Etiket arşivi: Zihin Kontrol

Bilinçaltı Mesajlar Ve Bilinçaltı Reklam Teknikleri

Bilinçaltı mesajlar insanların bilinçaltına yani dış dünyaya dair algılarına yönelik olarak hazırlanan reklamlardır. Bu algı boyutunda verilen her mesaj farklı bir duyu tarafından alınabileceği için bilinçaltı mesajların oluşturulmasında kullanılan yöntemler de birbirinden farklıdır. Diğer bir ifadeyle algıyı sağlayan her duyu organına yönelik olarak birtakım yöntemler belirlenmiştir. Ancak yöntemlerin çokluğu ve bu konudaki uygulama sıkıntıları bir takım yöntemleri daha fazla ön plana çıkarmıştır.
Bilinçaltı yöntemlerde duyulara yönelik olarak belirlenen uygulama şekillerinin çokluğu kullanılan cihazların çokluğuna göre bir değişiklik göstermemektedir. Esasında ön plana çıkan uygulama teknikleri insanların gündelik hayatta yüz yüze geldiği iletişim araçlarının genelini kapsayacak şekilde hazırlanmıştır. Nitekim bilinçaltı mesajların sinema filmleriyle, televizyonlarda yayınlanan diziler ve çocuklara yönelik olan çizgi filmler yoluyla, popüler müzik parçaları, genel olarak uzun zaman dinlenen şarkılarla veya bilgisayar oyunlarıyla insanlara sunulduğu bilinen bir gerçektir. Bu faktörler kullanılarak bireylere belirli mesajlar verilmektedir. Kullanılan araç ne olursa olsun belli başlı bilinçaltı yöntemlerini;
• Görsel uyaranlarla görmeye yönelik olarak hazırlanan yöntemler,
• 25’inci kare tekniği uygulamaları,
• Resimler kullanılarak bilinçaltı mesajlar verilmesi,
• Ses kayıtları yoluyla bilinçaltı mesajlar verilmesi,
• Video klipler ile bilinçaltı mesajlar verilmesi,
• Kokular yoluyla bilinçaltı mesajlar verilmesi
şeklinde sıralamak mümkündür.

Görsel Uyarıcılarla Bilinçaltı Mesajlar Verilmesi

Görsel uyarıcılara yönelik hazırlanan bilinçaltı mesajları belki de bilinçaltı mesajlar içinde en etkili olan mesajlardır. Nitekim bilinçaltına yönelik olarak bu alana aktarılan verilerin oldukça büyük bir kısmı gözler aracılığıyla elde eden verilerden oluşmaktadır. Ayrıca yapılan araştırmalar insan beyninin 1/3’lük bir kısmının gözden gelen verileri işlemeye çalıştığını ortaya koymuştur. Bu işleyiş yalnızca görülen şeylerin aktarılması olarak anlaşılmamalıdır. Bundan ziyade insanların gördüğü renklere dair yorumlar yapılması, karşıdaki nesnenin hareketleri veya hatlarının anlaşılması, derinliğin algılanması ve ya uzaklığı tespit edilmesi vb. şekilde alınan verilerden oluşmaktadır. Bu konu bilimsel araştırmalara dayandırılmadan da anlaşılabilecek kadar açık ve nettir.
İnsanlar dünyaya geldikleri andan itibaren dış dünyayı gözleriyle görerek tanımaya başlar ve öğrendikleri şeyleri de bu yolla öğrenirler. Bu nedenle gözler oldukça gelişmiş yapılarda olan organlardır. Bir insan gözünün bir saniyede 100 milyon bit boyutundaki bir bilgiyi kaydedildiği bilinmektedir. Bu kayıt esnasında göz, dış dünyadan edindiği verileri beyni aktarmaktadır.
Ancak görülen veya dış dünya izlendiği zaman görülebilecek olan nesnelerin de insan gözü açısından bir sınırının olduğu bilinmektedir. İnsan dış dünyaya baktığı zaman var olan her şeyi maalesef göremez. Burada bir duyu eşiğinin varlığından söz etmek mümkündür. İnsanın görme aralığı 380 ile 760 nanometre arasındaki ışık dalgaları ile sınırlıdır. Bu dalga boyunun üstünde veya altında yer alan nesneler ise duyu eşiğinin dışında kaldığı için bilinçli bir şekilde görme durumundan bahsedilemez.

Bilinçli görmeme durumu insanın nesneleri kesinlikle hiçbir şekilde algılayamadığı anlamına gelmemektedir.

Bu nesneler insanın görme organı olan gözün “fovea” adı verilen ve nesnelere dair ayrıntıları yakalayan kısmı tarafından belirlenir ve bunları, insan farkında olmadan, zihne gönderir. Bu nedenle insanın bilinçli bir şekilde görmediği bir şeyi esasen bilinçaltının gördüğünü ve bundan etkilendiğini söylemek mümkündür. Göz, yalnızca görme fiili ile değil olaylar karşısında gösterilen tepkileri yansıtma yönüyle de dikkat çeken bir organdır. Bu tepkiler gözün hareketlerinden anlaşılabilen yapılardır.
Bireylerin korkma, kaygılanma, heyecanlanma veya mutlu olma gibi duygu durumları gözlerinde bakılarak rahatça anlaşılabilir. İnsanların bu durumlarının anlaşılması nedeniyle araştırmacılar reklam panoları veya ürünlerin karşılarına yerleştirdikleri kameralarla alışveriş yapan kişilerin ürünlerin nerelerine dikkat ettiğini ve nerelere hiç dikkat etmediğini araştırarak reklamlarda kullanılan sloganların veya subliminal mesajların tüketiciler tarafından bakılan alanlarda daha yoğun olmasının sağlamaktadırlar.
Bu kullanım yöntemi subliminal mesajların görsel yollarla iletilmesini kolaylaştırmakta ve bireyler üzerindeki etkinin artmasını sağlamaktadır.Nitekim daha önce de değindiğimiz gibi bireylerin subliminal öğelere maruz kalma durumu arttıkça bu öğelerin etkileri de artmaktadır. Bundan hareketle bireylerin en fazla yoğunlaştıkları noktalara yerleştirilen mesajlarla bireyler çok daha fazla etki altında bırakılmaktadır.

Kare Tekniği ile Bilinçaltı Mesajlar Verilmesi

25’inci kare tekniği olarak adlandırılan teknik esnasında görsel uyarıcılar içinde yer alan bir tekniktir. Ancak 25’inci kare tekniğinin özelliği film adı verilen ve sıralı fotoğraflardan oluşan yapı içinde kullanılan bir teknik olmasıdır. Sinema filmlerinde hareketin devamlılığının sağlandığı şeklinde bir görüntü oluşturmak için 1 saniyelik bir sahnede 24 farklı kare oynatılmaktadır. Ancak insanın gözü yapı olarak bu 24 kareyi birbirinden farklı olarak algılamakta ve bu nedenle bir hareket görmektedir. Ayrıca bu karelerin beyinde birleştirilerek göründüğü de bilinmektedir.Bilinçaltı teknikleri uygulanmasında kullanılan ve 25’inci kare olarak adlandırılan teknik ise sinemadaki bir saniyelik görüntüde yer alan 24 karenin devamına 25’inci bir karenin bırakılması esasına dayanır.
Bu 25’inci kare sahnenin devam eden kısmı değil, insanlara ulaştırılmak istenen subliminal mesaja dair bir öğeyi barındıran kısımdır. Ancak insan gözünün algılayabileceği sınır bir saniyede 24 kare olduğu için insan bilinçli bir şekilde 25’inci kareyi ve dolayısıyla bu kareye yerleştirilen öğeyi göremez. Bu öğe gizli bir mesaj şeklindedir ve beyin tarafından algılanarak bilinçaltına iletilir. 25’inci kare tekniği yalnızca tüm gösterim boyunca bir karenin yerleştirilmesinden ibaret değildir. Defalarca değindiğimiz gibi bireylerin maruz kaldıkları subliminal mesaj miktarı ne kadar fazla ise mesajın etki boyutu o kadar fazladır.
Buradan hareketle 25’inci kare tekniğinde de 24 karenin devamına eklenen kare veya öğenin birden fazla kere yerleştirildiği ve bunun hareketli görseli izleyen insanlar tarafından defalarca görülmesinin sağlandığını söylemek mümkündür. Burada farklı bir durumdan bahsetmek gerekirse o da 25’inci kare tekniği ile yalnızca bir mesajın verildiği veya yalnızca bir mesajın verileceği gibi bir sınırlamanın olmamasıdır. Diğer bir ifadeyle bu tekniğin kullanımında devam eden karelerin ardına bizden fazla mesaj bırakılması ve bireylerin bunlara yönlendirilmesi gibi bir durumun da söz konusu olduğu bilinmelidir.

Tachistoscop Cihazı İle Bilinçaltı Mesajlar Verilmesi

Takistoskop cihazının kullanılması, esasında subliminal mesajların görsel öğelerle kullanılmasının veya sübliminal mesajların görsel medyada kullanılmasının temelini oluşturan bir uygulama çeşididir. Bu cihaz saniyenin üç binde biri olarak belirlenen bir sürede açılıp kapanabilen objektif kapağı ile bilinçaltı mesajların belirlenen yüzeylere yansıtılmasını sağlamaktadır. Bu mesajlar resim, çizim, obje olabileceği gibi yazıda olabilmektir. Takistoskop cihazı kullanım şekli bakımından bir film projektörüne benzetilebilir.
Cihazın subliminal mesaj iletmede kullanılması nedeniyle herhangi bir şekilde üretiminin durdurulması veya yasadışı olarak kullanılması gibi bir durum söz konusu değildir. Nitekim cihazın ortaya çıkması ve kullanımının ardından faydalarının anlaşılması ile patent alma yoluna gidilmiştir. Bu doğrultuda 1962 yılı itibariyle Amerika’da bir firma tarafından patenti alınmıştır. Takistoskop cihazının ilk ortaya çıkış serüveni incelendiği zaman temel manada subliminal mesajlarla veya günümüz anlamında reklamcılık faaliyetlerinde kullanılan subliminal mesajlarla bir ilgisinin olmadığı görülmektedir.

Cihaz ortaya çıktıktan sonra 1945 yılında devam eden İkinci Dünya Savaşı’nda kullanılmış ve etkinliği kanıtlanmıştır.

Belirtilen savaş esnasında Alman uçaklarının İngilizler üzerine yaptığı bombalama saldırılarında İngiliz askerlerinin kendilerine saldıran uçakların dost uçağımı düşman uçağımı olduğunu kısa sürede anlayamaması ve bu nedenle de müdahalede geç kalmaları nedeniyle takistoskop cihazı kullanılmıştır. Bu cihazın kullanılması ile askerlerin düşman uçaklarını daha çabuk görüp düşman olduklarını daha kısa sürede anlayabilmeleri sağlanmıştır.
Cihazın kullanılmaya başlanması ile beraber askerlerin görüş alanlarının genişlemesi ve gördükleri nesneleri tanımlayabilme süreleri kısaltılmıştır. Bu farkındalık oluşturma durumu ülke savunması açısından oldukça faydalı bir durum olduğu için devam eden yıllarda özellikle Amerikan askerleri tarafından da bu yöntemlerin kullanıldığı ve askerlerin başarılarının arttırıldığı bilinmektedir.
Takitoskop cihazı askeri alandaki bu başarıların ardından reklam sektöründeki gelişmelere de yön vermek amacıyla ilk defa 1957 yılında “Piknik” adlı filmde kullanılmıştır. Daha önce de değindiğimiz bu kullanım şeklinde sinemada filmi izleyen seyircilere 25’inci kare tekniğinden istifade edilerek 5 saniyede bir,“kola iç”, “patlamış mısır ye”, şeklinde verilen mesajlarla kola satışının %18’lerde, patlamış mısır satışın ise %58’lerde bir artış sağladığı tespit edilmiştir.

İşitsel Uyarıcılarla Bilinçaltı Mesajlar Verilmesi

Subliminal mesajların işitsel uyarıcılarla bilinçaltına gönderilmesi aşamasında en fazla kullanılan öğelerden biri müzik dosyalarıdır. İşitsel bilinçaltı mesajların subliminal mesaj olarak kullanılmasının avantajlı tarafı işitsel dosyaların görüntü dosyalarını göre bilinçaltı mesaj oluşturmaya daha uygun olmasıdır. Nitekim insanlar duygusal canlılardır ve bu duygu durumları insanların içinde bulundukları hale göre müzik tarzı belirlemeleri ve bu tarza uygun olan müzikleri dinlemelerini beraberinde getirmektedir. Bu da insanların yapı olarak yaş, cinsiyet, ırk, din ne olursa olsun farklılıkları bir kenara bırakıp her insanın müzik dinlediği gerçeğini gözler önüne sermektedir. Bu bağlamda müziğin sadece eğlence amacıyla kullanılan bir obje olduğundan bahsetmek mümkün değildir.
İnsanların duygu durumlarına göre kendilerini anlatan müzikleri dinledikleri, müzikle beraber çeşitli figürler sergilemeleri gibi durumlar müziği yalnızca bir eğlence aracı olmaktan çıkarmıştır. Bunun yanı sıra geçmiş dönemlerde müziğin insanların tedavileri için kullanıldığına dair bilgiler de yer almaktadır. Buna Antik Mısır Medeniyeti örnek verilebilir. Bu medeniyet bünyesinde müzik tanrının bir hediyesi olarak kabul edilmiştir. Ayrıca yalnızca müzik olarak değil ses olarak da bazı seslerin insanların sağlığı üzerinde olumlu etkiler yaptığı bilinmektedir. Bu sesler genellikle doğada ve doğal halde bulunan seslerdir.

İnsanların her daim bir şeyler duyma veya bir şeyler dinlemeleri insan hayatının müziğe karşı bir savunma oluşturmasını engellemekte ve müziğin her daim insan hayatında olmasını sağlamaktadır.

Müziğe olan yakınlık reklamlarda reklam müziklerinin kullanılması,dizilerde dizilere ait müziklerin olması sinemalarda yayınlanan filmlere ait müziklerin olması gibi bir bütünselliği beraberinde getirmiştir. Seslerin subliminal mesajların iletilmesinde bu denli etkili olduğunu belirtmenin yanısıra her sesinde subliminal mesaj olarak kullanılmayacağını belirtmekte fayda vardır.Nitekim sesler dalga sayısına bağlı olarak belirlenen frekanslardan oluşur ve insanlar yalnızca 20 Hz ile 20000 Hz arasındaki frekansa sahip olan sesleri duyabilirler. 20000Hz’den yukarı olan sesler “ultrases” 20 Hz’nin altında olan sesler ise “infrasound” yani aşağı ses olarak adlandırılır ve bunlar insanların duyum eşiğinin altında veya üstünde kalan sesler olarak nitelendirilir.Dolayısıyla Bunlar insanların duyamayacağı seslerdir.
İşitsel uyarıcılar ile bilinçaltı mesajlar verilmesine yönelik uygulamaların en fazla yer aldığı alanlar olarak mağazalar veya insanların yoğun olarak bulunduğu alanlar gösterilmektedir. Bu konuda yapılan çalışmalarda bazı mağazaların, mağazaya gelen müşterilerin daha fazla para harcaması için mağaza içinde çalınan müziklere düşük frekanslı sesler ekledikleri tespit edilmiştir. Eklenen bu seslerde müşterileri para harcamaya teşvik edecek telkin edici cümleler kullanılmaktadır. Para harcamanın yanısıra mağazalar güvenlik konusunda da bilinçaltı mesajlardan yararlanmışlardır. Yine mağaza içinde çalınan müziklerin içine yerleştirilen düşük frekanslı seslerle hırsızlık yapma amacıyla mağazaya girenleri korkutacak ve yapmak istedikleri hırsızlıktan vazgeçirecek mesajlar verilmektedir.

Yapılan bu çalışmalarda satışı arttırmaya yönelik olarak verilen mesajlarla satışların %20’ye yakın bir artış gösterdiği, hırsızlığı önlemeye yönelik olarak verilen mesajlar yoluyla ise hırsızlık oranının %60 civarında azaldığı tespit edilmiştir.

İşitsel alanda subliminal mesajların kullanılması yaygın ve etkili bir durum olmasının yanında birden fazla yöntemle uygulanan bir yapıdadır. İşitsel bilinçaltı mesajlar oluşturulmasında kullanılan teknikleri;
• Arka plan maskeleme,
• Geriye doğru maskeleme,
• Subliminal kişisel gelişim kasetleri oluşturma
şeklinde sıralamak mümkündür.

Arka Plan Maskeleme

Arka plan maskelemenin temeli ön planda olan yüksek bir sesin arkasında bu sese göre daha düşük bir frekansta olan sesin yer almasıdır. Diğer bir ifadeyle bu yöntemde birey iki ayrı ses dinlemekte ancak sesler arasındaki frekans farklılıklarından dolayı yalnızca bir sesi duyabilmektedir. Bu yöntemde kişinin dinlemiş olduğu müziğin arka planında daha düşük seviyede başka bir müzik dinlemesi sağlanmaktadır. Bu geri planındaki ve düşük frekanstaki seste ise bilinçaltı mesajlar bulunmakta ve bu mesajlar da oluşturulma amaçlarına yönelik olarak dinleyen bireye telkinler sağlamaktadır.
Bu konuda illa ki alışveriş durumlarını düşünmek gerekmemektedir. Nitekim arka plan maskeleme yöntemi ile bireylerin kekemelik gibi durumlarının giderilmesi, çekingenlik durumlarının azaltılması, sigarayı bırakmalarının sağlanması mümkündür. Arka plan maskeleme yönteminde bireylerin normal bir şekilde geri planda olan sesleri duymaları mümkün değildir. Bu sesler insanların duyumlarının alt eşiği olan 20 Hz frekansının altında oluşturulan seslerdir. Ancak tüm subliminal mesajların beyin tarafından algılandığı gibi insanın bilinçaltı bu sesleri de algılamakta ve veri olarak depolanmaktadır.

Geriye Doğru Maskeleme

Geriye doğru maskeleme tekniği sesli oluşturulan bir teknik olmakla beraber sesin frekansı ile ilgili olmayan bir tekniktir. Bu tekniğin esası verilen normal ton ve sesteki mesajın aynı hızda ters yönde dinlendiğinde farklı bir mesaj içermesidir. Bu mesaj ise subliminal mesaj olarak algılanır. Geriye doğru maskeleme tekniği oldukça profesyonellik gerektiren bir yöntemdir. Geriye doğru maskeleme tekniği genellikle eseri icra eden kişiler tarafından ortaya konur ve eseri seslendiren sanatçının açıkça söylemek istemediği, kendine ait olan duygularını ifade etme amacıyla kullandığı bir yöntem olarak bilinir.
Yöntem karışık ve profesyonellik gerektiren bir yöntem olması ile birlikte subliminal mesaj tekniği olarak oldukça etkili bir yöntemdir. Bu konuda yapılan çalışmalarda yeni çıkan inanışların, toplumsal gruplaşmaların bu mesajlar yoluyla insanlara iletildiği ve insanların etki altına alınarak gruplaşmaların arttırıldığı bilinmektedir. Dünya müzik literatürüne girmiş oldukça ünlü gruplar tarafından da kullanılan bu yöntem Türkiye’de de yoğun olarak kullanılmaktadır.

Kişisel Gelişime Yönelik Ses Kasetleri Oluşturma

Subliminal mesaj yollarından biri de kişisel gelişim kasetleri oluşturmaktır. Bu kasetlerin oluşum şekilleri aslında günümüzde kullanılan müşteri arttırma, satış arttırma gibi faktörlerin birebir subliminal öğelerin satışında kullanılması ile olmuştur. Subliminal kişisel gelişim kasetleri 1990’lı yılların başında videokaset veya ses kaseti olarak büyük bir rağbet görmüştür. Bu kasetlerin kullanım alanları daha çok kilo verme, yabancı dil öğrenme,sigara – alkol gibi kötü alışkanlıklardan kurtulma veya hafızayı güçlendirme, ezber kuvvetini arttırma gibi alanlar olmuştur. Ancak belirtilen bu alanlara yönelik olarak subliminal mesajların bir fayda sağladığına dair bilimsel bir bulguya rastlanmadığını da belirtmek gerekmektedir.
Bu kasetlerin başarısızlığı konusunda, günde 2 saat kullanımının tavsiye edildiği ve başarısızlığının da bu sürenin eksik kullanımından kaynaklandığı öne sürülmektedir. Bu kasetler insanların kurtulmak istediği kötü alışkanlıklar veya başarı sağlama güdüleri ile oluşturulsa da verilen mesajların subliminal olması beraberinde bir tehlikeyi de doğurmaktadır. Nitekim bireylerin neye maruz kaldıklarını bilmeden yalnızca satın aldıkları amaca yönelik olduğunu düşünerek bir kaset dinlemekte ancak kendilerine neyin telkin edildiğini bilmemektedirler. Bu kasetlerde kullanılan sesler ön planda çıkan yönüyle bireylerin kişisel beğenilerini yönelik olarak hazırlanmaktadır.

Kokular Yoluyla Bilinçaltı Mesajlar Verilmesi

İnsanların duyular yoluyla edindiği veri alma türlerinden biri de koku alma yoluyla veri edinmektir. Kokular insanların çevrelerini yorumlamasını ve çevreleri hakkında fikir edinmesine yardımcı olur. Bunun yanı sıra insan hafızasında yer alan koku çeşitleri, insanların hayatlarının belirli dönemlerinde farklı duygu durumları yaşamasını da sağlar. Buna örnek olarak çocukluğumuzda almış olduğumuz belirli kokuları yetişkinlik dönemlerinde de aldığınızda çocukluğumuzu hatırlamamız gösterilebilir. Bunun yanı sıra insan hayatında çok önemli bir gün olan evliliğin yaşandığı gün, eşlerin kullanmış oldukları parfümleri yıllar sonra kullandıklarında ve bu kokuya aldıklarında o günü hatırlamaları da kokunun insan hayatı üzerinde ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
Kokuların insanların yaşantıları ve duygu durumları üzerindeki etkilerinden hareketle uzmanlar, kokular yoluyla bilinçaltına birtakım mesajlar göndermeyi ve bu yolla da insanları belirli noktalara yönlendirmeyi amaçlamışlardır. Bu konuda yapılan çalışmaların başında elektronik eşyalar alanında söz sahibi olan bir firmanın bir satış mağazasını baştan aşağı kavun kokusuyla donatması gelmektedir. Normal şartlar altında bir teknoloji mağazası ile uyumsuz gibi görünen kavun kokusunun kullanılmasındaki amaç, bu kokunun insanlarda gevşeme hissini meydana getirmesidir. Gevşeme hissi ile beraber rahatlık duyan insanlar bu şekilde daha çok alışveriş yapmaya yönelmektedirler.

Kokuların alışverişte kullanılmasının temel sebeplerinden biri alışveriş mağazalarının genellikle havasız ortamlar olması ve insan yoğunluğu nedeniyle bu mekânların daha bir bunaltıcı hale gelmesidir.

Bu bunaltıcılık durumu ise bireylerde bir an önce ortamdan uzaklaşma hissi uyandırmakta ve bu da satış oranlarının düşmesine neden olmaktadır. Ancak kokular yoluyla insanları ferahlatan ve onlara rahatlama hissi veren mağazalar bu şekilde satışlarını oldukça arttırmaktadırlar. Sadece mağazalarda değil bekleme salonları olan birtakım firmalar da koku yoluyla bilinçaltı mesajlar verme yolunu seçmektedir. Bekleme salonlarında sıkılıp bunalma ve bu nedenle firmaya karşı olumsuz tavır oluşturma fikrinin önüne geçebilmek için genellikle açık ortamlarda bulunan doğal kokular kullanılmakta ve bu kokular yoluyla insanların kendilerini açık alanda imiş gibi hissetmeleri ve böylece rahatlamaları amaçlanmaktadır.
Kokunun insanlar üzerindeki bilinçaltı durumlarını yönelik etkisi ile ilgili olarak yapılan bir deneyde, denekler iki gruba ayrılarak bu gruplardan biri insanlarda temizlik hissi uyandıran limon kokusu esansının çok hafif miktarda olduğu odaya, diğer grup ise tamamen boş bir odaya bırakılmıştır. Limon esansı kokusunun olduğu odadaki deneklere gün içinde ne yapmak istedikleri sorulduğunda bunların %36’lık bir kısmının eve gidip temizlik yapmak istedikleri yönünde fikir bildirdikleri tespit edilmiştir. Koku olmayan odadaki bireylerin ise herhangi bir şekilde temizlik yapma yönünde bir fikir beyan etmedikleri görülmüştür. Bu da kokuların insanlar üzerinde yönlendirici etki yaptığı üzerinde bilimsel bir kanıttır.
Yararlanılan Kaynaklar
Hamza Sığınç, Subliminal Mesajların Gıda Tüketimine Etkisi: Van İli Örneği
Ferdi Bişkin, Subliminal A.Ş
Sefer Darıcı, Subliminal İşgal
Sezer Erer-Elif Atıcı, Selçuklu Ve Osmanlılarda Müzikle Tedavi Yapılan Hastaneler
Bülent Göksel-Belma Güneri, Reklam Kampanyaları Ve Medya Planlaması
Martin Lindstrom, Duyular Ve Marka
Suat Sungur, Bilinçaltı Reklamcılık Ve Toplumsal Etkileri
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Hamza Sığınç’a aittir.
Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Zihin Kontrol Olgusu Ve Kontrol Yöntemleri

Zihin Kontrolü
İnsanların toplu olarak hayatlarını sürdürmeye başladıkları zamandan günümüze kadar bireysel ve kitlesel anlamda insanların hafızalarının, düşüncelerinin kontrol edilmesi konusuna yoğun ilgi gösterildiği söylenebilir. Geçmişten günümüzde toplumlarda destekçi sahibi olmak isteyen gruplar olmuştur. Destekçi potansiyelini oluşturan bireylerin tutum ve davranışları, bu grupların savundukları fikirler ne olursa olsun genellikle benzerlik göstermiştir. Bu grupların bazıları zihin kontrol yöntemi ile çalıştıklarından bünyelerine kattıkları kişiyi maddi ve manevi tüm yönleriyle ele geçirip yaptıkları işlerde bağımlı hale getirmişlerdir. Dünyada faaliyet gösteren çok sayıda grubun varlığı düşünüldüğünde zihin kontrol faaliyetlerine ilişkin farkındalığın önemi daha rahat anlaşılabilmektedir.
Zihin Kontrolü Yöntemleri (Zihin Okuma)
Zihin kontrolü farklı yöntemlerle gerçekleştirilmektedir. Bunlar;
* Seksüellik: Bireylerde zevk duygusundan yararlanarak onları istismar
etmeye dayalı bir tekniktir.
* Parapsikoloji: Parapsikoloji duyular dışı idrak ve zihin faaliyeti becerisini içerir. Duyular dışı idrak kabiliyeti, “vücudun sahip olduğu duyu organlarının yardımı olmadan ve mantıkla ilgili arabulucuların himayesi altına girmeden sonuç tanıtma” demektir. Bu olgu gelecekte gerçekleşecek bir olaya bağımlıdır; bu nedenle tam anlamıyla önsezgi gerçeğine sahiptir. Bireyde bilinen bir gerçek olan zihin faaliyeti kabiliyeti, bireyin fiziki yapısından destek almadan cisimleri, hadiseleri ve etrafındaki insanları etki altına alma gerçeğidir. Duyular dışı idrak ile arasındaki en önemli fark ise zihin eylemi olaylarının fazla görülmemesidir.
* Kimyasal Madde Kullanımı: Kişi üzerinde akla gelebilecek her türlü telkini uygulamak, zihnini kontrol etmek, fikirlerinde değişiklik yapmak, çevreye bakış açısını yeniden biçimlendirmenin farklı bilinç hallerinde kısmen de olsa mümkün olduğu ileri sürülmektedir. Bu tür bilinç halleri insanların sahip olduğu değerler, belli bir plan dahilindeki kavramlar, peşin hükümler önemini
kaybedebilir, kendisinden vazgeçilebilir, bıraktığı boşluk başka şeylerle doldurulabilir. Çeşitli kimyasallar kişilerdeki algıları değiştirebilir. Örneğin vücuda verilen LSD kişinin ruhsal yapısında anormal değişikliklere yol açmaktadır. Gerçek olmayan görüntüler görür, çok hareketli ve pozitiftir, dinç görünür, değişik tavırlar sergiler. Bireyin aldığı kimyasallar vücuda zevk veren beyindeki “dopamin” maddesini tetiklemektedir. Eğer kişi LSD’ye maruz kalırsa telkinler aracılığıyla ses getirecek çok sayıda saldırı düzenleyebilmektedir.
Bir diğer madde ecstasydir. Yarattığı uyarılmanın etkisiyle görülmemiş bir konsantrasyonun açığa çıktığı kişiyi zinde ve dinamik hale getirdiği savlanmaktadır.. Bu tür uyuşturucular insanda, engelleri kolayca aşma ve korkusuzluk düşüncesini tetikler. Birey mevcut durumunu korumak için uyuşturucuya bağımlı hale gelir. Tabi bu kişide bastırılmış bir öç alma ve kin gütme duygusu mevcutsa bunlar kendini gösterir ve hiç tereddütsüz amacı doğrultusunda hareket eder.
Hipnoz: Zihin kontrolü çalışmalarında üzerinde hassasiyetle durulan yöntemlerin bir diğeri de hipnozdur. Hipnoz, bir insanın aşılama ya da doğal olmayan davranışlarla oluşturulan ruh halidir. Diğer bir ifadeyle kişiyi tahrik ederek oluşturulan doğal olmayan bir bilinçsizlik halidir. Bireye hipnotizma uygulandığında beden ve zihin aynı anda uyku moduna geçer. Ancak hipnoza maruz kalan kişi ile uygulayan arasında ise iletişimi sağlayacak bir bağ kurulur. Bu sayede kişi istenilen şekilde kontrol edilebileceği gibi davranışları ve fikirlerinde de düzenleme yapılabilir. Düzene karşı çıkan insanların hipnozla kontrol altına alınmasının yanında, düzenin en büyük destekçisi olanlar da düzenle paralel hareket edecek şekilde köleleştirmek için hipnozdan yararlanılmaktadır. İstekli yapılan hipnoz ve telkinlerle bilinç altına müdahale edilen korumasız kişi, düzen için çalışan bir köleye dönüşebilmektedir.
Hipnozlu ruh hali olarak kabul edilen aşamaya herkes ulaşamaz;
* 5-6 yaş altı çocuklar ile 65-70 yaş üstü yaşlıların hipnoz altına
alınmaları güçtür.
* Sinir hastası olanlar,
* Akli dengesi yerinde olmayanlar,
* İşitme sorunu yaşayanların yanında iletişim kurmakta güçlük çekenler ve karşı koyanlarda hipnoz yapılamaz.

Diğer taraftan yaşı küçük olanlar ve kadınlar erkeklere kıyasla daha rahat etki altına alınabilirler. Hipnoz uygulanan kişide telkin rahatlıkla uygulanabilir ve anlamsız davranışlarda bulunması istenebilir. Böyle bir vaziyette zihnin kontrolü fazla mümkün değildir. Bu yöntemle kişilerin istekleri dışında yönlendirilebilecekleri de doğruyu yansıtmamaktadır. Hipnoza maruz kalan kişiye, parçası olduğu vaziyet o kadar inandırıcı anlatılır ki, kişi en küçük bir harekette aldığı görevi tam zamanında ve sorgu sualsiz yerine getirebilir. Bu durumun oluşmasında kişinin hipnoza olan eğilimi de büyük rol oynamaktadır. Hangi yolla farklı bilinç hallerinde insanlar iknaya hazır hale gelirler, hayaller görürler ve gerçek dünyada bir görevlerinin olduğuna ikna edilebilirlerse, kontrol dışındayken gerçekleştiremeyecekleri pek çok konu bu durumdayken kendilerine tatbik ettirilebilir.
İnsanların Bilgiyi Hızlı Ve Habersiz Alması: İnsanın sahip olduğu bilinç üstü zihin aktarılan açıklamaları toplar, analiz eder ve sonuca ulaşır. Bunun yanı sıra duyu organlarımızca algılanan tüm konuları beynimizin farkında olan kısmı tarafından detaylı bir inceleme yapana kadar, beynimizin bilinç üstü kısmı bu verileri daha önceden toplamış ve sonuca ulaşmıştır. Zaten insana yardımcı olan, yön veren bilinç üstü zihnimizdir, yani sezgilerimizdir.
Kendi Sezgilerimizin Kontrol Edilmesi: Hayatımızdaki birçok işi bilmeden yaparız. Nefes almak için hiçbir zaman kendi kendimize komut vermeyiz. Bu durum kendi kendine gelişir. Ancak hayati öneme sahip kalbimizin atışı, vücudun sıcaklığı gibi kendi kendine gerçekleşen anatomik işlevlerin beyin tarafından yönlendirildiğini biliyoruz. Otomatik sinir sistemimizi etkileme yeteneğimize “biyofeedback” denir. İnsanlar kendi sinir ağlarını ve zihinlerini kontrol edebilirler. Çünkü fikir üretmek bu ağın bir parçasıdır. Bu sayede beynimizi kendi başımıza benimseterek düzenleyebiliriz. Algısal davranış kontrolünde beynimiz hareketlerimiz üzerinde hakimiyet kurar. Hareketlerimiz de beynimizin verdiği komutların ispatlanmış şeklidir.
Başka İnsanların Sezgilerinin Kontrol Edilmesi: İnsanların zihnine ve bu zihnin bilinç üstü kısmına müdahalede bulunacak en iyi seçenek dildir. Dil sayesinde zihnimizin yaşadığı tüm tecrübeler etkilenir. Kelimeler beynimizi harekete geçirir. Şu anda içinde su olan bir bardak hayal edilmesi istense, aklımızda hemen bir bardak resmi belirir. Kullandığımız kelimelerle nasıl kendi beynimizi kontrol altına alabiliyorsak, diğer insanların da beyinlerini kontrol edebiliriz. Aslında kendimiz dışındaki insanların zihinlerine müdahale edebilecek yapıya sahibiz. NLP’nin en önemli özelliği bu yapıyı bulmayı, öğrenmeyi ve yenilemeyi amaçlayan bir bilim olmasıdır.
Beyinsel Faaliyetlerin Hareketlerle Etkilenmesi: Beynin gerçekleştirdiği faaliyetler her zaman kişinin hareketlerinden önce kendini gösterir. Hatta kasıtlı olarak verilen hükümlerden de önce kendini gösterir. İcat edilen yalan makinesi beynin gerçekleştirdiği faaliyetlerin beden yardımıyla dışa vurumunu hafızasına alır. Vücudu elektrotlarla kaplı kişi sorulan sorulara farklı cevap versede beden dili çoktan cevabı söylemiştir bile. İnsanların yaşamlarını sürdürürken de herhangi bir şeyi almayı kararlaştırması, isteyerek verdiği kararı açıklamasından önce gerçekleşir. Bu nedenle insanlar kendiliğinden, fevri verdikleri hükümlerden dolayı sıra dışı sebepler üretir ve verdikleri kararların güvenilirliğini müdafaa ederler. Asıl sebepler çoğunlukla beynin bilgisi dışındadır. Bu yüzden kişinin bedensel faaliyetleri kontrol edildiğinde, hareketleride kontrol edilir. İnsanlar yaşamları boyunca kendi istekleri dahilinde bazı kararlar alır ve bunları yerine getirir. Ancak çoğu zaman araya bilinçüstü ve bilinçaltı seyirler girer ve insanlar hazırladıkları plandan farklı hareketler gerçekleştirir. Bu hareketin sebebi öğrenmek istendiğinde, ortaya çıkan bahaneler oldukça ilginçtir.
NLP yöntemleri sayesinde kişi kendisine ait fikirleri kontrol edebildiği gibi diğer insanların fikirlerini de kontrol edebilir ve tutumlarında farklılığa sebep olur. Göze çarpmadan ve aktif olarak. Bu yöntemlerden kuralına uygun ve ustaca bir incelikle yararlandığımızda daha sağlıklı ve verimli bir diyalog sağlayabilir ve karşılıklı olarak verimli ve tatmin edici sonuca ulaşılabilir.
* Elektromanyetik Kontrol: Elektromanyetik titreşim yoluyla yeryüzünün herhangi bir noktasından yollanacak çekim gücüne sahip titreşimler sayesinde insanların fikirleri kontrol edilebilmektedir. Böylece topluluklar benzer fikirler doğrultusunda yönlendirilmektedirler.
* Mikroçipler: Yıllarca felçli olarak geçirilen hayata birden bire takılan bir çiple yürüyebilme mucizesine sebep oluyorsa, sapasağlam bir şekilde normal bir hayat süren sıradan insanları bilgileri dışında takılan çip yardımı ile kolaylıkla uzaktan kontrol mekanizmasıyla yürümesi engellenebilir.
Vücuda yerleştirilecek çipler sayesinde ilerde ortaya çıkması muhtemel bir rahatsızlığın erken teşhisini kolaylıkla yapabileceği gibi duyu organlarının fonksiyonlarında da kontrolü ele geçirmesi mümkün hale gelecektir.
*Psiko-Motor İlaçlar: Amerikalı bilim adamı Dr.Goodwin’in yaptığı çalışmalar neticesinde insan zihninin kontrol altına alınmasında hormonlardan nasıl yararlanılacağına dair metotlar geliştirmiş, insan zihninin normal bir yaşam süreci içerisinde fikir üretme, doğru ve istikrarlı hareket etme becerisini, fiziksel yapının otomatik olarak zaman zaman engellediğini ortaya çıkarmış ve benzer sonuca haricen yapılan müdahaleyle de ulaşılmıştır. Aynı özelliklere sahip psiko-motor gazlar düşmanın başlatacağı bir sıcak temas sırasında şehirlerin su ihtiyacını karşılamakta olan barajlara karıştırılırsa, insanların kontrol altına alamadığı hareketler düşmanın işini kolaylaştırabilir.
*Eğitim: Zihin kontrolünde bilgi en önemli araçlardan birisi olarak ön plana çıkmıştır. Bu anlamda ülkelerin eğitim sistemleri veya eğitim faaliyetlerini yürüten kurumlar, zihin kontrolü faaliyetlerinin yürütülmesinde önemli rol oynamaktadır. Eğitim; Birey(insan)’in davranışında kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme sürecidir. Davranış ise birey (insan)’in bilgi, beceri ve tutumunu gözlenebilir, ölçülebilir bir şekilde ifade etmesidir. Bu yazımızda tarih arşivi olarak sizler için Zihin Kontrol konusunu araştırıyoruz…
Öğrenme kavramına yönelik geliştirilen tanımlar bulunmakta ve bu tanımlar öğrenmenin farklı noktalarına değinmektedirler. Öğrenme, bireylerin yaşantısı sonucunda oluşan ve nispeten süreklilik gösteren davranış değişikliği olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımda üç önemli noktaya dikkat çekilmektedir. Bunlardan birincisi öğrenmenin davranışlarda değişiklik yarattığıdır. Bu değişikliğin olumlu ya da olumsuz olabileceği belirtilmektedir. Öğelerden ikincisi ise öğrenmenin yaşantı sonucu oluşmasıdır. Buradaki önemli nokta, öğrenmenin doğuştan ya da genetik
olarak getirilen özelliklerden ayrıldığıdır. Üçüncü nokta ise bir olayın öğrenme olarak nitelendirilebilmesinin, davranış değişikliğinin nispeten sürekli olması ile mümkün olduğudur. Öğrenme ilkeleri; öğrenci nitelikleri, içerik özellikleri ve öğretim etkinlikleri boyutları çerçevesinde sunulmaktadır. Öğretim bu ilkeler çerçevesinde planlanırsa daha etkili olacaktır. Her bir boyutla ilgili öne çıkan özellikler aşağıdaki gibidir;
Öğrenci Nitelikleri İle İlgili Öğrenme İlkeleri;
1. Öğrencinin güdülenmişlik düzeyi, öğrenme birimine ilgisi, öğrenme birimine ihtiyaç duyması ve değer vermesi, öğrenmede bir amacının olması ve öğrenebileceğine öz güveni öğrenmesini etkiler.
2. Öğrencinin yaşı, gelişim düzeyi, genel sağlık durumu, genel yeteneği, içinde yaşadığı sosyo-kültürel koşullar öğrenmesi üzerinde etkili olur.
3. Öğrencinin yeni öğreneceği ders, ünite, konu ile ilgili sahip olduğu ön öğrenmeleri yeni öğrenmeleri kolaylaştırır ya da öğrenmeyi mümkün kılar.
İçerik Özellikleri İle İlgili Öğrenme İlkeleri;
1. Öğretimin içeriği öğrencinin beklentilerine, amaçlarına uygun ise öğrencinin etkin katılımı artar ve öğrenme düzeyi yükselir.
2. Anlamlı bir şekilde öğrenilen bilgi, anlamsız olarak öğrenilen bilgiden daha kolay geri getirilebilir, daha kalıcıdır ve genellenebilir özelliğe sahiptir.
3. Mantıksal olarak iyi organize edilmiş bilgi daha kolay öğrenilir ve hatırlanır.
4. Somut bilgi, öğrencinin daha kolay resmetmesini, imajlar oluşturmasını sağladığından daha kolay ve doğru olarak anlamlandırılır ve hatırlanabilir.
Öğretim Etkinlikleri İle İlgili Öğrenme İlkeleri:
1. Öğrenme, çoklu öğretim modellerinin ve araçlarının etkili bir biçimde, bir bütünlük içinde kullanılmasıyla gelişir.
2. Öğrenmede somut bilgilerden ve öğrencinin bildiklerinden hareket ederek yeni öğrenmelerle ilişkilerinin kurulması, öğrenme düzeyini artırır.
3. Öğrenme sırasında, öğrenci ne kadar çok duyu organını kullanırsa bilgiyi çok yönlü olarak kodlayabilir ve geri getirme düzeyi de o denli yüksek olur.
4. Öğretim sırasında öğrenmeyi etkileyen dışsal faktörler ve öğrenmenin içsel faktörleri, birbirleriyle en uyumlu olacak şekilde düzenlendiğinde, öğrenme en yüksek düzeye ulaşır.
5. Öğrencilerin gelişim düzeyleri düşük ve önkoşul öğrenmeleri yetersiz ise ya da aşamalı bir performans göstermeleri gerekiyorsa, ders genellikle konu alanı kontrolünde işlenir.
6. Öğrencilerin genel yetenek düzeyi yüksek, önkoşul öğrenmeleri yeterli ise ya da öğrenme birimi kesin bir aşamalılık göstermiyorsa, öğretimin genellikle öğrenci odaklı olması uygundur.
7. Öğretimi düzenlemede, bireysel farklılıklar dikkate alınmalıdır.
8. Öğretim sırasında yapılacak yönlendirici etkinlikler, dikkati ve seçici algıyı yönlendirmeli ve böylece amaçlı ve tesadüfi öğrenmeleri sağlamalıdır.
9. Duyuşsal özellikleri yönlendirici etkinlikler, öğrencilerin uyarılmasını sağlayarak dikkatinin konu üzerinde odaklaşmasını sağlar.
10. Konu temelli yönlendirici etkinlikler daha çok, amaç doğrultusundaki öğrenmeleri desteklemekle birlikte, tesadüfen oluşan ve amaçlı öğrenmelerin bütünleşmesini sağlayan bir çerçeve de çizer.
11. Öğrenmenin gerçekleşmesi için, öğretim sırasında öğrencinin davranışı bizzat yapması gerekir.
12. Öğretimden önce ya da dersin başında sorulan sorular öğrencinin, kendini amaca ulaştıracak konuda odaklaşmasını sağlarken, ders sırasında ve sonunda sorulan sorular, öğrencinin bilgiyi organize etmesine ve yeniden yapılandırmasına yardım eder.
13. Uyarıcı-Tepki-Pekiştirici bağlaşımı ne kadar sık tekrarlanırsa öğrenme o denli güçlü olur.
14. Davranış sonuçları tarafından şekillenir. Tatmin edici bir durumla izlenen davranışlar güçlenirken, sonucunda tatmin elde edilmeyen davranışlar zayıflar.
15. Dönüt, bireyin sahip olduğu bilgiyi korumasına, yeniden yapılandırmasına, kullandığı yürütücü biliş stratejisinin geçerliği konusunda bilgilenmesine yardım eder.
16. Dönüt, öğrenmenin başlangıç aşamasında, anında ve sürekli olarak verilmelidir.
17. Öğrenmenin niteliğinin artmasında transfer ve genellemeler önemlidir.
18. Zihin açıcı yöntemler kullanılmalıdır.
Zihin kontrol etkinliklerinden kimyasal maddeler tesirinde gerçekleşenler dışında kalanları öğrenme süreçleri olarak değerlendirilebilir. Bu kapsamda zihin kontrolü amacıyla eğitim yapıldığında bunu yapan kişilerin öğrenme becerilerini tanıyarak bu becerilere uygun eğitim sunmaları da önem kazanır. David Kolb öğrenme becerilerini dört başlıkta tanımlamıştır. Bunlar:
1. Somut Deneyimlerle İlgili Beceriler: Bu beceriler birkaç duyuyu kullanarak gözlem yapabilmeyi, izlenimler edinebilmeyi, deneyimlerini nesnel bir biçimde açıklayabilmeyi, yargılayabilmeyi ifade eder.
2. Yansıyan Gözlemlerle İlgili Beceriler: Bu beceriler, deneyimler ve gözlemlere değerlendirmeyi ve bunları yansıtmayı, deneyimlerle gözlemleri değişik bakış açılarıyla değerlendirebilmeyi ve gözlemleri çözümleyebilmeyi içerir.
3. Soyut Kavramsallaştırmayla İlgili Beceriler: Bu beceriler, gözlemlerle çözümlemelerin “kavramsallaştırılmasını” içerir. Bu becerilere sahip olan bir kişi, tüm verileri düzenleyip analiz edebilir; bunların sonucunda bir teori veya model oluşturabilir.
4. Aktif Denemeyle İlgili Beceriler: Bu beceriler, geliştirilen kuramlar veya modeller ışığında alınan kararların uygulanması veya gerçekleştirilmesi ile ilişkilidir.
Günümüzde zihin kontrol araçları ilaç ve hipnozdan, klasik şartlandırma, indoktrinizasyon, eşikaltı uyaranlar, açık-örtük görüntüler kullanma gibi geniş bir yelpazeye yayılıyor. Bu anlamda öğrenme kuramlarından “Pavlov’un Klasik Koşullanma Kuramı’nı ele almak da faydalı olacaktır.
Öğrenmenin doğası ve sonuçlarını açıklamaya çalışan bu kuramlar şu şekilde sınıflandırılabilir;
• Davranışçı Kuram
• Bilişsel Kuram
• Duyuşsal Kuram
• Nörofizyolojik Kuram
Davranışçı öğrenme kuramlarından olan “klasik koşullama”da Pavlov’un yaptığı deney şu şekildedir;
* Pavlov önce metronomla ses vermiş, köpek bu uyarıcıya sadece başını çevirmiş, kulaklarını dikmiştir.
* Sesi verdikten hemen sonra et tozu içeren bir eriyik vermiştir.
* Ses ile eti birkaç kez ard arda verdikten sonra sesi tek başına verdiği durumda da salya tepkisinin meydana geldiğini görmüştür.

Bu deneyden anlaşılmaktadır ki birbiriyle ilişkilendirilen uyarıcılar belli tepkilerin meydana gelmesi yönünde tepkisel olarak koşullandırılabilmektedir. Pavlov’un deneyinde zil sesi ve salya arasındaki ilişki klasik şartlanmanın uyaran- tepki ilişkisi şekilde açıklanmaktadır. Tepkisel koşullanmanın meydana gelebilmesi için ilk önce Pavlov’un deneyinde ortaya konulduğu gibi doğal uyarıcı tepki ilişkisinin (yiyeceksalya) bulunması gerekir. Daha sonra koşullu uyarıcının (zil sesi) koşulsuz uyarıcıdan (yemek) hemen önce verilmesi ve bu iki uyarıcının beklenen tepki yönünden (salya salgılama) birleştirilmesi gerekir. Son olarak da söz konusu olan koşulsuz tepkiyi yaratacak koşullu uyarıcı ve koşulsuz uyarıcı arasındaki bağın tekrarlanması gerekir.
Klasik koşullanmada dört temel kavram öğrenmenin gerçekleşmesi üzerinde de önemli bir etkiye sahiptir. Bu kavramlar; tekrar ve pekiştirme, genelleme, ayırt etme ve davranışın sönmesi olarak sıralanabilir.
“Öğrenme, uyaran tepki bağının kurulması olarak tanımlanabilir. Kurulan bağ, koşullanma işlemi belli sayı ve yoğunlukta tekrarlanarak pekiştirilmelidir. Yani pekiştirme, öğrenilen tepkinin organizmaya yerleşmesi ve aynı şekilde devam etmesi için yapılan işlemlerdir”.
Bu noktada bireyde istenilen yönde bir tepkinin yaratılabilmesi yönünde bir pekiştirmenin sağlanabilmesinde tekrarın önemi karşımıza çıkar. Öğrenmenin meydana gelmesi için davranışta kalıcı bir değişikliğin gözlenmesi gerekmektedir. Bu kalıcı değişikliğin meydana gelmesi ise, bir defada gerçekleşebilecek bir süreç değildir. Öğrenme çeşitli aralıklara yapılacak tekrarlarla oluşabilecek bir süreçtir. Genelleme, bir organizmanın koşullu uyarıcıya benzer diğer uyarıcılara da aynı tepkide bulunma eğilimiyken ayırt etme bunun tam tersine organizmanın koşullama sürecinde kullanılan koşullu uyarıcıyı diğerlerinden ayırt ederek tepkide bulunma eğilimidir. Koşullu uyarıcının artık tek başına koşullu tepkiyi oluşturamamasına sönme denir.
Klasik koşullandırma farklı alanlarda da kullanılabilmektedir. Alışveriş merkezlerinde yılbaşı gibi belli dönemlerde çalınan müzikler, satış yerlerinde yılbaşını hatırlatan süslemelerle yapılan düzenlemeler, tüketicilerin yeni yıl coşkusunu hissetmesi ve hediye alma eylemine özendirilmesini sağlamak içindir. Bu örnekteki koşulsuz uyaran yılbaşı müzikleri, hediye alma ise koşulsuz tepkidir. Aynı konuya Senemoğlu (2005) da vurgu yapmış, Pavlov’un klasik koşullama ilkelerinin eğitimden çok beyin yıkama durumlarında davranış değiştirmek ve reklamcılıkta ürün satışlarını arttırmakta kullanıldığını ifade etmiştir. Zihin kontrolünde eğitim, hem yetişkin hem de genç bireyler üzerinde yapıldığı için bu iki eğitim sürecinin kendine özgü özelliklerine uygun yapılmaktadır. Yetişkin öğrenciler;
* Eğitim etkinliklerine katılıp katılmama konusunda özgürdürler,
* Eğitime harcadıkları zaman değerlidir ve etkili biçimde geçirmek isterler.
* Kendi deneyimleri ile ilgili olmayan ve yakın gelecekte faydasını göreceklerine inanmadıkları eğitim etkinliklerine katılmak istemezler.
* Kendi değer ve inançları ile çatışan bilgi ve fikirleri kabul etmezler.
* İşleri veya sosyal yaşamları ile ilgili yeni bilgi ve yetenekleri edinip hemen kullanmayı severler.
* Öğretmenlerle ilişkileri yetişkinlik öncesi dönemde olduğundan farklıdır.
* Kendlerine saygı duyulmasını isteyebilirler, kendilerine öğrenci olarak yaklaşılmasından hoşlanmayabilirler.
* Birbirleri arasında rekabet yerine işbirliğine dayalı bir öğrenme sürecinin oluşturulmasını bilgi ve deneyimlerinin işe koşulmasını isterler.
Bunlara ek olarak Erçetin (2005) şunları ifade eder;
* Sağlıklı ve dinlenmiş olduklarında daha iyi öğrenirler
* Yaparak öğrenirler,
* Gerçekçi örneklerden etkilenirler,
* Biçimsel olmayan ortamlarda öğrenmeyi tercih ederler,
* Farklılıklardan keyif alırlar,
* Korku, kaygı vb. duyguları yaşadıkları eğitim ortamlarında bulunmak istemezler,
* Eğitimciyi kolaylaştırıcı olarak görmek isterler,
* Dönüt beklerler,
* Dikkatlerinin yoğunlaştığı süre oldukça kısadır.
* Kitlesel İletişim
İletişim kavramı politikadan, iktisadi yapıya, toplumsal yapıdan, insan ve dil bilimine kadar çok sayıda alanda uyumlu bir işbirliği içinde olmakla beraber iletişim; teori ve pratiğin, duygu ve düşüncenin sembollerle insan zihnine gönderilmesi olarak nitelendirilmektedir. İnsanların bulunduğu her faaliyet ortamında mutlaka bir iletişim vardır. İnsanların birbirleriyle olan ilişkilerinde iletişim, önceliği olan bir mecburiyettir. Toplumsal iletişime bakacak olursak, profesyonel kitlelerin, yazılı ve görsel araçlardan yararlanarak kapsamlı, kadın-erkek ayırmadan, ülkenin neresinde olursa olsun tüm izleyicilere sembolik anlamlarla yüklü bilgileri duyurma yöntemlerini içine alır. İletişimin etkili olabilmesi için ihtiyaç duyulan öğeler; iletinin dikkatleri üzerine çekebilmesi, seçilebilmesi, çözümlenebilmesi ve kaynağın her alanda tesirli olmasıdır. İletişim aşamasında kontrol altına alınacak grubun dikkatini çekmek oldukça riskli bir unsurdur. Hedef kitleye aktarılacak hususun ayrıntılı bir seçim aşamasından geçirilerek insanların ilgisini çekmek amacıyla akla gelebilecek her yetenekten yararlanılır. Yazılı veya görsel basında yer alan herhangi bir manşet, ilginç bir resim, göze hoş gelen bir kitap kapağı, televizyon reklamlarında oynayan çarpıcı ve alımlı bir bayan, tamamen kitleyi etki altında bırakarak kontrol etmek amacıyla kullanılır. Uluslararası grupların amacı için çabalamayan ya da grubun tepkisini çekecek yayınlar yapmak o kadar kolay değildir. Fakat çok sınırlı bir izleyici topluluğuna sahip kaliteli olmayan küçük çaplı bir kuruluşta her konu dile getirilebildiği gibi tenkit de yapılabilmekteydi. Bu düzenin parçası olarak yola devam etme mecburiyeti içindeki basın kuruluşları kamuoyundaki güvenilirliklerinde şüphe uyandırmamak adına bazen grup aleyhine haberlere yer vermektedir. Bu iş için özel olarak seçilmiş dünya medyası işini kusursuz bir şekilde yürütmektedir. Bununla birlikte uluslararası haber ajansları da yönlendirme işini kontrol etmekteydi.
Haber ajanslarına ek olarak reklamlar da zihin kontrolü yapmak için kullanılabilmektedir. Şirketler yayınlanan reklamların yalnız başına pek işe yaramadığını düşündüklerinden, reklamları herkes tarafından fark edilemeyecek bazı gizli iletilerle süsleyerek, yalnızca zihnimizin değil, bununla birlikte bilinçaltımızın da kontrol edileceği reklamlar ortaya çıkarmışlardır. Bir film veya reklam izlerken ilgili yerlerine veya bazı bölümlerine oldukça seri ya da ustaca saklanmış olması nedeniyle, kolaylıkla fark edilemeyecek, ancak bilinçaltının rahatlıkla kavrayacağı yazılar, fotoğraflar veya bölümlerin yerleştirilmesi sayesinde gerçekleştirilen bu teknik aslında, habersizce tüm insanlığı etkiliyor. Mesela; bir içecek tanıtımının yapıldığı reklamlarda insan gözüyle görülemeyecek süratte akan yazılar, alıveriş merkezlerinin içecek bölümünde çok sayıdaki değişik markanın içinden beynimize aktarılan markayı bulmamız için bizi yönlendiriyorlar. İnsanlar bu ürünü beğenilerinden dolayı aldıklarına inansalar da ürünün rengi dahi seçimimizde önemli rol oynamaktadır. Tabi bu tekniklerin tamamı sadece televizyon için geçerli değil. Gazete, dergi ve
internet sayfalarındaki resimler ve çizimler de diğerleri gibi mesajlar vermektedir.
Bireyin bilinçaltının, herhangi bir konuda uygulanabilir kararlara olan etkisi yakşaık %60’tır. Uzmanların konuyla ilgili görüşleri ise şu şekildedir:
“Göz, aslında sürekli bir tarama eylemi içindedir, gördüğümüz her şey en ince ayrıntısına kadar bilinçaltına kaydedilir; bilinç ise odaklandığı bir şeyi görme yeteneğine sahiptir.”
Kişinin bilinçaltına daha kolay iletiler yollamak da imkânlar dâhilindedir. Bundan dolayı göze hitap eden çizimsel veya yazılı iletilere gerek duyulmamaktadır. Kişinin zihni bazı nesnelere kendiliğinden anlam yükleyebilmektedir. Alışveriş merkezlerinde, lokantalarda yayınlanan müzikten, temizlik malzemelerinin, meşrubatların markalarının üzerindeki rengine kadar insan beyninin rahatlıkla anlayabileceği oldukça zengin bir kaynak mevcuttur. Ayrıca kurulan iletişimin inandırıcı olabilmesi için kişinin yaşamını sürdürdüğü sosyal çevresi, gereksinimleri, sosyal ilişkileri, görüş ve davranışlarını kavramasıyla birebir alakalı ruhsal kıpırdanmaların faaliyetini sağlamak mecburiyetindedir. Bireyin tutumlarında kalıcı değişimler yaratabilmek için inandırıcı bir iletişim kitle üzerinde anlaşılır bir ruhsal oluşumu tetiklemelidir. İnandırıcı ve bilgilendirici iletişim doğru algılanabilmelidir. İnandırıcılık kitle ve bulunduğu ortamla ilgili sınırsız bir veri
yığını, uzmanlık ve katı bir direniş gerektirmektedir. Bu nedenle toplulukları inandırmak, farklı davranışlar sergilemelerini sağlamak göründüğü gibi kolay değildir. Bilhassa küçükken sahip olunmuş, bireyin yaşamında ciddi bir yer tutan köklü bir davranışı yenilemek oldukça güçtür. Bireyler ya da toplumlar üzerinde baskı malzemesi olarak kullanılan propagandanın yaklaşımını kabullenmemek, bu yaklaşımı savunanları reddetmek, propaganda ile yayılmak istenen düşünceyi amacı dışında kullanarak gerçeği yansıtmayan bilgiler veren, kitleleri yanlış yönlendiren zihniyete karşı her zaman tepki verebilirler. Kitlesel iletişim içinde önemli etkileme araçlarından birisi de sosyal medya ve ortamlarıdır.
Yararlanılan Kaynaklar
Volkan Ağırbaş, Sosyal Medya Araç Ve Ortamları İle Zihin Kontrolü
Selahaddin Ertürk, Eğitimde Program Geliştirme
Şakir Erkoç, Nanobilim Ve Nanoteknoloji
George Marshall, Sosyoloji Sözlüğü
Ümit Sayın, Derin Devletler, Gizli Projeler Ve Gizli Gerçekler
Nuray Senemoğlu, Gelişim, Öğrenme Ve Öğretim
Binnur Yeşilyaprak, Gelişim Ve Öğrenme
Ömer Özkaya, Zihin Kontrol
Adil Maviş, Telkin Ve Hipnozla Öğrenme Teknikleri-1
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Volkan Ağırbaş’a aittir.
Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com