Günümüzde Sokak Hayvanlarının Durumu Ve Dünya'da Hayvan Hakları

Günümüzde hayvan hakları ve refahı batı ülkelerin de ( gelişmiş ülkelerde) gündeme gelse de bir o kadarda hayvanlara zulüm gizli kapılar arkasında yine o ülkelerde olmaktadır. Bununla ilgili Heller yorumu şöyledir. Her ne kadar Batı geleneklerinin, hayvanlara karşı daha az saygılı olduğu varsayılsa da çağdaş hayvan hakları fikirleri ve siyasası Batı’da doğmuş ve yine buradan aldığı ivme ile gelişimini sürdürmüş ve hayvanlara ilişkin tartışmaların gündeme oturmasını sağlamıştır (Heller, 2006 ). AB ülkelerinde barınak anlayışı ve sahipsiz hayvanlara yapılan uygulamalar ülkeden ülkeye değişmektedir. İtalya’da bine yakın barınakta 640.000 köpek, 1290 kedi yaşatılmaktadır. Almanya’da binden fazla hayvan koruma derneği ve barınağı olup hiç bir barınakta hayvan öldürülmemektedir. Bunun yanı sıra, İngiltere’de sahipleri tarafından aranmayan başı boş hayvanları kısa bir süre bekletip öldüren barınaklar da, bu uygulamaya karşı çıkıp yaşatan barınaklar da vardır. İngiltere’de 2003 yılında yapılan bir araştırmaya göre, bu şekilde öldürülen köpeklerin sayısı 100.000 civarındadır. “Sokak köpeği” kavramı İtalya, Yunanistan gibi Avrupa ülkelerinde de vardır. Bunların neredeyse tamamı evlerinden atılan hayvanlardır. İtalya’da her yıl 300.000’e yakın köpek ve kedi, cadde ve parklara atılmaktadır.
Sokak Hayvanlarının Avrupa’daki Durumu ve Yasalar
Avrupa Birliği Anlaşması kapsamı dışında kalan tek konu ev ve sokak hayvanlarının korunması olduğundan, Topluluk düzeyinde sokak hayvanlarına yönelik bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak 125 no’lu “Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi”ne 16 AB Üye Devleti taraf olmuş, İtalya ve Hollanda ise sözleşmeyi imzalamakla birlikte henüz onay sürecini tamamlamamıştır. Sözleşme taraf olan devletlere, sokak hayvanlarına ilişkin olarak bir takım yükümlülükler doğurmuştur. Bu anlaşmanın sonucunda, insanoğlunun yaşayan bütün canlılara karşı ahlaki bir sorumluluk taşıdığı, evcil hayvanların topluma önemli bir değer kattığı ve evcil hayvanlara yönelik muamelelerde ortak bir standart oluşturarak sorumluluk geliştirmenin temel hedef olduğu belirtilmektedir. Anlaşmanın 1 inci Maddesinde, sokak hayvanı, “evi olmayan ya da sahibinin/bakıcısının hanesi dışında ve herhangi bir bakıcının/sahibin denetimi ve kontrolü dışında bulunan evcil hayvan” olarak tanımlanmıştır. Taraflar kimsenin evcil bir hayvanda gereksiz acı, eziyet veya sıkıntıya yol açacak şekilde davranmaması gerektiğini, hayvan refahına ilişkin temel bir ilke olarak benimsemişlerdir. Bunların yanı sıra, evcil hayvan sahibi olmak için getirilen yaş sınırı, çeşitli yarışma, reklam ve bunun gibi aktivitelerde evcil hayvanların kullanılması, evcil hayvanların eğitimi, ameliyatı, itlaf edilmesi gibi birçok alanda Anlaşma, belirli kurallar koyma ve bunların uygulamalarını denetleme yönünde tarafları yükümlü kılmaktadır.
