Etiket arşivi: Mitoloji

Altay Kavimlerinde Kullanılan Hayvan Sembolleri ve Anlamları

Semboller ya da motifler, yazının toplum düzenine hâkim olmadığı dönemlerde, kültürler için bir tür muhafaza, ambar, hafıza vazifesi gören (masal, efsane, destan, hikâye, fıkra, bilmece, türkü, mani, atasözü, deyim vb gibi) estetik dil yaratılarının büyülü yapı taşlarıdır. Bu yapı taşları evrensel olup, tüm kültürlerdeki işlevleri aynıdır. Bu unsurlar, estetik yapılara (efsane, destan, masal, hikâye, fıkra, bilmece, türkü, mani) yoğunluk kazandıran işleviyle evrensel olmakla birlikte, millîdirler. Yani, motiflerin evrensel boyutundan başka bir de kültürel boyutları vardır. Örneğin, at motifi evrensel, “Kırat” motifi Türk destanlarına özgü, akıllı ve kurnaz çocuk motifi evrensel, “Keloğlan” motifi Türk masallarına özgü, cengâver kız motifi evrensel, “Arabüzengi” Türk halk hikâyelerine özgü, kurt motifi evrensel, “Bozkurt” motifi Türk efsaneleri ve destanlarına özgüdür.

Bir motifin, anlatılarında yer aldığı kültür içerisinde neyi simgelediğini çözmek, o kültürün harikalar dünyasına girmek demektir. O kültürü binlerce yıldan beri var eden sırlara ermek demektir. Kısacası motif; “hikâye etmenin en küçük unsurudur” diyerek içerisinden çıkılacak bir olgu değildir.”
Hayvan mücadele sahnelerinin taşıdığı anlamlar çeşitli dini inançlar tarafından da beslenmiştir. Hayvan üslubu sadece Türk mitolojisinin değil aynı zamanda şamanizmin de bir sonucudur. Özgün şaman elbiseleri, hayvan şekillerini taklit eden giysilerden oluşmuştur. J. Baldick; “Animal and Shaman” adlı çalışmasında; Yakut Şamanı örneğinden hareketle, Şamanın toplum adına üstlendiği görevler için şekil değiştirmesinin gerekliliği için şunları söyler: Yakut Şamanı denizlere ya da dağlara seyahat edebilmek için bir ata dönüşür, ve sonra daha ileriye doğru gidebilmek için kuşa dönüşür. Duruma göre hastalıklı bir ruhu kovalamak için ren geyiği olur ve yolculuğun bir safhasında kendini atmacaya dönüştürmelidir.

Şamanizm

Şamanizm, milattan önceki yıllardan bu zamana Türklerin ve çevrelerindeki toplulukların, İç Asya ve Orta Asya’da yaşadıkları bölgelerde uyguladıkları ve şaman ya da kam adı verilen din adamları aracılığıyla gerçekleştirilen bir inanç sistemidir. Aslan, Şamanlarla ilgili olarak onların seçilmiş insanlar olduklarını belirtmiştir. Ünlü din tarihçisi Eliade’nin bahsettiği Buryat efsanesinde şöyle geçer; önceleri mutlu bir şekilde yaşayan insanlar, kötü ruhların hastalık ve ölüm yaymaya başlaması üzerine kötü duruma düşerler.
Bunun üzerine ilahlar ölüm ve hastalıkla savaşması ve insanlara yardım etmesi için, onlara bir şaman göndermeye karar verirler. Ancak şaman olarak gönderilen kartalın dilinden anlamayan insanlar ona güvenmezler. Bunun üzerine kartal ilahlara dönerek, kendisine insanlarla konuşma yeteneğinin verilmesini ya da Buryatlara kendi cinslerinden bir kam gönderilmesini söyler. Böylece ikinci dileği kabul edilen kartal insan şeklinde tekrar dünyaya geri gönderilir. Geri gönderilen kartal bir ağacın altında uykuya daldığı sırada bir kadın görür. Bu kadın ve kartalın beraberliğinden doğan çocuk ilk şaman olarak nitelendirilir Buradan da anlaşılacağı gibi şaman ruhunun simgeleri kartal ve kuş ile ilgilidir. Bu simgecilik Türk mitolojisinde yaygın olarak görülür.

 
Avcı toplumun önderi olan şamanın, çok tecrübeli ve önemli bir avcı olduğu düşünülmektedir. Bu kişinin kurban törenlerinde öncülük yaptığı, toplumun totemi ve atası olan geyiği saygıyla kutsadığı düşünülür. Hayvan sembolizmi, 1300’ler civarında Doğu Türkistan’da oluşan, korunabilmiş en eski geleneksel Türk metni olan Oğuz Kağan Destanı’nda da göze çarpar. Bu destan bize Oğuz Türklerinin kavmine adını veren atanın efsanesini verir, ayrıca başka Türk boylarının isimlerini açıklayan öyküler de sağlar. ‘Oğuz’ adı ‘Genç Boğa’ anlamına gelir ve destanda Oğuz’un kendisi kısmen sığırdan gelir. Ayrıca Ögel, Oğuz’da kurdun, samurun ve ayının olmak üzere başka hayvanların özellikleri de olduğundan bahsetmektedir.

Edebi Eserlerde Hayvan Figürleri

Hayvan figürleri ve hayvan mücadelelerinin tasviri, Karahanlı, Gazneli, Büyük Selçuklu devirlerinde ana tema olmaktan çıkmış fakat simgesel anlamını koruyarak sürmüştür. Örneğin; Firdevsi’nin Şehname’sinin nüshalarında, Kelile ve Dimne yazmalarında, hükümdar avını gösteren minyatürlerin bir köşesinde, Baburname gibi hatıratlarda ayrıca Varka ve Gülşah gibi aşk konusunu işleyen eserlerde bile hayvan mücadele sahnelerinin varlığı göze çarpar. Orta Asya’da gelişen bu hayvan üslubunun uzantıları Anadolu Selçuklu sanatında da yoğun olarak görülmüştür.
M. Rostovtzeff, hayvan üslubunun, insanlığın dekorasyon tarihindeki en eski üslup olduğunu belirtirken, Palaeolitik devir mağara duvarlarındaki resimlerde görülen hayvan figürlerini kastederek bunları başlangıç noktası almaktadır. Özetle hayvan üslubunun doğduğu çevre, Avrupa-Sibirya kuşağı boyunca ilerleyerek Çin’e kadar uzanır. Üslubun, İç Asya’da daha uzun süre devam ederek tarihi çağlara kadar canlılığını korumasının nedeni, kıtasal kış mevsiminin ancak bu bölgede ağırlığını hissettirmesi ayrıca ekolojik şartlar ve toplumsal kültürün Ortaçağ sonlarına kadar bu çevrede devam etmiş olmasıdır.
Şamanın “manyak” diye adlandırılan giysisi, ayin esnasında hangi hayvanın şekline büründüğüne dair bilgi veren önemli bir materyaldir. Çünkü giysi, Şamanın ayin esnasında dönüştüğü hayvanın şekli dikkate alınarak hazırlanır. B. Ögel’in aktardığı gibi, Orta Asya ve Sibirya’da Şaman giysileri, “hayvan ata” dikkate alınarak ‘kuş, geyik ve ayı’ tipinde yapılmaktadır. Türk mitolojik inanç ve düşünce sisteminde, kuşlar farklı işlevlerle karşımıza çıkmaktadır. Türk boylarının yaratılış mitlerinde çeşitli kuşlar yer almaktadır. Örneğin; Yakutların, Yenisey veya Altayların yaratılış mitlerinde kaz, kuğu ve kırlangıç gibi kuşlar yer almaktadır. Şamanların davullarında kaz, kartal gibi kuşlar yer alır. Şamanizm inanışında, ölen kişilerin ruhunun kuş suretine dönüştüğü ruhlarının bir kuş olarak göğe uçtuğu düşünülür.

Çift Başlı Kartal Sembolü

Öney’e göre kartal koruyucu bir güçtür ve asaleti simgeler. Mezar semboliği olarak köklerini Orta Asya inançlarından alır. Ölünün rehberi ve refakatçisidir. Kutsal ağaç üzerinde de şamanın doğmamış ruhunun simgesidir ve aynı zamanda şamanın kendisidir. Çünkü şaman gökle yerin birleştiği ağaç aracılığıyla göğe yükselir. Ayrıca Öney’e göre kartal aydınlık ve Güneş simgesidir.
Çift ya da tek başlı kartal Asya genelinde kozmolojik eserlerde ve görsel sanatlarda yaygın olarak kullanılmış göksel bir simgedir. Altay Dağları ve Sibirya bölgesi göçebelerinin dini inançlarında günümüze kadar gelmiştir. Bir kült nesnesi olarak kartalın ilk defa Asya göçebe toplumlarında ‘kozmik direk’ kavramı ile birlikte kullanılmıştır. Kartal ile ilgili inançlar ve söylemler kozmolojik bir kavram olarak kartalın anavatanının Kuzey Asya olduğu ihtimali öne sürülür. Peker konuyla ilgili şunları belirtir: Turukhansk Yakutları arasında kartal ilk şamanın yaratıcısı olarak Yüce Varlık Ai (Yaratıcı) veya Ai Toyon (Işık Yaratıcısı) adını taşımıştır. Yakutlar kartal ve kutsal ağaçlar, özellikle kayın ağacı arasında ilişki kurmuştur. Şaman rüyasında, tepesinde Dünyanın Efendisi olan kozmik ağaca taşınır. Aynı zamanda kartal önemli bir türeme simgesidir. Özellikle Göktürk ve Uygur devirlerinde kartal ve başka yırtıcı kuşlar hükümdar ya da beylerin timsali, koruyucu ruhun, adaletin simgesi, ayrıca güneşi, gücü ve kudreti ifade ediyordu.

Kurt Figürü

A.İnan’a göre, en eski Türk destanının merkezi unsuru “Başkurt” olmuştur. Bugünkü Şamani Türklerden kurdun kutsi mahiyeti olduğu görülür. Şaman davullarında mutlak kurt resmi bulunur. Tuha (Uranhay) Türklerinin kam dualarında Bozkurt’a aşağıdaki şekilde hitap edilir:
Yukarı Tanrı’dan memurum
Yedi gün (muttasıl) yemek yemez (hayvan)ım
Tanrımın merhametli (bende)si
Bozkurdum, efendim!
Ağız ve burnunu (dili ile) yalamakta olan
Boz kurdum!..
Kafesoğlu ise, Eski Türklerde totemciliğin varlığı ile ilgili görüşlere katılmaz. O, kurdun ata olarak tanınmasının, bu hayvana saygı duyulmasının yeterli delili olmadığını iddia eder. Sosyal ve hukuki yönleri bulunmayan bir teşkilatın inanç sistemi olamayacağını, bu şartların eksikliğinin totemciliğin var olmadığının ortaya koyduğunu dile getirir.

Fotoğraf: Kurt Figürünün Kullanımına Bir Örnek
Eröz, konuyla ilgili olarak canlı örnekler veriyor. O, Kozan Kürtlerinin yeni doğmuş çocuğu kurt gibi güçlü ve uğurlu olsun diye kurt postunun içinden geçirdiklerini dile getiriyor. Dede Korkut da, “Kurt yüzü görmek mübarektir” diyordu. Bütün Türk devletlerinde kurt bir semboldü, kurt başlı bayraklar kullanırlardı. Ergenekon Destanı, Oğuz Destanı’da kurt yol gösterici, kurtarıcı, uğurlu, kutlu bir hayvandı. Kurt, Türklerin eski bir totemi idi. Eröz, Kozan Kürtlerinin yeni doğan çocuklarını kurt postundan geçirmelerini bu gözle değerlendirmenin gerektiğini belirtir. Ayrıca hem Orta Asya’da hem de Kozan Kürtlerin delahusaya musallat olan kadının yatağının altına kurt postundan bir parça koyulduğunu, bu parçanın da ana ve yavruyu albastıya karşı koruduğuna inanıldığını ifade eder.
Türklerde bazı hayvanlar kutsal ya da uğursuz sayıldıkları için, totemik iz taşıyan unsurlar olarak değerlendirilmektedir. Mehmet Eröz, özellikle kurt, koç, at, kartal gibi hayvanların bu şekilde totemik iz taşıdığını öne sürmektedir. Alevîlerin tavşan eti yememeleri ve onu uğursuz saymalarının da totemizme örnek olabileceği söylenebilir. Tavşandan başka, Anadolu’da akrep ve köpek gibi hayvanları da uğursuz olduklarına inanıldığının bir ifadesi olarak kendi isminin dışında bir isimle anılması anlayışı mevcuttur.

Aslan

Türklerde aslan figürü Budizm’le birlikte görülmeye başlamıştır. Pazırık kurganlarından çıkarılan taşların üzerinde aslan resimlerinin bulunması, bu hayvanın Türklerde çok önceden bilindiğini göstermektedir. Eberhard’ın Çin kaynaklarından aktardığı bilgilere göre aslanın Çinliler tarafından bilindiğini, aslan oyunu adı verilen bir oyunun oynandığını ve vergi olarak insanlardan canlı aslan alındığını söylemiştir. “Deve ve aslan oyunlarının raks olması muhtemeldir. Aslan raksına bugün bile şimalî Çin’de rastlanmaktadır.” Aslanın zafer kazanan, iyilik getiren ve aydınlık veren bir hayvan olarak kabul görmesi; savaşlarda kuvveti, zaferi ve iyiliği simgelemiştir.
Türklerde uzun saçın yaygın olması aslanın yelesinin yiğitlik ve kudret simgesi olmasıyla ilişkilidir. Aslan tanrısal bir hayvan olarak Batı Türk Dünyası’nda karşımıza çıkmaktadır. Bu durum Karahanlılarda belirgin bir şekilde görülmektedir. Uygur ve Oğuz bölgelerinde aslan adını taşıyan çok fazla kişi bulunması aslanın çok önceden bilindiğinin kanıtı olmuştur. Aslan Türk Dünyası’nın belirli bölgelerinde kurdun yerini almıştır. Türker’in İslam’ı tanımasından sonra da anlamını yitirmemiştir Budizm’de aslan, tanrı sembolü ve hükümdarın oturduğu tahtı simgelemiştir.

At

At eski Türk Dünyası’nda özellikle insanın ayrılmaz dostu ve savaştaki faydaları ile de kuvvet ve kudret sembolü olmuştur. At sürüleri ise zenginliğin ifadesi olarak görülmüştür. At ile gök arasında bir bağlantı olduğu kesin olmakla birlikte bu inancın Türklerde var olması muhtemeldir. Öyle ki Türk mitolojisinde atın, Tanrı’yı gördüğünden bahsedilmiştir. Yakutların bir efsanesinde anlatılana göre at tanrı tarafından kahramanlara hizmet için gönderilmiştir. Yine bir yakut efsanesinde, şeytan davulunu ters çevirerek üzerine oturmuş, değneğiyle üç delik açmıştır ve davul üç bacaklı bir kısrağa dönüşerek sahibini doğuya götürmüştür. Ayrıca Buryat efsanelerinde ölen şamanları yeni yurtlara taşıyan atlardan söz edilmiştir.

Gök ve At

Atlar kahramanları savaşlarda koruyarak onlara yoldaşlık etmiştir. Yenilmeyen, yorulmayan ve insan gibi konuşan bir hayvan olmuştur. Şamanlarda ölüm hayvanı ve ruh taşıyıcı olmuştur. Şamana göğe çıkma olanağı sağladığı için çoğu kere kanatlı olarak düşünülmüştür. Türkler sonbaharda çayır ve hububatların koruyucusu olan tanrılara at kurban etmişlerdir. Her hayvan Gök için kurban edilmiştir, fakat at kurban etmenin özel bir anlamı olmuştur.
Şamanlarda at kılını yakmak, şamanı öteki dünyaya götürecek hayvanı çağırmaktadır.
Sieroszewskf’in tespitinde şamanın göğe çıkması için hazırladığı düzenekte beyaz at yelesinden yapılmış çelenklerin ağaçlara asıldığı anlatılmaktadır. Yine bu düzenekle ilgili olarak bazı Türk toplulukları tanrılara adaklarını dünyanın eksenini teşkil eden ve Demirkazık denen Kutup yıldızına ulaşan kazığa bağladıkları da söylenmektedir. Çoban yıldızını eril sayıp at sürüsüne sahip olduğu ve bu yıldızın atların koruyucusu olduğuna inanılmıştır. İslamiyet’ten sonra kendisine yeni özellikler eklenen at, Türkler için önemini her zaman koruyan bir hayvan olmuştur. Ayrıca at, uzun ömür, mutluluk, refah, doğruluk, şöhret, iyilik ve soyun devamlılığının sembolü olmuştur. Ayrıca Kazak ve Kırgızların aş-yog törenlerinde halen at kurban edilmektedir.
Şaman davulunun üzerinde tasvir edilen at resmi uzun mesafeyi almaya yardımcı olmayı temsil eder. Şamanizm de davulun ruhlar alemine giden Şamana eşlik ettiğine inanılır. Bu anlamda davul “Şamanın atı” diye de isimlendirilir. Tam ve tipik anlamıyla ruh göçürücü ol an at, şaman tarafından çeşitli bağlamlarda esrimeye, yani mistik yolculuğu mümkün kılan “kendinden-çıkışa”, ulaşmak için kullanılır…. “at” şamanın havada uçmasını, Göğe çıkmasını da sağlar…. At öleni öbür dünyaya taşır; “düzey atlamayı”, yani bu dünyadan başka dünyalara geçişi gerçekleştirir ve bu yüzden, aynı zamanda erkekliğe giriş anlamı taşıyan bazı katılma/sırra- erme törenlerinde de birinci planda rol oynar. At kılı yakmak şamanı öbür dünyaya götürecek olan sihirli hayvanı çağırmak demektir.

Ayı

Türk mitolojisinde önemli bir yeri olmasına rağmen bir kartal, at ya da kurt kadar önemli olmamıştır. Bunula birlikte Türk destanlarında ayı, aptal bir hayvan olarak bilinmiştir. Ayı orman tanrısı ya da orman ruhunun simgesi olmuştur. Başkurtlar onu ata saymıştır. Erken devirlerde kurdun adının tabu olması gibi ayı adının da zikredilmesi yasaklanmıştır. Ayı tipi elbiseler şamanlar tarafından kullanılmış, onun farklı kısımlarından alınan kemiklerde şaman elbiselerine dikilmek suretiyle şamanın göğe seyahatinde yardımcı ruh olarak işlev gördüğüne inanılmıştır. Çinliler için güç ve cesaretin sembolü olmuştur.

Balık

Balık, Türk kozmolojisinde gök gürültüsü unsurunun hayvan biçimli sembolüdür. Özellikle göl ve nehir kıyılarında yaşayan Türk topluluklarında bereket, refah ve bolluk simgesi olarak görülmüş, evlilikte de mutluluk ve üremenin simgesi olmuştur. Fakat Türklerin balık ve balıkçılığa ilgileri az olmuştur. Balıkçı Türkler Asya’nın kuzeyinde soğuk bölgelerde yaşamışlar, çünkü başka geçim kaynağı bulamamışlardır. Ayrıca Uygurlarda balık öldürmek ve balıkçılıkla uğraşmak günah kabul edilmiştir. Bir efsanede; Fuyü kralı, ırmak hâkiminin kızı ile evlenir. Bu evlilikten ırmak hâkimin kızı gebe kalır ve bir yumurta doğurur. Yumurtayı atarlar ve bunu kuşlar himaye eder. Bu yumurtadan bir oğlan çıkar. Oğlan iyi at yetiştirir ve mecburi bu işi yapmak zorunda kalır. Bir gün kaçmaya karar verir. Güneş ve ırmak hâkimlerinin oğlu olduğu için balıklar bu oğlan için sırtından köprü kurarlar. İşte Fu-yü’lerin büyük atalarının bu soydan geldiği söylenir.

Boğa

Boğa genellikle yer unsuru içinde değerlendirilmekle beraber bazı anlamlarıyla gökle de ilişkilendirilmiştir. Eski Türklerde boğa kahramanlık arması ve simgesi olmuştur. Bu nedenle hükümdarlık simgesi ya da arması sayılmıştır. Tonyukuk yazıtında hükümdarın yağlı semiz bir boğayla karşılaşması bu konuyu desteklemektedir. Noyun Ula’daki Hunlara ait mezarlarda aslana benzeyen boğa kabartmaları görülmüştür.

Geyik

Geyik, Türklerde kurttan sonraki en önemli hayvandır. Öyle ki Türklerde bir dönem geyik öldürmenin cezası ölüm olmuştur. Nazmiye Togan makalesinde; “Türk hanları yaz aylarını bin pınar denilen serin yerde geçirirler. Burada pek çok geyik vardır, birçoğunun boynuna çıngıraklar ve bilezikler takılmıştır. Onlar insanlara alışkındır ve hiç korkmazlar ve kaçmazlar. Han bunları çok sever ve onların öldürülmesini ölüm cezası ile yasak etmiştir.” demiştir.
Türk mitolojisinin, en eski simgelerinden birisidir. Diğer hayvanlarla ortak özellikler gösterir. Şaman törenlerinde suretine girilen hayvan-ata ya da ruhlardan birisi olmuştur. Bu nedenle şaman elbisesi ya da davulu üzerinde temsili olarak ya da ona ait bir parçayla görülebilir. Türklerde dona girmek deyimi kullanılmıştır. Geyik donuna girmek yani geyik olmak anlamına gelen bu tabir menkıbe, masal ve efsanelerinde karşımıza çıkmaktadır. Mevcut menkıbelerde don değiştirme örnekleri çokça karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan çoğunluğu geyik ve kuş şekline girme biçiminde olmuştur.
Geyiğin adı olan kiyik sözcüğü, genel olarak av hayvanlarını nitelendirmek içinde kullanılmıştır. Bu durum ise, bu hayvanın oynadığı rol konusunda belirsizliğe yol açmıştır. Arkeologlar, bir kurban hayvanı olarak geyiğin atın önceli olabileceğini belirtmişlerdir. Geyiğe yüklenen birçok anlam İslamiyet’ten sonra da sürmüştür. Bolluk ve bereketin sembolü olmuştur. Kimi zaman yol gösterici kimi zaman mübarek bir binek hayvanı kabul edilmiştir.
Türklerin hayatında av hayvanı olarak geyik önemli bir yer teşkil etmektedir ve geyik avlamak, geyik avına çıkmak bir geçim kaynağıdır. Diğer yandan geyiğin kutsallığının Şamanizm inançlarından kaynaklandığı hakkında görüşler de mevcuttur. Şamanlar da geyik donuna girmekte, geyikler şamanların kutsal ruhu olmaktadır. Ayrıca şamanların giysileri ve kullandıkları aletlerde geyiğe dair unsurlar bulunmaktadır.

Türklerin hayatında av hayvanı olarak geyik önemli bir yer teşkil etmektedir ve geyik avlamak, geyik avına çıkmak bir geçim kaynağıdır. Diğer yandan geyiğin kutsallığının Şamanizm inançlarından kaynaklandığı hakkında görüşler de mevcuttur. Şamanlar da geyik donuna girmekte, geyikler şamanların kutsal ruhu olmaktadır. Ayrıca şamanların giysileri ve kullandıkları aletlerde geyiğe dair unsurlar bulunmaktadır.

Horoz ve Tavuk

Pazırık kurganlarından çıkarılan horoz ve tavuk figürleri, deriden kesilmiş ya da lahitler üzerine oyulmuş bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Türklerde horozla ilgili inançlarda Şamanizm’in etkisi bulunmaktadır. Büyük olasılıkla kötü ruhları kovan, koruyucu bir simge olmuştur. Özellikle horoz günün aydınlanışını haber vermesiyle bu anlamı ifade etmiştir. Tavuk ayrıca Oğuz Kağan Destanı’nda da geçmektedir:
“Otağın sağına kırk kulaç uzunluğunda bir sırık diktirdi. Tepesine bir altın tavuk, tavuğun ayağına beyaz bir koyun bağlattı. Sol tarafına da kırk kulaç uzunluğunda bir sırık diktirdi. Tepesine bir gümüş tavuk, tavuğun ayağına bir siyah koyun bağlattı. Sağ tarafta Bozoklar, sol tarafta Üçoklar oturuyordu.” Genel olarak altın tavuk hükümdar ailesinin, gümüş tavuk ise soylu kişilerin simgesi olmuştur. Horoz ve tavuk Türk kozmolojisinde barış unsurunun hayvan biçimli simgesi ve ayrıca Oniki Hayvanlı Türk Takvimi’nin de yıl simgelerinden birisi olmuştur.

Kartal

Eski Türklerde kartal önemli bir yere sahiptir ve Türklerin milli simgelerinden birisi olmuştur. Birçok Türk devletinde ve boylarında kartal figürüne rastlamak mümkündür. Hâkimiyeti, gücü ve kudreti ifade etmiştir. Şamanist uygulamalarda çok yaygın olarak karşımıza çıkmaktadır. Hayvan-ata ya da yardımcı ruhlardan birini temsilen zaman zaman şaman elbisesi üzerinde yer alan kartal, önemli bir türeme simgesi de olmuştur.

Buryatların bir anlatısına göre: “Başlangıçta sadece batıda tanrılar ve doğuda kötü ruhlar varmış. Tanrılar insanı yaratmışlar ve insan, kötü ruhlar yeryüzüne hastalık ve ölüm saçıncaya dek mutlu yaşamış. Tanrılar hastalık ve ölümle savaşmak üzere insanlara bir şaman armağan etmeye karar vermişler ve kartalı göndermişler. Ama insanlar onun dilini anlamamışlar, zaten alt tarafı bir kuş diye güvenememişlerde. Kartal geri dönüp tanrılardan kendisine konuşma yetisi vermelerini ya da insanlara bir Buryat şaman göndermelerini istemiş. Tanrılarsa kartalı, yeryüzünde rastlayacağı ilk kişiye şamanlık yetisi vermesini buyurarak, tekrar dünyaya göndermişler. Kartal yere inince bir ağaç dibinde uyuyan bir kadın görüp onunla çiftleşmiş. Bir süre sonra kadın bir oğlan doğurmuş ve bu çocuk ilk şaman olmuş.” Özellikle Göktürk ve Uygur devirlerinde kartal ve diğer yırtıcı kuşlar hükümdar ya da beylerin, koruyucu ruhun ve adaletin simgesi olmuş güneşi, güç ve kudreti ifade etmiştir.

Keçi, Koç ve Koyun

Taoizm’de ölümsüzlüğü temsil eden keçinin, Budizm’de tanrılarla ilgili olduğu düşünülmüştür. Dağ keçisi şekli hanedan arması olarak da kullanılmıştır. Bunu en güzel örneğini Kültigin Yazıtı’nın doğu yüzündeki dağ keçisi şeklindeki amblem ifade etmektedir. Eski Türklerde dağ keçisi sıgun sözcüğüyle ifade edilmiştir. Keçi yer tanrısının hayvanı sayılmıştır. Özellikle matem törenlerinde kurban edilmiştir. Keçi kalıntıları ve motiflerine birçok yerde rast gelinmiştir. Prof. Anderson, Ordos’ta keçi resimlerinin bulunduğundan bahsetmiştir. Ayrıca Namazgâh-Tepe’de keçiye ait kemikler de bulunmuştur.
Koç eski Türklerde Gök Tanrı’ya sunulan kurbanlardandır. Çin kaynaklarına göre Tabgaçlar Gök Tanrı ayininde koç kurban etmişlerdir. Koç daha çok gökle ilgili sayılmış ve ongun olarak kullanılmıştır. Güç ve kuvvet simgesi olmuştur. Koç Moğollar arasında verimliliği, bereketi simgelemiştir. Koçun gökten geldiğine inanılmış ki bu durumun İslam kaynaklı olduğu muhtemeldir. Uygurlarda koç, cehennemdeki varlıklar arasında sayılmaktadır.
Koyun da koç gibi Gök Tanrı’ya sunulan kurbanlar arasında olmuştur. Günümüz Şamanist topluluklarından Beltirler, gök için düzenledikleri törenlerde beyaz koyun kurban etmişlerdir (Çoruhlu, 1999:150). Kazak ve Kırgızlarda koyunların karnında bulunan bir taşın yağmur yağdırdığı inancı vardır (İnan, 2000:2). Koyun günümüzde de en çok kurban edilen hayvanlardan biridir.

Köpek

Köpek Türklerde kurt kadar yer kaplamasına rağmen daha önemsiz bir rol üstlenmiştir. Bakıldığı zaman güçlü şamanlar ayinlerinde kartal gibi güçlü ve asil hayvanların biçimine girerken, zayıf şamanlar köpek şekline girmişlerdir. Bu hayvan Türk topluluklarının cenaze töreninde kurban edilmiştir. Türk Kozmolojisi’nde ölüme işaret eden örneklerdendir. Eberhard eserinde Vu-Huanlar’ın ölülerine köpek kurban ettikleri ve köpeklerin ruhlara eşlik ettiğini söylemiştir. Batılı tarihçiler, Türklerin bir köpekle asıl yurtlarından göç ettiğini iddia etmişlerse de bunu kurtla karıştırdıkları görülmektedir.

Yılan

Yılan ejderha ile akrabadır. Oniki Hayvanlı Türk Takvimi’nde yer alan hayvanlardan birisidir. Yılan genellikle karayılan adıyla anılmış ve Şamanizm’de yeraltı ilahını simgelemiştir. Türk mitolojisinde ak Gök Tanrı’yı, kara ise yeraltı tanrısını temsil ettiğinden yılan yeraltı hayvanı olarak kabul görmüştür. Uzun süre dış kültürlerden uzak kalan Kuzey Türkleri ve Altaylar, Çin ejderhası yerine efsanevi büyük yılanlarını koymuşlardır. Yılan şeytani varlıklar arasında yer almıştır. Padişah olan yılanın yanı sıra hazinelerin koruyuculuğunu yapan yılanlara da rastlanılmıştır.
Altay efsanesinde anlatılanlara göre yeraltı dünyasının padişahı Erlik, Bekçi Yılan’ın ağzına girip yasak meyveyi yemiştir. Buna ceza olarak Ülgen, yılana “şimdi sen şeytan oldun. Kişiler sana düşman olsun, vursun öldürsün” demiştir. İbn Fadlan, Bulgarların yılanları kutsadığını ve öldürmediğini, aynı zamanda yılanlarında onlara dokunmadığını söylemiştir. Gerdizi ise yılanın Başkırların oniki tanrısından birisi olduğundan bahsetmiştir. Osmanlı kaynaklarında evren büyük bir yılan olarak tanımlanmıştır. Orta Asya Türk inanışlarında yeraltı güçlerinin ve kötülüğün sembolü olan yılan, Anadolu toplumunda da benzer sembollerle yer almaktadır. Şahmeran Anadolu’da çok değişik biçimlerde anlatılan bir yılan efsanesidir.
Yılan, Türk Şamanizm’inde yeraltı Tanrısı Erlik ile ilişkili bir simgedir. Yılandan genellikle karayılan olarak söz edilmesinin nedenlerinden birisi yine Erlik’le ilişkiliydi. Zira Türk mitolojisinde ak ya da gök renk Gök Tanrı’yı kara renk ise yeri ve Yeraltı Tanrısı Erlik’i sembolize etmekteydi. Erlik bazı Şaman dualarında karayılandan bir kamçıya sahip olarak tanıtılmaktadır. Öte yandan bazı Şamanlar yılan biçimine girerler. Tören esnasında onun hareketlerini taklit ederler. Bu nedenle Şaman elbiselerinde yılana işaret eden nesnelerde yer alır. Altay Şaman elbiselerinde bazen yılanın başı ve çatallı kuyruğu belirgin bir şekilde gösterilmiştir. Yuka adı verilen çatal kuyruklu, dört ayaklı yılan, yeraltı canavarını temsil eder. Şamanın külahının ön kısmında da birkaç sıra yılanbaşı yer alır. Ayrıca Şaman davulunun derisi içinde diğer tasvirlerle birlikte yeraltı denizinde yaşadığı varsayılan bir yılan resmi bulunmaktadır.

Tilki

Tilki eski çağlardan beri ata simgesidir. Türklerde hilekâr bir hayvan olarak tanınmıştır. Bununla ilgili olarak Eski Uygurca bir metinde “Yalancı düşünceli tilki şeytanı ayrı götürüp” örneği bulunmaktadır. Tilki kahramanların koruyucu ruhlarından sayılmıştır. Koruyucu ruh öldüğünde, kahramanın da öldüğüne inanılmıştır. Şaman başlığında tilkinin postu da yer almıştır. Bu durum Şamanist törenlerde tilkinin de yer aldığını göstermektedir. İslamiyet’ten sonra da Türklerde korkaklık ve kurnazlığı ile bilinmiştir.

Kuş

Kuş sembolleri Şaman ritüellerinde, formunun kullanıldığı ve şekline büründüğü hayvanlar arasında yer almaktadır. Kartal, baykuş, kaz, karga, kuğu biçiminde tasavvur edilen bu yardımcı kuşlar, gökyüzü seyahati esnasında şamana yardımcı olurlar. Bu ruhlar Şamana gökyüzüne çıkışta kılavuzluk gösterirler. Şaman bazen onların formunu alır, bazen de onları binek olarak kullanır. Diğer taraftan, bu hayvanlar aracılığıyla yeraltına da inebilir. Aynı şekilde Altay yaratılış destanında Tanrı Ülgen kuş formunda temsil edilmektedir. Ayrıca, bir Yakut yaratılış söylencesinde, suyun altından toprağı çıkarmak üzere kırmızı boyunlu balıkçıl ile bir yaban ördeği görevlendirilir.
Ejder Genelde aslan penceli, kuyruğu yılanı anımsatan kanatlı bir hayvan olarak olarak stilize edilen ve büyük bir yılan olarak kabul edilen ejder, hazinelerin ve gizli şeylerin bekçisidir. Ejder hava ve suların hakimidir. Ejder ile Zümrütü Anka’nın kavgası bereketli yağmurlar getirir.

Kaplumbağa

Türk mitolojisnde kaplumbağa eski Çin ve Hint tasavvurlarıyla ilişkilendirilmesi sonucunda gelişmiştir. Kaplumbağanın kubbe şeklini andıran sırtı gök , alt kısmıysa yer unsurlarını işaret etmektedir. II.Köktürk ve Uygur yazıtlarının bir kısmı kaplumbağa üzerine yerleştirilmiştir. Çin kültürünün etkisiyle kullanılımının amacı kaplumbağanın uzun ömrü ifade edişidir.
Anadolu’da akrep, kaplumbağa ve yılanın toprakla ilişkisinden ötürü ve kötülük unsuru hayvanlar olarak nitelendirildiklerinden yağmur yağdı ramadıklarına inanılır ve bu hayvanlar yağmur dualarında yağmurun yağması için yakılırlar.
Yararlanılan Kaynaklar
Yasemin Oğuz Güner, Şaman Giysi Unsurları Üzerlerinde Kullanılan Semboller
Oktay Aslanapa, Türk Sanatı
Yaşar Çoruhlu, Türk Mitolojisinin Anahatları
John Campbell, İlkel Mitoloji Tanrının Maskeleri
Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi
Gönül Öney, Anadolu Selçuk Mimarisinde Avcı Kuşlar, Tek ve Çift Başlı Kartal
Jean Paul Roux, Türklerin ve Moğolların Eski Dini
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Yasemin Oğuz Güner’e aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Toplumlar Ve Mitolojik Yansımalar

Her milletin bir mitolojisi vardır. Yaratılan her toplum yaratılışından nasıl sona ereceğine kadar olan tüm olayları nesilden nesile aktarıp hikayeleştirerek kendi yaratılış mitlerini oluşturmuşlardır. Yaratılış için insanlar inandıkları ve duydukları öznel tanımlar aktarmışlardır. Nesnel tanım olarak yaşamın, evrenin, doğanın genel olarak ele alındığında bir canlının varlığı daha önceden kabul olunup ve doğaüstü bir güç tarafından yoktan var edilme olayı halini almıştır. Bu nesnel yargı herkes için kabul görünür bir düşünce boyutuna ulaşamamıştır.
Kadim Yakındoğu Mitolojisi
En eski ve en görkemli uygarlığın doğduğu yer Mezopotamya olan Kadim Yakındoğu‟dur. İnsanlığın gelişimi için büyük buluşlar bu dönemde ortaya çıkmıştır. Ateşin bulunması, tekerleğin icadı, yazının ve paranın bulunması gibi birçok kültürel gelişim bu devirde sağlanmıştır. Kadim Yakındoğu kültüründe çok sayıda ve farklı tanrılara tapma gibi dinsel bir boyut söz konusu olmuştur. Söz konusu olan bu olgu din ve mitoloji alanlarına da yansıdığı bilinmektedir. Farklı tanrıya tapma olayı çoğu kez aynı tanrıdan bahsedilse bile kültürler arası oluşan geleneksel bir adet halini almıştır. Tanrılar, kültürlere ve inanışlara göre bazen insan, bazen hayvan, gökyüzünde oluşan doğa olayı, kullandıkları nesne ya da bir simge boyutuna ulaşmıştır. Bu tanrılar insanların rüyalarına girebildiği gibi başlarına kötü bir şey geldiğinde tanrıların onları cezalandırdığını ve hatta onları kaçırıp ölüler diyarına götürdükleri düşüncesi insanların inançları arasında yerini almıştır. Mezopotamya medeniyeti kendine özgü coğrafi ve kültürel şartlarla büyüyüp gelişmiştir. Bu nedenle Mezopotamya‟yı etkisi altına alan dağlar, ovalar, ırmaklar ve mevsimlerin yanı sıra güneş, ay ve yıldızların kozmik ritmi bu medeniyetin temelini oluşturmuştur.
Bu bağlamda coğrafi yapı ve iklim üzerinden insanoğlunun yaşamı değerlendirildiğinde, bir bölgenin coğrafyası yani yeryüzü şekilleri ve iklimi (dağları,arazi yapısı, mevsimleri, su kaynakları) ile benzeri etkenleri, insanı bunlarla uyumlu düşünmeye ve yaşamaya sevk etmiştir. Yani bu fiziksel etken, yaşamsal faaliyetlerini ve inançlarını da etkileyecek boyuta ulaşmıştır. İklim ve coğrafya etkisinin günümüzde de olduğu gibi insanın ten ve göz rengini, duygularını, düşüncelerini, karakterini, rüyalarını, dilini, kültürünü etkileyebildiği gibi insanların inancını ve tanrıya olan bakış açısını da etkilemiştir. Örneğin Mısır‟daki güneş tanrısı “Ra” ve Mezopotamya‟daki Tanrı “Utu/Şamaş‟ın” fonksiyonları bağlamında bu tanrıların kendi toplumlarına olan etkisinin göstergesi olarak güneşin, doğuşu ve batışına yüklenen anlamlar, güneşin yeryüzüne olan yaşamsal etkilerinden dolayı insanların güneşe olan bakış açılarını da değiştirmiştir. Güneş ve gün ışığının her yere ulaşmasına paralel olarak Mezopotamyalılar güneşe insanları korumanın ve adaletin tesisi gibi görevler yüklemiştir. Mezopotamya tanrıları ile ilgili bilgiler ve anlatımlar eskiçağ mitolojik belgelerinde daha belirgin anlaşılmıştır. Bu mitolojik belgeler bilinen ve görünen dünyanın çok ötesinde bir gücü temsil eden tanrılardan bahsedilmiştir.
Eski Mezopotamya insanı, tanrıya ve doğaya anlam verme gerekliliği ile hep karşılaşmıştır. Her şeyden önce yaratılışı gerçekleştiren yegâne güç olan tanrı kavramı, bu insanları derinden etkilemiştir. Bu insanlar için tanrı esasen bir arayış, elde edilemez, gözler önüne sergilenemez, ulaşılmaz bir güç olmuştur. İnsanın en büyük uğraşı da yenilgisi de tanrı imgelemleri ile başlayan, yani zihnin uzanış biçimi olarak nesneleştirdikleri mitolojik tanrısal varlıklar oluşmuştur. İnsanoğlu böylece kutsal gördüğü değerlerini, ulaşamadığı bir tanrı özlemine bağlamıştır. Bu yaklaşım insanların tanrılarına hayati anlamlar yüklemesi ile gerçekleşmiştir.
Mısır Mitolojisi
Mısır medeniyeti, Nil Nehri Vadisi yakınında kurulan en eski uygarlık beşiklerinden biridir. M.Ö. 3050‟ler de Kuzey ve Güney Mısır hükümdarları arasında geçen çekişme, krallığın Narmer‟in boyunduruğu altına girmesiyle son bulmuştur. Eski yönetimin sona ermesiyle yeni oluşan firavun kültü güçlenmiş ve yüzyıllar boyu süren bir yönetim şekli olmuştur. Eski Mısırlılar binden fazla Tanrı ve Tanrıça yaratıp onlara inanmış ve böylece halk tarafından karmaşık bir din yaratılmıştır. Yaratılan Tanrı ve Tanrıçaların bazıları sadece adlarıyla bazıları ise anlatılan hikayelerden ve tasvir edildikleri resimlerden günümüze ulaşmıştır. Her kültürde olan tanrılar gibi Mısır kültüründeki tanrılar kendilerini seven ve onlara dua eden insanları korumuşlardır. M.Ö.3050 dolaylarından sonra Mısır, Firavun‟un yönetimi altına girmiştir. Firavun “Tanrıların Oğlu” sıfatına uygun görülmüştür. Yunan mitolojisinde görülen tapınaklar ve tapınak içindeki heykeller Mısır mitolojisinde de mevcut olmakla birlikte bu tapınaklar Firavun ‟un tanrılara adak sunarken kullanılan yer olmuştur. Her tapınağın içinde tapılan tanrıyla bağdaştırılan değerli taş ve altından yapılan heykeller bulunmaktadır. Mısır halkı bu heykellerin her canlının olduğu gibi bakıma ihtiyacı olduklarını savunmuşlardır. Her gün rahipler tarafından tapınağın kapısı açılıp, içeriye bir öğün yemek konulurmuş. Bu durumun tanrıları hoşnut etmesi ve insanlara istediklerini vermesi beklenirmiş. Eski Mısırlarının gözünde mitoloji onlar için tanrılarla ilgili oluşan hikayeler değil aksine günlük yaşamda ve onlarla birlikte yaşadığına inanılan bir güç halini almıştır.
Viking Mitolojisi
Viking Mitolojisi şu an Orta Avrupa ve İskandinavya bölgelerine yerleşen Germen kabilelerinin efsanelerine dayanmaktadır. Efsaneler bilindiği üzere sözlü kültüre dayandığı için sözlü aktarım nedeniyle Viking mitolojisine ait bazı runik yazılar bir kenara bırakılırsa çok az sayıda kaynağa ulaşılmıştır. Asıl kaynaklar M.S. 100 dolaylarında Romalı yazar Tacitus‟a ait olan “Edda” derlemesinde bulunmuştur. Bu derleme de Vikingler‟ in Roma görüş ve inançlarına karşı geldikleri bilgisine ulaşılmıştır. Ulaşılan kaynaklarda bilgilere göre Viking efsanelerinde ihanet ve vefasızlık temaları hakimdir. Viking Tanrı‟ları Viking‟ler tarafından insani özellikleri olan doğal varlıklar olarak algılanmıştır. “Herkesin Babası” olarak bilinen tek gözlü ve başlığı yüzüne inmiş Odin örnek olarak verilmiştir. Vikingler tanrılarının insana ait özellik taşıdığını düşünmüşlerdir. Kızmak, korkmak, sevmek, kıskanmak gibi insana ait özelliklerin onlarda da olduğunu savunmuşlardır.
Vikingler gezgin ve göçebe bir hayat sürdürdüklerinden dinleri düzene oturmamıştır. Ayinleri için belirli bir tapınak yerine kutsal olduğuna inanılan açık alanlar tercih edilmiştir. Bu törenlerde tanrılara genellikle at ve domuz olmak üzere hayvanlar kurban edilmiştir (Paajanen, 2015, s.245). Kurban edildikten sonra kutsal olduğu ve özel güçleri olduğuna inanılan kurban kanları yapılan Tanrı heykellerine ve törene katılan insanların üzerine sürülmüştür. Bunun amacı tanrılardan dilenen dilek ve isteklerin çabuk olması ve olası bir Tanrı‟nın kızgınlık durumunda tanrıların yatışacağına inanılan bir inançtan kaynaklanmıştır.
Kelt Mitolojisi
Keltler M.Ö. 6 M.S. 50 dolayları arasında İspanya, Fransa, Almanya, Kuzey İtalya, Macaristan‟a yerleşen Hint-Germen kabilesinden oluşur. Kelt Mitolojisi ve dini hakkındaki bilgiler Romalı yazarların anlatımına ve arkeolojik bulgulara dayanmıştır. Kelt‟ler tanrılarını doğa şekilleriyle bağdaştırmışlardır. Birçok dinde olduğu gibi Kelt dininde de hayvanlar yaygın bir kurban sunma geleneği halini almıştır. Savaşlardan önce adak olarak silah sunulurmuş. Bazı durumlarda insanların kurban edilme durumu söz konusu olmuştur. Bu durum Kelt kabilesinde ki insanlara göre insanları kurban etmenin yaşam döngüsüne etkisi olacağını ve ölümden yeni bir yaşamın doğacağı inanışını ortaya koymuştur. Ölen insanları mezara kullandıkları eşyalarla gömülmesi ve diğer dünya inancı Eski Türkler‟de olan mezar geleneği ile benzerlik göstermiştir.
Hint Mitolojisi
Hint mitolojisinin gelişimi M.Ö. 2500 dolaylarında İndus Vadisi‟nde, coğrafyanın en eski uygarlığı ile başlamıştır. Hindu felsefesinin karmaşık olmasından dolayı insanlara sözlü yollarla hikaye anlatımı tercih edilmiştir. Bu sözlü aktarım sayesinde anlatılanlar insanların günlük hayatlarına da yansımıştır. Hint dünyasının her kesiminde farklı farklı dinsel gelenekler söz konusu olmasının yanı sıra, “Puja” denen dua ayini yapılmıştır. Bu dua için yer önemli değildir. Bazen bir ev bazen bir tapınak veya yol kenarı dua için uygun şartları oluşturmuştur.
Çin Mitolojisi
Çin Mitolojisi yaklaşık altı binlik bir tarihe dayanmakla birlikte dünyayı açıklamaya yardımcı olma işlevini gören bir mitolojidir. Diğer mitolojilere nazaran Çin mitolojisinde Dünya‟nın yaratılışında Tanrı‟ların bir rol oynamadığı düşünülmekle birlikte Dünya sonsuz bir okyanusta yüzen bir alan olarak algılanmıştır. Dünya‟nın bileşimi ise beş temel unsura dayanır: Su, metal, ateş, toprak ve tahta. Bu elementlerin birleşimiyle oluşan evrenin ve ilk insan P‟an ku‟nun olağan üstü güçlerle değil evrim sürecinde karanlık ve biçimsiz bir maddeden doğduğuna inanılmıştır. Bu inanışa göre Çin mitolojisinde inanılan “ Yin ve Yang” ilkesine yani karşıtlıkların kusursuz ve ayrılmaz ikiliğine yön verilmiştir. “Yin” dişilliği temsil ederken “Yang” ise erilliği temsil etmiştir. Çin mitolojisindeki inanışa göre dünyada yaşayan kötü ruhların yanı sıra canavar ve tek boynuzlu at mevcuttur. Çin mitolojisinde kutsal sayılan ejderhalar kutsal dağların üzerinde uçtukları bilinmektedir. Çin mitolojisinde olağan bir felaket “Yin ve Yang” dengesinin bozulmasına bağlanmıştır. Felaket esnasında kurtarıcılar Orta Krallık ‟tan gelecek olan kahramanlardır. Türk kültür ve dini inancındaki cennet ve cehennem inancı Çin mitolojisinde de söz konusu olmuştur.
Japon Mitolojisi
Japonlar eski çağlardan günümüze kadar ülkelerini “Tanrılar Diyarı” sıfatına layık görmüşlerdir. Japon halkının neredeyse geneli kendi hayatlarını “Şinto” yani “Tanrıların Yolu” felsefesine göre şekillendirmişlerdir. Şinto ibadetinde Güneş Tanrıça‟sı “Amaterasu” önemli rol taşımıştır. Ameterasu İzanagi ve İzanami tanrısal çiftinin kızlarından biridir. Bu çiftin mitolojik asıl yönü başka ilah ve ruhların dünyaya gelişi arasındaki bağı kurmasından kaynaklanmaktadır. Söz konusu olan bu ruhlar her biçime bürünmekle birlikte onlar “Kami” adıyla da anılmaktadırlar. Kami‟ler insanlara mutluluk ve şans getirmenin yanı sıra uğursuzluk ve kötü talih getirdiklerine inanılan yüce varlıklar olarak bilinmektedir. Japon mitolojisine 6. Yüzyılda Budizm eklenmiştir. Bu eklenen din daha önceki Şinto dinini tahtından etmek yerine onunla birleştirilerek yeni bir din elde edilmek istenmiştir. Böylece dinler arasında ayrım yapılmaksızın ibadetler bir arada yapılmıştır. Her iki din için önem arz eden yer tapınakların kutsal kapısı anlamına gelen Torii‟lerdir. Bu kapılar oldukça gösterişli olmasıyla birlikte göze daha çok çarpması istenildiği için kırmızı renk tercih edilmiştir. İbadet için gelen ziyaretçilerin bu kapılardan geçip tapınağın girişinde olan köprü üzerinden geçmeleri ve daha sonrasında bir çeşmede arınmaları gerekmektedir. İbadet yapmaya gelenler bazen tahta bir kutuya demir para atıp bazen de ellerin çırpılması ya da bir çan çalarak ruhların ve ilahi güçlerin ilgisini çekmeğe uğraşıp onlara dualar okunulmuştur. Bu mitolojik gelenek günümüz Japonya‟sında halen devam etmektedir.
Amerikan Mitolojisi
Amerikan mitolojisi Aztekler, Mayalar, İnkalar ve birçok uygarlığı temelinde barındırdığı geniş bir mitolojiye sahiptir. Bunun nedeni yerleşim tarihi boyunca tek bir millete ev sahipliği etmemesidir. Ev sahipliği sonucunda her kabilenin inandığı din ve yaptığı ibadetler aynı olmamakla birlikte anlatılan efsaneler kabileler ve coğrafi bölgelerce farklılık göstermiştir. Amerikan yerli inanışlarında dünyada yaşam olmadan önce dünyanın tabula rasa olması onlar için ekstrem bir olay değildir. Belli bir zaman sonra yaratıcı tanrı aracılığıyla evrendeki karanlık ve suları işleyerek güneşi, ayı, hayvanları yaratmıştır. Bu yaratılış hemen hemen her mitolojide olduğu gibi önce gökyüzü, yeryüzü ve yeraltı olarak sıralanmıştır.
Afrika Mitolojisi
Bilindiği üzere Afrika Dünya‟nın ikinci büyük kıtasıdır. İnsan dışındaki her varlığa ister hayvan, çiçek, ağaç, göl veya bir yıldız olsun ayrı ayrı nitelik eklenmiştir. Verilen nitelikler insanların inançları dolayısıyla doğaya tapmış olduğunun bir kanıtıdır. Afrika atalarının sözlü kültüre dayalı yaratılış efsanesi ve inanışları anlatılırken süslü müziklere ve çalınan davullara, sahnede sergilenen oyunlara, okunan şiirlere yer verildiği bilinmektedir.
Avustralya ve Okyanusya Mitolojisi
18.yüzyılda sömürge güçlerinin etkisiyle Pasifik adasındaki kabilelerin ve Avustralya‟ da yerleşik hayat süren Aborijin halkının kültürleri diğer kültürlere nazaran geleneksel bir yaşam tarzı sürülmüştür. Rapa Nui halkı yani Paskalya Adası‟ndaki yerli halk dışında yazılı kültür geleneği olmadığı için kültürlerini bugün de olduğu gibi danslara ve şarkılara yansımıştır. Sosyal hiyerarşi tanrıların dünyasında geniş izler bırakmıştır. Aborijin halkı efsanelerini dönem şartları nedeniyle yazıya değil, hayallerinin dışavurumculuğu sonucu kayalara ve duvarlara çizdikleri resimlerde anlatılmıştır. Okyanusya‟nın ada toplumları olması gerekçesiyle yaratılış efsanesi bölgeden bölgeye değişkenlik göstermektedir. Genel inanışa göre yaratılışın ana kahramanları yeryüzünü yaratan yaratıcı tanrılar ve onlara tekne yapımı ve ulaşım becerilerini kazandıran yarı tanrılardır. Okyanusya dünya görüşünde Atalar koruyucu ruhlar olarak büyük rol oynamıştır. Atalardan öğüt ve yardım istenir kızmamaları için törenler yapılarak saygı ve sevgi gösterisinde bulunulmuştur. Ölen bir kişinin vefat ettiğini söylemek yerine, varoluşun daha da yükseldiğine inanılmıştır.
Arap Mitolojisi
Araplar İslamiyet öncesinde çok tanrıcı dinin etkisinde kalmışlardır. Arap mitolojisi Sümer ve Mezopotamya mitolojisinin devamı niteliğini taşımıştır. Arap mitolojisinde de putlarla sembolize edilen tanrı ve tanrıçalar kutsal sayılıp önem arz etmiştir. Kutsal kitap olarak bilinen Kur‟an-ı Kerim „de Arapların cinlere, meleklere ve dişi tanrıçaya tapındıkları söylenmektedir. Tapındıkları melek ya da cinler tek ve baş tanrı olan “ Yaratıcı” sıfatıyla anılan tanrı ile aralarında aracı konumundadır. Günümüze kadar bazı şiir metinlerinde “Allah” adıyla andıkları yüce bir Tanrı‟ya rastlanır ifadeler bulunmaktadır. Bunun yanı sıra İbnu‟l-Kelbi‟nin kaleme aldığı “Kitabu‟l Asnam” adlı eserde Arapların “Allah” adıyla andıkları tanrının yanı sıra farklı tanrılara da taptıkları bilgilerine ulaşılmaktadır.
Arap mitolojisindeki yaratılış evrenin düz ve Kaf Dağı‟nı da içeren ve bulunulan her yerin dağlarla çevrili olduğuna inanılmıştır. Dünya “Bahamut” denilen balığın sırtında duran öküz tarafından ayakta durmaktadır. Bahamut okyanusta yüzmektedir. Okyanus bir kabın içerisinde olup, o kap meleğin ve cinin sırtında durmaktadır. İslamiyet‟ten önce “Kâbe” adlı bir tapınım merkezinin yokluğu söz konusu olup yerine ziyaret merkezli putlar, dikili taşlar ve kutsal ağaçlar bulunmaktadır. Günümüzde de söz konusu olan Zemzem suyu o dönemlerde de kutsallığını taşımaktadır. Kâbe‟nin bulunduğu Mekke şehri günümüzde olduğu gibi geçmişte de Araplarca kutsal olarak sayılmaktadır.
Yararlanılan Kaynaklar
Özge Parlardemir, Yunan, Roma Ve Türk Mitolojisinde Tanrılar (Benzerlik Ve Farklılıklar)
Usta, İ. , İslam Öncesi Arap Mitolojisi
Trutanow,I. ,( J.V.Laffert Ed.). Mitoloji, Çin Mitolojisi
Paajnen, M. , ( J.V.Laffert Ed.). Mitoloji Viking ve Kelt Mitolojisi
Hattstein, M. , Mitoloji Kadim Yakındoğu Mitolojisi
Bullen, M. , ( J.V.Laffert Ed.). Mitoloji, Amerikan Mitolojisi
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Özge Parlardemir’e aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com