GenelPolitikaTarih

İstanbul’un Kuruluşu, Tarihi ve Fatih’in İstanbul’u Fethi

Konstantinopolis, 324 yılında Konstantinus tarafından Byzantion şehri üzerine, Doğu Roma İmparatorluğu’nun yeni başkenti olarak kurulmuş ve kısa süreli Latin egemenliği dışında, Osmanlıların 1453’teki fethine kadar Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nun başkentliğini yapmıştır. Kuruluşundan itibaren ‘İkinci Roma’ veya ‘Yeni Roma’ adı verilse de, “Kostantinos’un kenti” anlamındaki Konstantinopolis adı kullanılmıştır. Bu ad öyle yerleşmiştir ki; Sultan II. Mehmed (h.1444-1446, 1451-1481) tarafından alındıktan sonra da resmi yazışmalarda Konstantiniyye adı uzunca bir süre daha kullanılmıştır. Şehir; V.yy’da Doğu Akdeniz’in en önemli şehri haline gelmiştir. Bin yılı aşkın tarihinde, Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu egemenliği altındaki topraklar büyük ölçüde değişse de, Konstantinopolis imparatorluğun idari ve dinî merkezi olmayı sürdürmüştür.

Konstantinopolis, doğu ile batı, kuzey ile güney arasında akıp giden ticaretin en kritik noktasındadır. Roma’nın öncesinden beri Belgrat’ta Tuna’dan güneye inen yol, Meriç nehrini takip ederek Konstantinopolis’e, karşıda Üsküdar’a (Skutari) geçerek Bağdat ve Hindistan’a ulaşmaktadır. Doğu’nun ipek, baharat ve değerli eşyalarının en kısa yoldan batıya ulaşımı Konstantinopolis üzerinden sağlanmaktadır. Aynı şekilde Batı’nın yünlü dokuma ve silah malzemeleri Doğu’ya aktarılmaktadır. Ayrıca; Karadeniz-Marmara-Akdeniz bağlantısının kesişme noktası da Konstantinopolis’tir. Nitekim Orhan Bey (h.1326-1359) zamanından itibaren Rumeli’ye geçişin bir sebebi de, bereketli Rumeli havzalarının yanında ileride Konstantinopolis’in sahip olduğu ekonomik gücü elde etmektir. Osmanlı’nın Konstantinopolis’i alma teşebbüsleri, II. Mehmed’den önce 1395-1423 yılları arasında yapılmıştır. Yıldırım Bayezid (h. 1389- 1403) 1395 yılında şehri kuşatmış olsa da, 6 aylık muhasarayı Macar kralının Sofya’ya saldırması üzerine kaldırmıştır. 1395 senesindeki kuşatmada Anadolu yakasına bir hisar (Anadolu Hisarı) yapılmış, şehir kuşatılmış ve gelişmeler neticesinde şehrin içine Müslüman mahallesi kurulması kararlaştırılarak kuşatma kaldırılmıştır. Bazı tarihçiler kuşatmanın kaldırılmasına gerekçe olarak Timur’un (h.1368-1405) Anadolu’ya girmesini gösterir. 1412’de Musa Çelebi (d.1388-ö.1413), kuşatmasını Mehmed Çelebi (h.1413-1421) ile yaptığı savaşlar sebebiyle kaldırmıştır. 1422’de II. Murad (h.1424-1451), Haziran ortasında şehri kuşatsa da Eylül sonlarında İmparator II. Manuel (h.1391-1425)’in ağır şartlarla içeren antlaşmayı kabul etmesiyle kuşatmayı kaldırmıştır.

Osmanlı fütuhatı, ağırlığını Balkanlarda hissettirirken Bizans, başkentini çevreleyen şehri surları içine hapsolmuştur. Ayrıca Bizans’a ait olan Konstantinopolis, Osmanlıların Anadolu ve Rumeli’deki topraklarını birbirinden ayırarak Osmanlı arazisinin içinde bir yabancı unsur olarak durmaktadır. Balkanlarda hâkimiyetin sağlanması, Karadeniz ve Ege denizlerinde söz sahibi olmak Boğazlara hâkim olmaktan geçmektedir. Bizans, başkenti çevreleyen kalın surların gerisinde kendini emniyette hissettiği her fırsatta Osmanlı’ya zarar verme arayışına girmektedir. Anadolu’da Türk-İslam birliğinin kurulmasını önlemek amacıyla Anadolu beylerini fırsat buldukça Osmanlı aleyhine kışkırtmaktadır. Ayrıca birçok Haçlı seferinin düzenlenmesine önayak olmaktadır. Osmanlı’nın aleyhindeki faaliyetleri devletin doğuda ve batıda ilerleyişini akamete uğratmaktadır. Özellikle Timur’un Anadolu’ya gelmesinden (1395) sonraki yarım yüzyıl boyunca Osmanlılara karşı Bizanslılar, bazen hasımlarını Osmanlı’ya karşı kışkırtarak, bazen şehzadeleri kullanarak bazen savurduğu haçlı tehditleriyle bölgede uzun zaman tutunabilmişlerdir. Hatta II. Mehmed Karamanlılarla savaşırken (1451), tahtta hak iddia eden Şehzade Orhan Çelebi (d. 1412 – ö. 29 Mayıs 1453)’yi serbest bırakma tehdidiyle birkaç ayrıcalık kazanmıştır. Papa ile Ortodoks Kiliselerinin birleşme anlaşması (1439-Floransa Konsili) uyarınca 12 Aralık 1452’de İmparatorun da hazır bulunduğu, Ayasofya’daki tören, Osmanlılara karşı bir birlik ve tehdit mesajı olarak görülmüştür. II. Mehmed’i, dış nedenler kadar iç nedenler de Konstantinopolis’i bir an önce fethetmeye zorlamaktadır. II. Mehmed’in yeniden tahta çıkışı, bir öncekinde devletin düştüğü perişan durumu bilenler için Osmanlı’ya darbe vurma zamanının geldiğine işaret etmiştir. Anadolu ve Balkanlar’da Osmanlı tâbileri, hatta Bizans birtakım tehditler savurarak taviz koparmak niyetindedirler.

II. Mehmed, Bizans ve Sırp yönetimleriyle babasının yaptığı antlaşmaları onaylamıştır. Anadolu’daki siyasi durum dolayısıyla Sırp Despotluğuna Sırbistan’daki bazı yerleri bırakmıştır. Fırsatı değerlendiren Bizans İmparatoru XI. Konstantinos (h. 1449-1453) da Çorlu’ya kadar olan bir kısım köyleri ele geçirmiştir. Tahta rakip Orhan Çelebi’nin masraflarına karşılık kendisine yıllık 300.000 akçe ödenmesini istemiş, bu isteğini de Sultan kabul etmiştir (1451). Sultan Edirne’de bir meşveret meclisi toplamış, bu mecliste gazâ geleneği anlatılmış ve Konstantinopolis’in Osmanlı Devleti’nin güvenliğini tehdit ettiği noktalar üzerinde durulmuştur. Meclisten çıkan fetih kararı, fetihten sonra önemli değişiklik bekleyen beyleri ve savaş yanlısı müşavirleri tarafından coşkuyla karşılanmıştır. 1452 yılının başında Bizans dışındaki devletler ile doğuda ve batıda sulh sağlanmıştır. Artık hedef; bir iç mesele haline gelmiş Bizans gibi görünmektedir. 20-30.000 insanın ciddi gayreti ile 40 gün ve gecede tamamlanan (13 Ağustos 1452) Rumelihisarı, Konstantinopolis’in Karadeniz tedarik merkezleriyle olan bağlantısını kesecek, Anadolu- Rumeli arasındaki geçişi güvence altına alacak ve gerektiğinde kuşatma ordusuna üs olacaktır. Hisar tamamlanınca II. Mehmed; İmparatora Konstantinopolis’i teslim etmesini, aksi halde savaşa hazırlanmasını bildirmiştir. İmparator, arhontlarından (yüksek devlet görevlisi) bazılarını adalara ve diğer Hristiyan eyaletlerine göndererek, buğday, her nevi başka hububat ve her türlü yiyecek satın aldırmıştır (Eylül 1452). İlkbaharda II. Mehmed’in surların önüne gelmesini beklemektedir. Sakız Adasından topladıkları her nevi levazımla, yani buğday, şarap, zeytinyağı, kuru incir, keçiboynuzu, arpa ve sair her türlü hububatı getiren pek büyük 4 gemi ve Mora’dan gelen 1 gemi, beraberlerinde pek çok teçhizat ve savaşmaya gönüllü dilaverler de getirmiştir. Konstantinopolis’teki Venedik kolonisi de İmparatorla beraber şehri savunmak için harekete geçmiştir. Ayrıca Haliç’te demirli 5 Venedik ticaret gemisi savunma için alıkonulmuştur. Galata’da bulunan Cenovalılar ise kendi menfaatleri için her ihtimali göz önünde bulundurup iki yanlı bir siyaset takip etmişler; İmparatorun yanında yer aldıkları gibi Osmanlılara da yardıma hazır bulunmuşlardır.

İstanbul'un Kuruluşu, Tarihi ve Fatih'in İstanbul'u Fethi 1

Bizanslıların esas savunma gücünü; şehrin emsalsiz stratejik konumu ve II. Theodosius’un (h. 408-450) yaptırdığı, VIII. İoannis (h. 1425-1448) ile XI. Kostantinos’un (ö.1453) tahkim ettirdiği şehrin korunmasına vazifeli aşılmaz denilen surlar oluşturuyordu. Marmara’dan Haliç’e 5,5 km uzunluğunda olan kara surlarının iç duvarı denilen bölümü 34 m kalınlığında ve 13 m yüksekliğindedir. Her iki sur, birbirinden kale duvarlarıyla, çukur ve 15 ila 20 m genişliğinde olan hendeklerle ayrılmaktadır. Toplam uzunluğu 22 km’yi bulan oldukça kuvvetli durumdaki surlarla Konstantinopolis bir ada görünümündedir. Bu hat çok defa (29 kere) Bizans’ı taarruzdan kurtarmış, kendini kanıtlamıştır. Ancak II. Mehmed’in elindeki topçu gücü o güne kadar öylesine görülmemiş büyüklükte idi ki çağdaş Bizanslı tarihçi Kritovulos ‘her şeyi toplar yaptı’ diyecektir.

1453 senesinin kışı boyunca kuşatmanın yapılabilmesi için ciddi bir hazırlığa girişilmiştir. Anadolu ve Rumeli’den asker toplanmış, “Edirne’de ejderha-peyker toplar dökülüp, yayadan müsellemler, garipler, silahtarlar, ulûfeciler, Anadolu ve Rumeli evlatları azaplar, sipahiler, fethe katılmak isteyen gönüllülerle beraber, âlimler, şeyhler ve dervişler, tekke-nişîn abdallar, pir ve civân ve halk-ı cihân gazâ-yı ekberdir deyip” gelenlerin sayısı Bizans yönetiminin elindeki asker sayısını kat kat geçmiştir. İmparator 1452 sonbaharında İtalya’ya ve Batı ülkelerine (Fransa, Floransa, Aragon) elçiler gönderip acil yardım istediyse de, Venedik dâhil hiçbiri II. Mehmed’in bu işe kalkışacağına ihtimal vermemektedir. Konstantinus ayrıca Papa V. Nicolaus’a (d.1397- ö.1455), iki kilisenin birleşmesi hususunda 1439 Floransa Konsili’nde alınan kararları uygulamaya Bizans’ın hazır olduğunu bildirmiştir. Halk birleşme fikrine şiddetle karşı çıksa da İmparator, Batı’dan yardım alabilmek için başka çaresi olmadığını bilmektedir. İmparatorluğun ancak Doğu ticaretinde menfaatleri olan Latinlerin yardım etmesiyle savunulabileceğini ve bu yolla Batı’yı harekete geçireceğini düşünmektedir. Latinlere karşı olan papazlarla beraber Georgios Scholarios (d.1400-ö.1473) ve kindar halk bu birleşmeyi protesto etmiştir. Şehirde, Scholarios’un “Latin külâhı görmektense Türk sarığı görmek evlâdır” sözü öteden beri halkın sloganı olmuştur.İstanbul’un Kuruluşu, Tarihi ve Fatih’in İstanbul’u Fethi, Tarih arşivinin karanlık sayfalarından çıkarılıyor…

Bizans tarafında 5.000 Grek ve 1.000 yabancı asker ve halktan silahlananlarla toplam 7-8.000 kişi müdafaaya hazırlanmıştır. Yabancılar birliğini, Ocak 1453’te harp sanatında mahir 700 Cenevizli askerle dolu 2 galeri ile İstanbul’a ulaşmış olan Cenovalı ünlü general Giustiniani-Longo (ö.1453) yönetmektedir. İmparator, Giustiniani ve askerlerine öyle güvenmiştir ki, hem onları tevzi etmiş hem de Gustiniani’yi savunma başkumandanı ilan etmiş ve müdafaa başarılı olursa ona Limni (Limnos) adasını vereceğini vaat etmişti. Osmanlı öncüleri, 2 Nisan’da surlar önünde göründüklerinde Bizans birlikleri dışarı çıkmış, küçük bir muharebe meydana gelmiştir. Ancak arkadan daha büyük bir ordunun geldiğini gören Bizans askerleri anında geri çekilmiştir. Şehrin kapıları kapatılmış, hendekler üzerindeki köprüler de yıkılmıştır. Sultan II. Mehmed, 5 Nisan’da Konstantinopolis önüne vardığında İslami geleneklere uygun olarak önce imparatora elçi gönderip kan dökülmemesi için şehrin teslimini istemiştir. 6 Nisanda kara ordusunun ilk bölüğü Bizans surları önüne gelmiş, II. Mehmed otağını Romanus Kapısı (Topkapı) önüne, Bizans sarayının (Blehernae- Tekfur Sarayı) tam karşı istikametine kurmuştur. Savunmanın en zayıf olduğu düşünülen bu yer, taarruzun odak merkezi olmuştur.

Akabinde (6 Nisan) başlayan top atışları surun zayıf noktalarına yapılmaya başlanmıştır. Topların doldurulup yeniden ateşlenmesi 2 saat sürdüğünden bir top günde 7 gülleden fazla atamıyor ve 14 batarya ateşleriyle yeri göğü inletmektedir. Açılan gediklerden şiddetli hücum yapılmasına rağmen hendekli sur seti ve mukavemetli Bizans direnci buna karşılık vermektedir. 9-12 Nisan’da Osmanlı donanmasının haliç zincirini aşma teşebbüsleri netice vermemiştir. 20 Nisan’da, 3’ü Papalık 1’i Bizans gemisi 4 gemi (..iki Kûh-peyker göğe –ki her biri hey’et-i vüs’âtte sefine-i nûh’dan hikâyet eder idi- enva’-ı esliha vü yarağ ile memlû ve bahadırlığ u pehlevanlığ ile meşhur merede-i murdâr ile meşhûn göndermişler imiş… hazır bulunan gemiler ile Kapudan Balta-oğlı Süleyman Beğ ol divlere karşu varup çattı, ceng-i azîm etti amma, zafer müyesser olmadı. Kafir limanun kapusundan) Haliç’e girmiştir. 22 Nisan gecesi Galata’nın üstü ormanlık arazi içinden geceleyin kızaklarla çekilen 70 kadar orta ayar gemi Pazar günü sabahı Haliç’te görünmüştür. Bir hafta içinde haliç surları denizden kuşatılmış ve karşı yaka ile köprü bağlantısı tesis edilmiştir. Bizans, birliklerinin bir kısmını halicin savunmasına yollamıştır. Artık şehir hem karadan hem haliçten mancınık ve toplarla dövülmektedir.

Muhasaradan netice almadan geri dönülmesi halinde Osmanlı bölgede ciddi stratejik itibar kaybedebilir, bölgedeki üstünlüğü zayıflayabilir, kuşatmadan yorulmuş askerinin karşısına kuvvetli bir Haçlı ittifakı çıkarılır ise onlara mağlup olabilir, belki de Timur vakasına benzer bir durumla karşı karşıya kalabilirdi. Muhasaradan önce Balkanlarda sükûnet sulhle sağlanmış ise de sulhun sağlamlığı da şüphelidir. Muhasaranın kaldırılması Osmanlıyı aciz gösterecek, bu durum Balkan Devletlerine daha önceleri kaybettikleri toprakları geri almak için bir fırsat meydana getirecektir. 20 Nisan’da gelen gemilerin İmparatora, peşlerinden 30 geminin gelmekte olduğunu haber vermesi Bizans’a moral vermiş idi ki fetih mümkün olduğunda bu gemiler Sakız adası civarına kadar gelmiştir. 20 Nisan’da boğaza giren 4 gemi karşısında alçak ve küçük olmalarından dolayı zayıf kalan Osmanlı gemileri şayet bir sabah karşılarında 30 gemiden mürekkeb donanma bulurlarsa o vaziyetin doğuracağı sonucu tahmin etmek zor olmayacaktır. Uzayan kuşatma şehirdeki gıda maddelerinin tükenmesine sebep olmuştur. Mevzilerde olması gereken askerler, ailelerine yiyecek bulmak umuduyla sık sık yerlerini terk etmeye başlamışlardır. Mayıs ayının ilk günlerinde kıtlık gerçekten acı bir hal almıştır. Şehrin içindeki bağ bostanlar da o mevsim beklenen ürünü vermemiş, balıkçılar dahi Haliç’e açılamamaktadır.

Sultan şehri harap olmadan ele geçirmek istiyorken ‘Frenk kâfirleri’ Rumları savaşa devam etmeye zorlamaktadırlar. Zira Rumlar sadece İstanbul’u, fakat Frenkler Levant’taki sömürge güçlerini ve ticaretleri kazançlarını kaybedeceklerini düşünmektedirler. Sultan kuşatma sırasında defalarca sulh teklifinde bulunmuş ve şehrini kahramanca savunmadan ötürü çok etkilendiği İmparatorun şahsiyetine dokunmadan mesela Mora’ya veya başka yere yerleşmesine ve orada görev yapmasına müsaade edeceğini bildirmiştir. Ancak şehirde bulunan müttefiklerin kararları doğrultusunda hareket eden İmparator, bazen şehri teslim etme noktasına gelmiş olmasına rağmen, savunmaya devam etmekte ısrarcı olmuştur. Bu durum kuşatmayı uzatmış ve şehrin büyük ölçüde tahrip olmasına yol açmıştır. Şehrin daha fazla harap olmaması için yağma kısa sürede durdurulmuştur. Zaten padişah izin verirken resmi binaların kendisine ait olduğunu ve belirli kurallar dâhilinde yağmaya müsaade ettiğini duyurmuştur. Nitekim Ayasofya önünde bir heykeli parçalayan yeniçeriyi görüp onu bundan men etmiş ve cezalandırmıştır.

29 Mayıs 1453 salı gecesi sabaha yakın bir zamanda, genel taarruz başlamıştır. Bunun üzerine, alarm verilince bütün şehir çan sesleriyle çınlamıştır. Sultan 10.000’i silahlı sadık genç kulları (yeniçeriler) ile beraber surlara yaklaşmaya çalışıyor, İmparator ise müdâfilerle beraber cesaretle karşılık vermektedir. Edirnekapısı tarafında çok sayıda gedik açılmış, top atışlarının bu tarafa tevcih edilmesiyle, şehrin üzerine çekilen perde yırtılmıştır. Tekfurun muhteşem evinin yakınlarında tahribat vuku’ olup, çok sayıda ev de hasar görmüş durumdadır. Türk askerleri suru yarar ve önlerine çıkan Bizanslıları ya öldürerek ya da esir alarak Tavros (Sultanahmet) meydanına gelirler, öğleden sonra içeriden kilitlenmiş Ayasofya önünde dururlar. Bu sırada İmparator öldürülmüş, Giustiniani de yaralanmıştır. Haliç ağzı boş bırakıldığından yaralı general buradan rahatça çıkıp gitmiştir. Hem Galata’dan hem İstanbul’dan eline yüzen bir şey geçiren şehri boşaltmaya başlar. Zağanos Paşa bu kaçışa mani olmaya çalışsa bile pek çok kişi kaçmıştır. Şehir yağma yerine dönmüştür. Kritovulos bu sahneyi şöyle anlatır: “… kara ve deniz askeri sabahın erken saatlerinde şehre girerek yağmaya başladıklarından az bir zaman içinde şehir harabeye dönerek kötü bir şekil aldı. Şu derecede ki; az bir süre evvel burasının bütün ziynet ve ihtişamıyla zamanın en parlak şehri olduğuna ve insanlarla dolu bulunduğuna inanılamazdı.”

İstanbul'un Kuruluşu, Tarihi ve Fatih'in İstanbul'u Fethi 2

Öğleden sonra Sultan şehirde kısa bir gezintiye çıkar ve aynı günün akşamı yağmanın bittiğini söylemiştir. Kente asıl resmi girişini, korku kaybolunca vezirleri, kumandanları ve ümeradan toplu bir alay maiyetle beraber Ayasofya’ya doğru gerçekleştirmiştir. Sultan mabetten çıkınca Megadük Notaras’ı yanına çağırtmış, ona “Şehri teslim etmemekle iyi bir iş yapmadınız. Bak ne kadar zarar, ne kadar hasar oldu, ne kadar esir oldu.” Megadük şöyle cevap vermiştir; “Efendim ne bizim ne de imparatorun şehri size verecek salahiyetimiz yoktu. Bundan başka adamlarından bazıları dayanın, Sultan size tahakküm edemeyecektir diye haber yolladılar. Biz de buna güvendik”. Sultan kendisini teselli ettikten sonra, “Ben şehrin bütün idare işlerini sana tevdi edeceğim; imparatorun zamanında haiz olduğun şan ve şereften ziyade seni şerefe nail eyleyeceğim. Müsterih ol.” demiştir. Sultan, İmparatorun sarayında temayüz etmiş olan asil ve mevki sahiplerinin adlarını dükten alarak, bir kâğıda yazmış ve bunlardan gemilerde ve çadırlarda saklananların hepsini toplayarak, her biri için biner akçe verip Türklerden satın almıştır. Fetihten sonra Sultan, ‘Union’ karşıtı Scholarios, Notaras ve diğer Bizans soylularına çok iyi muamelede bulunmuş, esir beyzadeleri fidye ile kendisi kurtarmış aralarından bazısını yanına almıştır. Bizans 500 asker, erkek, kadın ve çocuk ile beraber yabancılar da dâhil edildiğinde 4.000 civarında kayıp vermiştir. Suriçi’nde esir alınanların sayısı ise 40.000’e yakındır.

Tursun Bey, Fatih’in Ayasofya’ya girdiğinde “Vaktâ ki bu binâ-yı hasisün tevâbi ve levâhikin harâb u yebâb gördü” der ve Sadî’nin şu meşhur Farsça beytini söylediğini rivayet eder;

Perde-dârî mî küned der tâk-ı kisrâ ankebût
Bûm-i nevbet mî zened der kal’a-ı Efrâsiyâb

“imparatorun sarayında örümcek perdedârlık ediyor,
Efrasiyab’ın kulelerinde baykuş nevbet vuruyor.”

Sultan Ayasofya’da müezzinlerinden birine ezan okumasını emretmiş, müezzin ezan okuduktan sonra maiyetiyle beraber namaz kılmış ve camiyi kendi hayratının ilk eseri olarak vakfetmiştir. Andre Clot, Fatih Sultan Mehmet adlı eserinde, “Öyle görünüyor ki büyük kilisede çok az kan döküldü. Türkler orada bulunanları tutuklayıp sonradan köle yapmakla yetindiler” der. Yine aynı yazar, Fatih’in akşam sivillerin tutuklanmasının durdurulmasını ve yağmalamaya son verilmesini emrettiğini, orduya mensup her kişiye, her askere kent halkını, kadınları ve çocukları öldürmeyi veya köle almayı ve bunlara karşı kötü davranılmasını yasakladığını; bu emre karşı gelen herkesin öldürüleceğini söylediğini de nakleder. Osmanlılar merhametli davranmayı kan dökmeye tercih etmişlerdir. Günün akşamında yağmanın bittiğini bildirmiş ve umumi af ilan etmiştir. Fethin akabinde tahtadan bir minber ve minare eklenmiş, fethin üçüncü gününde Cuma namazı kılınmıştır.

Yararlanılan Kaynaklar

Abdulcabbar Ece, Fetih Sonrası İstanbul’un Dini,Sosyo/Kültürel Dönüşümü (1453-1511)

Halil İnalcık, “Mehmed II”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, Cilt: 28

Friedrich. Giese, Anonim Tevarih-i Ali Osman

Mahmut Ak, “Şehir ve İnsan”, İstanbul: Şehir ve Medeniyet

Şerif Baştav, 16. Asırda Yazılmış Grekçe Anonim Osmanlı Tarihi

Steven Runciman, Konstantinopolis Düştü

Halil İnalcık, Fatih Devri üzerinde Tetkikler ve Vesikalar-1

Tursun Bey, Tarih-i Ebu’l Feth

Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi

Andre Clot, Fatih Sultan Mehmet

*Bu çalışmanın tüm hakları, Abducabbar Ece’ye aittir.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün