Hariciliğin Tarihsel Gelişimi ve Temel Görüşleri

Hz. Ali’nin şehit edilmesinin ardından kısa bir süre halifelik makamını elinde bulunduran Hz. Hasan’ın bu görevinden feragat ederek devrettiği hilafeti ele geçiren Emevîler döneminde, Hâricî faaliyetleri artarak devam etmiştir. Bu faaliyetler özellikle Hz. Hasan’ın hilafeti Muaviye b. Ebî Süfyan’a devretmesiyle daha da artmıştır. Çünkü Hz. Ali zamanında onunla savaşma konusunda şüphe içerisinde bulunan Hâricîler’den olan Ferve b. Nevfel el-Eşcâî, Muaviye hilafet makamını gasp edince:
“Artık Muaviye b. Ebî Süfyan üzerine tereddütsüz yürüyünüz ve onunla savaşınız” düşüncesiyle Emevîler’e karşı mücadele içerisine girmiştir.
Bu dönemde Hâricîler’in yoğun olarak faaliyet gösterdikleri bölge, Kûfe ve Basra başta olmak üzere Irak ve çevresidir. Bu bölgede Hâricîler, hem Hz. Ali hem de Muaviye b. Ebî Süfyan’a karşı sürekli biçimde mücadele ederek isyanlarını gerçekleştirmişlerdir. Bu süreçte Muaviye b. Ebî Süfyan, Ferve b. Nevfel’in üzerine bir ordu göndermiş fakat bu ordu mağlup olmuştu. Askerî gücünü Hâricîler ile uğraşarak yıpratmak ve zayıf düşürmek istemeyen Muaviye b. Ebî Süfyan, iki düşmanını karşı karşıya getirmek istiyordu ve Hz. Hasan’ı Hâricîler üzerine
göndermek istedi. Fakat bunda muvaffak olamayınca Muaviye b. Ebî Süfyan, kendisi için bir diğer karşı grup olan Kûfeliler’i, Hâricîler’in üzerine gönderme yoluna gitti. Bu adımında başarılı oldu ve Kûfeliler ve Hâricîler karşı karşıya gelmek zorunda kaldı.
Bu hadiselerden sonra Abdullah b. Ebi’l-Havsa et-Tâî, ardından da Havsara b. Veda b. Mes’ud el-Esedî’yi liderliğe getiren Hâricîler’in intikam arzusu artarak devam etti ve 41/Eylül 661’de Kûfe yakınlarında Muaviye ile karşılaştılar. Çarpışma sonucu Havsara öldürüldü ve adamlarından sadece elli kişilik bir kuvvet sağ kalıp Kûfe’ye dönebildi.

Hâriciler bu dönemde devamlı olarak bir araya toplanıp Nehrevan’daki şehitlerini anıyorlar ve onlar için dua ediyorlardı.

Bir taraftan da onların intikamını alma arzusunu da gündeme getirip Hayyan b. Zabyan’ın evinde Kur’an okuma bahanesiyle durum müzakeresi yapıyorlardı. Bu toplantılar neticesinde Hâricîler, Muaviye döneminde ilk defa şura yoluyla en yaşlıları olan Müstevrid b. Ullefe’yi 42/Eylül 662 yılında kendilerine lider olarak seçtiler. Lider seçiminin ardından 43/663 yılında da hareket kararı aldılar. Bu gizli toplantıdan haberdar olan vali Muğire b. Şu’be, Hayyan’ın evine baskın düzenleyerek yaklaşık yirmi Hâricî’yi yakalayarak hapsetti. Bu süreçte Müstevrid b. Ullefe, Kufe’den ayrılarak komşu bir şehir olan Hire’ye gitti ve burada yine faaliyetlerine devam etti. Müstevrid yaptığı
faaliyetlerle vali Muğire b. Şube’yi bir yıldan fazla uğraştırdı.
Sonunda Hâricîler’den sadece beş veya altı kişinin kurtulabildiği bir savaşta Müstevrid öldürüldü (43/663).
Hâricî ayaklanmaları daha sonraları da hız kesmeden devam etmiştir. Muğire b. Şu’be’nin ölümünden sonra Kûfe Hâricîler’i kendilerine lider olarak daha önce vali tarafından hapse atılan ve valinin ölümü üzerine serbest kalan Hayyan b. Zabyan’ı seçtiler. Kendisine biat edenlerle birlikte Kûfe’de kıyamda bulundu. Kûfe valisi İbn Ümmi’l-Hakem tarafından sert bir biçimde bastırılan isyanda Hâricîler’den sağ kalan kimse olmadı ve bu olay Kûfe Hâricîlerinin de sonunu getirmiş oldu (59/678).

Muaviye’nin ölümünden sonra yerine geçen oğlu Yezîd döneminde Hâricîler, isyanlarını artırarak devam ettirmişlerdir.

İsyanların artmasında devletin iç politikalarında yaşanan kargaşa ve çatışmalar da etkili olmuştur. Zira saltanata dönüşen hilafet makamına getirilen Yezîd döneminde Ubeydullah b. Ziyad’ın sert politikaları, Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da şehit edilmesi, Medine’de Abdullah b. Zübeyr’in Yezîd’i tanımayarak Medineliler’den biat alması ve bu nedenle peygamber şehri Medine’ye yapılan saldırı, Mekke’de Harre Vak’asının yaşanması gibi çok ciddi
olaylar meydana gelmiştir. Bu olaylar halk arasında gerilim, ayrılık ve çatışma ortamı oluşturmuştur. Hâricîler ve Hâricî zihniyeti de bu kargaşa ve karışıklık ortamından beslendiği için ortaya çıktığı bölgelerde yayılma fırsatı bulmuştur. Bu faaliyetler Yezîd’in ölümünden sonra da artarak devam etmiştir.
Diğer taraftan Hâricîler, Irak’ın bir diğer önemli merkezi olan Basra’da faaliyetlerini sürdürdüler. Bu faaliyetlerin merkezindeki kişi, aynı zamanda Basra Hâricîliğinin de kurucusu sayılabilecek bir isim olan, Nehrevan savaşına katılan ve bu savaştan kurtulup Basra’ya dönen Mis’ar b. Fedekî et-Temîmî’dir. Basra’da Emevî iktidarının ilk valisi olan Ziyad b. Ebîhi’nin sert politikaları sebebiyle Hâricîler’in herhangi bir isyan ve ayaklanma çıkarma imkânı olmadı. Ziyad’ın ölümünden sonra oraya tayin edilen oğlu Ubeydullah da aynı şekilde babasının izinden giderek sert ve keskin politikalar izlemiş ve hatta bu uygulamalarında babasını dahi geride bırakmıştır. O kadar ki bölgede meydana gelen en ufak bir Hâricî faaliyetini bahane ederek onların ellerini ve ayaklarını kesip sokağa bırakması bunlar arasında sayılabilir. Bu derece sert bir politikayla karşılaşan Hâricîler, tüm bunlara rağmen faaliyetlerini sürdürmüşler ve Ebu Bilâl Mirdâs b. Udeyye’nin etrafında toplanmışlardır.

Vali ve komutanların sert uygulamaları sebebiyle Ebu Bilâl ve etrafındakiler hapsedilmekten kurtulamamış ve bir müddet cezaevinde kalmışlardır.

Bu süre içerisinde Ebu Bilâl Mirdâs b. Udeyye, davranışlarıyla iyi örneklerde bulunmuş, cezaevinden affedilerek çıkmış ama düşüncelerinden vazgeçmemiştir. Cihad fikri her zaman canlı kalan bu grup, liderleri Ebu Bilâl ile birlikte Basra’dan çıkarak Ahvaz şehrine gitmişlerdir. Ubeydullah b. Ziyad, Basra’dan ayrılan Ebu Bilâl’i tehlike olarak görmüş ve ordusunu üzerine göndermiştir. Yapılan savaş neticesinde Ebu Bilâl öldürülmüş ve ordusu kılıçtan geçirilmiştir (61/680). Bu olay Basra’da Hâricî faaliyetlerinin neticelenmesine ve bu grubun diğer bölgelere dağılmasına yol açmıştır.
Bu dönemde Hâricîler iki kola ayrılmışlardır. Bunlardan birincisi Irak civarında faaliyet gösteriyordu. Bu grup Irak ve Fars’ı ele geçirerek faaliyetlerini sürdürmekteydi ve bu kolun en önemli temsilcisi Nafî b. Ezrak’tır. Hâricîler’in bir
diğer kolu ise Arap yarımadasında faaliyette bulunup Yemen, Hadramût, Yemâme ve Tâif bölgelerinde varlık sürdürmekteydi. Bu kolun önde gelenleri ise Necde b. Âmir, Ebu Fudeyk ve Ebu Tâlût’tur. Hâricî inanışında halifenin uygulamaları ve şahsiyetinin çok önemli bir yeri olması münasebeti ile gerek Süfyânîler gerekse Mervânîler döneminde devlet başkanlarının ve valilerinin uygulama ve şahsî kusurlarını ele alarak din adına hurûc etmişlerdir. Abdullah b. Zübeyr’den ayrılıncaya kadar ilk Hâricîler olarak birlikte hareket etmişlerse de aralarında ihtilafa düşmeleri çok sürmemiş hatta sonraki süreçte Arap-Mevâlî bölünmesiyle de güçlerini tamamen kaybetmişlerdir.
Emevîler dönemi boyunca zaman zaman devlet güçlerini yenilgiye uğratarak toplumu sarsabilmişlerdir. İlk zuhurlarında Hz. Ali, Muaviye ve taraftarlarını tekfirle başlattıkları düşüncelerini, zamanla kendi aralarındaki ihtilaflarında da hizipler arası tekfir ve çatışmalara girmişlerdir. Bu süreçte kesin ve sert tavırlı Hâricî fırkaları daha kısa sürede yok olurken ana konulardaki inançlara bağlılıkla birlikte kendileri dışında kalan Müslümanlarla sosyal hayatlarını devam ettirmeyi başarabilenleri daha uzun ömürlü olmuşlardır.

Hâricîler’in Temel Görüşleri

Ortaya çıktığı dönem itibariyle karşılaştığı sorun ve problemlerin çözümü neticesinde sadece bir topluluk olan Hâricîler’in, tahkim hadisesinin dışına taşarak akıp giden zaman içinde itikadî veya kelâmî bir fırka hüviyeti alması son derece önemlidir. Başlangıçta Hâriciler’in ihtilaf konusu sadece hilafet meselesi iken, yıllar geçtikçe bu sorunun üzerine yenileri eklenmiş ve artık yavaş yavaş düşünce yapıları şekillenmeye başlamıştır.  Çünkü bu yeni sorun ve gelişmeler Hâricî düşüncesinin ve görüşlerinin oluşmasını sağlamıştır.
Bununla birlikte Muhakkime-i Ûla olarak bilinen ilk dönem Hâricîler’i, Sıffin savaşından itibaren yaklaşık yirmi yıl boyunca kendi içlerindeki farklılıklara rağmen ortak bazı görüşler etrafında toplanmışlardır. Burada bu ortak görüşleri biraz açmak gerekirse Hâricîler, Tahkim olayında iki tarafı da büyük günah içerisine düşmekle suçlamış ve tövbe etmeleri gerektiği düşüncesini savunmuşlardır. Hatta kendileri de Tahkim hadisesine karıştıkları için bu durumdan dolayı tövbe etmişlerdir. Yine bir başka ortak görüş de Büyük günah meselesidir. Büyük günah işleyen kimseleri kafir olarak addetmişlerdir. Yine Kureyş’e yönelik tepkisel hareket içerisinde bulunmuşlar ve hilafet makamında liyakat sahibi olma prensibini ön plana çıkarmışlardır.
Zalim devlet başkanına karşı itaati kabul etmeyip başkaldırının gerekliliğini savunmaları da yine bu ortak görüş noktasında zikredilebilir. İlk dönem Hâricîler’i bu düşünceler etrafında birleşmişler ve daha sonraları kendi içlerinde gruplara ayrılmışlar ve her gruba ait görüşler de o gruba ait isimle temsil edilmişlerdir. Daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan Ezârika, Necedât, Sufriyye ve İbâdıyye gibi Hâricî fırkaları bu temsilin bir sonucudur. Genel itibariyle de Hâricîler’in esas düşünce yapısını bu dört fırkanın fikirleri teşkil etmektedir.

Hâricîler İslam tarihinde, en çok mezhep taassubunda bulunan, görüşlerini karşı tarafa kabul ettirmek için en çok çaba sarf eden ve genellikle İslam’a bağlılık ve ibadet etme açısından en çok amelde bulunan bir topluluktur.

Abdullah b. Abbas onlarla anlaşmak ve aralarındaki ihtilafı gidermek için yanlarına varınca, onların uzun süre secde etmekten alınlarının yara olduğunu, ellerinin ve dizlerinin nasır tuttuğunu ve tertemiz elbiseler giydiklerini görmüştür. Bu durum onların ibadet ve amelde ne kadar ısrarcı olduklarının bir kanıtıdır. Öte yandan Hâricîler; ani kararlar verme, gelişmeler karşısında tepkisel tavırlar gösterme ve gelişen olaylara karşı aceleci çözümler üretme anlayışına sahiptiler. Hâricîler, imamete uygun görmedikleri yöneticilerden berî oldukları düşüncesiyle, kendileri gibi düşünenleri ehl-i iman, kendileri gibi düşünmeyenleri ise ehl-i küfür ilan etmişlerdir. İman, Hüküm ancak Allah’ındır ve zalimlerden berî olma düşünceleri de onları şartlandırmış ve bu konularda kendileri gibi düşünmeyenlerin kanlarını helâl saymışlardır.
Hâriciler’in Hz. Ali’ye karşı gelmeleri sadece tahkim hadisesiyle irtibatlı değildir. En önemli nedenlerden biri de Kureyş’e karşı olan tepkileridir. Nitekim Hâricîler Kureyş’e, halifelik müessesesini inhisarı altına almaları ve bu hilafet vasıtasıyla diğer Müslümanlara üstünlük kurmaları sebebiyle tepki gösteriyorlardı. Bunun en açık delili de Hâricîler’in çoğunlukla Rabîa kabilesinden olması ve cahiliye döneminde Mudâr kabilesi ile aralarında bulunan husumetin bir tezahürü olmasıdır. İslamiyet, kabileler arasındaki husumetlere genel anlamda son verdiyse de insanların birbirlerine duydukları kin ve nefret hissi tam olarak silinememişti. Bu sebeptendir ki cahiliye devri husumetlerinin, nefislerde mekân tutmuş bir takım izleri halen mevcuttu.

Hâricîler’in görüşleri arasında zikredebileceğimiz bir başka konu da kimin mümin olduğu ve kimin kâfir olduğu konusudur.

Müslümanlar arasında bu ihtilafın başlangıç noktası Cemel savaşıdır. Çünkü bu savaşın taraflarını bir yanda Hz. Peygamber’in hanımı Hz. Aişe ve diğer tarafta da Hz. Peygamber’in damadı Hz. Ali oluştururken iki orduda da birçok sahabe bulunuyordu. Bu iki ordu birbirlerine karşı kılıçlarını çekmiş ve kardeş kanı dökülmüştür. Bu savaştan sonra da kan dökülmeye devam etmiştir. Hâricîler’in burada dayanak noktası “Bizim ve onların durumuna ne dersin?” sorusu olmuştur. Ayetlerden yola çıkılarak cevap verilmiş ve farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Anlayış farklılıklarından değişik tefrikalar doğmuş ve bu tefrikalardan da Hâricî gruplar beslenmiştir.

Hâricîler’in ileri sürdükleri ve burada değinilmesi gereken bir diğer mesele de büyük günah işleyen kimsenin durumudur.

Kebîre büyük günah, Mürtekib-i Kebîre de büyük günah işleyen kişi anlamına gelmektedir. Bu konu, Müslümanlar arasında ortaya çıkan ihtilaflar sonucu gündeme gelmiştir. Bu ihtilaflar, Hz. Osman’ın hilâfetinin ikinci yarısından itibaren başlamış ve sonrasında gelişen olaylar neticesinde ayrılığın derinleşmesine sebep olmuştur. Cemel ve Sıffin savaşlarında ölen kimselerin durumu tartışılmayı bekleyen en önemli mesele olmuştur. Bu savaşlarda pek çok insan ölmüş ve ölen de öldüren de İslam toplumunun bir ferdi olması sebebiyle ölenlerin akıbeti konusunda ihtilaflar ortaya çıkmaya başlamıştır. Mürtekib-i Kebîre’nin durumu hakkında ortaya atılan görüşlere baktığımızda bu durum, fırkaların imanın tarifi ve amelle olan münasebetlerine dair kanaatlerinin bir sonucu niteliğindedir. Bu konuda belirleyici unsur, iman-amel ilişkisidir.
Ameli imanın vazgeçilmez bir unsuru olarak kabul eden Hâricîler’e göre, büyük günah işleyen kimse kâfirdir ve ebedî olarak cehennemde kalacaktır. Hâricîler’in Ezârika kolu, işlenen günahın büyüklüğüne küçüklüğüne bakmayıp, günah işleyen herkesin Allah’a ortak koştuğunu iddia ederek tekfir etmiştir. Bu kimseler müşriklerin çocuklarını da müşrik olarak gördüler ve ister İslam topluluğundan olsun ister olmasın kendilerine muhalif olanların kadın ve çocuklarının da kanlarını helal saymışlardır. Hâricîler’in bir diğer kolu olan Sufriyye, günah işleyenlerin durumunu
kafir ve müşrik olarak nitelendiriyordu fakat bu fırka mensupları, çocukların imanı konusunda Ezârika’ya muhalefet etmişlerdir.

Kaynak

Mustafa Koç, Abbasi Dönemi Harici Hareketleri
 

*Bu çalışmanın tüm hakları, Mustafa Koç’a aittir.

*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.