Etiket arşivi: İtalya

İtalyan Mafyasının Kısa Tarihi, Ayinleri Ve Önde Gelen İtalyan Çeteleri

Organize suç grupları içerisinde kendine özgü bir yapıya sahip olan İtalyan mafyası artık markalaşmıştır. Şiddet, güç, para, komplo, yolsuzluk, gizlilik ve kan üzerine kurulmuş aile, erkeklik, gelenek ve her şeyden önemlisi onurun sembolü haline gelmiş bir marka. İtalyan toplumunun en üst kesiminden en alt kesimine kadar herkes tarafından gizli anlaşma ve yolsuzluk ağını tarif etmek için kullanılan ‘Mafya’ tüm organize suç gruplarıyla eşanlamlı hale gelmiştir. İtalyan mafyasının varlığı hiçbir şekilde somut olmamakla birlikte şimdiki ‘Sicilya mafyasından Calabria’daki ‘Ndrangheta ve Venedikli ‘Mala del Brenta’ya kadar çeşitlilik gösteren geniş çaplı İtalyan organize suç örgütlerini tarif etmek için kullanılan kestirme bir ifadedir. Artık ulusal çapta bir suç şebekesine dönüşmüş olmasına rağmen mafya çeşitli suç çetelerinden oluşur ve bu çetelerin kökleri ise asırlık gizli cemiyetlere dayanır. İtalyan kültürüyle özdeşleşen mafya zamanla öyle bir hal almıştır ki neredeyse ulusal mirasın bir parçası haline gelmiştir. Mafya kelimesinin sadece telaffuzu bile konuştuğunuz insanların susması ve korkması adına yeterlidir ki bu da İtalyan’da organize suçun gerçek gücünün boyutlarını gösterir.
İtalyan Mafyasının Kısa Tarihi
Mafyanın kökenlerinin ve kesin tarihin anlatılabilmesi neredeyse imkânsız gibidir. Zira mafya, sürekli işgal görmüş, birbirinden farklı etnik yapı ve kültürlerle iç içe yaşamış/ezilmiş, belki de hiçbir zaman özgürce kendi olarak yaşayamamış Sicilya halkı ve Sicilya tarihiyle yıllar/yüzyıllar içerisinde şekillenmiştir. ‘Omerta-suskunluk’ yasası sayesinde Mafya kelimesinin nereden çıktığı hakkında kimse kesin bir şey söyleyememiş ve ‘Mafya’ kelimesi gizemini hep korumuştur. Suç örgütleri kamu kurumları gibi çalışmadıkları, belge ve tutanak tutmadıkları için ki bu yöntemin sonu hapis veya ölümdür, kesin bir ifadeyle mafya hakkında bilgiye ulaşmak çok zordur. Kaldı ki yaptıkları hiçbir faaliyeti ve hiçbir ilişkiyi kabul etmeyen gizli örgütlerin hangi kaydına veya geçmiş bilgilerine ulaşılabilir ki. İtalyan ve Sicilya mafyası hakkında yapılan en fazla kabul edilen ve doğrulanabilen gerçek: en eski İtalyan organize suç gruplarının bazı gizli cemiyet ve gruplarla ilişkili oldukları. Bu noktada Sicilya mafyası gibi organize suç gruplarının ilk zamanlarda tarikat olarak anıldığını göz ardı etmemek gerekir. Bir kısım mafya üyeleri ‘mafya’ kelimesinin 9. ve 12. yüz yıllar arasında işgal
eden Araplara/Berberilere karşı ‘korunan, ayrıcalık tanınan’ anlamına gelen, ‘muaf’ kelimesinin tahrif edilmiş hali olduğunu ve Fatımilere karşı direnişe gönderme yaptığını iddia eder. Yine bir görüşe göre Mafya kelimesinin ‘Gizli’ anlamına gelen ‘Hafi’ kelimesinden türediği belirtilmektedir. Gizli işlerin yapıldığı yerlere ‘Mahfel’ veya ‘Mahfelya’ denir. Zamanla Sicilya aksanıyla ‘Mahfelia’ şeklini almış daha sonra telaffuz gizli kapaklı işler yapan anlamında ‘Mafia’ ya dönüştürülmüştür. Akronim kullanımda ise; Mazini Autorizza Furti İncendi Avvelenamenti (Mazzini, Hırsızlık, Kundakçılık ve Zehirlemeyi Onaylıyor!), diğeri; Morte Alla Francia İtalia Anela (Fransızlara Ölüm İtalya Kükrüyor) ifadeleridir.
Farklı bir görüşe göre ise mafya sözcüğünün Palermo lehçesinde ‘kendine güvenen’ anlamına gelen ‘mafioso’dan geldiği şeklindedir ki bu Sicilya gangsterlerinin sahip oldukları bir özelliktir. Mafya ancak Sicilya tarihiyle birlikte anlaşılabilir. Sicilya adası tarih boyunca hep işgal yaşamış ve işgale uğradığı medeniyetlerin hayat tarzı ve kültürel yapılarından etkilenmiştir. Sonuç olarak ta Sicilya ruhu/mafya ortaya çıkmıştı. Coğrafi bir haritadan da kolaylıkla görüleceği üzere Sicilya adası, Akdeniz’de bulunmakta ve Messina Boğazı ile İtalya’dan ayrılmaktadır. Sicilya’nın, İtalya’dan farklı, kendine özgü bir tarih ve kültür yapısı bulunmaktadır. Sicilya adası 1860 yılına kadar Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Normanlar, Almanlar ve İspanyollar tarafından yönetilmiştir. Sicilya Adası ve diğer Güney İtalya bölgeleri, binlerce yıl, birbiri ardına gelen yabancılar tarafından ekonomik, sosyal ve siyasi baskılara maruz bırakılmış ve sömürülmüştür. Ancak, 1860 yılında yapılan bir devrimle Güney bölgeleri İtalya ile birleşmiş, böylece yabancı hâkimiyeti sona erdirilmiştir.
Bununla birlikte, Sicilya ve diğer Güney İtalya bölgeleri insanı için çok az şey değişmiş, bu bölgede tarımla uğraşan ve ‘contadini’ olarak adlandırılan çiftçiler, devrimden sonra yabancılar yerine, İtalyanlar tarafından baskı altına alınmıştır. Birleşmeden sonra, yeni İtalya devletinin siyasi temelini, kuzeyin sanayileşmiş burjuvazileriyle güneyin toprak sahibi aristokratları arasındaki bir birliktelik oluşturmuştur. Kuzeyliler, Sicilya adasına yönelik bir vergi politikası geliştirmişler ve adanın tarım kesiminden toplanan vergi, kuzeyde yatırıma dönüştürülmüştür. Güney İtalya’nın toprak aristokratları, Napoli, Palermo hatta Kuzey İtalya bölgelerinde yaşamayı tercih etmişler, kendi yokluklarında toprakların ve siyasi menfaatlerini korumak için daha sonradan ‘mafia’ olarak adlandırılacak kimseleri istihdam etmişlerdir. Güney İtalya’da yaşanan deneyimler, düşman bir ortam içerisinde ayakta kalmayı sağlamaya yönelik tedbirleri içeren bir kültürün doğmasına yol açmıştır. Bu kültür, yalnızca kan bağına dayanan aileyi güvenilir bir öğe olarak kabul etmiş; ne hükümet ne de kilise, kendisine güvenilebilecek varlıklar olarak kabul edilmiştir. Gambino, o dönemdeki tipik bir Güney İtalyan ailesini şu şekilde anlatmaktadır:
‘Bir kimsenin kendisine kan bağı ile bağlı olan bütün yakınları, aile kavramı içerisine girmektedir. O kimsenin kendisine kan bağı ile bağlı olan yakınının uzakta olması, aile üyesi olmasına engel teşkil etmez. Aile, o kimsenin baba tarafından bütün soyunu kapsayacak şekilde genişletilmesidir. Bir başka deyişle aile, genişletilmiş bir kabile anlamına gelmektedir. Oluşturulan aile geleneği, kutsallık vasfı verilen bir babalık kavramıyla bütünleştirilmiş, baba sıfatını alan kimseye, yabancıları da aileye dahil etme yetkisi verilmiştir. Ancak aileye yabancı sıfatıyla katılan kimseler, ne kadar önemli işler yaparsa yapsın, tam üye sıfatını kazanamamışlardır. Aile babası sıfatını alan kimse, aile bünyesinde olan bütün uyuşmazlıkları çözmüştür. Aile, hiyerarşik bir şekilde organize olmuş, babanın himayesinde bulunan bütün kimselerin, babaya karşı mutlak bir itaat gösterme yükümlülüğü altında olduğu kabul edilmiştir”.

Barzini ise, o zamanki tipik bir Güney İtalyan ailesinin dinamik niteliğini şu şekilde açıklamaktadır:
“Aile, güce ulaşabilmek için kendi fertlerini zengin ve saygın bir konuma getirmek durumundadır. Aile elemanları arı gibi çalışmalı, birbirine kenetlenmeli ve böylece diğer insanlara aileye karşı bir korku duymalıdır. Aile, uygun görülen evliliklerle genişlemekte, kendisiyle eşit statüye sahip diğer ailelerle işbirliğine gitmekte, kendisinden güçlü aileye bağlılık sunmakta, zayıf aile üzerinde
ise hakimiyet kurmaktadır. Aile fertlerinden birisi, dışarıdaki kimse veya kimselere karşı fiziksel güç kullanırsa, o aile tarafından ödüllendirilmekte ve ailenin güçlü ve kuvvetli elemanları, aile içerisinde önemli statülere kavuşmaktadır.”
Güney İtalyanların, Kuzey İtalyanlara karşı duyduğu nefret yüzünden, Güney İtalya bölgelerinde yeni bir töre de geliştirilmiştir. Özellikle, Güney İtalyanların Sicilya Adası’nda, Napoli’de ve Calabria bölgesinde oluşturulan töre, mertlik (omerta) anlayışı üzerine oturtulmuştur. Anılan anlayış, kamu yöneticileriyle işbirliğine gitmeyi reddetmekte, zor durumda kalan kişinin sabır göstererek o zor duruma katlanmasını istemekte ve aileye karşı bir suç işlendiğinde, hatta en ufak bir yanlış davranış sergilendiğinde, sonucu ne olursa olsun, ne kadar zaman alırsa alsın, intikam alınması (vendetta) esasını benimsemiştir. İşte Güney İtalya’da doğan meşhur “gizli toplum” anlayışı, anlatılan tarihi ve kültürel gelişmelerin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Sicilya’da 278 yıl süren Arap hâkimiyeti adadaki hayatın çehresini genel olarak değiştirecek etki yaptığı görülmektedir. Bizans etkisiyle Hristiyanlaşan Sicilyalılar bambaşka bir kültürle tanışmış, Arap-Müslüman aşısıyla Müslümanlaşmaya başlamıştır. 827 yılında başlayan işgal 879 da tamamlandı ve Fatımilerin bir kolu olan Berberiler adaya hâkim oldu. Cengâverlik ve korkusuzluklarıyla nam salan Bedeviler savaşçı bir ruha sahiptiler. Adaya gelince güvenlikten sağlığa, maliyeden gümrüğe köklü değişiklikler yaptılar. Kuzey Afrika’daki Araplarla Sicilya’da ki Araplar arasında anlaşmazlıklar sonrasında Sicilya tamamen ayrıldı ve kısa sürede Sicilya halkıyla bütünleşti. Kuzey Afrika Arapları Sicilya’ya yaptıkları saldırılara Sicilya halkı ve Müslümanlar birleşerek mücadele ettiler. Bu durum fazla sürmedi ve 1071 de adaya Normonlar hâkim oldu. Normanlar savaşta yardım eden Hristiyan olan Sicilyalılara toprak dağıttı. Hatta bunlar arasında Müslüman kökenlilerde vardı.
Böylece Sicilyalı ilk asiller sınıfının temelleri atılmış oldu. Ancak Arapların Norman hâkimiyetini benimseyemediler ve Kuzey Afrika Müslümanlarının etkisiyle Norman kumandanlara suikastlar düzenleyip mağaraları, taş ocaklarını bir vur kaç üssü gibi kulandılar. ‘Mafie’ ilk burada başlamış ve kendileri bu şekilde adlandırmasalar da ‘Mafiosolar’ Araplar arasından çıkmıştır. Bu gelenek bundan sonraki bütün Sicilya isyanlarında sürmüştür. Arap Norman ittifakı düzelmiş ve daha da iyiye giden ilişkiler sayesinde uzun yılar sürmüştür. Zaman içerisinde Emevi Araplarının gelmesiyle Emevi Arapları sarayda da en üst vazifelere kadar getirilmişler. Arap etkisi bununla da kalmamış Berberi sosyal örgütlenmesinin temeli olan ‘Oba’ anlayışı da Sicilya toplum hayatında yer bulmuştur. Her türlü tehditlere karşı korunma anlamına gelen ‘Oba-Geniş aile’ anlayışı Sicilyalıların aile anlayışında yer bulmuştur. Her berberi obası kendi içinde tıpkı mafya gibi devlet şeklinde örgütlenmiştir. Güvenlik ihtiyacından doğan Oba, merkezde çekirdek aile ve aileye kan bağlı bulunsun veya bulunmasın diğer aileler Obaya bağlı olan herkesi korur çünkü herkes ailenin bir üyesidir. Abidinsky ve Barzini’nin bahsettikleri ‘mafya ailesi’ anlayışının çekirdekleri bu şekilde atılmıştır. Sicilya’da mafyanın kökenleri ve şiddet olgusu ile alakalı ‘İlyada’ ve ‘Odisse’yi yazan ‘Homeros’ un eserinde ‘Kikloplar’dan bahsedilir. ‘Kikloplar’ mitolojik, insan eti yiyen, mağaralarda yaşayan dev varlıklardır. Hayvancılıkla uğraşan, sadece kendilerine güvenen, yabancılardan nefret eden ve onlardan hile bekleyen canavarlar olarak resmedilmiş. Sicilya kıyılarında yaşayan ‘Kikloplar’ bu günkü Sicilyalıların ataları olarak okunduğunda ‘Sicilya ruhu veya tabiatına dair veriler sunmaktadır. Bu mitolojidir ama Sicilyalı Mafioso karakteriyle çok benzerlik gösterdiği açıkça görülmektedir. Sicilya Mafiosoları da kendine güvenen kişiler, tarım ve hayvancılıkla uğraşmakta, yabancılara işgalci gözle bakmakta ve onlara güvenmemekte, içe kapalı ve şiddetle beslenen bir karakter olarak karşımıza çıkmaktadır. 1859’daki polis raporlarında Fratellenza mafya üyelerinin bir jandarma başçavuşunun derisini yüzüp cesedini közde çevirme yaptıktan sonra yemeleri sadece bir örnek. Şu hususu da hatırlatmak faydalı olacaktır. MÖ.1000 yıllarında Sicilya adasına gelen ve ticaretle uğraşan, son derece hırslı ve para kazanmaktan başka bir şey düşünmeyen, hilekâr Fenikeliler adaya hâkimiyet kurmuştur. Sicilya halkının diğer bir ifadeyle Mafioso tutumunu besleyen bir özellik de fırsatçı, materyalist ve çabuk para kazanma isteği Fenikeliler ’den adaya miras kalmıştır.
İtalyan Mafyasının Kuralları ve Ayinleri
İtalyan bilincinde sadece suçlular olarak değil aynı zamanda dünyanın geri kalanından farklı insanlar olarak algılanan suç grupları, geleneksel ahlak ve yasaları reddetmiş kendi yasa ve kurallarıyla yönetildiği kabul görmüş bir olgudur. İtalyan Mafya, Camorro ve Ndrangheta üyelerinin yeraltı dünyasında yaşamanın getirdiği tecrit durumundan ziyade kendilerine yoğun gizem atmosferi kazandıran sözcükler, semboller ve işaretler kullanmışlardır. Sicilya Mafyası, Camorro ve Ndrangheta’nın kabul ayinlerinde müstakbel üye sembolik ölüm ve yeniden diriliş yaşar. Eski hayatında ne varsa ölümüyle arkada kalır, örgütün bir parçası olarak yeniden dirilir. Ardından yeni ailenin kurallarına uyacaklarına, uymadıklarında ise sonlarının ölüm olduğunu bildikleri yemini ederler.
İtalyan veya Sicilyalı olmak en birinci şartıdır İtalyan mafyasına katılmanın. İtalyan olmayan hiçbir kimse mafya ailesine katılamaz. En az iki üyenin tavsiyesi gerekmektedir. Ve iki referans yeni üyenin gelecekteki her şeyine de kefil olmuş olurlar ve onun polis veya ajan çıkması durumunda bunun kendilerinin de sonu olacağını bildikleri için kesinlikle emin olmadıkları hiçbir kişiye referans olmazlar.

Mafyaya katılmanın ön önemli bir şartı ise bir cinayete katılmaktır. Sonrasında gruba üye teklifinin yapılacağı özel bir toplantıya davet edilir. Toplantıya gittiğinde diğer üyeler bazen bir masanın etrafında oturuyor bazen de bir azizin mabedinin etrafında ayakta beklerler. Bir kısım soruları cevaplamasının ardından Mafyaya kabul süreci daha doğrusu yeniden dirilişi gerçekleşir. Eskiden Sicilya’da mağaralarda, taş ocaklarında yapılan yemin törenleri zamanla heyetin karar verdiği güvenli olmak şartıyla daha lüks ortamlarda yapılmıştır. Bu olay yeni üye için çok heyecan verici ve özel bir andır. Bunu bilen heyet zaman zaman yeni üyeyi bekletirler ve onun sabrını ölçerler. Ritüel, bir azizin elinde yanan resmi elinde tutarken tam gizlilik ve itaat yemini etmeyi içerir. Ardından müstakbel üyenin patronu yani ‘Capo’su (Kaptan) bir bıçakla onun elini keser. Yanan resim yeni üyenin eski hayatını, kan ise Mafya Ailesinin üyesi olarak yeniden doğuşunu sembolize eder. Camorra ayinlerinde kan müstakbel üye yerden yerden bozuk parayı almaya çalışırken diğer üyenin onun elini bıçaklamasıyla akıtılır. Bazı gruplardaysa ölüm bir kafatasının öpülmesiyle temsil edilir. Söz konusu ritüeller zaman zaman gruplar arası farklılıklar gösterebilmektedir. Yeni üye ölüme davetiye çıkarmak istemiyorsa hayatının son gününe kadar uyması gereken kuralların tümü itaat, şeref ve omertadır (suskunluk). Üyeler için mafya ailesi Tanrı’dan ve devletten önce gelir. Aile liderlerinin emirlerine her zaman uymak zorundadır. Hırsızlık yapmamak, fahişeliği yaygınlaştırmamak, başka onurlu insanları öldürmemek, onlarla kavga etmemek, ciddi ve namuslu davranışlar sergilemek ve polise bilgi vermemek temel kurallardır ve yemin metinlerinde yer alır. Eş seçiminden yeni bir suç girişimine kadar her meseleyi capo’sundan izinli yapmak zorundadır. Ailenin hiçbir üyesine yalan söyleyemez. Kendisini başka bir mafya üyesine mafya üyesi olarak tanıtamaz. Ancak ikisini de tanıyan başka bir mafya üyesi onları tanıştırabilir. Bu durumda genellikle bizim arkadaşımız anlamına gelen ‘amiconostra’ ifadesi kullanılır. Zaten ‘CosaNostra’ ‘bizim meselemiz’ anlamına gelmektedir. Üye bir başka üyeye ve üyelerin eşlerine ve bayan yakınlarına saygısızlık etmemelidir. Bu kurallar suç şebekesinin pürüzsüz bir şekilde işlemesini sağlamış ve herkesin hayatını güvence altına almıştır. Bu da tartışmasız bir başarıyı getirmiştir ki Amerika’ya kadar gitmiş ve suç konusunda Sicilya mafyası veya İtalyan mafyası diğer organize suç gruplarına örnek olmuştur. Tarih arşivi sizler için İtalyan Mafyası’nı araştırıyor…
Sicilya Mafyası
19. yüzyılda Sicilya adasında tamamen hakim olan ve her geçen gün daha da güçlenerek gelişen tek sektör ‘şiddet ve suç’ sektörü olduğu görülür. Çünkü gizli cemiyetler istediklerini yapabilecek kadar güçlü idiler. İşçilerin gelirlerini paylaşmaktan, suçluları ve toplumdan dışlanmışları korumaya kadar yaptıkları bütün işler İtalyan hükümet raporlarında da ifade edilmektedir.
Sicilya’da organize suçun ve vahşi hayatın bu sevilere gelmesinde iki temel faktörü etkili olduğu ortak kanaati vardır. Birincisi Sicilya’nın Yunanlılarla başlayan ve asırlar boyu Vandallar, Bizanslar, Araplar, Normanlar ve Bourbonlar tarafından süregelen işgalledir. Bu tarih, direniş hareketleriyle ittifak halindeki gizli cemiyetlerin ortaya çıkışından sorumlu tutulur. Bu direniş hareketleri, Sicilya adası ve Amerika’da kullanılmakta olan aynı hiyerarşik yapıya sahiptir. Ana hatlarıyla bu yapı, Capofamiglia (ailenin ‘baba’sı),consigliere (danışman), sottocapo (kaptan, ikinci adam), capodemica (on kişilik ekibin sorumlusu) şeklindedir. İkincisi unsur ise, ‘gabellottiler’dir. Yani şehirde yaşayan toprak sahipleriyle köylüler arasında arabuluculuk yapan, vergi toplayan ve emlakçılık yapan kişilerin varlığıdır. Hem köylüleri hem de toprak sahiplerine kafa tutabilen, onları tehdit edebilen gabellottiler bu güç sayesinde kendi örgütlerinin yöneticileri olmuşlar ve zamanla gizli cemiyetleri kontrol edebilir hale gelmişlerdir. Sicilya’nın 1861 yılında İtalya’yla birleşmesinin ardından siyasette de etkili rol almaya başlayan bu yapı, kendi suç örgütleriyle birlikte adadaki hayatın her cephesine etki edebilecek güce sahip ‘gölge hükümete’ dönüşmüştür.
Başlangıçta mafyanın eylemleri; koruma, haraç kesme, adam kaçırma, tehdit ve hayvan kaçırma şeklindedir. Çiftçilerin ürünleri kime sattığı ve bu ürünlerin köylerde satıldığı pazarları kontrolü, adaya giren malların kontrolü gibi pek çok konuda tekel oluşturmuşlardır. Siyasi nüfuzlarını da kullanarak İtalya’dan yapılan memur, polis ve yargıç atamalarını da etkilemişlerdir. İtalya adadaki durumdan rahatsız olmuş ve bu konuda yaptığı her hamle ile Sicilya milliyetçiliğini tetiklemenin ötesine geçememiştir. Faşist diktatör Mussolini 1922’de Sicilya valiliğine ‘Demir Vali’ lakaplı Cesar Mori’yi atamış, bu meselenin kesin çözümü noktasında bütün yasal düzenlemeleri ve radikal tedbirleri almış, binlerce tutuklama ve işkenceler gerçekleştirmiştir. Fakat mafyanın belli bir süre etkisini kırabilmiştir. ABD, CIA ve mafya işbirliği sonrasında mafya hem güçlenerek çıkmış hem de çok acı bir şekilde intikamını almıştır. Mussolini’nin faşist bir devlet adamı olarak otorite karşıtı alternatif yapılanmalara fırsat vermesi mümkün olamazdı. Sicilya ise tarih boyunca İtalya’dan nefret etmiştir. Bunun neticesinde kendi alternatif yasaları ve kendi otoritesi olan ve İtalya devlet otoritesinin Sicilya’da olmayışı Mussolini’yi bu konuda daha da kararlı hale getirmiş ve ilk olarak ‘Demir Vali’ Cesare Mori’yi oraya atamakla işe başlamıştır. Mori eski bir polis ve acımasız bir faşistti. Daha öncesinde mafya üzerinde çalışmış olan Mori ‘ Devlet organları bütün durumlarda görevlerini yapmaktan aciz, devlet görevlilerinin olayların %75’inde hiçbir bilgi bulamadıklarını, %15’inde suçluları bulduklarını ve çalınan malların ise sadece %10’una ulaşabildiklerini mafyanın ise aracı olduğu olayların %95’inde başarılı sonuç aldığını yazıyor.
Mafyanın varlığı devlet otoritesinin olmayışı anlamına gelmekteydi ki mafyanın kökünün kazınması artık faşist devlet için siyasi bir zorunluluğun ürünü olacaktı. Mussolini hükümeti daha önceki iktidarlar gibi mafyayla anlaşma veya taviz politikalarının aksine direk saldırı kararı aldı. ‘Merkezi otoritenin reddi’ anlayışı mafyayı tamamen silmeden değiştirilemez olduğuna anlayan Mussolini hükümeti ‘Çivi çiviyi söker’ mantığıyla adeta devlet mafyasını oluşturdular. Mafyanın üzerine mafya taktiğiyle devletin tüm gücüyle acımasızca gittiler. Mafya toplumu nasıl şiddet, baskı ve zorbalıkla mı sindiriyorsa devlette o kadar zorba olmuş, mafya ne kadar kanunsuz, yasasız, hukuksuz adam öldürüyorsa devlette o kadar kanunları yasaları bir kenara bırakarak onları öldürmüş ve onlar nasıl zoraki saygınlık sahibi olmuşlarsa devlette kaybettiği itibarını ve saygınlığını zorla alacaktı. Tecrübelerinin ve yeteneğinin yanında Mussolini’n vali Mori’ye siyasi desteği sürecin başarılı olmasında çok önemliydi. Daha önce de çok iyi valiler atanmış fakat başarılı olamamışlardı. Faşist devlet özgürlüklerden yana olamazdı, özgürlükler mafyanın gelişmesi ve ‘şımarmış suç topluluğu’ haline gelmesi için en elverişli ortamlardı. Mussolini gerekli bütün düzenlemeleri hızlıca hazırlamış, kararnameleri çıkarmış yasaların yetmediği noktalarda ise ‘göz yumma’ taktiği uygulanmıştı. Vali Mori için tüm şartlar hazır hale gelince mafyanın hayat damarları sayılan büyük çiftlik sahiplerini, kahyaları, özel koruma güçlerini toplantıya çağırıp devlete bağlılık yemini ettirdiler. Uymayanlara çok ağır cezalar verileceğini duyurdular. Bekçi olmak, silah taşımak çok özel izinlere bağlandı. Tüm ticari hayat yeniden disipline altına alındı. Özellikle de hayvan ticareti yapanlar düzenli rapor vermek zorunda bırakılmıştır. Bu takip ve sıkıştırma neticesinde mafya üyeleri tekrar dağlara ve mağaralara kaçmaya başlamış, bulundukları yerde ele geçirilenler çok ağır şekilde cezalandırılmıştır. Teslim olmayanların ailelerini tutuklamışlar, yardım ve yataklık edenler en ağır suçlarla cezalandırılmışlardır. Herkesin gelirler kaynakları araştırılmış, ispatlanamayan ne kadar malları varsa devlet tarafından el konulmuştur. Operasyonlara bizzat katılan Vali Mori, teslim olanların affedileceğini söyleyerek mafyanın içine de fitne sokmayı başarmış ve pek çok mafya üyesi birbirini ele vermiştir. Kış ayalarında dağda hayat şartlarının çok zor olması sebebiyle yüzlerce mafya üyesi evinde yakalanmış çok hızlı mahkemeleri yapılmış ve ağır cezalara çarptırılmışlardır. Çok uzun yıllardan sonra mafya yargılanmış ve cezalandırılmıştır. Mori mafyayla bu savaşında psikolojik olarak ta çok farklı metotlar kullanmıştır. Aşırılıklardan çelinmeyen Mori, Mafioso’nun en önemli değeri olan onurlarını bile ayaklar altına almış yakalayamadığı kişilerin eşlerine ve kızlarına polislerin tecavüz ettiği söylentisini yaymış, mafyanın onurunu ayaklar altına alarak onları itibarsızlaştırmıştır. Aynı zamanda mafya kültüründen arınmış yeni nesillerin yetişmesi için okullarda anti-mafya dersleri koydurmuştur. Parlamento ve yerel seçimler kaldırılmış bütün yönetici kadrolar sadece atama usulüne bağlanarak mafyanın siyasiler üzerindeki etkisi de kırılmıştır. Böylece 1925-1945 yılları arası 20 yıl boyunca Sicilya adasında mafya egemenliği kalkmıştır. 2. Dünya savaşının kızışması, müttefik ordusunun Avrupa’ya bir çıkartma hazırlığı içinde olması ve seçilen hedeflerden birinin de Sicilya olması Sicilya adasındaki hayatın akışını değiştirmiş başka bir tabirle mafyanın tekrar eski gücüne kavuşması için büyük bir fırsat doğmuştur.

Sicilya adasının kısa sürede ve az kayıpla ele geçirilmesi hayati önem taşıyordu ki ABD mafyayla işbirliğine girmeye karar vermiştir. ABD’de ‘yeni mafyanın temsilcisi’, Cosa Nostra’yı düzene sokmuş ve fuhuş ağı kurmaktan Amerika’da hüküm giymiş Lucky Luciano’dan yardım istemiş ve o da Amerika’nın bu teklifini hemen kabul etmiştir. Luciano’dan istenilen Sicilya adasına yapılacak çıkartmada mafyanın aktif destek vermesini sağlamaktı ki bu Luciano için çok kolay bir iş olacaktı. Zira mafiosolar Mussolini’nin baskılarıyla yok olmamış sadece sindirilmişlerdi ve uygun zamanı kolluyorlardı. Özellikle de Sicilya mafyasının en önemli ismi Don Calogero Vizzini ile yakın dostlukları olması işi çok kolay hale getirmiştir. Amerikan istihbaratı Luciano ve Vizini arasındaki irtibatı kurmuş gerekli mesaj ilgili noktalara ulaştırmış ve 1943 yılında müttefikler Sicilya’nın güney kıyılarına gelmişler, yüzlerce mafya üyesiyle köy köy ilerleyerek kısa sürede adayı ele geçirmişlerdir.
Burada şunu da ifade etmekte fayda vardır. CIA ve mafya ilk kez bu anlaşmayla bir araya geldiği ve bu ilişkinin sıkı bir şekilde artarak devam ettiği ifade edilmektedir. Bu sıkı ilişki esrar, eroin, silah vb. ticaretini hızlandırmış, esrar satışlarında patlamalar yaşanmış ve kolay para kazanmanın tadını alan bir kısım CIA personeli de bundan hep nemalanmışlardır. Bu yaptıklarının karşılığında mafya bütün bürokrasi ve kritik devlet kadrolarına mafiosolardan seçmiş ve muhteşem bir dönüşle Sicilya’da tekrar iktidar olmuştur. Luciano özgürlüğüne kavuşmuş, bununla sınırlı kalmamış 1957 yılında Sicilya ve Amerikan mafyaları arsında gerçekleştirilen bir toplantı neticesinde Sicilya mafyasının küresel narkotik ticaretinde önde gelen bir güce dönüşmesinin yolunu açılmıştır. 1957 sonrasında mafyanın karı ve etkisi ciddi manada büyümeye başlamış buna bağlı olarak ta farklı klanlar arası kan davaları ve güç mücadeleleri artmış 1963’te öyle bir hal almıştır ki devlet 250’den fazla mafya üyesini tutuklamak zorunda kalmıştır. Önemli ihtilaflar bu gün bile olsa da Carleonesi klanı zayıf mafya kılanlarına hep hakim olmuştur. 1986 yılında mafya itirafçısı Tomasso Buscetta omerta yeminini bozmuş, 475 üst düzey mafya lideri hakkında soruşturma açılmış fakat değişen bir şey olmamıştır zira mafya artık İtalya sınırlarını çoktan aşmış, yasadışı yetkisini tüm dünyaya yaymış bir suç imparatorluğuna dönüşmüştür.
Gomorra Napoli Mafyası
İtalya da en eski suç grubu olan Gomorra, İtalya’nın güneyindeki en büyük şehir ve Campania bölgesinin de başkenti olan Napoli şehrinde faaliyet göstermektedir. ‘Camorra’ kavga anlamına gelir. Pek çok kişi Camorra’nın köklerinin ortaçağdaki gizli İspanyol suç cemiyeti Garduna’ya dayandığı inancı baskındır. Garduna kiralık katillik, adam kaçırma ve hırsızlık gibi konularda uzmanlaşmıştır. Üyelerin, İspanyol işgali sırasında Napoli’ye taşınmış ve çok sayıda suçluyu da buraya yerleştirmiş olması muhtemeldir. Kesin olarak şu ifade edebilir ki 1820 yılından beri var olduğu kesindir. O yıl İtalya’daki Bourbon rejimine karşı isyan eden gruplara karşı Napoli’de düzenlenen baskınlar, Camorra’nın ayinlerine ve hiyerarşisine dair kanıtları ortaya çıkarmıştır.
Bir başka baskın görüş ise, Sicilya’nın, İspanya’nın hakimiyeti altında bulunduğu XIX. yüzyılın ilk yıllarında, İspanyolların Sicilya’da kurdukları cezaevlerinde, ‘Camorra’ doğmuştur. ‘Camorra’ adlı suç organizasyonu, önceleri sadece cezaevlerini kontrol ederken, daha sonra tüm Napoli kentini kontrolü altına almıştır. Camorra suç grupları sıkı kurallara oldukça bağlı, merkezi ve hiyerarşik bir yapıda örgütlenmiştir. McConaughy, Camorra’nın tarihi hakkında şunları söylemektedir: ‘Camorra, Napoli kentinde, organizasyon olarak en ince detayları düşünülerek sıkı bir şekilde örgütlenmiş ve organizasyon yapısını gizli tutmamıştır.
Anılan suç organizasyonu, etkin bir şekilde hakimiyet kurabilmek için Napoli kentini on iki bölgeye ayırmış ve anılan bölgelerin her birinde de alt bölgeler oluşturmuştur. Camorra, Napoli kentinde hırsızlık ve diğer kazanç getirici suçları yoğun olarak işlemiş, bunun yanında yaygın bir şekilde haraç toplama faaliyetine girişmiştir. Camorra mensupları, kiralık katil olarak da faaliyet göstermiştir. Bunun yanında, Camorra mensupları keyfi olarak adam öldürme faaliyetlerine de girişmiştir. Örneğin, bir Camorra mensubu, bir arkadaşının cinayet talebini, sırf güç gösterisi yapmak için ücretsiz olarak yerine getirmiştir. Camorra 12 aileden oluşan yönetimiyle Sicilya mafyasından daha düzenli bir yapıya sahiptir. Ailelerin ‘Baba’sını seçmek için zaman zaman bir araya gelirler, anlaşmazlıkları çözülür, ailelerin işleri görüşülür ve alınacak kararlar bu konseyde karara bağlanır. Camorra mensuplarının unvanları şu şekildedir: ‘Birim başkanına capo’ntrine, alt bölge başkanına capo in testa, alt bölge başkanlarına nezaret eden ve bunların başı olan kimseye ise capi’ntrini denilir. Camorra’nın en düşük statüde bulunan elemanı ise ‘piccivatto’ olarak adlandırılır. Piccivatto olmak için gözü kara bir yapıya sahip olma şartı aranmakta ve bu sıfata sahip kimseler, masum insanlara karşı vahşi ve acımasız bir şekilde suç işleyerek gözlerinin kara olduğunu ispatlamaktadır. Picuatto’lar, geçimlerini hırsızlık yaparak, başka insanları dolandırarak temin etmekte, ancak kazancından belli bir pay veya yüzdeyi Camorra’ya vermek yükümlüğü altında bulunmaktadır.

Grup kentin hapishanelerini kontrol ediyor, Napoli ve Campania’nın geri kalanında şantaj, tefecilik, kumar çetelerini yönetiyor, hatta kiralık katil hizmetine kadar veriyordu. Kentin limanlarında mal alıp satan ve şehirde ticaret yapan herkesi vergiye bağlamıştı. Bu şekilde ciddi gelir sağlayan Camorra üyeleri Napoli siyasetine iyice girmiş, devlet memurluğundan polisliğe ve orduya kadar pek çok yerde etkili konuma gelmişlerdir. 1881 yılında bir üyesinin suskunluk yasanını bozmasıyla 35 lideri cinayetten yargılandı ve hapse atıldı. Mussolini rejiminden de nasibini alan Camorra Mafyası 1922 yılından 2. Dünya savaşına kadar ki sürede etkisi ciddi manada zayıflamıştır. 2. Dünya savaşı sonrasında tekrar yükselişe geçen Camorra, sigara kaçakçılığını yeni gelir kaynağı olarak değerlendirmiş, elde ettiği karı siyasi iltimas edinmek ve rakiplerinin yerine geçmek için kullanmıştır. Napoli ve Campania’daki çoğu inşaat işlerini kontrolü altına alan Camorra eroin işine de girmiştir. Sicilya mafyasıyla da ilişkiye girmek isteyen grup Korsika çeteleri tarafından şiddetle buna karşı çıkmış ve izin vermemişlerdir. Narkotik trafiği, fuhuş ve haraç örgütün ana gelir kaynağı olmakla beraber 1980’deki Irpinia depremi sonrası şehrin yeniden inşası için ayrılan milyarlarca dolarlık hükümet fonunu da çalmış ve Avrupa’da yasal yatırımlarda kullanmıştır. Camorra’nun zamana ve şartlara her zaman çok hızlı uyum sağlıyor olması onu diğer mafya gruplarından ayıran en önemli özelliktir. Nerede kar varsa Camorra orada olmasını her zaman bilmiştir. 2. Dünya savaşı sonrası Comarro’ya ‘Yeni Comarro’ denilmesi daha doğru olacaktır. Zira eski Camorra ve değerleri nerdeyse kalmamış yeni bir dönem başlamıştır. Bu Sicilya mafyası için de geçerlidir.
Ndrangheta-Calabria Mafyası
Ndrangheta tabirinden kastedilen, mafyanın normlarını özümsemiş, davranışını mafya normlarının yönlendirdiği ‘ndranghetisti’lerin sahip oldukları yüksek seviyedeki kahramanlık ve fazilettir. ‘Ndrangheta, Güney İtalya bölgesinde bulunan Calabria kentinde faaliyet göstermektedir. Diğer mafya gruplarının devlet otoritesinin zafiyet gösterdiği durumlarda zemin bulup gelişmesine rağmen ‘Ndrangheta, merkezi hükümet karşıtı siyasi görüşleri nedeniyle, zaman için Calabria bölgesinde yaygın bir şekilde destek görmüştür. Gambino, bu konuda şunları söylemektedir: ‘1861 yılında yeni İtalya devleti, çekidüzen verebilmek amacıyla Calabria bölgesine asker göndermiştir. Güney bölgelerinin Kuzey İtalya ile birleşmesinden sonra güneyde hüküm süren eski ekonomik düzen (feodal yapı) yıkılmış ve çetelerin sayısı hızla artmıştır. Yeni İtalyan devletinin bilinçli olarak ekonomik kalkınma programlarında kuzey bölgelerini güney bölgelerine tercih etmesi ve güneyin gelenek ve göreneklerine karşı duyarsız kalıp, onları hakir görmesi sonucu, Calabria bölgesinde oturan insanlar, kısa sürede, yeni devlete karşı nefret duymaya başlamışlardır. Yeni İtalyan devletinin yanlış politikaları sonucu, Calabria bölgesinde oturan insanlar, çete faaliyetlerine girişmişlerdir. ‘Ndrangheta, Mussolini’n organize suç örgütlerine karşı kısıtlamalardan ve yerel hükümetin müdahalelerinden kurtulmayı başarmıştır. 2.Dünya savaşının ardından ‘Ndrangheta faaliyetlerinin kapsamını hızla genişletmiştir. Haraç ve adam kaçırma ana gelir kaynağı olan suç örgütü, narkotik ve tütün kaçakçılığı işlerine de girmiştir. Hristiyan Demokrat Parti’nin kilit isimleriyle de irtibat kurmayı başaran ‘Ndrangheta, bu ilişkiler sayesinde devlet projelerinden milyarlarca dolar çalmıştır. Bölgedeki inşaat işlerinin büyük bir bölümünü kontrolleri altına almayı başardılar. İtalya’daki ekolojik suçlara da öncülük eden ‘Ndrangheta, Avrupa’daki en kötü yasadışı toksik ve radyoaktif atıkların bazılarından da sorumludur. Küresel kokain ve eroin ticaretiyle daha çok ilgilenmeye başlayan ‘Ndrangheta Kuzey Amerika, Güney Amerika ve Avustralya’da geniş bağlantılar kurmuş ve Belçika, Hollanda, Avusturya, Almanya ve İspanya başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkesine yayılmış durumdadır. 1950-1970 yılları arsında Sicilya mafyasıyla işbirliği içinde olan ‘Ndrangheta, güçlenmesine bağlı olarak zamanla bu ilişkilerini azalttı. Narkotik konusunda önemli bir aktör olan ‘Ndrangheta, şu an en büyük silah satıcısı kurumlardan biridir.
Güçlü aile bağlarının olmasından dolayı çok az itirafçının çıkmış olması ve diğer organize suç gruplarının aksine İtalyan devletini açıktan saldırmamasına bağlı olarak ‘Ndrangheta 1990’lara kadar polisin organize baskınlarından uzak kalmayı başarmıştır. Bu tarihlerde parasını emlak, gıda üretimi ve perakende zincirlerini satın alarak aklamış, somut ve yasal gelirler elde ederek gücünü artırmıştır. İtalya organize suçlarla mücadele gücü ‘Direzione İnvestigativa Antimafia’ şu an İtalya’da 6 binden fazla üyeye sahip yaklaşık 200 ‘ndria bulunduğuna inanıyor. Yıllık cirolarının ise 23 milyar dolar olduğunu ve dünyadaki en kuvvetli organize suç örgütlerinden biri olduğunu kabul etmektedir. İtalyan mafya tarihinde üzerinde durulması gereken bir diğer husus ta kilit suçlar ve kilit aktörlerdir. Mafyanın gerçekleştirdiği bu kritik hamleler, neredeyse bütün organize suç örgütlerini çok yakından ilgilendirmiş ve onlara muazzam avantajlar kazandırmıştır. Belki de en önemlileri 23 Mayıs ve 19 Temmuz 1992 tarihinde Sicilya’da işlenen cinayetlerdir. Mafya hakkındaki faaliyetleriyle tanınan savcı Giovanni Falcone’nin mayıs ayında arabasına yerleştirilen bombayla öldürülmesi ve ardından temmuz ayında süreci devam ettiren halefi Paolo Borsellino’nun da bombalı araba saldırısıyla katledilmesi olayı İtalya’da şok etkisi meydana getirmiştir. 10 yılı aşkın bir süredir mafyaya karşı savaşın liderliğini yapan bu iki savcı yozlaşmış yargı sistemine karşı koyarak 1980’li yıllarda yüzlerce mafya üyesinin hüküm giymesini sağlamışlardır. Yeni adalet bakanının da desteğiyle bu ikili Sicilya mafyasına karşı yeni bir hamle planlıyorlardı ki güçlü Corleonesi kılanın başındaki Salvatore Riina savcıların ölüm emrini vermiştir. Sonrasında Riina’nın hesabı tutmamış ve halk öfkelenmiş ve mafya karşıtı yeni yasalar yürürlüğe girmiştir. Sicilya’ya 7 binden fazla asker gönderilmiş ve 20 yılı aşkın kaçak olan Riina 1993’te tutuklanmıştır.
Yeni Mafya
İkinci Dünya savaşı sonrası Sicilya’da yeni bir dönem başlamış, adeta mafya acı bir şekilde intikamını almaya almıştır. Yerel yönetimlerdeki lider boşluklarını doldurmuşlar ve eski operasyonlarda sürülen mafya üyelerinin Mori tarafından mağdur edildiği halka inandırılmıştır. Faşizme karşı kampanya başlatılmıştır. Yeni mafya üyeleri eski mafiosoların aksine, Amerikan gangsterlerini taklit edercesine gayet gösterişli, parlak ve pahalı elbiseler giymişler gösterişten kaçınmamışlardır. Eski mafya üyeleriyse milyon dolarları olmasına rağmen bir çiftçi gibi giyinmişlerdir. Amerika’da gangsterlik yaptıkları için İtalya’ya gönderilen İtalyan kökenli mafya üyeleri, geldiklerinde çok ciddi vazifelere getirilmişler ve bu değişiklikler yenilikleri de beraberinde getirmiştir. Eski mafyanın temel amacı kendisine saygı duyulmasını sağlayacak güç elde etmektir. Yeni mafyanın temel hedefiyse zenginliğe ulaşmaktır ve güç zenginliğe ulaşmaktaki sadece bir araçtır.
Yeni mafya, aile şeref ve haysiyetini koruma yolunda değil, ailenin zengin olması yolunda şiddet kullanmıştır. Yeni mafya, zenginliğe sahip olmakla şeref ve haysiyetin kendiliğinden kazanılacağına inanmıştır. Yeni mafyanın ekonomik kazanç sağlama doğrultusunda faaliyet göstermesi nedeniyle, toplumdaki eski saygınlığını yitirmiş ve marjinal hale gelmiştir. Mafya elemanları, marjinal insanların düşündüğü gibi, zenginlikle şeref ve gücün geri geleceğini düşünmüşlerdir. Ekonomik bir teşebbüs haline gelen yeni mafya, istediği sektöre girmeye başlamış ve ticari amaçlarına ulaşabilme adına şiddete başvurmaktan çekinmediği için, mafya olmayan rakiplerine nazaran önemli avantajlara sahip olmuştur. Yeni mafyanın uyguladığı şiddet, eski mafyanın uyguladığı şiddetle kıyaslanamayacak ölçüdedir. Yeni mafya, yasal piyasalar ile yasadışı eroin ve kokain piyasasına girebilmek için gereken sermayeyi sağlayabilmek amacıyla, adam kaçırma ve soygun gibi eylemlere başvurmaktan da çekinmemiştir. Ayrıca yeni mafya, eski mafyanın benimsemediği güvenlik görevlilerinin, yargı mensuplarının ve siyasetçilerin öldürülmesi konusunda çekinmemiştir. Eski mafya, kendisini otorite sahibi ve devletin yedeği olarak gördüğü için belli değerlerin korunması ve saygı gösterilmesine büyük önem vermiş ve buna bağlı olarak ta otoritenin simgesi sayılan kamu görevlilerinin öldürülmesine karşı çıkmıştır.

Günümüzde İtalyan Mafyası
İtalya İçişleri Bakanlığı ve organize suçla mücadele etmekle sorumlu olan diğer İtalyan yetkilileri 1980’lere kadar ‘İtalyan Mafyası’ diye bir şeyi kabul etmiyorlardı. Tommaso Buscetta’nın omerta yemini bozmasına kadar bu böyle sürdü. Tüm kanıtlara rağmen son derece gelişmiş suç şebekesinin eylemleri gibi görünen şeyler aslında birbiriyle bağlantısız bir dizi suç çetelerinin işi oldu söyleniyordu. Buna göre Comarro, ‘Ndrangheta gibi isimler kötü adamların kendilerini tarif etme biçimiydi. Sicilya mafyası yoktu sadece birbiriyle rakip, çekişen suçlu klanlar vardı. Aslında bu inkarın temelinde, mafyanın hedef haline gelmemesi için bürokrat ve siyasilere verilen rüşvet vardır. Bu söylemler sayesinde mafya, yolu kesilmeden bir kısım maskelerin arkasında uzun yıllar kendini gizlemeyi başarmış ve gelişimini sürdürmüştür. Uluslararası istatistiklerin verdiği bilgiler ışığında, İtalya’da gayri safi milli hasılanın %12’sinden daha fazla kar organize suç örgütlerine aitti. Yüzlerce mahkeme ve soruşturmalarda pek çok kanıt vardı. Hepsinden önemlisi 1981-83 yılları arsında, ikinci mafya savaşında yaşananlar ve Buscetta’nın itirafları mafyayı ayan beyan gözler önüne sermiştir. Mafyayla mücadele eden İtalyan yetkililerine göre ise iki mafya arasında yaşanan La Mattanza(Kan Banyosu) olayı Sicilya mafyasının düşüşünü başlatan en önemli nedendir. Sicilya mafyasının güçten düşüşüyle bugünkü İtalyan mafyasının doğasının biçimlendiği ifade edilmektedir. Sicilya ve Corleonesi mafyalarının arasında olan la Mattanza olayı sonrasında, Sicilya mafyası üyeleri Palarmo ve Sicilya’dan kaçarak adanın güneyindeki Argigento bölgesinde dağların eteklerine saklanmışlar ve orada Stidda (Yıldız) mafyasını kurmuşlardır. Stidda hızla daha demokratik ve yeni koşullara daha rahat uyum sağlayabilen bir suç örgütüne dönüşmüştür. 1983’ten bu yana en hızlı büyüyen mafya olan Stidda, ilk kez mafyanın olmadığı Kuzey İtalya’ya doğru genişlemiş ve kısa bir sürede Sicilya mafyasının en güçlü rakibi olmuştur. 1980’li yıllardaki olaylar Sicilya mafyasını zayıflatırken, Stidda mafyası bunu fırsat bilmiş ve güçlenmiştir.
1992 yılında ‘Temiz Eller’ operasyonuyla başlayan mafya karşıtı önlemler Sicilya mafyasına ağır darbeler vururken Camorra ve ‘Ndrangheta gibi suç örgütleri üzerinde çok az bir etkisi olmuştur. Hatta Sicilya mafyasının zayıflığından yararlanıp daha da güçlenmiştir. Son dönemlerin asıl güçlenen organize suç örgütleri ise 1980 sonrası kurulan Stidda, Mala Del Brenta ve Sacra Corona Unita’dır. Üye konusunda daha esnek olmaları, kadınların suç ailelerine daha fazla dahil olmaları ve yetkililerin öldürülmesinde daha çekimser davranmaları onların eski mafya gruplarından radikal bir şekilde ayrıldıklarını göstermektedir.
Yararlanılan Kaynaklar
Hacı Mustafa Yılmaz, Organize Suç Ve Rus Mafyası
Howard Abadinsky, Organize Suçlar
Atilla Akar, Mafya Yeraltının Kriminal Efendileri
Zahir Kızmaz, Ekonomik Yapı ve Suç: Bazı Araştırma Bulguları Üzerine Genel Bir Değerlendirme
Aytekin Geleri, Organize Suçların Ortaya Çıkışı ve Gelişimi: İtalyan – Amerikan Mafyası Üzerine Bir Çalışma
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Hacı Mustafa Yılmaz’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Cittaslow (Sakin Şehir) Kavramı Ve Dünya'dan Sakin Şehir Örnekleri

1999’da İtalya’da ortaya çıkan sakin şehir hareketine Türkiye’den 10 şehir, toplamda Dünya’da 30 ülke ve 200 şehir üyedir. Üye şehir sayısının artışı, aday şehir sayısında da artış olmasını sağlamıştır. ‘Yerel sürdürülebilir bir kalkınma modeli’ olan sakin şehir kavramı, Sakin Şehir Birliği’ne üye olan Dünya’daki sakin şehirlerden örnekler ve Türkiye’deki bilgisine ulaşılabilen sakin şehirler incelenerek açıklanmaya çalışılmıştır.
Dünya’daki Sakin Şehirlerin İncelenmesi
Dünya’daki sakin şehir örnekleri için belirli bölgelerin ve ülkelerin önemli özelliklerini taşıyan ve potansiyeli bulunan şehirler seçilerek çok yönlü bir araştırma amaçlanmıştır.
Waldkirch – Almanya
Waldkirch, Almanya, Fransa ve İsviçre arasındaki üçgende, güney Almanya’da yaklaşık 22 bin nüfuslu büyük bir ilçedir. En yakın büyük şehir Freiburg’a uzaklığı 15 km’dir. Kent yüzölçümü 430 km² olup, % 60’ından fazlası ağaçlık alandır. Geçim kaynağı şarapçılık, tarım ve ticarettir. Waldkirch 2002 yılında sakin şehir üyeliğine dahil olmuştur. 2013 yılında Ulaştırma, İnşaat ve Kentsel Kalkınma Federal Bakanlığı’nda bir araştırma projesinin konusu olmuştur. Federal Enstitü Birimi Başkanı Dr. Manfred Fuhrich, “Sakin Şehir yaklaşımında küresel problemlere yerel yanıtların aranması gerektiğini” savunmuştur. Bakanlık, gelecek nesillere ‘sürdürülebilir kalkınma’ sayesinde yaşanabilir çevresel niteliklerin muhafaza edildiği mekanları sağlamak için, pilot bölge olarak Waldkirch’i seçmiştir.
Waldkirch şehrinin Sakin Şehir üzerine yaklaşımı öncelikle sosyal sürdürülebilirliği sağlamak yönünde gelişmiştir. Bu anlamda öncelikle şehirde yaşayan sakinlerinin yaşam kalitesi iyileştirilmeye çalışılmıştır. Waldkirch yönetimi 900.000’lık bir bütçe ile bir binanın restore edilmesini sağlamış ve yeniden işlevlendirme yaparak kent sakinlerinin kullandığı Red House (kırmızı ev)’a çevrilmiştir. Evsizler için daha önceden barınmanın sağlandığı ama daha sonraları otomobil hurdalığına dönüşen konut bölgesi iyileştirilerek, kamu çalışanları ve diğer kent sakinlerinin kullandığı sosyal alanlar ve yemekhane olarak düzenlenmiştir. Her hafta yerel ürünlerin satıldığı bir pazar oluşumu da mevcuttur. Bu alanlar yenilendikten ve işlevleri yeniden kurgulandıktan sonra suç oranının düştüğü ve kentte yaşayan insanlar arasında daha güçlü bağların oluştuğu görülmüştür. İşsizler için de farklı iş olanakları yaratılmıştır. İsmi parlak kırmızı cephe renginden gelmektedir.

Waldkirch yerel üretim, kalkınma ve yerel mesleklerin önemine dikkat çekerek sosyal ağlarını güçlendirmeye devam etmeyi amaçlamaktadır. Bu yöndeki bir yaşam tarzı ve yer kimliği kavramları Waldkirch’de öne çıkan sürdürülebilir mimarlık kavramını sosyal anlamda güçlendiren durumlardır. Sosyal sürdürülebilirlik; ait olma hissi, mülkiyet ve kimlik kavramlarını bir arada besleyen ve koruyan bir kavramdır. Waldkirch’de bunun sağlandığı gözlemlenmiştir. Waldkirch’in yerel anlamda oluşturduğu sürdürülebilir kalkınma çalışmaları, çevredeki büyük market zincirleri için olumsuz durum oluşturmakta ve yerel adımların nasıl küresel bir etki yarattığını göstermektedir.
Sebastopol – Amerika
Sebastopol, Amerika’nın Kaliforniya eyaletine bağlı ve Kuzey Kaliforniya’ya 80 km uzaklığında bir kenttir. Civardaki diğer Sakin Şehir’ler olan Fairfax ve Sonoma kentlerine çok yakındır. Nüfusu 2010 verilerine göre 8 bin, yüzölçümü 5 bin km² civarındadır. Sebastopol adı, Kırım Savaşı sırasında İngilizler tarafından kuşatma altında olan daha Rusların eline geçen Sivastopol’ün California kıyısında bugün hala duran Fort Ross Rus kolonisi ile güçlü bağlarının olması nedeniyledir. Bölgenin gelenekleri ilk olarak Miwok ve Pomo kabileleri ile başlamaktadır. Kabilelerin karmaşık sepet imalat yöntemi, dünya çapında bilinmektedir. Sebastopol 1850 yılında ticaret merkezi haline gelen bir şehir olmuştur. 20. yy‘ın başlarında İtalya, Portekiz, Çin ve Japonya’dan gelen göçmenler olmuştur. Sebastopol, tarım geleneklerinin olduğu ve tarihi Kaliforniya Sekoya (Redwood) ormanlarının bulunduğu geniş ormanlık alanları olan bir şehirdir.
Sebastopol kentinin çevreci yaklaşımı ve sürdürülebilir farkındalık çerçevesinde eski binalara yeni işlevler getirilmekte, birçok kent kültürü bu altyapı üzerinde şekillenmektedir. Örneğin: 1900’lü yılların başlarında tren yolu olarak kullanılan güzergah, Sebastopol’ün bir tarım merkezi olarak gelişmesinde önemli bir rol oynasa da, artık tren seferleri yapılmadığı için, depo ve destek binaları restore edilerek ofis, müze ve sosyal merkeze dönüştürülmüştür. Eski demiryolu güzergahları ise dünyaca ünlü Santa Rosa Forestville bisiklet ve yürüyüş parkurları haline getirilmiştir. Ayrıca sürdürülebilir ve çevre dostu mimarinin önemsendiği kentte, LEED Gold sertifikalı Floransa Loft ofis-konut kompleksi mevcuttur.

Sebastopol, Amerika’da güneş enerjisinin en yüksek kullanım oranlarından birine sahip olan şehirdir. Kentte mümkün olduğunca kamu binaları ve birçok özel yapı, güneş enerjili sistemlerin kullanıldığı binalar haline dönüştürülmektedir. Karakol binası, lise ve Ives Park’taki kent havuzuna güneş panelleri yerleştirilmiştir. Sebastopol’de ziyaretçiler ve kent sakinleri için uygun yerlerde şarj istasyonları sağlanarak elektrikli araç kullanımı teşvik edilmektedir. Kent sınırları içinde katı bir su tasarrufu politikası uygulanmakta, ayrıca yeni yapılaşmalar için ‘minimum sürdürülebilir politika’ zorunlu kılınmaktadır (inşaat alanının belirlenen m2 ölçümüne göre yeşillendirme zorunluluğu, yapı enerji ihtiyacının belirli bir kısmının sürdürülebilir yöntemlerle sağlanması gibi). Çekirdek (CORE) Projesi kapsamında, gönüllü vatandaşlardan oluşan bir grup, Sebastopol’daki mevcut zorlukların (trafik, tabela vb.) çözülmesi ve genel bir kentsel düzenleme yapılması için uluslararası bir yarışma başlatmıştır. Genel kent planı, Tayland ve Arjantin’den 24 tane mimar ve şehir plancısının katılımıyla ana hatları oluşturulan tasarım anlayışının baz alındığı çekirdek projeye göre uygulanmıştır.
Sebastopol toprakları verimli olduğu için kiraz, elma ve şerbetçiotu bolca yetişmektedir. 1940 yılından itibaren, elma ve en önemlisi Gravenstein elması öne çıkmıştır. Yakındaki Napa kentinde şarap endüstrisinin büyümesi ile Sebastopol civarında birçok elma bahçesi, üzüm bağları oluşmuştur. Üzüm ve mandıracılık Sebastopol için birincil tarım odak noktasıdır.
Sebastopol’de Sakin Şehir kavramı ile ilgili gerçekleştirilen yerel üretim ve yavaş yemek projeleri:
– ‘Slow Foods Russian River’ isminde bir Convivium oluşturulmuştur.
– Sebastopol’de iklimin yetişmesi için çok uygun olduğu Gravenstein adlı nadir bir elma türünü yetiştiren çiftçiler desteklenmektedir.
– Organik tarımın yapıldığı çok sayıda çiftlikler bulunmaktadır. (CSA:Toplum Destekli Tarım)
– Sebastopol sakinleri her yıl düzenlenen bahçecilik etkinliklerinde yetiştirdikleri ürünleri sergilemektedirler.
– Belirli günlerde halkın ürettiği yerli ürünlerin satıldığı pazarlar kurulmaktadır.
– Çocuklara, sürdürülebilirlik ve ‘günlük hayatın bir parçası olarak toprak’  konulu kamplarda eğitimler verilmektedir.
– Çok sayıda sosyal etkinlik düzenlenmektedir. Bunlar genelde organik beslenme ve tat eğitimleri üzerine gerçekleşmektedir.
Yerel halk sanatçısı Patrick Amiot, şehir genelindeki yeşil alanlarda ikonik heykeller yapmaktadır. Florence mahallesi bu sanatçının eserleri için bir açık hava müzesi gibi hizmet vermektedir. Stüdyo turları sayesinde, yaz başlangıcında ve sonbaharda bazı sanatçılar ziyaretçilere atölyelerini açmakta, bu üretim süreçlerinde ziyaretçilerin bilgi edinmelerini ve ziyaretçilerin bu sürece tanık olmasını sağlamaktadırlar. Yerel olarak üretilen oyunların sergilendiği bir tiyatro oluşumu ve gün boyu şarap tadımının yapıldığı tat odaları mevcuttur. Hafta sonları müzik aktiviteleri olmaktadır. Folk ve caz müzik eşliğinde piknik etkinleri düzenlenmektedir. Sebastopol Sanat Merkezi’nde çeşitli sergiler yapılmakta ve sanatla ilgili dersler verilmektedir. Ayrıca, merkez yıllık uluslararası belgesel festivaline de sponsorluk yapmaktadır.
Katoomba, Blue Mountains – Avustralya
Katoomba, Avustralya’daki New South Wales bölgesinin güney yakasındaki şehirlerinden biridir. Katoomba Avustralya ana tren hattının üzerinde ve büyük bir anayol bağlantısı olan Büyük Batı Otoyolu’na 110 km uzaklıktadır. Katoomba Blue Mountains’a adını veren Mavi Dağlar, gösterişli manzaraları ve kapsamlı dağ sporları ile bilinmektedir. 2011 verilerine göre 8 bin civarında nüfusu olan kentin geçim kaynağı genelde turizm üzerinedir. Ilık yazları ve soğuk kışları olan kentte okyanus iklimi hakimdir. 2007 yılında sakin şehir olan kentin UNESCO dünya mirası listesine girmesindeki en büyük etken sahip olduğu doğal zenginlik ile Milli Park ve Okaliptüs ağaçlarının yoğunluğudur. Çoğu ormanlık alan olan 10.300 km² lik bir alanı kapsayan bölgedeki kent 26 kasabadan oluşmaktadır.

Fotoğraf: Katoomba doğası


1878’de Katoomba adını almasıyla bilinmeye başlanan kent önemli bir madencilik merkezidir. Sidney halkı da böylece bu coğrafyanın sağlıklı ormanlık alanlarını tanımaya ve bu bölgenin rekreasyon potansiyelini keşfetmeye başlamıştır. 1882 yılında Great Western Hotel’in inşa edilmesiyle, Katoomba yavaş yavaş bilindik bir tatil merkezi haline gelmiştir. Katoomba’da madencilik 20. yüzyılın başlarında dursa da kent, turizm potansiyeli ve Mavi Dağlar’ının (Blue Mountains) da varlığı ile gelişmeye devam etmiştir.

Bölgedeki bazı projeler aşağıdaki gibidir;

Bahçeli Mutfaklar: Bu proje Mavi Dağlar’daki her evin kendi bahçesine sahip olması ve mutfakta kullanılan sebzelerin kendi bahçelerinde yetişiyor olmasını sağlamak için oluşturulmuş projedir. Böylece gıda üretiminde ve nakliyesinde ortaya çıkan karbon emisyonu da azalacak, bölgesel iklim değişikliğinin azalmasına katkı sağlanacaktır.
Sokak peyzajı: Ana Katoomba caddesinde ve ana alışveriş aksında sponsor sağlanarak oluşturulmuş sokak peyzajı projesi mevcuttur. Petunya, menekşe ve yaprak dökmeyen çalı bitkileri tercih edilerek bir sokak düzenlemesi yapılmıştır. Saksı olarak meşe ağacı kullanılmıştır.
Kelebek yürüyüşü: Katoomba haber ajansının duvarı, bölgede var olan 4.000 kelebek çeşidini simgeleyen kelebek resimleri ile düzenlenmiştir. Zamanla daha çok resmin yer alacağı ve sanatçının buluşacağı yer olması umulmaktadır.
Sanat ve tarihi miras yürüyüşü: Katoomba’yı anlatan kitapçık ve broşür ile ziyaretçiler, tarih ve sanatla ilgili etkinliklere katılabilmektedirler.
Yerel ürünler: Yerel geniş bir yelpazede yetiştirilen organik ve kimyasal içermeyen gıdaların üretimi mevcuttur. Birçok esnaf organik ürünlerini, iç ve dış pazarda sunmaktadır. Restoranların da uluslararası menüleri ve geniş bir yelpazede gıda stilleri mevcuttur. Yerel şarap ve bira üreticileri kendi yerel ürünlerini geliştirmişlerdir. Pastaneler kendi yerel üretimlerini, çiftçiler de organik sığır ve kuzu eti üretimi yapmaktadırlar.
Eko-ev turları: Sürdürülebilir evler incelenmek için yılda 2 kez kamuya açılmaktadır. Moda turları: Geri dönüşümlü giysileri üreten yerel modacıların gönüllü yaptığı bir projedir. Yerel olarak üretilen giysiler rehberli turlarda kafe ve restoranlarda satışa sunulmaktadır.
Üretici turları: Tatma, gıda ve tatlı üretimi yaparak mevcut yetiştiricileri, üreticileri içeren ve üreticilerin büyümesini hedefleyen bisiklet turu projesidir. Yavaş Yemek Mavi Dağlar Convivium’u, 2006 yılından bu yana gelişme kaydetmiştir. 40 üyesi ile yıl boyunca yapılan etkinliklerde her ay mevsimsel yemek, şarap ve peynir günleri düzenlenmektedir. Atölye çalışmaları ve uygulamalı etkinlikler ile gerçek gıda ve üretken(meyve veren) ağaçlar konulu çalışmalar yapılmaktadır.
Labastide-d’Armagnac – Fransa
Labastide-d’Armaniac, Fransa’nın güneybatı kısmında ormanlarla çevrili kırsal bölgesindeki komünlerinden biridir. Şehir, 700 nüfuslu ve yaklaşık 32 km² lik bir yüzölçümüne sahiptir. Şehir 13. yy’da 6. Bernard tarafından kurulmuştur. İngiltere kralı onuruna kurulan ve daha sonra Fransa’ya katılan kentin ortaçağ mimari kimliği tamamen korunmuştur. Genelde emeklilik yaşına yakın insanların yaşadığı şehre, son zamanlarda orta yaşlı çalışan aileler de katılmaya başlamıştır. Şehir, Armaniac ismini, bölgede bulunan ve aynı isimdeki şarap yapılan üzüm bağlarının bulunduğu bölgeden almaktadır.
Fotoğraf: Labastide-d’Armaniac evleri

Labastide-d’Armagnac şehrindeki Prada Chateau Kilisesi, Géou Şapeli gibi tarihi yapılar, ulusal miras yönetmelikleri uyarınca korunmaktadır. Géou Şapeli, 4. yy’daki bir gallo-roman yerleşiminin kalıntıları üzerine 9.yy‘da inşa edilmiştir ve kente 2 km uzaklıktadır. Bu yüzden kentteki en önemli tarihi yapılardan birisidir. İçinde eski bisiklet şampiyonlarının ve yerel bağışçıların desteğiyle oluşturulmuş eski bisikletlerin, üniformaların, dokümanların sergilendiği küçük bir bisiklet müzesi bulunmaktadır. Armaniac üzüm bağlarının bulunduğu bölgede, nesilden nesile aktarılan ve 700 yıllık geçmişe sahip yöntemlerin hala kullanıldığı ‘brendi’(damıtılmış şaraptan elde edilen yüksek alkollü içecek) üretimi mevcuttur. Ayrıca kent birçok yerel ve organik ürün kullanılarak yapılan yemekleri ile zengin bir gastronomi listesine sahiptir. Bu durum, Slow Food kriterleri ile ilgili olarak güçlü bir adaylığın da göstergesidir. Labastide-d’Armaniac kentinde Green Lane adlı eski bir tren yolu hattı mevcuttur. Bu tren yolu hattının 1960’lı yıllarda işlevi değiştirilerek sadece yayaların ve bisikletlilerin kullanabildiği bir eko-turistik hat haline getirilmiştir. Bu yol ziyaretçilere 30 km lik güvenli bir yürüme ve bisiklet sürme imkanı sağlamaktadır. Böyle durumlar şu an mevcut büyük metropollerde de yapılması mümkün olan ve doğru müdahalelerle iyi işleyen bir yöntem olabilir. Mesela Newyork’ta eskiden şehir üzerinden giden ve tren yolu olarak kullanılan banliyö hattı (Newyork High Line) şu an kullanılmadığı için yayaların kullandığı yürüyüş yolları haline getirilmiştir . Bu kavram ‘Rail trail’ olarak geçmektedir. Rail trail, (rail=trenyolu, trail=iz) eskiden tren yolu hattı olarak kullanılan yolların çok fonksiyonlu hatlara çevrilerek yeni işlevlerin kazandırılması yöntemidir.
Kentte, yaz sezonu boyunca el sanatları ve antika, mutfak yarışmaları, resim yarışması, sergiler, konserler ve tiyatro gösterileri gibi birçok sosyal etkinlik organize edilmektedir. Yerel üreticilerin katıldığı festivallerde üzüm hasadı evreleri gerçek zamanlı çalışan bir düzenekle canlı olarak sergilenmektedir. Tarihi, mimari ve gastronomik zenginliği ile kent, özgünlüğünü, misafirperverliğini ve sadeliğini yitirmemiştir.
Alphen – Chaam – Hollanda
Alphen, Chaam ve Galder güney Hollanda’daki 3 küçük yerleşim yeridir. Fakat belediyenin adı bunlardan en büyük ikisini kapsayan Alphen-Chaam şeklindedir. Galder köy olarak geçmektedir. 2014 verilerine göre Alphen-Chaam bölgesinin Galder ile birlikte nüfusu 10 bin civarındadır ve yaklaşık 94 km² lik bir yüzölçümüne sahiptir. Alphen-Chaam bölgesi yoğun Hollanda kent merkezine göre oldukça az nüfuslu ve sakin bir yerleşim yeridir. Sakin şehir üyeliğine 2010 yılında kabul edilmiştir. 10 binden az nüfusu ve yüzölçümü ile doğal güzelliklerini korumuş bir bölgedir. Etkileyici ve kapsamlı kırsal alanları, ormanları ve fundalıkları ile korunmuş bir doğal güzelliğe sahiptir. Doğası; zirai, ticari ve eğlence sektörlerinde önemli bir rol oynadığı için belediyenin karakterini de tanımlamaktadır. Alphen-Chaam turistler için oldukça cazip bir bölge haline gelmiştir. Kentin akarsu ve doğal rekreasyon alanları, Alphen Tepeleri ve gölleri ile Strijbeek içindeki fundalık ve Chaam Ormanı bunlardan bazılarıdır. Koruma altında olan Chaam ve Ulvenhout arasındaki bu bölge doğal havuzların, çalılıkların ve bataklıkların olduğu bir doğal yaşam alanıdır. Bir tepe üzerinde bulunan gözlem noktası, civarda yaşayan hiçbir kuş türüne zarar vermeden bölgeye erişime ve bölgede inceleme yapabilmeye olanak sağlamaktadır. Alphen Chaam’ın batısında bulunan Anneville, Luchtenburg ve Hondsdonk kültürel, tarihsel ve doğal değerlere sahip yerleşim yerleridir.
Alphen-Chaam bölgesi kendi içinde birçok gezi olanağı sunmasının yanı sıra, Breda, Tilburg gibi yerleşim yerlerine yakın olması nedeniyle geziler için de bir merkez üssühalindedir. Efteling Eğlence Parkı ve Beekse Bergen Safari Parkı da kent merkezine yakın olan ziyaret noktalarındandır. Alphen Chaam ulusal ekolojik ağa, Bleeke, Strijbeek doğal rezervleri ve Chaam doğa geliştirme projeleri ile katkıda bulunmaktadır. Belediye ve ilçe su idaresi suyu toprakta tutabilmek için bir dizi proje üzerinde çalışmaktadır(dere yataklarının yeniden yönlendirilmesi gibi). Ayrıca bazı kalkınma programları mevcuttur. Entegre Köy Kalkınma Programı (iDOP), Galder ve Strijbeek gibi küçük kırsal merkezlerin yaşam kalitesini korumak için kullanılan bir kalkınma programıdıR. Buradaki yerel özellikler tarım için oldukça uygundur. Eğimi farklılık gösteren arazi, çiftçilik için elverişli bir alan haline gelmektedir. Zengin bir kültürden gelen bölgede yerleşik bir fikir olan “zengin insanların olduğu yer” kavramı “halk için gelişmiş şehir” kavramına dönüşmüştür. Bölge, gerçek kalkınmanın arazi değeri değil, eylemlilik olduğunu, uygulamaya geçirerek pratikte de
kanıtlamıştır. Alphen-Chaam telaşlı kent çevresi ortasında bir yeşil vaha olarak anılmaktadır. Bu durum, bozulmamış yeşil manzara, temiz su ve hava, gürültü kirliliği önlemleri, toprak ve ışık kirliliğinin engellenmesi, işletmelerin yeşili önemseyen sürdürülebilir davranışı ve yerel halkın tutumu ile güçlenmiştir. Temiz yağmur suyu toplanarak ve sürdürülebilir teknikler kullanılarak taşınmakta ve dağıtılmaktadır. Bahçe atıkları yenilenebilir enerji üretmek için toplanarak biyokütle enerji santraline taşınmaktadır. Alphen-Chaam çevre ve doğa politikasında sivil toplum kuruluşları ile yoğun işbirliği içindedir.
Belediyenin iki adet yavaş yemek ürünü mevcuttur. Bunlar Chaam Hen ve Kempen Moorland koyunlarıdır. Yavaş yemek vakfının girişimleriyle doğada tükenmek üzere olan koyun türünde artış gözlemlenmiştir. Fundalık rezervlerinde ve doğal mera yönetiminde kullanılan bu türler sayesinde biyo-çeşitliliğe katkı sağlanmaktadır. Alphen-Chaam kamp alanları, tatil çiftlikleri ve bungalov parklarının yanı sıra göl ve çevresindeki rekreasyon alanları ile de turistlere hizmet vermektedir. Ayrıca kullanıcılar için geniş ormanlık alanları, bisiklet güzergahları ve piknik alanları da mevcuttur. Alphen-Chaam gibi düşünen belediyeler, ulusal ve uluslararası ağ ile deneyim ve bilgi alışverişi yapmakta, böylece; sakinlerinin yaşam kalitesini iyileştirmeyi amaçlamaktadır.
Sakin şehir ağına katılmanın bu bölgeye kattıkları aşağıdaki gibidir.
– Alphen-Chaam bölgesinin benzersiz kimliğini, bölgesel, ulusal ve uluslararası alanda tanıtmak.
– Uluslararası sözleşme ile enerji kullanımında % 20 azalma, yenilenebilir enerji kullanımında % 20’lik bir artış ve yeşil konut sayesinde gaz emisyonunda % 20 lik bir azalma sağlamayı hedeflemek.
– Uluslararası Sakin Şehir Birliği aracılığıyla Avrupa desteği almak.
– Sakin şehir felsefesini ve ilkelerini destekleyen girişimciler ve dernekler ile işbirliği içinde bulunmak.
Hartberg- Avusturya
Hartberg, Almanya’nın güneydoğusunda ve Styria bölgesinde bulunan bir şehirdir. 2014 verilerine göre nüfusu 7 bin civarındadır ve yaklaşık 22 km²’lik bir yüzölçümüne sahiptir. Tarihi M.Ö. 3. yy’ a kadar dayanan Styria, şehirdeki en önemli tarih öncesi yerleşim yerlerinden biridir. Şehrin en eski kalıntılarından olan masif duvar 1500 metre uzunluğunda olmasına rağmen sadece 7-8 metre yüksekliğinde Schölbinger Kulesi ve Reck Kulesi olmak üzere 2 tane kulesi kalmıştır. Şehir, Graz ve Viyana arasında ve Macaristan sınırındadır.

Fotoğraf: Schölbinger Kulesi


Kökleri 2500 yıl öncesine dayanan ve ortaçağda aristokrasinin cazip buluşma noktalarından biri olan Hartberg, tarih ve kültürle iç içe bir yaşam sergilemektedir. Korunmuş ortaçağ mimarisi, Romanesk ve Barok yapılar içermektedir. Görkemli freskleriyle Charnel evi ve Steinpeiß evi bunlardan bazılarıdır. 1834 yılında belediye binalarından biri, erken tarih ve Roma dönemine ait belgesel gösterimi yapan bir müzeye dönüştürülmüştür. Şehirdeki katı koruma kanunları birçok tarihi eserin günümüze kadar ayakta kalmasını sağlamıştır. Ringkogel tepesi üzerinde yeralan Ringwarte Gözlem Kulesi, 1906 yılında inşa edilmiş olup 100. yıldönümünde tamamen yenilenmiş ve yeni bir sığınak eklenmiştir. Doğanın ve mimari kültürel mirasın iç içe oluşu Hartberg’e özgü bir durumdur. Doğal çevre ve yaşam alanları, bitki ve hayvan türlerinin korunması için çok önemli olsa da, doğal habitatların konut bölgelerine yakınlığı şehir için özel bir durum oluşturmuştur. Hartberg doğasının bu belirgin özellikleri, 11 Haziran 2005 tarihi itibariyle Avrupa rezervleri arasına girmesini sağlamıştır.
Hartberg’in doğal çevresi şehir için istikrarlı bir iklim faktörü oluşturmaktadır. Bu doğal çevre aynı zamanda şehir ile entegre olmuş, içinde bir çok hayvan ve bitki türünün olduğu yaşamaya değer bir kültürel peyzaj örneğidir. Şehrin bu potansiyeli birçok spor ve sağlık aktivitelerine olanak sağlamakta, şehrin ekolojik ve çevresel sürdürülebilirliğini güçlendirmektedir. Hartberg’de ‘Ekopark’ adında Avrupa’da başka örneği olmayan bir proje mevcuttur. Bu projede iş, araştırma ve eğitim sektörünün simbiyotik bir çalışma durumu söz konusudur. Ekopark projesi Uygulamalı Araştırma Merkezi ile bağımsız ticari işletmelerin birlikte çalıştığı çevresel kaygıları merkez alarak yenilikçi projeler geliştirmeye dayanmaktadır. Ekopark projesi, ekolojik durumlarla yakından alakalı
işletmeler için ideal bir ortam oluşturmaktadır. Genel işlem faaliyetlerinin yanında, ekonomik ve bilimsel fayda durumları da söz konusudur (tüm binaların atık yönetimi gibi).
Hartberg yönetimi, Joanneum Araştırma Birimi ve Uygulamalı Bilimler Üniversitesi ile işbirliği içinde bölgede araştırmalar yapmaktadır. Bu çalışmalar kapsamında bilimsel, kültürel ve ekonomik eğitimler, seminerler verilmektedir. Aynı zamanda Ekopark hizmet biriminde büyük ekran teknolojisi hizmeti ile bilimsel filmler, doğa belgeselleri gösterimi yapılmakta, su ve çevre konulu sergiler düzenlenmektedir. Hartberg Ekopark projesi, sürdürülebilir kalkınma anlamında,
– Çevre sorunları ve olası çözümleri hakkında tüketicilere bilgi kazandırabilen yenilikçi yolları araştırması,
– Kapsamlı bir şekilde çevresel konularda kamu bilincini yükseltmesi,
– Çevresel teknikler ve endüstriyel konularda, simbiyotik çalışmalarla uygulamalı araştırmalara teşvik etmesi,
– Bölgenin ekonomik ihtiyaçlarına cevap verebilme kapasitesi, nedeniyle dikkate değer bir örnektir.
Capuchin Manastırı önünde her Salı ve Cuma yerel üreticiler ürünlerini sergilemektedir. Şehir parkında ise Paskalya pazarı ve bahçe fuarı düzenlenmektedir. Burada dekoratif ürünler, Paskalya süslemeleri, bahçe tasarımı ile ilgili eşyalar satışa sunulmakta, yerel ekonomik düzen desteklenmektedir. Hartberg’in sakin şehir projeleri;
– Şehri kendine has özellikleriyle yeniden kurgulama,
– Yerel ürünlerle ilgili Cittaslow festivali,
– ‘Hartberg gülü’ kültürü,
– Gastronomi ve yavaş yemek eğitimi,
– Fuar ziyaretleri,
– Bisiklet kullanımına ve e-bisiklet satışına teşvik,
– Şehir kültürünü yerel ürünler, el sanatları vb. ile ortaya çıkarma,
– Sakin şehir bölge koordinatörü ile iş birliği, şeklindedir.
Hódmezővásárhely – Macaristan
Hódmezővásárhely, Macaristan’ın güneydoğusunda Büyük Macaristan Ovası’nda yer alan bir şehirdir. 2005 verilerine göre nüfusu 47 bin civarında olan şehrin yüzölçümü yaklaşık 483 km²’dir. Neolitik izlerin olduğu şehirde ayrıca Bakır Çağı, Bronz Çağı, Demir Çağı ve Büyük Göç Dönemi’nden kalıntılar bulunmuştur. Kasabanın kalıcı arkeolojik hazineleri şehrin arkeoloji müzesi olan Tornyai Janos Müzesi’nde sergilenmektedir. Arkeologlar kent sınırları içinde neredeyse altı bin yıllık yerleşim izleri bulmuştur. 15. yy’da bölgede önceden bulunan, balıkçılık, ticaret ve tarımla geçimlerini sağlayan 4 küçük kasaba olan Hód, Vásárhely, Tarján ve Ábrány gelişerek Büyük Ova adlı Pazar haline gelmiş ve şimdiki şehri oluşturmuştur. Turizm açısından bakıldığında Hódmezővásárhely doğal termal su kaynakları ile kentsel açık hava banyosu izlenimi vermekte ve yaz aylarında şehre birçok turistin gelmesini sağlamaktadır. Sakin şehir kavramı ile ilgili yönetimin başarılı çabaları ile vatandaşlar bilgilendirilmiş, Güney Büyük Ova bölgenin en refah yerleşim yeri haline gelmiştir. Korunan doğası ile bölgenin en değerli yerlerinden biri de Körös-Maros Milli Parkı’dır.
Yerel üretim geçmişi de çok eskilere dayanan bölgede çömlekçilik, seramik ve nakışçılık gibi geleneksel el sanatlarının gelişmiş olduğu görülmektedir. Bölgede bulunan kilin kalitesi, çömlekçiliğin gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Şehirde hala yaşayan ve çalışan kil ustaları geleneklerini muhafaza ederken orijinal şekil ve motifler geliştirmişlerdir. Şehirdeki nakış ustaları da ün kazanmıştır. Kürk ve nakış işi, kenevir ve keten kullanılarak yapılmaktadır. Ürünler, doğal bitkisel yöntemlerle boyanmakta, dekoratif motifler ve özel desen teknikleri kullanılmaktadır.
Hódmezővásárhely sakin şehir projeleri ve etkileri aşağıdaki şekildedir:
– Hodmezovasarhely sokak aydınlatması yenileme projesi: LED-sokak lambaları sağlanmış, armatürler yenilenmiştir (armatürlerin sayısı: 6830 adet, yeni armatürler: 6598 adet). Projede toplam enerji tasarrufu: 565.000 kWh /yıl’dır. CO2 emisyonu ve sokak aydınlatmasında enerji tüketimi 2012 yılından itibaren 1/3 oranında azalmıştır. Parlaklık oranı % 50 oranında, görmedeki konfor hissi % 30 oranında artmıştır. Işık şiddeti ortalama % 30-50 artmıştır.
– Németh László İlköğretim Okulu Enerji düzenlemesi: Eski ve kullanılmayan pencere ve kapı camlarının yenilenmesi, bina kabuğunda 10 cm kalınlığında ısı yalıtımı yapılması ve merkezi jeotermal ısıtma sisteminin suyun efektif kullanıldığı akışkan kütle sistemine dönüştürülmesi planlanmaktadır.
– Hodmezovasarhely Erzsébet Hastanesi “A” Bina Blok Enerji düzenlemesi: Binanın tüm pencere ve kapılarının değiştirilmesi, ayrıca ısıtma sisteminin termostatik regülasyon sifon ve akış düzenleyiciler ile donatılması planlanmaktadır.
– Yüksek katlı binaların enerji tasarrufu düzenlemesi: Böylece 693 dairede önemli oranda enerji tasarrufunun sağlanması planlanmaktadır.
San Vincenzo – İtalya
San Vincenzo İtalya’nın özerk bölgelerinden biri olan Toskana’ya bağlı Livorno şehrinin bir yerleşimidir. Livorno’ya 50 km, Floransa’ya 100 km uzaklıkta olan kent, 34 km² lik yüzölçümüne ve 2004 verilerine göre 7 bin civarında nüfusa sahiptir. Kasabaya ulaşım; demiryolu hattı, büyük sahil yolu ve merkeze 70 km uzaklıktaki havaalanı ile sağlanmaktadır. Kentin en eski yapısı olan San Vincenzo Kulesi şehir merkezinde yer almaktadır. Kent, San Vincenzo tepelerindeki ilk yerleşme olan Biserno Kalesi 1304 yılında yıkılınca, bunun sonucu olarak bu çevrede kurularak
gelişmiştir ve 1949 yılında bağımsız bir belediye haline gelmiştir. Ayrıca, İtalya’nın sanat merkezi olan üç şehri Pisa, Floransa ve Siena, kasabadan 70, 140 ve 115 km uzaklıktadır (Url-51).
2006 yılından bu yana San Vincenzo’nun Şekil 4.12’te görülen 11 km’lik sahil şeridi, temiz plajlar ve denizler için uluslararası bir Avrupa standardı olan Mavi Bayrak sertifikasına sahiptir. San Vincenzo, denizle ilişkisi güçlü olan ve gelişen çevreler için, sürdürülebilir taahhütleri geliştirmek ve yaymak amacı taşıyan Avrupa Çevresel Eğitim Vakfı (FEE)’nın üyesidir.
2004 yılında deniz suyu için yapılan testlerin sayısı arttırılmış, ‘temiz kumsal’ kampanyalarına ağırlık verilmiş, köpekler için bir kumsal oluşturulmuş, turizm ve otel işletmecilerine bu konularda eğitimler verilmiş, denizde ve turistik tesislerde güvenliğin arttırılması yönünde çeşitli projeler başlatılmıştır. San Vincenzo ayrıca ISO 14001 ve EMAS sertifikalarına da sahiptir (Url-53).
Posidonia, okyanuslarda bulunan bir yosun türüdür ve Akdeniz’de pek görülen bir tipoloji olmadığı için deniz suyu kalitesine önem veren kent için oldukça önemlidir. Çünkü bu bitki türü çok miktarda oksijen üretmektedir ve deniz suyu için kalite ve temizlik garantisi oluşturmaktadır. Bu durum Avrupa Birliği Direktifi ile korunması gereken çevre kapsamına girmektedir. Suyun şeffaflık görüntüsünü arttıran bu bitki türü aynı zamanda dalga hareketini azaltarak kıyı erozyonu riskini azaltmaktadır. Sahile vuran ölü Posidonia yaprakları, daha sonra San Vincenzo Belediyesi tarafından organik gübre olarak kullanılmaktadır. Bu durum ekolojik döngüye ve sürdürülebilir çevreye olanak sağlamaktadır.
San Vincenzo, turistik tesislere ve genişletilmiş iyi donanımlı bir demirleme limanına sahiptir. Sahilleri 12 km uzunluğunda ince kum ve Akdeniz bitki örtüsü ile kaplıdır. Kent merkezi bütün kamu tesisleri ve önemli bir arkeolojik alan olan Etrüsk bölgesi ile bağlantılıdır. Kent, aynı zamanda pitoresk özellikteki köylere ve tarihi ortaçağ tepelerinden oluşan Suvereto, Campiglia Marittima, Bolgheri, Castagneto Carducci, Volterra, San Gimignano gibi kasabalara yakındır. Başka önemli turist merkezlerinden biri de kentten kolay ulaşımı sağlanan Elba Adası’dır. İtalyanlar’ın önem verdiği ve eski bir maden yerleşimi olan adaya ulaşım San Vincenzo’dan kolayca sağlanabilmektedir. Yönetim spor merkezleri ile işbirliği içinde profesyonel bisiklet, futbol, basketbol, tenis, voleybol ve okçuluk dallarında halka ücretsiz donanım sağlamaktadır. Sağlıklı yaşam ve sosyal sürdürülebilirlik kapsamında kent kalitesini arttıran bu faktör, sakin şehir felsefesine hizmet etmektedir.
Kaynak
Selma Aydoğan, Sürdürülebilir Mimarlıkta Sakin Şehir (Cittaslow) Yaklaşımı
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Selma Aydoğan’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com