Kur'an-ı Kerim Penceresinden CİHAD ve TERÖRÜN Karşılığı

KUR’AN’IN TERÖRE BAKIŞI
İkinci bölümümüze terör konusuna, modern anlamda sosso-kültürel bakış açısının tahlilini yaparak, terörün kavramsal çerçevesini, tarihi seyrini, amacını, sebeplerini, dünyanın terör kavramını nasıl değerlendirdiğini, bunların ötesinde Kur’an’ın terör kavramını nasıl vasıflandırdığını ifade etmeye çalıştık. Şimdi ise yine Kur’an merkezli bir bakış açısıyla Kur’an’ın terör fiiline karşı koymuş olduğu tavrı açıklamaya çalışacağız.
İnsan Allah Katında En Değerli Varlıktır
Allah, insanoğluna diğer mahlûkat arasında özel ve üstün bir makam vermiş, dini, düşüncesi, mevkii, ilmi, cinsiyeti, zenginlik ve fakirliği, ırkı vs. hiçbir surette göz önüne alınmaksızın onun değerli bir varlık olduğunu, yeryüzünün halifesi olduğunu beyan etmiştir.
وَلَقَدْ آَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى آَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً {}
“And olsun ki, biz insanoğullarını şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık, yaratıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık.”
Ayet-i kerimedeki ‘biz insanoğlunu üstün kıldık’ tan maksat, insanoğlunu düşünme ve akletme yeteneği ile donatarak diğer bütün canlılardan ve meleklerden üstün olduğuna işarettir. Akıl nimeti sadece insana verilen çok özel bir nimettir. Ayrıca insanın yaratılışı da diğer varlıklara nazaran en güzel şekildedir. İnsanı yaratmış ve onu en güzel şekilde donatarak, mükemmel yetenek ve kuvvetler sunmuştur.Allah, yeryüzünün halifesi olarak382 insanı en güzel şekilde yarattıktan sonra, insanın değerini ifade için melekleri insanoğluna secde ettirmiştir. Yapılan bu secde,
Allah’a itaat ve O’nun yeryüzünde halife olarak yarattığı ve birçok üstün vasıflarla donattığı insana saygı ve onun hilafete liyakatını tasdik anlamına gelmektedir. Bu durum ise insanın Allah katında ne kadar değer ifade ettiğini göstermektedir. Ayrıca Allah’ın emrine itaat etmeyip, insana saygı mahiyetindeki bu secdeden imtina eden
İblis, bu davranışının cezasını ebedi bir şekilde lanetlenmek suretiyle ödemiştir. İnsanın ne kadar değerli bir varlık olduğu tabi ki bunlarla sınırlı değildir. Yüce Allah bütün yaratılmışları insanın emrine amade kılmıştır, ve insana bahşettiği özel akıl nimetiyle yaratılanları yorumlama ve yönlendirme yeteneği vermiştir. Allah gökleri ve yerleri, denizleri, kısaca bütün yaratılmışları insanoğlu için boyun eğdirmiştir. Bütün her şeyi insanoğlunun istifadesine sunmuştur. İnsanoğluna verilen bu değerin ve kendisine boyun eğdirilen bütün yaratılmışların karşılığında Allah (c.c.), ondan sadece bir şey istemektedir; Yaratanını tanıması ve O’na hakkıyla kulluk etmesi, kendisine verilen sorumlulukları yerine getirmesi, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaması, ve ayrıca diğer insanlarla güzel ilişkiler kurmasıdır. İnsanoğlu’nun değerini ifade eden bir konu daha vardır ki, o da kul hakkıdır. Peygamber (s.a.v.), Allah Teala’nın insanların kendisine karşı işlemiş olduğu günahlardan tevbe ettiği takdirde dilediğini bağışlayabileceğini ifade ederken, kul hakkını hak sahibi affetmedikçe hiçbir şekilde bağışlamayacağını ifade etmektedir.
Bu hadis-i şeriflerden bir kaçı şu şekildedir:
“ Ehli Cennet’ten hiçbirisinin üzerinde kul hakkı olduğu halde Cennete girmesi helal olmaz.” “ Kim üzerinde bir insanın nefsine yahut malına tecavüzden dolayı kul hakkı bulunursa, dinar veya dirhem bulunmayan kıyamet gününden önce hak sahibi ile helalleşsin. Aksi takdirde kıyamette iyi amelinden hak sahibine aktarılır, iyi ameli
yoksa hak sahibinin günahından ona devredilir.” Yukarıdaki ayet-i kerimelerin ve de hadis-i şeriflerin de ifade ettiği gibi insan değerli bir varlıktır, bütün ilahi kitaplar, peygamberler onun için gönderilmiştir. Bu kadar değer de yaratılan varlığa yapılacak her türlü tecavüz ( canına, malına, ırzına) kesinlikle cezasız kalmayacaktır. Çünkü o, yeryüzünün halifesi, yaratılanların en şerefli ve en güzel olanı, güneş ve ay, gece ve gündüz, deniz ve üstündeki gemiler, yani arz ve semada bulunan her şeyin emrine verildiği bir varlıktır.
104 (23)
İslam Barış ve Güvenliğin Kaynağıdır
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ ادْخُلُواْ فِي السِّلْمِ آَآفَّةً وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ 
“Ey iman edenler, hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslam’a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o size apaçık bir düşmandır”İslam kelimesi, ‘sulh, barış ve teslimiyet’ ve ‘selamet’ manalarındaki ‘silm’ kökünden gelir. Ayrıca ‘silm’ kelimesi, ‘ bir insanın diğerinden zarar görmemesi, iki tarafın birbirine güvenmesi’ anlamına gelmektedir. Kur’an. Allah’ın insanlara yol gösterici olarak indirdiği bir kitaptır ve Allah Kur’an’ın birçok ayet-i kerimesinde insanlara güzel ahlakı emretmektedir. Yukarıdaki ayet-i kerime ile insanlar, yeryüzünde merhametin, şefkatin, hoşgörünün ve barışın yaşanabileceği model olarak İslam ahlakına davet edilmektedir. Kur’an ahlakına göre hiçbir Müslüman, Müslüman olsun veya olmasın tüm diğer insanları karşı adaletli davranmakla, zayıfları ve masumları korumakla ve yeryüzünde bozgunculuğu önlemekle sorumludur. İslam’dan önceki bütün semavi dinler belli bir kavme gönderilmiştir, ancak İslam bütün insanlığın dini olarak gönderilmiş ve Hz. Muhammed (s.a.v.) ise bütün insanlığa elçi olarak gönderilmiştir. Hatta Kur’an-i Kerim, Peygamber (s.a.v.)’in bütün âlemlere (canlı-cansız, ins-cin) rahmet olarak gönderildiğini beyan etmektedir. Soy-sop, ırk ya da kültürel çevre gözetmeksizin bütün insanlara hitap ettiği için Kur’an’ın mesajı evrenseldir. Kur’an ahlakının en belirgin özellikleri, merhamet, şefkat, adalet, dürüstlük, affedicilik, tevazu, hoşgörü, fedakârlık ve sabırdır. Mü’min kimse insanlara güzellikle davranan, hayır işlerinde yarışan, iyilikte ve fedakârlıkta bulunan kimsedir. Bu özellikler ayet-i kerimelerde şu şekilde ifade edilmektedir:
” وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا إِلاَّ بِالْحَقِّ وَإِنَّ السَّاعَةَ لآتِيَةٌ فَاصْفَحِ الصَّفْحَ الْجَمِيلَ  ”
“Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasındakileri hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat ( kıyamet ) yaklaşarak gelmektedir; öyleyse (onlara karşı ) güzel şekilde davran.” Ayet-i kerimede Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ( ve onun nezdinde bütün mü’minlere ) müşriklerin aşırı olumsuz tutumları karşısında sabırlı davranması ve tebliğine güzellikle, iyilikle devam etmesi öğütleniyor. Müşriklerin kötü davranışlarına müsamaha göstermesi, hoşgörü ve yumuşaklığı elden bırakmaması tavsiye ediliyor.
“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlar (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.”
İşte Kur’an böyle bir ahlakı insanlara sunmaktadır, insanların hep birlikte barış ve güven içerisİnde yaşayabileceği üstün bir yaşam tarzı. Bu yaşam tarzına tabi ki sadece ibadet etmekle ulaşılmaz. Kur’an’ı iyi anlamak, onun emirlerine itaat etmekve nehyettiklerinden uzak durmakla böyle bir yaşam tarzı ve insan profili oluşturulabilir. Mü’min kimse münasebette olduğu bütün insanlara ( dini ve cemaati ne olursa olsun ) iyilik ve güzellikle muamele etmekle sorumludur. Kur’an’ın hedefi de bu şekilde ideal bir toplum oluşturmaktır.
” يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُحِلُّواْ شَعَآئِرَ اللّهِ وَلاَ الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلاَ الْهَدْيَ وَلاَ الْقَلآئِدَ وَلا آمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِّن رَّبِّهِمْ وَرِضْوَاناً وَإِذَا حَلَلْتُمْ
فَاصْطَادُواْ وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ أَن صَدُّوآُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَن تَعْتَدُواْ وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُواْ عَلَى الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُواْ
اللّهَ إِنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ ”
“ … Mescid-i Haram’a girmenizi önledikleri için bir topluma karşı beslediğiniz kin sizi tecavüze sevketmesin! İyilik ve (Allah’ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah’tan korkun; çünkü Allah’ın cezası çetindir.”
İşte bütün insanlığın günümüzde özlem duyduğu bir üstün ahlak ilkesi daha, nefsi duygularını aşan, sadece Rabbine itaat eden ve iyilik yolunda yarışan, düşmanlık beslemeyen bir insan modeli. Mü’min kimse bir insana veya bir topluluğa karşı duyacağı kin ve öfke sebebiyle Rabbi’nin sınırlarını çiğnemez, zulme kalkışmaz ve hiçbir şekilde düşmanca tavır sergilemez. Tam aksine bütün her şeye rağmen, iyilik ve güzellik yolunda mücadele eder, insanlara yardımlaşmada gayret sarf eder. Sınırları aşan kimseler için ise şiddetli bir azap vardır. İslam’ın barış ve güven içerisinde mutlu ve huzurlu bir yaşam oluşturabilmesi için, Allah (c.c.)’ın Kelam’ından birkaç ayet-i kerimeyi ifade ettik. Bu husustaki ayetler bunlarla sınırlı değildir ancak Kur’an’ın genel olarak insanlara tavsiye ettiği üstün ve evrensel ahlak ilkeleri bu şekildedir. Yine Peygamber (s.a.v.)’in yaşamında ve Müslüman devletlerin varlığında bu ahlak ilkelerinden pek çok örnekler görmek mümkündür.
Muhammed Hamidullah’ın, İslam Peygamberi isimli eserinden, aleyhissalatü vesselam’ın, Necranlı Hristiyanlarla yaptığı anlaşma metninden birkaç satırı, kıyamete kadar arkadan gelecek Müslümanlara nebevi bir örnek olması bakımından burada zikretmek faydalı olacaktır:
“onların mallarına, canlarına dini hayat ve tatbikatlarına, hazır bulunanlarına, hazır bulunmayanlarına, ailelerine, mabetlerine ve az olsun çok olsun onların mülkiyetlerinde bulunan her şeye şamil olmak üzere Allah’ın himayesi ve Rasulüllah Muhammed (s.a.v.)’in zimmeti (koruması) Necranlılar ve onlara bağlı etraftakiler üzerine bir haktır. Hiçbir psikopos kendi dini vazife mahalli dışına, hiçbir papaz kendi papazlık vazifesini gördüğü kilisenin dışına, hiçbir rahip, içinde yaşadığı manastırın dışında bir yere alınıp gönderilmeyecektir… Onlar ne zulmedecekler ve ne kendileri zulme uğrayacaklardır. Onlar arasında hiç kimse, bir başkasının işlediği suç ve yaptığı haksızlıktan mes’ul tutulmayacaktır.”
İfade edilen ayet-i kerimeler ve de Peygamber (s.a.v.)’in anlaşma metninde belirtilen hususlar zaman ve mevzu bakımından hususi olmasına rağmen, sonsuza kadar kalıcı yüce bir telkin içermektedir. Müslümanların herhangi bir insana veya topluluğa olan kinlerinden dolayı nefsi duygularla hareket ederek onlara karşı haksız davranmasını, öfkelerini düşmanlık için bir araç kılmalarını yasaklamaktadır. İnanan kimselerin iyilikte ve güzellikte yarışmasını, takva ve onun gerektirdiği şekilde bir yaşam tarzı oluşturmalarını, düşmanlıkta ve günah olan şeylerde yardımlaşmamayı ise mü’min kimselere şiddetle tavsiye etmektedir. Bu hususların dikkate alındığı, belirtilen üstün ahlaki ilkelerin hayata tatbik edildiği bir toplumda her zaman barış ve güven hâkim olur, düşmanlığa yer kalmaz. Böyle evrensel ilkelere sahip bir dinin ise kin ve nefret sözleri ile vasıflandırılması, düşmanlık ve saldırganlığın sebebi olarak gösterilmesi cahillikten başka bir şey değildir. Bu noktada Müslümanlara düşen insanlara, İslam dinini güzel bir şekilde anlatmak ve İslam’ı yanlış anlayan kimselerin yaptığı davranışlardan İslam dininin ve onun bütün müntesiplerinin sorumlu tutulamayacağını ifade etmektir.
1244094785003
Kur’an Terörü Lanetler
Kur’an, yeryüzünde insanların barış ve güven içerisinde yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerçek anlamda evrensel ilkeler beyan etmekte, bu şekilde bir toplum oluşturmayı hedeflemekte, inananlara barış ve güven ortamını sarsacak her türlü davranıştan uzak durmalarını emretmektedir. Yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak, insanların arasına kin ve nefret sokacak her türlü davranışın, bu davranışları sergileyenlerin her zaman karşısında durmaktadır. Yeryüzünde bozgunculuğun en açık şekli ise bir insanı (haksız) yere öldürmektir. Allah (c.c.) bu durumu ayet-i kerimesinde şu şekilde beyan etmiştir:
مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ آَتَبْنَا عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَن قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعاً وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعاً وَلَقَدْ
جَاءتْهُمْ رُسُلُنَا بِالبَيِّنَاتِ ثُمَّ إِنَّ آَثِيراً مِّنْهُم بَعْدَ ذَلِكَ فِي الأَرْضِ لَمُسْرِفُونَ 
“ …Kim bir kimseyi bir kimseye veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu diriltirse (ölümden kurtarırsa) bütün insanları diriltmiş gibi olur” İlk olarak İsrail oğullarına bildirilen bu ahlak ilkesi, evrensel bir ilkedir ve bugün de Müslümanlar ve tüm insanlar için geçerlidir. Kur’an, bir insanın öldürülmesini tüm insanların öldürülmesine eş tutmakta, bir insanın yaşatılmasını ise tüm insanların yaşatılmasına eş tutmaktadır. Hele ki bir insanın -terör gibi bir eylemle- başkalarının canına kastederken kendi canını da hiçe sayması daha da acı bir tablodur. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, İslam (silm) kökünden gelen bir kelime ve anlam olarak, selamet, esenlik, güven ve barış anlamlarındadır. Bu sebeple İslam bu saydıklarımızın aksine olan bütün davranışların karşısındadır.
Terör kelimesinin ne anlamlara geldiğini konumuzun başında ifade etmiştik. Bugün dünyada yaşanan terör eylemlerinin birçoğu vahşilikten başka bir şey değildir, Allah’ın en güzel bir biçimde yaratmış olduğu insan denen varlığı hiçe saymak ve bunun da ötesinde bütün insanların kalbine korku salarak yaşamlarını altüst etmektir. Tabi ki yaşanan tüm bunlar sebepsiz değildir, yani etki-tepki meselesidir. Kur’an’ın sunduğu ahlaki ilkelerden uzaklaşan dünya, ahlaksız ve düşmanca tavrı sürdürmeye, şeytanın adımlarını izlemeye devam ettiği müddetçe terör olayları duracak gibi gözükmemektedir. Allah (c.c.) Kur’an ilkelerinin ve sınırlarının dışına çıkan insanlara şu şekilde hitab etmektedir:
إِنَّمَا السَّبِيلُ عَلَى الَّذِينَ يَظْلِمُونَ النَّاسَ وَيَبْغُونَ فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ أُوْلَئِكَ لَهُم عَذَابٌ أَلِيمٌ 
“ Yol, ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere tecavüz ve haksızlıkta bulunanların aleyhinedir. İşte bunlara acıklı bir azap vardır.” Ceza, insanlara zulüm ve düşmanlıkla yönelen, yeryüzünde haksız yere fesad ve saldırganlık çıkaranlar için geçerlidir. İşte o kimseler bütün kınamaya layıktırlar, acıklı bir azaba müstehaktırlar. İnsanlara zulmetmeyen, haksızlık yapmayan ve masum kimlerin cezalandırılması söz konusu değildir. Kurunun yanında yaş da yanar mantığı Kur’an açısından son derece yanlıştır. Ancak cezayı hak edene, cezası verilecekse bile, hiçbir şekilde aşırı gidilmemeli ve misliyle karşılık verilmelidir. Kur’an-ı Kerim terör kavramını ‘fesad’ olarak vasıflandırmaktadır. Yeryüzünde bozgunculuk çıkaranların (hususi olarak hâkimiyet sahiplerinin) Allah tarafından sevilmediğini ve sonlarının acı bir azap olduğunu ifade etmektedir: أَلا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِن لاَّ يَشْعُرُونَ {}
“Kendilerine: “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın” dendiği zaman, “Bizler sadece ıslah edicileriz” derler. İyi bilin ki, asıl bozguncular kendileridir, lakin farkında değillerdir.”
” وَمِنَ النَّاسِ مَن يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيُشْهِدُ اللّهَ عَلَى مَا فِي قَلْبِهِ وَهُوَ أَلَدُّ الْخِصَامِ {} وَإِذَا تَوَلَّى سَعَى فِي الأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيِهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ الفَسَادَ  ”
“Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah’ı şahid tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez.” Ayet-i kerime de ifade edildiği gibi yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar kendilerine tepki gösterildiği, bir uyarıda bulunulduğu zaman, biz bozguncu değiliz, yeryüzünü ıslah ediyoruz, derler. Ancak kalpleri Allah bilir ve onlar gerçekten de yeryüzünün düzenini bozmaya ve insan neslini tüketmeye çalışmaktadırlar. Ancak şeytanlarıyla ( ve şeytanın dostlarıyla ) baş başa kaldıkları zaman kalplerindekini çıkarırlar ve gerçek niyetlerini ortaya koyarlar. Allah’ın yolundan gidenler kazanır, şeytanın yolundan gidenler kaybeder. Yine ayet-i kerimeler yeryüzünde bozgunculuk yapanların yapmış olduğu bu taşkınlıklarının dönüp dolaşıp kendilerini bulacağını ve sadece bu dünya hayatının değil ahiret hayatının da olduğunu belirtmektedir.
max_payne_3_max_payne_female_terrorist_hostage_glasses_blood_look_face_16119_1920x1080
Allah Teâlâ yeryüzünde bozgunculuk yapan, fesat çıkararak yeryüzündeki barışı ve güven ortamını bozan birçok milletin helak olup gittiğine işaret ederek, Allah’ın kanunlarında bir değişim olmayacağını belirtiyor. Kur’an, müslümanlar aleyhinde komplo teorileri üreten, Müslümanlara eziyet eden kimselerin cezalandırılması gerektiğine de işaret etmektedir. Müslümanlardan bu düşmanlar karşısında vakarlı bir duruş sergilemeleri ve gerektiğinde Allah yolunda canını feda etmekten çekinmemeleri istenmektedir.
— Şimdi biz genel anlamda terör konusuna değindikten sonra (aşağıda tekrar devam edeceğiz) özel bir parantez açarak Batı’nın İslam ile nitelediği terör konusunu açıklamaya çalışacağız. Müslüman kimliğine sahip olan kimselerin davranışlarında bilinçli ve tutarlı olmaları gerekir. Şeytanın dostlarına fırsat vermemeleri ve onların Kur’an, İslam ve Allah adına iftira etmelerine veya mecåzi anlamda kutsallarımıza küfretmelerine imkân tanıyacak davranışlardan sakınması gerekir . Özellikle Filistin bölgesinde, Afganistan’da ve Ortadoğu da (Müslümanların çoğunlukta olduğu bölgelerde) yaşanan insanlık dışı saldırılar, ahlak dışı davranışlar bu bölgenin insanını ve bütün dünya Müslümanlarını Kur’an-i çerçevede düşünmekten (şartlar gereği doğal olarak diyebiliriz) uzaklaştırmıştır. Bu bölgeler gayr-i Müslimler tarafından özellikle son zamanlarda kan gölüne çevrilmiş ve Müslüman anne babalar çocuklarının gözü önünde ya da çocuklar anne babaların gözü önünde vahşi bir şekilde öldürülmüş ve Müslüman kadınların namusu kirletilmiştir. (Bunun ötesindeki ahlaksızlıklara burada yer veremeyeceğim.) Haberlerde Müslüman bir kadının; gayr-i Müslim birinin çocuğunu taşıyorum diyerek intihar ettiğini herhalde hafızası olanlar hatırlayacaktır. Tabii ki böyle bir ortamda insanların tamamen akılcı, dini bir bilinçle hareket etmelerini söylemek kolay olur ancak uygulaması zor gibi görünüyor. Bu konuda işi duygusallığa vurmamak gerekir ancak bu şartlar altında ki insanların da sosyal ve psikolojik durumları göz ardı edilmemelidir.
Yani ifade etmemiz gereken şudur ki, Müslüman olan kimselerin canlarını dahi hiçe sayacak derecede intifada hareketlerine girişmesi, ya saldırıya karşılık verme ya da intikam amacını gütmektedir. Ancak ne amaçla olursa olsun Kur’an-ı Kerim ilkeleri unutulmamalıdır. İntifada hareketleri ve düzenlenen saldırılar hiçbir şekilde masum insanları hedef almamalıdır. Saldırı ve savaş ile ilgisi olmayan kimselerin öldürülmeleri hiçbir şekilde Kur’an’a uygun değildir. Saldıran tarafların bugün bütün dünyada insanlık adına ne kadar çirkin işler yaptığı ortadadır. Ancak bir müslümana aynı çirkinlikte işler yapmak yakışmaz. Zaten İslam tarihinde Batı’nın uyguladığı şiddetin ve terörün bir örneğini bulmak mümkün değildir.
Parantezimizi kapatmadan son olarak şunu da ifade etmeliyiz ki, Batı’nın İslam adına yapılan terör olarak ifade ettiği eylemlerin –yukarıda belirttiğimiz gibi- İslam’ı yayma gibi bir amacı kesinlikle yoktur. Böyle bir tebliğ yönteminin İslam Tarihinde hiçbir örneği de yoktur. Çünkü dinde zorlama olmaz. Zira din ve inanç, kişinin vicdanıyla alakalıdır. Ayrıca zorla kabul ettirilen bir inanç hiçbir anlam taşımaz. Allah (c.c.) insana, kendisine inanıp inanmama hürriyetin vermişken, birilerinin zorlama ile insanlara bişeyleri kabul ettirmek istemesi de anlamsızdır. Bu şekilde bir davranış dini açıdan da günah teşkil etmektedir. Yapılan saldırılar da zaten böyle bir amacı gütmemektedir. Saldırılara karşılık vermeyi amaçlamaktadır. Ayrıca bu eylemlerin cihad kapsamında düşünülmesi yanlıştır, çünkü cihad kavramı Kur’ani bir kavramdır ve cihad ibadeti sadece savaş anlamında değil çok daha genel olan, Kur’an’ın ahlaki ilkelerle içini doldurduğu bir kavramdır. Mücahid kimse mücahedesinde Kur’an ilkelerinin dışına taşamaz. O takdirde yapılan şey cihad olmaz, cihadın amacı bölümünde ifade ettiğimiz gibi burada amaç birilerini öldürmek değil diriltmektir. Öldürme eylemi gerçekleşecekse bile bu noktada hedef kesinlikle masum insanlar olamaz, düşman bile olsa öldürme eylemi müslümana yakışır bir şekilde olmalı, sınırlar aşılmamalıdır. Yine ifade ediyoruz ki, ne şekilde olursa olsun, haddi aşmamak, kul hakkı gibi büyük bir günaha girmemek ve mümkünse saldırganları dahi affetmek gerekir. Bu büyük bir erdem ve mü’mine yakışır bir tavırdır. Bu konuda söylenecek sözler genel anlamda ifade edilmiştir. Tabii ki bu olayların siyasal arka planının da incelenmesi gerekir. Ancak biz
konumuz icabı sadece Kur’an’ın bu konudaki yaklaşımını ifade etmeye çalıştık. Olması gereken de budur.—
Ayet-i kerimede buyruluyor ki;
وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيّاً وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيراً
“ Size ne oluyor da: “Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sahip çıkan gönder, katından bize bir yardımcı lutfet” diyen zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda, Allah yolunda savaşmıyorsunuz?” Müslümanların sorumluluğunun bilincinde olması ve sorumluluklarını yerine getirmesi açısından uyarı niteliğinde ki bu ayet-i kerime, bugün de Müslümanlara ışık olacak mahiyettedir. Bugün dünyada yaşanan onca vahşete göz yumacak, görmezden geleceksiniz; ancak vatanını, halkını, ailesini ve dinini savunmaya çalıştığını düşünen Müslümanlara, başına Müslüman sıfatını da ekleyip terörist diyerek işin içinden sıyrılacaksınız. Durum bu kadar da basit değil ve hiçbir müslüman sorumluluğunu bu kadar kolay bir şekilde kenara atamaz. Müslümanlar kardeştir. Hangi insanın bir kardeşi gözünün önünde öldürülse acaba sessiz kalabilir. İşte Müslümanlar, diğer Müslüman kardeşlerine sahip çıkmak yerine sessiz kalmayı seçiyor. Tabi ki müslümanın her yaptığını doğru olarak kabullenmek gibi yanlış bir düşünceye sahip değiliz, zaten burada kastedilen de siyasi arka planı olan eylemler değil, gerçekten dinine ve vatanına sahip çıkmak için sadece saldırganlara karşı Allah yolunda yapılan mücahededir. Hangi davranışların da mücahede olduğunu ifade ettiğimiz için tekrar aynı şeyleri tekrar etmeyeceğim. Ancak şunu net bir şekilde ifade edelim ki, masum insanları hedef alan ve savaşla ve düşmanlıkla ilgisi olmayan her türlü eylem terör eylemidir. Tabii ki sivil insanları, kadın, çocuk, yaşlı demeden öldürmek, sorumsuz bir şekilde davranarak vücutlarına bombalar bağlayarak kalabalıkların ortasında infilak ettirmek cihad kavramıyla bağdaşmaz.
Bunun haricinde Türkiye gibi başka ülkelerde yaşanan terör eylemlerine gelince, yukarıda ifade ettiğimiz gibi amaçları devletleri ve toplumları sarsmak, korku salmak olan ve sadece dünya merkezli bir anlayışla gerçekleştirilen ya da intikam almak uğruna yapılan bütün eylemler terördür ve Kur’an’ın ifadesi ile yeryüzünde fesad çıkarmaktan başka bir şey değildir. İslam insanların barış ve güven içerisinde yaşaşayacağı bir dünya hayatı amaçlamaktadır. Ancak birtakım kimseler ( gruplar ya da örgütler ), batıl ideoloji ya da menfaatlerinin bulunduğu ülkelerin huzurunu
kaçırmak isteyen devletlerin ( veya kimselerin) yönlendirmesiyle terör eylemlerine girişmekte, yaptığı davranışın hangi sorumlulukları taşıdığını düşünmemekte ve bilmemektedirler. Bu sebeple genelde insanlar özelde ise Müslümanlar bu durumlarda uyanık olmaları gerekmekte ve oyuncu olarak kullanılmalarına müsaade etmemelidirler.
Kur’an yeryüzünde fesadın ( terör gibi bütün kötülüklerin ) çözümünü bizlere şu şekilde sunmaktadır:
“…Doğrusu insan çok zalim ve çok cahildir. (kabulüne rağmen emanete hıyanet etmektedir).”
İnsanın, Rabbinin emir ve yasaklarının dışına çıkmasının en büyük sebebi potansiyel olarak zalim, cahil ve öğrendiklerini unutan, bu sebeple eğitime muhtaç bir yapıya sahip olmasındandır. İnsanın bu zalim ve cahil yapısını engellemek yeryüzünde fesadın ortadan kalkması için en önemli çözümlerden biridir. Bu da ancak insanın ilahi mesajlar çerçevesinde eğitilmesiyle, inananların sorumluluk yüklenerek Allah’ın mesajlarını insanlara ulaştırmasıyla mümkün görünmektedir. İlahi mesajların yer almadığı hiçbir eğitim sistemi insanı kemale erdirecek doğru bir
yöntem değildir. Müslümanlar sorumluluklarını unutur, Müslüman gibi yaşamayı unutur ve inandığı değerleri yaşama ve insanlara ulaştırma noktasında kendilerini ortaya koymazlarsa, zalimler iş başına gelir ve zulüm bir yaşam tarzı halini alır. Bu sürecin sonunda ise toplumun helakı söz konusudur.
11-september-2001-wallpaper-united-states-world_00431933
” وَالَّذينَ آَفَرُواْ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ إِلاَّ تَفْعَلُوهُ تَكُن فِتْنَةٌ فِي الأَرْضِ وَفَسَادٌ آَبِيرٌ  ”
“İnkâr edenler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz aranızda dost olmazsanız yeryüzünde kargaşalık, fitne ve büyük bozgun çıkar.” Yeryüzünde fesadı çıkaran en mühim sebeplerden biri de Müslümanlar arasında yardımlaşmanın terkidir. Mü’minlerin kardeş oldukları unutulmamalı ve insanlar arasında bencilliğin, hasedin ve diğer kötü duyguların önlenmesi için Kur’an’ın sunduğu ahlaki ilkelerin tatbik edilmesi ve bunların insanlara devamlı anlatılması gerekmektedir. Bu yardımlaşmanın ve dostluğun en önemli işaretlerinden birisi ise Kur’an’ın zengin Müslümanlara yüklemiş olduğu zekat sorumluluğudur. Zekat düşen Müslümanların mallarında bulunan fakirlerin haklarını vermemesi, toplumda ki fitne ve fesadın en önemli sebeplerindendir. Hz. Peygamber (s.a.v.) buyuruyor ki;
“ Pintilikten (şuhh) kaçının, zira pintilik sizden önce yaşayan pek çoklarını helake attı. Onları, birbirlerinin kanlarını dökmeye, haramlarını helal addetmeye sevk etti.”
Fakirlere, zenginlerin mallarındaki hakları teslim edildiği takdirde insanlar arasındaki kötü duyguları yok olacak ve kardeşler arasında ki dostluk ve beraberlik bağları kuvvetlenecektir. Bu durumda ise fesat ve fitneye mahal kalmayacaktır.
وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعاً وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْآُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ آُنتُمْ ” أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَاناً وَآُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَآُم مِّنْهَا آَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ {} وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ”
“Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişilerdiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız. Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”
Yeryüzünde fesadın en önemli sebeplerinden birisi yine tefrika, yani insanlar arasında anlaşmazlıkların çıkmasıdır. Buna çözüm olarak Kur’an, Allah’ın ipine sarılmayı göstermektedir. Müfessirler buradaki Allah’ın ipinden maksadın, Kur’an ve İslam olduğunu belirtmişlerdir. Fert olarak veya bölünmüş gruplar halinde yaşayan insanların sosyal, maddi ve manevi baskılar karşısında dayanma gücü zayıf olur, bu sebeple Müslümanlar bu konuma düşmemek için Kur’an’i ilkelere sımsıkı sarılmak zorundadırlar. Bunu sağlamak amacıyla Kur’an Hac ve Namaz gibi insanların birleşmesini sağlayacak ilahi prensipler sunmuştur. Ayrıca Kur’an ayrılığa düşen Müslümanların, diğer Müslümanlar tarafından aralarının düzeltilmesini tavsiye ederek hiçbir şekilde Müslümanların bölünmesine müsaade etmemiştir.
Bütün bunların akabinde birlik ve beraberlik içerisinde yaşayan Müslümanların, kendilerini idare etmesi için, yönetme emanetini verecekleri ehil bir insanı başlarına getirmeleri gerekmektedir. Hâkimiyet mutlak anlamda Allah’a aittir ancak yeryüzünde Müslümanları temsil etmesi, kargaşaları önlemesi ve birlik duygusunun güçlenmesi bakımından bir idarecinin olması gerekir. Bu yönetim emanetinin ehline verilmemesi de fesadın en önemli sebeplerindendir. Emanetin ehline verilmesi durumunda Müslümanlar tek bir vücut olacak ve adaletin sağlanması kolaylaşacaktır. Bu sayede dış güçlerin de Müslümanlar üzerinde rahat bir şekilde oynamalarının önüne geçilmiş olunacaktır. Bugün dünya Müslümanlarının yaşadığı en büyük sıkıntı ehliyet sahibi, bütün Müslümanların önderi olan bir idarecinin bulunmamasıdır. Birçok Müslüman ülke ve birçok baş bulunmaktadır. Bu da Müslümanların birleşmesini, aynı yönde aynı yolda ilerlemesini önlemektedir. Bu şartlar sağlandığı takdirde hem dünya Müslümanları hem de bütün insanlar huzura kavuşacaklar ve dünya da fesatçılara, bozgunculara fırsat kalmayacaktır. Şeytanın iktidarı için şeytan dostlarının gösterdiği çabayı Müslümanlar İslam’ın iktidarı için göstermedikçe bu şartlar gerçekleşmeyecek ve zulüm, adaletsizlik yeryüzünde yayılmaya devam edecektir.
SONUÇ
Netice olarak cihad İslam’ın en temel kavramlarından biridir ve cihad kavramında haksızlık yok, haksızlığa karşı bir duruş vardır, zulüm yok zulmaniyete karşı bir duruş vardır. İslam asla ve asla bir terör ve faşizm dini değildir. Onun mensubu olan Müslümanlara da böyle bir yakıştırmada bulunmak büyük bir iftiradan başka bir şey değildir.
Fertlerin yaptıkları hataları, mensup oldukları dine fatura etmek hiçbir şekilde doğru değildir. Bir din adına ortaya çıktıklarını ileri süren insanların bir kısmı o dini yanlış anlıyor ve yanlış uyguluyor olabilirler. O nedenle bu insanlara bakarak o din hakkında fikir edinmek yanlış olur. Bir dini tanımanın ve anlamanın en doğru yolu, o dinin kutsal kaynağını incelemektir. İslam’ın kutsal kaynağı ise Kur’an’dır. Kur’an ahlakı, sevgi, şefkat, merhamet, tevazu, fedakârlık, hoşgörü ve barış kavramlarına dayanmaktadır. Bu ahlakı gerçek anlamda yaşayan bir Müslüman, son
derece kibar, ince düşünceli, alçakgönüllü, adaletli, güvenilir ve uyumlu bir insan olur. Etrafına sevgi, saygı, huzur ve yaşam sevinci verir. Bunun en güzel örneği Hz. Peygamber (s.a.v.)’dir. İslam cihad kavramını Kur’an-i çerçeveyle şekillendirmiş ve bunu Peygamber (s.a.v.) tarafından hayata tatbik ettirmiştir. Bizim için en güzel örnek O’dur. Bütün haksızlıkların karşısında olan bir Peygamberin mensup olduğu dini, haksızlığın ve hatta haksız yere can almanın en büyük sebeplerinden biri olan terör ile birlikte anmak tabi ki çok yanlış bir tutumdur. Allah (c.c.)’ın “ (kim haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur” buyruğuna rağmen birileri çıkıp İslam’ı şiddetle ve özellikle terör gibi kan kokan bir kavramla özdeşleştiriyorsa bunda cehaletten ya da kasıttan başka bir şey yoktur. Cihad bir yaşam tarzıdır, cihadı sadece savaş olarak alırsanız, yalnızca savaştan ibaret bir yaşam tarzı olabilir mi? Cihad inanan kimsenin yaşamını Rabbi’nin emir ve yasakları doğrultusunda şekillendirdiği bir yaşam tarzıdır. Her daim nefisle mücahede içerisinde olunan, haksızlıklara karşı vakarlı bir duruşun sergilendiği, zulmün her çeşidinin karşısında durulduğu ve insanların mutlu ve huzurlu bir dünya hayatı yaşaması için bütün gayretlerin sarf edildiği bir yaşam tarzı. İnsanın gerçek 109 hakikat ( Allah ) ile arasında ki bütün engellerin kaldırılması için bütün varlığın ortaya konulduğu bir yaşam tarzı. İslami kavramların ilk olarak başvuru mercii Batı’nın tanımlayışı değil, Kur’anın bu kavramları nasıl ifade ettiği olmalıdır. Müslümanlar bu oyuna gelmemeli ve başkalarının ipine değil, Allah’ın ipine sımsıkı sarılmalıdır. Ve inanan kimseler Peygamber (s.a.v.)’in veda hutbesinde ki şu cümlelerini hiçbir zaman unutmamalıdır: “ Ey inananlar, size bir emanet bırakıyorum ki siz ona sımsıkı sarıldıkça yolunuzu asla şaşırmazsınız. O emanet Allah’ın kitabı Kur’an’dır.”

Kaynak

 
Mehmet Fatih İldeş, Kur’an-ı Kerim ‘ in Cihad Ve Teröre Bakışı
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Mehmet Fatih İldeş’e aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Etiketler

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu