Hurafe mi? Batıl İnanç mı? Yoksa Hepsi Gerçek mi? Fal Olgusu Üzerine Detaylı Bir İnceleme

FAL ÇEŞİTLERİ

a) Astroloji: Yıldız falı (horoscopy), ilm-i nücum olarak da isimlendirilmektedir. Halk arasında “kitap açtırma, kitaba baktırma” gibi isimlerle de anılan yıldız falı veya burç falı bugün kullanılan astrolojiyle ilgilidir. İnsanın doğum anındaki yıldızların konumunun o kişinin kaderini etkileyerek, insanların talihinin bu yıldızlar tarafından belirlendiğine, Dünyada olup bitenler üzerinde yıldızların etkilerinin  Akar, bulunduğuna ve her bir ayı ve haftanın her bir gününü bir yıldızın idare ettiğine inanılmıştır. İlk çağlardan beri, Sümerler, Babilliler, Eski Yunan ve Romalılar, Mısırlılar, Araplar, Çinliler, Türkler ve daha birçok topluluklar bugün adına astroloji denilen bu alanla ilgilenmiş ve burçlardan kaderini okumaya çalışmışlardır.

İnsanların talihi, devletin, milletin geleceğinin ne olacağı, her hangi biristeğin hayırlı olup olmayacağı gibi birtakım meraklar astrolojiyi ortaya çıkarmıştır.Yıldızları anlayabilmek için de “yıldızname” denilen eserler yazılmıştır. Sümerlerden kalma belgeler olmamakla birlikte yıldız kümeleri adlarının Sümerceolduğu söylenmektedir.

Çinliler ise kendilerine has bir yöntem geliştirerek Çin Astrolojisini kullanmışlardır. M.Ö. 29. yüzyılda İmparator Fu Hsi tarafından gelecekten haberalabilme amacıyla ilk defa kullanıldığından bahsedilmektedir. Bu usulde 9 tane yıldız bulunmaktadır. Her yıl ve ay bir yıldız tarafından yönetilmektedir. Ayrıca yıldızınız size uygun rengi ve mobilyaların yer ve yönünü bildirmektedir. Çin Güneş takvimi esas alındığı için Çin astrolojisi 1 Ocak’ta değil 4 Şubat’ta başlamaktadır.

Akad astrolojisinde ise gök olayları ve meteoroloji olaylarından gelecek hakkında bilgi elde edilebildiğine inanılmıştır. Gökte astrolojik bakımdan önemli üç kuşak bulunmaktadır. “Anu” Ekvator Bölgesi, “Enlil” Yengeç Dönencesi ve “Ea” Oğlak Dönencesidir. Bu bölgeler astrolojide gezegenlerin yerlerinin belirlenmesinde kullanılmıştır.

İslamiyet öncesi Türklerde de Şamanlar, yıldızlara bakarak kahinlik yapmış ve yapılacak işler için uğurlu günler tespit etmeye çalışmışlardır. Araplara astronomiyi ve kehanet şekillerini getirenlerin Keldaniler olduğu söylenmektedir. Buna bir delil olarak da Araplarda kahine’nin “Hazi” veya “Hazza” anlamına geldiği, Keldaniler’de de aynı kelimelerin bakıcı, görücü anlamında kullanıldığı öne sürülmektedir.

depositphotos_47828941-Palmistry-Right-Hand-WhiteEl ve Ayak Falı (Chiromancy): Eldeki çizgilerden hareketle ve parmakların şekline bakarak hem insanın karakterini hem de geleceğini okuma işidir. El falıyla uğraşanlar avuç çizgilerini elde görülme sıklıklarına göre gruplara ayırmışlardır. Ana kıvrımları hayat, akıl ve kalp çizgisi olarak isimlendirmişlerdir. Kader, sağlık, güneş çizgisi olarak ikinci derecede görülen çizgileri sınıflandırmışlardır. Bir de çok az elde görülen çizgileri nesil, ilham, bilek, ay, evlilik çizgileri ve Venüs hilali olarak isimlendirmişlerdir. Bu çizgilerin elin sahibi hakkında çeşitli bilgiler verdiğine inanılmıştır. Çizgilerin uzun veya kısa, ince veya kalın, düz veya kopuk olmaları, renkleri ve parmakların şekil ve çizgilerinin farklı anlamlar taşıdığına inanılmıştır. El falının beşiği Hindistan olarak görülmüştür. Samudrika adını verdikleri el falının esaslarını belirlemişlerdir. Sonra Çin’de Tibet’te, İran’da, Mısır’da daha sonrada Eski Yunanistan’da yayılmıştır. Eski Çinliler, insanın kaderini ve kişiliğini belirleyebilmek için elin yanında ayağı da daha çok rütbe ve meslekler konusunda bir fal aracı olarak kullanmışlar. El falındaki gibi ayaktaki çizgilere de bakarak birtakım yorumlar yapmışlardır. Bu çizgilerde ise, eldeki çizgilerden farklı olarak kaplumbağa, kuş, ağaç, çiçek, kitap, makas ve dantel motifleri gibi özellikle Doğuya has bazı simgeler kullanılmaktadır. Çizgilerin ve şekillerin dışında ayağın büyük ve küçük olması da yorumlanmıştır. Ayağın büyük olması, insanın kısmetinin çokluğuna işaretken, ayak tabanının düz olması uğursuzluk işareti sayılmıştır.

LuckyNumberSayı Falı (Numeroloji): Harflerin sayıya dönüştürülmesiyle yapılan bir fal şeklidir. Eski Yunanlılar’dan (Pythagoras) ve Yahudilerden (Kabala) yola çıkarak kullanılmaya başlandığı söylenmektedir. Yunanlı Matematikçi Pythagoras tarafından yaklaşık M.Ö. 550 yıllarında bu usul daha basit bir hale getirilmiştir. Pythagoras’a göre “Dünya sayıların üzerine kurulmuştur.” Ve bütün evrensel rakamlar 1’den 9’a kadar uzanan rakamlara indirgenmiştir. Fisagorcular alemin esasının sayı ve sesten ibaret olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre sayıların ilmi, felsefi bilginin esas anahtarıdır.

Harflerin ve rakamların kutsal sayılması eski kabile kültürlerinde de yer almıştır. Özellikle Akad, Sam, Turan Kavimlerinde sayılar alemin yaratılışı ve gücüyle ilgili hususları belirtmektedir . Sayıların simgesel olduğuna ve belirttikleri şeylerin insanların karakterleri ile bağlantılı olduğuna inanılmıştır. Bu yöntemlerle kişilerin adlarından “doğum sayısı”, “gönül sayısı” ve “kişilik sayısı” gibi sayılar çıkarılmış, o kişinin bu sayılara yüklenen özellikleri yansıtacağına inanılmıştır. Sayıların harflerle irtibatlandırılması cifr’i doğurmuştur. Kültürümüzde buna ebced hesabı denir. Ancak ebced, olmuş olayların, cifr ise olması muhtemel olan olayların ilmi olarak görülmüştür. Bunlar daha çok büyü ve muskalarda, eş seçimi, astroloji, define aramada, fen, matematik ve mimarlıkta kullanılmıştır. Sayıların ve harflerin kullanılması bakımından numerolojiye benzemektedir.

bakla-fali-300x200Bakla Falı : “Fatma Anamızın Falı” olarak da anılan bir fal şeklidir. Bu usulün çingeneler tarafından Hindistan’dan Avrupa’ya taşındığı söylenmektedir. Eski Ön Asya ve Orta Asya menşeli olması muhtemeldir. Orta Asya da Kazaklar, Kırgızlar ve Özbekler bu fala “kumalak falı” demişlerdir. Bu usulde bazen nohutlar da kullanılmıştır. Bundan dolayı nohut falı da denildiği olur. Fala bakmaya başlamadan önce 41 nohut veya bakla alınarak masaya serpiştirilir. İki el de üzerine kapatılarak karıştırılırken bir Fatiha ve üç İhlas okunur. Sonra bir niyet tutulur. Açılırken de bu nohutlar gelişi güzel bir şekilde 3 bölüme ayrılır. Bu bölümlemede her biri 4’er 4’er ayrılarak kalanları ayrı bir tarafa konulur. Dörderli ayrılan baklalar arasında birkaç defa daha aynı işlem yapılarak, baklaların sıralanış şekline göre anlamlar verilir. Yorum yapılırken baklaların, kişinin önündeki duruş yerleri dikkate alınmaktadır. Baklaların içine kömür gibi başka nesnelerin karıştırıldığı da olur.

I Ching (Değişmeler Kitabı): Çin kültürüne ait beş klasikten biridir. Bu kitap Çin’in en eski fal kitabı olarak bilinir. I Ching Çin’de bir bilgelik kaynağı olarak görülmüştür. Üç bin yıllık bir tarihi geçmişe sahiptir. Dayandığı gelenek, anlayış, evren ve yaşam felsefesi yüzyıllar boyunca Çinlilerin bilimsel, düşünsel, siyasal yönde alacakları kararları, koyacakları kuralları etkilemiştir. Bu fal şekli, 64 şekilden oluşmakta ve her bir şeklin bir anlamı bulunmaktadır. Her çizgi düz ya da kesik, 6 veya 8 çizgiden oluşmaktadır. Çizgi sistemi ve altışar kesik veya düz çizgili şekiller “Yang” olumlu ve “Ying” olumsuz, ışık ve karanlık karşılığında kullanılmaktadır. Bu işaretler, 64 kez karıştırılarak ve değişik şekillerde bir araya getirilerek tekrarlanmaktadır. Her altılık veya sekizlik işaret, yeni Ying ve Yang birleşimi bir simgeyi ifade eder. Sorulan sorulara her simge kendi kendisinin açıklamasını yapar. I Ching’in şekillerinin bilinçaltını harekete geçirici bir özelliğinin olduğuna inanılır. Fal çeşitleri arasında en karmaşık olanlarından biridir.

Kahve Falı (Taseografi): Günümüzde bakılması kolay olan ve daha çok hanımlar arasında yaygın olarak kullanılan bir fal çeşididir. Kahve falı daha çok Akdeniz ülkeleri ve Orta Doğu’da tutulmuş bir fal türüdür. Avrupa’ya ilk olarak 17. yüzyılda ulaştığı ve Floransalı falcı Tommaso Tomponelli tarafından bakıldığı söylenmektedir. Fakat o zaman bakılan kahve falının, bugünkü kahve fallarına göre birtakım farklılıkları bulunmaktadır. O dönemde fala başlamadan önce kahve telvesi iyice yıkanmış sonra ise bu telve düz bir tabağa akıtılarak tüm yüzeye yayıldıktan sonra telvenin aldığı şekil yorumlanmıştır.

Günümüzde farklı yöntemleri bulunmasına rağmen bu fala daha çok şöyle bakıldığını gördük: Kahveler içilir. Falına bakılacak olan kişinin kahve tabağı fincanın üzerine kapatılarak bir dilek tutması istenilir. Sonra da fincan soğumaya bırakılır. Falcı tarafından açılan fincan ve tabağı karşıdaki kişinin durumu göz önünde bulundurularak yorumlanmaya başlanır. Bazıları ise falına bakılan kişiden telveli olan fincanını yıkamasını ister. Kişinin fincanı açık getirmesi dileğinin gerçekleşeceğine, kapalı olarak getirmesi de dileğinin olmayacağına işaret sayılır. Kahve falında şekillerin ne anlama geldiği bellidir. Çıkan şekiller daha önceden belli olan anlamlarına göre yorumlanır. Bunlara rağmen yine de falcının yorum kabiliyetinin ve hayal gücünün yüksek olması gerekmektedir. Kahve falında insanın parmaklarının uçlarından yayıldığına inanılan elektrik dalgalarının, kahveyi içip bittikten sonra kahve fincanının içindeki telveyi etkileyeceğine ve telvenin de bu enerjiye göre şekil alacağına, böylece insanın kaderinin şekillenmiş olacağına inanılmıştır.

Çay Falı (Tasseography) : Çay içildikten sonra fincanın içindeki kalıntıların duruşlarına anlamlar yükleme işidir. Çay falına da hemen hemen kahve falı gibi bakılmaktadır. Çay fincanın dibinde birkaç çay kaşığı çay bırakılarak kahve falındaki gibi fincan hafifçe döndürülmektedir. Çay tabağına ters yüz edilip açılan fincanda görülen şekiller yorumlanmaya başlanır. Bazısına göre fincanın ters çevrilmesine gerek yoktur. Fincan karıştırılarak içindeki yaprak ve çöplerin yapıştığı yerlere ve şekillerine göre de yorum yapılabilmektedir. Bardağın ağzına yakın olan yaprak ve çöpler yakın, uzak olanlar da uzak geleceğe işaret sayılmıştır. Bu şekiller kahve falındaki şekillerle benzerlik göstermekle birlikte farklı anlamlara gelenleri de bulunmaktadır.

iskambil-falı-oynaİskambil Falı: İskambil falı, tamamen gelecekten haber almak amacıyla yapılan bir fal şeklidir. Karakter yorumuna gidilmez. Bu fal şeklinin Avrupa’da ortaya çıkma ihtimali büyük görülmektedir. Tam olarak zamanı bilinmemekle birlikte, 16. yüzyıllarda çıkmış ve Rönesans Döneminin birtakım değerlerini de içine katmış olduğuna inanılır. Fransa Kralı çılgın Charles’i eğlendirmek amacıyla çizilmiş kartlar olduğu da söylenmektedir. Bu usulde içinde 52 kartın bulunduğu bir deste alınır ve karılır. Sonra bu karılan kağıtlar arasından falına bakılacak olan kişinin bir kartı çekmesi istenilir. Bu kartta o kişinin falı olmuş olur. Her kartın taşıdığı bir özellik bulunmaktadır.

tek-kart-tarot-fali-bakTarot Falı : Ülkemizde son yıllarda çok tutulan ve televizyon ekranlarına da sık sık bu işle uğraşanların çıkarıldığı gelecekten haber alma yollarından biridir. Tarot falının kartları, iskambil kartlarına benzemekle birlikte kartların üzerinde işaretler yerine sembolik resimler bulunmaktadır. Farklı özellikte desteler bulunduğu için, bu resimler destelere göre de değişebilmektedir. Tarot, bakılması pek kolay olmayan fal şekillerindendir. Nerede ve hangi tarihlerde ortaya çıktığı tam olarak bilinememektedir. 13-14. yüzyıllardan kalan birtakım tarot fal destelerinin bulunduğu söylenilmektedir. Avrupa’ya ise Hindistan ve Çin’den çingeneler tarafından taşınmış olabileceği düşünülmektedir . Tarotun “Neyb” anlamına geldiği ve Hindistan kökenli olduğu söylenen “Neyb” adlı bir oyun olduğu söylenmektedir. İlk olarak bu oyun kartlarının isminin 1299’da yazılmış olan “Trattato del governo della Familia de Pipozzo de Sandro” adlı bir el yazmasında geçtiğinden söz edilmektedir. Tarot, 78 karttan oluşmaktadır. Bu kartların 22’si “Arkana Majör”, 58’i de “Arkana Minör” şeklinde isimlendirilmektedir. Bu kartlar, değişik şekillerde karıştırılarak karşıdaki kişiye bir kart çektirilmekte ve bu kart belli bir usule göre sıralanmış olan etrafındaki kartlarla, bu kartların üzerindeki resimler dikkate alınarak yorumlanmaktadır. Oldukça karışık bir fal şeklidir. Kartların yorumlanmasında burçların da rolünün olduğuna inanılmış ve o anda burçların bulunduğu konumlar dikkate alınmıştır.

Zar – Domino Falı (Lithomancy) : Taşlarla veya zarla bakılan bir fal çeşididir. Bu yöntem hemen hemen Orta Çağ’dan beri uygulana gelmektedir. Fakat köklerinin daha eskilere dayandığına inanılmaktadır. Bu usulde zarlar ufak bir kabın içine konularak sallanmakta ve bir yere atılmaktadır. Daha sonra da zar sayıları toplanarak 3 ve 18 arası bir sayı bulunmaktadır. Burada her sayıya bir özellik yüklenmiştir. Toplam sonucu çıkan sayı o kişinin niyetine binaen çıkmış olmakta ve o kişinin falı sayılmaktadır. Zar falına benzeyen bir şekilse “Kübomansi” ve “Astragalomansi” adı ile anılan, zarların ve minik kemiklerin üzerine harflerin yazılarak rasgele atılmasıyla ve bu zarların dizilişine bakılarak harflerin ne anlattığının anlanmaya çalışılması şeklinde bakılan usullerdir. Türklerin en eski fal kitabı olarak bilinen Irk Bitig de ise 65 tane falın yorumları ile kısa bir hatime ve her falın başında üçlü daire grupları bulunmaktadır. Üç kez zar atılarak veya her yüzüne birden dörde kadar dairelerin çizili olduğu dikdörtgen biçiminde bir çubuğun atılmasıyla, yorumlamaya gidilmiştir. Her fal “der”, “diyor” kelimesiyle sona ermektedir. Sonra da “böylece biliniz” denilmektedir. Sonuç cümlesinde ise “iyidir, çok iyidir, kötüdür, çok kötüdür” ifadeleri bulunmaktadır . Domino falı da bir bakıma zar falını andırmaktadır. Fakat burada dominolar atılmayıp hepsi ters çevrilmekte ve bunların arasından önce bir tane, sonra çekilen taşı geri koyup karıştırarak bir tane daha ve onu da geri koyup karıştırarak bir üçüncü domino daha çekilmektedir. Eğer çekilen bir taş tekrar çekilirse bu tutulan dileğin gerçekleşeceği anlamına gelmektedir. Her domino taşının bir özelliği bulunmaktadır. Bu usulde, ayda ancak bir kere fala bakılabilmekte Cuma ve Pazartesi günleri bakılmaması tavsiye edilmektedir.

Kuş Falı (Ornithomancy) : Kuş falı, kuşların uçuşu ve seslerinden geleceğe dair anlamlar çıkarma işidir. Bu usulde genelde kuşların hareketlerinden ve çıkardığı seslerden hareketle, başlanılacak işin sonucu öğrenilmeye çalışılmış ve bunlar uğur ve uğursuzluk sebebi sayılmıştır. Eski Yunan rahiplerinin yanında gelecekten ve gaipten haber vermekten ziyade, gelecek hakkında insanlara öğütler veren Tanrıların isteklerini öğrenme yeteneğine sahip olduğuna inanılan “mantisler” bulunmuştur. Bu kişiler, Tanrıların isteklerini öğrenebilmek amacıyla çeşitli yöntemler kullanmışlar, özellikle de kuşların uçuşlarına başvurmuşlardır. Yunanlıların yanında, Roma ve Hint-Avrupa kavimlerinde de bu yönteme rastlanmaktadır. Daha önce ise Mısırlıların, Mezopotamya’daki uygarlıkların, Etilerin bu usule başvurduklarını görüyoruz. Kuş ve talih fallarının Anadolu kökenli olma ihtimali vardır. Romalılarda bu işi yapanlara “Ogür” Yunanlılarda “İonistik” Latinlerde “Ospis (Auspice)” denilmiştir. Roma’da o devirlerde kuşların uçuşlarını takip ederek onların verdiği işaretlerden hareketle dini ve dünyevi kararlar çıkaran Rahipler Kolejinin bulunduğu görülmektedir. Bu fal şeklinin “Libri Augurales” ismi verilen kutsal prensipler tarafından düzenlendiğine inanılmıştır. Hindistan’da ise fal işlerini yürüten Atharva Rahipleridir. Bu rahiplerden önce, dini yönü bulunmayan insanların da fala baktıkları söylenmektedir. Hititlerde de çeşitli fal teknikleri kullanılmıştır. Bunlar arasında su ve huri kuşu falları da vardır. Kuşların uçuşlarından birtakım anlamlar çıkaran kahinlere “Uşmaş” denilmiştir. Cahiliye Araplarında da bir yere gidileceği zaman bir kuş uçurulmuş, bu kuşun sağa gitmesi uğurlu, sola gitmesi ise uğursuzluk sayılmış ve yapılan bu işleme “tıyare” denilmiştir.

Suyla Bakılan Fallar (Hydromancy): Daha çok suyun yüzeyinde beliren çizgileri yorumlama yoluna gidilerek gelecek hakkında bilgi elde etmeye dayanan bir fal bakma yöntemidir. Su dolu kabın içine ya falcının kendisi bakmakta ya da bir çocukla, bakire bir kız baktırılmaktadır. Bir yöntemde su kabının içine, falına bakılan kişinin parmağına bağlı bir ipin ucundaki yüzük sarkıtılmış, yüzüğün hareketsiz kalması başarısızlık, kabın kenarlarına çarpması ise başarı olarak yorumlanmıştır. Bazen etrafı meşalelerle çevrili su dolu bir kapta ışığın meydana getirdiği ışık hareketleri yorumlanmıştır. Bu usule “Gastromansi” denilmiştir. Su yüzeyinde rüzgarın oluşturduğu şekillerin de çeşitli anlamlara geldiği düşünülerek, su yüzeyinin dümdüz olması beklenen şeyin gerçekleşmeyeceğine işaret sayılmıştır. Bu şekle ise “Aeromansi” denilmiştir. Bazen de dolunay gecesinde gümüş bir vazoya doldurulan suya bir mumun ışığının yansıtılarak ışığın yansımasına bakılmış ve yorumlar yapılmıştır. Ayrıca beyaz bir kağıt üzerine konmuş su dolu bir bardağa, sırtını ışığa veren bir bakıcı tarafından bakılmış ve bardaktaki suyun neler anlattığı öğrenilmeye çalışılmıştır. Bir kişiyi öldürdüğüne inanılan kimsenin suçunu inkar etmesi durumunda o kişiye zehirli su içirilmiştir. Bu kişinin ölmesi o kişinin suçlu olduğuna, suyu kusarak çıkartması ve yaşaması ise suçsuzluğuna işaret sayılmıştır. Su yüzeyine yansıyan şekiller yanında su kabının içine atılan çakıl taşlarının çıkardığı sesler de bir fal bakma aracı olarak kullanılmıştır. Bir diğer fal bakma yöntemi de “Lecanomancy” denilen ve suya yağ dökülerek yağın aldığı şekillere göre yorum yapılmasıdır. Bu usulde tanrıların ne istediklerini anlamak, hastaların durumunu öğrenmek gibi amaçlar güdülmüştür. Günümüzde, bardaktaki suya bakarak vizyon görme şekli bulunmaktadır. Bu usulde ise rüyasında kendisine medyumluğun verildiğini ve ruhani varlıklardan haber aldığını söyleyen kendisinin deyimiyle bir medyumla görüşmemizde baktırdığımız su falı şöyle yapılmaktadır. Bu kişi, suya bakmadan önce bir şeyler
okumakta sonra da söylediği varlıklarla irtibata geçmekte ve suya bakarak gelecek hakkında ve kişinin karakteri ile ilgili yorumlar yapmaktadır. Ancak bazı varlıklarla iletişim kurduğunu söylemesine rağmen tahminlerinin çok az bir kısmı tutmaktadır. Kendisine fal baktırmak üzere gelenlere Kuran’dan ayetler okuyarak dine aykırı bir şey yapmadığını ispat etmeye çalışmakta ve işiyle insanlara yardımcı olduğunu düşünmektedir.

Kristal Küre ve Aynaya Bakma: Bu usul ilk zamanlar ziynet eşyalarındaki kristal parçalarına bakarak transa geçme ve gördüklerini yorumlama şeklinde iken, çağdaş şeklini kristal bir küreye bakmak şeklinde almıştır. Yaklaşık 3000 yıldan beri uygulanmakta olan kristal küreye bakışın Asur, Pers, Mısır, Yunan, Roma, Çin, Japon, Hint, Kuzey Amerika Kızılderilileri, Fas, ve Yeni Zelanda Yerlileri gibi birçok eski ve modern ülkelerin gelenekleri arasında yer aldığı görülmektedir. Bir bakıma uyanıkken rüya görmeyi andıran bu usulün, olan ya da olacak olayları bildirdiğine inanılır. Bu usulün bir başka şekli ise, aynaya bakarak aynanın içindeki görüntülerin, olayların yorumlanmasıdır. Kristal küreyle vizyon görme şekline benzemekle birlikte fala bakma aracı olarak ayna kullanılmıştır.

Tuz Falı (Halomansi): Tuzla yapılan kehanetlerin oldukça fazla olduğu söylenmektedir. Öyle ki Romalılarda sofraya tuzluk koymanın unutulması, ev sahibi ve davetliler için bir felaketin habercisi sayılmıştır. Yine ateşe atılan tuz taneciklerinin yanarken çıkardığı seslerin çeşitli anlamlara geldiği düşünülerek yorumlanmıştır. Tuzları düz bir alana sererek kahve falına bakar gibi bakıldığı bir usul de bulunmaktadır. Burada telve yerine tuzun aldığı şekiller yorumlanmış ve tahminler yürütülmüştür.

indirAteş Falı (Pyromancy): Ateşe bakarak gelecek hakkında yorumlar yapma işidir. Bu fal şekli oldukça eskilere dayanmaktadır. Genelde ateşe bir nesne atılmış ve atılan nesnenin çıkardığı sesler, dumanlar yorumlanmıştır. Atılan şeyle fal bakılabilmesi için ateşteki nesnenin tamamen yanması daha iyi görülmüştür. Çıkan dumanlara bakarak yorum yapmaya ise “Kapnomansi” denilmiştir. Dumanın rengi, yoğunluğu ve yönü falcıya işaretler vermektedir. Ateşin zor yanması, alevlerin göğe doğru dikey olarak yükselmesi ya da çok parçalı olması, çıtırtıların çok şiddetli olması veya her hangi bir nedenle ateşin sönmesi felaketlerin habercisi sayılmıştır. Eski Türklerde ise Türk hakanlarının belirli günleri bulunmaktadır. Bu günlerde ateşler yakılmış, ateşe kurbanlar sunulmuştur. Ateşten çıkan alevlerin rengi birtakım haberlere işaret sayılmıştır. Alevler yeşil olursa kıtlığın, kırmızı ise savaşın, sarı renkte olursa salgın hastalığın işaretiyken alevlerin siyah çıkması hakanın öleceğinin işareti sayılmıştır. Ateşe atılan şeyler ise defne yaprağı, hayvanların kürek kemikleri ve bir insanın kafatası dahi olabilmektedir. Kafatasını ateşe atarak fal bakma daha çok Cermenlerde görülmüş ve genelde bu iş için eşek kafatası kullanılmıştır. Daha çok kaybolan eşyaları bulmak amacıyla yapılmış bir fal şeklidir.

Kum ve Toprak Falı (Geomancy) : Kum, toprak, toz ve çakıl taşlarını kullanarak gelecekle ilgili yorumlar yapılmıştır. Toprak yüzeyindeki çatlaklara, pürtüklü kısımlara ya da toprağın üzerine taşlar atıp bunların aldıkları şekillere bakarak yapılan kehanet türüdür. Bu fal şeklinin daha çok Araplarda kullanıldığını ve ismine de “remil” denildiğini görmekteyiz. Remil falına benzeyen bir fal çeşidi de Çinlilerin uyguladığı “Pa Kua” falıdır. Hemen hemen aynı gibidirler.

İç Organları Falı (Haruspicy, Aruspice, Extispicine) : Eski çağlarda kullanılan fal yöntemlerindendir. Hayvanların iç organlarına bakarak gelecekte olacaklar hakkında tahminler yürütülmeye çalışılmıştır. Bu yöntem daha çok Eski Yunanlılarda ve onlardan önce Eski Etrüsklerde yaygın olarak görülmüştür. Bu iş için uzmanlar yetiştirilmiştir. Mezopotamya’da ise Sümerlerden itibaren görülen bu fal şekli M.Ö. II. bin yılda oldukça yaygındır. Bu usul zamanının en çok kullanılan fal çeşididir. Çok titiz kurallara bağlanmıştır. Bu teknikte daha çok kurban edilen hayvanın iç organları özellikle de karaciğer, safra kesesi, akciğer ve bağırsakları incelenmiştir. Hatta Büyük İskender’in öleceğinin karaciğer falıyla bilindiği iddia edilmektedir . Sümerlerde Tanrının heykeli önünde ateş yakılmış, bir masanın üzerine de susam şarabı, ekmek, bal, kaymak konulmuştur. Daha sonra koyun kurban edilerek karaciğeri çıkartılmış ve kim tarafından kurban sunulmuşsa kahin onun için bu organı inceleyerek ona gelecek hakkında bilgiler vermiştir. Eski Mısır’da da oldukça yaygın olduğu görülen bu usul hemen hemen bütün toplumlarda uygulana gelmiştir. Mısır’da kurban edilen hayvanlar aracılığıyla kehanette bulunmaları için “Aruspicisler” denilen özel bir kahin grubu oluşturulmuştur. Bu kişiler genelde boynuzlu bir hayvanı kurban edilmeden önce gözlemler, kurban edildikten sonra da hayvanın iç organlarını, özellikle karaciğerini incelerler, ateşe atar ve yakıldığı sırada çıkan alevlere, etin kokusuna, tadına, suyuna, kurban sırasında yakılan tütsüye, şaraba, una bakarlar ve kehanette bulunurlardı. Hititlerde ise bu fal şekline benzeyen bir tür olan “et falı” kullanılmıştır. Kehanette bulunmaktan çok, sorulan sorulara cevap alabilmek amacı güdülmüştür. Et falının Babil kökenli olma ihtimali büyüktür. Bağırsakları incelenen her türlü kurbanlık hayvanın yanında Eski Yunanistan’da balık ve kurbağa bağırsakları da kullanılmıştır. Kurbağaların bağırsaklarının incelenerek Harus pex denilen rahipler tarafından fal bakılmasına ise “Haruspikasyon” denilmiştir. Fal baktırmak için insan bağırsağı da kullanılmıştır. Bu amaçla birçok insanın öldürüldüğü söylenmektedir. Bu yöntem kadın veya erkek kurbanların bağırsakları incelenerek yapılmıştır. Roma imparatoru Neron’un bu yöntemi kullandığı, en son örneğinin de Fransa Mareşali Gilles de Rais’in (1404-1440) olduğu ve fala baktırtmak için birçok genç çocuğu öldürttüğü söylenmektedir. Bugün Anadolu’nun bazı yörelerinde (Isparta, Burdur, Antalya) kurbanda veya herhangi bir sebeple bir hayvan kesildiğinde kesen yada kestiren adına hayvanın kalbi yarıldığında kalpte kan varsa kalbinin temiz olmadığına, kan yoksa kalbinin temiz olduğuna yorulmaktadır.

Kemik Falı (Ostesmansi) : Kurbanın kemiklerine bakarak ve yakıldığı sıradaki durumunu inceleyerek gelecek hakkında yorumlar yapma işidir . Bu usulün Yunanlılardan kalma olduğuna ve İlyada’da geçtiğine, Tanrı Hermes’e bir çeşit sunuş özelliğinin olduğuna inanılmaktadır. Eski Yunanlılara göre yere atılan kemiklerin duruşundan Tanrıların niyetlerini anlamak mümkündür. Bu usul Araplarda ve Japonlarda da zamanında yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Japonlarda daha çok yakılan geyik kemiğidir. Bu yöntemin uygulandığı bölgeler halen bulunmaktadır. Şang Hanedanı zamanında ise devletle ilgili işlerde verilecek kararlar için koyun ve öküz kemiği kullanılmıştır. Romalılarda ise “Piromansi” denilen ve kurbağa kemikleriyle bakılan fal çeşidi çok meşhurdur. Sümerlerde kurbanların 3 kürek kemiği alınarak falına bakılacak kişiye verilmiştir. Bu kişi kalbinden tuttuğu şeyleri düşünerek kürek kemiklerine bakar sonra da kahinlere geri verir. Kahinler de kemikleri ateşe atar, bir müddet yanmasını bekleyerek ateşten alırlar ve kemiklerin aldığı şekillere göre yorumlar yaparlar. Kemik üzerindeki çizginin düz ve kesiksiz olması yolun açık olduğuna, ğri-büğrü veya kapalı olması ise kapalı olan yola işaret sayılmıştır. Bir başka şeklinde ise, falcı kapıya arkasını dönerek oturmakta ve ısıtılmış kemiği arkaya kapıya doğru fırlatmaktadır. Eğer kemik kapının yukarısına isabet ederse bu söylenenlerin gerçek olacağının işaretidir. Çeşitli şekilleri olmakla birlikte daha çok, kullanılan usul ateşte yakma usulüdür. Kemik, bölümlerine ve yanmış yerlerine göre ayrıntılı bir şekilde yorumlanmıştır. Türklerden Kırgızlarda, Nogaylarda en yaygın ve geçerli bir fal şekli olarak görülmüştür. Moğol saraylarında da bu yöntemin kullanıldığı hatta Mengü Han’ın bir işe girişmeden önce ateşte yakılmış kürek kemiklerine bakarak hareket ettiği söylenmektedir. Bu usul “kıtfe” adıyla İslam aleminde de kullanılmıştır. Fakat onlar koyunun kürek kemiğini kullanmışlardır. Kemiğin üzerindeki kırmızı çizgi, kan döküleceğine işaretken; sarı çizgi, hastalığa; yeşil, bolluk ve ucuzluğa; siyah ise yoksulluğa işaret sayılmıştır.

Kaplumbağa Falı: Daha çok Çinlilerde ve Japonlarda görülen bir fal şeklidir. Günümüzde de Afrika’nın birçok yerinde halen uygulanmakta olduğu söylenmektedir. Bu usulde kaplumbağa kabuğu ateşe atılmış ve yanan kabukta beliren şekillere göre yorumlar yapılmıştır. Kasai yerlilerinde ise falcı, kaplumbağa kabuğuna cevabı aranan soruları yazar ateşe atar, kabuk yanmaya ve kırılmaya başlayınca ateşten alarak boyatır ve şekillere bakarak yorumlar yaparmış. Japonlar ise genelde devletle işleriyle ilgili verilecek kararlarda kaplumbağa kabuğuna başvurmuşlardır. Bu usul görünüşte kürek kemiği falına benzemektedir. Fakat kullanılan aracın herhangi bir kemik değil sadece kaplumbağa kabuğu olması gerekmektedir.

Ok Falı (Belomansi) : Bu usul daha çok Araplarda kullanılmıştır. Cahiliye Dönemi Araplarında, Kabe’nin içinde ve dışında birçok put bulunurdu. Kureyşliler, Kabe çevresinde dikilmiş taşlar üzerinde bu putlar adına kurban keserler ve hayvanın kanını bu taşlara sürerlerdi. Putların en büyüğü ise Hubel putuydu. Bu putun önünde yedi tane fal oku bulunurdu. Fal okları çekilir ve yapacakları işlerin çoğu buna göre ayarlanırdı. Bu fal oklarına “ezlam” denilirdi. Bu usul en yaygın olanıydı. Ezlamın üç, yedi ve on okla yapılanı olmak üzere üç çeşidi bunmaktadır. Bu usul özellikle sefer, ticaret, evlenme gibi önemli görülen işlerde kullanmıştır. Bu yedi okun birincisinin üzerinde “Rabbim bana emretti,” ikincisinde “Rabbim bana nehyetti,” üçüncüsünde “sizdendir,” dördüncüsünde “sizden değildir,” beşincisinde “size bitişiktir,” altıncısında “akıl,” yedincisinde boş anlamına gelen “ğafl” yazılı idi. Bazen doğumundan şüphelenilen bir çocuk için bu oklar çekilir. “sarih” çıkarsa kabul, saf değil iğreti anlamına gelen “mulsak” çıkarsa reddedilirdi. Okların üzerine bakılacak şeye göre çeşitli ihtimaller yazılmıştır. Arapların dışında Keldaniler ve İranlıların da ok falını kullandığı söylenir. Bu yöntemde fırlatılan okun şekli, eğri olması, yere düşmesi, bir yere saplanması hepsinin bir anlamı bulunmaktadır. Cermenler ise daha çok Türklerde görülen ok ile kehanet usulüne başvurulmuştur. Üzerine saldırılacak şehirlerin adları yazılmış bir çocuğa oklardan biri çektirilmiştir. Çıkan okun üzerinde hangi şehrin adı yazılıysa oraya saldırılmıştır. Altay Şamanları dokuz ok “Yebe” ile, yay “Ya” sembollerini omuzlarından hiç eksik etmemişlerdir. Çünkü onlar için bu oklar “Tanrıdan onlara uzatılan şey” olarak görülmüştür. Ayrıca Şamanların yayla fala baktığı ve yağmur yağdırdıkları söylenmektedir.

Kumalak Falı: Türk boyları arasında çok başvurulan bir fal çeşididir. Bu fala bakmak için 41 tane kumalak (tane) gerekmektedir. Bu taneler taş olabildiği gibi, nohut, fasulye ve koyun tezeği de olabilmektedir. Falcı bu taneleri önce keçe üzerine koyarak dua okumakta ve karıştırmaktadır. Sonra da her taneyi “Bismillah” diyerek alnına dokundurup rasgele üçerli bir şekilde dizmekte ve sağ omuz, baş ve sol omuz olarak anılan yerlerine belirli usuller kullanarak sıralamaktadır. Kalan taneler de aynı şekillerde ayrılıp sonra da bunların duruşları yorumlanmaktadır. Türklerde koyun tezekleriyle fal açanlara “kumalakçı” denilmiştir.

Harf Falı (Cartomancy, Jiromansi): Harflerin kullanılarak yapıldığı fal şeklidir. Bu usulde falcı yere bir daire çizer. Harfleri de üzerine dizeler ve bu dairenin içinde dönmeye başlar ne zamanki dengesini kaybedip düşer, o zaman falcının üzerine düştüğü harfler birleştirilerek bunlardan birtakım anlamlar çıkartılmaya çalışılır. Bunun başka bir şekli ise bir masanın üzerine alfabenin bütün harflerinin serilerek, ipe asılı durumdaki yüzüğün bu masa üzerine sıçratılması ve yüzüğün üstüne düştüğü harflerin bir araya getirilerek yorumlanmaya çalışılmasıdır. Buna ise “Daktiliomansi” denilmiştir. Yine ismine “Tefromansi” denilen bir usulde ise her hangi bir şeyin üzerine külle yazı yazılmış, daha sonra rüzgara tutulmuş ve rüzgarın silemediği harflerden kehanette bulunma yoluna gidilmiştir.

Elek Falı: Daha çok Yunanlılar tarafından kullanılmıştır. “Kosinomansi” tekniği fazlaca uygulanan tekniklerdendir. Bir elek alınır başvuran kişinin başı üzerinde iki parmakla hafifçe tutulur. Suçu işlemiş olabileceklerin isimleri sırayla söylenir. Elek kimin ismi söylenirken hareket ederse aranılan kişi o olur. Eleği bir ipin ucuna asanlar veya tutturanlar da olmuştur. Bu usule elek çevirme de denilmiştir.

Un Falı (Kritomansi): Kendiliğinden yere dökülen unun aldığı şekle göre yorumlar yapıldığı gibi, unu bu iş için kullanmak amacıyla bilerek yere serpiştirip unun aldığı şekilleri yorumlama yoluna da gidilmiştir. Bu yöntem daha çok Yunanlılarda ve Akdeniz ülkelerinde kullanılmıştır. “Alfitomansi” denilen usulde ise arpa unundan yapılmış bir pasta, suçlu olduğundan şüphelenilen kişiye yedirilmiş eğer o kişi bu pastayı kolaylıkla yutmuşsa masum, zorlanmışsa suçlu sayılmıştır.

Yılan Falı: Fransızca ismi “Ofimansi” olan bir tür fal şeklidir. Yeni doğan bir çocuğun gayri meşru olup olmadığını anlamak için çocuk yılanların arasına bırakılmış, yılanlar çocuğa dokunmazsa çocuk meşru, annesi de masum kabul edilmiştir. Bu kehanet şekli Eski Mısır’da ve Doğu’da o kadar yaygınlık kazanmış ve insanlar arasında öyle saygı görmüştür ki, sırf bu iş için yılan bile yetiştirilmiştir.

Rüzgar ve Yaprak Falları: Daha çok antik Yunanistan ve Roma’da uygulanmıştır. Yaprağın üzerine kişinin adı ve sorduğu soru yazılmış sonra yaprak bırakılmıştır. Yaprağın hiç kımıldamaması olumlu bir işaret sayılmıştır. Yaprağın bırakıldığı yerde hızlı değil de yavaş bir şekilde solması ise mutlu bir haberin işareti sayılmıştır. Bazen de sadece sallanan yaprakların titreşimlerinin birtakım bilgiler verdiğine inanılmıştır. Genelde de kullanılan ağaç incir ağacıdır. Bu usule “Sykomansi” denilmiştir. Eski İranlılar ve Romalılar rüzgarın yönünden, bulutlardan ve atmosferik olaylardan hareket ederek geleceği tahmin etmeye çalışmışlardır. Bulutların duruşuna bakarak yapılan yorumlara “Nefelomansi” denilmiştir. Rüzgarın esişinden faydalanarak bakılan bir usulse Romalılarda görülmektedir. Geniş bir kaba su doldurularak yüksek bir yere konmuş ve rüzgarın suda oluşturduğu dalgalar incelenerek yorumlar yapılmıştır. Güney rüzgarına bakarak olacak olaylar hakkında bilgiler alınmasına ise “Ostromansi” denilmiştir. Bir çocuğun saçlarının buklelerinin rüzgarda uçuşurken yaptığı hareketler dahi insanları gelecekleriyle ilgili yorumlar yapmaya yöneltmiştir. Bazı doğa olaylarından da anlamlar çıkartılmaya çalışılmıştır. Mesela, yıldırım düşmesi, şimşekler, ay ve güneş tutulması, yer sarsıntıları kötüye işaret sayılmıştır . Hatta bir toplantı sırasında bunlardan birinin olması toplantının başka bir tarihe ertelenmesine sebep olmuştur. Yaprak fallarına benzer bir fal şekli ise gül falıdır. Ele alınan kıvrılmış bir gül yaprağı ile alına vurulup, çıkan sese göre yorumlar yapılmaya çalışılmıştır. Bu usule “Filloromansi” denilmiştir.

Işık – Mum Falı : Mum, lamba ve meşalenin ışıklarından yararlanarak insanlar gelecekte kendilerini nelerin beklediğini öğrenmeye çalışmışlardır. Bazen de eritilen bir mum su dolu bir kaba akıtılarak aldığı şekiller yorumlanmıştır. Bu, daha önceki yüzyılda Fransa’nın Anjoue Bölgesinde koca arayan genç kızların evlenecekleri kişinin mesleğinin ne olacağını öğrenebilmek amacıyla uyguladıkları bir yöntemdir. Lambanın ışığına bakılarak hareketlerinden anlamlar çıkarmaya da “Lampadomansi” denilmiştir. Meşalenin alevine bakarak yorum yapma şekline ise “Linkomansi” denilmiştir.

8913Kurşun, Tütsü, Balmumu Falı: Eritilmiş kurşunun yaş ve düz bir masaya akıtılarak aldığı şekillerin yorumlanmasıdır. Buna “Molibdomansi” denilmiştir. Eğer akıtılan kurşun değil de balmumu olursa ismi değişmekte ve “Seromansi” olmaktadır. Zamanımızda ise bu usul daha çok köz veya erimiş kurşunun suya atılması ve soğuduğu zaman aldığı şekillerin yorumlanması şeklindedir. Buna günümüzde “Kurşun dökme” denilmektedir. Bu maddenin suya atılmasıyla eşikte veya hastanın üstünde duran ve hastalığın sebebi sayılan kötü varlıkların korkutulup kaçırılacağına inanılmıştır. Tütsüden çıkan dumandan anlam çıkarmaya ise “Lebanomansi” denilmiştir. Tütsü yoluyla hastalıkları iyileştirme teknikleri de bulunmaktadır. Bu işin uzmanları olarak ise zenci kadınlar görülmüştür. Bu kadın bakıcılara, “Godya” denilmiştir. Bu bakıcılık işi yani “Ocak” olma, ya atadan, anadan ya da yabancıdan “el alma” işlemi ve töreni sonunda elde edilen bir yetenek olarak görülmüştür. Bir hastanın iyileşmesi dilendiğinde o hasta da tütsülenmektedir. Bu kişilerin cinlerin yardımıyla sordukları sorulara cevaplar aldıkları ve hastaları iyileştirdiklerine inanılmaktadır. Bu usullerde hem fal, hem de hastalıkları iyileştirme işlemlerinin bir arada yürütüldüğü görülmektedir.

Buğday Falı: 19. yüzyılda Fransa’nın birçok bölgesinde köylüler buğday piyasasının durumunu saptayabilmek için 12 buğday tanesi almış her birine bir ayın adı yazılmış ve buğdaylar sıcak ocaklara sürülmüştür. Yanan buğdayların isminin bulunduğu aylarda buğdaya zam geleceğine inanılmıştır.

Papatya Falı: Genelde gençlerin, öğrencilerin ve genç sevgililerin rağbet ettiği bir fal şekli olan papatya falı, bir niyet tutularak papatyanın yapraklarının bir olumlu bir de olumsuz düşüncelerle kopartılarak o işin hangi yönde olacağının belirlenmeye çalışıldığı bir fal bakma yöntemidir. Bazen papatyanın yerini bir buğday başağı veya herhangi bir çiçek almaktadır.

Horoz Falı (Alektriomansi): Özellikle Eski Yunanlılarda kullanılan bir fal çeşididir. Geçen yüzyılda Rusya’nın kırsal kesimlerinde bu fal türünün kullanılmakta olduğu ve daha çok bekar kızların koca bulup bulamayacaklarını merak ettikleri için bu şekli kullandıkları söylenmektedir. Bu yöntemde önce yere bir daire çizilmekte ve bu daire 24 kısma ayrılmaktadır. Bu bir dörtgen de olabilir. Bu kısımların her birinin içine bir harf yerleştirilmiş ve birer tanede buğday tanesi konulmuştur. Sonra da hazır bulunan horoz bırakılmış ve horozun yemeye başladığı harflerden başlayarak en son yediği taneye kadar sırasıyla not edilmiş ve bu harfler yorumlanmıştır.

Balta Falı (Aksinomansi): Bu fal şekli genel olarak, saklı bir şeyi, hazineyi bulmada ve çalınan bir şeyin suçlusunu, hırsızı ortaya çıkarmada kullanılmıştır. Rusya da ise uzun yıllar hazine bulabilmek amacıyla kullanılmıştır. Bunun için balta yuvarlak bir kütüğe saplanmış ya da bir taşın üzerine konmuş, daha sonra şüphelenilen kişilerin isimleri baltanın etrafında dönülerek söylenmeye başlanmış, balta kimin ismi söylenirken yerinden oynamış ve yere düşmüşse o kişi suçlu kabul edilmiştir.

Bina Falı: Kalde, Asur ve Yunanistan’da kullanıldığı söylenilen bir fal şeklidir. Evlerin dış cephelerine bakılmış, incelendikten sonra da binanın üzerindeki şekiller yorumlanarak birtakım tahminlerde bulunulmuştur. Hatta Yunan felsefecilerinden olan Xenokrates’in (M.Ö. 406-313) bu konu ile ilgili bir kitap yazdığı söylenmektedir.

Köpük Falı: Bu usulün Kırgızlarda kullanıldığını görmekteyiz. Kırgızlar atalarının ruhlarına kurbanlar kesmişler ve bunları kazanlarda kaynatmışlardır. Kaynama esnasında çıkan köpükler de fal aracı olarak kullanılmıştır. Bu köpüklerin beyaz renkte olması iyi iken, siyah olması kötü görülmüştür.

Ağaç Falı: Bu fal şeklinin çok eski zamanlarda antik dönemlerde uygulanmış olması muhtemeldir. Bu usulde ağacın şekli, dalları, yaprakları, kabukları, kökü hemen hemen her tarafı baştan sona kadar incelenmiş ve kendilerine has birtakım yöntemlerle yorumlarda bulunulmuştur.

Eldiven Falı:
Yakutlarda görülen bir fal bakma şeklidir. Ev yaptırmak isteyen bir kişi daha önceden Şamanın da yardımıyla belirlemiş olduğu arsaya giderek doğuya dönüp eldivenlerini çıkarmış, dua etmiş ve eldivenleri yere atarak bunların yerde duruş şekillerine bakmıştır. Eldivenlerin avuç içinin yukarı gelmesi oraya evin yapılabileceğine işaretken, avuç içinin aşağı doğru gelmesi uğursuzluk sayılmış ve oraya ev yapılmamıştır.

At Falı: Keltlerde ve Saxsonlarda rastlanan bir fal türüdür. Atların kişnemeleri onlar için bir kehanet aracı sayılmıştır. Beyaz bir atın kişnemesi olacak olan iyi bir şeyin, siyah atın kişnemesi ise ölümün habercisi sayılmıştır. Yalnız ahırdan çıkan atın rengi ne olursa olsun, ahırdan önce sağ ayağını atarak çıkmışsa bu, gelecek olan iyi haberlere yorumlanmıştır.

Değnek Falı: Bu usulde büyüsel birtakım özelliklere sahip olduğuna inanılan değnekler kullanılmıştır. Çok eski zamanlara dayanan bir kökeninin olduğu söylenmektedir. Değnekler geniş bir kabın içine atılmış ve duruşlarına göre yorumlar yapılmıştır. Bu fal şekline “Rabdomansi” denilmiştir. 15. yüzyıldan itibaren ise değnekler maden aramada kullanılır olmuştur. Hatta hırsızlar ve katilleri bulmak için de kullanıldığı görülmektedir. Japonlarda ise kadınlar veya aşıklar yola bir değnek dikmişler etrafına kutsal olduğuna inanılan pirinçler serpiştirerek, Tanrılar tarafından gönderilen kısmetlerinin geçmelerini beklemişler ve erkeğin veya eş adayının ne istediğini bilmeye çalışmışlardır. “Yol kavşağı falı” da denilen bu fal şekli yakın zamanlara kadar Japonlarda kullanılmıştır.

Kan Grubu Falı: Antropoloji profesörü olduğu ileri sürülen Leone Bordel, insanların kişilikleriyle kan gruplarının bağlantılı olduğunu söylemiştir. Ona göre insanların kişiliği, karakter özellikleri, heyecanları büyük ölçüde kan gruplarıyla alakalıdır. Dört ana kan grubu olan A, AB, B, O gruplarının kendilerine has birtakım özellikleri bulunmaktadır. Kim hangi kan grubunu taşıyorsa o grubun özelliklerini alacağına inanılmıştır. Bu özelikler sayılırken kişinin gelecekte mutlu olup olamayacağı ve o kişiyi nelerin beklediğine dair bilgiler de verilmiştir.

Soğan Falı: Soğan falının Almanların folklorik bir geleneği olduğu söylenmektedir. Soğanın tek tek soyarak bakılan bir fal şeklidir. Evlenme çağına gelmiş kızlar, eş adaylarının isimlerini soğanlara yazarak, Noel Gecesinde bir kilisenin sunağına bırakmışlar ve ilk filiz veren soğanın üstünde yazılı olan kişinin, soğanı bırakan kişiye eş olacağına inanmışlardır.

Tesbih Falı: Bu fal çeşidinin birçok yapılış şekli bulunmaktadır. Fakat yaygın olarak kullanılan şekli şöyledir: İlk olarak bir dilek tutulmakta ve yere oturularak tesbih bulunan el dize dayanıp hareket ettirmeden tesbihi aşağı doğru sarkıtarak tutulmaktadır. Sonra da tesbihin hareket etmesi beklenilmektedir. Eğer tesbih kıble yönünde hareket etmişse tutulan dileğin olacağına işaret sayılmıştır.

Niyet Tutularak Yapılan Fallar ve Manili Fallar:  Niyet tutularak yapılan fal şekillerinde çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Öyle ki kişi aklından bir niyet tutar, sonra da bir sayı. Daha önceden 50 kadar hazırlanmış olan niyet yazıları bulunan kitabı açar ve o sayısının denk geldiği niyet o kişinin tuttuğu niyetin cevabı sayılır. Eğer niyetin daha isabetli olması istenirse niyet yazısı kadar sayı, aynı torbaya konulup o torbadan bir sayı çekilir. Bir de niyet yazılarının yerini harfler almaktadır. Bu yöntemde ise daha önceden hazırlanmış 171 harf, 9 tane nokta ve çizgi bunmaktadır. Ayrıca daha önceden hazırlanmış 9 tane cevap da bir tablo içine yerleştirilmiştir. Fakat bu dokuz cevap aynı tabloda 20 kez geçmektedir. Daha sonra da kişi, aklından her hangi bir harf tutarak bu harfin etrafındaki sayıları belli kurallara göre sıralamakta, böylece o kişinin sorusunun cevabını aldığına inanılmaktır. Manilerin sırayla yazılarak numaralandırıldığı ve kişinin her hangi bir sayıyı aklından tutarak, tuttuğu sayıya denk gelen maninin kendisinin niyeti için çıktığına inandığı manili fallar bulunmaktadır. Bunlar için kitaplar yazılmıştır. Maniler metinlerde fal, bazen bir tema olarak işlenmiş bazen de bizzat fal malzemesi olarak kullanılmıştır. Erzurumlu İbrahim Hakkı da “Marifetname” adlı eserinde manilere yer vermiştir. İki kişi arasında sevgi ve muhabbetin olup olmadığı, varsa da hangisinde bu duyguların fazla olduğunu anlayabilmek için de adına “Hurufat Cetveli” denilen harflerin karşılık geldiği, sayıların değerlerinin verildiği cetvel kullanılmıştır. Cetvele iki kişinin ismi yazılıp bu kişilerin isimlerinin karşılık geldiği sayıların toplamından dokuzar çıkartılarak geriye kalan sayıların karşılıkları cetvelde bulunmaya çalışılmıştır. Sonuç ise galip, mağlup gibi ifadeler kullanılarak kısa cevaplar şeklinde belirlenmiştir. Niyet ve fal geleneğinin Azeri Türkleri arasında da yaygın olduğu söylenmektedir. Anadolu, Rumeli ve İstanbul’da önünde kırmızı gül olan evde toplanan kadınlar, dileklerini tutarak kendilerine ait bir şeyi, yarısı su ile dolu olan çömleğin içine atmakta, altı mayıs günü de maniler söyleyerek bu eşyaları çıkarmakta ve niyet çekmektedirler. Maniler eşliğinde çekilen niyette o kişinin bahtına çıkmış olmaktadır.

Bilgisayar Falı : Çeşitli usullerle bakılan ve geleceği öğrenebilmek amacıyla her imkanın kullanıldığı fala, günümüzde modern teknolojiden de faydalanarak bilgisayarlardan bakılmaya başlanmıştır. Bunun için ya direk fal sitelerine girerek fala bakılmakta, çilen bir kahve veya çay fincanında görülen şekiller bu sitelerin yönlendirmesiyle yorumlanabilmektedir. Ya da kişi, falını öğrenebilmek amacıyla önce bankadaki hesap numarasına belli bir ücret yatırmakta sonra da istenilen bilgiler (doğum tarihi, el çizgileri gibi) verilmekte ve merak edilen cevaplar alınabilmektedir. Hatta bu fallar günlük, haftalık ve aylık olarak e-mail adresine gönderilebilmektedir. İsteyene muska ve büyü bile yapılabilmektedir. İsteğe bağlı olarak da günlük fallar, astroloji ve rüya yorumları cep telefonlarına gönderilebilmektedir. Ayrıca ismini, soyadını ve doğum tarihini bırakanların doğum sayıları ve isim sayıları da bulunabilmektedir Bu fal çeşitlerinin dışında, sihirli tablolar, talih yoncaları, hayat ağacı, kader çarkı, kutsal kartal, yıldızların sırrı, cennet kuşu, sihirli elmas, on altı pramit, hac ve daire, daire ve yıldız, taht tabletleri, mistik daireler, büyülü kalp, sihirli daire, esrarlı yılan… gibi fal şekillerinin de olduğu söylenmektedir.

Kaynak

Azize Uygun , El Falı

 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Azize Uygun’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Etiketler

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu