Hunların Tarih Sahnesine Çıkışı

Hiçbir kavim bir anda, tek atadan ortaya çıkmaz. Hunlar M.Ö. III. yüzyılda devlet kurduklarına göre, mutlaka boy olarak, bu tarihten çok önce var olmuş olmalıdırlar. Birden ortaya çıkıp, teşkilatlanarak devlet kurmaları pek akla yatkın gelmemektedir. Zaten kaynaklar ve alanın uzmanları bunu belirtir. Burada en önemli kaynaklardan biri Prof. Dr. Wolfram Eberhard’ın Çin’in Şimal Komşuları adlı eseridir. Bu eserde tespit edilen Hun boyları 17 tanedir. Ancak eserde sadece Hyung-nu (Hsiung-nu, Hun) kavimleri başlığı altında 17 kavim vardır. Bunlar Eberhard tarafından, eski Çin kaynaklarına dayanılarak, Hyung-nu kavmi olduğuna kesin gözüyle bakılan kavimlerdir. Bunların dışında Hun kavimlerine komşu onlarca kavim vardır. Eberhard, bu komşu kavimlerin Hun kavmi olduğundan emin olmadığı için bunları ayrı başlıklar altında incelemiştir. Örneğin H’yen-bi kavimleri bunlardan biridir. Pelliot ve Barthold, H’yen-bi’lerin Türk oldukları kanaatindedirler, Franke bunlara itiraz eder. Bunun gibi pek çok kavim tartışma konusudur. Ancak, Türk kavimlerinin kesin sayılarını tespit etmek pek mümkün değildir. Fakat Hun boylarının sayısı tahminimize göre en az 25-30 arasında olmalıdır. Bu boylar, özellikle Çin’in kuzey bölgeleri ve Gobi Çölü’nün kuzeyinde yaşarlar. Bu kavimler hemen tamamıyla göçebedirler ve at yetiştirirler, yalnız zaman zaman bir yere yerleştikleri de görülür. H’yung-nu kavimlerinin şimal kısımlarındakiler avcılık yapmışlar; cenupdakilerden bazı kısımlarda ziraat ile uğraşanlar vardır. Bu ortak özellikleri taşıyan boylar daha sonra Hun Devleti’ni kurmuşlardır.
İşte bu noktada Ch’un-wei efsanesine tekrar dönersek bazı sorular sormamız gerekir. Ch’un-wei, kuzeye gittiğinde, Hun Devleti henüz kurulmamıştı. Dolayısıyla boylar arasında birlik yoktu. Bu nedenle Ch’un-wei, hangi Hun boyunun atasıdır, sorusu sorulabilir. Bunun yanında bazı Hun boylarının ortaya çıkışı Ch’un-wei’nin kuzeye göçünden daha öncelere tarihlenmektedir. Bu durumda Ch’un-wei bu boyları yönetmiş olabilir mi? Kavimlerin biri birinin başında yönetici sınıf bile olabildikleri Orta Asya tarihi böyle pek çok örnekle doludur. Bir örnek vermek gerekirse, Çin’in kuzeyine kadar inen Hunların M.S. III. yüzyıl sonlarında Çin topraklarında yerleştirilmiş 5 boyu olduğunu ve bu boyların Çin’deki iktidar zafiyetinden faydalanarak bağımsızlık hareketine giriştiklerini görürüz. M.S. 304 yılında bağımsızlığını ilan eden Hunlar önce İlk Chao veya Han Devleti’ni (304-329) kurmuş ve bunu sırasıyla Sonraki Chao (319-352), Büyük Hsia (407-432) ve Kuzey Liang (397-439) devletleri izlemiştir. İşte bu şekilde zaman zaman Hun boylarının Çin’i yönettiği gibi, Çinliler Hunları veya başka Türk boylarını yönetmiş olabilirler. Bu, Orta Asya tarihinde bu sık rastlanan bir durumdur. Çünkü hiçbir millet homojen değildir. Ayrıca şu düşüncemizi de ekleyelim: Bu efsanevi bilgiyi veren kaynaklara göre Ch’un-wei bir prenstir. Kuzeye Hunların arasına gittiğinde, halk üzerinde etkili olup bazı Hun boylarını yönetmiş olabilir. Hunlar arasında yönetici olan Ch’un-wei’nin etkinliği Çin kaynaklarınca yüceltilmiş olabilir. Bunun sebebi de Çinlilerin, güçlü Hunların köklerini kendi atalarına bağlama, Hunları kendi torunları gibi görme eğilimi olabilir. Ch’un-wei gerçekten anlatıldığı gibi biri olabilir, gerçekten kuzeye gitmiş olabilir. Bazı Hun boylarını yönetmiş de olabilir. Ancak Hunların ondan türediği düşüncesi, kuvvetle muhtemel, Çin kaynaklarının durumu abartmasıdır. Çünkü, tekrar belirtelim, hiçbir millet tek bir atadan türemez. Burada milletten kastımız Hunlardır. Ayrıca pek çok tarihçi Ch’un-wei’nin kuzeyde zaten var olan Hun kavimlerine iltica ettiğini belirtir ki; bu görüş bizce de akla yatkındır.
Ayrıca şu hususu da ayırmak gerekir: Bizim buraya kadar aradığımız ilk Türklerin değil, Hunların kökleridir.
Türklerin kökleri çok daha eskiye gitmektedir ve burada en önemli kaynaklar Çin’ in kuzeyi ve Güney Sibirya’ da bulunan arkeolojik malzemelerdir. Konumuzu fazla dağıtmamak için Orta Asya’da ilk Türk varlığı konusuna girmeyeceğiz. Çin ile kuzeyindeki ve batısındaki toplulukların homojen olmadığını belirttik. Öyle ki belki de tarihteki en büyük iç içe geçmişliklerden biridir bu. Böyle olunca da kimin hangi topluluğa ait olduğunu ve boyların, milletlerin tarih sahnesinde ilk görüldükleri tarihleri net bir biçimde belirlemek zorlaşmaktadır. Pek çok zaman sınırlar kesin bir şekilde belirlenmemişti. Devletlerin coğrafi büyüklükleri de sürekli değişmekteydi. Örneğin tarih boyunca Çin’in büyüklüğü çok değişmiştir; bu devlet bazen bütün Türkistan ve Moğolistan’ı ihtiva etmiş, bazen de Sarı Irmak bölgesinde ufak bir devlet olmuştur. Aynı şekilde Hun Devleti de ve diğer devletler de her daim sabit sınırlara sahip olamamışlardır. Bazen çok genişleyen sınırlar, bazen de yaşamı zorlaştıracak kadar daralmıştır. Çalıştığımız dönem, günümüzden yaklaşık 2000-2500 yıl öncesi olduğu için, kaynak sıkıntısı da mâlumdur. Bu nedenle, bu dönemde kimin nereye ait olduğunu belirlemek için, Prof. Dr. Wolfram Eberhard’ın kültür çevreleri metodunu kullanmak gerektiğini düşünüyoruz. Bu yöntemle milletlerin ayrıştırılması daha da kolaylaşmaktadır. Ancak özellikle bozkır topluluklarının merkezi yurtlarını ve kesin sınırlarını belirlemek için bir metot maalesef yoktur. Bu noktada da yine mevcut kaynaklarla yetinmek durumundayız. Bu konunun zorluğu ile ilgili Otto Franke’nin görüşleri şöyledir: Bu kavimler (bozkır kavimleri), İç Asya’nın uçsuz ve bucaksız bozkırları ile çöllerinden ve orman bölgelerinden, hiç durmadan akıp geliyorlardı. Asya yaylarından, dağları aşarak gelen bu kavimler, çok eski çağlarda Jung ve Ti gibi geniş adlar ile adlandırılıyorlardı. Çin’ de Shang ve Chou gibi büyük devletler kurulduktan sonra, bu yabancı kavimler için söylenen adlar da çoğalmaya başladı. Bunlardan birçokları da artık Hun ve Hung gibi adlar almaya başladılar. Çin kaynaklarının kavim adları konusunda hassas davranmayarak, kavim adlarının karıştırılmasına sebep olması, sürekli değişen sınırlar, biri birine benzeyen kültürler, bu dönemde boyların belirlenmesini zorlaştırmakta ve hatalar yapılmasına sebep olmaktadır. Ancak Hunların devletlerini kurmalarından sonraki dönemdeki kaynaklar daha açıktır. Dolayısıyla, Hun Devleti döneminde tespitler yapmak, geçmişe nazaran daha kolaydır.
Devlet kurulduktan sonra daha net bilgiler mevcuttur ancak, burada akla gelen bir diğer soru da Hun adının neyi ihtiva ettiğidir. Bunu da belirlemek zordur. Burada yine O. Franke’nin fikirlerini başvurmayı yararlı buluyoruz: Hunların köklerini, kesin olarak bilmemize imkân yoktur. Bu adın, sığır besleyen türlü kavimlerin hepsine verilen geniş bir deyim olması muhtemeldir. Bunlar, orman ve bozkır bölgelerindeki yurtlarından güneye inip, ziraatçi kavimleri baskıları altında tutmuşlardı. Hun adı, daha sonraki çağlarda olduğu gibi, çeşitli köklerden gelen kavimleri içinde toplayan, geniş bir ad olmalıdır. Tıpkı İskit deyimi gibi. Bunların çekirdeğini, her çağda ve her durumda, Türklerin meydana getirmiş olmaları düşünülebilir. Hangi kavimin Hunlarla beraber olduğunu belirlemek gerçekten güçtür. Ayrıca, beslenen hayvanlar itibariyle baktığımızda Shih-chi’de bu konuyla ilgili bilgiler vardır. Hsien-yü’ler ve Hun-yü’ler kuzeyin kontrol dışı alanlarında yaşarlar ve hayvanlarının otladıkları alanları takip ederler. Canlı hayvanlarının önemli bir kısmı atlar, sığırlar ve koyunlardan oluşur. Sayıca daha az olan hayvanları ise develer, katırlar, vahşi atlar ve eşeklerdir. Bu hayvanlar arasında Baykal Gölü civarında bulunan cins atlar ve at ile dişi eşekten olma katırlar da vardı. Tabii bu bilgi Hun Devleti kurulmadan çok önceki dönemlere aittir ancak bu yapı ilerleyen yıllarda da değişmemiştir. Burada sadece beslenen hayvanlar belirtmektedir ancak Orta Asya bozkırlarında bu hayvanları besleyen pek çok kavim vardı. Demek ki bu kavimlerin çoğu da Hun birliğinin içinde idi. Franke’nin de belirttiği gibi kimin bu birliğin içinde olduğunu kesin olarak belirlemek güçtür Çünkü daha önce de belirttiğimiz gibi, bölgede sınırlar kesin bir şekilde belirlenmemişti ve her millet kendi boyunun topraklarında yaşamıyordu. Bu nedenle Türklerin çoğunlukta olduğu Hun Devleti’nde bölgedeki farklı milletlere mensup, boylar da yaşamış olabilir.
Genel kabul görmüş kaynaklara göre Hunlar, belki bir noktada Chou Devleti’nin kuruluşunda da dolaylı olarak etkili olmuşlardır. M.Ö. geç 14. yüzyıldaki bir savaş, Chouların devlet kurmalarına sebep olacak bir dizi olayın gelişmesine sebep olmuştur. Jung ve Ti büyük Kral Tan-fu’ ya saldırdılar. Tan-fu, Ch’i Dağı’nın eteklerine sürgüne gitti ve Pin halkı onu takip etti ve orada Chou’yu ortaya çıkaran yeni bir yerleşim yeri kurdular. İşte bu, Chouların Shang Sülalesi döneminde, Shang Devleti’nin batısında kurduğu küçük devlettir. Bu kuruluşa sebep olan akınlarda Ssuma-Chien’ in kayıtlarına göre Hsun-yü’ler yani Hsiung-nu’lar da bulunmuşlardır. Akın yapan kuzeyli toplulukların arasında Hsiung-nu isminin farklı bir biçimde söylenişi olan Hsun-yü kavminin adı da geçmektedir. Bu bilgiyi destekleyen bir başka görüş de, Jung ve Ti isimlerinin etnolojik anlamda kullanılmamasıdır. Çinliler Tibetliler, Moğollar ve Türkler için barbar kelimesini kullanırlardı. Yani kendisinin dışında olan, kendisiyle savaşan bütün toplulukların ortak adı veya sıfatıydı barbar. İşte bazı tarihçiler de Çin’in kuzeyinde yaşayan ve Çinli olmayan tüm bozkır kavimlerinin o dönemde, Jung ve Ti isimleri ile adlandırıldığını ileri sürerler. Etrafındaki bütün kavimleri düşman olarak gören Çin, bu şekilde bir genelleme yapmış olabilir. Bundan dolayı Çinliler, uzun süre, ülkelerinin kuzeyinde bulunan kavimleri birbirinden ayırmaya lüzum görmemiştir. Jung ve Ti’lerin içinde Moğollar, Türkler ve diğer irili ufaklı kuzeyli kavimler vardır. Fakat yine de özellikle Ti adı, erken doğu Asya tarihinde oynadığı önemli role rağmen, bir muamma olarak kalmıştır. Burada ve 13 numaralı dipnotumuzda bahsettiğimiz görüşler esasen biri birinden pek farklı değildir. Bizim için önemli olan, o tarihlerde Hsiung-nu adının, şu veya bu şekilde, Çin kayıtlarında geçmesidir. Bu bilgiyi, erken dönemde net olarak Hsiung-nu’lardan yani Hunlardan bahsedildiği için çok değerli buluyoruz. Ancak yine de acaba Jung kelimesi Moğolları, Ti de merhum Bahaeddin Ögel’in belirttiği gibi Türkleri mi kapsamaktaydı diye bir soru da zihnimizi kurcalamaktadır.
Zamanla oldukça güçlenen ve Çin’de hâkim hanedan konumuna gelen Choular, bu güçlü halleriyle Hunlara ve diğer bozkır kavimlerine zor günler yaşatmışlardır.
Çin’in kuzeyinde yaşayan Hunlar, devlet kurmadan önce, Chou döneminde (M.Ö. 1050-247), Chou Devleti’nin yerleşim politikası sebebiyle bazı zorluklar yaşamışlardır. Bu dönemlerde, yine kuzeyden Çin’e, organize olmuş, taarruzlar görülür. Ancak bu savaşların sebebi tabii ki barbarca eğlenceler değildi. Bu akınların sebebi, ileride de her zaman Hun-Çin mücadelelerinin sebebi olacak bazı olaylar ve politikalardır. Pek çok tarihçi Çin’in Chou döneminde gerçek Çin olmaya başladığı görüşünde hemfikirdirler. Ordu sisteminden, yönetim biçimine, ekonomiden kültürel hayata kadar pek çok alanda önemli yenilikler ve değişimler getiren Choular, ülkenin pek çok yerine askeri garnizonlar kurdular. Bu garnizonlar, kendi iaşelerini kendileri temin etmek zorundaydılar. Özellikle doğudaki derebeylerinden, savaş zamanında yardım gelmediği için böyle bir askeri teşkilatlanma yoluyla, her türlü saldırıya karşı savunma kurmayı hedefleyen bu sistem neticesinde, askeri garnizonların etrafında ziraat yapılmaya başlandı. Bu alanlar genişledikçe, bozkır kavimlerinin ihtiyaç duyduğu otlak alanları da daralmış oluyordu. Bunun yanında kendileri de az miktarda tarım yapan bozkır kavimleri, şimdi zirai mahsullerini mübadele veya soygunculukla daha kolay elde edebildiklerini görüyorlardı. Bunun için yavaş yavaş kendi ziraatlerini bırakarak yalnız göçebe olmuşlardı ve zirai mahsullerini komşularından yahut efendilerinden temin ediyorlardı. Fakat ziraatten vazgeçmekle müşkül bir duruma girmiş oluyorlardı; çünkü Çinliler herhangi bir sebepten mahsulleri teslim etmedikleri yahut çok yüksek bir bedel istedikleri zaman aç kalıyorlardı. O zaman da malları soygunculukla elde etmek zorunda bulunuyorlardı. Böylece Hun-Çin mücadelesi başlamış oluyordu. Kuzeyden Çin’ e Hunlarla beraber Moğol kavimleri de saldırıyordu. Ancak özellikle M. Ö. 772’ ye kadar, güçlü Choular bu akınları püskürtmüşlerdir. Garnizonlar arasında daralan alanlarda kalan bozkır kavimlerinin bir kısmı, doğuya göç etmiş, bir kısmı da Çinlilerin arasına karışarak yaşamaya devam etmişlerdir.
Hep göreceğimiz Hun-Çin mücadelesi bu ekonomik sebeplerle başlamıştır. Hunların az da olsa yaptıkları tarımı, ürünleri daha kolay elde etmek amacıyla terk etmeleri kendilerine o zaman ve ilerleyen yıllarda pahalıya mal olmuştur. Fakat tarımı kısıtlı yapmanın tek sebebi kolaycılık değildir. Bu noktaya ilerleyen bölümlerde detaylı olarak değineceğiz. Kuzeyli kavimlerin yaptığı bu akınlar tabii ki bir devlet düzeni altında yapılmış hareketler değildi. Askeri anlamda bir organize vardır ama ayrı ayrı küçük kavimler biri birinden kopuk hareket ettikleri için Choular bu akınlarla kolayca baş edebilmişlerdir. Ancak o yıllarda, kaynakların bahsettiği büyük savaşlar da vuku bulmuştur. Bunlardan birinde Chou Hanedanı’ nın neredeyse tüm üyeleri kılıçtan geçirilmişti. Bu akın kuzeyden ve batıdan gelmiştir. M. Ö. 771 yılındaki bu savaştan kaçırılan bir Chou prensi doğuya götürülmüş ve Loyang şehrinde tahta çıkarılmıştır. Bu savaş sonucunda Choular yok olmaktan zor kurtulmuşlardır. M.Ö. 640 yılında da kuzeyli bir kavim ile Choular arasında bir savaş olmuş ve bu savaş neticesinde Choular yine yenilerek çok zor durumda kalmışlardır. Burada, gelişiminin detaylarına fazla girmeyeceğimiz bu savaşta Choular’a saldıran kavim büyük ihtimalle Hsun-yü (Hsien-yün)’lerdir. Burada da yine Ti adı geçmektedir fakat bu isim bir kavim ismi olarak değil, şahıs adı olarak geçmektedir. Bu savaş neticesinde Ti, Wei eyaletinin doğu uçlarındaki Lu-hun şehrine kadar ulaşmış ve Chou Devleti’nin en önemli merkezlerini zapt etmiştir. Bu şehirler yağmalanmış, yakılıp yıkılmıştır. Bu savaş ve acı sonuçları üzerine şairler şu satırları yazmışlardır:
”Jung-Ti yenilecek!
Ve
Hsien-yün’leri çıkarıp gönderdiğimizde, bütün yollar T’ai-yüan’a çıkacak.
Ve
Sayısız savaş arabaları oraya gidecek! … Kuzey bölgesini sağlamlaştırmak için..”
Burada da kuzeyden gelenlerin Hsien-yü’ler olduğu açıkça görülmektedir. Bu yıkıcı savaştan sonra Choular’ın tekrar toparlanması uzun zaman almıştır. Bu bilgiyi de yine Hsien-yün’lerin Çin Devleti’ne karşı büyük bir saldırıyı anlatması bakımından önemli buluyoruz. İlerleyen dönemlerde Choular, bu savaşların da etkisiyle biri birine yakın şekilde büyük askeri garnizonlar kurmaya başlamışlardır. Bu nedenle yukarıda bahsettiğimiz, otlak ve tarım ürünleri için mücadeleler başlamıştır.
M.Ö 481-256 yılları arasında Çin’de irili ufaklı pek çok derebeylik biri biriyle savaşmış ve büyük kayıplar vermişti. Bu savaşların sebebi temelde iktidar mücadelesiydi. Çin’ in kuzeyindeki hayvancılıkla uğraşan kavimler bu dönemde geçmişe nispetle biraz daha rahattı ancak kuzeyde de kavimler arasında anlaşmazlıklar vardı. Çin’ in içindeki u savaşların sonucunda, yaklaşık 1000 derebeyliğinden 14’ ü kalmıştır. Bunların arasından Chao Beyliği aradan sıyrılıp başarılı oldu. Burada şu noktaya dikkat etmek gerekir: Doğuda Chou hâkimiyeti, son demlerini yaşasa da devam etmektedir. Hâkim güç Choular’dır. Uzun yıllar kendi aralarında savaşanlar ise irili ufaklı topraklara sahip, derebeyleridir. Bu dönemde derebeyleri, imparatora bağlılıklarını yitirmiş ve kendi aralarında iktidar mücadelesine girişmişlerdir. Chao Beyliği de Çin’in kuzeybatı sınırında, Hunlara yakın bir bölgede bulunmaktaydı. Chao Beyi Wu Ling, iç savaşta Hun taktiklerine benzer sistemlerle savaşmıştır. Bunu da Hun sistemini iyi bilen generallerle yapmıştır. Tecrübeli askerleri komşularından çekerek kendi ordusunda çalıştıran bu bey, diğer yandan da kuzey sınırına uzun duvarlar yaptırmıştı. Wu Ling (M.Ö. 325-298) kendi devletindeki gelenekleri değiştirdi. Hunların giyindikleri elbiseleri giyinmeye başladılar. Bundan başka orduda atlı ve yay çekebilen birlikler de oluşturdu. Burada daha devletleri kurulmadan önce Hunların, Çinliler üzerinde askeri yönden etkili olduklarını ve askeri sistemlerinin, Çinli derebeylerinin, kendi klasik sistemlerini terk etmesine sebep olacak kadar baskın ve başarılı olduğunu görüyoruz. Öyle ki burada başlayan değişiklik, ilerleyen dönemlerde Hun ve Çin ordularının biri birine benzemesine yol açacaktır. Buraya kadar, temel kaynaklara dayanarak, Hunların M.Ö. 206 yılında birden bire ortaya çıkmadıklarını ortaya koymaya çalıştık. Zaten böyle bir düşünce akla, mantığa da aykırıdır. Bir kavim kısa sürede güçlü bir devlet kuracak seviyeye gelemez. Büyük devletler bir anda ortaya çıkmaz. Bu değişimlerin mutlaka bir arka planı, gelişim dönemi olmalıdır. Buradaki karmaşanın, özellikle Han döneminden itibaren yer ve kavim adlarının, isimlerin kayıt yöntemlerinin değişmesinden ve o dönemde, belki de dikkat edilmeyerek, kayıtların biraz özensiz tutulmasından kaynaklandığını düşünüyoruz. Tabii ki bu olayların günümüzden binlerce yıl önce gerçekleşmesi de kaynak problemlerini arttırmaktadır. Araştırmacılar belli birkaç kaynağı kullanmak durumundadırlar. Bu da haliyle, yapılan yorumların fazlalaşmasına sebep olmaktadır.
Fikirler farklılaşsa da kaynaklar dikkatli incelendiğinde, Hun varlığının hemen hemen M.Ö. II. binlere kadar gittiği söylenebilir. Bununla beraber Çinlilerin de Hunlar ile ilgili tuttukları kayıtları, çoğunlukla onlar ile karşılaştıkları zamanlarda kaleme aldıklarını biliyoruz. Nitekim Mete döneminde bile SC ve HS’da uzun müddet Hunlardan bahsedilmeyen yıllar vardır. O yıllar Mao-tun’un yönünü kuzeye ve batıya çevirdiği yıllarıdır. Dolayısıyla, özellikle devlet kurulmadan önceki zamanlara ait kayıtlar hep, Hunlar ile Çinlilerin karşılaştığı zamanlara aittir. Yani kayıtlar hep karşılaşmalarla ilgilidir. Bu nedenle Hunların ne zaman ortaya çıktığını kestirmek hemen hemen imkânsızdır. Biz Hun varlığı M.Ö. II. binlere kadar gider dedik ancak bu cümleyi Hunlar ile Çinlilerin karşılaşmaları M.Ö. II. Binlere kadar gider diye düzeltmek doğru olacaktır. Çünkü Çinliler, Hunları gördükleri zaman onlardan bahsetmeye başlamışlardır. Bilgilerimiz de karşılaşma dönemleri ile sınırlıdır. Tou-man’dan önce Hunların, bir devlet düzeni kurmadığı hep söylenmiştir. Peki, kavim olarak Tou-man’dan yaklaşık 1800 yıl önceye kadar giden bu kavim neden devlet düzenine girememiştir? Bu sorunun cevabı, tek bir neden değildir. Öncelikle Tou-man ve sonrasında Mao-tun devirlerinde, bizim bugünkü manada anladığımız özelliklere daha yakın bir devlet düzenine geçilmiştir. Bu sisteme geçiş de bütün Hun boylarının birleşmesiyle oluşmuştur. Yani, milli birliğin sağlanmasıyla bu ilerleme sağlanmıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Chou devrinde kuzeyden gelen Hun akınları ile ilgili kayıtlar mevcuttur. Bu akınları küçük ya da büyük olsun, bir ordu yapmıştır. Ordu da devletin bir en başta gelen kurumlarından biridir. O dönemdeki Hun boyları büyük nüfuslara sahip olmasalar da, irili ufaklı toprakları olan, yani ülkesi olan, teşkilatlanmış insanlardan oluşmaktaydı. Bu yönüyle bakıldığında bu boyların da kendilerine ait bir sistemleri, düzenleri yani devletleri vardır diyebiliriz.
Zamana şartların olgunlaşması ve Mao-tun gibi büyük bir liderin ortaya çıkması da eklenince bu boyların birleşmesi ve büyük bir devlet haline gelmesi artık kaçınılmaz olmuştur. Mao-tun, Hunlar arasında milli birliği sağlamış ve böylece Hunların daha iyi bir sisteme, daha büyük insan gücüne ve daha ileri bir medeniyete kavuşmasını sağlamıştır. Mao-tun, Hunlara çağ atlatmıştır demek mümkündür. Mao-tun’un büyük bir lider olduğu mâlumdur. Ancak büyük kişileri ve devletleri oluşturan belirli sebepler vardır. Geri ve gelişmemiş bir topluluktan, 600 yıl yaşamış ve Asya tarihine derin tesirlerde bulunmuş, Büyük Hun İmparatorluğu gibi bir devlet, elbette ki birdenbire doğamazdı. Tarih, tesadüfler ve rastlantılar zinciri değildir. Asya tarihinde büyük devletler, ancak ve ancak belirli kavimler tarafından oluşturulmuş ve geliştirilmişlerdir. Sanırız bu değerlendirme de Asya Hun Devleti’nin gerisinde, güçlü bir medeniyetin var olduğu düşüncemizi desteklemektedir. Zaten mantık gereği de böyle güçlü bir devletin bir anda ortaya çıkması mümkün değildir.
Yararlanılan Kaynaklar
Murat Öztürk, Asya Hunlarında İktisadi Hayat
Deniz Baykuzu Tilla, Asya Hun İmparatorluğu
Bahaeddin Ögel, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi
Eberhard Wolfram, Çin Tarihi
Koca Salim, Büyük Hun Devleti, Türkler Ansiklopedisi, Cilt 1
Ayşe Onat, Sema Orsoy, Konuralp Ercilasun, Han Hanedanlığı Tarihi
İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü
Eberhard Wolfram, Çin’ in Şimal Komşuları
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Murat Öztürk’e aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.