Hollywood Sineması Ve Oryantalizm

Amerikan Sinema Endüstrisinin Tarihsel Seyri

Yunanca hareket anlamına gelen cinema ile Fransızca yazmak anlamına gelen graphein sözcüklerinden türetilen, Fransızca cinematographie’in kısaltılmışı olan sinema 1895’ler den itibaren popüler bir sanat ve endüstri dalı haline gelmiştir.28 Aralık 1895 yılında ilk kez seyirci karşısına çıkan sinema, çeşitli araştırmalar, çalışmalar sonucunda oluşturulmuş bir sanat olarak tanımlanabilir. Sinema sektörünün ortaya çıkmasında 1824 yılında fotoğrafın bulunmasının büyük katkısı olmuştu. Edward Muybriagef yan yana dizdiği fotoğraf makineleriyle koşan bir atın görüntüsünü saptaması ve hareketli disk içine yerleştirdiği bu fotoğraflarla hareketli görüntü yapmayı başarması film çekimin başlamasında büyük etkisi olmuştur. Ayrıca George Eastman’ın makara sistemini geliştirmesi sinemanın gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Edison ile William Kennedy Laurie Dickson’ın yaptıkları kinetograf, kameranın ilk biçimi olmuştur. Böylece Paris’te kinetografı, sergide gören Auguste ve Louis Lumiere sinematografi denilen aleti geliştirmişlerdir. Geliştirilen sinematografi aleti ile 28 Aralık 1895’te Grand Caf’de gerçekleştirilen gösteri, sinemanın başlangıcı olarak kabul edilmiştir.
20.yüzyılda sinema büyük kitlelerin dikkatini çekmiş ve eğlence aracı haline gelmiştir. Birinci Dünya Savaşına kadar sinemada egemen olan Fransa’yken Birinci Dünya Savaşı sonrasında sinemadaki egemenliği ABD eline geçirmiştir. Sinema alanındaki rekabetten dolayı ilk zamanlar tek makarayla çekilen on dakikalık filmlerin yerini üç, dört makarayla çekilen filmler almış ve filmlerin süresi uzamıştır. ABD’de öyküler ve romanların filme aktarılması Hollywood aktörlerin doğmasına zemin hazırlamıştı. Savaş sonrası film yapımı, dağıtımı ve gösteriminde ABD’de geniş kitlenin ilgisini çeker hale gelmiş ve haftada 40 milyon ABD’linin sinemaya gitmesi çeşitli tartışmaları da beraberinde getirirken, filmlerin denetim altına alınmaları yönünde tepkilere neden olmuştu. 1923- 1929 yıllarında sesin filme eklenmesiyle birlikte sesli sinema dönemi başlamış, fakat sesli sinema çeşitli sorunları beraberinde getirmişti. Sessiz sinema aktörlerinin görüntüsüyle sesinin uymaması, kameranın motor sesinin kayıt edilmemesi için odalardan filmin çekilmesi hem filmde sesin az olmasına hem de görüntünün yavaş olmasına neden olmuştu. İlk zamanlarda yapım şirketlerinin ilgi göstermediği “konuşan filmler” izleyici sayısında artış olmasıyla nedeniyle yapım şirketleri sesli sinemaya önem vermeye başlamışlardı. Sinema da yaşanan ses ve görüntü sorunu King Vidor’ın filmlere dublajı uygulamasıyla birlikte ortadan kalkmış, ünlü kişilerin yaşamını anlatan biyografik filmler, çatışmaların sahnelendiği ve müzikal tarzda filmler gibi sesli sinemayla birlikte yeni film türleri ortaya çıkmıştı. Sesli sinemayla birlikte izleyici sayısındaki artış ABD’de yapım şirketlerini güçlendirmiş ve egemenliğini artırmıştı.
1920s-Makeup-Hollywood-Beauty-Tricks-Eva-Von-Berne-with-Norma-Shearer
İkinci Dünya Savaşı sonrası düş kırıklıkları, savaşın tarihi, ırkçılık gibi filmler çekilmeye başlanmıştı. 1947’i yılında televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte filmleri izleme oranında düşüş meydana gelmiş; ayrıca televizyonların bütçesinin düşük olmasından dolayı siyah beyaz filmlere dönüş yaşanmıştı. 1960’larla birlikte yapım yönetmenliğinin ve stüdyoların çöküşüyle birlikte film sektörü yerini küçük bağımsız şirketlere bırakmıştı. 1960’larda yaşanan toplumsal değişme ve çatışmalar Amerika sinemasını da etkilemişti. Şiddet, militarizm, cinsellik gibi konular ele alınırken Hollywood anlatımı dışında teknikler ve üsluplar kullanılmaya başlandı. 70’ler de ise Star Wars, Indiana Jones, Jaws gibi bilimkurgu, gerilim, macera filmler gelişmiş görsel efektlerle perdeye getirilmişti. Bilimkurgu, gerilim gibi farklı konular, gelişmiş efektler birçok kitleyi tekrar sinemaya çekmiş ve 1980’ler video sisteminin gelişmesi büyük yapım şirketlerinin yanında küçük yapım şirketlerinin de çıkmasını sağlamıştı. Teknolojik gelişmeler sinema hayatında büyük değişmeler meydana getirmiş ve sesli filmlerin yapılmaya başlanmasıyla birlikte, sessiz filmlere sinema salonunda eşlik eden orkestraya ihtiyaç kalmamıştı. Sesli filmde görüntü ve sesleri uymayan aktörlerin işsiz kalmasına neden olmuş, yeni aktörlerin çıkmasına zemin hazırlamıştı. Televizyonun ortaya çıkışıyla birlikte sinema sektörü insanların ilgisini çekebilmek için birçok ünlü aktörün aynı filmde oynatılması, renkli filmler ve sinema perdesinin büyütülmesi gibi yeni arayışlara girmişlerdi.
Sinema endüstrisi Birinci Dünya Savaşı’na değin tek bir ülkenin egemenliği altında değildi. 20. yüzyılın başlarında Amerika’nın büyük kısmını İngilizceyi iyi konuşamayan, anlayamayan göçmenler oluşturuyordu bu da sessiz filmlere ilginin büyük olmasına neden olmuştu. Sinema bu insanlar için kitaptan, tiyatrodan daha önemliydi. 1914-1918 yılları arasında Hollywood önemli hale gelmiş ve Amerika Dünya Sinemasında söz sahibi olmaya başlamıştı. 1920’lerde Amerika film üretiminde lider konuma gelmişti. Sesli sinemanın gelişme gösterdiği 1930’larla Hollywood Dünya Sinemasının başkenti haline gelmişti. 20.yüzyılın ilk çeyreğinde Avrupa ve Amerika sinemaları arasında fark oluşmaya başlamıştı. Amerika sineması kar amacı gütmüş, Avrupa sineması sanatsal amaçla sinemayı devam ettirmişti.Sinema 20. yüzyıl sonrasında iktidar tarafından yabancılaştırmayı sağlayan bir araç olarak kullanılmış ve insanların serbest zaman etkinliği olarak gördüğü “kültür endüstrisi” oluşmuştu.Amerika 20. yüzyılın ilk dönemlerinde sinemayı bir eğlence aracı olarak görmezken, sinemayı zihinsel bir etkinlik ve entelektüel bir gelişme aracı olarak görüyordu. Fakat 20. yüzyılın ilk dönemlerinde Hollywood sineması bugün olduğu gibi siyasi, ideolojik mesajlar içermiyordu.

Filmlerde Kurgu , Mekan Ve Çekimin Önemi

Sinema bilgi aktarımında en etkili iletişim araçlarından biridir. Sinemayı diğer iletişim araçlarından farklı kılan en önemli etken insanlara sorgulamayı, zihinsel aktiviteyi fazla gerektirmeyecek hazır bilgileri, hazır görüntüleri vermesidir. Görsel, işitsel, kurgu gibi efektlerle yaşanmış bir hayat hikâyesi, romandan uyarlanmış bir hikâye ya da siyasi, ideolojik içerikli filmlerle insanlara belirli mesajlar verilmeye çalışılmaktadır. Bu nedenlerden dolayı sinemanın toplumu hangi yönden, nasıl etkilediği hangi tutum ve davranışlarını değiştirdiğini tespit etmek önem taşımaktadır . Hollywood Sinemasında 20. yüzyılının ilk çeyreğinde ideolojik, siyasi mesajlar içeren filmlerin olmamasında Birinci Dünya Savaşı’nın yanında sinema sektörünün, teknolojisinin yeni olmasının, ideolojik mesajlar verecek uzunlukta filmlerim çekilememesi ve ideolojik mesaj verecek uzunlukta kurgunun yazılamaması etkili olduğunu düşünmek mümkündür. 1920’lerin sonlarında önemli hale gelmeye başlayan kurguyla birlikte tarihi belgeseller, savaş sonrası yaşananlar ve romanlardan çekilen uzun, kısa filmlerle Hollywood filmleri, sinemalarda yerini alır.Kurgu ile ilgili “ iki nesneyi çarpıştırmak, iki çekimi insan zihnine aktarıp orada birleştirerek yeni kavram yaratacağı” tezini ilk olarak Einsestein ileri sürer. Sinemada ki soyut kavramların, çekilen farklı nesnelerle, karelerle somut, görünür hale getirilebileceğini söylenen Einstein, bu durumu kurgu olarak adlandırır. Böylece insanın zihnine aktarılan bu görsel yöntemle seyircilere sinemanın soyut dilinin aktarılması, işlenmesi sağlanmış olur.
Sinemalarda koşut, yaratıcı, çarpıcı gibi birçok kurgu çeşitti söz konudur. Koşut kurgu Amerika sinemasında hâkimken, Sovyet sinemasında ilk dönemler yaratıcı kurgu hâkimdir. Filmde bıçak ve yürek farklı şekilde birleştirilerek gösterilmesi üzüntü olarak yorumlanması ya da bir köpek artı bir ağızın çekilmesi havlamak, bağırmak olarak yorumlanması yaratıcı kurguya örnektir. Böylece somut olarak gösterilmesi mümkün olmayan soyut kavramlar farklı nesnelerin gösterilip birleştirilmesinden anlam çıkarılmasını sağlayan yaratıcı kurgu gibi birçok kurgu sinemada önemli hale gelir. 1920’lerin ortasında film için önemli hale gelen kurgunun yaratıcıları Sovyet Sinemacıları ve Einsesntein’indir. Kurguyu ilk uygulayan Griffith ise de sanatsal kurguyu ilk uygulayan Sovyet yönetmendir.Griffith’in düalist düşüncesine dayandırdığı koşut kurgu, Amerika sinemasında olduğu gibi Sovyetler sinemasında hâkim olan kurgulardan biridir. Örneğin birbirine iki koşut çizgi yoksullar ve varsıllardır.Kurgu sinema da önemli öğelerden birisidir. Hollywood sinemasın da kurgu, oryantalist söylemlerin etkileyici, başarılı bir şekilde aktarılmasında büyük etkisi vardır. Örneğin, Çölde Çay filminden koyun sürülerinin ve koşan kalabalık çocukların ardı ardına sahnelerle gösterilmesi, doğu insanları ile ilgili despotizme, başkası tarafından yönetilmeye köleliğe ve itaate alışılmış, boyun eğen insanlar olduğu mesajı verilir. Daha öncede değindiğimiz gibi despotizm, boyun eğme, itaat gibi soyut kelimeleri filmde nesnelerle anlatmak mümkün değildir, fakat iki farklı somut nesne olan koyun sürüsü ve kalabalık çocuk görsellerinin kullanılarak bu soyut kavramlar kurgu yöntemiyle somut, gözlemlenebilir kavram haline getirilir.
 
nxl4qf
 
1930’ların başlarına kadar sessiz film çekimlerinin olmasından dolayı filmle belirli bir mesaj ve anlatım sağlayabilmek için kurgu önemli bir unsur olur. Örneğin genç kızların ve çiçek açan elma ağacının karelerinin ardı ardına gösterilmesiyle filmde umut kavramı anlatılır.Koşut ve yaratıcı kurgu gibi filmlerde kullanılan önemli kurgulardan biride çarpıcı kurgudur. Çarpıcı kurgu, “ bir görüntünün anlamını mutlaka aynı olaya bağlı olması gereği bulunmayan bir başka görüntü ile yaklaştırarak pekiştirmesidir.” Grev filminde ayaklanan işçilerin öldürülme sahnesi ile mezbaha da boğazı kesilerek öldürülen ineklerin sahne görüntüsünün verilmesi, yaratıcı kurguya örnektir. Yaratıcı kurguyla hedeflenen amaç izleyicilerin zihnine çarpıcı görüntüler gönderip yaşanan olayı pekiştirmeleri ve olayla ilgili belirli bir tepki oluşturmalarını sağlamaktır.Karşıt kurgu olayların çekimlerinin sırasıyla verilip izleyicilerin karşılaştırma yapmalarını sağlayan kurgu çeşididir. Etkileyici anlatım sağlayan bu kurgu filmde izleyiciye verilmek istenen mesajı başarılı bir şekilde aktarılmasını sağlar. Açlıktan ölmek üzere olan insanın gösterildiği sahnenin hemen arkasından şişman, obur bir insanın açgözlü şekilde yemek yeme sahnesinin gösterilmesi karşıt kurguya örnektir.Hollywood’un oryantalist söylem içeren filmlerinde karşıt kurguyu görmek mümkündür. Indiana Jones film serisinde Mısır’a önemli, mistik bir hazineyi bulmak için giden Indiana Jones’un Mısırlı erkeklerle dövüş sahnesinde sırayla Indiana Jones’un temiz kıyafetlerle ve Mısırlı insanların kirli, birbirinden ayırmanın mümkün olmadığı, vahşi şekilde resmedilmesi. Batılı ve Doğulu erkek arasında oluşturulan karşıt bir kurguya örnektir.
Filmlerde mesajların izleyicilere başarılı bir şekilde aktarılmasını sağlayan kurgulardan biri de bağıntılı kurgudur. Örneğin filmde hapishanede dudaklarını ısıran adamın sahnelenmesinde sonra karısının ev de otururken dudağını ısırdığı sahnenin gösterilmesi bağıntılı kurgudur. Tek tek çekildiklerinde bir şey ifade etmeyen bu çekimler ardışık çekimlerin ardı ardına gelmesiyle izleyicilere çeşitli mesajlar verir.Filmde kurgunun dışında önemli olan diğer kısım ise filmin çekim açısıdır. Kurguda olduğu gibi alttan ya da üsten çekim gibi birçok çekim tekniğiyle izleyiciye mesajlar verilir. Örneğin Suç işleyen çocuğunu cezalandırmak için çocuğunun odasına giren annenim alttan çekim yapılıp güçlü, büyük ve haklı gösterilirken; suçlu olan çocuğu üsten çekim yapıp kabahatli ve annesinin karşısında güçsüz olduğu mesajı bu alttan ve üsten çekim tekiniyle izleyicilere verilir. Aynı şekilde Hollywood sinemalarında Doğulu ve Batılı erkeğin dövüş vb. sahnelerinde karşılaşmalarında Batılı erkeğin alttan çekim tekniğiyle çekilip güçlü, üstün gösterilmesi söz konusuyken Doğulu erkeğin üsten çekim yapılıp küçük, güçsüz gösterilmesi söz konusudur. Bu çekim teknikleriyle Doğulu erkeğin, Batılı erkek karşısında güçsüz, zayıf ve zavallı olduğu mesajı izleyicilere verilmiş olur.
Sinemada izleyicilere belirli mesaj vermeyi sağlayan diğer çekim tekniklerinden biri de uzaktan ve yakından çekim tekniğidir. Yakın çekim tekniğiyle figürle daha yakından ilişki kurulur ve yakın çekimde çevre eksik kalır. İzleyiciler yakın çekim tekniğiyle film nasıl bir mekânda çekiliyor, çekilen yer neresi vb. hakkında bilgi sahibi olamazlar. Uzaktan çekim, yakın çekimin aksine çevre ve çekilen mekân hakkında geniş bilgiler veren çekim çeşididir.Söylemleri barındıran Hollywood filmlerinde kullanılan çekim tekniklerinden birisi de uzak çekim tekniğidir . Çalışmamızda incelediğimiz filmlerde hem yakın çekim hem uzak çekim kullanılmıştır yalnız uzak çekimin kullanılmasını gerektiren en önemli faktör oryantalist bakış açısının oluşturduğu düalist yapıdır. Bu nedenle Doğulu ve Batılı karşıtlığını verebilmek için çekim yapılan mekânın gösterilmesi önem taşımaktadır. Özel çekimle çekilen film sayısı çok az olsa da bazı film çekimlerinde özel
çekime başvurulmaktadır. Filmdeki olayların birisinin gözünden anlatılması özel çekimle yapılmaktadır. Çekimlerin yanında filmlerde önemli olan unsurlardan biriside ışık efektleridir. Kralı büyük, güçlü göstermek için duvara yansıyan büyük gölgesinin çekilmesi filmlerdeki kullanılan ışık efektine örnektir. Ya da film de gizem, merak konusu uyandırmak adına yüzü belli olmayan insan veya insanların gösterilmesi filmde ışık efektine verilebilecek başka örneklerden biridir.Filmlerde önemli olan çekim çeşitlerinden biri de omuz çekimidir. Eisentein omuz çekimiyle görüntülenen hamam böceğinin, genel çekimle çekilen hamam böceğinden daha korkunç olacağını ileri sürer.Oryantalist öğeler barındıran Hollywood filmlerinden Mumya filmindeki omuz çekimiyle insan beyni yiyen böceklerin daha korkunç hale getirildiği sahneleri görmek mümkündür. Omuz çekimi dışında tek ya da birkaç böcek yerine binlerce böceğin olduğu sahnelerin çekimi de birkaç böceğin yaratacağı etkiden daha fazla etki yaratmaktadır.
Kurgu, çekim açıları ve filmde kullanılan ışık filmlerde çeşitli mesajların verilmesini sağlayan faktörlerdir. Koşut kurgu, yaratıcı kurgu gibi çeşitli kurgularla sinema da soyut olarak aktarılamayacak bir kavramın somut olarak aktarılması sağlanır. Kurgu, çekim yöntemleriyle insanlara ideolojik ya da ideolojik olmayan mesajlar verilir. Kurguyla verilmek istenen mesajı, kurguyu dikkatli izleyici dışında birçok izleyici farkına varmaz. Örneğin koyun sürüsüyle kalabalık insanlar arasındaki ilişkiyi kuramaz veya halkını öldüren kralın ve ineklerin boğazlandığı sahnelerin çekildiği sahneler arasında ilişki kuramaz, fakat izleyici filmle verilmek istenen mesajı farkında olmadan içselleştirir. Zaten filmlerle de yapılmak istenen amaç budur. Oryantalist Hollywood filmlerinde karşıt kurguyla Doğulu kadının erotik, çıplak denilecek giysilerle hizmet edip, dans ederken gösterilmesi; Batılı kadının çalışırken, kütüphanede araştırma yaparken gösterilmesi, insanlara farkında olmadan Doğulu kadınlara erotik bakış açısını benimsetmektedir. Ya da çekim açılarında Doğulu erkeğin üsten çekilerek güçsüz ve küçük gösterilmesi, Batılı erkeğin alttan çekimle güçlü ve kuvvetli ayrıca Doğulu erkek karşısında zeki olarak gösterilmesi ideolojik mesaj içeren sahnelerdir. Bu nedenle filmlerde hem çekim açısı hem de kurgu belirli mesajlar vermek ve bu mesajları insanlara filmdeki sahneler vasıtasıyla iletip içselleştirmesini sağlanması amaçlanmaktadır.

Sinemada Gösterge, Simge ve İdeoloji

Sinema kullandığı dil, simgelerle birçok mesajı bünyesinde barındırmaktadır bu nedenle sinema salt eğlence aracı olarak görülmemelidir. Verilen mesajın yerine ulaşması için izleyicinin sinemanın dilini okuması, anlaması gerekir. Dille sırf yazım ve okuma anlaşılmamalıdır. Sinemada ki her hangi bir gösterge, simge de sinemanın dilini oluşturmaktadır. Sinemada kullanılan resim, müzik, trafik levhaları ve bunun gibi çeşitli göstergelerle sinemanın dili, simge ve verilmek istenen mesaj oluşturulmaktadır. Saussure, dil, simge ve kavram ilişkisini göstergebilimi ile açıklamaya çalışır ve sadece dilin değil dil dışı dizgelerinde incelenmesi gerektiğini söyler. Bu nedenle göstergebilimde iletişim olarak görülebilecek her şey çiçek, müzik, elma, reklam afişleri, resim vs. pek çok şeyin incelenmesi gerekmektedir.Çalışmamızda incelediğimiz Büyük İskender filminde, İskender’in annesinin ve yılanların gösterildiği sahne de yılan göstergesiyle izleyicilere çeşitli mesajlar verilmiştir. Ülkenin yönetiminde ve alınan kararlarda oğlunu yönlendirip, etkileyen hatta kralın ölümüne neden olduğu düşünülen kraliçenin yılanla ilişkilendirilmesi sinemada kullanılan göstergeye verilebilecek örneklerdendir. Yılan göstergesiyle verilmek istenen mesaj kraliçenin sinsi ve tehlikeli olduğu mesajıdır. İşte bu sahne ile verilmek istenen bu
mesajda simge olarak adlandırılır. Nesneyi direk göstermeyen simge nesnenin izleyicilerin zihninde canlanması sonucu oluşan sinemanın dilidir.
Terazinin adaleti, güvercinin özgürlüğü ifade etmesi gibi simge alışkanlık sonucunda oluşturulmuştur Bu simgeler bütün dünya da insanların, izleyicilerin aynı anlamı çıkarttıkları bir sinema dili haline gelmiştir.Gösterge, kendisi görüntüsü dışında farklı anlamlar verir. Örneğin gözleri kapalı adaletin elindeki terazi ile adaletsizlik anlatılır. Soyut kavram somut bir göstergeyle anlatılmaya çalışılır. Sinema da kullanılan göstergeden izleyicilerin yan bir anlam çıkarması istenir. Filmde gösterilen elma görüntüsünün dışında Adem- Havva ( yasak olan) gibi başka anlamlar taşıyabilir.Yalnız sinema da oluşturulan bu göstergeler dışında izleyicilerin anlayabileceği göstergelerle simgelerin oluşturulması söz konusudur. Filmde kullanılan tabanca ile ezan sesinin bir arada verilmesi insanların zihninde terörist ve Müslüman olmak şeklinde ilişki kurmasına ve bir simge oluşturmasını sağlar. Ya da tele takılan balonun daha önceki bölümlerde küçük kızın elinde olması, ele geçirmişliğin, tecavüzün simgesi olabilir. Dikkatli izleyici bu göstergelerle insanların zihninde oluşturulmak istenen simgeyi kavrar, fakat bir kısım izleyici verilen bu mesajın farkında değildir; yalnız Müslüman ve terörist mesajı gibi ideolojik mesajlar filmde verilen göstergelerle farkına varmadan içselleştirir. İzleyicilerin farkına varmadan, sorgulamadan verilen mesajı içselleştirmesini sağlamak, sinemanın amaçlarından biridir.
Amistad
Sinema da göstergeler alışılmış göstergelerin yanında kültürel öğelerde taşır. Bu nedenlerden dolayı filmle verilmek istenen mesaj anlaşılmama gibi sorunla karşılaşılabilir. Bu da filmin izleyicilerine mesajı iletememesi gibi sorunların yaşanmasına neden olur. Göstergelerle ve simgelerle izleyicilere mesaj vermeye çalışma sinemanın başlıca amacıdır. Bu da daha öncede değindiğimiz gibi sinemanın sadece eğlence aracı değil ayrıca ideolojik bir aygıt olduğunun göstergesidir. Sinema en önemli ideolojik aygıtlardan biridir. Sinema toplumsal kontrolü ve
özdeşleşmeyi mümkün kılarak bir ayna görevi görür ve toplumsal bilinçdışını gözler önüne serer. Bu nedenle ideoloji ve sinema arasında yakın bir ilişki vardır. Okul ve kilisenin ideolojik aygıt olduğunu iddia eden Althusser’in düşüncesine artık günümüzde sinemayı da eklemek gerekmektedir.Sinema, Tarkovski’in dediği gibi öznel deneyimler sonucunda oluşan bir sanattır. Sinemayı ideolojik yapan şey ise film aracılığıyla bir gerçeklik yaratılması ve bu gerçekliği izleyicilerin kabul etmesi, içselleştirmesidir. Dergiler, gazeteler, kitle iletişim araçlarıyla egemen sınıfın, güçlerin ideolojisi yansıtılır. Son dönemlerde teknolojik gelişmelerle birlikte buna sinema da eklenmiştir. Sinema güçlü bir ideolojik silahtır. Sinemanın ideolojik mesajlar açısından bu kadar önemli olmasının altında büyük kitleleri etkileyebilmesi yatmaktadır. Büyük kitlelere seslenen sinema aracılığıyla böylece egemen, hâkim sınıfın ideolojisi kitlelere benimsetilmiş olur. Her film kurgularla, aktörlerle, repliklerle ve göstergelerle izleyicilere çeşitli ideolojik mesaj vermeyi amaçlar. Adorno’nun dediği gibi ideolojik olmayan film yoktur.
Bodiou’ya göre Hollywood ideolojisinin temel unsurları, aşırı şiddet, acımasızlık, erojen çıplaklık, bilinçaltı motiflerden oluşmaktadır. Yani Hollywood sinemasındaki başat ideoloji egemen sınıfın ideolojisidir.Baudry ise sinemayı Platon’un mağarası ile Lacan’ın ayna evresiyle karşılaştırarak açıklamaya çalışır. Baudry izlediğimizin kurmaca olduğunu, mağarada tutsak olduğumuzu bilsek bile film izlemekten zevk alınacağı üzerinde durur. Diğer bir deyişle sinema da simgesel kurgudan daha fazlası vardır. Bertolucci’nin dediği gibi film duyguları ve arzuları etkiler. Böylece bilincin ötesinde bir anlam yaratan sinemayı, anlam yaratma makinesi olarak görmek mümkündür. Bütün bu nedenlerden dolayı sinemanın sosyolojik açıdan incelenmesi önem taşımaktadır.Ferid Boughedir’in belirttiği gibi sinemanın sosyal bir rolü vardır. Bu rol, politik ve ekonomik baskıyı kültürel ve ideolojik olarak haklı göstermektir.Oryantalist öğeler taşıyan Hollywood filminin ideolojisi ise Doğu erkekleri, kadınları ve yaşamları ile ilgili çeşitli tasvirler yapıp Batılı toplumunu üstün ve Doğu toplumunun kurtarıcısı olarak göstermektir. Doğu hakkındaki tanımlamaları yaparken kendine bütün olumlu özellikleri atfeden Hollywood sineması Doğuya kendine atfettiği özelliklerinin karşıtı olan özellikleri atfedip, Hegel’in dediği gibi bir öteki ayartıp kendini var etmek ve üstünlüğünü kabul ettirmeye çalışmaktır.

Sinemada “Ben” ve “Öteki” Oluşumu

Sinema serbest zaman etkinliği olması, ideolojik mesajlar içermesinin yanında “biz” kimliğinin sinema da yaratılan “öteki” üzerinden tanımlaması açısından katkısı olmuştur. Kültürün bir uzantısı olan sinema, izleyicilere kendi ideolojik kalıplar çerçevesinde belirlediği “biz” ve “öteki” kalıbını benimsetmesinin yanında kimin güçlü kimin güçsüz ya da kimin medeni kimin ahlak yoksunu olduğunu izleyicilere sunar ve bu ideolojik düşünceler çerçevesinde oluşturduğu kalıbı meşrulaştırır. “Kültürel emperyalizm” olarak açıklanabilecek bu durumla, sinema da hâkim güç, güçlü, medeni vs. pek çok olumlu özellikleri kendine atfeder ve “biz” kalıbını oluştururken, kendine atfettiği özelliklerin tam zıttını taşıyan bir “öteki” kalıbı oluşturur. Hollywood sineması da bu ideolojik düşünceler temelinde şekillenir ve sinema sektöründe egemen güç olan Hollywood sinema aracılığı ile kendini, Batılı toplumları olumlu özelliklerle dünya kamuoyuna tanıtır. Kendini olumlu göstermek için zıtlıklar üzerine kurulmuş bir sinema yaratması gerekmektedir. Bu zıtlıklar bazen ırk, din, millet, terör bazen de kadın, erkek üzerine olmaktadır.
Batı, Orta Çağ’da Doğu toplumların zenginliklerine gizli bir hayranlık duysa da Batı, doğu ile girdiği ilişkiden itibaren Doğu toplumlarına olumsuz yaklaşmıştır. Doğu toplumlarının pis, barbar, şehvet ve şiddet düşkünü toplumlar olduğu her dönem yinelenmiştir. 19. Yüzyılda Doğu toplumlarına karşı küçümseyici bakış daha belirgin hale gelmeye başlar. Batı’nın, Doğu toplumlarını olumsuz özelliklerle tanımlamasının altında sömürgeci düşünceler yatmaktadır. Doğu toplumlarına pis, barbar, köle ruhlu toplumlar olduğu söylenerek, Batı’ya kurtarıcı bir misyon yüklenmiştir. Batı, Doğu toplumlarına özgürlük ve demokrasi getirecek, ülke topraklarında barış ve huzurun sağlanmasında katkısı olacak tek çözüm yoludur. Doğu, Batı’nın gözünde arzu nesnesidir. Tütsüler, birbirinden güzel ve erotik cariyelerin resmedildiği tablolar ve sinema ile kapitalist toplumlardaki insanların kısa süreli de olsa düşsel bir görüntü oluşturur.Batı’nın Doğu’ya biçtiği “öteki” rolü zamanla değişime uğramıştır. Doğulu toplumlar halen geri, aptal, köle ruhlu insanlar olarak görülmektedir, fakat 11 Eylül saldırısı ile birlikte “ötekiye” bakış açısı değişime uğramıştır. 1990’lardan sonra Hollywood’un “öteki”, Doğu için biçtiği kimlik, genellikle İslami görüşle, terörizmle ilişkilendirilmiştir. Doğulu toplumların dolayısı ile İslam’ın; Amerika toplumu için her zaman tehdit unsuru vardır. Soğuk Savaş sonrası filmlerde Rus ajanlara karşı başarı elde eden Amerikalılar söz konusuyken, 11 Eylül sonrası Hollywood filmlerinde savaşın düşmanı yenmenin yanında onu dönüştürmek, ıslah etme çabası da söz konusudur. Güçlü, zeki olan ve bu güçlüklerin üstesinden gelen, başarılı olan hep Amerikalılar olacaktır.Müslümanların terörist olarak gösterildiği Hollywood Kuşatma, Krallık, Kritik Karar vs. film örnekleri pek çoktur. Bu sefer Hollywood filmlerinde küçümsenen din olmuştur, bu nedenle Klasik oryantalist söylemin değiştiğini söylemek pek mümkün gözükmemektedir. Bu da gelişmiş Batı ve barbar Doğu ayrımının filmler aracılığı ile halen devam ettiğini gösterir. Doğu toplumlarının despot yönetimden kurtulması gerektiği Hollywood filmleri ile sürekli sahnelenir ve Doğu toplumlarını kurtaran Amerika’dır. Bu durum Amerika’nın filmlerle Doğu topraklarının zenginliklerini sömürgeleştirilmesinin meşrulaştırılması söz konusudur.Yani Amerikan kültürü, filmleri erkeklik temasında dolayısıyla güç ve emperyalist ilişkiler temelinde şekillenmektedir.
Doğulu insan sorunla karşılaştığında bunun üstesinden gelebilecek yetiye sahip değildir, bu nedenle filmlerde Batılı aktörün yol göstermesi ve yardımıyla belirli olayların üstesinden gelebilir. Hollywood filmlerinde zekâ ve medeniyet temsili olarak gösterilen Batılı toplumlar, Doğu toplumların üzerinde egemenlik kurmasının yanında bu üstün zekâ ve akılları ile Doğu toplumlarının zenginliklerini ele geçirmektedir. Kimliksiz filminde Dünya’da tek Dersim bölgesinde yetişen Huma bitkisinin Amerikalar tarafından çalınıp, bu topraklarda tekrardan yetişmemesi için ilaçlanması konu alınmaktadır. Kanser gibi pek çok hastalığın tedavisinde kullanılan Huma bitkisi, zekâsını ve bilgi gücünü kullanan Amerika’nın eline geçmiş olur. Kimliksiz filmindeki bu sahneler, Amerika’nın hem Huma bitkisi gibi bir tedavi yöntemini ele geçirerek hem de diğer ülkeler üzerinde kapitalist bir baskı kurmasını sağlayacaktır. Bu da Amerika’nın; Doğu toplumlarına karşı sömürgeci düşüncenin halen devam ettiğini göstermektedir.

Yararlanılan Kaynaklar

Özlem Bozyer, Hollywood Sinemasında Oryantalizm Etkisi Ve Doğu Erkekleri İmajı
Cengis Aslıtürk, Sinemada Diyalektik Kurgu
Ahsen Deniz Morva, Bir Serbest Zaman Etkinliği Olarak Sinema
Canan Uluyağcı, Simge Kavramı ve Film Çözümlemesi: Karşılaşma
Murat Soydan, Yavuz Turgul’un Gönül Yarası Filminin Greimas’ın Eyleyensel Örnekçesine Göre Çözümlenmesi
Şükrü Künüçen, Sinema ve Televizyon Teknolojisinin Önemi
Carsten B. Laustsen, Filmlerle Sosyoloji
Şükrü Künüçen, Sinema ve Televizyon Teknolojisinin Önemi
Hülya Ünal – Kemal C. Baykal, Klasik Oryantalizm, Yeni Oryantalizm ve Oksidentalizm Söylemi Ekseninde Sinemada Değişen “Ben” ve “Öteki” Algısı
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Özlem Bozyer’e aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.