Küresel Ekonomik Güçlerin Dış Pazarlara Girerken Kullandıkları Stratejiler - Tarih Arşivi, Osmanlı Tarihi, bilim, genel kültür, biyografi, tarihi bilgiler, teknoloji, yakın tarih, politika, felsefe, din ve daha birçok alanda sınırsız bilgi kütüphaneniz!

Küresel Ekonomik Güçlerin Dış Pazarlara Girerken Kullandıkları Stratejiler

Batılı değerlerin taşıyıcı unsurları küreselleşmenin baş aktörleri “Çok Uluslu Şirketler” gibi görünmektedir. Küreselleşme olgusu da, “ulusal ekonomilerin dünya ile bütünleşmesini, teknoloji, üretim, tüketim ve finansman piyasalarını kapsayan; işgücü, sermaye, teknoloji ve mal piyasalarının uluslararası nitelik kazanması ve ülke pazarlarının birbirine açılması” olayıdır. Bu sürecin ortaya çıkmasında, teknolojik gelişmeler, bilgi ekonomisinin yaygınlaşması, neo klasik politikaların yükselişi, çokuluslu sermayenin küresel pazarda yayılışı etkili olmuştur.

Küresel ölçekte kaynaklara hâkimiyet mücadelesi bu şirketler aracılığı ile yürütülürken, yine bu şirketler aracılığı ile küresel ölçekte tek tip üretim sistemi ve tek tip tüketim toplumu oluşturulmaya çalışılmaktadır. Küresel düzeyde üretim ve pazarlama ağına sahip bu şirketler, bu süreçte bir taraftan daha çok büyütülürken, diğer taraftan faaliyet gösterdikleri ülkelerde ekonomik ve siyasal alanda tek egemen güç haline getirilmekte, batılı değerlerin taşınması aracı olarak etkili şekilde kullanılmaktadır. Bu fonksiyonları ile bu şirketler dünya çapında önemli bir fenomen haline gelmişlerdir.

• Faaliyet gösterdikleri alanlarda monopoller ve oligopoller oluşturmak suretiyle büyük bir ekonomik ve siyasi güç temin ederler, ekonomik ve siyasi alanda rekabet ortamını ortadan kaldırırlar. Bu nedenle, kendi kontrolleri dışında ekonomik gelişmelere fırsat vermek istemezler.

• Çok güçlü olmaları halinde, piyasada tekel konumuna gelmeleri nedeniyle, toplumun önemli bir kesimini işçi statüsüne dönüştürmek suretiyle gelir ve servet dağılımında adaletsizliğe neden olurlar.

• Çokuluslu şirketlerin imalat, hizmet ve finans piyasaları ulusal sınırların dışına taştıklarından, devletin para ve maliye politikalarını dikte eder hale gelebilirler, hatta gelmişlerdir. Bu güçleri, genellikle piyasadan çekilme tehditleriyle birlikte gelir. Buna karşılık hükümetlerin de bu şirketlerin gücünü ve hükümet politikalarını etkileme gayretlerini boşa çıkarmak için kullanabilecekleri araçları vardır. Bu şirketlerin mal varlıklarını devlete veya ulusal şirketlere satmaya zorlayarak, millileştirme politikaları ile tehdit etmek suretiyle, bu şirketlerin gücünü sınırlandırabilecektir.

• Ülke kaynaklarını elinde bulunduran yerel iş adamları ve siyasi gücü elinde bulunduran devlet elitleri ile işbirliği yapmak suretiyle ülkenin yönetim, kültür ve toplumsal yapılarını kendi çıkarları istikametinde tahrip ederler.

• Faaliyet gösterdikleri ülkelerde, çıkar, yolsuzluk ve hırsızlık esasına dayalı kleptokratik bir siyasi ve ekonomik yapı ve sistemin gelişmesine neden olurlar. Bunun başarılamaması veya bunun kamufle edilmesi için de en azından plütokratik bir yönetim oluşturmanın gayreti içine girerler.

• Devletleri ekonomik ve siyasi fonksiyonları bakımından düşük profilli bir konuma düşürürler, egemen duruma gelmeleri halinde ise devlet adeta devre dışı kalır ve ulusal ekonomilerin ve ulusal iç ve dış politikaların önemi kalmaz. Bu yapıları, etkileri ve fonksiyonları ile bu çok uluslu şirketler bulundukları ülkeleri adeta rehin olarak alırlar. Bir başka deyişle çok uluslu şirketler, yeni Emperyal sistemin (emperyalizmin) birincil önem taşıyan araçlarıdır.

Dolayısıyla, ulus devletin sınırları aşınırken, dünya giderek, bu çokuluslu şirketlerin etki alanına giriyor.

Ulus devleti yaratan ne dil, ne din ne de ırk birliğidir. Ulus devleti yaratan, pazar birliğidir. Bu nedenledir ki, bugün birçok ulus devlette (Avrupa’da, İskandinavya ülkelerinde) birden fazla dini, dili, ırkı bir arada görmek mümkündür. Eğer dil yada ırk veya din gibi unsurlar, ulusu yaratan unsurlar olsaydı, o zaman her dinin, her dilin ve her ırkın ayrı bir ulusu olmak gerekirdi. Oysa feodalizmin yıkılması ile çeşitli birimler ve koloniler biçiminde oluşan pazarların, bir tek pazar etrafında toplanması ile modern devletin temelleri oluşturulmuş oldu. Kapitalizmin doğuşu bu gelişmeyi zorlarken, kapitalizmin gelişmesi, ulus devleti büyüttü, perçinleştirdi.

Kapitalizmin kabına sığmayacak hale gelmesi, artık ulus devleti aşıyor. Çünkü kapitalist ülkelerin dev firmaları için, artık ulusal pazarlar yetmiyor, o nedenle dışarıya açılma başladı. Nasıl ki feodalite sonrası, çeşitli pazarların birliğini sağlayan mekanizma ulus devletin doğumunu hızlandırdıysa, bugün de artık, kendi ulusal pazarlarına sığmayan dev firmalar, çokuluslu şirketler, dünyadaki ulusların pazar birliğini sağlayacak ekonomik ilişkiler açısından, adeta tek ulus haline gelmekte, getirilmektedir. Nitekim Martın Albrow’a göre “Küreselleşme, dünya insanlarının tek bir dünya toplumunda bütünleştirilmesi süreçleriyle ilgilidir.”

Bu tablo kısaca şöyle özetlenebilir:

1) Devletin, ekonomide etkin bir aktör olmaktan çıkması, özel sektörü güçlendirdi. Özel sektör güçlendikçe, devletin ekonomideki ağırlığı daha da azaldı. Bu yeni durum, kendine hassas piyasa, pazar ve rekabet koşullarını yaratılmasını kamçıladı.

2) Devletin, ekonomik faaliyetlerde yerini özel firmalara bırakmasıyla giderek büyüyen, devleşen firmaları ortaya çıkardı. Bu firmalar içerde ve dışarıda evlilikler, konsorsiyumlar ve ortaklıklar yoluyla birleşerek, daha da(dünya çapında) dev firmalar haline geldiler.

3) Bu dev firmalara (ulusu yaratan) ulusal pazarlar yetmeyince, dışarıya açılma süreci başladı. Dışarıya açılma gerçekleştikçe, ulusal pazarlar zayıfladı. Ulusal pazarlar zayıflayıp önemini kaybettikçe, dışarıya (dünyaya) açılma daha da hızlandı. Bu durum, birbirini karşılıklı olarak etkileyen bir süreç biçiminde gelişti.

4) Ulusal (milli) pazarların zayıflaması, giderek ulus devletlerin egemenliğini aşındırdı. Zaten epey bir süreydi anlamını yitiren ekonomik sınırların yanı sıra, siyasi sınırların da önemi azaldı. Bunun yerine uluslarüstü kanun, nizam, kurallar işlemeye başladı.

5) Bu süreci örgütleyen, organize eden ekonomik bölgesel birlikler (NAFTA, APEL vb. gibi) kuruldu. Bölgesel ekonomik birliklerle yetinmeyen bazı kıta ve ülkeler, ekonomik birliklerle ortak siyasal birliktelikler kurmaya başladı (Avrupa Birliği gibi).

6) Giderek dünya tek bir pazar etrafında birleşmeye, bütünleştirilmeye çalışıldı.

7) Bu sürecin başını Batı çekti. Batı öncülüğündeki bu gelişmelerden, aslan payını da Batı aldı/almaktadır Küreselleşmeyi tanımlarken, “Batının ekonomik düzeni olan ve kabına sığmayan kapitalizmi ‘açık kapı’ politikası uygulayarak tüm dünyaya yayması” şeklinde tanımlamamızın nedeni budur.

Bu tanımlama ve belirlemelerden sonra, çokuluslu şirketlerin ortaya çıkış süreçlerine ve özelliklerinin analizlerine dair de şunlar söylenebilir:

1)Çokuluslu şirketler, öncelikle uluslararası şirketlerin bünyesinde harekete geçmektedirler. Uluslararası şirket (İnternational Corporation) için önemli olan milli (ulusal) sınırlar dışındaki piyasalara girmektir. Bu safhada bu şirketlerin, bu ülkelerde üretim faaliyetlerinde bulunmaları gerekmez.

2)Bir sonraki aşamada, uluslararası şirketin üretim faaliyetleri ulusal sınırların dışına taşar. Merkeze bağlı olarak bu ülkede çalışan şirket, ev sahibi ülkenin siyasi, hukuki ve ekonomik sistemine uyum sağlamaya çalışarak faaliyetlerine devam eder, bu tip şirketlere çok uluslu şirketler (Multinational Corporation) denir.

3)Üçüncü aşamada şirketler, uluslarötesi konuma geçerler (Transnational Corporation). Bu konumda şirket çeşitli milliyetlerden kişiler tarafından yönetilmekte ve merkezden gittikçe uzaklaşmaktadır (Coca Cola gibi).

4)Son aşama ise şirketin tamamıyla köken ülkesini kaybettiği, küreselleştiği bir aşamadır. Ulus kelimesini içinde taşımayan, küresel şirket (Global Corporation) terimi, uluslararası politik kimliğin kalktığı bir aşamada kullanılabilir. Bu aşamanın henüz tam olarak teşekkül ettiği söylenemez.

İletişim Nedir ?

Bilgi ve ona dayalı teknolojilerin bu düzeyde gelişmesi savaşların, şiddetin ve işgallerin boyutlarını ve niteliğini değiştirmiştir. Eskiden hammadde veya işgücü temin etmek, fazla ürünü pazarlamak ve fazla nüfusu akıtmak amacıyla (Sömürgecilerin) giriştikleri zor, şiddet, işgal ve ilhaklara, günümüzde gelişen bilgi teknolojileri sayesinde, gerek kalmamıştır. Büyük firmalar, çokuluslu şirketler mallarını pazarlamak için artık TV, internet sayesinde kitlelerin (hatta ülkelerin) kültürel, sosyal, siyasal ve ekonomik ilişkilerini etkilemek suretiyle işlerini yürütmektedirler.

Çünkü toplum iç içe geçmiş olan bu dört karmaşık ilişki katmanından meydana gelmektedir. Bir marka reklamı, hedef kitlesinin bu ilişkiler ağına yönelmesi ve ona seslenmesi ile kültürel ilişkilerini, aynı markayı kullananların oluşturdukları grubun sağlayacağı dayanışma ile sosyal ilişkilerini, zamanla bunların aynı şeylerden etkilenip aynı durumlardan hoşlanmaları ile siyasal ilişkilerini, nihayet o markayı almaya teşvik edip diğerini almamakla ekonomik ilişkileri(ni) derinden (ve TV yoluyla damardan vererek) etkilemektedir. Üstelik bu yöntem, öncekilerine (savaşa, şiddete, işgale) göre daha risksiz ve daha maliyetsizdir. Böylece artık TV , internet ve reklam sektörü yoluyla kitleler, sadece mal ve hizmet alımlarına yöneltilmekle kalmamakta, bizzat bu araçlarla alışveriş yaparak, ticaretin hem öznesi hem de nesnesi haline gelmekte, getirilmektedir.

Beyin Göçü Nedir ?

Kentlerde sanayi, ticaret ve iş hacmi beyin göçü olarak tabir edilen yetenekli ve zeki insanların göç etmesiyle birlikte, gittikçe zayıflamıştır. Çünkü özel sektör üzerine kurulu bu sistemde, yeni yatırım yapıp yönlendirecek insanlar olmayınca, yeni üretim ve istihdam alanları açılmadığı gibi, var olanların gitmesi ise büsbütün kentleri zayıf düşürüyor. Kentin dışına gidenlerin büyük çoğunluğunun iş sahalarını da taşımaları, bu olumsuzluğu iyice pekiştiriyor. Dolayısıyla kentler kendini yenilemekten ve ileri gitmekten ziyade, üçlü bir girdabın içine itilmektedirler.

Çünkü;

a- Yeni yatırım yapılamıyor.
b- Eskiden yapılmış olanlar kapanmak zorunda kalıyor.
c- Yeni gelen ve çoğalan nüfus ise nitelikleri itibari ile yatırım ve üretim yapmaktan yoksundur. Dolayısıyla kentler, giderek yavaş yavaş çöküyor. Sonuçta üretmeden tüketen bir kentin, ekonomik olarak ayakta kalması ne kadar mümkün olabilir.

İstihbarat Kurumlarının Kullanılması

Küresel güçlerin, haber alma amaçlı gizli güçleri adına birçok istihbarat kuruluşu çalışmaktadır.Bu istihbarat kurumlarının en fazla çalıştırıldığı ülke ABD’dir.İstihbarat kurumlarının kullanılması konusunda ABD’yi ele alacak olursak.ABD’nin Merkezi Haber Alma Örgütü (CIA), Federal Soruşturma Bürosu (FBI), Ulusal Keşif Ofisi gibi birçok İstihbarat örgütü çok yönlü çalışmaktadır. Bunlar aynı zamanda Ticaret, Hazine ve Enerji bakanlıkları için de çalışmaktadırlar.

ABD’nin bağlı ülkeler oluşturmak, darbeler yapıp iktidar değiştirmek, gelecek vaat eden adaylarla ilişki kurarak hareket etmek geleneksel uygulamasıdır. ABD öncelikle askerî eğitim anlaşmalarıyla ülkelerin ordu mensuplarını zihinsel olarak kendisine bağlamaktadır. Aynı şekilde o ülke akademisyenlerini, medya mensuplarını, siyasetçilerini bir dizi davetle onurlandırmak, mali destek sağlamak suretiyle de kendi etki altına almaya çalışmaktadır. Bunun yanında karşıt olan yabancı kitle iletişim araçlarıyla ülke aydın ve yöneticilerini sindirmek ve susturmak için propaganda faaliyetlerini yürüten, organize eden ulusal kuruluşlar ve eğitim merkezleri vardır. Bunların başında CIA vardır. Virginia eyaletindeki bu kuruluşun maddi kaynakları sınırsızdır. Görev alanı tüm dünyayı kapsamaktadır.

ABD çıkarlarına aykırı ülke devlet liderini ve yöneticilerini tesirsiz kılmada uzmanlaşmış bu kuruluş yanında birçok benzeri işlevde bulunan kuruluşlar da vardır. 1970’li yıllarda Latin Amerika’da darbelere neden olan elemanlar için özel okul kurulmuştu. Bunlar; School of Americas (Amerika Kıtaları Okulu), Latin Amerika’da Askerî Darbeler Okulu (Escuela de Golpes) (Suikastçılar Okulu)’dur. Sonra bu okul, Georgia eyaletindeki Fort Benning’e taşınmıştır. Bu okul, 18 Latin ülkesinden 60 bin askerî personel yetiştirdi. Okuldan aynı zamanda ülke başkanları da yetişti. Her biri birer diktatör olan Panama lideri; Manuel Noriega, Peru lideri; Juan Velasco Alvarado, Arjantin Lideri; Roberto Viola ve Leopoldo Galtieri, Guatemala lideri; Hector Gramaj o, Bolivya lideri; Hugo Banzer bu okullarda yetişti. Kanlı politikalar uygulayan bu diktatörlerin benzerlerini Güneydoğu Asya ve Ortadoğu’da da görmek mümkündür.

Potansiyel Lider Adayları İle İlişki

Henüz liderlikte söz sahibi olmayan, fakat gelecek için umut vaat eden kimselerle ilişki kurulup bu ilişkinin geliştirilmesi, politik faaliyetlerin amaca uygun tarzda biçimlendirilmesi, siyasi liderlere ve etkili şahıslara danışmanlık yapılması, yabancı siyasi partilere parasal yardımda bulunulması, başka açılardan destek çıkılması, işçi sendikaları, gençlik grupları ve meslek odalarına yardım edilmesi.

Medya Örtülü Propaganda

Küresel güçler ,dış pazarlara girerken kendilerine karşı olan hükümetlere yada kurumlara karşı sürekli olarak kullandıkları Yabancı kitle iletişim araçları yada kendilerine yakın şahısların elinde bulunan gazeteler vasıtasıyla kendilerine karşı olan hükümet yada kurumlara karşı ya üstü örtülü tarzda propaganda yaparlar.Dost haber alma teşkilatlarıyla ilişki kurarlar yada bu medyaya teknik ve idari açıdan yardımda bulunurlar.Böylece,ülke içersinde alınmak istenen hizmet ,mal yada taşınmaz küresel güçlere bağlı şirketlerin eline geçmektedir.

Yumuşak Güç Kullanımı

Küresel güçler,hedef ülkedeki kaynağa ulaşmak için sivil toplum kuruluşları,uluslar arası ekonomik kuruluşlar,kültürel kurumlar,medya,üniversiteler,iş adamları vb. araçları kullanarak bölgede kendilerine bir cazibe merkezi oluştururlar.Ekonomik sıkıntıya düşen ülkelere krediler açarak kendilerine borçlandırırlar.Böylece küresel güçler tarafından hedef ülkenin hem içten hem de dıştan çevrelenmesi sağlanır.Çevrelenen bölge ise damarlarındaki kanlar kuruyuncaya kadar sömürülür.

Orduyla Etkili İlişkiler

Hükümetlerin yanı sıra diğer kurumlarla da özellikle orduyla son derece etkili ilişkiler kurulmaktadır.Mevcut hükümeti devirerek yerine küresel güçlerin çıkarlarına daha uygun bir hükümetin getirilmesi için siyasi ve askeri operasyonlara destek verilmiştir. (Birçok ülkede darbelere destek verilmesi gibi) Kendi istedikleri hükümetlerin gelmesiyle, ülkedeki enerji kaynakları ve hammaddeler kendi şirketlerine verilerek garantiye alınmıştır .

Çürütme Siyaseti

Küresel güçler,yeni bir kuşatmayla kendilerini hedef bölgeden uzak tutup, söz konusu rejimleri yıpratarak beklemeye başlarlar.Milliyetçiliğin, bürokratik kapitalizmin, askeri yönetimlerin kör kuyusunda birbirleriyle didişip duran, dinamizmini yitirmiş günü kurtaran rejimler/ülkeler zamanla güçlerini yitirip çürümeye başlarlar.Küresel güçler için artık devreye girme zamanı gelmiştir.Güçsüzleşen ülkeye girerek bütün değerlerine el koyarlar.

Lobicilik Faaliyetleri

Lobicilik;kararları etkilemek isteyen kişinin hükümetteki veya karar alma sürecindeki kişileri amaçları doğrultusunda etkilemek için kurduğu bir tür iletişim ve bilgi alışverişi olarak tanımlanabilir.Lobicilik,küresel güçlerin Ortadoğu’da çokça başvurduğu bir yöntemdir.Küresel güçler, lobi faaliyetlerini genelde siyasal iktidar üzerinden çok uluslu şirketler aracılığıyla yürütürler.

Örnek olarak,ABD’de petrol, silâh, elektronik aletler, otomobil üreticisi bankalar gibi büyük şirketler kendi çıkarlarını korumak ve yeni satış imkânları oluşturmak üzere VVashington’da lobicilik faaliyetlerini ya bizzat kendi kurdukları özel lobi şirketleri vasıtasıyla yürütmekte ya da profesyonel lobi şirketlerinin biriyle anlaşarak kendi adına lobi faaliyetlerinde bulunmaktadır. Bunlara bazı örnekler vermek gerekirse, Citibank, International Ineterest Inc., The John Buckley Co., Koch Industries Inc., Lanxide Corp., United States Surgical, Corp. ve The Times Mirror Co., lobi faaliyetini kendi bünyesinde görevlendirdiği bir kişi aracılığıyla yürütmektedir.

Sinema Sektörünün Kullanımı

Başta İran olmak üzere birçok Ortadoğu ülkesi , Batı’nın kültürel saldırısı altında yaşamak zorunda kalmıştır.Ortadoğudaki bu kültürel saldırıda genellikle genç nüfusu hedef almışlardır..Çünkü yaşlılara oranla genç nüfusu etkilemek daha kolay olmuştur. Bunu da muhtelif vasıtalarla; medyayla, televizyonla, sinemayla, bazı sivil kuruluşların faaliyetleriyle aşılamaya çalışmışlardır.” Tüm kitle iletişim araçları içerisinde bu kitleleri etkileyecek olan en önemli araçlardan biri sinemaydı. Ünlü “300 Ispartalı” filmi, İsrail’in Lübnan’da aldığı yenilginin hemen ardından yapıldı. Nükleer silahlara sahip koca İsrail ordusu, bir avuç Hizbullah tarafından geri püskürtülmüştü. “300 Ispartalı”, bu yenilgiye Hollywood’dan bir cevaptı. Filmde iyi eğitilmiş 300 Ispartalı, yani antik Yunanlı asker, 2,5 milyon Persliyi darmadağın ediyordu.

Filme göre, Pers İmparatorluğu’nun yenilgisi, tüm medeni dünyayı, yani Batı’yı birleştiriyordu. Ayrıca Perslerin yenilgisi sonucu dünya demokrasiyle tanışıyordu! Senaryo, İran’ın kurucuları Perslerin, barbar ve cahil olduğunu, koca ordularının beş para etmediğini vurguluyordu. Batılı halkların temelini oluşturan Yunanlılarsa cesur ve asildiler! Bir Yunan ordulara bedeldi.. Batı basını haftalarca “300 Ispartalı”dan bahsetti! Tüm dünya gençleri bu filmle tarih hakkında fikir edindi, işte propaganda makinesi bu demekti…

Iran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Batı medyasının taktiklerine dikkat çekiyordu. “Batı medyası şimdi de işgalcileri kurtarıcı, mazlum halkları terörist olarak gösteriyor!” diyordu. Tüm dünyada televizyon en etkili araçlardan biriydi. Dünya halkları haberleri belli başlı Batılı haber ajanslarından alıyordu. İran, üzerine gelen propaganda makinesine aynı yöntemle cevap verecekti. Son 2 yıldır, günde 24 saat İngilizce ve Arapça yayın yapan televizyon kanallarını uydu üzerinden devreye sokmuştu.

Uluslararası Örgütlerin Kullanılması

Küresel sivil toplum örgütlerinin yanı sıra, küreselleşme olgusunun bir diğer siyasi yansıması da uluslararası örgütlerdir. Uluslararası örgütler, devletlerin kurduğu ve onların politikalarına uygun olarak işleyen kuruluşlardır. Küreselleşen dünyaya tek başlarına ayak uyduramayacaklarını gören devletler sorunları kolektif olarak çözmek, dış politika amaçlarını gerçekleştirmek için bölgesel bütünleşme eğilimi göstermişlerdir. Uluslararası örgütleri, coğrafi bakımdan Birleşmiş Milletler (BM), Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Ticaret Örgütü (WTO) gibi küresel; NATO, Avrupa Birliği gibi bölgesel nitelikte olmak üzere kategorize etmek veya fonksiyonel açıdan spesifik amaçlı Petrol ihraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC), Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO) ve genel amaçlı BM, AB ve İslam Konferansı Örgütü (ICO) şeklinde sınıflandırılabilir.

Dünya ticaret bankası, uluslararası para fonu gibi örgütlerin kullanılması veya ekonomik kalkınma ve gelişmeyi sağlamada aktif görev alacak bir Ortadoğu Kalkınma Bankasının kurulması; demokrasinin gereği olan serbest seçimlerin yapılmasına katkıda bulunulması; bu konuda büyük kitlelerin desteğini sağlamak için bağımsız sivil toplumların desteklenmesi; kamuoyunu bu yönde etkileyecek medyanın desteklenmesi; yolsuzluklar ve cehaletle mücadele edilmesi, gerekecektir. bu hedefler doğrultusunda:

• Pazarların batılı ülkelere açılması sağlanacaktır.
• Ekonomik ve siyasi reformların hayata geçirilmesini teşvik amacıyla bölge ülkelerine
mali yardımlar yapılıp ülke borçlandırılacaktır
• Dünya Ticaret Örgütüne üyelik gibi, cazip öneriler sunulacaktır.

Bir başka ifade ile terör gerekçe gösterilerek, tıpkı Sevr Anlaşmasındaki, “ihtiyaç duyulduğu hallerde stratejik nokta müttefiklerce işgal edilebilir”, hükmünü çağrıştıracak tarzda, bölgede istenilen ülkenin işgaline açık kapı bırakılmaya, petrol kaynaklarının batılı ülkeler tarafından kolayca işletilmesi, bunların ABD başta olmak üzere tüm Batılı ülkelere serbestçe intikali garantiye alınmağa çalışılmaktadır.

İnsan Hakları Örgütlerinin Kullanımı

Küresel Ekonomik güçler, faaliyet gösterdikleri ülkelerde daha rahat hareket etmek için iç çatışma ortamı yaratırlar. İç çatışmaların artması sonucu oluşan İnsan hakları ihlalleri kitlesel göçler oluşturmakta buda, ulusal sınırları aşarak küresel sorunlara dönüşebilmektedir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, AB, Avrupa Konseyi, Kızıl Haç, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gibi içerisinde insan haklarını barındıran örgütler ,bu vahim olaylardan duydukları üzüntüyü dile getirerek bölgeye yardım amaçlı girebileceklerini belirtirler.Küresel güçleri de arkalarına alarak hedef ülkeye girerler.Daha sonra yavaş yavaş hedef ülkenin iç işlerine karışmaya başlayıp kendilerine yakın olan kişileri yönetici olarak atarlar.Kendi yandaşlarını iyi niyet elçisi ,karşılarında duran kişi yada kurumları terörist olarak gösterirler. Sonunda kendileriyle paralel olarak faaliyet gösteren çok uluslu şirketlerle anlaşıp ülkeyi sömürmeye başlarlar.

Sivil Toplum Örgütleri

Küreselleşme ile birlikte önem kazanan bireyselcilik akımları, sınır ötesi kirlilik, küresel ticaret, kara para, yoksulluk, işsizlik, kitlesel mülteci hareketleri gibi problemlerinin çözümlenmesinde ülkelerin ve uluslararası işbirliğinin yetersiz kalması, sivil toplum örgütlerin önemini arttırmıştır. Sivil toplum örgütleri dünyanın birçok ülkesinde sosyal sorunlara müdahale etme ve kamuoyu oluşturma konusunda başarılı çalışmalar yapmaktadırlar. Demokratik toplumlarda önemli yere sahip sivil toplum örgütlerinin yaptırım güçleri artmış ve iletişim teknolojilerinden yararlanarak seslerini tüm dünyaya duyurarak uluslararası alanda da faaliyetler göstermeye başlamıştır. Örneğin Greenpeace dünyanın herhangi bir yerinde çevre kirliliği ile ilgili bir sorun olduğunda protesto faaliyetinde bulunmaktadır. Ancak Greenpeace ,nükleer enerjiye sahip ülkelerde eylem yapmayıp sadece enerjiye ihtiyacı olan ülkelerde eylem yapması manidardır.Oysa nükleer enerjiye sahip olan ülkeler dünyayı daha çok kirletmektedir.Bazı araştırmacılar sivil toplum kuruluşlarının gerektiği zaman bir silaha bazen de bir tetikçiye dönüşebileceğini iddia etmişlerdir.

Şirketlerin Ambargoyu Delmesine Göz Yumulması

Küresel güçler, kendi koydukları kurallara uymayan ülkeye ambargo ,diğer ülkeleri de kurallara uymayan ülkeye karşı ambargo yapması konusunda baskı uygulamışlardır.Ancak menfaatler devreye girdiği zaman amborgoyu uygulatan diğer ülkelerden gizli olarak kendi şirketlerinin ambargoyu delmesine göz yummaktadırlar.Örnek olarak; İran dış ilişkiler bakan yardımcısı Amir ABDULLAH’ın ambargo için söylediği sözler:

“Petrol ihracatımız her şeye rağmen iyi bir şekilde sürüyor. Mesela Avrupa’daki birçok ülke İran’ı ambargo listesinden çoktan çıkardı bile. Üstelik bu talep de kendilerinden geldi. Çünkü İran’a ambargo uyguladıkları için ekonomileri çok zarar gördü. Ambargoya devam eden ülkeler kendi tuzaklarına kendileri düşmüşlerdir. Önemli bir bilgi de şudur: Şu son iki senede İran’dan en çok petrol satın alan şirketler Amerika ve Avrupa’dan çıkmıştır. Yaptığımız araştırmada da şunu gördük; mesela Amerika’daki bir x şirketi, düzenlediği belgelerle kendisini farklı bir ülkeye mensup gibi gösteriyor ama o şirketin sahiplerinin Amerikalı olduğunu görüyoruz. İşte böyle sahte belgelerle İran ile gizlice ticaret yapmaya çalışıyorlar.”

Yararlanılan Kaynaklar

Halil Yılmaz, Küresel Ekonomik Güçlerin Ortadoğu Politikası Ve Ortadoğu Enerji Kaynaklarına Yatırım Stratejisi İle Türkiye’nin Ortadoğu Politikası Ve Ortadoğu Enerji Kaynaklarına Yatırım Stratejisi

Rıdvan Karluk,Küreselleşen Dünya‘ da Uluslararası Kuruluşlar

Kadir Koçdemir ‘‘ Küreselleşme Koordinatları Okumak

William Hale, Türk Dış Politikası 1774-2000

*Bu çalışmanın tüm hakları, Halil Yılmaz’a aittir.
Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Etiketler

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu