Jeopolitik Açıdan Birinci Dünya Savaşı Ve Alman Yayılmacılığı

I. Dünya Savaşının birçok sebepleri vardır. Ancak temel sebebi Almanya’nın sömürge edinme hedefi ve Jeopolitik sorunlarından kaynaklanmaktadır. Denize açılan kıyısı İngiltere tarafından abluka altında olan ve etrafı büyük güçlerle çevrilmiş halde bulunan Almanya kendini tehdit altında gördüğü için bölgede denge ve ittifak çabalarına girişmiş ve ülkelerin çeşitli jeopolitik, jeostratejik ve tarihi hedeflerinin bir araya getirdiği iki güçlü blok oluşmuştur. Bu iki blok arasındaki çatışmalar bir kıvılcımla başlayıp önce Avrupa’yı ve daha sonra Tüm Dünya’yı savaşın içine çekmiştir.

I. Dünya Savaşının Nedenleri

1 – Sanayi Devriminin neden olduğu sanayileşme, hammadde ve sömürgecilik yarışı, silahlanma yarışı:
Hammadde arayışı ve sömürge rekabetine bir de petrolün önem kazanması eklenince başta İngiltere olmak üzere, batılı devletler gözlerini Ortadoğu ve Hindistan’a dikmişlerdi. İngiltere bu konuyu, “Hindistan’a sahip olduğumuz sürece dünyanın en büyük devletiyiz” diyerek dile getiriyordu. İngiltere diğer tarafta Basra körfezi nedeniyle Osmanlı Devleti ile sorun yaşıyordu. Rusya’nın ise güneye inme, İran, Afganistan ve Mezopotamya bölgesinin ele geçirilmesi hayali vardı. Bu rekabetten geri kalmak istemeyen Almanya ise Osmanlı ile sıkı ilişkiler kuruyordu. Özellikle demiryolları ile Ortadoğu’ya ulaşmaya çalışıyordu ve Bağdat’a kadar uzanan demiryolları yapımı için imtiyazlar almış durumda idi.Ancak Bismarck’ı sömürge rekabetine sürükleyenler Hamburglu tüccarlardı ve II. Wilhelm’i de Ortadoğu’ya sürükleyen kendi imparatorluk hırsı yanında yine Avrupa’ya kapanıp kalmamak yönündeki iç baskılardır. Almanya’nın Ortadoğu ile ilgilenmesi İngiltere’yi rahatsız ediyordu. Zira 1908 yılında İran’daki petrol gelirlerinin %84’ü İngiltere’ye gidiyordu.
2 – Almanya ve İtalya’nın ulusal birliklerini kurarak Avrupa’daki güç dengelerini bozmaları ve Almanya’nın güçlenerek İngiltere ile rekabete girişmesi:
Özellikle Almanya kıtanın merkezinde olduğu için büyümesi Avrupa’daki diğer güçlü devletler için tehdit oluyordu.
3 – Bu rekabet ve silahlanma sonucunda Almanya ve İngiltere etrafında birleşen güçlü devletlerden iki rakip blok oluşması:
Sömürge ve hammadde yarışında İngiltere I. Dünya Savaşına kadar sömürgelerin çoğuna hâkim olmuş, ancak XIX. yüzyıl’ın sonunda Almanya ve ABD’nin güçlenerek bu rekabete katılması özellikle Avrupa’da İngiltere ile Almanya’yı karşı karşıya getirmiş ve iki blok oluşmuştur. 1871’den 1914’e kadar bu rekabet şiddetlenerek devam etmiş, adeta barışı korumak için var güçleriyle savaşa hazırlanmışlardır. Ancak, “…barışı tehlikeye atan bu iki lider ülkenin rekabeti değil, bunlara dayanarak politika yapan blok içi diğer ülkelerin davranışları olmuştur. Sırbistan’ın Rusya’ya, Avusturya’nın Almanya’ya ve Fransa’nın da hem İngiltere ve hem de Rusya’ya sırtını dayayarak sorunlara yaklaşmaları 1914 öncesi uluslararası ilişkilerin en kırılgan özelliğini oluşturuyordu.”
Oluşan bloklardan birisi, İngiltere, Fransa, Rusya, Belçika, Sırbistan ve Karadağ’ın oluşturduğu Üçlü İtilaf, (Trible Entente), diğer blok ise Avusturya, Almanya ve savaşın başında tarafsızlık ilan edip sonradan itilaf devleri safına geçen İtalya’dan mürekkep Üçlü İttifak(Trible Alliance)’dır. Daha sonra ittifak devletlerine Osmanlı Devleti ve Bulgaristan katıldı.
Güçlü devletlerin hepsinin kendini diğerlerinden üstün görerek, her türlü rekabette ve anlaşmazlıkta sert tavır takınmaları ve geri adım atmamaları. Her iki blokta da saygın güce sahip olan devletler bulunuyordu ve hiçbir alanda rekabetten geri kalmak istemiyorlardı. Silahlanma yarışı içerisinde her iki taraf da kendisini diğerinden üstün gördüğünden, en ufak anlaşmazlıklardan bile buhranlar doğuyordu. Buhranlar büyüdükçe silahlanma yarışı daha da hızlanmıştı. “Fabrika bacasından çıkan dumanlar coğrafî havayı olduğu kadar siyasî havayı da bozdu.”
5 – Fransa ile Almanya arasındaki Alsac-e Lorainne bölgesi anlaşmazlığı:
Prusya’nın Alman birliğini sağlarken Avusturya’yı yenilgiye uğrattığında, yenik muamelesi yapmayıp, Fransa’yı işgal ettiğinde ise acımasızca davranması, Fransa için bir onur meselesine dönüşmüş, böylece Almanya ve Fransa çatışması ortaya çıkmıştı. Bu çatışma özellikle Alsac-e Lorainne bölgesi üzerinde yoğunlaşmıştır. Bismarck Fransa’nın gelecekte intikam alma tehlikesini öngördüğünden Avrupa’da Fransa’yı yalnız bırakma siyâseti gütmüştü. Diğer taraftan Avrupa’daki diğer güçlere karşıda politikalar geliştirmişti. Fransa’nın İngiltere ve Rusya ile bir araya gelmesine engel olup, İngiltere ile mümkün olduğu kadar anlaşmazlık yaşamamaya çalıştı. Ancak Fransa da gizliden gizliye intikam için fırsat kolluyordu.
6 – Avusturya ile Rusya arasında Balkan topraklarını ele geçirme mücadelesi.
7 – Rusya’nın Osmanlı Devleti üzerindeki emelleri. “Nitekim, Akdeniz’e ulaşmak isteyen Ruslar, Boğazları almak veya en azından Boğazlardan rahatça geçmek amacındaydılar.”
8 – 1890’dan sonraki Alman Dış Politikaları;
1890’a kadar Bismarck’ın politikaları içte ve dışta büyük devletlerle uyumu amaçlıyordu. Ancak tahta genç yaştaki II.Wilhelm’in geçmesi, gençliğin ve tecrübesizliğin etkisi ile Bismarck’ın politikalarına itiraz etmesi ve tam aksi niyetler gütmesi sonucunda Bismarck başbakanlıktan azledildi. İngiltere ile ilişkiler tam tersine dönmeye başladı. Bismarck’ın politikalarını korkakça bulan II.Wilhelm büyük bir dünya gücü olmak istiyordu. İlk olarak donanma gücünü artırmak için tersaneler kurdu ve büyük gemiler inşa etmekle işe başladı. Tabi güçlü bir donanma demek İngiltere’nin denizlerdeki hâkimiyetine tehdit demekti. 1910 yılına gelindiğinde Almanya, Avrupa’nın en büyük sanayi ülkesi olmuştu. Jeopolitik tıkanma nedeniyle Almanya’nın güvenliği için yeni çözümler gerekiyordu. İngiltere gibi sömürgelerden yardım alamayacağına ve etrafında ittifak kuracak güçlü komşular olmadığına göre düşmanlarından daha yüksek savaş gücü gerekli idi. Bu sebeple hızlı bir silahlanma başlattı.
Ayrıca II. Wilhelm Rusya’yı da önemsemiyordu. Deniz gücü olan bir İngiltere ile ittifak kurmanın daha uygun olduğunu düşünüyordu. Bu sebeple Rusya ile anlaşmaları yenilemedi fakat İngiltere ile de arzu ettiği ittifakı kuramadı. Hatta politikaları İngiltere’nin Rusya ve Fransa ile ittifak kurmasına zemin hazırladı. Bu ortamda her an devletler arasında bir savaş çıkabilirdi. İki gruba ayrılan dünya milletleri, aynı ray üzerinde birbirine doğru giden iki lokomotif gibiydi.
Denizlerden hammadde ve sömürgelere çıkamayacağını gören Almanya’nın bunun yerine Osmanlı coğrafyasını kullanarak karadan Afrika ve Ortadoğu’ya yönelmesinin İngiltere’nin sömürge alanlarına bir tehdit içermeye başlaması ve Almanya’nın hızla güçlenip silahlanması İngiltere’yi tedirgin ediyordu. Ekim 1898 yılında Osmanlı Devletine düzenlediği gezi sırasında 13 Kasımda Sultan Selahaddin’in mezarı önünde 300 Milyon Müslüman’ın en iyi dostu olduğunu söyleyen II. Wilhelm böylece Müslümanların koruyucusu olduğunu ilan etmişti. II. Wilhelm’in doğu gezisi dış dünyada herkesi endişe ve hiddete sevk etmiştir. Sonuçta Almanya’nın bu politikaları İngiltere’nin Fransa ve Rusya ile ittifakına sebep olmuştur. Kısacası Almanya’nın Avrupa’nın kuzeyinde, denizlere çıkışı olmayan, sömürgeciliğe ve ticarete elvermeyen, etrafı büyük güçlerle çevrili olarak hareket edemez halde olması, jeopolitik olarak dezavantajlı duruma sokmaktadır. Bu dezavantajlı duruma çare arama çabaları yukarıdaki savaş sebeplerinin çoğuna kaynak teşkil eder.
Büyük bir silahlanma yarışının yaşandığı ortamda bir kıvılcım beklenirken Sırp gencin Avusturya-Macaristan veliahdını öldürmesi adeta domino etkisi yaratmıştı. Avusturya Sırbistan’a önce 23 Temmuz 1914’de ültimatom vermiş, 25 Temmuz’da savaş açmıştı, ancak Sırbistan’ın müttefiki Rusya idi ve Avusturya da Almanya ile anlaşma halindeydi. Avusturya Sırbistan’a savaş açınca, Sırbistan’ın müttefiki olan Rusya Avusturya’ya, Avusturya ile Pan-Germen birliğinden ötürü Almanya Rusya’ya ve Rusya’nın yeni müttefikleri İngiltere ve Fransa’da Almanya’ya savaş açtı. Caydırıcılık ve barışın sağlanması adına yapılan ittifaklar bir girdap gibi ülkeleri savaşın içine çekmişti hatta istemeseler de. O halde bu ittifaklar gerçekten barışı sağlamak için mi yapılmıştı? Yoksa barış bahâne miydi? Belki de bu ittifaklar kendilerini daha güçlü hissetmek için yapılmıştı.
İttifakların oluşturduğu iki blokta kara gücü olarak Merkezi devletler (İttifak Devletleri) daha güçlü iken denizlerde İtilaf devletleri özellikle İngiltere çok üstün durumda idi. Henüz tarafsız olan İtalya ittifak ve itilaf devletleri ile çeşitli görüşmeler yaparak savaş sonunda en çok toprak kazanacağı bir seçim yapmaya çalıştı. Avusturya İtalya’nın isteklerini ancak savaş bitiminde yerine getirmek üzere kabul etti. Aslında İtalya’nın Merkez devletlere pek güveni de yoktu, 26 Nisan 1915’de İngiltere’nin şartlarını kabul etmesi ve savaştan sonra Osmanlı topraklarından Antalya bölgesini de vaat etmesiyle anlaşma yaparak savaşa katıldı ve 20 Mayıs’ta Avusturya’ya savaş açtı. Savaşın başında Almanlar kısa sürede Belçika’yı işgal etti. Fransa’ya girdi. Ve İngiliz desteği ile Mern de durduruldular.

Batı Cephesi

Almanya’da iki cepheli savaş riski daha önce düşünülüp 1900 yılında Genel Kurmay Başkanı Schlieffen tarafından bu duruma göre planlar yapılmıştı. Bu planlara göre Rusya ulaşım ve coğrafî şartlardan dolayı seferberliği geç tamamlayacağı için önce Fransa’ya saldırıp altı hafta içinde Fransa yenildikten sonra Rusya’ya saldırılacaktı. Ancak Fransız ve Ruslar da bu plana göre hazırlanmış, Rusya üç haftada seferberliği tamamlarken Fransa İngiltere’nin desteğiyle Marne şehrinde güçlü bir savunma hattı kurmuştu. Müttefik güçler bu plan ile Almanları durdurdu ve Schlieffen’in planı tutmadı. Bu cephede İngiliz ve Fransız kuvvetleri Mayıs ve Eylül 1915’de iki kez taarruza geçse de sonuç alamadı ve 250.000 kayıp verdiler. Almanların kayıpları ise 140.000 oldu. 1915 yılında bu cephede sonuç verici bir gelişme olmadı. 1916’da Almanya Verdun’e saldırdı. 2.000.000 kişinin katıldığı savaşta 1.000.000’a yakın kayıp oldu. Bu cepheyi rahatlatmak için İngilizler Somme’ye saldırdı ve burada 420.000 kişilik kayıp verdi. Kısa sürede verilen kayıplar batı cephesinde yaşanan vahşeti gözler önüne sermektedir.

Fotoğraf: Ağustos 1916, Yakalanan Alman Tutsaklar Batı Cephesi’ndeki Longueau’da


1916’ya gelindiğinde batı cephesinde durum merkez devletlerin aleyhine gitmeye başladı ve Alman genel Kurmay Başkanı Falkenhayn görevinden alındı yerine Hindenburg atandı. Üç yıl kadar siper savaşları halinde geçen ve iki tarafında üstünlük sağlayamadığı bu cephe, savaş tarihinde eşi görülmemiş bir katliam makinesine döndü. Haftalarca süren topçu atışları, siper savaşları ve makineli tüfeklerin biçtiği insan tarlaları milyonlarca ölüm demekti. Mart 1918’de Rusların ihtilal nedeniyle savaştan çekilmesi üzerine Almanya tekrar batıya yönelerek batı cephesini yardı ve Paris’e yürüdü. Müttefikler ABD’nin desteği ile Almanları durdurabildiler. Özellikle Amerikan tanklarının gücüyle Almanlar tekrar doğuya doğru sürüldü.

Doğu Cephesi

Batı cephesinde taraflar çok kanlı çarpışmalarda birbirine üstünlük sağlayamazken doğu cephesinde Almanlar seferberlikte aceleci davranıp yeterli düzeni sağlayamayan Ruslar karşısında hızlı zaferler kazanıyordu. Nisan 1915’de başlayan taarruzla Galiçya Ruslardan temizlendi. Daha sonra Varşova, Konvo ve Vilna Almanların eline geçti. Osmanlı kaynaklarında Galiçya cephesi hakkında, Rus ordusundaki teşkilat eksikliğinin, levazım ve ulaşım bozukluğunun, günlük 15-20 bin esir verilmesine neden olduğu, altı hafta içinde Rus savunmasının hiç seviyesine geldiği, birkaç milyondan oluşan güçlü bir ordunun gerilme gücünü kaybetmiş bir zemberek gibi büzülüp kalmasının dünyada başka örneğinin olmadığı gibi bilgiler bulunmaktadır.
Bulgaristan da İtalya gibi toprak hesapları yapıyordu, ancak bulunduğu konum itibari ile Almanya ile Osmanlı arasındaki bağlantıları sağlama imkânı vardı. Bu özelliğinden dolayı isteklerini ittifak devletleri kabul etti ve 3 Eylül 1915’de Osmanlı ile 6 Eylülde Almanya ve Avusturya ile anlaşma imzaladı ve 12 Ekimde Sırbistan’a savaş açtı. Sırbistan iki cephe arasında kalmıştı, İngiltere ve Fransa’nın yardımı da yetmedi Avusturya Sırbistan ve Arnavutluğu işgal etti. Ancak savaşın genel sonuçları bu durumu tersine çevirecektir. Romanya 28 Ağustos 1916’da itilaf devletleri safında savaşa katıldı, Avusturya’ya saldırdı, Bulgaristan yardıma geldi. Ancak Rusya’da ihtilal olması Romanya’yı zor durumda bıraktı. 1917 baharında ateşkes imzalamak zorunda kaldı. Bu cephede Sırbistan ağır kayıplar verirken, İtalya Avusturya’ya karşı açtığı savaşta pek varlık gösteremeyip müttefiklerden yardım alması gerekti. Askeri teknolojisi rakiplerinden üstün olan Almanya, 1917-18’de Rusya’nın saf dışı kalmasıyla Batı Cephesine yüklendi ancak ABD’nin savaşa girmesi durumu tersine çevirecekti.

Osmanlı Cepheleri

Avrupa’daki rekabet nedeniyle başlayan savaşa Almanya’nın stratejik hamle olarak Osmanlı’yı da dâhil etmesiyle savaş büyük alanlara yayıldığı gibi Hilafet çağrısının muhatabı olan İslam coğrafyasında İngiltere’nin sömürgelerini de İngiltere açısından olumsuz etkilemiştir. Berlin’de Alman devlet adamları daha 1898’de Almanya ile Rusya arasındaki bir savaşta Türklerin bölgede 100.000 Rus askerini tutabileceklerini hesaplamışlardı. Nitekim I. Dünya Savaşında Osmanlı askerlerinin Galiçya ve Kafkas cephesinde etten duvar örmeleri Almanların bu hesaplarında yanılmadıklarını gösterdi. Aslında Osmanlı Devleti önce itilaf devletleri tarafında yer almak istemişti, ancak itilaf devletleri Rusya’ya verilen sözler nedeniyle Osmanlı’nın ittifak başvurularını kabul etmediler. Ayrıca Osmanlı’nın kendilerine yük olacağını düşünüyorlardı fakat stratejik öneminden dolayı tarafsız kalmasını istediler.
İngiltere’nin sömürgecilik faaliyetleri özellikle II. Wilhelm’den itibaren Osmanlı ve Almanya arasında bir yakınlaşmanın doğmasına neden olmuştu. Almanya açısından Osmanlı toprakları, Almanya’nın sömürgelerine çıkış yolu demekti, ayrıca Osmanlı coğrafyası savunma için yeterli stratejik derinliğe sahipti. Bu durumdan faydalanabilmek için Almanya Osmanlı Devleti ile çok yönlü ilişkiler kurmaya başladı. Askeri eğitim, silah desteği, İzmir-Ankara demiryolunun yapımı ve Bağdat demiryolları gibi. Özellikle demiryolların yapımı aslında Osmanlı’dan çok Almanya’ya hizmet için yapılmaktaydı. Çünkü Almanya’nın sömürgelerinden elde ettiği hammaddelerin ulaşımını sağlayacak başka yolu yoktu.
Almanya İtilaf Devletleri’nin çevrelemesinden kurtulmak için Osmanlı jeopolitiğinden faydalanmak istiyordu, ancak Osmanlı’nın ayak direme ve çeşitli bahâneleri sonunda Osmanlıya 500 milyon frank para ve 5 milyon lira kredi yardımı yaptı. Almanya ile ittifak edip hemen arkasından savaşa girmemek için, seferberlik tamamlanmadı, paramız yok, Bulgaristan girmeden biz de girmeyiz gibi bahâneler üreterek 3 ay oyalamaları, ittihatçıların hatalarını anlamış olmalarından olabilir.
Osmanlı Devleti ile Almanların savaş planı;
1. Doğu Anadolu ve Kafkasya’dan Rusya’yı çevirmek,
2. Süveyş Kanalı ve Mısır’a saldırarak İngiltere’nin sömürge yolunu kesmek.
3. Çanakkale’yi korumak için Trakya’ya güçlü bir ordu bırakmaktı.
Yeni ortaya çıkan cepheler sayesinde Osmanlı birlikleri çok sayıda Rus ve İngiliz Koloni tümenini kendi üstüne çekmişti. İngiliz tümenlerinin Mısır’da birikmesi, Gelibolu, Filistin ve Irak’ta açılan cephelerin takviyesi ve Ruslar için ikinci cephe açılması Osmanlı sayesinde olmuştur. Bu da Almanlara stratejik avantaj sağlamıştır.
Osmanlı Kafkasya, Çanakkale ve Kanal Cepheleri için hazırlanırken İngiltere ilk olarak Irak’a saldırdı. Böylece Osmanlı 4 cephede savaşa başlamış oldu. Irak cephesinde Kut-el-Amara’da İngilizler Türk güçleri tarafından sarıldı 18,000 kişi ile teslim oldu. 1916’da tekrar taarruza geçtiler ve Mart 1917’de Bağdat’a girdiler.
Kanal cephesinde Cemal Paşa 1916 da iki saldırı gerçekleştirdi başarılı olamadı, 1916 sonunda İngiltere Suriye sınırına kadar geldi.
Osmanlının en önemli jeopolitik unsuru boğazlarıdır. Başka devletlerin gemilerinin geçişine kapatarak stratejik sonuç getirmektedir. Aynı zamanda Rusya’nın denizlere ve sömürgelere açılması için tek yoldur. Çanakkale boğazı ise hem boğazdan hem de kara boyunca stratejik savunma imkânına sahip ve Osmanlı başkentinin kale kapısı niteliğindeydi.

Çanakkale geçilirse müttefikler kısa sürede savaşı sonuçlandırabilirlerdi. Bu sebeple İngiltere Fransa ile birlikte Rusya’ya yardım ulaştırmak ve İstanbul’a ulaşıp Osmanlı Devletini savaş dışı bırakmak için Çanakkale’ye denizden saldırmayı planladı. Ortak bir İngiliz-Fransız donanması, 19 Şubat 1915’ten itibaren, Çanakkale Boğazındaki Türk tabyalarını bombardımana başladılar ve bu bombardımanlar 18 Marta kadar sürdü. 18 Mart günü Çanakkale deniz savaşı İngiliz ve Fransız gemilerinden oluşan büyük bir donanmanın hezimetiyle sonuçlandı. Denizden Çanakkale’yi geçemeyen müttefikler karadan çıkarma yapmaya karar verdi. Müttefikler Çanakkale cephesinde Anafartalar’da üç haftada 40.000 kayıp verdi. Sürekli asker kaybetmeye başlayan müttefikler Aralık ayından itibaren çekilmeye başladı. Bu cephede 250.000 müttefikler, 250.000 de Osmanlı askeri kaybedildi.
Müttefiklerin Çanakkale’de beklenmedik yenilgisi Kafkasya ve İran cephelerinin önemini artırmıştır. Bu durumda İngiltere Almanya’yı durdurmak ve Ruslara yardım ulaştırmak için başka yollar aramak zorunda kalmış ve Basra’dan Kafkaslara geçebilmek için İran ile Osmanlı arasındaki ulaşım imkânlarını ve askeri güzergâhlarını ayrıntılı olarak ele alan bir rapor hazırlatmıştır. Bu raporun günümüzün teknik imkânları ile ölçülen değerleri ile neredeyse aynı olması çok önemlidir.
İngiliz başbakanı Çanakkale’de yenildiklerini ancak, 200.000 Türk askerini Çanakkale’de tutarak Kafkasya ve Mısır’da taarruza geçmelerini önlediklerini beyan etmiştir. Çanakkale cephesi ve diğer Osmanlı cepheleri jeopolitik gücü oluşturan unsurların değerlendirilmesinde önemli bir örnektir. Millî gücün hesaplanması güç unsurlarını alt alta toplamakla değil, bu unsurların birbirini de etkileme özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiğinden, Osmanlı’nın jeopolitik gücü, hem stratejik derinlik, hem boğazlar ve ulaşım yolları açısından güçlü olmasına rağmen, askeri güç olarak çok zayıf, teknoloji ve sanayi eski, ekonomik güçse yetersizdi. Hatta öyle ki itilaf devletleri müttefiklik başvurularını kabul etmemiş, adeta sen ayağımıza takılma, işimizi aksatma, bir de seninle uğraşmayalım şeklinde bir muamele görmüştür.
Ancak Osmanlı Devleti özellikle Clausewitz’in önemini işaret ettiği manevî unsurlar açısından çok güçlüydü. Osmanlı ordularında komutanların tecrübesi ve idare kabiliyetinin yüksek olması, savaş cephesinin kendi toprakları olmasının verdiği psikolojik motivasyon ve özellikle vatan savunmasının kutsallığı, buna millî bir kültür olarak cesaret ve savaşçı kimliği de eklendiğinde beklenmedik başarılar kazanmasını sağladığı görülmektedir.
Osmanlı cepheleri I. Dünya Savaşının uzamasını ve savaşın geniş bir coğrafyaya yayılmasını sağlayarak Almanya’ya stratejik olarak nefes alma şansı sağlamıştır. Çünkü denizlere ulaşamayan ve özellikle Rusya’nın savaşa girmesi ile çevrelenmiş durumda olan Almanya için çek çıkış yolu Osmanlı Coğrafyası idi.
Askeri açıdan hazırlıksız girilen savaşta, 1915’de Çanakkale, 1916’da Kut-ül-amare zaferleriyle müttefiklerinin bile beklemediği bir başarı gösteren Osmanlı Devleti için bu savaş son savaş olacaktır. I. Dünya Savaşında Çanakkale, Irak, Kafkasya, Hicaz ve Yemen cephelerinde vatan savunması yaparken, Galiçya, Makedonya ve Romanya’da müttefiklerinin yardımına koşan cesur, gözü pek ve fedakarane savaşan Osmanlı Ordusu son yıllarda kendini iyice hissettiren imkansızlıkların da etkisi ile kaçınılmaz olarak mütareke imzalamak durumunda kalmıştır.
Deniz Savaşları
Ocak 1915’de Dogger Bank’da bir savaş oldu, bir Alman gemisi battı. Daha sonra abluka mücadeleleri başladı. 18 Mart Çanakkale deniz savaşlarında hezimete uğrayan ve karadan yaptıkları çıkarma da sonuçsuz kalan İngilizlerin Rusya’ya yardım ulaştırmak için Çanakkale’den geçip İstanbul’u düşürerek Osmanlı’yı savaş dışı bırakma planları suya düşmüştü. Çanakkale savaşlarında yıldızı parlayan Mustafa Kemal daha Ocak 1915’de General Liman Von Sanders’e Almanya’nın savaşı kaybedeceğini söylemiştir. Denizlerde 1917 yılına gelene kadar ittifak devletleri avantajlıydı, savaş uzadıkça Almanya kaynak sıkıntısı çekmeye başladı. İngiltere ve Fransa Almanya’yı denizden ablukaya almıştı. Buna karşı Almanlar denizaltı kozunu kullanmaya başladı.
1918’e kadar savaşta en büyük etki eden teknoloji, denizden abluka ile ticaret gemilerini dahi geçirmeyen denizaltılardı. Denizlerdeki savaşlar kilitlenmişti ve batı cephesinden gelecek sonuç bekleniyordu. Denizaltıların savaşa olan etkisi İngiltere’nin jeopolitik gücünü değiştirmiştir. Bu noktada teknolojik gücün jeopolitik gücü dengelemeye çalıştığı söylenilebilir. Çünkü Almanya için en büyük sorun kuzey denizinin İngiltere tarafından kapatılarak Almanya’nın deniz ulaşımının kesilmesiydi. Oysa şimdi denizaltılar İngiltere’yi neredeyse dünyadan soyutlamıştı. Fakat savaş Almanya’nın lehine giderken birden her şeyi tersine çevirecek bir gelişme oldu. Alman denizaltıların ablukası İngiltere’yi boğmaya başlamıştı ki, Alman denizaltıların sivil gemileri batırması ve bu gemilerde Amerikan vatandaşların ölmesi, ABD’yi savaş’a çekti. Alman denizaltılar ticaret ve yolcu gemilerini de batırıyorlardı ve bu gemilerde birçok Amerikalı sivil ölmüştü.
Bu sırada Alman dış işlerinin Meksika’yı ABD’ye karşı kışkırttığı telgraflardan biri İngiliz istihbaratı tarafından deşifre edilerek ABD’ye ulaştırıldı. Bu mesajların 1 Martta ABD basınında yayınlanması büyük tepki doğurdu ve ABD 6 Nisanda Almanya’ya savaş açtı. Savaş uzadıkça Almanya’da hammadde ve gıda sıkıntısı ağırlaşmaya başlamıştı. Ayrıca ABD’nin savaşa girmesi de savaşın seyrini değiştirmişti. 1918’de savaş tamamen ittifak devletlerinin aleyhine döndü. Amerikan tanklarının karşısında Almanlar geri çekildi. Mayıs 1918’de Romanya, Eylülde Bulgaristan, Ekimde Osmanlı Devleti teslim oldu.
Ocak 1918’de başkan Wilson savaş sonrası ile ilgili 14 prensip yayımlamıştı. ABD Almanya’ya “Wilson ilkelerini” kabul etmesi için notalar gönderiyor ve Wilson İlkelerini kabul etmesi, işgal ettiği ülkeleri boşaltması, denizaltı savaşına derhal son vermesi, krallığa son verilmesi isteniyordu. Bu kararlara direnmeye çalışan Ludendorff, başbakan yardımcısına, teslim olmak anlamına gelen bu kararlara uymamanın askerlik onuru gereği olduğunu belirtmiş, buna karşı başbakan yardımcısı Payer, “Ben askerlik onuru falan tanımam, açlık içinde kıvranan halkı bilirim.” şeklinde cevap vermiştir. 26 Ekimde Ludenddorff görevinden alındı. 27 Ekim’de Alman hükümeti Wilson ilkelerini kayıtsız şartsız kabul ettiğini bildirdi. 31 Ekim’de hükümet II.Wilhelm’in tahttan inmesine karar verdi. 6 Kasım’da prens Max, II.Wilhelm’e haber vermeden İmparatorun tahttan çekildiğini bildirdi. Wilhelm için bu durumu kabul etmekten başka çare kalmamıştı ve ülkeyi terk etti.
I. Dünya Savaşının Sonuçları
– Avrupa’da güç dengeleri bozuldu.
– ABD Avrupa politikalarına karışmaya başladı.
– Milletler Cemiyeti kuruldu.
– Topyekün zafer, yenilen devletleri devrime, galipleri ise iflasa götürmüştü. Savaşın getirdiği ekonomik bunalımlar ayaklanmalara neden oldu, işçi sınıfı birleşerek eylemler başlattı ve bazı ülkelerde rejim değişikliklerine neden oldu.
– 1917’de Rusya’da maliye iflas etti, Japonya yenilgisi ve ardından I. Dünya Savaşı’nın neden olduğu huzursuzluklar, büyük çatışmalara neden oldu. Sonunda savaşlardan bunalan halk Çarlık rejimine karşı ayaklandı, ordu barış isteyen halka karşı silah kullanmadı ve bu devrimle Çarlık rejimi yıkılmış oldu.
– Savaşın sonunda yıkılan imparatorluklardan ortaya çıkan devletler için sınırlar belirlenirken Ortadoğu haritası Fransa ve İngiltere’nin emperyal emelleri doğrultusunda çizildi.
– Bu savaşta İngiliz ordusunda Oxford ve Cambridge öğrencilerinin dörtte biri öldü. Toplamda yaklaşık olarak Almanya 1.800.000, Fransa 1.600.000, İngiltere 800.000 kayıp verdi. İngiltere’de altı milyon erkek seferberliğe katıldı, bunların 700 bini öldü; bu da yüzde 11,5 gibi bir orana karşılık geliyor. Fransa askerlik çağındaki erkek nüfusunun %20’sini kaybetti. Savaşa katılan askerin 3’te 2’si öldü veya yaralandı. Yine İngilizlerden yaklaşık 5.000.000 askerinin 3’te 2’si zarar gördü.
– Almanların 1916’da Verdun’de cepheyi yarmak için yaptıkları girişim 2 milyon kişinin katıldığı, 1 milyona yakın kayıp yaşanan bir çatışma oldu.
I. Dünya Savaşı’nın maliyetleri uluslararası ekonomiyi de etkilemiş, ülkelerin altyapılarını çökertmiş, işsizlik yaratmış, enflasyonun aşırı artışına neden olmuş, ülkelerin dış borçlarını ödenmez hale getirmiştir. Savaşın bedeli Avrupa’da 350 Milyar Dolar olarak tespit edilmiştir. Diğer bir kaynakta, 8,5 milyon kişinin öldüğü ve 338 Milyar dolar maddî kayıp olduğu geçmektedir.
Ekonomilerin çıkmaza girmesi sonucu hükümetlerce vergiler, koruyucu yasalar çıkmış ve planlı ekonomi uygulaması ortaya çıkmıştır.
– Avrupa’da uzun süre ekonomiler rayına oturamadı. Fiyatlar arttı, enflasyon ve borçlanma yükseldi. Devlet ekonomik faaliyetlere müdahale etme gereği duydu. Almanya’da ekonomik sistemler alt üst oldu, enflasyon inanılmaz boyutlara ulaştı. 1923 Şubat’ta bir kilo et 3.400 Mark iken, Kasım’ bu 280 milyar Mark idi. 1921’de bir Dolar 70 Mark iken, 1923 Kasımında bir Dolar 840 Milyar Mark oldu. Vergiler devlet masraflarının ancak %2’sini karşılıyordu.

Savaşta milyonlarca gencin ölmesi aile düzenini de bozdu, doğum oranı düştü Avrupa’nın gelecek kuşağı yok oldu. Kadınlar savaş için üretime ve fabrika işlerine katılmak zorunda kaldı, iş hayatına girmeleriyle birlikte erkeklerle aynı haklar istemeleri kadının toplumdaki yerini değiştirdi.
Bu savaşın neticesi olarak, 27 Ağustos 1928’de ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve Japonya arasında Paris Paktı imzalandı. Buna göre “Taraflar uluslararası anlaşmazlıkları çözmek için savaşa başvurmayacaklardı.” Daha sonra bu pakta katılan ülke sayısı 65 oldu. Fakat paktın bir yaptırım uygulaması yoktu. Birkaç yıl sonra pakta aykırı davranışlar başladı. I. Dünya Savaşından sonra İngiltere Ortadoğu petrollerine hâkim olmak ve Rusya’nın ve komünizmin yayılmasını önlemek için çaba harcamaya başlamıştır.
Jeopolitik Analiz
Bu savaş güç merkezleri arasında bir mücadele şeklinde gelişmiş ve savaşın sonunda güç merkezleri değişmiştir, bazıları yok olurken bazıları güçlenmiştir. Almanya, Avusturya ve Osmanlı güçlerini yitirmiş, İngiltere, Fransa ve İtalya güç kazanmıştır. Ancak Almanya ve Osmanlı Devleti’nin potansiyel güç imkânları vardı, bu imkânlar da Versailles ve Serv Anlaşmalarıyla güçleri sınırlandırılarak kontrol altına alınmaya çalışıldı. Almanya’nın jeopolitik dezavantajlarını sömürgelere ulaşarak giderme niyetiyle başlayan bu savaşın dünyayı sarması jeopolitik ve jeostratejik unsurların öneminin fark edilmesi ve savaşta güç dengesi olarak kullanılması hâkimiyet teorilerin üretilmesinde etkili olmuştur. Almanya’nın Osmanlı jeopolitiğinden faydalanmak için Osmanlı’yı savaşa sokması ve Rusya jeopolitiğini hafife almasının sonuca etkileri, savaş ve politikalarda jeopolitiğin öneminin anlaşılmasını sağlamış ve II. Dünya Savaşı ve sonrasında jeopolitikçilerin devlet politikalarına etkisini artırmıştır.
I. Dünya Savaşından sonra İngilizlerin Basra körfezi ve Irak’ı, Fransızların Suriye’yi işgal etmeleri Ortadoğu’nun batı için ayrı bir önem kazandığını gösterir. Nitekim gelecek yüzyıl boyunca Doğu Akdeniz ve Ortadoğu dünya politikasının ve jeopolitikçilerin odak noktası olacaktır. Almanya’nın en stratejik hatası, ABD’nin savaşa çekilmesine engel olamamaktır. Hem sivil gemilere saldırıp hem Meksika’yı kışkırtmak İngiltere’ye beklediği fırsatı vermiştir. Bu manevra savaşın tüm dünyayı sardığı, müttefiklerin yer değiştirdiği ve sürekli dengelerin değiştiği bir ortamda bilinçli ve planlı olmayan bir karar olabilir Alan büyüklüğü, ulaşım azlığı, cephelerin uzaklığı gibi jeopolitik avantajlar Rusya için sadece stratejik değil aynı zamanda İstihbarat açısından da fayda sağlıyordu, çünkü Rusya’nın hamleleri hakkında istihbarat sağlansa bile geç kalınıyordu. Bu da jeopolitik unsurların ve millî güç unsurlarının birbiri ile ne kadar bağlantılı olduğuna örnek teşkil eder.
Yararlanılan Kaynaklar
Arif Yayılgan, Alman Yayılmacılığı Ve Jeopolitiği
İlhan, Harp Yönetimi ve Atatürk
Ahmet Eyicil, Siyasî Tarih
Emre Ozan, “Birinci Dünya Savaşı ve Uluslararası İlişkiler Disiplininin Doğuşu Üzerine Bir Değerlendirme” Akademik Bakış Dergisi
Pierre Renaouvin, Birinci Dünya Savaşı
Oral Sander, Siyasî Tarih
Burak Çınar, “Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Jeopolitiğinin Rolü”, Akademik Bakış Dergisi
Ramazan Çalık, “Alman Kaynaklarına Göre Cemal Paşa”, Osmanlı Araştırmaları Dergisi
Uğur Ünal, Osmanlı Belgelerine Birinci Dünya Harbi
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Arif Yayılgan’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.