Anlaşmanın III. Bölümünde, sokak hayvanlarına ilişkin olarak ek tedbirler sıralanmıştır. Buna istinaden taraflar, sokak hayvanların sayısının sorun teşkil ettiğine kanaat getirdiklerinde önlenebilir acı, eziyet veya sıkıntıya neden olmayacak şekilde gerekli yasal ve idari tedbirlere başvurmalıdır. Ancak;
a) hayvanın yakalanmasını gerektiren durumlarda bu işlem, hayvanda ortaya çıkabilecek fiziksel ve ruhsal acının mümkün olan en düşük düzeyde olacak şekilde gerçekleştirilmelidir,
b) tarafların, hayvanlarda ortaya çıkabilecek acı eziyet veya sıkıntının en az olacağı bir yöntemle onları tanımlamaları (kimliklendirmeleri) gerekmektedir,
c) taraflar, plansız bir şekilde üremelerini kontrol altına almak amacıyla kedi ve köpekleri kısırlaştırmalıdır,
d) taraflar, sokak köpekleri ya da kedilerinin, bulunmaları durumunda bulan kişi tarafından yetkili makama bildirilmesini teşvik etmelidir.
Anlaşmaya taraf olan devletler, ulusal hastalık kontrol programları çerçevesinde zorunlu kaldıkları durumlarda evcil hayvanların yakalanmasında, bakımında ve itlaf edilmesinde belirli kurallar getiren hükümlere istisnai uygulamalar gerçekleştirebilmektedir. Avrupa Parlamentosu üyeleri, 2 Şubat 2009 tarihinde yayımladığı yazılı beyanda, Üye Devletlerin yukarıda bahsi geçen Anlaşmaya taraf olmaları, cezai müeyyidelerin yanı sıra toplama, kısırlaştırma ve aşılamaya ilişkin Üye Devletlerin gerekli mekanizmaları uygulamaya koymalarına yönelik Topluluk düzeyinde önlemler alınması, Konsey ve Komisyon tarafından halihazırda Anlaşmada yer alan yükümlülüklerini yerine getirmeyen Üye Devletlere yeterli düzeyde yaptırım uygulaması gerektiği hususlarında mutabık kalmışlardır.
AB üye devletlerinde sokak hayvanlarına ilişkin düzenlemeler, bunların nüfuslarının nasıl kontrol altına alındığına ilişkin ayrıntılar ile bu ülkelerde uygulanan cezai yaptırımlar aşağıdaki gibidir.
Belçika, Danimarka, Almanya, Hollanda ve İsveç’te, sokak hayvanlarının kontrolüne ilişkin oldukça etkili bir yasal zemin bulunmaktadır. Söz konusu mevzuatın uygulanmasından yerel otoriteler sorumlu tutulmuştur. Bu ülkelerde sokak hayvanlarına yönelik zorunlu kayıt sistemi uygulanmakta olup, köpeklerin kalıcı olarak tanımlanmasında mikroçip veya dövme (tattoo) yaygın olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, AB üyesi olmayan Norveç ve İsviçre de dahil olmak üzere, bu ülkelerde hayvan popülasyonunu kontrol altına almak adına yerel düzeyde eğitim programları düzenlenmektedir. Sokak hayvanlarıyla mücadele noktasında, hayvanlar barınaklara yerleştirilmekte, Almanya dışındaki yukarıda bahse konu ülkelerde, barınaklara yerleştirilemeyen köpekler ötenazi işlemine tabi tutulabilmektedir. Diğer taraftan, Yunanistan, Çek Cumhuriyeti ve İtalya ötenazinin yasal olmadığı ülkeler arasında yer almaktadır.
Yasal düzenlemelerde bir takım iyileştirmelerin gerçekleştirilmesine karşılık, uygulamada ortaya çıkan sorunlar, birçok hayvan sever kuruluş tarafından eleştirilmektedir. Sokak hayvanlarının ve bunlara ilişkin mevzuatın uygulanması esnasında teknik ve idari yetersizliklerin ciddi problemlere yol açtığı bazı AB Üye Devletlerindeki mevcut durum aşağıda özetlenmektedir:
Birleşik Krallık’ta, sokak hayvanlarıyla mücadeleye ilişkin 1878’de yürürlüğe konulan kanunla kayıt altına alma işlemi zorunlu tutulmuş, ancak uygulamada etkinliğin sağlanamaması nedeniyle bu zorunluluk 1988 yılında ortadan kaldırılmıştır. Son yıllarda benimsenen politikalar sayesinde sokak hayvanları sorunuyla mücadele kapsamında oldukça önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. 2005 yılında çıkarılan kanunla, sokak hayvanlarının toplanması, yerel otoritelerin sorumluluğuna verilmiştir. Toplanan hayvanlar 7 gün boyunca yerel otoriteler tarafından barınaklarda tutulmakta olup, bu süre sonunda sahiplendirilemeyen hayvanlar hayvan refahı kuruluşlarına gönderilmekte ya da bu hayvanlara ötenazi uygulanmaktadır. Sokak hayvanlarının sayısını kontrol altına almak için kısırlaştırma yöntemine başvurulmaktadır. Kırsal alanlarda sokak hayvanlarının sayılarında kontrolsüz bir şekilde artış görülen Fransa’da, tanımlama ve kayıt altına alma işlemlerinin gerçekleştirilmesi bir zorunluluk olmasına rağmen, uygulamada ciddi sorunlarla karşılaşılmaktadır. Kaybolan veya terk edilen sokak hayvanları sadece geçici bir süre için barınaklarda tutulmaktadır. Bu süre zarfında sahibi bulunamayan ya da yeniden sahiplendirilemeyen hayvanlara, veteriner hekimler gözetiminde ötenazi uygulanabilmektedir. Bu durum, hayvanların sağlıklı ve genç olup olmadığına bakılmaksızın itlaf edilmesi sonucunu doğurması nedeniyle hayvan severler tarafından sıkça eleştirilmektedir.
İtalya’nın 1991 yılına kadar sokak hayvanları sorununu çözmek için kullandığı yöntem, hayvanların yakalanması ve akabinde öldürülmesi olmuştur. 1991 yılında yürürlüğe konulan yasa ile beraber bu politikaya son verilmiş olup, hayvanların bakımı ve popülasyon kontrolü devletin yükümlülükleri arasında yer almıştır. Sokak hayvanlarının sayısını kontrol altına almak için cerrahi kısırlaştırma yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak, barınakların fiziki şartları ve denetimlerinin yetersizliği, özellikle ülkenin güney bölümünde önemli bir sorun olmaya devam etmektedir.
Polonya’nın hayvanların korunmasına ilişkin mevzuatında, insancıl olmayan ve meşru gerekçelere dayandırılmayan her türlü öldürme yasaklanmaktadır. Bu kapsamda, hayvanların yasal olarak öldürülebilmesi ise, ekonomik gereklilik, hijyen koşulları, bilimsel deneyler gibi nedenlerin ortaya çıkmasıyla sınırlı tutulmuştur. Hayvan barınaklarında ölümle sonuçlanan vakalara sık rastlanmamakla birlikte, barınakların sayısı hayvan popülasyonu için yetersiz kalmaktadır.
Portekiz’de yürürlükte olan ulusal mevzuatta, 125 No’lu Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesinde de yer aldığı üzere hayvanların gereksiz acı çekmelerini engelleyen hükümler bulunmaktadır. Ancak, cezai müeyyidelere yönelik herhangi bir hükmün yer almaması mevzuatın uygulamadaki yaptırım gücünü zayıflatan bir unsur olarak değerlendirilmektedir.
Hayvanların korunmasına yönelik mevzuatın ihlali halinde bazı devletler tarafından uygulanan bazı cezalara ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Birleşik Krallık; Hayvan hakları ceza kanununda düzenlenmiş ve hayvan haklarına aykırı muameleler suç olarak addedilmiştir. Ceza Kanunu’nun ilgili 62 inci maddesi gereğince, yasal olmayan hayvan öldürmeleri “hayvan cinayetleri” başlığı altında düzenlenmiş olup, yasal olmayan yöntemlerle ve izinsiz olarak hayvanları öldürmek yaptırıma bağlanmıştır. Öldürülen hayvanların çaresizlik, hastalık ya da hamilelik gibi durumları söz konusu ise suçun derecesi artmaktadır. Kişinin kendini savunmak için gerçekleştirdiği eylemler ise yine yaptırıma bağlanmakla birlikte “gerekçeli öldürme” başlığı altında düzenlenmiştir. Ceza Kanunu’nun 63 üncü ve 64 üncü maddelerinde hayvanlarda daimi ve geçici hasarlara yol açacak davranışlar, kasıtlı olup olmaması ayrımı gözetilerek yaptırıma bağlanmıştır. 65 inci maddede hayvanların sağlıklı olmayan koşullarda tutulmasıyla ilgili olarak hem ticari amaçlarla tutulan hayvanlar için hem de ev hayvanları için genel düzenlemeler getirilmiş ve hayvanların sağlıksız koşullarda tutulması yasaklanmıştır.
Fransa; Hayvan hakları ceza kanununda düzenlenmiş ve hayvan haklarına aykırı muameleler suç olarak addedilmiştir. Ceza Kanunu’nun R.653-1 numaralı maddesi hem sahipli hem sahipsiz hayvanların vücut bütünlüğüne zarar verecek ve hayatına kastedecek davranışları yasaklamakta, bu tip davranışlarda bulunanların 450 avro para cezasına çarptırılmasını öngörmektedir. Eğer hayvanların hayatına yönelik saldırı bilinçli bir şekilde yapılmış ise Kanunun R.655-1 numaralı maddesi gereğince 1 500 avro para cezası uygulanmakta, hayvanlara kasteden kişinin daha önce de böyle bir suçu var ise ceza 3.000 avroya çıkmaktadır. Hayvanlara yapılan işkenceler, hayvanların kötüye kullanılması ve zalimlik suçlarına Fransız Ceza Kanunu’nun 521-1 numaralı maddesine göre iki yıl hapis ve 30.000 avro para cezası uygulanabilmektedir. Ancak bu cezaların kapsamında boğa ve horoz dövüşleri bulunmamaktadır. İtalya; 2004 yılında yürürlüğe konulan 281 sayılı Kanun ile hayvanlara karşı işlenen suçlara ağır yaptırımlar uygulanmaya başlanmıştır. Hayvan sahiplerinin hayvanlarını terk etmesi durumunda bir yıla kadar hapis ve 10.000 avro para cezasına kadar yaptırım uygulanmaktadır. Hayvanları gereksiz yere öldürmenin ya da kötü muameleye tabi tutmanın ise 18 ay hapis ve 15.000 avro para cezası bulunmaktadır.
Macaristan; Ceza kanunu 226/B maddesine göre; hayvan sağlığına aykırı haksız ve kötü muamelede bulunan veya hayvanlarda kalıcı hasarlara yol açan kişiler ile evcil bir hayvanı terk edenlere iki yıla kadar hapis cezası, toplum hizmeti veya para cezası uygulanmaktadır. Kanunun 226/A maddesinde ise hayvan dövüşleri yasaklanmıştır.
Litvanya; Ceza Kanununun 230 uncu Bölümüne göre hayvanlara işkence, kötü muamele ve öldürme 3 yıla kadar hapis cezası, toplum hizmeti, para cezası veya asgari ücrette kesinti ile cezalandırılmaktadır.
İsveç; Ceza Kanunu 16 ncı Bölümün 13 üncü Kısmı uyarınca, dikkatsizlik ya da kasıtla bir hayvana acı çektirecek kötü muamele, fazla çalıştırma suçları iki yıla kadar hapis ve para cezası ile cezalandırılmaktadır.
Almanya; Almanya Ceza Kanununda hayvan haklarına ilişkin bir hüküm bulunmamakla birlikte Anayasa’nın 20 inci Maddesi “Devlet gelecek nesiller yararına doğal hayatı ve hayvanları korumak sorumluluğundadır” hükmüne amirdir.
Bu maddeyle Almanya hayvan haklarının korunmasına anayasal bir temel kazandırmıştır.
Sokak Hayvanlarının Türkiye’deki Durumu Ve Yasalar
Türkiye de ise; 2004 yılının Ocak ayında Hayvan Sağlığı ve Zabıtası ile ilgili düzenlemeye gidilmiş (22.01.2004 tarih ve 5074 sayılı), altı ay sonrası ise 24.06.2004 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ile devam eden hayvanları korumaya yönelik yasa yürürlülüğe girmiştir. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve uygulama yönetmeliği uyarınca; sahipsiz veya güçten düşmüş hayvanların toplatılması, kısırlaştırılması, aşılanması, gerekli tıbbî bakımlarının yapılması ve işaretlenmesi, alındığı ortama geri bırakılması, sahiplendirilenlerinin kayıt altına alınması yerel yönetimlere bırakılmıştır. Kanunda yetkili makam olarak tanımlanan Çevre ve Orman Bakanlığı, yetkilerini il müdürlükleri ve yerel yönetimlere devretmiştir. Yönetmeliğe göre; geçici bakımevlerine getirilen hayvanların sahiplendirilmesi için belediye tarafından belediye ilân panoları ile belediyenin internet ortamında ve diğer tüm yayın organlarında duyuru yapılmakta ve sahiplendirilme teşvik edilmektedir. Geçici bakımevlerinde on gün süre ile gerekli duyurular yapıldığı halde sahiplendirilemeyen hayvanların; kontrolleri, aşıları ve tıbbî müdahaleler ile kısırlaştırılmaları yapıldıktan ve operasyon yaraları kapandıktan en az yedi gün sonra kayıt altına alınıp, müdahale görmüş olduklarını gösteren işaretleri üzerlerinde olacak şekilde veteriner hekimin onayı ile alındıkları ortama geri bırakması gereklidir. Hayvanların, ilgili belediye sınırları dışındaki bir ortama, ormanlık alana veya diğer yaban hayatı yaşam alanlarına bırakılması yasaktır.
Türk hukuk sisteminde hayvanların vücut bütünlüğüne yönelik saldırılar, işkence benzeri fiiller “suç” değil “kabahat” olarak değerlendirilmekte ve bu kapsamda yaptırım olarak sadece idari para cezaları öngörülmektedir. Sonuç olarak yaptırımlar yetersiz kalmakta, hayvanlara yönelik “suç” işleyenler, onların yaşam hakkına saldıranlar mahkeme karşısına dahi çıkarılmamaktadır. 5199 sayılı “Hayvanları Koruma Kanunu” 14. Maddesi çerçevesinde; hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak, dövmek, aç ve susuz bırakmak, aşırı soğuğa ve sıcağa maruz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, fiziksel ve psikolojik acı çektirmek, gücünü aştığı açıkça görülen fiillere zorlamak 300 TL para cezasına tabidir. Aynı kanunun 6. Maddesine göre sahipsiz ya da güçten düşmüş hayvanları öldürmek yasaktır. Bu hükme aykırı hareket edenler ise 600 TL para cezasına çarptırılmaktadır. Ayrıca sahipsiz veya güçten düşmüş hayvanların en hızlı şekilde yerel yönetimlerce kurulan veya izin verilen hayvan bakımevlerine götürülmesi zorunludur (AB Bakanlığı, 2011). Sonuç olarak, yukarıda açıklandığı üzere, sokak hayvanlarının korunması konusunda ülkemizde yasal düzenleme olmasına rağmen, uygulamada bazı önemli eksiklikler bulunmaktadır. 11.09.2012 tarihinde Hayvanları koruma kanununda değişiklik yapılmasına dair Kanun Tasarısı (EK 2) şeklinde TBMM’ne sunulmuştur. STK’lar mevcut yasa da bazı farklı değişiklikleri öngörürken, Bakanlık bu yasa tasarısını çok daha farklı bir hale gelmesine neden olmuştur.
5199 sayılı kanunda yapılacak değişiklikler arasında geçen “uyutma” kelimesi ve sokak hayvanlarının toplanarak doğal yaşam parklarına götürülmesi başlıkları, tartışmaya neden olmuştur. Bunların başında şu maddeler gelmektedir;
“Sahipsiz hayvanlar barınaklarda kısırlaştırılıp aşılandıktan sonra sahiplendirilinceye kadar ormanlık alanlarda kurulacak ‘Doğal Hayat Park’larına yerleştirilecek”
Bu madde sayesinde sokaklardaki başıboş köpeklerin toplanarak “Doğal Hayat Parkı” adı altında ormanlık bölgelere bırakılması ihtimali bulunmaktadır. Ve sokaklarda çöpleri karıştırarak veya hayırsever insanlar tarafından beslenmeye ve bu şekilde yaşamaya alışmış köpeklerin ormanlık alanlarda yaşamlarını sürdüremeyecekleri kesindir. Ve yine bir şekilde o alanlarda aç kalan hayvanlar kent içlerine doğru gelmeye devam edecektir. Ayrıca Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) Başkanı Ahmet Hamdi Şenpolat’A göre;
“Bu yasa ile getirilen teklif sokaklarımızda beraber yaşadığımız , sosyalleşmiş hayvanları da içeriyor. Yani kırmızı ışıkta duran , yeşil ışıkta geçen , nereden su içeceğini yemek yiyeceğini bilen , dükkan kapısının önünde duran , ağaca tırmanıp uyuklayan kedinin de alınıp götürülmesi anlamına geliyor. Yani bu tasarı ile artık bizimle mahallemizde , dükkanımızın önünde , çöpün köşesine sığınarak yaşayan bu hayvanlar sahipsiz kabul edilecek ve bakanlığın oluşturduğu binlerce dönümlük alanlara gelişi güzel koyulacaklar. 2004 ten beri hayatımıza “ barınak” adı altında ölüm hücrelerini oluşturan kurumlar buralarda 200-300 hayvana bile bakamazken onbinlerce hayvana hangi bütçeyle , hangi elemanla bakacaklar? Hele büyük şehirlerde rantın bu kadar çok yüksek olduğu , her siyasinin her metrekare yeşil alan üzerinde hayal kurduğu bir gerçekte kimse binlerce kedinin köpeğin buralarda olmasını zaten uzun vadede de istemeyecektir. Yani bu hayvanları bir şekilde büyük olasılıkla işini zaten sevmeyen işgüzar işçi zaten öldürecektir. Ya da bakmayacaktır. Teknik anlamda güzel bir tasarı ama özünde hayvan görmek istemeyen bir bakış açısı çaktırmadan dayatılmaktadır diye belirtmiştir.”
* “Sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanlar , mevcut 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri , Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu ile 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıha Kanununda öngörülen durumlarda uyutulabilcekler”
Bu değişiklik ile de sokaklardaki kedi ve köpekler eğer ormanlara götürülemeyek kadar güçsüzlerse uyutulabilecektir. Bu yasa bir çok kötü niyeti beraberinde getirebilir ve uygulama çarpıtılabilir.
* “Evde bakılabilecek hayvan sayısı Bakanlıkça çıkan yönetmelikte belirlenebilecek”
Bakanlık’ın evin içine kadar girmiş olması rahatsızlık vericidir. Zaten hayırsever insanlar günümüzde çok az. Bazen şartlar gereği iki ve ya çok daha fazla hayvana bakmak zorunda olan , geçici yuva şekilnde hayvanların ameliyatlarından sonra evde bakmaya çalışan ve bunu çok severek yapan hayvanseverlerin evine müdehale etmeye çalışmak haksızlıktır. Avrupa’da benzeri olaylarda apartmanlardaki hayvansever insanları destekleyen ve onların haklarını savunan yasa varken ülkemizde hala bunun tartışılıyor olması da üzücüdür.Bu yasa değişikliği de diğerleri gibi kötüye kullanıma açıktır.
Sivil Toplum Örgütleri ve bağımsız hayvan hakları savunucuları, mevcut yasanın tasarısının yeniden düzenlenmesi için girişimlerde bulunmuşlardır Birçok ünlü isminde katıldığı 30.09.2012 tarihinde ve saat 14.00’te eş zamanlı olarak bir çok merkezde eylemler yapılmıştır.
– İstanbul Taksim Galatasaray Lisesi
– İzmir Konak YKM önü
– Bursa Kent Meydanı
– Çanakkale Cumhuriyet Meydanı
– Bodrum Belediye önü
– Antalya M. Paşa Camii Kapalı yol Halk Bankası önü
– Eskişehir Adalar Migros önü
– Giresun Atapark Kent Meydanı
– Tekirdağ Tuğlalı Parkı
– Mersin Çarşı Taş Bina önü
– Denizli Belediyesi önü
– Aydın Zafer Meydanı
– Samsun Cumhuriyet Meydanı
Türkiye’de bunları tartışırken İtalya’da 2012 yılı itibariyle örnek teşkil eden yasa meclisten geçmiştir. Artık ‘Evcil hayvanlar’ sokağa atılamayacaktır. Yeni yasa evcil hayvanların sahipleriyle birlikte yaşadıkları evlerinden uzaklaştırılmalarını yasaklamaktadır.Yasada, apartman kurallarının insanlara hayvan sahip olmayı yasaklayamayacağı ve hayvan sahibi sakinlere karşı ayrımcılık uygulanamayacağı belirtilmektedir. Yeni yasa uygulanmaya başlandığında, örneğin komşuların havlayan köpekleri apartmandan attırma hakları kalmayacaktır. Ev sahipleri evcil hayvanları olduğu gerekçesiyle kiracıları reddedemeyecektir.
Derin Ekoloji Bağlamında Çözüm Önerileri
Yeni yasa tasarısında öngörülen “doğal hayat parkları”nın hayvanların yaşam alanlarını sınırladığını belirten Hayvan Hakları Aktivistleri Derneği (HAYVİST) Başkanı Asude Ustaoğlu, “Hayvan severlerin yıllardır sokakta, parkta, bahçede bulabildikleri, boş alanlarda bin bir emekle bakımını üstlendikleri hayvanlara el konulması ve onların kamuoyunda ‘ölüm parkları’ adı verilen ortamlara gönderilmesi hayvanlara yapılacak en büyük kötülüktür” demektedir. Bu konu ile ilgili Hayvan Hakları savunucuları daha fazla yeşil alan oluşturmayı savunmaktadır.
 

Hayvanları öldürmek, ölüm kamplarına terketmek,zehirlemek onların yaşam haklarını ellerinden almak insanların karar veremeyeceği bir durumdur. Zehirleme kampanyaları şehir hayatına uyum sağlamış köpekleri itlaf etmek için son derece zalimce bir o kadarda etkisiz yöntemlerdir. Köpeklerin belli bir bölgede ortadan kalkmasıyla yerlerine yenilerinin gelmesi bir olur. Asayişi sağlamak için başvurulan diğer bir çare olan sığınaklarda başarısızlığa mahkumdur. Belediyeye ait köpek barınakları çoğu zaman köpeklerin balık istifi gibi yığıldığı, doğru dürüst beslenmediği ve bakılmadığı birer ölüm yuvasından farksızdır. Kimi derneklere göre ; hayvanların burada kendilerine bir yuva bulmak gibi bir şansı vardır. Ama Hayvanları Koruma derneği raporu yüzde birden daha düşük bir oranda köpekler kendine bir sahip bulmuş. Bunlarda genellikle iş yerlerinde ya da hapishanelerde bekçilik etmek üzere alınmışlardır. Barınaklardan sorumlu özel dernekler, akın akın gelen hayvanlara başa çıkmakta zorlanmanın dışında , çoğunlukla ciddi maddi sorunlarla da boğuşmaktadır. Her türden bağışı (Para,yiyecek,ilaç,eski gazeteler) kabul etmektedirler.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi aşırı köpek nüfusunda gözle görülür bir azalta yaratacak yegane yöntemi hiçbir zaman ciddiyetle uygulamadı. Kısırlaştırma ya da erkek köpeklerin soydaşları tarafından dışlanmaması için, hadım etmekten ziyade vazektomi yöntemi kullanılmalıdır. Birkaç yıldan beri bu çareye başvuran belediyelerin sayısı pek az (ameliyat edilen köpeklerin kulağına bir küpe takılıyor) bu yöntemi benimseyenlerse gerisini getirmiyorlar. Bu uygulamayı bütün şehre yaymak için ameliyatların en az üç yıl aralıksız devam ettirilmesi ve finanse edilmesi gerekir.Şart olan başka bir şeyde yerel idarecilerin hem kendi aralarında hem de dernek çevreleri ve vatandaşlarla işbirliği yapmalarıdır. Vatandaşların konuya hassasiyetini artırmak için önceden kampanyalar düzenleyerek onlara benimsenen yöntemlerin doğru olduğunu anlatmadan, yardımlarını isteyip başvurabilecekleri veteriner klinikleri göstermeden köpekler yakalanamaz. Ellerinde köpeklerin kısırlaştırılması için bir bütçe bulunan yerel idareciler bu bütçeyi pek de saklamaksızın siyasi amaçlarla kullanıyorlar. Sokak köpeklerinin itlafını savunanlar sorulduğu zaman,güvenlik meselesini,bulaşıcı hastalıkları, gürültü kirliliğini ve sokakların pisliğini savunuyorlar. Oysa onların birer can olduğu unutulmadan bakım ve sağlıkları için bütçe ve hatta şehirlerin merkezlerinde barınmaları için bir yer ayarlansa bu tarz sorunları ortadan kaldırmak çok kolay olacaktır.
Kaynak
Gülçin Ürgüplü, Derin Ekoloji Bağlamında Kentte Sokak Hayvanlarıyla Birlikte Yaşamak Olgusunun İncelenmesi
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Gülçin Ürgüplü’ye aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Etiketler

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu