Trend

Hz. Ömer Döneminde Ticaret ve Para

Ticaret

Dürüst ve doğru yapılan ticaret topluma bir hizmet ve dolayısıyla Allah’a ibadet sayıldığından dürüst tâcirin ve hac ziyareti yapanların kazanç elde ettikleri meşru ticarete cevaz verilmiştir. Bundan dolayı ticaret özgürlüğüne hiçbir engel getirilmediği gibi serbest ticareti geliştirmek için mümkün olan bütün önlemlere başvurulmuştur. Hatta Hz. Ömer, bazı durumlarda vergileri bile düşürmüştür. Mesela zahire ve zeytinyağı ticaretiyle uğraşan Suriyeli Nabatîlerin ödediği ticaret vergisinde, başkente gıda gelişini desteklemek amacıyla yüzde 50’lik bir indirim yapmıştır. Bunun yanı sıra serbest rekâbet şartlarının geçerli olacağı bir pazar oluşturabilmek için de tedbir almıştır. Aşırı fiyat düşürme, stokçuluk ve sınırsız kâr gibi hususlar sürekli kontrol altında tutulmuşudur.

Hz. Ömer dönemi ticari hayat hakkında kısa bir girişin ardından dönemin ticari hayatını başlıklar altında ele almayı çalışmamızın sıhhati açısından uygun gördük.

Fiyat Uygulaması

Hz. Ömer fiyat kontrolüne büyük özen göstermiştir. Pazarlarda serbestlik anlayışı olmasına rağmen tefeciliğe hiçbir zaman müsaade etmemiştir. Rakibi aradan çıkarmak amacıyla malın daha ucuz satılmasına izin vermezdi. Malın daha ucuz satımını yasaklamıştı. Bu emir serbest ticaretin rekâbetin bulunduğu bir pazarda malın satış fiyatıyla maliyet fiyatının ancak o mal üreticiye her zamankinden daha yükseğe mal olduğu zaman satılabileceği prensibini bir formül halinde ifade etmektedir. Gerekçesi basittir. Satış fiyatı, malını elverişsiz şartlarda üretmiş olan şanssız üreticinin giderlerini karşılayabilecek bir düzeyde olmalıdır. Aksi halde zarar etmemek için ürünü pazara getiremeyecektir.

Hz. Ömer’in fiyatlara müdahalesiyle ilgili olarak Hatîb b. Ebû Belta hadisi aktarılır. Burada tavan fiyat değil taban fiyat koymakla ilgili bir durum söz konusudur. Muvatta’da anlatıldığı şekliyle Hz. Ömer, çarşıda kuru üzüm satmakta olan Hatîb b. Ebû Belta’nın yanına geldi. Ve ona “Ya fiyatını arttırırsın ya da malını çarşımızdan kaldırırsın” dedi. İmam Şâfî ise Mâliki’nin rivayetinin devamının da olduğunu söyleyerek Hâtıb olayını detaylı bir şekilde anlatmaktadır. Şöyleki: “Hz. Ömer Musalla çarşısında iki çuval kuru üzüm satmakta olan Hâtıb’ın yanına gelerek malının fiyatını sordu. Hâtıb iki müdünü bir dirheme sattığını söyledi. Daha sonra Hz. Ömer Hâtıb’a şöyle dedi: “Tâif’ten kuru üzüm yüklü bir kervan geliyor. Onlar senin fiyatını göz önünde bulundururlar. Ya fiyatını yükselt ya da kuru üzümünü evine koyar oradan dilediğin fiyatâ satarsın.”

 

Hz. Ömer, ihtikâr konusunda da hassas davranmıştır.

Muvatta’da Hz. Ömer “Bizim çarşımızda İhtikâr yoktur. Ellerinde fazla mal olan kimseler bize karşı ihtikâr yaparak mallarını satamazlar.” dediği aktarılır. Bir taraftan ihtikâr yasaklanırken diğer taraftan dışarıdan mal getirerek piyasaya süren tâcir övülmüştür. Hz Ömer “Yaz-kış dışarıdan mal getiren câlib (şehre uzak yerden mal getiren tâcir) Ömer’in misafiridir. Onlar dilediği gibi satar, dilediği gibi tutar.” demiştir.

Piyasanın dengesi tek bir tarafın korunmasıyla sağlanmaz. Ticaretin muhataplarının tümünün korunması gerekir. Yeterince kâr edemeyen ve engellemelerle karşılaşan tâcir maliyetini karşılayamaz duruma düştüğü takdirde piyasadan çekilmek zorunda kalır. Bu nedenle ki Hz. Ömer, tüketiciyi koruduğu kadar tâciri de korumuş ve onları zarar etmemeleri için gerekli ortamı hazırlamıştır. Kıtlık zamanlarında ortaya çıkan fiyat artışları döneminde fiyatlara müdahale yapılmamasında tâcirin zarardan korunması düşüncesi vardır.

Hz. Ömer döneminde piyasada olan bazı malların fiyatları şu şekildedir:

1. Buğday: 1 ila 2 dirhem

2. Gömlek: 2, 3, 4, 6, ½, 8, 14, 400 dirhem

3. Manto: 4, 5, 8, 100, 200, 500, 1,000 dirhem

4. Pantolon: 4 dirhem

5. Pabuç: 1 dirhem

6. Keçi: 3, 5 dirhem

7. Deve: 40, 70, 120, 300, 400 dirhem

8. Zırh: 100 dirhem

9. Kalkan: 3 dirhem

10. Silah: 280 dirhem

11. Eyer (devenin): 13 dirhem

12. Tarım Toprağı: 100, 100.000, 170.000, 1.600.000 dirhem

13. Bahçe: 100 dirhem

14. Hurma ağacı: 1.000 dirhem

15. Köle: 8, 360, 400, 600, 800, 10.000, 40.000 dirhem

16. Kız köle: 150, 200, 6.000, 10.000 dirhem

İç Ticaret ve Pazarlar

İç ticaretin büyük ölçüde gelişmesine imkân veren belirli bazı ünlü ticaret merkezleri ve panayırlar vardı. Ticaret merkezlerinin belli başlıları Yemen, Şam, Mekke, Bahreyn gibi bölgelerde idi. Bu şehirlerde kurulan panayırlar büyük öneme sahipti. En önemli panayırlar arasında Hicaz yakınındaki Ukaz panayırı ve Suhar’da kurulan panayır sayılabilir. Ukaz, Tâif’le Nehle arasındaki bir vahaydı. Panayır zilkade’nin 1’inden 20’sine kadar açıktı. Ukaz, Mecenne günleri denilen zilkade’nin son on gününde zülmecaz’da ve hac dönemine rastlayan aylarda açıktı.

Önemli pazarların başında gelen Dûmetü’l Cendel, gerek İslâm öncesi gerek sonrası dönemlerde önemli bir pazar olmasının yanında bu önemi Hz. Ömer döneminde de devam etmiştir. Bu pazar Irak ve Şam’a giden kervanların güzergâhında olması ve tatlı su kaynaklarına sahip olması, kervanlara iaşelerini temin olanağı sunması nedeniyle önemli bir durak yeriydi.

Güney Arabistan’ın Mehre bölgesindeki Şıhr pazarı da dönemin önemli pazarları arasında yer alır. Bu pazardan diğer pazarların aksine öşür alınmıyordu. Bu pazara gelen tâcirler burada deri, muhtelif kumaşlar ve benzeri birçok malın satışını yaparken buradan tütsü, mür, sarısabır ve darı satın alırdı.

Hz. Ömer döneminde Basra’da kurulan Mirbid pazarı, bölgenin suyu ve havasının kötü olmasından dolayı çok fazla büyüyemedi.

Bölge halkı, Hz. Ömer’e orada ziraat ve hayvancılık imkânının olmayışından, içme suyunu uzak mesafelerden taşımak zorunda kaldıklarından şikâyetçi oldular. Bunun üzerine Hz. Ömer, Ebû Musa’ya mektup yazdı ve Basralılara atâ verilmesini ve Basra’ya su kanalı açılmasını emretti. Bu bölgede, imkânlar iyileşince Mirbid pazarı farklı bir çizgi izleyerek adeta cahiliye dönemindeki Ukaz’ın rolünü üslendi. Bu pazar, Basra’nın batısında bulunmaktaydı. Batıdan gelenlerin ilk ve buradan ayrılanların son duraklarıydı. Bir anlamı hurmanın hasat edildiği ve güneşlenmesi için konulduğu yer olan Mirbid’in bir diğer anlamı ise develerin tutulduğu yer demekti.

Pazarlar genellikle şehrin ana girişlerine ve ibadet yerlerinin yakınına kurulmaktaydı. Mekke çarşıları genelde Kâbe’nin etrafında yer almaktaydı. Kâbe’nin kapılarına verilen isimlerden de tahmin edileceği gibi bu kapıların her biri çarşıya açılıyordu. Bunlardan bazıları; zeytinyacılar kapısı, kumaşçılar kapısı, uncular kapısı gibi.
Yarımada içerisinde Yemen pazarları, bölgesel ve uluslararası ticarette önemli bir yere sahipti bunlar yarımada içi ticaretin yanı sıra uluslararası ticaretin de merkezi konumundaydı. Bunların en önemlilerinden biri Zebid Çarşısı, şehir surları içerisinde fakat caminin uzağında yer alıyordu. Aden Çarşısı ise sahilde bulunuyordu.

Hz. Ömer döneminde ticaret
Hz. Ömer döneminde ticaret

Uluslar Arası Ticaret

Uluslararası ticaret Arabistan ekonomisinde önemli bir yer tutmaktaydı. Arapların bilinen hemen tüm ülkelerle ticari ilişkileri mevcuttu. Gemicilikte çok ileri gitmişler, Arap gemileri Hindistan, Çin, Afrika, Avrupa ve Rusya kıyılarına kadar ulaşmıştı. Fakat Müslümanlarda çöl gemileriyle yapılan kara ticareti deniz ticaretinden daha çok önem kazanmıştı. Arap ticaret kervanları Asya ve Avrupa steplerini Hz. Peygamber’in gelişinden çok önceleri aşmış olmasına rağmen İslâm’ı kervan ticaretiyle özdeşleştirmek bizde bir alışkanlık haline gelmiştir.

Kervanlar ve özellikle Mekke’ye gelen Hac kervanları, çeşitli İslâm ülkeleriyle olan seyahat ve ticaret bağlantısının ortak ve temel aracıydı. Aynı zamanda devlet sınırları dışına uzanan çok önemli bazı kervan yoları da mevcuttur. Bu ticaret yollarından biri Hindistan ve Çin’e uzanıyordu. Öteki güney ve orta Rusya içlerine ulaşıyordu. Bir diğeriyse Afrika’nın içlerine kadar gidiyordu. Hindistan ve Çin’e deniz yoluyla ulaşıldığı için bu yöredeki kervan ticareti ötekiler kadar önemli sayılmayabilirdi. Üstelik Hindistan’a giden kara yolu için sarp Afganistan dağları büyük bir engel teşkil ediyordu. Çin’le ticaret yapabilmek içinse, Türklerin egemenliği altındaki topraklardan geçmek gerekiyordu.

Yukarıda verdiğimiz genel bilgilerden sonra, Hz. Ömer’in halifeliği döneminde uluslararası ticareti aşağıdaki başlılar altında genel hatlarıyla ele almaya çalıştık.

Hindistan

Arapların Hindistan’la ticari ilişkileri eskilere dayanırdı. Hz. Peygamber döneminde ve daha sonraki dönemlerde Hindistan’la çeşitli ilişkiler kurulmuş ve bunların en önemli kısmını ticari ilişkiler meydana getirmiştir. Arap gemileri sık sık Hindistan kıyılarına kadar uzanarak buralarda üretilen çeşitli malları Arap ülkeleriyle öteki dünya ülkelerine taşırlardı. Hindistan’ın çeşitli bölgelerinden Arap pazarlarında satılmak üzere Arabistan’a getirilen mallar bazen buradan da başka ülkelere ihraç ediliyordu. Arabistan’a Hindistan’dan getirilen mallar şunlardı: Kartal ağacı (ud), sandalağacı, karanfil, karadamum (kakule), hint biberi tohumu, hindistancevizi, kumaş, yün ve fillet.

Arabistan’a ayrıca Serendip’ten her çeşit yakut, safir, inci, kristal; Senbaveh, Sali ve Sincan’dan biber, Kala’dan kalay, Sout’tan bakkamağacı ve zapanağacı, vazi ve tari (hurmadan yapılan bir şeşit şarap); Sind’den kostus (tıpta kullanılan bir çeşit kokulu ağaç), söğüt ve bambu getiriliyordu. Remi adası sakinleri yüzerek veya kaçarak Arap tüccarların gemilerine geliyorlardı. Getirdikleri amber karşılığında demir alıyorlardı. Arabistan’a giden çok çeşitli mallar arasında Hint kılıçları, Sind kumaşı, Sindi tavukları, bulunmaktaydı. Hindistan’ın Mandal bölgesinden öd ağacı, Buruc’dan Baruci mızrak ve takımları, Hambeit’ten pabuç ve Hindistan cevizi geliyordu.

Hint mallarının ticareti bütün bir Arabistan’da geniş pazar buluyordu.

Bunun yanında bu malların satışında özellikle önem taşıyan ünlü ticaret merkezleri de vardı. Hindistan’a, Çin’e ve Arabistan’ın öteki kıyı kentlerine giden gemilerin uğrak yeri olan Ubulla, antik zamanda Arz’ül-Hind ve Furc’ül Hind ve Sind adalarıyla da bilinmekteydi. Hicretin 12. yılında fethedimişti. Fetihten sonra ordu komutanı Utbe b. Gazvan Hz. Ömer’e yazdığı bir mektupta şöyle anlatıyor: “Ubulla’da bize zafer nasip eden Allah’a hamdolsun burası Umman, Bahreyn, İran, Hindistan ve Çin’den gelen gemiler için önemli bir limandır.” Hicretin 14. yılında Ubulla’nın yanına yeni bir şehir olarak Basra inşa edildiğinde bir ticaret merkezi olarak taşıdığı önem dolayısıyla bazı kişiler burada ticaret başlatmak istemişlerdir. Bunlardan Nâfi b. Hâris, Hz. Ömer’e gelerek burada iş yapmak üzere izin istemiş, Hz. Ömer’de bunu kabul etmiştir.

Habeşistan

Arabistan, İslâm’ın doğuşundan önce de Habeşistan’la çeşitli ilişkiler içindeydi. Özellikle Hicaz halkının bu ülkeyle geniş ilişkileri vardı ve sık sık ticaret kervanları düzenlenirdi. Yemen, 525 yılında Habeşistan’ın denetimine geçmişti. Bu denetimin güçlendirilmesinde Bizans’ın büyük yardımı olmuştur. Bizans yönetimi Habeşistan’ın denetimindeki Yemen’in ticaretlerini kolaylaştıracağı ve Hindistan’la Avrupa arasında ipek ticaretini geliştirebileceği düşüncesiyle Bizans heyeti, Yemen’i ziyaret etmiş fakat bu pazarda, İran etkisi hâkim olduğu için başarılı olamamışlardır.

Hz. Peygamber’in büyük dedesi Hâşim’e Habeş kralı Necâşî’ye sunulmak üzere Sezar tarafından bir tanıtıcı mektup verildiği bilinmektedir. Hâşim’de kervanlarını Habeşistan’a sokabileceğine dair Necâşî’nin verdiği beratle kardeşini bu ülkeye göndermiştir. Mekkeli tâcirler, Habeşistan’a deri, zamk ve buhur (tütsü), çeşitli yağlar, yünlü elbiseler ve kadın eşyası götürüyorlar karşılığında zahire alıyorlardı. Habeşistan’a kara yoluyla giden kervanlar Filistin ve Mısır’dan dolaşıyor, gemilere gelince Cidde’den hareketle Bab’ül Mendeb’i geçerek Habeşistan limanlarına ulaşıyordu.

Çin

Çin’in bütün bir Arabistan’la olan ticari ilişkiler geçmişinin İslâm’dan çok öncelere dayandığını, Çin’le-Hîre arasında ticaret yapıldığını Mesûdî şöyle izah etmektedir: “Fırat nehrinin denize döküldüğü yerde bir zamanlar Mukha adlı bir yer vardı; Çin ve Hint’ten gelen gemiler buradan geçerek Hîre’ye giderlerdi. Hz. Ömer döneminde Çin’le olan ticari ilişkilerde hem kara hem de deniz yolu kullanılmıştır. Fakat tâcirler, daha çok deniz yolunu tercih etmekteydi. Çin’in önemli ticaret limanları Malabar, Seylan, Baber, Sumatra, Cava ve Tong King’di. İran ve Arabistan’dan gelen tâcirlerin ticaret merkezi olarak Kanton, Cuhuan-chao, Wang-chao ve Hang-chao şehirleri ün kazanmıştı. Arapların Lukin dedikleri Tong King’de değerli taşlar, ipekli kumaşlar, at, pamuklu kumaş getiren Arap tâcirler karşılığında atlas desenli kumaş, porselen,çay ve ilaç alıyorlardı. Semerkant yoluyla Halep’e gelen Çin malları, bütün doğu şehirlerine buradan dağılıyordu.

Avrupa

Rusya’nın Volga nehri üzerinden Baltık denizi kıyılarına kadar uzanan bir bölgede bulunan madeni paralardan Arapların buralarla yaptığı ticaretin daha Hz. Ömer’in halifeliğinin ilk yıllarında başlamış olduğu anlaşılmaktadır. Ticaret yolu olarak genellikle Transaksonya’dan Harezm bölgesindeki Oksus nehri deltalarına ulaşan çizgi kullanılmıştır. Bir başka yol da Hazar Denizi kıyılarından başkenti İdil’in bulunduğu Volga nehri ağzından geçiyordu.

Şam, Semerkant, Tahran ve Tiflis’ten gelen tâcirler burada toplanarak Astragan’a ve Volga nehri üzerindeki Bulgar’a giderlerdi. Bulgar, Rusya’nın Bulgariç eyaletinde bulunan ve Asya’yla Avrupa için önemli bir ticaret  merkezi olan bir şehirdi. Arap tüccarların Bulgar’dan daha ötelere gittiği sanılmamaktadır.

Böylesine geniş bir bölgede bulunan Arap madeni paraları, kültürel etkinin genişliğini gösteren birer işarettir ve Muhammedîlerin Bulgar pazarlarında Kuzeybatı Avrupa halklarından birçok mal aldığını kanıtlamaktadır. Bu halklar arasında İskandinav Rusları en önemli yeri tutar. Buralarda üretilen mallar çeşitli ırklara mensup tâcirler tarafından satın alınarak Volga nehri ve Baltık Denizi yoluyla Fin Körfezine götürülmüştür. Kuzey Avrupa’nın en ünlü limanları Nogard ve Shlewig’di Baltık denizi adalarında Gotlan, Oland ve Bornholm da önemli limanlar arasındaydı. Tüccarlar, Fin Körfezinden Baltık kıyılarının önemli bölgeleri olan İsveç, Finlandiya, Danimarka ve Prusya’ya kadar uzanıyordu.

Rusya’da bulunan Kûfî yazılı kitabelerde Arapların Hazarlar ve Bulgarlarla birlikte yaşadıklarını kanıtlamaktadır.

Fakat Bulgarın ötesine geçip geçmedikleri hakkında bilgi yoktur. Bununla birlikte İslâm’la Bizans İmparatorluğu arasında bir tampon devlet görevi yapmış olan Hazar İmparatorluğu’nun Müslümanların ve Doğu’nun ürünü olan pek çok malın Hristiyan ülkelerine ulaşmasını kolaylaştırdığı bilinmektedir.

Müslüman tâcirlerin bu yolla elde ettiği başlıca mallar şunlardı: Samur, beyaz kürk, kakım kürkü, tilki, kunduz, benekli tavşan, keçi derisi, mum, ok ve malzemesi, huş ağacı kabuğu (betula), balık zamkı, balık dişi, hint yağı, kehribar, işlenmiş at derisi, dal, fındık, kılıç, zırh, akçaağaç, köle, şahin, küçük ve büyük, baş hayvan. Bunlara karşılık Arapların Kuzey Avrupa’ya getirdiği mallar halı, çeşitli giyecekler, süs eşyası ve vazo idi.

Para

Arapların İslâm öncesi dönemde kullandıkları altın ve gümüş paraların ağırlığı İslâm döneminde basılan paraların ağırlığının iki katıydı. Altın ve gümüş tartımında kullandıkları birimleri “rıtl, ukiye, çekirdek ve dânikti” 1 rıtl 12 ukiyye ağırlığındaydı. 1 ukiyye 40 dirhem ve 1 rıtl 480 dirhem ağırlığındaydı. 1 çekirdek, 5 dirheme tekabül ediyordu. 1 dânik ise kabuğu soyulmamış orta büyüklükte 8 arpa ve bir arpanın beşte birine denk kabul edilmekteydi. Hz. Peygamber Mekkelilerin kullandığı para ve tartılarda bir değişiklik yapmadığı gibi ondan sonra gelen halifelerde paralar üzerinde bir değişiklilik yapmadı tüm paralar eski esas ve kıymetine göre işlem gördü.

Her ne kadar ilk İslâm parasını H. 76’da Abdülmelik b. Mervan bastırmış olsa da öncesinde de bu konuda teşebbüsler oldu. İlk olarak para basmayı düşünen kişi Hz. Ömer oldu. O, deve derilerinden para basmayı düşündü. Fakat istişare neticesinde sahabenin önde gelenlerinin bu fikre karşı çıkması üzerine deve derisinden para basmaktan vazgeçti. Hz. Ömer böyle bir fikri, istişareye sununca sahabe ona “öyleyse deve yavrusu kalmaz” diye itiraz ettiği belirtiliyor. Hz. Ömer’in deriden para basma isteğinin nedeni olarak tüm halka yıllık fert başına en az 4 bin dirhem gelir sağlama fikrinin olduğu görülüyor.

Deriden para basma işinden vazgeçse de Hz. Ömer’in gümüş dirhem basmayı emrettiği ve H. 18’de dirhem darp ettirdiği hakkında muhtelif kaynaklarda bilgiler bulunmaktadır. Yalnız bu dirhem basma işi yeni bir paranın piyasaya sürülme işlemi olmayıp tedavülde bulunan paraların taklidiydi. Bu nedenle Hz. Ömer ilk İslâm parasını basan kişi olarak kabul edilmedi. Hz. Ömer, kisveyi nakş ile dirhem basılmasını emretti ve bunların bazılarına “Elhamdulillah”, bazılarına “Muhammed Rasulullah” ve bazılarına ise “La ilahe İllallahu vahde” cümlelerini ilave etti. Hz. Ömer’in hilafetinin sonlarına doğru her 10 dirhem 6 mikale karşılık gelecek şekilde düzenleme yapıldı.

Dirhemlerin ağırlığı hususunda kaynaklarda ittifak bulunmaktadır.

Es-Sevâdu’l-Vafiye veya Bağliyye olarak isimlendirilen büyük dirhemler altın tartısını tayin eden miskal esasına tabi idi. Bir miskal olarak darp edilirdi ve 20 kîrât ağırlığındaydı. Altın para olan dinarın ağırlığı da büyük bir dirhem ile aynıydı. Miskalin yarısı olarak darp edilen dirhem ise 10 kîrât ağırlığında olmaktaydı. Buna “taberiye” deniliyordu. Bunun haricinde 12 kîrât ağırlığında dirhem de darp edilmekteydi.

Hz. Ömer, ilk olarak dirhem darp etmeye karar verdiğinde piyasada tedavülde bulunan sikkelerin ağırlıklarını ölçtürdü. Bunlardan bağliye adı verilen dirhemler 8 dânik ağırlığındaydı, taberiler 4 dânik ağırlığında, mağribiler 3 dânik ağırlığında ve yemeni denilen dirhemler 1 dânik ağırlığındaydı. Hz. Ömer, insanlar arasında en yaygın olarak kullanılan dirhemlerden en ağırı ve en hafifinin araştırılmasını istedi. Böylece bağliyye ve taberiyye dirhemlerinin yaygın olarak kullanıldığını gördü. Böylece bu ikisinin toplamının yarısı 6 dânik olarak yeni dirhemler darp edildi. Hz Ömer’in bastırdığı dirhem 4,060 gr’idi.

Hz. Ömer döneminde İran’da Ebreşehr ve Nîşâbur şehirlerinde, Irak’ta Basra, Kûfe ve Vâsıt’ta, Suriye’de Dımaşk, Humus, Ba’lebek ve Taberiye’deki darphanelerde dinar ve bakır paralar bastırılıyordu. Ayrıca Eliya ve Antakya’da, Kuzey Afrika’da Fustat (Mısır)ve Kayrevan’da (Tunus) da darphâneler bulunuyordu.

Bu yazımız da ilginizi çekebilir:

Masonluk Tarihi, Masonik Efsaneler ve Örgütler Araştırması

Melek Yatırımcı Nedir?

 

Kaynak

Mustafa Özbakır, Dört Halife Döneminde Ekonomik Yapı (632-661)

 

*Bu çalışmanın tüm hakları, Mustafa Özbakır’a aittir.

*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.