değişti. Delikanlılık adına kabadayılık dönemi kapandı, iktisadi kabadayılık dönemi başladı. Bu suretle yeraltının “Üç K”sının yanına, tahsilat, ihale, arazi konuları da girerek sonunda yeraltı yerüstünün fotokopisi haline geldi. En nihayet politika da dahil olunca yeraltı ile yer üstü dünyası birleşti. Yeraltı dünyasının yaşadığı bu dönüşüm en çarpıcı tanımını, 30 Temmuz 1999 günü Meclis’te kabul edilen Organize Suçlarla Mücadele Kanunu’nda buldu. Kanun, “reisler”in yönetimindeki “çıkar amaçlı suç örgütü”nü şöyle tanımladı:
“Doğrudan veya dolaylı biçimde bir kurumun, kuruluşun veya teşebbüsün yönetim ve denetimini ele geçirmek, kamu hizmetlerinde, basın ve yayın kuruluşları üzerinde, ihale, imtiyaz ve ruhsat işlemlerinde nüfuz ve denetim elde etmek, ekonomik faaliyetlerde kartel ve tröst yaratmak, madde ve eşyanın azalmasını ve darlığını, fiyatların düşmesini veya artmasını temin etmek, kendilerine veya başkalarına haksız çıkar sağlamak, seçimlerde oy elde etmek veya seçimleri engellemek maksadıyla zor veya tehdit uygulamak veya kişileri kendilerine tabi kılmaya zorlamak veya mensupları arasında her ne suretle olursa olsun açık veya gizli işbirliği yapmak suretiyle yıldırma veya korkutma veya sindirme gücünü kullanarak suç işlemek için örgüt kuranlara veya örgütü yönetenlere veya örgüt adına faaliyette bulunanlara veya bilerek hizmet yüklenenlere sadece bu nedenle üç yıldan altı yıla kadar, örgüte üye olanlara iki yıldan dört yıla kadar ağır hapis cezası verilir.”
Yararlanılan Kaynaklar
Uğur Akgün, Küreselleşme Süreci Bağlamında Organize Suç Örgütlerindeki Değişimin Karşılaştırmalı Analizi
Mahmut Cengiz, Türkiye’de Mafya Tipi Organize Suçlar
Gülgün Tuna, Yeni Güvenlik: Küresel Ekolojik ve Sosyal Tehditler
Pino Arlacchi, Mafya Ahlâkı: Kapitalizmin Ruhu
James Fentress, Devrim ve Mafya: Sicilya Topraklarında Ölüm
Zygmunt Bauman, Küreselleşme
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Uğur Akgün’e aittir.
Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com