Farklı Mitolojiler Ve Cennet Düşüncesi

Dinler tarihi incelendiğinde ilahi dinler dışındaki bütün batıl ve muharref dinlerde, birbirine çok yakın bir cennet kültürünün var olduğu bilinmektedir. İnsan davranışlarının temel karakteri ise, iki kelime ile değerlendirilebilir: İyi ve kötü. İyilik ve kötülük sözcüklerinin geçmişi, insanlık tarihi kadar eskidir. Yeryüzü iyilikten yana olanlarla, kötülükten yana olanların çok acımasız mücadelesine sahne olmuştur. Her canlı gibi insan hayatı da son bulacaktır. Ölüm bu dünyada canlılar için kaçınılmaz bir sondur. Ancak insan bunun dışındadır. Ölüm insan için bir yok oluş veya bir son değildir. Aksine insan için yeni bir hayata başlamak için yapılan bir yolculuğun başlangıcıdır.

Mitolojilerde Cennet

İlkel kabilelerde genellikle ölümden sonra mutlu, huzurlu veya mutsuz, huzursuz bir hayat fikri mevcuttur. Mutlu bir hayatın yani cennetin, daha çok dünyada veya gökte bir yerde gerçekleşeceğine inanılır. Mutsuz hayatın yani cehennemin ise, yeraltında gerçekleşeceği inancı hâkimdir. Ölümden sonra gerçekleşecek olan hayat, hep maddi unsurlarla tasvir edilir.
İslam inancı dışında kalan diğer din ve mitolojilerde ölümden sonraki hayatın bir devamı olan cennet ve cehennem anlayışının nasıl olduğunu tek tek inceleyelim.

Sümerlerde Cennet

Milattan önce 3000′li yillardan itibaren, Sümer teologlarının geliştirdiği dini fikirler ve ruhani görüşler, günümüzde üç büyük din olarak kabul edilen Yahudilik, Hristiyanlık ve Müslümanlığı ciddi şekilde etkilemiştir. Cennetle ilgili ilk yazılı kaynağın Sümerlere ait olduğu belirtilmektedir.
Sümer öğretmenlerine göre evrenin ana parçaları, “cennet” ve “dünya”dır. Evren için kullandıkları kelime bir birleşik kelime olan ‘an-ki’dir ki anlamı ‘cennet-dünyadır. Dünya düz bir diskten oluşur. Cennetle arasında ‘lil’ dedikleri, rüzgâr, hava, ruhu içeren bir tabaka vardır ki bu yaklaşık olarak bizim şu an atmosfer dediğimiz katmandır. Bu durumda cennet de göklerdir. Evrenin yönetimi, insan biçiminde ama bir nevi olumsuz süper insanlar olan Tanrılar tarafından sağlanır. Her tanrının sorumlu olduğu alanlar vardır ve her şey bir düzen içerisinde işlemektedir. Bu kuralların ve bu düzenin dayanağı da şu fikre bağlıdır:
“Bütün yapılar, topraklar, şehirler, tapınaklar, tarlalar insanlar tarafından yönetilir, çekip çevrilir. İnsanlar olmasa bunların hiçbirisi varlığını sürdüremez. Tarlalar çöllere dönüşür, tapınaklar harabelere, şehirler de kullanımı olmayan ve bozulmuş bina yığınlarına… Aynı şekilde evren de, dünyadan kat kat büyük olması nedeniyle, insanlardan çok daha kudretli varlıklarca yönetilmelidir ki düzenini sürdürebilsin. Bunların üstüne, bu kudretli yaratıklar olumsuz olmalı ki, bu yaratıkların ölümüyle evrende bir kaos meydana gelmesin ve dünyanın da evrenle birlikte sonu gelmesin.”

İşte bu nedenledir ki, Sümerler, insandan çok daha kudretli, olumsuz varlıkların varlığına inanmışlar ve onlar üzerinde fikirler oluşturmaya başlamışlardır.

Sümerlerde hiyerarşik bir biçimde birçok tanrı olduğuna inanılırdı.

Her tanrının bir rütbesi ve sorumluluk alanı bulunurdu. Bir nevi ordu gibi, en tepede genelkurmay başkanı olmak üzere, aşağı doğru inen rütbelerle tanrılar bulunurdu. Bunlardan dört tanesi önem arz ederdi ki bunlar, “Cennet Tanrısı – An”, “Hava Tanrısı – Enlil”, “Su Tanrısı – Enki” ve “Büyük tanrıça Ninhursag”tir. Bu dört büyük tanrı, daha aşağı rütbedeki tanrıları da yönetirlerdi. Ama bu dört büyük tanrı arasında da en güçlüleri ‘Hava Tanrısı – Enlil’di. Enlil’in diğer bilinen isimleri “Tanrıların Babası”, “Cennet’in ve Dünyanın Kralı”, “Tüm Toprakların Kralı” idi. Yaratılışla ilgili, sonradan tüm dinlerde bir doğma haline gelecek teorileriyse oldukça enteresandı.
Yaratıcı tanrının, bir şeyi yaratması için yapması gereken tek şey, planları ortaya çıkarmak, ‘ol’ emrini vermek ve oluşumu izlemekti. Tıpkı Kur’an’da veya Tevrat’ta veya İncil’de anlatılan Tanrı’nın bir şeyi istediğinde sadece ‘Ol’ demesi gibi.. Sümer Tanrıları, şekil itibariyle insana benzerlerdi. Tıpkı insan gibi planlar yapar, yer, içer, evlenir, aile sahibi olurlardı. İnsan gibi tutkuları ve zayıflıkları da vardı. Sümerlerde Hava Tanrısı olan Enlil, günü yaratan, insanları seven, koruyan ve acıyan, dünyadaki bitkilerin oluşumunda dahi bütün planları yapıp her şeyden haberdar olandı. Bolluk ve kıtlık onun emriyle olurdu. Âdem ve Havva’nın yasak meyveyi, şeytanın kandırmasıyla yemesini ve sonucunda cennetten kovulmaları hikâyesi Sümer tanrıları arasında da yaşanmıştır. Cennette, Ninhursag, yukarıda anlattığım dört büyük tanrıdan tanrıça olanı, sekiz meyve ekmişti.
Su Tanrısı olan Enki de bu meyvelerden yasak olmasına rağmen tattı. Ninhursag bu duruma çok kızdı ve Enki’nin ölümüne karar verdi. Enki ciddi şekilde hastalandı ve yediği her meyve için sekiz değişik organında rahatsızlıklar oluştu. Hava Tanrısı Enlil, bu durumdan son derece rahatsız oldu ve Ninhursag’i diğer tanrılarla birlikte, Enki’yi kurtarması için ikna etmeye çalıştı. Ninhursag, tüm Tanrıların isteği uzerine Enki’yi tedavi etmeyi kabul etti. Enki’yi rahminin yanına oturttu ve Enki’nin hasta olan sekiz organının tedavisi için sekiz tedavi edici tanrı yarattı ve Enki iyileşti.

Sümerlerdeki cennet inancı Tevrat, İncil ve Kur’an’daki inanç ile benzer yönleri vardır.

Sümerlerde Enki, cennette yasaklanmış meyveyi yer ve cezalandırılır. Tıpkı Âdem’in cennette yasaklanmış meyveyi yiyerek cezalandırılması gibi. Enki bu işi yaparken yalnızdır ama Âdem’in bir de suç ortağı (hatta Tevrat’a göre ayartanı) Havva’sı vardır. Üç büyük kitap da, Havva’nın (üç büyük dinde de yaşayan tüm insanların annesi olarak bilinir. ‘Eve’ yani ‘Havva’, hayat veren demektir.), Âdem’in kaburgasından yaratıldığını anlatır. Neden kaburga? Cevabı Sümer Tanrılarında gizlidir. Enki’nin hasta olan sekiz organından bir tanesi kaburgadır. Kaburga, Sümercede ‘ti’ kelimesiyle bilinir.
Sümerlerde her organ için yaratılan bir tanrı vardır. Kaburga hastalığı içinse bir tanrıça yaratılmıştır ve bu tanrıçanın ismi de ‘Nin-ti’dir. Yani Türkçesiyle ‘Kaburgadan yaratılan kadın’. Sümerce’de ‘ti’, aynı zamanda ‘hayat veren’ anlamına da gelir. Yani ‘Nin-ti’, ‘Kaburgadan yaratılan kadın’ dışında bir de ‘Hayat veren kadın’ demektir. Sümerlerde ‘Eve’, yani Havva ‘Hayat veren kadın’ anlamına gelmektedir. İşte bu mitolojik hikâye, benzer ifadelerle Tevrat’ta da yer almıştır. Bunun açıklamasını Enki’nin kaburgasını iyileştiren ‘Nin-ti’ tanrıçasında bulabiliriz. Sümerlerde öldükten sonra ruhun yaşadığına ve öte dünyada cennet ve cehennemin olduğuna ve bu dünyada kötülük işleyenlerin orada cezalandırılacağına dair inancın, arkeolojik kazılar neticesinde çıkarılan bulgulardan anlaşıldığı ifade edilmektedir.
Sümer mitolojisinde ifade edildiği üzere cennete “Dilmun” denilmektedir. “Dilmun” ise, “saf, parlak, temiz, hastalık ve ölümün bilinmediği bir yaşayanlar ülkesi” olarak açıklanmaktadır. “Dilmun”da başlangıçta tatlı suyun bulunmadığı, bu nedenle Sümerlerin büyük tanrısı olan “Enki”nin güneş tanrısına yerden bitkisel ve hayvansal yaşam için elzem olan, tatlı su çıkarması hususunda emir verdiği belirtilmektedir. Yerden suyun çıkarılması neticesinde, “Dilmun”’un meyve yüklü bahçeler ve yemyeşil çimenlerle kaplı bir tanrısal bahçeye dönüştüğü, ifade edilmektedir.

Sümer mitolojisinde “Dilmun”, aslanların öldürmediği, kurtların kuzuları kapmadığı, kuzgunların seslerini çıkarmadığı, oğlakların yabani köpekler tarafından kapılmadığı, emin bir yer olarak betimlenmektedir.

Orası, ağrıların, sıkıntı ve ıstırapların olmadığı, ihtiyarların ihtiyarlıktan yakınmadıkları, rahiplerin ağlamadıkları ve şarkıcıların ağıt yakmadıkları bir mutluluk diyarı olarak anlatılmaktadır. Ayrıca, ırmak kenarında tanrıların dolaştığı, cinselliğin olduğu bir yer olarak tasvir edilmektedir. Tasvir edilen bu cennetin yerinin ise, yeryüzünde, güney batı İran’da “Dilmun” denen bir yerde olduğu anlatılmaktadır. Sümer ilahiyatçılarına göre bu belirtilen cennet, ölümlüler için değil, tanrılar içindir. Ancak tek bir ölümlünün bu cennete girme hakkı kazandığı da ifade edilmekle birlikte, bu ölümlünün kim olduğu ve hangi özellikleri taşıdığı açıklanmamıştır.

Çok tanrılı bir inanç sistemine sahip olan Sümerlerde, yeniden dirilme ve bu dünyada yapılan kötü davranışların karşılığı olarak cezalandırılma, yani cehennem inancının mevcut olduğunu, daha önce ifade etmiştik. Sümerlerde cehenneme, “yabancı ülke, geri dönüşü olmayan ülke” veya “ölüler diyarı” anlamında “Kur” veya “Arali” denmektedir. “Ölüler diyarı”, ölenlerin mekânı olmasına rağmen, Sümerlerdeki çok tanrı inancının gereği olarak, orada yaşayan Tanrıların da olduğu ve bu Tanrıların ölüler diyarından sorumlu oldukları ölen Sümer kralı Ur-Nammu için yazılan mitten anlaşılmaktadır. Başka bir mite göre ise, aşk tanrıçası İnanna’nın, ölüler diyarına inmesi anlatılır.
Ölüler diyarının yedi kapısı olduğu bu kapılarda bekçilerin bulunduğu, her bir kapıdan geçerken tanrıça İnanna’nın üzerindeki elbise ve takılardan bir kısmını bırakmak zorunda kaldığı ve en son kapıdan geçtiğinde ise çırılçıplak kaldığı, ölüler diyarı tanrıçası Ereşkigal ve orada bulunan yedi yargıcın önünde diz çöktürüldüğü anlatılmaktadır. Bu mit aynı zamanda cehennemi de anlatmaktadır. Ölüler diyarının yerinin kozmik bir tanımlama ile “yer kabuğu ile ilksel deniz arasında kalan boşluk”ta olduğu vurgulanmaktadır. Ölüler diyarında bulunan ölülerin gölgelerinin geçici bir süreliğine zaman zaman yeryüzüne çıktıkları anlatılmaktadır.

Eski Mısır Kültüründe Cennet

Mısırlılar dünyanın en dindar milletlerindendir. Bu düşünceyi ileri süren Heredot MÖ V. Yüzyıl’da Mısır’ı ziyaret etmiş ve bu düşünceyi ileri sürmüştür. Dolayısıyla öteki dünya hakkında bir inancın bulunması son derece doğaldır.
Eski Mısırlılarda ölüm ötesi hayat ve buna bağlı olarak cennet ve cehennem inancı varlığının, yaklaşık MÖ 2500 yıllarında beşinci hanedan dönemine kadar dayandığı ifade edilmektedir. Mısır piramitlerindeki mumyaların dışında veya tabut ya da lahitlerdeki yazıt ve resimlerde yer alan bilgilerin ve belgelerin, bunu doğruladığı belirtilmektedir. Ölümden sonra ister kral, isterse fert olsun, her insan dünyada yaptıklarının mutlaka hesabını verecektir. Eski Mısır inanışına göre, kişi öldüğünde, tanrı “Oziris’in başkanlığında bir mahkeme kurulur. Bu mahkemede “Oziris”’e hikmet ve ilim tanrısı olan “Tot”, ölüleri gömmeyi idare eden ve onlara kılavuzluk yapan Anubis, tanrı “Oziris” ve “Hiris”’in oğlu “Horüs”, hakikat ve adalet tanrısı “Ma’at” ve kırk iki hâkim yardım eder. Ölen kimse, bu mahkemede dünyada yaptıkları işler hususunda hesap verir. Mahkeme, ölenin iyiliklerinin kötülüklerinden çok olduğuna hükmederse, o kimse, “Aru” ile yani cennetle mükâfatlandırılır ve tanrı “Oziris” gibi olur.
Kötülüklerinin çok olduğuna hükmedilirse, vahşi hayvanların parçalaması, ateşe atılmak veya başka bir şekilde işkence edilmek suretiyle cezalandırılır. İyilik ve kötülüklerin eşit olduğuna hükmedilirse, kişi Tanrı’ya ulaşamadığı gibi, ateşe de atılmaz. Hizmet etmek üzere tayin edilir ve ahiret hayatının hizmetçisi olur. Eski Mısır inancında, ölünün kalbinin sembolik bir değeri vardır. Ahiretle ilgili eski resim veya figürlerde, mahkeme huzurunda kalp bir teraziye konulur. Terazi kefesinin bir tarafına tanrıça “Ma’at” ya da “Rişhata”’nın heykelleri konularak tartılır. Ölenin iyi veya kötü olduğuna, kalbin terazideki durumuna bakılarak hüküm verilir.

Eski Mısır inancına göre kalp, ölenin dünyadaki amellerini temsil eder.

Kalbe bu kadar önem verilmesinin nedeni, Eski Mısırlılar tarafından kalbin kişinin dünyada yaptıklarını gördüğüne inanmaları sebebiyledir. Piramit yazıtlarına göre, iyi olduğuna hükmedilen insanlar, Tanrılar veya tanrı “Ra” ile beraber onun gemisinde oturmak için göğe çıkarlar. Bu kimselere aziz veya mutlular denir. Ölüm sonrası dirilişe inanan Mısırlılara göre, ebedi mutluluğu kazanan insanlar, ya güneş tanrısı “Ra”ya veya “Osiris”e kavuşurlar ya da yıldız olurlar.
Azizler, göğün doğu tarafında olan ebedi yıldızlarda bulunan cennetlerde otururlar. Orada yemek tarlası adı verilen yerde, canlarının çektiği her türlü yemeklerden istedikleri kadar yerler. Bir başka yerde ise, hayat ağacı tarlası vardır. Azizler yine orada oturup, bu ağacın meyvesinden istedikleri gibi yerler. Yine burada tanrılarla beraber ekmek yer ve şarap içerler. Bu nimetlerin yanında azizler, orada “Oziris”’in önünde oturur, “Yaro” tarlasında yufka ekmekleri bile yerler. Burada nimetlerin kesinlikle bitmediğine inanılırdı. Cennette bu nimetlerin dışında, cennetlikler ziraat ile de uğraşır, buğday ve arpa ekerek kendilerine ait özel mülkler edinirler. Ayrıca kendilerine ait kadınları olur. Dünyada yaptıkları her şeyi burada da yapabilirler. Burada cennet nimetleri olarak, cennetlikler için kadınlardan ve özellikle de özel mülklerden söz edilmesi, firavuna köle olan ve hiçbir özel mülkiyeti ve hakkı olmayan bir halk kitlesi için, çok büyük bir özlem olmasından dolayı olsa gerektir.

Eski Mısır dinlerine göre, iyi insanlar öldükten sonra ödüllendirildikleri gibi, günahkâr insanlar da cezalandırılmaktadır.

Eski Mısır dinlerinde suçluların cezalandırıldıkları yere yani cehenneme, “amenti” veya “amented” denilmektedir. Amented veya amenti, “ölülerin meskeni, güneşin batıp indiği yeraltı dünyası” anlamlarına gelmektedir. Eski Mısır inancında ölen kişinin ruhunun, “ölüler meskeni”ne götürüleceği inancı hâkimdir. Yine Eski Mısır’da ruha büyük bir önem verilirdi. Ruh genel olarak “Va”kelimesi ile ifade edilmiştir. Bu insanın ezeli ve ebedi parçasını teşkil ederdi. İnsanın bu parçası cennette veya göklerin bir yerinde sürekli olarak yaşama özelliğine sahiptir. Ölüler meskenine giren ruhlar, kendilerine kılavuzluk eden Anubis tarafından Oziris’e götürülür. Burada tanrı “Oziris” başkanlığında “Tot”, “Anubis”, “Horus”, “Ma’at” ve kırk iki hâkimden oluşan ilahi mahkeme huzurunda yargılanırlar.

Eski Mısır inanışında cennet, bağlık bahçelik saha şeklinde düşünülür ve aydınların memleketi olarak değerlendirilmiştir. ‘’Amenti’’veya “amented” denen, ölüler meskeninde sorgulanan ölülerin, iyi olduklarına bu mahkeme tarafından hükmedilirse, “aru” ya yani cennete geçerler. Günahkâr iseler işkence ve ceza görürler. Bu cezalar, “imayit” denilen timsah başlı, aslan vücutlu bir hayvan tarafından parçalanmak şeklinde olabileceği gibi, ateşe atılmak da olabilir. Bu cezaların dışında, günahkâra uygulanacak ceza çeşidi olarak, Tanrı “Oziris” ve diğer mahkeme heyetinin ellerinde bulunan kılıçlarla vurulmak, kabirlerinde aç ve susuz bırakılmak, güneşten mahrum edilmek zikredilmektedir. Bunların dışında, azap edilen kimselerin başlarına yiyecek asmak ve bu insanların o yiyeceğe ulaşmak için zıplayıp durmaları, bir diğer azap türü olarak ise suçluların gözlerinin üzerine açılıp kapanan bir kapının ekseninin oturtulması ve kapının her açılıp kapanmasında suçlunun ıstırap içinde feryat etmesi vb. cezalar sayılmaktadır.

Eski İran Kültüründe (Zerdüştilîk) Cennet

Rivayetlere göre, Zerdüşt’ün uzun bir inziva hayatından sonra “Vohu Manah” isimli bir meleğin kendisine Tanrı “Ahura-Mazda”’dan vahy getirmesiyle peygamber olduğu belirtilmektedir. Zerdüştçülüğün kutsal kitabı, hikmet ve bilgi anlamına gelen “Avesta”dır. “Avesta”nın Zerdüşt’ün ölümünden sonra ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Zerdüşt ‘ten sonra çoktanrılı inançlar yayılmışsa da ona nispet edilen kutsal Gatha ‘lar, İran ‘da etkisini sürdürmüştür. Avesta, eski İran ‘ın ve bugün Hindistan ‘da yaşayan İran asıllı Parsî’ lerin ve diğer Zerdüşt inancını kabul edenlerin kutsal kitabıdır. Dili Pehlevice (Eski Farsça) ve Kürtçe ‘dir. Avesta, şu bölümlerden oluşur:
1. Yasna: Dini törenlerde okunan ilahiler. Zerdüşt ‘ün Gatha ‘ları bu bölümdedir. Gatha’lar, Avesta ‘nın eski metinleri ve kısımlarıdır. Gatha’lar, Zerdüşt ‘ün sözleri sayılır ve hususi bir saygı görür. Pehlevi dilinde Gatha ‘nın her şiirine “Gas” denir. Gatah ‘ların tamamının 17 fasıl, 338 kıta, 896 mısra ve 5560 kelimeden ibaret olduğu belirtilir. Avesta ‘daki Gatah ‘lar; Eşnut Gat, Eştut Gat, Spentmend Gat, Vonu Hişter Gat ve Vehiştvet Gat olmak üzere beş tanedir.
2. Yast: Çeşitli tanrılara yöneltilen ilahiler. Güneş tanrısı Mitra, Ahura Mazda ile ölmez azizleri ve diğer tanrısal olgular için yapılacak kurban şarkıları olup yirmi bir söylevi kapsamaktadır.
3. Videvdat: “Şeytanlara karşı kanun” diye de adlandırılır; şeytanlara karşı tılsımlar ve temizlenme kaideleri bu bölümde yer alır. Toplam yirmi iki söylevi kapsamaktadır.
4. Vispered: Tüm kutsananlar anlamında olup, ibadetlerde anılması gerekli olan kutsallar ve onlara yapılan ibadetleri ve bazı edebi bölümleri içermektedir.
5. Horda (Xorda) Avesta: Genç avesta anlamına gelmekte olan bu bölümde günlük ve yaşam sürecinde yapılması gerekli ibadet zamanlarını gösteren bir zaman takvimi niteliğindedir. Bu da dört bölüm halindedir.
5.1. Nijis: Mitra Tanrısı, umut, aydınlık, su ve ateş hakkındadır
5.2. Kataha: Beş umudu kapsamaktadır.
5.3. Sihroje: Günlük yaşamda iyi ve kötü anların varlığı hakkında bilgileri kapsar.
5.4. Aferinkan: İnsanların iyiliklerle mutlu anlarından eğlence ve kutsamalarından bahsetmektedir.
6. Nirangastan: Bu bölümde de ölenlerin ruhlarının göğe çıkışları anlatılmaktadır.

Bu Avesta bölümlerinden eksik -kayıp- olanlarının tamamlanması amacıyla MS yapılan çalışmalarda halkın ve din adamlarının sözlerini ve eski kaynaklar esas alınarak (zaman zaman değişikliklere uğramış) hazırlanan bölümlerde şu alt bölümlerden meydana gelmektedir.

a.Bundahişn: Temel veya yaratılış anlamında olup uzay ve dünyanın yaratılışı sürecini ve sonucunu eski kaynaklara bağlı olarak anlatmaktadır.
b.Denkart: Dini eser anlamına gelmekte olan Avesta ‘nın kayıp olan yirmibir bölümü ve onların içerikleri hakkında bilgi verirken, karmaşık bir ansiklopedi durumundadır.
c. Brahman Yaşt: Sassaniler zamanında yazılmış olduğu belli olan bölüm, Avesta ‘nın son kayıp olan bölümleri hakkında bilgi vermektedir.
d. Ayatkar-i Zamaspik: Zerdüştlüğün ortaya çıktığı bölgenin ilginç mitolojik ve kahramanlık hikâyelerini anlatır.
e. Menok-i Xrat: İyilik ruhu ve bilgelik anlamına gelmekte olup, Menok-i Xrat ile bir Zerdüşt dini bilgini arasında geçen ve Zerdüşt dini inancı konusunda 62 sorulu cevaplı bir bölümdür.
f. Pank Namak-i Zerdüşt: Zerdüşt ‘ün fikir kitabı anlamında olan bu kitap da Sassaniler zamanında Zerdüşt ‘ün fikirleri konusunda yazılmıştır.
g. Ardai Viraz Namak: Bu kitap Arda i Viraz ‘ın göğe ve cehenneme seyahatini anlatmaktadır.
h. Viçitakihai Zatspram: Zatspram ‘ın seçilen yazıları anlamında olup, Zerdüşt ‘ün var oluş veya dünyanın yaratılışı konusundaki görüşünün Zervanist düşüncesi ile yazılmasıdır.
ı. Şayast na Şayast: Müsaadeli ve müsaadesiz anlamında olan bu bölüm dini inançları gereği soru ve cevaplı kuralları içeren bir bölümdür.
i. Pahlavi Rivayat Zu Datesstan-i Denik: Dini kuralları içeren Pehlevi rivayetleridir. Bu bölümde dini, mitolojik ve kahramanlık konularında bilgiler verilmektedir.

Avesta ‘nın büyük bir kısmının dili pek güç anlaşılır.

Avesta, Şapur II (309-380) zamanında bir araya getirilmiştir. Zerdüşt inancına göre, ölümsüzlüğün ve sonsuz mutluluğun geçerli olduğu hak ve doğruluk ülkesinin mutlak hâkimi olan Bilge Tanrı Ahura Mazda’nın karşısında, kötülüğü simgeleyen Ehrimen yer alır. Bu inanış Zerdüştçülüğün ikici(dualist)yönünü oluşturur. Zerdüşt’e göre insan kendi iradesiyle iyiliği veya kötülüğü tercih edebilir. İnsanın iyiliği tercih etmesi için Zerdüşt ona rehberlik eder. İyiliği tercih eden kişi, Zerdüşt’ün belirttiği emirleri yerine getirmek zorundadır. Ona göre insan, bu emirleri yerine getirmek suretiyle ancak kozmik âlemde yerini alabilir. Gathalarda Zerdüşt’ün kıyamet ve ahiret hayatı ile ilgili inançları açıklanır. Bu ilahilerin hemen her satırında ölümden sonra insanı nelerin beklediğinden söz edilir.
Zerdüştîlikte, insan öldükten sonra bu dünyada yaptıklarından hesaba çekilecektir. Ölen kişi bu dünyada yaptığı işlerin fayda veya zararlarını kabirden itibaren görmeye başlayacaktır. Zerdüşt’ün, ölümden sonra ahlaki emirlere göre ceza veya ödülden bahseden ilk dini lider olduğu belirtilmektedir.
Bu dine göre, ölen kişinin ruhu, ölümünün dördüncü gününde ahirete gider. Bu ruh, “Ahura Mazda”’nın huzurunda muhakeme edilir. Ölen kişiden, sorgulamanın bitiminden sonra dünya ile ahireti birleştirdiğine inanılan sinvat (cinvat) köprüsü (ayrılık köprüsü, sırat köprüsü) ünden geçmesi istenir. Ölen insan, dünyada iken iyi ile kötünün mücadelesinde iyilikten yana tavır alıp, Ahura Mazda’ya inanmışsa, sinvat köprüsünü kolaylıkla geçer. İyi ruhlar sonsuz mutluluk ve ışık ülkesine gönderilir.

Ayrıca Avesta’da ineğin önüne bol yem konulması emredilir.

Bilindiği gibi inek Hind dinlerinde bilhassa Hinduizm’de kutsal tanınır. Buna rağmen Zerdüştilikte de İneğin elde edilmesi cennet mutluluğuna ermenin sembolü olarak kabul edilmiştir. Aksine, iyilik ve kötülüğün savaşında kötülüğün tarafında yer almışsa, ölenin ruhu Sinvat köprüsünü geçemeyip, bu köprünün altında bulunan cehenneme düşer. Korku ve karanlık ülkesine gönderilir. İnanca göre, önceleri bir taraflarda sonsuz bir karanlık, kötünün mekânı olan cehennem vardı. Bu karanlığın ateşinde ise, sonsuz Işık’tan ibaret olan Tanrı’nın mekânı uzanıyordu. Günahkâr, kızgın eritilmiş maden ve ateş çukurlarının bulunduğu bu cehennemde cezalandırılır.
Suçlulara orada hem sıcak, hem de soğukla işkence edildiği ve acı çektikleri ifade edilir. Köprüden aşağıya yani cehenneme düşen kötüler üçe ayrılırlar. Birinci gruptakiler, bunlar tamamen günah işleyip kötülük yapanlardır. Ve sürekli cehennemde kalacaklardır. İkinci gruptakiler, bunlar çok günah işlemelerinin yanında iyilikleri de olan insanlardır. On iki bin yıl cehennemde kaldıktan sonra cennete gideceklerdir. Üçüncü gruptakiler ise, günahları ve sevapları eşit olanlardır. Bunlar günahlarından arınıncaya kadar cehennemde kalacaklardır. Daha sonra cennete gideceklerdir. Yine Sinvat(Tişinvet) Köprüsü’nü geçmiş olan iyi insanların ruhlarının cennete varış seyri üçe ayrılmaktadır. İyi düşüncelerinden dolayı (Hamut) önce yıldızlara, iyiyi konuşmalarından dolayı (Huxt) önce aya, iyiyi yapması ile önce (Huvarşt) güneşe yükseleceği, bu aşamalardan geçtikten sonra cennet kapısına varabileceğini belirler. Burada da sorgulamaya tutulurlar. Avesta ‘nın Gatha bölümünde bu şöyle anlatılır:
‘’Ona sorma,
Sen ona başından geçen kötülükleri,
Gözyaşları ile bozulmuş yolları
Ki onlarda o,geldi,
Üzüntülü gözyaşlarından akıllanmak vardır.
Nasıl buraya geldin ey haklı?
Geçmiş olan yaratılışından, iyileşmenden,
Duran bir yaşam için günahsız geldin.
Ölümsüzlüğü tad görüyorsun kal o zaman.’’

Sinvat (tişinvet, cinvat) köprüsünün, Ahura Mazda’ya inanıp, iyiliği tercih eden mümin için çok geniş, kâfir için ise kıldan ince ve kılıçtan keskin olacağı belirtilmektedir.

Bu köprüden geçecek olan mümine, meleklerin başka bir rivayete göre Zerdüşt’ün önderlik edeceği ifade edilmektedir. Ölen mümin ruhunun, ona eşlik eden ve “Saroşa” adı verilen bir melek tarafından “Ahura Mazda”’nın da yer aldığı ölümsüzlük yurdu olan, gök cennetine götürüleceği vurgulanmaktadır. Köprüyü rahatlıkla geçebilen iyi insanların ruhları ise Ahura Mazda tarafından yapılmış cennete çok güzel bir genç kızla (Huri) ile mutluluk içinde sonsuza kadar yaşarlar. Huriler cennete yaşamayı hak etmiş iyi kadınlardır. Cennette yaşayanların her türlü istekleri sonsuza kadar yerine getirilir. Avesta ‘da cennette bulunan bir kadın şöyle tasvir edilmektedir; “Bir parlak ve çok güzel kız, beyaz bilekli ve güçlü, çok güzel görünüşlü, yeni yetişmiş, çabuk büyümüş, iri göğüslü, asil yapıda, asil doğmuş, zengin aileden, daha on beş yaşında, görünüş ve şeklinde öyle güzel ki sanki yaratıkların en güzeli. ”.
Zerdüşt’ün, cenneti “Övgü Evi” veya “Şarkı Evi” olarak isimlendirdiği belirtilmektedir. Cennetin, bu isimlerin dışında daha başka isimlerinin de olduğu zikredilmektedir. Cennete ilk olarak, Tanrı’nın gireceği ve Zerdüşt’ün ümmetiyle birlikte burada ödüllendirilecekleri vurgulanmaktadır. Cehennemin ise Zerdüşt tarafından,“Yalan Evi”veya“Yalan Yeri” olarak adlandırıldığı ifade edilmektedir. Bu isimlerin dışında cehennemin,“zulmet ülkesi” anlamında,“daozahva” veya “duzavhu” olarak da isimlendirildiği zikredilmektedir. Cehennem, yiyecekleri pis ve iğrenç bulunan, alçak, karanlık, gürültülü ve kaotik ortamı olan bir mekân olarak tasvir edilmekte ve buraya atılacak günahkârların, burada ağlayarak ve inleyerek zamanlarını geçirecekleri vurgulanmaktadır. Zerdüştîlik’te dünyada ölen bir insanın ruhunun, ahirette bireysel olarak yargılanmasının dışında, bir de dirilişten sonra kurulacak olan ve tüm insanlığı kapsayan, genel bir mahkemede de hesaba çekileceği inancının olduğu ifade edilmektedir.

Zerdüşt’e göre kendisinden üç bin yıl sonra dünyanın sonu geldiğinde, Mehdi “Saoşyant” gelecek, bin yıl çalışacak ve kötülüğün başı ve kaynağı olan Ehrimen’in saltanatını yok edip, hâkimiyeti Ahura Mazda’ya devredecek ve bundan sonra da diriliş başlayacaktır.

Böylece iyi amale etmiş insanların tamamı dertlerin ve sıkıntıların olmadığı bir dünyada yaşayacaklardır. Kötülüklerin tamamı tanrı tarafından ortadan kaldırılacaktır. Yaşlılık ve ölüm olmayacak böylece ebediyete kadar mutlu bir yaşam olacaktır. Diriliş konusu Avesta’da şöyle ifade edilmektedir:”Ölüler dirildiğinde/Yaşayanlar yaşlanmadan gelir. Buna göre, bütün ruhlar bedenlerine kavuşacaklar ve hesap meydanında toplanacaklardır. Herkesin yaptığı işler kendilerine gösterilecek, haklılar ve haksızlar birbirinden ayrılacaktır. Tanrısal mahkeme sonucu iyi ve kötü birbirinden ateşle ayırt edilecektir. Bu genel yargılama sonucunda cehenneme gidenler, üç gün boyunca işkence görecek ve cennetlikler de kendilerini seyredeceklerdir. Bu aşamadan sonra herkesi kapsayacak büyük bir ateş gelecek ve müminler, ateşin hararetini hissetmeyecek, kâfirlere ise bu ateş, eriyen maden tesiri yapacaktır. Bunun sonucunda ateş, insanlarda mevcut olan son kötülük ve pislik kalıntılarını da bu şekilde temizledikten sonra cehennem ortadan kaldırılıp yok edilecek ve böylece insanlar, Ahura Mazda’nın cennetine gireceklerdir.
Zerdüştlerde 5 vakit ibadet vardır.15 yaşından itibaren günde 5 vakit ibadet farzdır. Sabah ibadeti, orta dönem ibadeti, akşam ibadeti, yatsı ibadeti vardır. İbadetten evvel ayaklar, eller ve yüzler yıkanır. Bu Zerdüştilik ibadetidir. Ay hali devam eden kadınlar günlük ibadete katılmaz. Dişi tavşanların ay hali görmeleri sebebiyle etleri yenilmez. Karadutun yenilmeme sebebi de bu meyvenin suyunun aybaşı kanını renk itibariyle andırmasındandır. Zerdüştler yılda iki defa, birisi üç ve diğeri beş gün olmak üzere oruç tutarlar. Bunlarda doğum kontrolü yasaktır. Tasarlayarak adam öldürme kabul edilir. Zina da yasaktır.

Yunan Mitolojisinde Cennet

Eski Yunan mitolijisinde, çok tanrılı bir inanç sisteminin hâkim olduğu görülmektedir. Tanrıların ölümsüzlüğüne inanılan Eski Yunan ve Roma’da dünyevi bir cennet tasavvurunun olduğu ve bu telakkinin de şair ve yazarlar tarafından geliştirildiği ifade edilmektedir. Yunan mitolojisinde ölümden sonraki hayat ile ilgili bilgilerin birbirinden çok farklı olduğu belirtilmektedir. Ölümden sonraki hayata, “Hades”denilmektedir. Ayrıca Yunan mitolojisinde yer ve gökten başka bir mekân daha vardır ki, burası da ölülerin ikamet ettiği, bizim bugün ahiret diyebileceğimiz mekândır. Burası Yunanlıların inancına göre yer altında olup, Ahiron, Stiks Flegethon, Kokitos, Lithi adlarındaki nehirlerin çevrelediği bir yerdi.

Hades’te yargılanan ruhlardan suçlu bulunanlar, çeşitli şekilde cezalandırırlar. Mitolojiye göre Hades, “elem nehri”, “gözyaşı”, “figan nehri”, “yeryüzünü unutturma nehri”, “ateş nehirleri” şeklinde, çeşitli bölümlere ayrılmıştır. Burada “Erinys” denilen intikam melekleri, evlatlık, akrabalık, misafirperverlik hususunda suç işleyenler ile caniler ve yemininden dönenleri cezalandırırlar. Daha sonraintikam melekleri bu günahkârları, hadesten daha aşağıda olan ve derinliği yer ile gök arası kadar olduğu bildirilen “Tartaros”a atarlar. Cehennem olarak isimlendirilen“Tartaros”, çok derin ve çok karanlık bir çukurdur. Etrafı demir duvarlarla çevrili ve demir kapılarla tahkim edilmiş bir yerdir. “Tartaros”un içinde de insanın düştüğünde, dibine ancak bir yılda ulaşa bildiği “abis” çukuru vardır. Burada suçlular, açlık, susuzluk, yokuş yukarı taş yuvarlamak, zincirlere vurulmak, ateşten çemberlere bağlanmak, akbabaların saldırısına uğramak gibi çeşitli işkence ve azapla cezalandırılırlar. “Tartaros” denen cehennemin, zifiri karanlık ve dibi çok derin bir mağara olduğu, aynı zamanda çok pis ve kurşuni renkte suların bulunduğu vurgulanmaktadır.

Eski Yunan dinlerine göre, Tanrıya isyan edenler ebediyen cehenneme atılırlar.

Bunların dışında ana babasına karşı gelip, şiddet uygulayan ve daha sonra da pişman olanlar, hafifletici sebeplerle cana kıyanlar vb. suçları işleyenler, bir yıl cehennemde cezalandırıldıktan sonra, bir dalga vasıtasıyla oradan dışarı “Akherusian” gölüne atılırlar ve daha önce kendilerine karşı haksızlık yaptıkları insanlardan af dilerler. Affedilmeleri halinde bulundukları gölde yıkanıp, azaptan kurtulurlar. Affedilmezlerse, tekrar bir yıl daha cehenneme atılırlar. Mağdurlar tarafından affedilinceye kadar buişlem böyle devam eder.
Yararlanılan Kaynaklar
Tamer Kayaoğlu, Türk Halk Kültüründe Cennet İmgesi
Mehmet Korkmaz, Zerdüşt Dini
Alice Turner ,Cehennemin Tarihi
Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi
Süreyya Şahin, Diyanet İslam Ansiklopedisi ”Cennet” Maddesi
Cemal Şener, Şamanizm
Samuel Noah Kramer, Tarih Sümer’de Başlar
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Tamer Kayaoğlu’na aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.