Trend

Köy Enstitülerinin Kuruluş Amacı, İşleyişi Ve Eğitim Sistemimizdeki Yeri (1940)

Köy enstitüleri neden kapatıldı? Köy enstitülerinin kapatılması, Köy enstitülerini hangi parti kapattı? Köy enstitülerinin özellikleri Köy enstitülerinin kuruluş yıl dönümü, Köy enstitülerinin faydaları, Köy enstitüleri ne zaman kuruldu, Köy enstitülerinin amacı nedir?.. Sorularınızın cevabını bu yazımızda bulabileceksiniz.. Tarih arşivi sizler için araştırmaya devam ediyor, iyi okumalar dileriz.

Köy Enstitüleri

Köy Enstitüleri’nin kuruluş amacı tek boyutlu olarak ele alınmamalıdır. Temelleri Cumhuriyet’ten öncesine dayanan enstitülerin çıkış noktası halkın içinde bulunduğu olumsuz durumdur. Cumhuriyet, Osmanlı’dan aldığı mirası değerlendirme sürecine girmiştir. Bu doğrultuda birçok inkılâp gerçekleştirmiş olmakla birlikte eğitim konusunda yetersiz kaldığı anlaşılmıştır. Özellikle köy ve köylü çok geri kalmış bir durumdadır. Şehirlerin verdiği imkânlarla eğitim görme imkânı bulan şehirliler ekonomik, kültürel, sosyal bakımdan azımsanmayacak görecelikte iyi durumdadırlar. Oysa savaşlarda ağır kayıplar veren ve gerek sanayi inkılâbı gerekse ekonomik buhran gibi faktörler yüzünden fakirleşen köylü her anlamda geri kalmış durumdadır.
Kurtuluş Savaşı’ndan itibaren köy ve köylünün öneminden bahsedilmekteydi. Cumhuriyet’in ilanından sonra köy ve köylü için aşar vergisinin kaldırılması gibi bazı değişiklikler yapılmış olsa da yeterli olmamıştır. Ayrıca Cumhuriyet Halk Fırkasını murakabe amaçlı kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası denemesi de devlete önemli bir mesaj vermiştir. Rejim kökenlerde destek bulamamaktadır. Bunun en önemli sebebi hiç kuşkusuz köy ve köylünün şehir ve yönetim ile bağlantısının oldukça zayıf olmasıdır. Nüfusun yüzde sekseni köylü olan bir devletin köy desteği almadan varlığını devam ettiremeyeceği anlaşılmıştır.
Bu bağlamda Köy Enstitüleri’nin itici gücü, birden fazla faktöre etken olsa dahi “köylüye önem verilmesi ve köylüye ulaşabilme isteği” dir. Köylü fakir, cahil ve geri kalmış durumdadır. Gereken değer henüz köylüye verilmemiştir. Köycülük akımı köylüyü yüceltme, geliştirme, köylüye gitme olarak kısaca tanımlandığında geriye sadece “araç” sorunu kalmaktadır. Köylüyü her açıdan geliştirecek olan araç ise “ eğitim” dir. Eğitim ile köylü çocuğu vasıtasıyla aile, köy ve geniş açıdan bakıldığında ise köylü halk birçok açıdan gelişecekti. Asırlardan beri unutulmuş olan köy ele alınarak cehaletten, geri kalmışlıktan kurtarılacaktı. Eğitim ekonomi, toplum ve toplumsal ilişkiler, kalkınma, tarım, ticaret, üretim gibi alanlarda iyileştirme sağlayacaktı. Köylü eğitim aracılığı ile modern dünyaya ulaşma imkânı bulacaktı. Eğitimin en önemli köşe taşı olan ulusçuluk ile köylü, ülke ile bütünleşecekti.
Bu doğrultudan bakıldığında öncelikli tespit eğitim açısından ülkenin çok kötü bir halde olduğudur. Atatürk ve dönemin bakanları yaptıkları araştırmalar sonucunda ilk olarak köy enstitülerinin çekirdeğini oluşturan köy eğitmen kurslarını, ardından da köy enstitülerini kurarak köycülük düşüncelerini gerçekleştirmeye çalışmışlardır.

Köy Enstitülerinin İşleyişi

Köy Enstitüleri’nin temel aldığı felsefe Tonguç’un “iş eğitimi” görüşü ile şekillenmiştir. Enstitülerde iş hem amaç, hem yöntem olmuştur. İş içerisindeyken yani gerçek işlerin içinde eğitim verilirken, kalıcı öğrenmeler sağlanmıştır… İş eğitimi özünde gerçek yaşamın tümünü içine alacak bir anlayış bir yöntemdir. Düşünce üretmede, kültür ve sanat üretmede, estetik geliştirmede, her türlü yaratıcılıkta temel yöntem ve araç “iş” olacaktı. Örneğin Tonguç, kuru kuruya müzik öğretimine karşı çıkar. Müzik bilgisi ve nota, bir şarkı söyleyerek, çalgı çalarak, iş içinde öğrenilmelidir. Bu anlamda şarkı söylemek bir iş olmaktadır.
Köy Enstitülerinde uygulanan eğitim yöntem ve ilkeleri, yaşamın gereğine ve doğal koşullara uygun olarak düzenlenip uygulanmıştır. Bu ilkeler:
Çevreye uygunluk: Önemli olan yaşanılan yerdeki yaşam koşullarının öğretmenin gideceği köydeki koşullara benzemesi ve öğrencinin, her iki çevreyi de bilinçli olarak tanımasıdır.
Doğaya uygunluk: Öğrenciyi yıldıracak, işten ve çalışmaktan bezdirecek iş ve ödev verilmemesi esastır.
Kendi kendini yönetim: Enstitülerin günlük yaşamında türlü nöbetler yanında, derslik, işlik ve tarım alanlarında, yapım işlerinde her öğrenci nöbetleşe görevlendirilirdi. Başkan ve nöbetçi öğrenciler çalışma zamanlarına ilişkin işlerden sorumlu tutuldu. Bu ilkenin uygulanması, demokratik düzenle yönetilen bir toplumun okullarında ödevlerini, haklarını ve sorumluluklarını bilen vatandaşların yetiştirilmeleri açısından da büyük önem taşır.
İş içinde ve kendi kendine çalışma: Köy enstitülerinde el ve kafa birliğine, tensel ve tinsel güçlerin birbirini destekleyerek birlikte gelişmesine önem verildi. Bu kurumlarda bunun içindir ki, iş ve kendi kendine çalışma yöntemlerinin taşıdığı anlamlar ayrı ayrı değil, ders ve işin, işlenen konunun yapısına göre aynı anda uygulandı. Enstitülerin kuruluşları, hazırladıkları her türlü iş ve çalışma koşulları, bu iki yöntemin el ele vererek uygulanmasını sağlayacak düzeydedir.

Sonuçta Köy Enstitüleri’nin temel dayanak noktası” etkinliktir. Köy Enstitüleri’nde kitabi metotlar, havada duran kavramlar yer almamıştır.

Köy Enstitüleri’nde eğitim alan öteki meslek ustaları görev alacakları köylerin ihtiyaçlarına uygun bir eğitim almışlardır. Köyün ihtiyaçları Enstitüdeki eğitimin ana unsuru olmuştur. Köylüden alıp köye verme uygulaması görülmüştür. Öğrenciler köylerden alınmış, sonrasında yine köylerine ya da civar köylere gönderilmiştir. Şehirden, köyden ve köylünün ihtiyaçlarından habersiz ve uzak olanların başarı sağlamayacağı düşünülmüştür. Aynı zamanda köyden şehre kaçışın önleneceği düşünülmüştür. Enstitülerde doğadan verim alınabilmesi için doğa ile savaşarak, doğa ile ilgilenmekle mümkün görülmüştür. Enstitülerde iş ile ilgili kararlar otorite tarından değil, toplu alınan kararlarla yürütülmüştür. Özellikle hafta sonları tartışmalar yapılmış, eleştirilmesi gerekenler eleştirilmiş, hatalı davrananlar uyarılmıştır. Böylelikle aşağıdan yukarı denetim sağlanmıştır.
köy enstitüleri
Köy Enstitüleri‘nde yetki ve sorumluluk ilkesi uygulanmıştır. Çocukların daha küçük yaşlarda bile yetki ve sorumluluk alarak etkinleşmesi, bağımsız düşünebilmesi, karar verebilmesi, kendini tanıyıp yönetmesi, kendi işlerini görebilmesi, çevreyle ilgili sorumluluklar yüklenmesi Köy Enstitüleri’ndeki eğitimin temel ilkelerindendir. Enstitü öğrencileri, enstitüye adım atar atmaz öncelikle günlük yaşamı düzenlemek için aldıkları nöbetlerle ve başkanlık görevleriyle yetki ve sorumluluk altına girmekteydiler.

Öğretmen Kaynağı Seçimi

Köy Enstitüleri genel olarak şehir ve kasabalardan uzak köylerin yanı başında kurulmuşlardır. Koşullar doğal olarak enstitülerde görev alacak öğretmenlerin birçok fedakârlıkta bulunmasını zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda enstitülere alınacak öğretmenlerin her şeyden önce koşulları iyi değerlendirebilecek kişilerden seçilmesine dikkat edilmiştir. Enstitülerin çoğu, kurulurken bir müdür iki iç öğretmen ve bir memurla işe başlanmıştır. Bunların yanında yasayla enstitülerde görev alabilecek kişilerin sahip olması gereken özellikler belirtilmiştir. Sözgelimi 3803 Sayılı yasaya göre şu okulları bitirenler enstitülere atanabilirlerdi:
Teknik Meslek Okulu mezunları da Köy Enstitüleri’ne öğretmen olarak atanacaklardı. Ayrıca uzman işçiler de enstitülerde gündelik ya da aylık ücretle usta öğretici olarak çalıştırılabileceklerdi. İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı olumsuz etkiler eğitim hayatına da yansımıştır. Özellikle 1940’da seferberliğin ilan edilmesiyle beraber enstitülere alınan birçok öğretmen, eğitmen adayı, eğitmen ve enstitü müdürlerinin askere alınması kaçınılmaz olmuştur. Yeni yeni oluşan yapı içinde bu durum çok büyük sorunlara yol açmıştır. Sıkıntıların giderilmesi için Milli Savunma Bakanlığı ile bir anlaşma yapılmıştır.
Bu anlaşma ile Köy Enstitüleri’nde çalışanların gerçekten zorunlu durumlar dışında, rutin olarak askere çağrılmamalarına karar verilmiştir. Sorunun ivedilikle çözülmüş olması eğitimin seyrine dönmesini sağlamıştır. Pek tabii İkinci Dünya Savaşı’nın olumsuz etkileri öğretmenlerin askere alınmasıyla sınırlı kalmamıştır. Söz gelimi gıda sıkıntısı gibi enstitülerde çok önemli olan başka sıkıntılar da yaşanmıştır. Devletin bazı gıda ürünlerini kesmesi sonucu enstitüler kendi ihtiyaçlarını gidermek için başka çözümler bulmuşlardır.
15 Ekim 1940 tarihi itibari ile köy enstitülerinde görevli olan 620 öğretmen bulunmaktadır. Öğretmenlerin mezun oldukları okullar şu şekildedir: Öğretmenlerin 229’u fakülteler, Gazi Eğitim Enstitüsü ve Yüksek Köy Enstitüsünden, 209’u Öğretmen Okulundan, 56’sı kız enstitülerinden, 27’si ziraat okullarından, 91’i Sanat ve Yapı Usta Okullarından, 8’i diğer meslek okullarındandır.

Enstitülere Alınacak Öğrenciler

17 Nisan 1940 yılında onaylanan 3803 sayılı Köy Enstitüleri Yasası’nda enstitülere alınacak öğrencilerin nasıl seçileceği belirtilmiştir. Köy Enstitüsü Yasası’nın kabulünden iki ay, Enstitü müdürlerinin göreve başlamasından üç ay sonra öğrenciler seçilmeye başlanmıştır. Köy Enstitülerine ilköğretimini tamamlamış, şehir merkezi yerine köy ve beldede yaşayan öğrenciler alınmıştır. Gelenlerden çoğu nasıl bir eğitim sisteminin içine girdiklerine dair bir fikir sahibi değillerdi, sıradan orta öğretim kurumlarında eğitim göreceklerini sanıyorlardı. Ancak enstitüler iş içinde eğitim prensibi doğrultusunda işlemekte idi. Ayrıca dönem itibari ile köylerde sağlık koşulları iyi değildi. Bu koşullar da yaşayan öğrencilerin enstitülere gelmesiyle verem ve sıtmalı çocukların sağlıklarının korunması için çalışmalar yapılmıştır.

Eğitim Planları- Yöntemleri

Enstitülerin açıldığı dönemde kullanılabilecek hazır bir öğretim planı yoktu. Bu dönemde eğitim ve öğretim işleri, İlköğretim Genel Müdürlüğü’nün genelgeleriyle ve öğretim kadrosunun çalışmaları ile devam ettirilmiştir. 1 Temmuz 1940 tarih ve 435 sayılı genelgede öğrencilere “ enstitü birinci sınıf tahsil” verileceği belirtilerek 29 Ekim 1940’a kadar birinci sınıf öğrencilerine verilecek eğitim ve yapılacak işler ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir. Genelgede maddeler 3 başlık altında toplanmıştır.
Bu başlıklar:
Yapılacak işler bölümü: Enstitü arazisinin ağaçlandırılması, bataklık yerlerin kurutulması, yol yapımı, işlenmemiş toprakların verimli hale getirilmesi yer almaktadır.
Kazandırılacak beceri ve alışkanlıklar: bisiklet ve motosiklet kullanma, yüzme, ata binme, dağ tırmanma, sandal, yelken, motorlu deniz araçları kullanma, mandolin, ağız armoniği, flüt gibi bir müzik aleti çalma, yerel ve ulusal oyunları oynama, radyo ve gramofondan müzik parçaları dinleme yer almaktadır.
Kültürel etkinlikler: köy hayatını konu edinen kitaplar başta olmak üzere öğrencilerin bilgilerini arttırıcı nitelikte yayınları içeren kütüphane oluşturulmasını, her Enstitünün bulunduğu yerin coğrafi ve tarihi özelliklerine göre, etnografik, jeolojik ve tarımsal değer taşıyan eşya ile yurt müzesi kurulmasını, öğrencilerin öğretmenlerle birlikte görev aldığı eğlenti ve müsamerelerin düzenlenmesini kapsamaktadır.

Genelgede öğrencilerin her işte tasarruf etmesi, bulundukları bölgede kadın, yaşlı ve çocuklara yardımcı olmaları, öğrencilerin her türlü zorluktan yılmayacak şekilde yetiştirilmeleri istenmiştir.

Genelgede yer alan bir diğer husus ise enstitüler için önemli bir sacayağını oluşturmaktadır. Bu hususa göre her enstitü, kendi özelliklerini ve çevre koşullarını dikkate alarak program düzenleyip uygulama olanağına sahipti. Söz gelimi Beşikdüzü Köy Enstitüsü’nde balıkçılık ile ilgili uygulamalar yapılıyorken, balıkçılığa uygun olmayan bir başka enstitüde tarımsal uygulamalara ağırlık verilebilmesinin dayanağını bu genelge oluşturmaktaydı. Enstitüler ilk yıllarında eğitim-öğretim faaliyetlerini süreç içerisinde yayınlanan genelgeler doğrultusunda gerçekleşmişlerdir. Bütün enstitüleri kapsayacak bir program bulunup uygulanmaya geçirilene kadar enstitüler kendi programlarını yönetim ve öğretim kadroları ile birlikte planlayıp yürütmüşlerdir.

Enstitüler kurulduğu yıllarda farklı sıkıntılarla yüzleşmişlerdir. Kuruluş yıllarındaki başlıca sorunlar bina, yol, su arklarının açılması, köprü yapımıdır. Var olan bu sıkıntılardan dolayı öğrenciler ilk yıllarda kültür derslerine çok zaman ayıramamışlardır. Genel bir planın olmadığı bu dönem içerisinde Enstitüler 15 günde bir düzenli olarak İsmail Hakkı Tonguç’a çalışma raporları göndermişlerdir. Bu raporlarda yapılan işler, karşılaşılan güçlükler ve bunların çözüm yolları hakkında bilgiler verilmiştir. Bu raporlar ve Tonguç’un gönderdiği yanıtlar doğrultusunda eğitim programının temel ilkeleri ortaya çıkmış ve köy enstitüsü öğretim programı düzenlenmiştir.
II. Eğitim Şurası’nda Enstitülere yönelik önyargılar su yüzüne çıkmış ve üniversitelerde görülen sağcılık- solculuk çatışmaları örnek gösterilerek köy enstitülerinin bu akımlardan korunmasının üstünde durulmuştur. Özellikle üretim yapılması eleştirilerek, enstitülerin milliyetçilik ve gelenekler yönünden eksik olduğunun altı çizilmiş, savaş yıllarının yarattığı geçici ve olağan üstü durumlar eğitim yanlışı gibi gösterilmeye çalışılmıştır. Eğitim şurasına eleştiri getirenlerin çoğu politikadan çok haberi olmayan ortaöğretim, yüksek öğretim ve teknik öğretim alanlarında görevli kişiler olmuşlardır.

Baştan beri konuyu izleyerek önyargıyla hareketin karşısında olanlar “milliyetçilik isteyen totaliter inançlı” eğitimciler olarak konumlandırılan isimlerdir. Bu konuda öncü sayılabilecek kişi Reşat Şemsettin Sirer’dir.

Birinci şurada eleştirisini sunan Sirer, II. Şura’da çevreden de destek alarak daha güçlü konuşmuştur. Sirer herkese değil üstün bir kesime eğitim verilmesi görüşündedir. Kanad, bu programda milliyetçiliğe yer verilmemiş olduğunu belirtiyor, enstitülerdeki iş eğitimini de amelelik olarak görüyordu. Bu kurumlardaki demokratik eğilimi “solculuk alıp başını gidiyor” diye nitelendirmiş ve görüşlerini imzasız bir raporla Bakan’a bildirmiştir.
Yücel bunun üzerine tüm enstitülerde denetim ve soruşturma yapıp programı yeniden inceleyerek, talim terbiye kuruluna götürmüştür. Kanad, oraya çağrılıp sözünü ve raporunu geri alması sağlanmış olsa da köy enstitülerine hep karşı çıkmış ve yıkılmasında da rol oynamıştır. Kanad’ın öğrencisi ve akrabası olan Emin Soysal da enstitülerde bir süre çalıştıktan sonra bakanlığın izlediği yola ve daha birçok şeye karşı çıkarak, enstitü karşıtı grup içerisinde yer almıştır. Soysal Milli Eğitim Bakanlığı’nın tutumuna karşı çıkınca 1943 yılında enstitüler ile ilişiği kesilerek Bursa Öğretmen Okulu’na verilmiştir.
II. Milli Eğitim Şurası’nda alınan kararlar bağlamında öğretim programı hazırlanmış talim terbiye kurulunun 4 Mayıs 1943 tarihli 75 sayılı kararıyla kabul edilerek altı yıllık bir denemeden sonra, 1943 yılında “Köy Enstitüleri Müfredat Programı” yürürlüğe konmuştur. Yürürlüğe giren ilk program hazırlanırken bazı temel ilkeler dikkate alınmıştır.

Bu ilkeleri şu şekilde sıralayabiliriz:

Öğretim süresi beş yıl olan Enstitülerde bu sürenin 114 haftası “kültür dersleri”ne 58 haftası “ziraat dersleri ve çalışmaları”na, 58 haftası “teknik dersler”e ayrılır.
Enstitüler haftalık, aylık, mevsimlik çalışma planlarını kendi özelliklerine, işlerin durumuna, öğrencilerin düzeyine ve sayısına, öğretmenlerinin özelliklerine, iş araçlarının çeşitliliğine, iş alanlarının genişliğine, hayvanların cins ve sayısına göre düzenlenir.
Enstitüler, öğretim ve uygulama çalışmalarını; “kültür, tarım ve teknik” alanlarla ilgili derslerini yarım gün, tam gün veya hafta esasına göre düzenlemekte serbesttirler. Bina, yol, köprü yapımı veya su arkı açılması veya bitirilmesi yahut ekin yapılması veya hasat kaldırılması gibi önemli işler çıktığı zaman bütün çalışmalar o iş üzerinde yoğunlaştırılır. Önceden planlanan ders ve uygulama kayıplarının uygun bir zamanda telafisiyol, una gidilir.
Programa, günlük hayatta kullanılabilecek ders ve konular seçilmişti. Kültür dersleri uygulamalarının uygun olan tarla, atölye gibi üretim alanlarında yapılması ile eğitimin üretimle sonuçlandırılması düşünülmüştür.
1943 programında enstitülerde okutulacak dersler üç guruba ayrılmıştır: kültür dersleri, teknik dersler, ziraat dersleri. Program beş yıllık öğretim sürecinde bu ana ders grupları için ayrılan çalışma ve sürekli dinlenme zamanlarını da hafta olarak saptamıştır. Köy enstitülerinde beş yıl içinde okutulan kültür dersleri ve haftalık ders saati sayısı tablodaki gibidir:

Ziraat ders ve çalışmaları ile teknik ders ve çalışmaların içerikleri tablodaki gibidir:


Programa göre 114 hafta kültür dersleri, 58 hafta ziraat dersleri ve çalışmaları, 58 hafta teknik dersler ve çalışmaları, 30 hafta sürekli tatiller şeklinde belirtilmiştir. Enstitülerde yıllık izin 1,5 aydır. Çalışma zamanının yarısı kültür derslerine ve diğer yarısı genel bilgi derslerine ayrılmıştır. Haftalık planda çalışma saatlerinin 22’si genel bilgi dersleri 11‘i tarım, 11’i teknik dersler olarak toplamda 44 saattir.
Enstitülerde uygulanan 1,5 aylık yaz tatilleri her enstitüde ve her bölümde farklılık göstermekte, enstitü hiçbir zaman tam olarak boşaltılmamakta, böylelikle üretim, tarım ve eğitim hiçbir zaman aksamamaktaydı. Zira enstitülerin kapısına kilit vurulması gibi bir durum söz konusu olamazdı. 1943 programıyla öğrencilere üretim içinde beceriye ve işe dayalı eğitim ve üretim bilgisi verilmeye çalışılmıştır. Ezbere ve karatahta üzerinde yapılan eğitim uygulanmamış, öğrencinin anlayabileceği şekilde, uygulamalı olarak dersler öğrencilere gösterilmiştir.
İş içinde matematik; metrekare hesabını öğrenmek için tarlaların dönümlere ayrılması ve hesaplanmasını tarlada ölçüm yaparak öğretme yoluna gidiliyordu. Böylelikle bilginin kalıcı olması sağlanıyordu. Ezberci yöntemle karenin alanı öğrenilse de kalıcı olacak olan uygulamasının, iş içinde öğretilerek sağlanacağı düşünülmekteydi. Kalıcılık sınırı uygulama ile yükseltilmekte ve bilgiler kullanışlı hale getirilmekteydi.
İş içinde fizik: teorik bilgilerin pratikle öğretildiği fizik dersinde, öğrenciler enstitüye su getirmek için sondaj yapma ya da dağların arkasındaki suları boru döşeyerek enstitüye getirerek gerek fizik gerekse coğrafya ile ilgili önemli bilgileri uygulama ve pekiştirme fırsatı bulmaktaydılar. Köy Enstitüleri’nin ilk resmi programı olan 1943 öğretim programı Köy Enstitüleri’nin kuruluş felsefesine bağlı olarak hazırlanmış ve bu doğrultuda 1947 yılına kadar yürürlükte kalmıştır.

Küme ve Kümebaşı

Küme temelde bir yönetim birimidir ve küme düzenlemesi enstitülerde demokrasinin uygulamaya geçmiş halidir. Malatya Akçadağ ve Kayseri Pazarören enstitülerinin yapısı bu birimler üzerine inşa edilmiştir. Her birimin öğretmen evi, toplanma yeri ve derslik, yatakhane, mutfak ve ayrı tuvaletleri vardır. Genelde kümeye yakın oturan öğretmenler kümebaşı olmaktadır. Enstitülerde her sınıfın “kümebaşı” olan bir öğretmeni vardır. Kümeler 40- 50 kişiden oluşmakla birlikte yapılan işe uygunluk, enstitülerin öğrenci sayısı gibi farklılıklara bağlı olarak sayı değişiklik göstermektedir. Her enstitünün yönetim örgütü, ortalama 20 kadar olan kümelerin üzerinde kurulmaktadır. Bu sistemde birçok sorun ve çalışma yönetime gitmeden küme içinde kolayca çözümlenmekte ve yapılmaktadır.
Kümebaşı öğretmenlerinin seçiminde ise öğretmenin deneyimli olması, öğrencilerle rahat iletişim kurabilmesi, kötü alışkanlıklarının olmaması gibi esaslar dikkate alınmıştır. Kümebaşı öğretmeninin bazı görevleri bulunmaktadır. Bunlar arasında öncelikli görevi, yeni gelen öğrenciyi enstitü adına kabul etmek, bireysel gereksinmelerini, donanımlarını sağlamak ve öğrenciye kurumu tanıtmaktır. Kümebaşları sınıftaki öğrencilerin etkinliklerinden, gelişimlerinden, eğitim-öğretim çalışmalarından gereksinmelerinin karşılanmasından sorumludurlar.
Derslerin ve iş çalışmalarının verimli geçmesi, sınıfta düzenin sağlanması, ders çalışma zamanları derslikte bulunulması, düzen ve sessizliğin sağlanması ve öğrencilerin sorularını yanıtlayarak eğitsel rehberlik yapılması kümebaşının sorumluluğu altındadır. Ayrıca kümebaşı, sınıfta her öğrencinin başarısından sorumludur. Öğrenciler kişisel sorunları ile kümebaşına giderek dertlerini anlatıp kümebaşından yardım isteyebilmektedirler. Gömleği parçalanan, ayakkabısı eskiyen, ailesinden uzun süre haber alamayan, eşyası çalınan ve benzer durumlarla karşılaşan öğrenciler kümebaşına başvurmaktadırlar.
Bu doğrultuda kümebaşı sınıftaki öğrencilerin her birini çok iyi tanımak zorundadır. Her öğrencinin zekâ düzeyi, özel yetenekleri, ilgileri, başarılı- başarısız yönleri, davranış özelliklerini tanımak, gerektiği takdirde çıkabilecek sorunlara karşı önlem almak zorundadır. Okuma ve özgür tartışma konularını yönetme işi de küme başının sorumluluğundadır.

Günlük Yaşam, İş Bölümü ve Giyim Kuşam

Enstitülerde zamanın kullanımı işlevsel olabilecek bir şekilde planlanmıştır. Zamanlama ilkeleri yarım gün, tam gün ve bir hafta esasına dayanan düzenlemeler şeklinde uygulanmıştır. Yarım gün esasına göre yapılan düzenlemeler, bütün sınıfların yarısı öğleden önce ya da sonra kültür derslerine; geri kalanların yarısı tarım, yarısı teknik ders ve çalışmalarına gidecek şekilde yapılmıştır. Tam gün ilkesine göre sınıfların yarısı tam gün kültür derslerine, kalanların yarısı tam gün tarım dersi ve çalışmalarına, yarısı tam gün teknik ders ve çalışmalarına devam eder. Bir hafta düzenlemesine göre ise sınıfların yarısı bir hafta kültür dersi, kalanların yarısı o hafta tarım dersi ver çalışmaları, kalan yarısı teknik ders ve çalışmaları yapmaktadır. Genel olarak saat altıda kalkılarak güne başlanırdı.

Yıkanma ve giyimden sonra öğrencilerle beraber öğretmenler de herhangi bir toplu beden hareketine katılmaktaydılar.

Çoğu kez bu etkinlik halk dansları olmakla birlikte bazen oyun bazen de beden hareketleri yapılmaktaydı. Enstitülere özgü olan kahvaltı yapıldıktan sonra öğrenciler bir saat boş bırakılarak, yatakhane ve derslikler temizlenip havalandırılırdı. Elektrik ve hoparlör bulunan yerlerde haberler, müzik ya da enstitü programı yayınlanmakta idi. Öğrenciler bir saatlik aranın ardından saat 8.30’da toplanırlardı. Yoklama ve günlük işlerin dağılımı yapılırken kümebaşı öğrencilerin kıyafetlerini ve temizliklerini kontrol etmekteydi. Kontrolün ardından topluca marşlar okunur ve öğrencilerden kimisi işliklere, kimisi tarlalara kimisi de dersliklere dağılırdı. Başlayan sabah programı üç saat sürmekte, duruma göre derslik çalışmalarından kesintiler yapılarak daha sonradan saat hesabı eksiklik tamamlanmaktaydı.
Öğle yemeğinden sonra sabahki programa benzer şekilde bir uygulama daha yapılmaktaydı. Akşam yemeğinden sonra öğrencilere ders çalışma süresi verilirdi. Günlük program genel olarak 21.30 ya da 22.00 de sona ermekteydi. Bu saatten sonra nöbetçi öğretmen dışında herkes yatmaktaydı. Enstitülerin haftalık programı cumartesi günü saat 12.00’de sona ermektedir. Bayrak töreninden sonra genel bir toplantı yapılır nöbetçi ekip, yeni ekibe görevlerini devreder ve enstitüde temizlik ve muayene yapılırdı. Gün enstitüden çıkma olanağı bulunmayan öğrenciler için hafta tatilli etkinlikleri ile son bulmaktaydı.

Enstitülerdeki kılık kıyafet modern bir şekilde tasarlanmıştır.

Kızlar için biri mavi- beyaz ve diğeri kırmızı- beyaz çiçekli Sümerbank kumaşından yapılmış beyaz yakalı iki elbise ve belden bütün ve belden ayrı alt üst tulumlar ile hasır şapka verilmiştir. Erkeklere de aynı tulum ve hasır şapkaya ek olarak mintan, çamaşır ve postallar verilmiştir. Daha sonraki süreçte kızlar için belden paçalı büzgülü, pantolon benzeri tulum ve önü kapalı cepli, beli bol lastikli pantolonlar dikilmiştir. Enstitü tarafından çok kullanışlı bulunan bu model daha sonra erkekler ve öğretmenler için de dikilmiş, enstitülerin günlük giysileri haline gelmiştir. Lacivert ve asker rengi yazlık Sümerbank kumaştan yapılan kıyafetler enstitü öğrencileri tarafından dikiş işliğinde işlenmekteydi.
Kış yaklaştığında kız ve erkeklere boz kaşe kumaştan kışlık golf pantolon ve ceket dikilmesi için terziye sipariş verilmiş, sonraki zamanlarda bu kıyafetler de enstitünün işliklerinde yapılmıştır. Enstitüler bu kıyafetler doğrultusunda kendi iklim şartlarına uygun kıyafetler yapıp kullanmışlardır. Enstitülülerin kıyafetleri çevre tarafından şaşırtıcı bulunmuş, kızların pantolon giymesi ise bazı çevrelerce eleştirilmiştir. Kapalı olması nedeniyle bazı çevrelerin hoşuna gitse de o dönemde Avrupa’daki kadınlarda bile pantolon giyilmesi yaygın bir durum değildi. Enstitülerdeki kız öğrencilerin kıyafetleri ilerleyen dönemlerde de birçok eleştiriye maruz kalmış ve enstitülere yönelik olumsuz sav bu eleştireler üzerinden geliştirilmiştir.

Köy Enstitülerinde Sağlık Eğitimi (1943- 4459 Sayılı Yasa)

Köy enstitülerinde eğitim, kültür, tarım ve inşaat derslerinin yanında dönem içerisinde oldukça büyük bir eksiklik olan sağlık konusunda da dersler verilmiştir. Tabiat ve okul sağlık bilgisi dersi beş yıl boyunca, ev idaresi ve çocuk bakımı dersi son sınıfta okuyan öğrencilere okutulmuştur. Böylelikle enstitüden mezun olan öğrenciler ders ve revir çalışmaları ile eğitim yoluyla sağlık önlemleri alma ve ilkyardım, iğne yapma gibi temel konularda bilgi sahibi olmuşlardır. Enstitülerde verilen sağlık eğitimi, oldukça faydalı görünmekle beraber yeterli olmadığı da düşünülmüştür. Ve daha işlevsel bir çözüm bulmak amacıyla 1943 yılında Sağlık Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı işbirliği ile 19 Temmuz 1943 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan, 4459 sayılı yasa aracılığıyla Köy Enstitüleri’nde sağlık memuru kolu ve köy ebesi kolu oluşturulmuştur. Kasabada, ilçede oturan sağlık görevlilerin köylüye ulaşması çok zordu.
Sağlık koluna alınacak öğrencilerin seçimlerini 3. sınıfta yapmaları öngörülmüştür. Öğrenciler kendi istekleri ya da öğretmenlerin yönlendirmesi sonucu sağlık kolunu seçmişlerdir. Ancak kız öğrencilerin sayısı az olduğu için enstitülerde “ebe kolu” açılmamış, bunun yerine Sağlık Bakanlığı ile yapılan anlaşmayla 3. sınıfa kadar eğitim gören kız öğrencilerin köy ebesi olabilecekleri ve Sağlık Bakanlığı kurumunda yetiştirilmesine karar verilmiştir. Sağlık kolunda eğitim verecek kişiler çoğunlukla okul doktorları olmuştur. Sağlık kolu bulunan enstitülerde birden çok doktor, hemşire ve sağlık memuru bulundurulmuş, böylece alan bilgisi derslerinin birçoğu enstitüde yapılarak, uygulama için de yakınlardaki devlet hastaneleri kullanılmıştır.

Sağlıkçı adayları hastanelerdeki stajları ve enstitü içindeki faaliyetlerinin yanında uygulama köylerine gitmiş ve böylelikle mesleki becerilerini geliştirmeleri hedeflenmiştir.

Köy Enstitülerinin sağlık alanında gerçekleştirmeyi düşündükleri bir uygulama “Bölge Dispanseri” tasarısıdır. Bu amaçla Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü çatısı altında 60 yataklı bir dispanserin temelleri atılmış ve bu dispanserin öğrenciler için uygulama kurumu olmasının yanında enstitü ve çevre köylere de hizmet vermesi planlanmıştır.
Yapılan planlamaya göre 10-15 yıl içerisinde 8-10 köye bir sağlık memuruyla, bir ebenin yetiştirilmesi, bunların başına da bir köy hekiminin verilmesi planlanmıştır. Sağlık kolu ilk olarak 1943’de Malatya-Akçadağ, İzmir-Kızılçullu, Ankara Hasanoğlan’da eğitime başlamıştır. 1944’de Kastamonu, Eskişehir ve Kocaeli’ deki enstitülere de sağlık kolları eklenmiş ve bu alanda eğitim veren toplam yedi enstitü olmuştur. Sağlık kolunu açan enstitüler 1945 yılında 264 köy sağlık memuruyla ilk mezunların vermiştir. 1947’de enstitülerde olan sağlık kolları İzmir- Kızılçullu ve Ankara- Hasanoğlan Köy Enstitülerinde birleştirilmiştir.

Köy Enstitüleri sağlık memurluğu 4. Sınıf haftalık ders programı şu şekildedir:


Köy Enstitüleri’nden sağlık kolu mezunu olarak eğitimini tamamlayanların atamaları Sağlık Bakanlığı tarafından yapılmıştır. 20 yıl zorunlu hizmet getirilmiş ve atanan sağlık memuruna 5-10 köyden oluşan bir köy grubu bölgesi verilmiştir. Sağlık memurlarının işlerini tam olarak yerine getirebilmelerini sağlamak amacıyla grup köylerine en az ayda bir kez gidip 4 saat kalma zorunluluğu getirilmiştir. Sağlıkçılara da geçimlerini sağlayacak kadar bir toprak parçası verilmiştir. Köy köy gezdiği için sağlıkçı tarlası ile çok fazla ilgilenmemekteydi. Sağlıkçıların birçok işi gibi, tarlalarının ve çift hayvanlarının bakımı da imece usulü ile köylülerce yapılmaktaydı. Ayrıca sağlıkçının köy köy gezebilmesi için gerekli olan binek hayvanı da köylüler tarafından karşılanmıştır. Sağlıkçılar da öğretmenler gibi askerliklerini yedek subay olarak yapmaktadırlar. Denetlenmeleri gezici başöğretmen ve ilköğretim müfettişleri tarafından yapılmıştır.
Sağlık memurlarının çalışmalarını düzenleyen yönetmelikte grup ve merkez köylerinin saptanması, denetlenmesi ve çalışma şekilleri gibi ilgili alanlarda açıklamalarda bulunulmuştur.

Görevleri dört başlık altında toplanmıştır:

Görevlerinin başında bulaşıcı hastalıklara savaş açarak, hastanın ayrılması “tecrit” edilmesi, en hızlı şekilde hastaneye gönderilmesi, hastalık hakkında doktordan alacağı bilgileri uygulaması; çevredeki insanlar için önlemler alması, gerekirse aşı yapması, “zührevi” hastalıktan kuşkulandığı kişileri doktora göndermesi, köylüyü aydınlatması vb. yer alıyordu. İkinci görevi, köyde bulaşıcı hastalıkların yayılmasına neden olan ortamların azaltma girişiminde bulunmaktır.
Hastalık yapan, sivrisinek, bit, pire, tahtakurusu gibi haşaratla savaşma yöntemlerini köylüye öğretmesi, onların bu işleri yapmalarına önayak olması. Bunun için bağlı olduğu hükümet doktorundan alacağı ilaç ve bilgileri kullanması ve kullandırması. Bir başka görevi hastalara ilkyardım götürmek, hastalıklarında ya da kaza sırasında yaralananlara yardım etmek ve doktora ulaşmalarını sağlamaktır. Sağlıkçıların görevlerini yapabilmeleri için göreve başlayan öğretmenlere verildiği gibi sağlık çalışanlarına da bazı araçlar temin edilmiştir. Bunlar arasında: sağlık çantası, ecza dolabı, ilaç ve benzeri araç gereçler bulunmaktaydı.
Köy enstitülerinin sağlık bölümünü bitirip köylere atanan öğrenciler köylülerin sağlık sorunlarını çözmede önemli roller üstenmişlerdir. Her şeyden önce köylüye sağlığın önemi, sağlıklı yaşamanın koşulları öğretilmiş, koruyucu aşıların gerekli olduğu belirtilmiştir. Köylüye ebeye, doğumevine, doktora, hastaneye gitme alışkanlığı kazandırılmıştır. Ayrıca Türkiye’de ilk defa geniş çapta köy sağlığı, Köy Enstitüleri hareketiyle ele alınmıştır. Köy Enstitülerinin sağlık bölümleri 1950 yılında kapatılmıştır.

Enstitülerde Eşitlik ve Demokrasi

Enstitüler, gerek ülke çapındaki örgütlenmeleri, gerek programları, uygulama yöntemleri, değerlendirme teknikleri gibi yanlarıyla, öğrencinin tüm işlerde ve yönetimde yetki ve sorumluluklar almasını, siyasal yönden demokratlaşmasını da işleyişlerinin özünde taşımışlardır. İşlerin, yetki ve sorumlulukların paylaşılması öğretmen öğrenci ilişkisini olumlu yönde etkilemiş, ilişkiyi sağlamlaştırmıştır. Enstitülerde öğretmen ve öğrenci eşitti hatta öğrencilerin olmaması durumunda öğretmenlerin olmayacağı düşüncesiyle öğretmenler öğrenciler içindir mantığı ile hareket edilmiştir. Öğretmenin öğrenciyi dövmesi kesinlikle yasaklanmış ve öğrenciye tokat atan öğretmene, öğrencinin de öğretmene tokat atma hakkı verilmiştir. Enstitü içerisinde yaşanan bazı durumlar bu ilkeyi desteklemiştir.
Enstitülerde öğrenci ve öğretmen arasında hiyerarşik bir yapı olmamıştır. Önünde sonunda enstitülerde öğrenci ve öğretmenler arasındaki ilişki, iş ve ödev esasına dayandrılmıştır. Öğrencilerin not veya cezayla korkutulmaması, verilen bilgileri ezberleyen “pasif alıcılar” olmamaları, kendilerini tanımlayabilen, konuları ve olayları eleştirip sorgulayan kişiler haline gelmeleri hedeflenmiştir.

Dolayısıyla enstitülerde özgürlükçü ve eşitlikçi bir eğitim söz konusu olmuştur.

Enstitülerde hafta sonları, “Hafta Sonu Genel Toplantıları” etkinliği gerçekleştirilmiştir. Bu etkinlikte öğrenciler, öğretmenler ve usta öğrenciler yer alırlardı. İlk konuşmayı genel olarak müdürün yapmasının ardından enstitünün o haftaki programı, çalışma konuları, sorunları üzerine konuşulur, eleştiriler ve tartışmalar özgür bir şekilde gerçekleştirilirdi. Başkanlar ve nöbetçiler de eleştirilebilir, gelecek haftaya ait öneriler yapılırdı. Günlük temizlik işlerinden, her alandaki geçici ve sürekli çalışmalara kadar enstitünün bütün işleri topluca alınan kararlarla yürütülmekteydi.

Demokratik ortamın belirleyici öğelerinden bir diğeri “sürekli-yatılı karma eğitim” modelidir.

Enstitülerde uygulanan karma eğitime geçiş kolay olmamış, 3803 sayılı Köy Enstitüleri Yasası taslağına konan maddeyi TBMM’den geçirmek zor olmuştur. Enstitülerde karma eğitimin, gündüz eğitim yapılan okullarda okutulmasının bile olağan karşılanmadığı bu dönemde yatılı karma eğitim uygulanmıştır. Uzun süren tartışmaların ardından Hasan Ali Yücel’in konuşması ile ikna olunmuş ve yasa çoğunluğun alkışlarıyla onaylanmıştır. Köy Enstitüleri’nin açıldığı yıllarda kız öğrencilerin oranı düşüktür. Bu konu ile İsmail Hakkı Tonguç birebir ilgilenmiş, gerekenlerin yapılması için enstitü müdürlerini bilgilendirmiş ve enstitüdeki öğrencilere cinsiyet ayrımı yapılmamasını, eşit davranılmasını istemiştir.

Enstitülerde Kültürel Etkinlikler ve Ulusal Bayramlar

Köy enstitülerinde müzik eğitimi önemli bir etkinliktir. Her Köy Enstitüsü öğrencisinin halk türkülerini, oyun havalarını çalıp söyleyecek ve öğretmen olunca da öğrencilerine öğretebilecek düzeyde yetişmesi amaçlanmıştır. Enstitülerin temel prensibi olarak müzik dersi ve çalışmaları da kendi iş ortamında yapılmıştır. Karatahta başı öğretimden uzak olan enstitülerde, nota ve müzik terimleri ezberletilmek yerine, şarkı türkü doğrudan söyletilerek, öğrenciyi etkinleştirerek teknik terimlerin bu yöntemle öğrenilmesi sağlanmıştır. Köy Enstitüleri’nde en çok öğretmen açığı müzik ve beden eğitimi derslerinde olmuştur. Bu alanlarda yaşanan sorunun çözümü enstitülerden enstitülere öğretmen ve usta öğreticilerin değişimi aracılığıyla olmuştur.
Ruhi Su, Âşık Veysel gibi sanatçılar enstitülerde dersler vermişlerdir. Öyle ki Âşık Veysel, “Enstitü” ve “Benim Sadık Yârim Kara Toprak” isimli şiirlerini Mahmudiye Köy Enstitüsü’nde yazmıştır. İlk yıllarında bazı enstitülerde nota eğitimine geçilememiştir. Zamanla müzik eğitimi düzene girmiş ve notalı eğitim yaygınlaşmıştır. Köy Enstitüleri’nde hedef kulağın çok sesli Batı müziğine alıştırılması olmuştur. Temel müzik aletleri olarak mandolin ve armonika seçilmiştir. Elbette bu müzik aletlerinin seçimi rastgele yapılmamıştır. Seçilmiş olmalarının bazı sebepleri şunlardır:

Kullanımları bir ölçüde kolaydır ve alt düzeyde profesyonel bir yöntemle öğrenilebilirler.

Hem Türk, hem de Batı müziğinin anlatımına elverişlidirler. Özellikle mandolin enstitülerin işliklerinde yapılabilir ve böylece mezunlar köylerine bir müzik aracı ile gidebilirler. Bu araçlar hem tek olarak hem de orkestrayla çalmaya elverişlidirler. Bu müzik aletlerinin yanı sıra her enstitüde başta radyo olmak üzere gramofon, akordeon, davul, zurna, kaval gibi aletler de bulundurulmuştur. Bunun yanında bazı enstitülerde çok az müzik aleti varken bazı enstitülerde ise zengin bir koleksiyon bulundurulmuştur. Örneğin Beşikdüzü Köy Enstitüsü, müzik öğretmeninin de yoğun çabaları ile çok sesli bir müzik odasına sahip olmuştur. Enstitü demirbaşında kayıtlı olan aletler şunlardır:
Bir adet piyano, 48 keman, 1 alto, 1 viyolonsel, 20 mandolin, 1 akordeon, 10 kemençe, 2 zurna, 4 saz, 1 büyük salon gramofonu, 60 klasik plaklık koleksiyon, 1 adet hoparlörlü amplifikatör ve pikap teşkilatı, bir bataryalı ve elektrikli olmak üzere iki adet radyo mevcuttur. Bunlara ek olarak öğrencilerin şahıslarına ait olmak üzere 135 keman, 34 mandolin, 4 kemençe, 3 kaval yer almaktadır. Toplam müzik aletlerinin sayısı 320’dir.

Enstitülerde her sabah topluca oyunlar oynanmış ve bu oyunlara tüm öğrenciler katılmıştır.

Böylelikle ulusal duygu ve hareket eğitiminin kökleşmesi, ritim estetiğinin kazandırılması, eğlence, zevk ve coşkunun aşılanması amaçlanmıştır. Halk oyunlarının öğretilmesi için her enstitü kendi bölgesinin tanınmış halk oyuncularını enstitülerde çalıştırmıştır. Bölgesel oyunların ulus ölçüsünde yayılmasında, enstitüler içindeki öğrenci değişimlerinin büyük rolü olmuştur. Enstitülerdeki önemli bir diğer olay ise kız ve erkek öğrencilerin hep beraber çağdaş toplumsal dansın öncülüğünde halk oyunlarını birlikte oynamalarıdır. Ulusal oyunların yanında enstitünün bulunduğu mekana uygun olarak farklı spor aktiviteleri de gerçekleştirilmiştir. Bunlar arasında yürüyüş, dağcılık, kayak, kızak, güreş, atıcılık, avcılık, bisiklet- motosiklet kullanmak, kayak yapmak vb. sporlar bulunmaktaydı.
Hafta sonu eğlenceleri bütün enstitülerde gerçekleştirilen bir etkinlikti. Merkeze yakın olan yerlerde öğrencilerin hafta sonlarında günü birlik gezebilme ihtimalleri var olmakla beraber, merkezden uzaktaki köyler düşünüldüğünde öğrenciler eğlenebilecekleri kısıtlı bir zamana sahiptiler. Dolayısıyla hafta sonu eğlenceleri çok daha önemliydi. Enstitülerde her cumartesi akşamı eğlence vardı. Halk türküleri, milli oyunlar, şiirler, fıkra anlatma, taklitler ve temsiller gerçekleştirilirdi. Eğlencelerde öğrenciler, öğretmenler ve veliler bulunmakla beraber herhangi bir protokol uygulanmamakta, seyirciler karışık oturtularak bütünlük sağlanmasına çalışılmaktaydı.
Öğrenciler bu etkinliklerde kendi bölgelerine özgü hareketliliği ve toplumsallık değeri olan türküleri söylemekteydiler. Enstitüler arasında bu etkinliklerin yaygınlaştırılmasıyla bazı türküler ve marşlar ulusal düzeyde yayılmıştır. Özellikle radyonun ulaşamadığı enstitü ve bölgelerde bu uygulamalar bütünlüğün sağlanması hususunda daha faydalı olmuştur.

Haftalık eğlencelerin yanında yaklaşık 15 günde bir yapılan eğlenceler de öğrenciler için temel bir gereksinim olarak görülmüştür.

Eğlenceler herkesin etkin olarak var olabileceği bir alan olarak görülmekte idi. En basitinden öğrenciler, öğretmenler ve konuklar eğlencelerde tiyatrolar, milli oyunlar, halk türküleri gibi faaliyetlerde yer almaktaydılar. Eğlencelere etkin olarak katılan öğrenci sanatsal ve kültürel beceriler kazanmanın yanı sıra topluluk önünde konuşabilme, kendini ifade edebilme gibi yetkinlikler de edinmekteydi. Bayramlar, enstitüler tarafından özel olarak kutlanmıştır. 1940 yıllında Düziçi Köy Enstitüsü kurulmadan önce Haruniye’de Kurtuluş Bayramı yapılmamaktaydı. A. Lütfi Dağlar bu konuda araştırmalar yapmış ve Haruniye’nin 28 Mart 1920 yılında Fransızlardan kurtulduğunu öğrenmiştir.
Bu bilgiden hareketle Düziçi’nin ilk Kurtuluş bayramı 28 Mart 1941 yılında kutlanmıştır. Kurtuluş bayramı kutlamalarında geniş çapta halkın katılımı sağlandığı gibi tekrar edile edile halkın bayramı benimsemesi sağlanmıştır. Günümüzde yöre halkı kutlamalar yapmaya devam etmektedir. Kurtuluş Bayramı’nın Dağlar tarafından “keşfi”ni ulusal bayramların, ulus bilinci yaratmada kullanımı ile birlikte değerlendirmek gerekir. Köy Enstitüleri’nin uluslaşma ile olan bağlantı noktalarından biri tamda bu bayramların keşfi üzerinden kurulabilir.
İlk kez Köy Enstitüleri ile birlikte köylüler orta oyunu ve seyirlik oyunlarla tanışma fırsatı bulmuştur. Halkta okuma yazma oranı düşük olduğu için okuma yazmaya olan ilgi ve bilinç alt seviyelerdeydi. Bu gibi sebeplerin de etkisiyle enstitüler açılışlarının ilk evrelerinde özellikle kız çocukları enstitülere gönderilmek istenmemişti. Enstitülüler bu noktada oyunları halka ulaşma aracı olarak kullanmıştır. Oyunlar ile sadece halkı ve öğrencileri eğlendirme amacı güdülmemiş, bunun yanında okul ve aile arasındaki köprünün sağlamlaştırılması amacı güdülmüştür. Seyirlik oyunlarla halk eğitim ağının içerisine çekilmiştir. Sergilenen oyunlar izlenirken köy halkı arasında çocuğu enstitüde olanlar gururlanıyor, olmayanlar içinse enstitü zihinlerine olumlu bir perspektife yerleşiyordu.

Bu noktada belirtmek gerekir ki Hasanoğlan’da sergilenen oyunlar ve dinletiler diğer enstitülerden farklıydı.

Sahip olunan açık hava tiyatrosu bu farkın en büyük nedeniydi. Bu alan her şeyden evvel oyun ve dinletiler için uygun bir ortam yaratmaktaydı. Kitaba ve okumaya verilen önem dolayısıyla enstitü programlarında her gün bir saatlik serbest okuma saati bulunmaktaydı. Amaç okuyan ve okuduğunu anlayan bir nesil yetiştirmekti. İsmail Hakkı Tonguç bütün enstitü müdürlerine gönderdiği yazıda konuyla ilgili şunları söylemiştir:
Şartlar ne olursa olsun, mevsim hangi mevsim bulunursa bulunsun, öğrencilere her gün serbest okuma yaptırılacak ve onlara kitap okuma alışkanlığı mutlak suretle kazandırılacaktır. Kitap okumaya verilen önem doğal olarak kitaplıkların, kütüphanelerin oluşturulmasına da yansımıştır. Enstitüler genel olarak zengin bir kitaplığa sahiptiler. Yerli yazarların kitaplarının yanında Milli Eğitim Bakanlığının yayınlamış olduğu klasikler de enstitü raflarında yer almaktaydı. Enstitüde öğrenciler özgür okuma alışkanlığı da edinmekteydiler. Ders saatlerinin dışında okuyan öğrencilere kendilerini gerçekleştirme fırsatı sağlanmış ve öğrenci bu seçiminde özgür bırakılmıştır.
Önemli olan bir husus öğrencinin okuduğu yapıtta anlayamadığı bir husus olduğunda bunu rahatlıkla kümebaşına sorabilmesiydi. Birlikte okutulmasının daha verimli olacağının düşünüldüğü kitaplar ise sınıfça okutulmaktaydı. Enstitülü bir öğrencinin yılda ortalama 24 kitap okumuş olması öngörülmekte idi ki bu, dönem açısından oldukça yüksek bir orandır. Dönem itibari ile iletişim araçlarından enstitüde en yaygın kullanılan araç radyoydu. Radyo dinleme etkinliği her gün topluca gerçekleştirilmekte dergi ve gazetelerde gün içinde paylaşılarak okutulmaktaydı.

Bu yazımız da ilginizi çekebilir:

Olası İstanbul Depremi ve Senaryolar

Kripto Para Nedir?

Yararlanılan Kaynaklar
Birgül Yılmaz, Türkiye’de Köycülük Ve Köy Enstitüleri
Apaydın, Talip (1990), “Köy Enstitülerinde Müzik Eğitimi”, Kuruluşunun 50. Yılında Köy Enstitüleri
Baykurt, Fakir (1990), “Köy Enstitülerinin Yazın Yaşamına Katkıları”, Kuruluşunun 50. Yılında Köy Enstitüleri
Kirby, Fay (2010), Türkiye’de Köy Enstitüleri
Saral, Mahmut (2002), Köy Enstitüleri Düziçi Köy Enstitüleri
Tekben, Şerif (1962), Neden Köy Enstitüleri
Türkoğlu, Pakize (2000), Tonguç ve Enstitüleri
Toprak, Gül Nihal (2008), Cumhuriyetin İlk Döneminde Türk Eğitim Sistemi ve Köy Enstitüleri
İnan, M. Rauf (1988), Bir Ömrün Öyküsü 2
Cimi, Mehmet (2001), Tonguç Baba Ülkeyi Kucaklayan Adam

*Bu çalışmanın tüm hakları, Birgül Yılmaz’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.