Faizsiz Ekonominin Gerekliliği, Bitcoin Ve Milli Dijital Para

Faizsiz ekonomi dendiğinde özellikle ülkemizde akla ilk gelen ekonomi modeli İslami ekonomi ve katılım bankacılığıdır. Tezin ilerleyen kısımlarında katılım bankacılığının özellikle ülkemizde neden bir faizsiz ekonomi modelinde olamayacağına ve Türkiye’deki katılım bankacılığı modelinin aslında faizli bir ekonomi sistemine muhtaç olduğu gözler önüne serilecektir. İslami ekonomi dendiğinde ise genellikle geriye gidilmekte ve gerideki işleyişine bakılmaktadır ve en büyük yanlış ise burada yapılmaktadır çünkü faizsiz ekonomi geçmişte kalmış, açıklanması için geçmişe bakılmasına gerek olan bir ekonomi modeli olmamalıdır. Faizsiz ekonomi geçmişin değil geleceğin ekonomisidir. Faizsiz ekonominin en önemli yapıtaşı ekonominin herhangi bir yerinde faizin ki bu gecikme faizi bile olsa yer almamasıdır. Bu da asla faizi yasaklayarak olacak bir şey değildir. Faiz yasaklanırsa resmi kurumlar yerine gayri resmi kurumlar devreye girecek özellikle tefecilik yeniden hortlayacaktır. Bu yüzden sürekli belirttiğimiz gibi faizi gereksiz kılacak bir sistem çalışması yapılmalıydı.
Faizsiz Ekonominin Gerekliliği ve Önerileri
Günümüz bankalarının büyük bir çoğunluğu fikrinizin iyi mi kötü mü olduğuna bakmadan gelirinize ve teminatınıza göre istediğiniz parayı size verirler. Daha girişimci bireyleri teşvik edecek ileride açıklayacağımız yatırım geliştirme (ya-ge) şirketleri ortaya çıkarsa bankalara göre daha yenilikçi fikirlere destek verilecektir. En basitinden her yerde açılan döner dükkânlarından bir tane de ben açacağım dediğinizde yüksek ihtimalle destek alamayacaksınız ama diğer döner dükkânlarından farklı bir yenilik yaptığınız anda size bu şirketler destek vereceklerdir. Ev ya da araba gibi peşin olarak alınması zor olan ürünler faizsiz ekonomide taksitle aracısız olarak çok daha kolay alınacağından insanlar faize ödedikleri parayı refahlarının artışına harcayacaklardır yahut tasarruflarını arttırmaya yöneleceklerdir. Bu da yine yatırımların artmasını sağlayacaktır.
Dijital para sistemine geçildiğinde herkesin gelirleri ve harcamaları tam olarak bilineceğinden ihtiyaç sahipleri çok daha çabuk tespit edilecek devlet yardımları da tam olarak gerekli yerlere gidecektir. Vergilendirme çok daha etkin olacaktır. Vergi kaçırma olasılığının çok düşük olacağı bu ekonomide alınan vergiler ya yatırıma gidecektir ya da vergi oranları düşürülüp üretilen ürünlerin daha ucuza satılması sağlanacaktır. Yapay zekâ sistemlerinin ekonomiyi sürekli denetlediği bir ortamda krizler günümüze göre yıllar öncesinden öngörülebilecek ve gerekli adımlar anında atılacaktır. Sektörel bazlı sorunlar günlük satışlarda bile ortaya çıkacak. Bir, iki günlük sıkıntıda bile değişim anında öngörülebilecektir. İnsanların yıllarca biriktirdiği paraların değeri bir kişinin iki dudağı arasından çıkacak bir faiz artış ya da indirim kararı yahut bir cumhurbaşkanının bir başbakana fırlatacağı anayasa kitapçığıyla azaltılamayacak. İnsanlar parasının değerinin on yıllar sonra bile sabit kalacağını öngörebileceklerdir bu da taksitli satış ile peşin satış arasındaki farkı neredeyse ortadan kaldıracaktır. İstikrarlı bir para modeli sunacaktır. Ayrıca faizin olmadığı bir ülkede çok düşük karlarla bile yatırım kararları alınabilecek artan yatırımlar işsizliği azaltacaktır. Bunların hepsinden farklı olarak dini sebeplerle faizli işlem yapmak istemeyen insanların paraları da yatırıma dönüşecektir.
Faizsiz Ekonominin Önerileri
1- Bankalar yatırım geliştirme(ya-ge) şirketlerine bırakmalıdır.
2- Taksitlendirme teşvik edilmelidir.
3- Küresel ve milli dijital para sistemine geçilmelidir.
4- Merkez bankasına yardımcı olacak üst düzey bir yazılım ya da yapay zekâ olmalıdır.
5- Milli dijital paranın değeri sabit kalmalıdır.
Günümüz Bankaları ile Faizsiz Bir Ekonomi
Günümüz bankaları ve bankacılık sistemleri birçok krizin başlatıcısı olarak görülmektedir. Bunu isteyerek, umursamayarak ya da sadece kar dürtüsüyle yapmaları önemli değil ancak artık bankalara güven duygusu buharlaşıp gitti. Dijital paralar ve ardından gelen kripto para teknolojisi ile bankalara birçok anlamda gerek olmadığı görülmeye başlandı. Hatta bankaların kripto paralarla alakalı aradan geçen 9 seneye rağmen hala bir yatırım aracı oluşturmamaları da kripto paraların bankaların sonunu getireceğinden korkusu olarak yorumlandı. Böylece görülüyor ki ekonominin geleceğinde bankaların yeri olmayacak.
Faizsiz Ekonomide Paranın Yönetimi
Dünyada paranın yönetimi çağdaş ülkelerde genellikle merkez bankalarının elindedir. Biz ise bunun bir yapay zekâya bırakılması ya da yapay zeka eşliğinde yapılması görüşündeyiz. Nasıl ki insan nüfusunun özellikle fazlalaştığı yerlerde suçluları tespit etme işi insanlara değil de yüz tanıma sistemlerine bırakılmışsa. Ekonominin de bu denli karmaşıklaştığı bir yüzyılda ekonomi ile ilgili tespitlerin yapılması da yapay zekâya bırakılmalıdır. Günümüzde birçok alanda bilgisayar yazılımı kullanılmaktadır. Gelişen teknolojilerle artık yazılımlar yerini kendi öğrenen bilgisayarlara bırakmaya başladı. İşte bu kendi öğrenebilen bilgisayar ve yazılımlara yapay zekâ İngilizce olarakta artificial intelligence (AI) denmektedir. AI uygulamalarını bazı bankalar günümüzde bile denemeye başlamıştır. İNG bankası yapay zeka uygulamalarını yeni model, insanla yapılan çalışmaları da geleneksel model olarak adlandırmış ve arasındaki farkları tespit etmeye çalışmıştır. ING Bankasının yöneticisi Ignacio Julia Vilar, yapay zekâ yardımıyla müşteri davranışını anlayarak onlara nasıl tasarruf edebilecekleri tavsiyesinde bulunuyoruz. Ayrıca Geleneksel model ile yeni model arasında bir ölçüm yaptık. Modeller arasında yüzde 10 fark gördük. Örneğin KOBİ müşterilerine beş dakika içinde kredi alıp alamayacağını söyleyebiliyoruz. Bu işlem İspanya’da iki üç hafta sürüyordu. Hayır, cevabı verdiğimiz müşterilerde bile memnuniyette artış gördük. İlerleyen yıllarsa ise İNG bankası 2 milyar dolarlık yapay zekâ yatırımı ile 7000 kişinin işine son vermeyi ayrıca Belçika’da ki şube sayısını yarıya düşürüp dijital ortama geçmeyi öngörüyor. Bununla beraber yıllık 1 milyar dolar tasarruf sağlanmasını hedefliyor.
Mortgage krizinde krizi ilk başlatan adım “F notlu emlak kredisi havuzlarının oluşturduğu menkul kıymetlere A notu vermeleri ile tanınan derecelendirme kuruluşları” değil de belki de ilk riskli kişilere de istedikleri kadar mortgage kullanmalarına izin vereceğiz diyen herhangi bir banka da ki bir müdürdü. O bir kişinin kararı milyonlarca kişinin hayatına mal oldu. İşte ekonomideki bu karmaşıklık aslında bir insanın değil bir bilgisayarın takip etmesini gerektirecek düzeydedir. Merkez bankası gibi önemli kurumların başına seçilen ya da atanan kişilerde milyarca doları yönettikleri için bazı sorunlar olabilir. Devlete düşman olan yahut parayı ve lüksü çok seven birisi bile bir şekilde oraya gelebilir ve rüşvet alma yolunu seçerse milyonlarca insanın hayatına mal olacak kararları verebilir ama yapay zekâlar, bilgisayarlar, yazılımlar rüşvet alamaz.
2009 mortgage krizinde krizin geldiğini bir iki insan fark ederken diğer hiç kimse bu insanlara inanmamıştı ve kriz sonunda milyonlarca aileyi onlarca ülkeyi etkileyen bir sarmala dönüşmüştü. Eğer bir yapay zekâ tarafından denetlenen bir ekonomiye sahip olunsaydı; yapay zekâ mortgage senetlerine A notu verildiğini görecek ancak mortgage kullananların geri ödemelerinin çok daha sıkıntılı olduğunu görüp kredi derecelendirme kuruluşlarını uyaracak hatta kendisi bir kredi notu açıklayacaktı; bu açıklamalar belki böyle bir krizin yaşanmamasını sağlayacaktı. Ekonomistler belli konularda uzmanlaştığı için, bir kriz başlamasına sebep olacak konuyu çalışan ekonomist sayısı, toplam ekonomist sayısına göre daha az olur; bu özellikle gelişmemiş ülkelerde yok denecek kadar azdır. Ancak kurulacak bir AI sistemiyle devlet, tüm sayısal verileri her gün belki onlarca defa gözden geçirebilecek, gelişmiş ülkelerde olan ekonomi uzmanlarının bile yapamayacağı sıklıkta tekrar tekrar verileri analiz edebilecektir.
Ekonomide kullanılan bazı yapay zeka teknolojileri ise ürün arama teknolojisi, satın alma teknolojisi (müşterilere özel satın alabileceği ürünlerin reklamını göstererek), tedarik teknolojisi. Ayrıca banka hesaplarından terör finansmanının tespitinde şu anda kullanılabilen tek yol yine yapay zekâdır. Ayrıca şu anda geliştirilen teknolojilerden biri olan EVA ile 2030 yılında bankaların şube açmasına bile gerek olmayacağı ve eski şubelerinin kapanacağı düşünülmektedir. Her türlü bankacılık işleminin internetten EVA aracılığı ile gerçekleştirilmesi yönünde çalışılmaktadır. Yapay zekâya İsaac Asimov’un 3 robot yasası tarzında temel bir yasa girilmelidir. Ekonomik bir AI için girilebilecek 3 temel yasa şunlar olabilir.
1.Sabitlik: Para değerinin bir insanın iki dudağı arasında olması ve insanın yıllarını vererek bir ev araba alma hayali ile biriktirdiği paranın bir faiz indirimi, ya da tedavüle sokulacak yeni paralar ile değerinin düşmesi insanları zor duruma sokmaktadır. Paranın değerinin azaltılması ya da arttırılması hep bir tarafı mağdur etmektedir. Gelir eşitsizliği oluşmasının, istikrarın bozulmasının sebeplerden biride paradaki fiyat dalgalanmalarıdır. O zaman böyle bir AI’nın kontrol ettiği bir merkez bankası bulunmalı ve bu AI’nın ilk yapması gereken kurulduğu ülkenin parasının değerini korumak olmalıdır. Parayı değil değerini sabitlemeli.
2- Refah: Paranın değerinin korunduğu bir sistemde ithalat ihracattan çok daha fazla ise ülkeden para çıkacak ve ülkede para miktarı azalacaktır bu da kişi başına düşen milli geliri azaltacak ve insanların refah seviyesinin düşmesine sebep olacaktır. AI bu dengenin korunması için en etkin kullanılacak yöntem olabilir. Gelirin eşit dağılımı üzerinde büyük bir etki yaratacaktır. Etkin bir şekilde bu politikanın yürütülmesi dilencilik olgusunu bile tamamen ortadan kaldırabilir.
3-Hesap verirlik, şeffaflık: Yapay zekânın etkin olduğu bir ekonomide kimin ne kadar kazandığı, ne kadar harcadığı hemen belli olacaktır. Hatta tüm insanlar en zenginden en fakire sıralanabilecektir. Paraya gerçek ihtiyacı olan kişi belirlenebilecektir. Ayrıca AI’nın yaptığı tüm işlemler anlık olarak görülebilecek ve sebepleri sorulup öğrenilebilecektir. Bu özelliğiyle herhangi bir ülkedeki en şeffaf kurum olacaktır.
Faizsiz Ekonomide Para
Faizsiz ekonomide para kavramı diğer sistemler ile benzerlik gösterecektir. Paranın tüm fonksiyonları faizsiz ekonomide de aynı olacaktır. Mübadele aracı olması, hesap birimi olması, değer saklama aracı olması ve iktisat politikası aracı olması bizim sistemimizde de gereklidir. Ayrıca paranın; herkes tarafından kabul edilmesi, kolay taşınır olması, yasal olması, dayanıklı olması, kolay taklit edilememesi, homojenlik, bölünebilir olması ve değerini koruması gibi özellikleri de barındırması gerekmektedir.
Para Çeşitliliği
Takas ekonomisinin günümüzde işleyemeyeceğini söylerken şunları söyleriz. Takas ekonomisinde n tane mal için n.(n-1)/2 tane fiyat oluşur. Peki, günümüzde n tane para olan dünyamızda paraların birbirlerine karşılığı kaç şekilde oluşur? n.(n-1)/2 yani takas ekonomisi ile aynı. Bu kadar farklı para birimlerinin olmasının taşıdığı riski Arestis ve arkadaşları şu şekilde ifade ediyorlar: Dünya üzerinde birbirinden farklı konvertibilitede kurların olması küreselleşme önündeki bariyerlerden biridir. Aynı zamanda bu sistem gelişmiş ülkelerin orantısızca faydalandığı bir küresel finansal sistem anlamına gelir. Ayrıca farklı para birimlerinden dolayı finansal pazarlar birbirinden ayrılır ki bu da finansal bir krizin kaynağı olabilir. Buna çözüm olarak milli dijital paraların birbirlerine konvertibl olması yerine milli dijital paraların sadece küresel dijital paralara konvertibl olması gerektiğini öngörmekteyiz. Böylece n farklı milli dijital para birimi için sadece n tane kur olacaktır. Böyle bir sistem yıllardır finansal sistemin üst basamağında olan ülkeler tarafından sömürülen ülkelere eşitlik için büyük bir şans verecektir. Belki de yüzyıllar sonra ülkeler arası eşitlik sağlandığında ya da ülkeler arası birleşmeler ve bütünleşmeler olduğunda tek bir para sistemi tüm dünya üzerinde hâkim olabilecektir.
Altın Döviz Standardı ve Bitcoin
Altın döviz standardı altın para standardının son aşaması, bir ulusal paranın birim değerinin, parası altına konvertibl bir başka ülkenin parasına bağlaması halini ifade eder, altın kambiyo standardı da denir. Bitcoin tamamen internet (dijital) ortamında oluşturulan fiziki bir yapısı olmayan herhangi bir merkez bankası tarafından üretilmeyen toplamda en çok 21 milyon tane üretilebilecek olan bir dijital para birimidir. İlk ortaya çıktığında değeri 1 dolar bile olmamasına karşın 2017 Haziran ayı itibari ile 3000 dolar sınırına dayanmıştır. Altın döviz standardı ile benzerliği ise Dünya’nın yeraltı altın rezervleri nasıl bir noktada bitecekse bitcoin üretimi de bir noktada bitecektir. Bu açıdan da bitcoin ve altın benzerlik göstermektedir. Başlangıç için bu iki para sisteminin de faizsiz ekonomiye uygun olduğu düşünülebilir.
Altın Döviz Standardı Önündeki Engel Uzay Madenciliği
Altın döviz standardının faizsiz ekonomiye uygun olmamasının iki sebebi vardır. Bunlardan ilki gelişen teknoloji ile ortaya çıkan yeni bir alan olan uzay madenciliği Uzay madenciliği uzay teknolojilerinin gelişmesi ile diğer gezegenlerden veya asteroidlerden değerli madenlerin çıkarılması sürecidir. Günümüzde birkaç firma ile başlayan uzay madenciliği araştırmaları gitgide artmaktadır. İlerleyen yıllarda bu firmaların tonlarca altın getirdiğinde böyle bir ekonomi sisteminin nasıl bir darbe alacağını öngörmek hiçte zor değildir. İkincisi de şu anda da geçerli olan bir durum ki dünyada yeni bulunan her yeraltı altın rezervinde altın fiyatları dalgalanmalar yaşamaktadır. Paranın altına sabitlendiği sistemde dolaylı olarak paralarda da dalgalanmalar yaşanacaktır. İki olayımızda da aslında altının üretim miktarının aniden artmasının para değeri üzerinde olumsuz etkisi olduğu görülebilir. Uzay Madenciliğinin bir diğer önemli tarafı ise iktisattaki kıt kaynaklar tanımını yapmamız artık daha da zor olacaktır. Teknoloji geliştikçe kıt kabul ettiğimiz birçok madeni ve minerali evrenin derinliklerinden istediğimiz kadar getirebileceğiz.

Küresel Dijital Para Birimi ve Bitcoin
Herhangi bir merkez bankası tarafından üretilmemesi ile tüm dünyanın internet para birimi olan bitcoin geleceğin tek ortak para birimini simgeliyor. Öyle ki yakın zamanda tüm ülkeler ve işletmelerde bitcoin kabul edileceği görüşü gittikçe yaygınlaşmaktadır.  “Küresel Keynesçiliğin küresel ekonomik sistem için getirdiği öneri aynı zamanda Keynesçi düşünceye bağlı olmayan birçok iktisatçının da savunduğu küresel para önerisi getirilmesinin altında yatan sebep para değerlerinin türdeş olmaması, az gelişmiş ülkelerin paralarının değerinin gelişmiş ülkelere göre çok daha düşük olması ve gelişmiş ülkelerin bu sebeple az gelişmiş ülkelerden çok daha rahat bir şekilde para çekebilmeleridir ki bu da başka adaletsizliklerin baş göstermesine sebep olur. İşte Keynes’in ve daha birçok iktisatçının önerdiği küresel para birimi faizsiz ekonomi için de çok önemlidir. Küresel bir para biriminin basımı, dağıtımı hiçbir ülkeye veya birkaç ülkenin toplanıp oluşturduğu bir kuruma verilemez tamamen serbest olmalıdır. Bu da günümüzde kullanımı iyice artan bitcoin ve türevlerini bize işaret etmektedir.
Ülkelerin bu tarz bir paraya karşı çıkması senyoraj gelirlerinden vazgeçmek zorunda olmaları sebebiyledir. Senyoraj para basma yetkisini elinde tutan kurumun, bu yetkisi dolayısıyla para basarak elde ettiği reel gelirdir. Senyoraj enflasyon döneminde büyük bütçe açıklarını para basıp ekonomiye sürerek kapatmak zorunda olan hükümetin elde ettiği kamu gelirleri vergilerinin en adaletsizidir. Devletin her senyoraj geliri aslında halkın cebinden çıkmaktadır. Bu sebeple yeni geliştirilecek olan parada senyoraj bir devletin ya da bir kişinin elinde olmamalıdır. Bitcoin ilk kurulduğunda kurucu grubun birkaç milyon bitcoini ellerinde tuttukları tahmin edilmektedir yani bitcoinde de bir nevi senyoraj geliri oluşmuştur ve bu gelirde şu an birkaç kişinin elindedir. Satoshi Nakamoto kod adını kullandığını söyleyen ve bitcoin kurucu grubunun başında olduğunu iddia edilen Craig Steve Wright eğer gerçekten Satoshi ise tahmini olarak bir milyon Bitcoinin sahibi olduğu düşünülmektedir ki Bitcoinin 2017 Haziran kuruna göre yaklaşık 2,8 milyar dolara denk gelen bir serveti var demektir. Bu da başka bir eşitsizlik kaynağı olduğu için faizsiz ekonomi de son tercih olarak bitcoin ve türevleri tavsiye edilecektir. Ancak bu kurucular grubu belli bir süre sonra ellerindeki bitcoinlerin büyük çoğunluğunu, dünya üzerindeki belli haksızlıkları gidermek için kullanırlarsa (Satoshi’nin bitcoin hesabında uzun bir süredir hareket olmaması sebebiyle bazı kişiler bitcoinlerini yok ettiğini düşünmektedir.) bitcoin de haksızlıklara karşı oluşturulmuş olan dijital para birimi olduğunu gerçek anlamda kanıtlayacaktır. Böylelikle küresel ve adil bir dijital para birimi olma yolunda çok büyük bir adım atacaktır.
Bitcoin’in küresel bir dijital para birimi olmasındaki bir başka sıkıntı ise bu para kimseye ait olmadığı için parayı şu anda geliştiren kişiler, ellerinde büyük miktarda bitcoini olan kişilerdir. Geliştirme sebepleri ise bitcoinin daha çok kullanılması ve bu sayede bitcoinin değerini arttırarak, servetlerini arttırmaktır. Bu da bitcoin de servet kimin elinde ise parayı onun geliştirip yönlendirmesine sebep olacaktır. Oluşturulacak yeni bir küresel dijital para biriminde, bu geliştirmeleri kimin yapacağı konusu üzerinde düşünülmesi gereken en önemli konudur. Bitcoin ve türevleri dışında oluşturulacak bir küresel dijital para birimi olacaksa ki bitcoin kurucuları iyi niyet göstermezler ve senyoraj gelirlerinin tamamını ellerinde tutarlar ise başka bir para birimine ihtiyaç olacaktır. Böyle bir dijital para ilk oluşumunda adaleti sağlaması adına Dünya nüfusunun 7,5 milyar olduğu günümüzde, en son 7,5 milyar adet üretilebilecek şekilde tasarlanabilir. Ancak sınır bu mu olmalıdır yoksa dünya nüfusunun artışı ile artıp azalışı ile azalmalı mıdır? Bu cevaplanması gereken başka bir sorudur. Küresel dijital para birimi ilk üretildiğinde ülkelere ya nüfusları oranında ya da her ülkeye nüfusuna bakılmadan eşit olarakta dağıtılabilir. Böyle bir eşitlik ve adalet ile başlayan bir para birimi de küresel para birimi olma yolunda çok iyi niyetli bir adım atmış olacaktır.
Senyoraj geliri olmayacak olan bu para birimi ile Amerika başta olmak üzere senyoraj geliri sayesinde daha da devleşen diğer birçok ülkenin ellerindeki senyoraj gücü kaybolacağından; küresel bir dijital para biriminin oluşturulmasını bu ülkeler asla istemeyeceklerdir. Böyle bir çaba büyük ihtimalle gelişmekte olan ülkelerden gelecektir ki bu da Türkiye’ye öncü olma fırsatını sağlayacaklardır.
Milli Dijital Para
Her ne kadar tek bir küresel dijital para öngörülmüş olsa da ülkelerin kendi içinde kullanabilecekleri bir milli dijital para sistemi gerekliliği öngörülmüştür. Bu milli dijital para ithalat ya da ihracatta kullanılamayacak sadece yurtiçi alım satım işlerinde kullanılacaktır. Yurtdışı tüm işlemlerde küresel dijital para kullanılacaktır. Küresel para önerisinde bulunmuş post keynesyen iktisatçı Moore’a göre uluslararası ticarette ulusal paraların kullanımı küresel ekonomide büyük bir deflasyonist eğilim yaratmaktadır. Çünkü cari açık veren ülkeler ulusal paralarını koruyabilmek için cari işlem fazlası vermeye zorlanmakta ve genişletici iç politikaları uygulama olanaklarını yitirmektedir. Milli dijital para biriminin son derece yenilikçi olması gerekmektedir. Bu da belki sürekli güncellemelere tabii tutulması anlamına gelir. Böyle bir paranın güvenliğinin önemi kadar hızlı transfer edilebilmesi sadece internet alışverişlerinde değil ayrıca nakit kullandığımız yerlerde de geçerli olması gerekir. Bunun da ötesinde şu anda çocuğumuza harçlık verdiğimizde nasıl ki sadece cüzdanımızı açmamız gerekiyorsa. Kürresel dijital parada da harçlık vermek bu basitlikte olmalı ayrıca bir İBAN numarası isteme paranın geçmesini bekleme gibi zahmetlere gerek kalmamalı. İnternet tabanlı olacak olan bu para öncelikle otobüs kartları (Akbil vb.) gibi belli yerlerden doldurulabilecek belli limitler tanımlanan kartlar şeklinde tasarlanabilir ve bu kartlar birbirine dokundurulup miktar girildiğinde anında aktarım yapılabilecek kolaylıkta tasarlanmalı ki naktin yerini kolayca alabilsin.
Milli Dijital Paranın Avantajları
İnsanın doğası üzerine tartışmalar felsefenin en büyük ilgi alanlarından biri olmaya devam ederken buna psikologlar ve beyin üzerine çalışan yüzlerce bilim insanı da katılmıştır. İnsan doğası üzerine en önemli sorulardan birisi de insan doğası gereği iyi mi yoksa kötü müdür? Bazı bilim insanlarına göre insanlar doğası gereği kötüdür, bazı bilim insanlarına göre doğuştan iyidir, bazılarına göre ise insan boş bir levhadır, bazılarına göre ise insan içinde hem iyi hem kötüdür. Biz sonuncusunu temel alıp ilerleyeceğiz. Hukuk sistemi nasıl ki hep iyinin yanında oluyorsa ya da olmaya çalışıyorsa. Bir ekonomik sistemde bunu yapmalı ve iyinin yanında olmalı ve iyi olmayı teşvik etmeli. En basitinden ülkemizin acı gerçeklerinden birkaçını düşünelim vergi kaçırma ya da sigortasız işçi çalıştırma gibi olaylar, dijital paranın tamamıyla kullanıma girmesi ile çok daha kolay tespit edilebilecek. Gresham yasası nasıl ki kötü paranın iyi parayı kovacağını söylüyorsa bu aslında diğer alanlarda da geçerlidir. Vergi kaçırmaz ve sigortalı olarak işçi çalıştırırsanız satacağınız ürünlerin fiyatı çok daha yüksek olacaktır. Diğer bir şirket vergi kaçırıp, sigortasız işçi çalıştırırsa ürünlerini daha ucuza satacak ve sonunda rekabet edemeyip iflas etmenize sebep olacaktır. Kötü patron iyi patronu sistemden kovmuş olacaktır. Ekonomik sisteminiz kötü olanı tespit edip cezalandıramıyorsa bu yavaş yavaş tüm halkı etkileyecektir. Dijital bir para biriminiz ve alım, satımları takip edebileceğiniz iyi bir yapay zekâ veya yazılıma sahipseniz ekonomide tam etkinliğe sahip olabileceksiniz. Hepimiz hemen hemen her gün aç olduğunu söyleyerek para isteyen kişilerle karşılaşarak bu kişilere yardım etmişizdir. Sonra haberlerde görürüz ki yardım ettiğimiz kişi ölmüş ve banka hesabında 1 milyon TL’yi geçkin para bulunmuş. Tabii ki bu her ihtiyaç sahibinin böyle olduğu anlamına gelmez ancak insanların yardım etme duygusunu köreltir.
Yardımlaşmada daha etkin olunması için kurulan dernek vb. kurumlara değinirsek; gerçek ihtiyaç sahiplerini tespit etmek için onlarca bazen yüzlerce bina kiralamak, bir sürü demirbaş almak, yüzlerce defterlik kayıtlar tutmak zorunda kalıyorlar. Bu da toplanan yardım paralarının tamamının ihtiyaç sahiplerine ulaşmamasına, ihtiyaç sahiplerini bulmaları için de para harcamalarına sebep olmaktadır. Dijital para sisteminde ise herkesin gelir ve gideri bilinebileceğinden gerçek ihtiyaç sahipleri saniyeler içinde tespit edilebilecektir. Oluşturulacak bir havuz hesaba, yardım etmek isteyen kişiler para göndererek gerçekten ihtiyaç sahiplerine yardım etmiş olacaktır. Dijital para sisteminde paranın bazı özellikleri çok daha etkin olarak karşımıza çıkacaktır. Bu para birimi diğer para birimlerine göre çok daha kolay taşınır, dayanıklı, bölünebilir olacağı gibi taklit edilmesi de zorlaşacaktır. Ayrıca sabit kur sistemi ile değerini binlerce yıl aynı şekilde muhafaza edecektir.

Milli Dijital Paraya Geçiş
Faizsiz bir ekonomiden bahsedebilmek için öncelikle para sisteminde değişikliklere gidilmesi gerekmektedir. Günümüz banknot para sisteminde alış ve satışların, para haraketliliğinin takibi çok zordur. Takip edilebilen kısmı da bankalar üzerinden yapılandadır. Faizsiz ekonomide banka olmayacaksa hiçbir ekonomik hareketi görmemizin imkânı olmayacaktır. O yüzden banknot para sisteminden dijital para sistemine geçmemiz gerekir. Böylece alınan bir ekmek bile ekonomik veri olarak görülecektir. Her ekonomik hareketliliğin kaydedildiği böyle bir sistemde ekonomik veriler çok daha hızlı bir şekilde değerlendirilebilir. Dijital paraya geçiş sürecinin birkaç farklı alternatifi olabilir. Bunlardan en akla yatkın olanı belli bir yıl çift para sistemini uygulamaktır. Gresham yasası gereği insanlar ellerindeki Dolar, Euro gibi dövizler yerine bu yeni iyi paraya yatırım yapmaya başlayacaklar böylelikle insanlar kâğıt paralardan, dijital paraya kendi isteği ile geçecektir. Japonya’nın yakın zamanda yapmış olduğu bir açıklama ile dijital paraya geçişte benzer bir yol izleyebileceği sonucuna varılmıştır. Japonya, Yen’e denk olarak çıkarmayı düşündüğü blockchain tabanlı Jcoin’i 2020 olimpiyatlarına yetiştirmeye çalışıyor ve belli bir süre hem bu dijital para hem de Yen’i beraber kullanmayı planlıyor. Estonya da benzer şekilde Estcoint üreterek dijital paraya geçmeyi isteyen ülkelerden. Uzmanlara göre Estonya’nın bu hareketi yerel para birimini yok ederek sadece dijital paranın ayakta kalmasına sebep olacak.
Arbitraj, Spekülasyon. Manipülasyon
Esnek kur sisteminde arbitraj, spekülasyon ve manipülasyon yapılması mümkündür. Bunlardan ilk ikisi suç sayılmazken, manipülasyon yani hileli yönlendirme suçtur. Arbitraj paranın fiyat farklılığı olan iki ya da daha fazla piyasada aynı anda alınıp satılmasıdır ki bu işlem sonunda arbitrajcı her zaman kar eder. Ancak arbitrajcının kazandığı parayı kimden kazandığı sorusuna cevap verilmez. Dolar Türk lirası kurunun A ülkesinde alışı 3.54 satışı 3.55. B ülkesinde ise alışı 3.52 satışı 3.53 olduğunu varsayalım. B ülkesinde 3.53 ten doları alan birisi aynı saniyede A ülkesine 3.54 ten satarsa 1 kuruş kar etmiş olacak. Bu işlemi 1 milyar dolar ile yaparsa 1milyar kuruş yani 10milyon TL kazanacaktır. Bu 10 milyon TL ise kuru daha yüksek olan A ülkesinden çıkmış olacak ve bu da ülkenin refah düzeyini azaltan bir etken olmuş olacak yani ülke içindeki para azalacak. Spekülasyon ise Türk Dil Kurumu sözlüğünde vurgunculuk olarak geçmesine rağmen iktisat sözlüklerinde çeşitli mal ve mali varlıkları içeren ekonomik varlıkların, ileride fiyatlarının yükseleceği tahmin edilerek, ucuz fiyattan alınıp; sonra fiyatı yükseldiğinde satılması suretiyle kar elde etme davranışı olarak tanımlanır. Tersi olarak da fiyatların düşmesini beklerse elindeki varlıkları çıkaracaktır.
Spekülasyonu ikiye ayırabiliriz. İlki gerçekten bilgi ve becerisi ile ilerideki fiyatları tahmin edebildiği için yapılan alım satımlardır ki buna bilgi ile spekülasyon diyelim. İkincisi ise elinde gerçekten yüklü bir nakit bulunan kişinin bu yüklü nakdi ile bir mali varlığa yatırım yapıp çekilmesi sonra tekrar alması şeklindedir. Bunu yaparken düşünce şudur yatırım yapıldığı anda değer artışını görenlerin almasını sağlayıp fiyatı daha da yükseltmek, sonrada yüklü miktarda satış yaparak aniden düşmesini ve bu panikle diğer alıcıların satış yapmasını sağlayarak normal değerin altına düşürüp tekrar alarak kar sağlamak. Buna da para ile spekülasyon diyelim ki buna aslında istikrar bozucu spekülasyon da denmektedir. Para ile spekülasyonda elde edilen kar kesinlikle başkalarının yatırımlarını eritmek üzerine olduğu için yasaklanması gerektiği görüşündeyiz. Bilgi ile spekülasyonda ise kişinin gerçekten bir emek ve zaman harcayıp bu bilgiye ulaşabileceğinden daha hoş karşılandığını düşünebiliriz. Ancak bu bilginin bir şekilde arkadaşınız olan herhangi bir ülkenin merkez bankası başkanından kolayca alındığını varsayarsak, örneğin bir faiz artışı ve indirimi olacağı bilgisi size önceden geliyorsa ve buna göre pozisyon alabiliyorsanız bu da başka bir sıkıntıyı doğuracaktır. Bu sebeple bilgi ile spekülasyonda da belli yönlerden sıkıntılar vardır. Bu sebeple en azından para sistemi içerisinde arbitraj ve spekülasyonun önüne geçmek gerektiğini düşünmekteyiz.
Sabit Kur Sistemi
Sabit ve esnek kur sisteminin de eksileri olduğunu gördüğümüz için faizsiz ekonominin altyapısını oluşturacak üçüncü bir kur sistemine ihtiyacımız olacaktır. Bu da milli dijital para ve yapay zekalı sabit kur sistemidir. Bu kur sisteminde milli dijital paramız önce esnek kur sistemine bırakılır ya da daha önceden uygulanmış olan esnek kur sistemi verileri dikkate alınır. İstenilen bir noktada diğer para birimleriyle bir denge kurduğunda kur değil ancak para birimimiz sabitlenir. Yani 1 Dijital Türk Lirası(DTL) 1000 Amerikan dolarına eşittir demek yerine Türkiye’de bir ailenin asgari geçimini sağlayabileceği miktara 1 DTL denilecektir. Diyelim ki bu da 1000 dolara eşit olsun. Türkiye’de asgari geçim koşullarının 1 yılda değişmediğini varsayıp doların %1 değer kaybettiğini düşünürsek artık 1 dijital Türk lirası 1010 dolara eşit olacak. Varsayalım ki asgari geçim koşulları Dünya piyasalarındaki birçok üründeki fiyat artışı nedeniyle %1 arttı. O zaman dijital Türk liramızın değeri de %1 artacak. Peki, bu nasıl olacak devlet piyasadaki elektronik paraların %1 ini piyasadan çekecek bunu vergiler ya da benzeri tahsilat şeklinde yapabilir piyasada para %1 azaldığı için değeri de %1 artacak. Tabi ki bu kararı verip piyasaya para aktarma ya da para çekme işini yapanın insan olmasına gerek olmayacak çünkü bazen günde %1‘lik değer artışları ya da azalışları olabilir. Bunu bir yazılım belki bir yapay zekâ uygulaması her gün, her saat, her dakika otomatik olarak yapacaktır.
Örnek olarak bir ailenin 100 DTL’lik bir ev almak için 50 DTL biriktirdiğini düşünelim ve o sene %100 enflasyon olmasına neden olacak olaylar ön görelim. Yani eski sistemde evin değeri yaklaşık 200 DTL ye çıkacak ama ailenin elindeki para 100DTL olmayacaktı. Devletin parasının değerini koruması faizsiz ekonomi sisteminde ilk vazifesi olduğu için piyasadan paraların yarısını çekecek ve DTL’nin değeri iki katına çıkacaktır. Enflasyon yüzünden değeri yarıya inmiş olan paramız böylece eski değerine dönmüş oldu. Böylelikle ev fiyatı 200DTL olmak yerine 100 DTL ye düşecek ve ailemizde biriktirmiş olduğu parasından hiçbir şey kaybetmeyecek. Bu değer artışı diğer para birimlerinde ya da iç piyasada hissedilmeyecek; aynı görünmez bir elin paranın değerini koruması gibi. Görünmez bir elden tek farkı görünen bir yapay zekâ sistemi ya da yazılımı tarafından yapılacak olması. Ancak doğaldır ki faizin olmadığı ve paranın hunharca basılmadığı bir ekonomide enflasyonun %100 değil %2-3 bile olması zordur.
Yatırım Geliştirme Şirketleri
Bir önceki bölümlerde bahsettiğimiz bilgi eksikliğinden dolayı, yatırım yapılabilecek firmalarla alakalı bilgisi olan bir yapıya ihtiyaç vardır. Bu yapıya da yatırım geliştirme(ya-ge) şirketleri diyebiliriz. Bu şirketler fikir sahibi ile fon sahiplerini bir araya getirecek yani bir nevi bankanın yerini alacak yeni kurum oldukları da söylenebilir. Ancak tek bir fark var bu kurumlar bankanın almadığı riskleri alacaklar. Yenilikçi fikirleri olan kişiler bu kurumlara gittiklerinde ya-ge faaliyeti yürüten şirketler mevcut sektörü inceleyecekler ve karlılık oranını beğendikleri takdirde 3 farklı yol izleyecekler. Birincisi, bu firmayı internet sayfalarında tanıtıp yatırım miktarı karşılığı hisse oranı belirlenecek ve bu oranı beğenen yatırımcıların yatırımlarını yapmaları beklenecektir. Ya-ge yapan şirketler bunda sorumluluk almayacaklar borsadaki gibi yaptıkları bu işlem için küçük bir komisyon alacaklardır.
İkincisi, firmayı çalıştığı ya da çalışacağı sektöre göre bir alana ayıracaklardır. Sadece bu sektöre yatırım yapmak isteyen yatırımcılar sektörün toplamının belli bir kısmını alacaklardır. Yani sektörde 10 kişi zarar edip 40 kişi kar ettiyse sektör tahvilleri kar etmiş olacaktır. Risk azaltılmış olacak ve sektör bazına indirilmiş olacaktır. Bu opsiyonda ya-ge faaliyeti yapan şirketler kar ve zararda bilgileri oranında sorumlu oldukları için örneğin %1 gibi bir oranla kar ve zarara ortak olacaklardır. Bu oran ya-ge faaliyeti yapan şirketlerin kendi öz sermayesi ile daha çok katılarak arttırılabilir.
Üçüncüsü, firma tahmini karlılık ya da risk oranına göre ya-ge firmalarının belirlediği havuzlara konabilir. Sektör farklılığı olmadan oluşturulacak bu havuzdan isteyen istediği dilimde olanı seçebilir riski ile orantılı olarak kar ve zarar olasılığı değişiklik gösterebilir. Ya-ge firması uygun görürse büyük bir yatırım gerektiren firmayı aynı anda üç farklı yolla da fon bulabilir. Ya-ge faaliyeti içine girecek büyük bir firmanın, hemen hemen her alanda uzman kişilere ihtiyacı olacaktır. Günümüz bankalarından farklı olarak ya-ge firmaları sadece ekonomide değil hemen her alanda uzman bireyler ile çalışacağı için günümüzde ya-ge firması olma yolunda en büyük avantaj üniversitelerdedir. Üniversitelerde hemen her alandan uzmanlar çalışmaktadır. Ya-ge firmaları genellikle fikirlerin yenilikçiliğini dikkate alsa da sadece yenilikçi fikirlere yatırım yapmak zorunda kalmayacaklardır. Sıradan bir market, kasap, kuaför açmak isteyen biriside buraya gidecektir. Yapmak istediklerini anlattıktan sonra ya-ge firması tarafından belirttikleri yerle alakalı piyasa araştırması yapılır ve uygun görülürse yine aynı üç yolla fon sağlanabilir. Ortaklığın yapısı, olası ayrılık süreci, zarara katlanma noktası, tamamını satın alma opsiyonu gibi özellikler karşılıklı pazarlık gücüne bağlı olacaktır. Ya-ge firmalarını bankadan ayıran en önemli özellik, bankalar daha çok geçmişiniz ve göstereceğiniz teminatlara bakarken ya-ge firması 18 yaşında iş tecrübesi olmayan, teminatı olmayan kişiye bile fon sağlayabilirler. Yani önemli olan tek şey fikir ve yenilikçi düşünce olacaktır.

Yatırım Geliştirme Şirketleri, Melek Yatırımcılar Ve Murabaha
Murabaha bir malı peşin alıp taksitle satmak anlamına gelir Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre murabaha tefecilik olarak çevrilir. Murabaha sözünün evriminde gelmiş olduğu bu son nokta gerçekten iç acıtıcıdır. Murabaha da karıştırılan nokta şudur ki gerçek murabahacı aslında herhangi bir malı satın alır ve burada satamama riskine girer serbest ekonomide olduğumuz için daha sonra bu malı istediği fiyata ve istediği şekilde satar. Ancak katılım bankaları zaten satın alınmak istenen malı sattıkları için eski murabaha tanımından uzaklaşmaktadırlar ve bazı ilahiyatçılar bunu çağdaş murabaha olarakta adlandırmaktadırlar. Avcı ve Aktaş’ın çalışmalarında katılım bankalarının murabaha şeklinde kullandırdığı fonlar ise son yıllarda sürekli %70-75 civarında kalmıştır. İsimlerinin hakkını verecek oldukları kar ve zarara katılım oranları ise %2 civarındadır.
Melek yatırımcılar ise genelde erken dönem projelerine ilgi duyarlar ve yatırım yapacakları projeleri kişisel bağları sayesinde bulurlar ve yatırım yapacakları şirketin alanına hâkimdirler. Ya-ge firmalarında ise yatırımcılar bilgisi olmayan alanda dahi ya-ge firmalarının raporlarını inceleyip yatırım yapabilirler. Yatırım yapılan firmalar tek kişilik bir firmada olabilir, Google gibi büyük bir firmanın hisse senetleri de olabilir.
Bölüşüm Vergisi
Vergi; kamu hizmetlerine harcanmak için hükümetin, yerel yönetimlerin yasalara göre doğrudan doğruya ya da bazı malların fiyatlarının üstüne koyarak dolaylı yoldan herkesten topladığı paradır.  Faizsiz ekonomide gelir eşitsizliğini azaltacak yeni bir vergi modeli üzerinde durulmaktadır. Bu da insani yaşam vergisi diyebileceğimiz bölüşüm vergisidir. Belli bir servetin ve gelirin üzerinde mal ve parası olan kişilerden diğer vergilere ek olarak alınacak bu vergi her yıl hesaplanan meblağların ihtiyaç sahiplerine aktarılmasından ibaret olacaktır. Bu vergiye hiçbir firma ya da şirketin karşı çıkacağı görüşünde değilim çünkü bu para gerçekten ihtiyaç sahiplerine gidecektir ve bu ihtiyaç sahiplerinin eline geçen para harcamaya dönüşeceğinden bölüşüm vergisi veren kişinin sahip olduğu firma ve şirketin ürünleri alınacaktır. Buradaki önemli bir soru şudur ki gerçek ihtiyaç sahipleri nasıl tespit edilecek? Cevabı tezimizin başında önerdiğimiz dijital milli parada gizlidir. Dijital bir para sistemine geçildiğinde herkesin ne kadar varlığı ve parası olduğu bir tıklama ile ortaya çıkacaktır. Devlet belli bir paranın altında geçinen kişilerin listesini oluşturacak ve bölüşüm vergisi bu kişilere dağıtılacaktır. Bu limit ilk önce açlık sınırı ve ilerleyen yıllarda da yoksulluk sınırı olarak yükseltilebilir.
Bölüşüm vergisinin oranı şu şekilde tespit edilebilecektir. Bu vergiyi vermesi gerekenlerin kimler olduğu tespit edilir. Açlık sınırının altında yaşayanlara yıllık ne kadar para verilmesi gerektiği tespit edilir ve alınacak bölüşüm vergisi oranı 𝐵ö𝑙üşü𝑚ü𝑛𝑒 𝑖ℎ𝑡𝑖𝑦𝑎ç 𝑑𝑢𝑦𝑢𝑙𝑎𝑛 𝑝𝑎𝑟𝑎/𝐵ö𝑙üşü𝑙𝑒𝑏𝑖𝑙𝑒𝑐𝑒𝑘 𝑡𝑜𝑝𝑙𝑎𝑚 𝑝𝑎𝑟𝑎 formülünden tespit edilir. Bu vergi oranı örneğin %1 ile %5 oranı arasında bir tavan ve taban belirlenerek bulunabilir. Ayrıca bölüşüm vergilerinin toplanacağı havuza diğer insanlarda istedikleri oran ve miktarda para aktarabilir. Bölüşüm vergisi özü itibariyle aslında İslamiyet’teki zekât kavramına benzemektedir. Tek farkı günümüzde zekât (dinen zorunlu olsa da) verme konusunda devlet tarafından bir zorunluluk yoktur. Zekâtta da oran aslında bölüşüm vergisi gibi sabit değildir en az 40 ta 1 olarak ifade edilir. Böyle bir verginin olması gelir eşitsizliğini azaltacağı gibi aynı zamanda dini istismar edip zekât paralarını belli derneklerin elinde toplamayı da engelleyecek ve birçok kişinin dini vecibe olarak yerine getirdiği zekât kurumuna güveni arttıracaktır. Ayrıca kişiler arasında sevgi bağını da kuvvetlendirecektir.
Yararlanılan Kaynaklar
İsmail Süleymanoğlu, Faizsiz Ekonomi Üzerine Bir Deneme
Parasız, İ. (2007). Modern Ansiklopedik Ekonomi Sözlüğü
Özyurt, H. (2015). Para Teorisi ve Politikası
Arslan, O. (2010). Küresel Keynesçilik ve Küresel Ekonomik Kriz
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, İsmail Süleymanoğlu’na aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Etiketler

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu