Kur’an-ı Kerim ve Hadis Rivayetlerinde Kudüs

Kudüs, ismen Kur’an’da açık bir şekilde geçmemekle birlikte ayetlerin Kudüs’e atıf yapması şeklinde yapılan tefsirler neticesinde Kur’an’ın bahsettiği Mescid-i Aksa’nın ve “bereketli kılınan beldenin” Kudüs olduğu, Miraç’ın burada gerçekleştiği kanaatine varılmıştır. Yine aynı şekilde rivayetlerde geçen “Mescid-i Aksa” yani “Uzak Mescid” kavramları da Kudüs ile özdeştirilmiş, “Mescid-i Aksa” kavramının Kudüs’e tekabül ettiği kanısına ulaşılmıştır.

Kur’an ayetlerinde, “kutsal toprak” ifadesinin belirli bir bölgeyi kapsamadığı, Kudüs’ün kutsal toprakların önemli kısmını oluşturduğu ifade edilmektedir. Aynı şekilde hadis literatüründe de “kutsal toprak” ifadesi için özel bir tanım yapılmamakta, kutsal toprak olarak Kudüs’ü de kapsayan Şam beldesine işaret eden genel bir aktarım yer almaktadır. Kutsal toprak sınırlarının çizilmesi konusunda ortak bir karara varılamamış ve farklı yorumlar beyan edilmiştir. Bu konuda şunlar söylenmiştir:

“Kur’an’da kutsal toprak kavramının Kudüs’e işaret etmesi gerekmemektedir. O, ya kutsal toprağın bulunduğu bölgenin bütününe, ya Kudüs’e ve yahut da kutsal toprak içerisinde yer alan herhangi bir kısmına veya bir yere işaret ediyor olabilir.”

Hangi tefsircilerin hangi sınırları kutsal toprak olarak belirlediği meselesine konumuzun kapsamı dışında olmasından dolayı değinmeyip sadece kutsal toprak sınırlarının belirlenmesinde farklı yorum ve görüşlerin olduğunu belirterek ayet ve rivayetlere yer verelim:

Ayetler;

Kulu (Muhammed aleyhisselamı) geceleyin Mescid-i Haram’dan çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren (Allah)’ın şanı yüce (ve her türlü noksanlıktan uzak)tır.

Onu ve Lut’u içinde alemlere bereket verdiğimiz yere (ulaştırıp) kurtardık. (Rivayetlere göre Irak’ta idiler. Hz. İbrahim oradan Filistin’e, Hz. Lut da oraya bir günlük mesafedeki Sodam’a yerleşti ve kendisine orada peygamberlik verildi.)

Süleyman’ın hizmetine(de) şiddetli esen rüzgarı (verdik). Onun emriyle o, içine bereketler verdiğimiz yere akıp gider (ve kendisini de götürür)dü.

Onlar(ın yurdu) ile içinde bereket verdiğimiz kasabalar arasında sırt sırta (birbirine yakın) nice kasabalar var ettik.

Zayıf ve hor görülen (Yahudi) kavmi(ni) de içine feyz ve bereket verdiğimiz yerin (Şam’ın) doğu taraflarına ve batı taraflarına mirasçı kıldık. (Böylece eziyetlere) sabretmeleri yüzünden Rabbinin İsrailoğullarına olan güzel sözü tamamen yerine geldi.

Ey Kavmim. Allah’ın sizin (yerleşmeniz) için yazdığı mukaddes yere gidin, geri dönmeyin. Sonra zarara uğrayıp perişan olursunuz.

(Allah) buyurdu ki: Ey Musa! Muhakkak ki orası (o mukaddes yer) onlara kırk yıl yasak edilmiştir. Onlar o yerde (Tih çölünde bir müddet) şaşkın şaşkın dolaşacaklardır. Artık bu yoldan çıkmış topluluğa üzülme.

(Medine’deki Yahudi ve Münafık) birtakım beyinsiz insanlar; ‘(Müslümanları) üzerinde bulundukları (eski) kıblelerin(i Beyt-i Mukaddes)ten (Kabe’ye) çeviren nedir?’ diyecekler. De ki; Doğu da Allah’ındır, Batı da.

(Resulüm! Biz vaktiyle arzulayıp da şu anda) yöneldiğin kıble (olan Kabe’)yi ancak (sen) Peygamber(im’)e uyanları, topukları üzerinde geri dönen (münafık ve mürtetler)den ayıralım (da onlar bilinsinler) diye kıble yaptık. Gerçi bu (çevrilme) elbette Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerden başkasına ağır gelmektedir. Allah sizin imanınızı (Mescid-i Aksa’ya yönelerek kıldığınız namazlarınızı) asla zayi edecek değildir.

kuranı kerim ve kudüs
kuranı kerim ve kudüs

Rivayetler;

Namaz kılmak için şu üç mescitten başka hiçbir mescide sefer edilmez: Harem Mescidi, Aksa Mescidi ve benim mescidim.

…Ebu Zer’den işittim, şöyle dedi: Ben: “Ya Rasulallah! Yeryüzünde ilk önce hangi mescit bina edilip konuldu?” diye sordum. Rasulullah: “el-Mescidu’l-Haram” buyurdu. Ben: “Sonra hangisi” dedim. Rasulullah: “el-Mescidu’l-Aksa” dedi. Sonra ben: “Bu iki mescidin kuruluşu arasında ne kadar zaman vardır?” dedim. Rasulullah: “Kırk sene” buyurdu. Sonra da: “Bundan sonra namaz sana nerede yetişirse sen namazı orada kıl! Çünkü faziletli namaz vakti içinde kılınandır.” buyurdu.

…Ebu İdris şöyle demiştir: Ben Avf b. ibn Malik’ten işittim, şöyle dedi: “Ben Tebük gazasında deriden yapılmış yuvarlak bir çadır içinde iken Peygamber’in huzuruna geldim. (Görüşürken bana) şöyle buyurdu: Kıyametin kopması yaklaştığı sırada (onun alametlerinden olmak üzere şu) altı şeyi say: Benim ölümüm, sonra Beytü’l-Makdis’in fethi,…”

…Bize Abdurrezzak ibn Hemmam es-San’ani, Mamer ibn Raşid’den, o da Hemmam ibn Münebbih’ten tahdis etti: O da Ebu Hureyre’den şöyle derken işitmiş: Rasulullah şöyle buyurdu: İsrailoğullarına: “Beytü’l-Makdis kapısından eğilerek giriniz ve Hıtta (Ya Rab! Dileğimiz günahımızı affetmendir.) deyiniz.” denildi. Fakat onlar (tersine) kalçaları üzere emekleyerek girdiler ve Hıtta yerine Habbetun fi şa’ratın (kıl çuval içinde hububat) sözünü söylediler.

Meymune (radıyallahu anha) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü! dedim. Bize Beytü’l-Makdis hakkında fetva verin!” “Ona gidin içinde namaz kılın.” buyurdular. O zamanlarda her tarafta savaş vardı. (Resulullah bu durumu nazarı itibara alarak sözlerini şöyle tamamladılar):- “Gidip içinde namaz kılamıyorsanız, hiç olmazsa kandillerine yakacak zeytinyağı gönderin!”

Muaz ibn Cebel (radıyallahu anh) anlatıyor: Resulullah (bir gün): “Beytü’l-Makdis’in imarı Yesrib’in harabıdır. Yesrib’in harabı melhamenin (savaşın) çıkmasıdır. Melhame İstanbul’un fethidir, İstanbul’un fethi Deccal’in çıkmasıdır!” buyurdular. Sonra elini (Resulullah), konuşmakta olduğu kimsenin (yani Muaz’ın) dizine vurdular ve: “Bu söylediğim kesinlikle hakikattir. Tıpkı senin burada oturman hak olduğu gibi.” buyurdular.

Resulullah’ın azatlısı Meymune (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü! Bize Beytü’l-Makdis hakkında fetva ver!” demiştim. Şöyle buyurdular: “Orası mahşer (yani Kıyamet günü insanların toplanacağı ve menşer (herkesin defterlerinin neşredileceği) yeridir. Oraya gidin ve içinde namaz kılın. Çünkü orada kılınacak tek namaz kendi dışındaki yerlerde kılacağınız bin namaz gibidir.” Ben tekrar sordum: “Ben oraya gitmeye muktedir olamazsam ne yapmalıyım?” Şu cevabı verdi: “Ona kandil yağı bağışlarsın, aydınlatılmasında kullanılır. Böyle yapan da oraya varan gibidir.”

Abdullah İbn Amr (radıyallahu anh) anlatıyor: Resulullah buyurdular ki: “Hz. Davud’un oğlu Süleyman, Beytü’l-Makdis’in inşaatını tamamlayınca Allah’tan üç şey talep etti: Allah’ın hükmüne muvafık düşecek şekilde hüküm vermek, kendinden sonra kimseye nasip olmayacak bir saltanat, bu mescide sırf namaz kılmak niyetiyle gelenleri günahlarından temizlenerek annelerinden doğdukları gündeki gibi olmaları. Resulullah ilave etti: İlk ikisi verilmiştir. Üçüncünün de verildiğini niyet ediyorum.”

Hz. Peygamber Mescid-i Haram’ın fazileti hakkında şöyle buyurdu: Üç mescit için seyahat yükü bağlanır: Biri Mescid-i Haram, biri benim mescidim, biri de Mescid-i Aksa’dır.

Tur dağına çıkmak istedim. Bu düşüncemi İbn Ömer’e sordum. İbn Ömer şöyle dedi: “Bilmiyor musun ki Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Yolculuk yükü ancak üç mescit için bağlanır: Mescid-i Haram, Mescid-i Nebi ve Mescid-i Aksa. Tur’u bırak, oraya gitme.”

Mekke fethedildiği gün bir adam Resulullah’a gelerek şöyle dedi: “Ya Resulullah! Ben Beytü’l-Makdis’te namaz kılmayı adadım.” Hz. Peygamber, Mescid-i Haram’ı işaret ederek: “Burası daha faziletlidir, burada kıl.” buyurdu. Bu sözü Hz. Peygamber üç defa tekrarladıktan sonra şöyle buyurdu: “Ebu’l-Kasım’ın varlığı kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki burada namaz kılmak, diğer beldelerde namaz kılmaktan bin derece daha üstündür.”

Bir adam Hz. Ömer’den Beytü’l-Makdis’e(Mescid-i Aksa’ya) gitmek hususunda izin istedi. Hz. Ömer o adama: “Hazırlan ve git; hazırlandığın zaman bana haber ver.” dedi. Adam hazırlanınca Hz. Ömer’in yanına geldi. Hz. Ömer ona: “Bu ziyaretini umre yap.” dedi.

Hz. Ömer zekat develerini çıkardığı sırada kendisine iki adam geldi. Onlara: “Nereden geliyorsunuz?” diye sordu. Onlar da: “Beytü’l-Makdis’ten(Kudüs) geliyoruz.” dediler. Hz. Ömer onu sopayla dövdü ve şöyle dedi: “Beytullah’ı ziyaret gibi bir ziyaret için mi gittiniz?” diye sordu. “Sadece oradan geçtik.” diye cevap verdiler.

Bu yazımız da ilginizi çekebilir:

Hunların Tarih Sahnesine Çıkışı

Önde Gelen Altcoinler

Kaynak

Nazlı Karabulut, Başlangıçtan Emevilere İslam Tarihinde Kudüs

 

*Bu çalışmanın tüm hakları, Nazlı Karabulut’a aittir.

*Bizimle iletişime geçmek için: [email protected]

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi [email protected] üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için [email protected] adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.