Fukuşima Nükleer Faciası

Çernobil nükleer kazasını izleyen çeyrek yüzyıl durgunluk sonrasında nükleer enerji konusunun gündeme gelmesi, enerji bağımlılığına ilişkin ciddi endişelerin var olması sonucu gerçekleşmiştir. Bu kapsamda, nükleer enerji endüstrisi son yıllarda tekrardan canlanmaya başlamıştır. Fukuşima nükleer kazası tam da nükleer teknoloji temsilcilerinin enerjiye çok ihtiyaç duyduğu bir dünyada ve nükleerin ciddi anlamda yükselişe geçmesinin kaçınılmaz hale geldiği ifade edilen bir zamanda yaşanmıştır. Öyle ki Fukuşima, Çernobil’den sonra yaşanan nükleer hadiselerin en vahimi olarak nitelendirilmiştir. 11 Mart 2011’de başlayan felaketler zinciri sonucunda yaşanan bu
kaza reaktör tasarımcılarının depremle oluşan Tsunaminin nükleer reaktörü stabilize etmesi gereken yedek sistemi etkisiz duruma getireceğini bilememelerinden dolayı gerçekleşmiştir. Böylelikle Fukuşima, çevresel zararların yoğun hissedildiği nükleer bir kaza olarak dünya gündemine oturmuştur.
Fukuşima kazasının uzun vadeli, derin ve ciddi anlamda olumsuz etkileri olmakla beraber, kazadan bu yana 5 senenin rapor ettiği sonuçlar bazı farklı bulguları ortaya çıkarmıştır. Fukuşima’dan sonra dünya nükleer enerji arz güvenliği ile ilgili politika değişiklikleri, birçok devlette yeni santralleri iptal etmeleri, moratoryum senaryosu olarak ifade edilse de bazı devletlerde nükleer enerji kullanımına devam kararı alınmasıyla beraber santrallerin güvenlik durumunu kuvvetlendirme doğrultusunda önemli düzenlemeler başlatılmıştır. Bu kapsamda, nükleer endüstride
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı nükleer güvenlik eylem planı, Avrupa Birliği stres testleri ve yasal mevzuatların tekrar gözden geçirilmesi gibi Fukuşima’dan alınan dersleri hızla değerlendirme çalışmalarında bazı gelişmeler yaşanmıştır.

Japonya’nın tarihinin en büyük doğal felaketler zincirini 11 Mart 2011 tarihindeki deprem ve sonrasındaki Tsunami dalgalarıyla afetler silsilesi biçiminde peş peşe yaşadığı ve nükleer bir felaketin gerçekleştiği görülmüştür.

Fukuşima santrali, yüzey alanı yaklaşık 1,47 milyon m2 kare biçiminde büyük bir alandır. Fukuşima santralindeki reaktörler, tasarımları General Elektrik, Hitachi ve Toshiba gibi şirketler tarafından 1960’lı yıllarda tamamlanmış ve ikincil koruma kabı türü Mark-I olarak bilinen kaynamalı su reaktörüdür.
Fukuşima santrali toplam 6 adet üniteden oluşmaktadır. 1, 2 ve 3. reaktörler, 1971- 1975 yılları arasında işletilmeye başlamıştır. Santralde bulunan reaktörler arasında güç üretimi açısından farklılıklar bulunmaktadır. Örneğin, 1. reaktör için güç üretimi 460 Megawatt, 2. reaktörden 5. reaktöre kadar 784 Megawatt, 6. reaktör için 1,100 Megawatt’tır. Boyu 4 metre olan yakıt demetleri 1. reaktörde 400, 2’den 5’e kadar olan reaktörlerde 548, 6. reaktörde ise 764 adettir. Santraldeki bütün reaktörler rutin olarak çalışırken soğutucu suyunun reaktör kalbinden çıkış sıcaklığı 286°C ve çıkış basıncı 6930 kPa’dır. Reaktörlerde koruma kabının soğutucu su döngüsü haricinde
kalan kısımlarındaki basınç ortalama 115-130 kPa civarındadır.
Santraldeki 6 adet reaktörden 5’inin BWR tipteki reaktör ve en çok hasar alanların da yine bu reaktörlerin olmasından dolayı BWR’nin Mark-I tipini incelemek önemli bir husustur. Mark I, nispeten küçük ana muhafaza yapısına sahip olması nedeniyle nükleer santralleri daha ucuza mal edebilmek için tasarlanmıştır. Koruyucu bir önlem olarak tasarımcılar, buhar üretiminden kaynaklanacak nükleer bir kazada enerjiyi soğurabilmek için reaktöre bir buhar önleme sistemi eklemiştir. Böylece, bu tasarım, tasarımcılara muhafaza yapısının ebatlarını küçültmeye imkan verecek buhardan oluşan basıncını da düşürecektir.

Fakat, daha küçük ana muhafaza yapıları, buhar önleme sistemi doyuma ulaştığında buharın hacmiyle başa çıkmada çok yetersiz kalabileceklerdi.

İşte, Fukuşima’da tam olarak yaşanan budur. Bu durumla karşılaşan santral reaktöründeki operatörler, muhafaza yapısının parçalanmasını engellemek için ana muhafazadan da buhar çıkmasına izin vermek zorunda kalmıştır. Alınan önlemler, Fukuşima santral kazasını engelleyemediği gibi, reaktörlerin tüm dünyaya verdiği sınıraşan çevresel zararlarını da engelleyememiştir. Nükleer santralde bulunan reaktörlerin muhafaza yapıları yüksek olmasına rağmen kaza mücbir sebeplerden dolayı gerçekleştiği için engellenememiştir.
Fukuşima kazası sonrası yaklaşık 160,000 kişi radyoaktif madde kirlenmesine karşı korunmaları açısından kaza bölgesinden uzaklaştırılmıştır. Bu mağdur insanlar için tazminatın sağlanması işlemi pek kolay olmamakla beraber, kişilerin yaşamlarını kolaylaştıran türden değildir. Mağdur olan kişilerin talep ettiği tazminat işlemleri ertelenmekle beraber, yapılan ödemelerin bile insanların hayatını idame ettirmeye yetecek miktarda olmadığı aşikardır. Tazminat talep eden mağdurların birçoğunun da tazminat talep etme hakkına sahip olmadığı anlaşılmış ve haklardan yararlanma imkanına sahip olan kişiler de kaybettikleri maddi değerlerin yalnızca bir kısmını alabilmişlerdir. Yapılacak tazminatların ilk ödemesi devlet-destekli finansmanla olmak üzere hazırlanmıştır. Nükleer bir kaza sonrası mağduriyetlerin giderilmesi için kurulan devlet-destekli Hasar Sorumluluk Paylaşım Fonu’ndan talep edilen tazminat miktarı Mart 2011’den Aralık 2012’ye kadar olan dönemde 36 milyar dolardır. Japon hükümeti, Fukuşima nükleer santralinin iflasını önlemek için yine 12 miyar dolar da yardımda bulunmuştur.

Kazanın Oluşum Süreci

11 Mart 2011 tarihinde Japonya’nın en büyük ve en kalabalık adası Honshu’nun kuzeydoğu sahilinde yerel saatle 14:46’da büyük bir deprem meydana gelmiştir. Bu depremin şiddeti Richter ölçeğine göre 8,9 olarak ölçülmüştür. Bu, 140 yıllık Japon sismik veri takibi geçmişi boyunca kaydedilen en şiddetli depremdir. Pasifik tektonik tabakasının aniden ve büyük çapta hareketlenmesi bir Tsunami’yi de tetiklemiştir. Yüksek ve hızlı hareket eden Tsunami, Honshu’nun kuzeydoğusunda bir şehir olan Sendai ve yakın civarını vurmuştur. Tsunami sonrası oluşan yaklaşık 15 metre yükseklikteki dev dalgalar, kıyıdaki binaları ve araçları yerlerinden alıp kilometrelerce uzağa götürmüştür. Yaşanan deprem ve ardından Tsunami afeti sonucunda binlerce kişi yaşamını yitirmiş ve kaybolmuştur. Resmi rakamlar, yaşanan felaketler sonrasında ölenlerin sayısını 18,000 olarak göstermiştir. Bu kapsamda, Fukuşima kazasının temel sebeplerini genel itibarıyla şu şekilde sıralayabiliriz:
i) DC11 bataryaların hızla boşalmasıyla birleşen saha dışındaki enerji kaybı (deprem nedeniyle) ve saha içi AC12 enerji kaybı (Tsunami nedeniyle), nükleer reaktörün tümünde elektrik kesintisine yol açmış ve akabinde nükleer yakıtın aşırı ısınmasına ve reaktör binasının hasarına neden olmuştur.
ii) Yetersiz yakıt soğutmanın neden olduğu aşırı yakıt ısınması, hızlı oksitlenmeye ve büyük miktarlarda hidrojen oluşumuna yol açmış, bu da nihayetinde 1. Ünite ve 3. Ünite’deki reaktör binalarının infilak etmesine ya da tahrip olmasına ve 4. Ünitenin de muhtemelen yanmasına sebebiyet vermiştir. Ancak, reaktör binalarında hidrojen birikimine yol açan mekanizma henüz netleşmemiştir.

iii) Reaktördeki elektrik kesintisi nedeniyle operatörler muhafazada aşırı basınç oluşmaması için muhafazayı soğutmak yerine tahliye etmiştir.

Tahliye edilen gazlar, yine reaktördeki elektrik kesintisi nedeniyle hiç havalandırma bulunmayan reaktör binasına sızmış, bu hidrojen birikmesine ve nihayetinde 1. ve 3. ünitelerdeki
reaktör binalarının tahrip olması ile sonuçlanmıştır.
iv) Fukuşima santralinden en büyük radyoaktivite salımları, tüketilmiş yakıt havuzlarından çıkmıştır. Tüketilmiş yakıt havuzlarında tüketilmiş yakıt havuzlarının yükseltilmiş yerleşimi 1, 3 ve 4. ünitedeki binaların hidrojen patlamaları kaynaklı hasarlara maruz bırakmıştır. Tüketilmiş yakıt havuzu soğutma sisteminin iş göremez hale gelmesi de 4. Ünitedeki havuz yangınına yol açmış ve bir hafta süreyle gayri nizami soğutma çabalarını zorunlu kılmıştır.
v) Reaktör sahasının kompakt tasarımından dolayı, bir ünitedeki sorun komşu ünitelere de sıçramış ve güvenlik riskleri yaratmıştır.
3. Ünitedeki hidrojen patlaması, 2. Ünitede deniz suyu enjeksiyonu için kullanılan yangın pompalarını iş göremez
duruma getirmiştir. Ayrıca, 4. Ünitedeki yangına ve patlamaya, Ünite 4 ile ortak kullanılan borular nedeniyle 3. Üniteden salınan hidrojen kaçağının neden olduğu iddia edilen durumlardandır. 5. ve 6. Üniteler, 1. ünitedeki hidrojen patlamalarından etkilenmemiş ve sadece bir dış olay (Tsunami) santraldeki 13 adet dizel jeneratörün hepsini çalıştıramaz duruma getirmiştir.

Japonya’da yaşanan doğal afet Tsunami’den büyük hasar alan yerlerden birinin Fukuşima santrali olduğunu söylemiştik.

6 reaktörden oluşan Fukuşima santrali, Tsunami’den oluşan dev dalgaların vurmasıyla beraber aniden sel baskınına uğramıştır. Richter ölçeğine göre 8,9 şiddetindeki depreme karşı santral sisteminin güvenlik tedbirlerinin otomatik olarak devreye girmesi şeklinde muhafaza edilmesine rağmen, santralde bulunan reaktör birimleri Tsunami dalgalarına çok dayanamamış ve koruyucu duvarların kısa gelmesinden dolayı elektrik sisteminde bir arıza ortaya çıkmıştır. Elektrik arızasının uzun sürmesi nedeniyle yedek acil durum güç sistemleri devreye girmeyince, toplam 6 üniteli nükleer santralin deprem esnasında işletmede olan 3. ve 4. reaktör üniteleri kontrol altına alınamamıştır.
Böylece, Fukuşima’da dünyanın en büyük nükleer felaketlerinden biri yaşanmış ve milyonlarca kişi olumsuz radyasyon etkisine maruz kalmıştır. Fukuşima’daki operatörler, nükleer kazadan dolayı reaktörlerin içinde erimiş olan nükleer yakıtı soğutabilmek için mecburen soğutucu su döndürmüştür. Operatörlerin bunu yapma nedenleri ise soğutma olmadan ölümcül külün yaydığı bozulma ısısıyla yakıt maddelerinin erimesi ve sonuç olarak daha fazla radyoaktif materyalin sızma riskinin de açığa çıkmasıdır. Yakıtın soğuması sürecinde soğutucu su ölümcül külü reaktörlerden temizleyip yüksek oranda kirlenerek nükleer reaktörün bulunduğu binadan toprağa karışmıştır. Her gün akan 400 ton suyla Fukuşima nükleer santrali kirli su içeren 1,000 ton kapasiteli tanklarla dolmuştur. Tankların üstünde bulunan zemin çok güçlü olmadığı için her zaman devrilme riski taşıdığından nükleer kaza gerçekleştiği zamandan bu yana geçen sürede kirli su sürekli denize karışmaktadır. Bu yüzden, Fukuşima kazasından sonra güvenlik önlemleriyle olayın kontrol altında olduğu gerçeğinin doğru olmadığı anlaşılmaktadır.

Gerçekleşen depremle beraber bütün reaktör ünitelerinde kapanma işlemi mevzuata uygun biçimde oluşmuş ve güvenlik sistemi bu deprem esnasında devreye girerek nükleer reaktörlerde reaksiyonun azalmasını sağlamıştır.

Kapama işlemi sonrasında radyoaktif bozunma ısısını sistemden çekmek için soğutma sistemleri de uygun bir biçimde devreye girmiştir. Fakat, sorun bu değildi, aslında sorun deprem sonrasında reaktörlerden ikisinin Tsunami dalgası baskınından etkilenmesiydi. Tsunami, Fukuşima santralindeki imdat dizel jeneratörlerini vurduğunda zaten bir kriz ortaya çıkmıştı. Depremin bir sonucu olarak nükleer santralin soğutma sistemini çalıştırmak için elektriği sağlamada hayati rolü olan elektrik kaynağı kesilmiştir. Reaktör kapatıldıktan birkaç gün ile birkaç haftaya kadar fisyon ürünlerinin radyoaktif ışın bozunumundan kaynaklı büyük bir miktarda ısı üretmeye devam etmiştir.
Soğutucu pompaları çalıştıracak elektrik gücü olmadığından reaktörlerin çekirdekleri aşırı ısınmaya başlamış ve reaktör çekirdeklerini çevreleyen suyun büyük bölümü buhara dönüşmüştür. Buhar, kimyasal olarak nükleer yakıtın içinde bulunan fisyon ürünlerinin çevreye karışmasını önlemek için tasarlanan Zirkonyum alaşımlı kaplama ile etkileşime girmiştir. Daha sonrasında reaktör basınç kabı ve ana muhafaza yapısı içinde oluşan buhar basıncı ve hidrojen gazı tahliye edilmiştir. Asıl tehlike ise ana muhafaza yapısının parçalanması meselesiydi. Birkaç gün içinde
ikinci muhafaza yapısına yayılan hidrojen de yanmaya başlamış, 1. ve 3. ünitelerin ikincil muhafaza yapısı içindeki boşluklara yayılmıştır. Çekirdekler, bu durumdan etkilenmese de buradaki endişe tüketilmiş yakıt havuzlarının soğutucu suyunu kaybedebileceği ve eğer tüketilmiş yakıt alev alırsa büyük miktarda radyoaktif maddenin doğal çevreye yayılabileceği konusunda olmuştur. 4. reaktör ünitesinin tüketilmiş yakıt havuzu ise deprem hasarı nedeniyle soğutucu kaybına uğramıştır.

Şöyle ki Fukuşima kazası olduktan sonra ilk saatlerde ikincil koruma kapları içindeki basınç aniden artmış ve ertesi gün tasarım değerlerinin yaklaşık olarak 2 katına çıkmaya başlamıştır.

Değerlerin üst seviyeye çıkması, nükleer enerji reaktöründeki pompaların sızdırmazlıklarına hasar vermiştir. 12 Mart 2011 tarihi sabah saatlerinde santralin 1. reaktöründe su seviyesi aniden azalmıştır. Yine aynı gün 1. reaktörün ikincil koruma kabında bir hidrojen patlaması olmuştur. Patlamanın ardından basınç kabındaki basınç 500 kPa’ın altına düşmüştür ve yaklaşık 300-500 kPa arasında seyretmiştir. Patlama sonucunda reaktör binasının çatısının tamamı infilak olmuştur. Santraldeki reaktörlerin basınç kabına harici pompalar yardımı ile deniz suyu basılmasından su seviyesinin çok düşerek yakıtlar da kısmen açıkta kalmıştır. 13 Mart 2011 Pazar günü ise 1. reaktörün ana koruma kabına deniz suyu pompalanması işlemi başlamıştır. Deniz suyu yerine tatlı su kullanılmaya da ancak 25 Mart 2011 tarihinde başlanmıştır.
15 Mart 2016’da ise 2. reaktör ünitesinde ana muhafaza yapısına bağlı olan buhar önleme sisteminde bir hidrojen patlaması daha yaşanmıştır. 1, 2 ve 3. ünitelerdeki buhar önleme sistemleri doyuma ulaşmış ve 2. ünitedeki buhar önleme sistemindeki arıza, yakıtın erimesi durumunda büyük miktarda radyoaktif ürün maddesinin ana muhafazasını terk etmesine yol açacak potansiyel bir yol sağlamıştır. Nispeten daha küçük miktardaki radyoaktif maddeler, operatörlerin buharı serbest bıraktıkları zamanlarda salınmıştır. Fakat, krizin ikinci haftasına gelindiğinde Tokyo uzaklıktaki bir mesafede bulunan radyoaktif iyot seviyesi önemli miktardaki radyoaktif iyodun çocukların tiroit bezlerinde birikmesin diye ebeveynlere kirlenmiş suyu bebeklerine vermemeleri konusunda ikaz etmek için yetkilileri harekete geçirmiştir. 6 Nisan 2011 tarihinde ise hidrojen birikmesi üzerine ana koruma kabına nitrojen reaksiyonuna başlanmıştır. Son tahlilde koruma kabında basınç 195 kPa olup, halen sabit bir yapıda durmaya devam etmektedir.

Kazanın Ölçek Değerleri

Japonya’da Tohoku depremi neticesinde oluşan Tsunaminin neden olduğu Fukuşima nükleer santralinde bulunan yedek güç ve koruma sistemlerinde meydana gelen büyük zararlar, Fukuşima reaktörlerinin bazı ünitelerinde kaçaklara ve aşırı ısınmaya yol açmıştır. Bu yüzden, nükleer reaktörlerin her birindeki kaza Uluslararası Nükleer Enerji Ölçeği olan INES’te ayrı ayrı derecelendirilmiş, santral etrafında yasak bir bölge oluşturulmuştur. Reaktörlerden 3’ü 5. Seviye, 1’i 3. Seviye, durumun bütünü 7. Seviye olarak sınıflandırılmıştır. INES ölçeklendirmesi, Fukuşima kazasının Çernobil kazasında olduğu gibi, çok geniş bir bölgeye dağılan ve çevresel etkilerini olumsuz bir şekilde gösteren yüksek seviyedeki radyoaktif ürün yayan bir kaza olduğunu göstermiştir.
Bilindiği gibi 7. Seviyedeki bir ölçeklendirme, büyük bir tesisteki radyoaktif materyalin büyük kısmının dışarıya salınımı olarak tanımlanmaktadır. Fukuşima’da yaşanan nükleer hadise buna uygun bir tanımlamayı ifade etmektedir. Fukuşima kazası, ölçeklendirme anlamında Çernobil kazası ile aynı olmasına rağmen kazanın çevre üzerindeki etkileri Çernobil ile mukayese edilmeyecek kadar azdır. Çünkü, Japon yetkili otoriteler Fukuşima kazasının başlangıcından beri uluslararası topluma karşı son derece şeffaf bir politika yürütmüş, çevresel alanı
muhafaza etmek üzere ivedi bir biçimde halkı tahliye ederek radyoaktif sonuçları asgari seviyeye indirmek için tedbirler almıştır.
Öyle ki, Fukuşima sonrası hemen kararlı Potasyum İyot tabletleri dağıtılarak tedbir alınmıştır. Fukuşima çevresinde yaşayan vatandaşlar ilk olarak 10 km2’lik alanın dışına tahliye edilmiş, sonrasında da 20 km2’lik alanın dışına çıkartılmıştır. Yine, kazaya yönelik alınan tedbirler arasında aynı günlerde ve sonrasında rutin olarak pek çok gıda ürünü ve insanların tüketim miktarı kontrol altına alınmıştır. Çernobil kazasından sonra da bu tür önlemler alınsaydı, hem çevreye ve hem de insan sağlığına bu kadar radyoaktif serpinti yayılmayacaktı.

Deprem sonrasında Fukuşima’daki santralde bulunan ilk üç reaktör otomatik olarak kapanmıştı, 4. reaktörde yakıt olmadığı için zaten işletmede bulunmuyordu.

5. ve 6. reaktörler ise rutin bakım sebebiyle yine kapalı durumdaydı. Yaşanan bu kazada metal su reaksiyonu ve kullanılmış yakıt depolama havuzlarındaki suyun kaybedilme sebebi ile hidrojen oluşumu ve gazının birikmesi sonucunda ortaya çıkan patlamayla nükleer radyoaktif ürünlerin çevreye salınımı gerçekleşmiştir. Zaten bu sebepten Fukuşima’daki kaza, INES’e göre önce 5. Seviye ölçeklendirilmiş, kaza sonrası yapılan incelenme sonucunda 7. Seviyeye çıkarılmıştır. Santraldeki 3 reaktörde soğutma sisteminin ve kullanılmış yakıt soğurmasının kaybedilmesi sonucu 3. Seviye ölçek sınıflandırılması yapılmıştır. 2 reaktörde ise soğutma sisteminin fonksiyonlarının kısmen kaybedilmesinden dolayı radyolojik salınım yaşanmış ve bunlar Seviye 5 olarak sınıflandırılmıştır. Santralde açığa çıkan radyolojik salınımlar nedeniyle yetkililer kazanın ölçeğini toplamda 7. Seviye olarak belirlemişlerdir.
Fukuşima santrali çevresinde ölçülen radyasyonun kaza yaşanmadan önceki durumla karşılaştırıldığında 300 kat arttığı resmi makamlarca rapor edilmiştir. Öyle ki yapılan incelemeler sonucunda bölgeye 150 kilometre uzaklıktaki kentlerde bile radyasyonun normalden 20 kat daha fazla olduğunu göstermiştir. Bunun yanında şebeke suyunda normalin 3 katı civarında radyoaktif Sezyum, İyot, vb. maddeler olduğu görülmüştür. Santral bölgesindeki gıda ürünlerinde normalin üstünde radyasyon etkileri saptanmış, piyasadaki gıda satışları durdurulmuştur. Dünyadan da
Fukuşima felaketi yüzünden bazı kısıtlamalar olmuş, Japonya’dan ihraç edilen gıda ürünlerine birçok devlet kota koymaya başlamış ve hatta bazı ülkeler Japonya’dan gelen kişileri radyasyon ölçüm cihazına tabi tutmuştur. Bu
deneyimler kapsamında Fukuşima, gelecekte inşa edilecek nükleer santrallerde yaşanacak doğal afetlere karşı çok daha gelişmiş önlemler alınmasına öncülük edebilecektir.

Fukuşima kazasında sadece nükleer radyasyondan kaynaklanan herhangi bir ölüm durumu henüz rapor edilmemiştir.

Tsunami’nin Fukuşima nükleer tesislerinde neden olduğu yedek güç ve muhafaza sistemlerindeki büyük hasar, Fukuşima nükleer reaktörlerinin bazılarının aşırı ısınmasına yol açmıştır. Bunun sonucunda reaktörlerin her birinde gerçekleşen kazalar, radyolojik hadise ölçer makine INES tarafından ayrı ayrı incelenmiş ve santral etrafında 20 km’lik bir alan yasak bölge ilan edilmiş ve 30 km’lik gönüllü tahliye bölgesi oluşturulmuştur. Bu kapsamda Fukuşima nükleer santralinde INES’e göre 8 farklı olay kaydedilmiş ve kazanın başından krizin sona ermesine kadar geçen sürede açığa çıkan radyolojik alınımlar sebebiyle kazanın ölçek değerleri seviye seviye değişmiştir. INES’e göre 7. Seviye olarak ölçeklendirilen Fukuşima kazasının 4. ve 6. günleri arasında salınım yaptığı radyoaktif ürünler açısından değerlendirildiğinde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından majör bir kaza olarak ifade edilmiştir.
Hem Çernobil ve hem de Fukuşima nükleer santral kazasında karşı önlemlere ihtiyaç duyulmuş ve iki olay da Seviye 7 olarak ölçeklendirilmiştir. Her iki kaza da aynı seviyede değerlendirilmesine rağmen kazalarda alınan önlemler arasında farklılıklara bakıldığında önemli hususlar karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, SSCB’nin Çernobil kazasını kendi halkı dahil tüm dünyadan gizleme çabası alınacak önlemleri yetersiz hale getirmiş ve insan sağlığına karşı olumsuz etkilerin yaşanmasına neden olmuştur. Öte yandan, Japonya Fukuşima santralinin yaklaşık 12 mil kadar bölgeyi boşaltmaya başlamış ve potansiyel çevresel zararların önlenmesi sağlanmıştır. Japonya hükümeti herkesin radyasyon seviyesini sürekli olarak izlemekle ve raporlamakla beraber insan sağlığı koruma talimatlarını da gerçekleştirmeye çalışmıştır. Görüldüğü üzere, Fukuşima ile Çernobil kazası mukayese edildiğinde ortaya çıkan zararlar devletlerin uyguladığı politikalarla şekillenmiştir.

Kaynak

Arda Özkan, Çevresel Güvenlikte Sınıraşan Bir Tehdit Algısı: Nükleer Zarar

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi [email protected]kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için [email protected] adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Tsunami gibi bir felaket yüzünden bunun yaşanmış olması çok üzücü. Ama ders olmuştur ada ülkesi olup tsunami riskini göze almamış olmaları ciddi bir hata.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.