Kimyasal ve Biyolojik Savaş Fikrinin Doğuşu

Kimyasal ve biyolojik silahlar nükleer silahlarla birlikte savaşın yürütülmesinde insanlık dışı ve acımasız olan araçlardır çünkü bu silahların kitlesel kurbanları özellikle sivil insanlardır. Silahlarının etki alanı ne cephe hattıyla, ne düşmanın silahlı kuvvetleriyle, ne de saldırıya uğrayan ülkenin topraklarıyla sınırlı değildir. Kronolojik üretim sırasını izleyecek olursak, önce kimyasal silahlardan söz etmeliyiz. Ünlü ‘hardal gazı’nın ilk kez üretilmesi XIX. yüzyılla denk gelmektedir. Almanlar bu silahı ilk defa Belçika’da, Ypres’te I. Dünya Savaşı’nda kullandı. Biyolojik silahlara ise kimyasal silahlardan farklı olarak yakın dönemlerdeki savaşlarda kullanılmadı, sadece XX. yüzyılda veba ve kolera gibi hastalıkların bakterilerini yoğunlaştırıp düşman halklara bulaştırma fikri geliştirilip II. Dünya Savaşı öncesinde ve sonrasında kullanıldı.
Bu silahın bir egemen klik tarafından kullanılması, hem kendi halkına hem de tarafsız ülkelerin halkına karşı bir suçtur, çünkü enfeksiyonların yayılma özelliklerinden dolayı, bu silah tüm ülkeler için tehlike yaratmaktadır. Bu yüzden, emperyalist devletlerin iki karşıt blokundan 2 ülke – Almanya ve Fransa – tarafından yaygın olarak kullanılan boğucu ve zehirli gazlardan ve aynı zamanda atlar ve sığırlara şarbon ve sakağıyla bulaşılıp hasta olan hayvan sürüsünün düşman tarafına sürülmesiyle biyolojik silahtan dolayı ciddi zehirlenmeler sonucunda ölüm ve sakatlıkların sayısında önemli bir artışa neden olduğunda I. Dünya Savaşı’nın deneyimini izleyerek savaştan sonra 17 Haziran 1925 tarihinde Boğucu, Zehirleyici ve Benzer Gazların ve Bakteriyolojik Araçların Savaşta Kullanımının Yasaklanmasına İlişkin Cenevre Protokolü imzalandı.

Söz konusu Protokol 8 Şubat 1928 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Sadece Almanya, Fransa, İtalya ve SSCB bu silahları geliştirdiği halde 43 devlet bu protokolü imzalamıştır. Japonya ise ‘Büyük Doğu Asya Ortak Refahı Alanı’ oluşturmak amacıyla Asya ve Pasifik Havzası’nda büyük istila planlarını hazırlamaya başladı ve bu planda kitle imha silahı (KİS) kullanmayı düşündüğü için imzalamaktan vazgeçti. İnsanların kitle imhası için bulaşıcı hastalıkların tehlikeli patojenlerinin kullanma fikri 1930’ların başında Japonya’da tam anlamıyla ‘havada uçuşmaktaydı’. Bir yandan, havacılık yardımıyla düşman şehirlere büyük biyolojik saldırıların gerçekleştirilmesi için teknik imkânların geliştirilmesi buna yardımcı olmuştur.
Diğer yandan – epidemiyoloji ve bakteriyolojinin hızlı gelişimi, bulaşıcı hastalıkların patojenlerinin biyolojisinin ve epidemilerin nedenlerinin ‘tam bilgisi’nin yanılsamasının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bugün olduğu gibi, biyolojik ve kimyasal silahlar o yıllarda KİS’nin en ucuz ve en etkili silahı olduğu görüşü yaygındı. SSCB ve diğer ülkelere yönelik saldırgan savaşların canice planlarında, Japon militaristleri veba, kolera, şarbon ve diğer ciddi hastalıkların ölümcül salgınlarının yayılmasıyla askerlerin ve sivillerin kitle olarak imha edilmesi için bakteriyolojik ve kimyasal silahların kullanımını öngörmüşler. Japonya 23 Ekim 1936 tarihinde Nazi Almanya’sı ile Berlin’de ‘Anti-Komintern Paktı’nı imzalayıp 25 Kasım 1936 tarihinde Japon Gizli Kurulu tarafından onaylanan planlar ile kimyasal ve bakteriyolojik savaşa aktif bir şekilde hazırlanmaya başlamıştır.

731. Birim ve Diğer Birlikler

Bakteriyolojik savaş için eğitim merkezi Tokyo’da eski askeri tıp okulunda (Shinjuku bölgesi (新宿区), Wakamatsu mahallesinde (若松)) bulunmaktaydı. Bu okul etrafında sadece özel insanların gidebildiği yasak bir bölge (bulaşıcı hastalık laboratuvarı) vardı. Birkaç bin general, tıbbi hizmetin subay ve orduya sadık doktor orada araştırmalar yapmaktaydı. Ayrıca orada da daha sonra Mançurya’ya yönlendirilen uzmanlar-bakteriyologlar yetiştirilmekteydi. Bu laboratuvara ait ve yeraltında bulunan büyük bir fabrika da kuruldu; bu fabrikada kolera, gaz kangren (insanların zehirlenmesi için), sakağı (at ve diğer hayvanların zehirlenmesi için), tifo (gıda zehirlenmesi için) bakterileri geliştirilmekte; bu bakterileri kullanma ve savaşma metotları, uçaktan püskürtülmesi ve mayınlara, cam bombalara, el bombalarına ve mermilere bakterilerin doldurulması yöntemleri incelenmekteydi.
Komutan Korgeneral Ishii Shiro (石井四郎) bu laboratuvara başkanlık yaptı. Komutan ‘Askeri tıbbın amacı sadece tedavi ve önleme değildir, gerçek askeri tıp saldırı amacı taşımaktadır.’ demiştir. Japon emperyalistleri 1931 yılında Mançurya’yı işgalinin ardından onu bir köprü gibi kullanarak SSCB’ye saldırı hazırlığına başladılar. Japon emperyalizminin ana vurucu gücü, yani Kwantung ordusu Mançurya’ya yerleştirildi. Harbin şehri korkunç kolera salgını yüzünden demoralize olduğu için Japonlar 1932 yılında bu şehri kolayca işgal ettiler. Tüm Japon askerlerine önceden aşı yapıldığından kolera, Japon askerlerini hiç etkilememiştir.

Japon Genelkurmay Başkanlığı 1935 yılında kimyasal ve bakteriyolojik savaşın yürütmesinin yöntemlerini araştırmak ve bu silahları üretmek için gizli bir kurum (731. Birim) kurdu ve 1936 yılında bu birimin başkanlığına Ishii Shiro atandı.

Bakteriyolojik savaşın baş ideoloğu ve esinlendiricisi Korgeneral Shiro’nun soyadı Ishii, birimin çalışmasının yönünü deşifre edebildiği için bu ölüm fabrikası farklı dönemlerde çeşitli isimler almıştır: ‘Ishii Birimi’, ‘Togo Birimi’. Mamafih Harbin’de Kwantung Ordusu’na bağlı ‘Salgın Önleme ve Su Arıtma Departmanı’ gizli tabelası da yer almıştır. Fakat orada Harbin’de, birimin ikincil bölümlerinden sadece biri yer almaktaydı. Japonya 1937 yılında kendi ‘hayat sahası’ olarak gördüğü Çin’e saldırıp 731. Birim için 1941’de Harbin şehrinden 20 km uzakta Pingfang tren istasyonunda (平房区) büyük bir askeri kasaba tesis edilmeye başlanmış; 1942’de kasaba tamamlanmıştır. Bu askeri kasaba, 6 km2’lik topraklarda ve neredeyse 150 bin ada bulunuyordu.
Birimin Japonya’da değil Çin’de (Mançurya) bulunmasının nedenleri:
− Mançurya, SSCB ile sınırdaş bir ülke olduğu için savaş durumunda biyolojik ajanları oradan kullanmak daha kolaydı;
− Birim Japonya’da yerleştirilseydi gizlilik rejimine uymak zor olurdu;
− Malzemelerin kaçması halinde Japon nüfusu değil, Çinli nüfusu zarar görecekti;
− Çin’de her zaman deney insanları (‘kirişler’) vardı. Birim, Japonya’nın her yerinden toplanan uzmanlar-bakteriyologlar ve teknisyenlerle dolduruldu. Japonya’nın en prestijli üniversitelerinin mezunları
– Japonya’nın en seçkin bilginleri birime giriyorlardı. Birimin bütün çalışanları, tıbbi hizmetin rütbe işaretleri olmaksızın genel askeri üniforması giyiyorlardı çünkü tıbbi personellerin büyük bir kümesi, birimin gerçek karakteri hakkında istenmeyen şüphelere neden olabilmekteydi.

Birimin 8 bölümüne 3.000 çalışan dağıtıldı.

Sadece tek bir bölüm (üçüncü) salgın önleme ve su arıtma ile ilgileniyordu. Geri kalanlar ise kimyasal ve bakteriyolojik savaşın hazırlanması ve yürütülmesiyle uğraşıyordu:
− Birinci bölüm, veba, kolera, gazlı gangren, şarbon, tifo, paratifo patojenlerinin araştırılması ve yetiştirilmesi ile uğraşıyordu;
− İkinci bölüm (deneysel), poligon ve savaş durumu koşullarında kimyasal ve bakteriyolojik silahların kontrolünü gerçekleşiyordu. Ayrıca, bölüm bakterin yayılması için özel silah türleri geliştiriyordu;
− Üçüncü bölüm (üretim), ‘çeşitli bakterilerin seri üretimi için bir fabrika’idi. Bu bölüm, her biri bağımsız olarak bakteriler üretebilen 2 bölüme ayrılmış güçlü aygıtlarına sahipti. Kimyasal ve bakteriyolojik savaş araçlarının üretiminin yanı sıra, biyolojik silah kullanma yöntemlerini bulmak için büyük bir çalışma yapılıyordu. Ölümcül bakterilerin taşıyıcıları olarak zehirlenen pireleri kullanılmaktaydı. Pirelerin yetiştirilmesi ve zehirlenmesi için özel ekipler tarafından yakalanan fareler, sıçanlar ve diğer kemirgenler kullanılmaktaydı.
Pirelerin yetiştiriciliği ölçüsü ile ilgili olarak, kemirgenlerde beslenme yoluyla pirelerin yetiştirilmesi için ayırılmış 4.500 fidanlığın (kuluçka makinesi) 731. Birimde varlığıyla belirlendi. Bakterilerin savaş kullanımının geliştirilen ana yöntemleri şunlardı:
− Uçaklardan bakterilerin püskürtülmesi;
− Bakteriyolojik bombaların atılması;
− Bakteriyolojik sabotajlardır. Bakterilerin yayılması için ilk iki yöntem tatmin edici sonuçlar vermemiştir, bu nedenle pratikte bunlar neredeyse hiç kullanılmamıştır ancak bu yöndeki araştırmalar devam etmiştir.
Bu yöntemlerin yeterince geliştirilememesini şanslı saymalıyız, aksi halde savaşın 2-3 yıl daha sürmesi durumunda bu deneyler kuşkusuz sonuna kadar vardırılacaktı.

Üçüncü madde ise, bakteriyolojik sabotaj için basillerle doldurulmuş özel tatlılar ve basillerin püskürtülmesi için bastonlar ve otomatik kalemler yapılmasıyla ilgilidir.

Japonlar tarafından ‘yanlışlıkla’ unutulan yiyeceklerin – ekmek, bisküvi – zehirlenmesi gibi provokasyon bir yöntem kullanılmaktaydı. 1936 yılında Genelkurmay’ın planlarına uygun olarak, Japonya İmparatoru Hirohito (裕仁), daha geniş çapta bakteriyolojik ve kimyasal silahlarla ilgili deneylere devam edilmesi için güçlü bir üssün oluşturulması konusunda bir kararname çıkardı. Bu kararnameye göre, Mançurya’da iki büyük gizli özel oluşum kuruldu: 100. Birim ve ‘Tama Birimi’ (1644. Birlik). İlki Mudanjiang yakınında, Çangçun şehrinin 10 km güneyinde, Mogaton’da (Kuzeydoğu Çin) bulunmaktaydı.
100. Birim’e kararlaştırılmış ‘Kwantung Ordusu Salgın Askeri At Hastalıklarıyla Mücadele Atölyesi’ adı verildi. Bu birime sabotaj etme – bakterilerle çayırları, ekinleri ve suyu zehirleme – görevi verildi. Bunu yapmak için, sakağı, şarbon, sığır vebası, koyun-keçi çiçeğinin korkunç bakterileri kullanılmaktaydı. Bu birimin başında Veteriner Maj Gen Yujiro Wakamatsu (若松有次郎) bulunuyordu. İkinci birim ise Nankin’de bulunmaktaydı. Japonlara karşı savaşan Çin komünistleri üzerinde bakteriyolojik silahların denendiği Şanghay’da 76. Laboratuvar da vardı. Her üç birimin, SSCB’ye karşı savaşın operatif planının öngördüğü ana saldırı yönünde çok sayıda şubesi vardı.

Örneğin, 731. Birim kendi tabiiyetine 1940 yılı Aralık ayında Hailing, Linkou, Sunu, Sunwu, Hailar’daki yeni kurulmuş şubeleri ve Harbin’deki klinik şubesini aldı.

Buna ek olarak, Dalian’da Güney Mançurya Demiryolu’nun Sağlık Hizmeti Araştırma Merkezi bulunmaktaydı. Bu merkez doğrudan Kwantung Ordusu’na tabi olmakta ve veba aşısı üreterek ve Çin halkının veba aşılarının çeşitli tipleri ile kitle bağışıklama deneyleri yaparak 731. Birim ile yakın bir şekilde çalışmaktaydı. Aslında bu merkez de 731. Birimin bir şubesiydi. Bu şubeler aslında, komutanlığın emriyle bakteriyolojik silah kullanmak için her an hazır olan savaş birimleriydi.
Japonların Deneyleri Japonlar; Çin, SSCB ve Moğolistan halkları, ABD, BK ve diğer ülkelerin orduları arasında ölümcül bakterileri yaymaya hazırlanarak binlerce Çin, ABD, Kore ve Avustralya vatandaşında KİS’yi denemekteydi. O zamanda Harbin’de yaşayan beyaz göçmenler – Rusya vatandaşları – da işkenceden kaçamadılar. 731. Birimde deneklerin tutulması için özel cezaevi bulunmaktaydı. Tutuklular, Harbin’deki jandarma ve Japon ‘askeri misyonları’ tarafından daha çok oraya gönderilmekteydi. Ayrıca sadece SSCB vatandaşlarının tutulduğu Hogoin toplama kampı (院保護) da bulunmaktaydı.
Birimde bulunan esirlere ‘kütükler’ adı verilmekteydi. Kadınlar – anti-Japon zanlısı olarak tutuklanan Rus ve Çinli kadınlar – da ‘kütükler’di. Kadınlar çoğunlukla zührevi hastalıkları incelemek için kullanılmıştır. Tutukluların adları ve soyadları gizli tutulmakta ve karşılığında onlara üç basamaklı numara verilmekteydi. 731. Birimde cezaevi ile birlikte birkaç laboratuvar ve ‘korku odası’ bulunmaktadır. Korku odalarına sadece laboratuvarların işçileri girebilmekte; girmeden önce gördüklerini söylemeyeceklerine dair bir taahhütname imzalamaktadırlar. Bu odalar arasında ‘sergi odası’ da yer almakta ve bu odada öldürülen Çinli askerlerin baş ve vücut parçaları mumyalanmış şekilde sergilenmektedir. Çeşitli hastalıklarla ilgili deneyler yapılırken veba Ishii Shiro’nun favorisi olmuştur. Ishii Shiro savaşın sonuna doğru klasik veba bakterisinden 60 kez daha etkili olan yeni bir veba bakterisi üretmiştir. Bu bakterilerle ilgili deneyler ‘kütükler’ üzerinde yapılmıştır.

Örneğin, 731. Birim’de insanların kilitlendiği özel kafesler vardı.

Bu kafesler, tutukluların içlerinde hareket edemeyecekleri kadar küçüktü. Esirlere enfeksiyon bulaştırılıp günlerce vücutlarındaki değişiklikler gözlemlenmiştir. Bununla birlikte daha büyük kafesler de vardı; hastalığın insandan insana ne kadar hızlı bulaştığını izlemek için hem sağlıklı hem de hasta olanlar oraya konulmaktaydı. Ancak bir kişiye ne kadar hastalık bulaştırılsa da, o kişi ne kadar gözlemlense de sadece bir son vardı: O kişinin organlarını çıkarıp ve hastalığın vücutlarında nasıl yayıldığını gözlemleyip onu diri diri kesip incelemekti. İnsanlar günlerce dikilmemekteydi; böylece doktorlar yeni bir otopsiyle kendilerine zahmet vermeden bir hastalığın yayılma sürecini gözlemleyebilmişlerdir.
Bu durumda, doktorlar deneğin tabii seyrinin bozulabileceğinden korktuklarından deneğe anestezi uygulamamışlardır. Bakterilerle değil de, gazlarla denenenler daha ‘şanslı’lardı. Zehirli gazlarla yapılan deneyler, bilimin en başarılı düzeyinde gerçekleştirilmekteydi. Gaz odasındaki bir deneği öldürmek için, sadece 5-7 dakika gerekmekteydi. Kimyasal ve biyolojik silahların denemeleri, Pingfang istasyonunun yanı sıra Anda poligon-havaalanında da yapılmaktaydı. Bakteriyolojik bombaların etkinliğini yetkinleştirmek için oraya tutuklular getirilmekteydi. ‘Kütükler’in bomba parçalarından kazaen ölmemesi için onlara demir kasklar ve kalkanlar takılmaktaydı. Bilim adamları ise 3 km uzaklıkta durup dürbünle denekleri izlemekteydi. Bundan sonra insanlar birime geri götürülüp tüm deneklerdeki gibi bulaşma sürecinin nasıl geçtiğini gözlemlenmek için diri diri kesilip incelenmekteydi.

731. Birim’de KİS ile ilgili olmayan başka insanlık dışı deneyler de yapılmaktaydı.

Tıbbi amaçlı olan deneyler, personelin büyük bir kısmının bile erişimi olmadığı birimin en gizli tesislerinde yapılmaktaydı. Japon bilim adamları, bu deneylerle insan vücudunun dayanıklılığının sınırlarını sınamaktaydı. Örneğin, bireylerin uzuvlarının donmasına ilişkin deneyler yapılmaktaydı. Kuzey Çin’deki Japon ordusunun askerleri kışta sık sık donma yüzünden acı çektiklerinden dolayı ve SSCB ile savaş planıyla ilgili olarak (yani soğuk hava koşullarında), 731. Birim’in doktorları, donmuş uzuvların tedavi edilmesinde – ovulmasının değil bunların +38-50 °C sıcaklıkta suya daldırılmasının – en iyi yöntem olduğunu saptamışlardır. İmparatorluk Hava Kuvvetleri için, deneyler basınç odalarında yapılmaktaydı. Deney bir vakum basınç odasına alınıp hava yavaş yavaş pompalanmaktaydı. Bireyin iç organlarındaki basınç ve dış basınç arasındaki fark arttıkça, insan yavaş yavaş diri diri patlamaktaydı. Böylece Japon doktorlar, pilotları için kabul edilebilir yüksek irtifa tavanını belirlemişlerdir.

Bazen insanlara düpedüz işkence edilip, sadece merak için yapılan deneyler de olmuştur.

Örneğin: − Deneklerin yiyecek veya su olmadan bırakılması;
− Vücutlarından diri diri bazı organlarının kesilmesi;
− Ellerinin ve ayaklarının kesilip sağ ve sol uzuvlarının yerlerinin değiştirilmesi ve geri dikilmesi;
− İnsan vücuduna at veya maymun kanının dökülmesi;
− Bireyin en güçlü X-ışını radyasyonuna maruz bırakılması;
− Havayla vücudunun kurutulması;
− Kaynar su ile birey vücudunun farklı uzuvlarının haşlanması;
− Elektrik akımına duyarlılığının test edilmesi;
− Ateş ve su ile bireye işkence edilmesi;
− Bir kişinin akciğerlerinin büyük miktarda duman veya gazla doldurulması;
− Bir kişinin midesine çürümüş doku parçalarının koyulması vb. Ancak, benzer ‘faydasız’ deneylerden pratik sonuçlar da ortaya çıkmıştır. Örneğin, bir kişinin %78’inin sudan oluştuğu sonucuna varılmıştır.

Üstelik 731. Birim çalışanları, Amerikan savaş tutsakları üzerinde çeşitli enfeksiyonlara yatkınlık derecesini, ve ayrıca özellikle de Anglosaksonların bulaşıcı hastalıklara karşı bağışıklıklarını incelemişlerdir.

Amaçları ABD ve BK’ya karşı en etkili bakteriyolojik silahlar hazırlamaktı. Tüm deneyler dikkatle belgelenmiştir. Kâğıtlar ve protokollere ek olarak, birimde yaklaşık 20 film ve kamera bulunmaktaydı. Bazı deneyler bir sanatçı tarafından kâğıtlar üzerinde kaydedilmiştir, çünkü o zamanlarda sadece siyah-beyaz fotoğraf çekilebiliyordu ve bu donma sırasında dokunun renginin değişimini yansıtamamaktaydı.
731. Birim’de her yıl yapılan deneylerde en az yaklaşık 600 insan ölmüştür. 1940 yılından 1945 yılına kadar, yani 5 yıl boyunca Pingfang istasyonundaki ölüm fabrikasından en az 3.000 kişi geçmiştir. 1940 yılına kadar kaç kişinin öldüğü bilinmemektedir. Japonların barbarca deneyleri sadece SS cellatlarının Dachau, Auschwitz, Sachsenhausen, KZ Ravensbrück’te yapan gaddarlıkları ile karşılaştırılabilmektedir. 2.1.2.2. Japonların Bakteriyolojik Sabotajları Bireyler üzerinde laboratuvar ve poligon bakteriyolojik silahların deneylerine ek olarak, 731. ve 100. Birimler savaş koşullarında yarattığı silahları pratik uygulama yoluna gitmiştir; Çin ve Moğolistan topraklarında bakteriyolojik sabotajlar gerçekleştirmiştir.
Örneğin, 1940 yazında, Ishii Shiro tarafından yönetilen ilk özel bakteriyolojik sefer, Orta Çin’deki askerî harekât alanına gönderilmiştir. 731. Birimin uçakları tarafından Ningbo şehri bölgesinde vebalı pirelerle düşman topraklarına yayılması sonucunda veba salgını patlak vermiştir. O zamanda Ningbo’da vebadan toplamda 99 kişi hastalanmış ve onlardan 98’i ölmüştür. 1941 yılında, Orta Çin’e yapılan ikinci sefer, Changde kentinde gerçekleştirilmiştir. Changde üzerinde geçen tek bir Japon uçağı 4 Kasım 1941 tarihinde bombalar yerine buğday ve pirinç taneleri, kâğıt parçaları, pamuklu içiriği vb. atmıştır. Bir süre sonra, kentin birkaç sakini aniden ölmüş, ardından ise çok sayıda ölümcül sonuçlara yol açan hastalıklar ortaya çıkmıştır. Cesetlere otopsi yapıldığında ölüm sebebinin veba olduğu tespit edilmiştir.

Orta Çin’e yapılan üçüncü sefer ise 1942 yılında gerçekleşmiştir.

Bu sefer daha dikkatli bir şekilde hazırlanmıştır. Ishii Shiro, Tokyo’ya dönüp 731. Birim bölümlerinin başkanlarının gizli toplantısında, Genelkurmay direktiflerine birimin, Çin ordusuna bakteriyolojik saldırı için Orta Çin’e büyük bir sefer göndermesi gerektiğini bildirmiştir. Saldırılar, Japon ordusunun sözde ‘stratejik çekilme’si sırasında demiryolu hattının yakınında gerçekleştirilecekti. Bu sefer için 731. Birim tarafından 130 kg paratifo ve sakağı bakterisi hazırlanmış, diğer ölümcül bakteriler ise Nankin’deki 1644. Birlik – o zamanda peçeleme amacıyla denen ‘Tama Birimi’ – tarafından hazırlanmıştır.
Yukarıda belirttiğimiz ülkeleri hedef alan agresif planlarına ek olarak, Japon militaristler sonraki zehirlemeler için SSCB’nin sınır bölgelerinde defalarca keşif yapmıştır. Kwantung Ordusu’nun Kurmayının direktifleri uyarınca 100. Birim, sistematik olarak sınırlara, birkaç yıl boyunca sabotaj amacıyla özellikle Üç Nehir (İng. ‘Three Rivers’, Rus. ‘Трехречье’) bölgesinde, sınır su kaynaklarını zehirlemek için bakteriyolojik gruplar göndermiştir. Japonya’nın SSCB ile savaş planlarında Voroshilov (Ussuriisk), Khabarovsk, Vladivostok, Blagoveshchensk ve Chita şehirlerine vebalı pirelerle dolu bombaları atmayı planladığı görülmektedir.
731. Birimin Yok Edilmesi Japonya’nın müttefiki Hitler’in Almanya’sı 1944 yılında son nefesindeyken, Kwantung Ordusu karargâhında SSCB ile savaş koşullarında veba pirelerin kullanılmasına yönelik bir ön toplantı düzenlenmiştir. Bu toplantının sonucunda, 1945 yılının ilk haftalarında, kimyasal ve bakteriyolojik savaşa hazırlanma çalışmalarına başlanmıştır. Ishii Shiro, 1945 yılı Mart ayında birimin adını 25202 olarak değiştirip Mayıs’ta bir toplantıda ‘üretimin arttırılması’ emrini vermiştir. Ishii Shiro’ya göre ‘Japonya ve SSCB arasındaki savaş kaçınılmazdı. Birimin tüm güçleri seferber edilmeli ve kısa bir sürede yetiştirilen bakteriler, pireler ve farelerin sayısı arttırılmalıdır.’

Sıçanların sayısının 3 milyona kadar artırılması emredilmiştir.

Sıçanlar ve farelerin yakalanması için arabalar üzerinde çok sayıda sıçan kapanlarını yükledikten sonra, yakalamaya sakinlerini seferber edip Harbin ve Çangçun sokaklarında sefer yapan ‘özel tugaylar’ organize edilmiştir. Birimde ise, tüm tesislerde, oturma yerlerinde bile, günün 24 saatinde kemirgenlerin üretilmesi için yaklaşık bir metre yüksekliğe sahip çitler kurulmuştur. 300 kg, yani yaklaşık bir milyar vebalı pirenin üretilmesi görevi verilmiştir. 1945 yazında, yoğun çalışma sonucunda 731. Birimde bakterilerin miktarı arttırılmıştır: 100 kg veba bakterisi dışında büyük miktarda tifo, kolera, dizanteri ve şarbon bakterileri de bulunmaktaydı.
Ancak, Japonya’nın kimyasal ve bakteriyolojik savaşı gerçekleşmemiştir. Birimin yöneticilerinin o zamanda yapabildiği tek şey böyle bir savaşı yoğun hazırlıklarla taklit etmekti. Japon müfrezeleri, Harbin’in Rus mahallesinde, Sovyet istihbaratının gözü önünde, açıkça fareler ve sıçanlar yakalamaktaydı. Japon komutanlığının planına göre, Kwantung Ordusu’nun yoğun bir şekilde bakteriyolojik savaşa hazırlanması bilgisi, SSCB için bir uyarı olmalıydı. Bu, Japonların inandığı gibi, Mançurya ile sınırda bulunan Sovyet Ordusunun komutanlığında dikkat uyandırmalı ve böylelikle askerî harekâtın patlak vermesini ertelemeliydi. Ancak onlar yanılmışlardı…

Sovyet Ordusu tarafından Japonya’nın Kwantung Ordusu’nun bozguna uğratılması, II. Dünya Savaşı’nın son aşamasının kilit olaylarından biri oldu.

Japonya’nın ‘Büyük Doğu Asya Ortak Refahı Alanı’ oluşturma planı (Mançurya, Çin, SSCB Uzak Doğu, Malezya, Hollanda, Hindistan, BK, Doğu Hindistan, Afganistan, Yeni Zelanda, Avustralya, Hawaii, Filipinler, Pasifik Adaları ve Hint Okyanusu adaları) gerçekleşememiştir. 9 Ağustos 1945 tarihinde ‘Sovyet tsunami’ (Sovyet Ordusu) tarafından Japon militaristleri bozguna uğratıldı fakat saldırıdan önce Ishii Shiro uyarılmıştır ve o en önemli uzmanlar, belgeler ve bakterilerle birlikte Mançurya’dan kaçmıştır.
731. Birime, ‘kendi takdirine göre’ – ‘izlerini saklayıp’ kaçmak – davranmak önerilmiştir. Birimin tahliyesi 10-11 Ağustos gecesi başlamıştır. 10 Ağustos’a doğru, birimde yaklaşık 40 esir vardı. Sıra dışı bir hapishaneden anlatabilecek canlı tanıkların bırakılmaması için tutukların yiyeceklerine potasyum siyanür koyulmuştur. O günde yemek yemeyenler ise kafeslerdeki gözetleme pencerelerinden makineli tüfeklerle öldürülmüştür. Cezaevi, dinamit ve 50 kiloluk bomba ile havaya uçurulmuştur. Ana binanın, laboratuvarların ve diğer tesislerin yıkılması görevi, bomba imha uzmanlarına verilmiştir.
Özel grup 13 Ağustos gecesin birimin ve faaliyetlerinin izlerini nihai tasfiyesini tamamlanmıştır. Şubeleri hariç, neredeyse 731. Birim personelinin tamamı kaçmayı başarmıştır. Fakat yenilgisinden sonra bile, ordu komutanlığı, birimin sırrını saklamak için tüm önlemleri almıştır. Sovyet Ordusu Mançurya’daki bütün kimyasal ve bakteriyolojik fabrikaları bulmuştur, ancak binalar bir enkaz yığını içindeydi. Etrafta, kalın duvarlı taş binaların kalıntıları, tarla bitkilerinden öldürücü virüslerin yetiştirildiği yakılmış büyük seralar bulunmaktaydı. Havada keskin asit fenik kokusu vardı; savaştan sonra uzun yıllar boyunca civar Çin köylerinde yaşayanlar garip hastalıklarla karşılaşmaya devam etmişlerdir…

Kaynak

Valeria Illiashenko, Uluslararası Hukukta Kimyasal ve Biyolojik Silahların Taşınmasına Yönelik Düzenlemeler

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.