Küresel Ve Bölgesel Güçlerin Suriye Politikası

Ortadoğu’da başlayan isyanların sonuncusu olan Suriye krizi, bölgesel ve küresel güçlerin yoğun ilgisini çekmiştir. Bunda Suriye’nin jeopolitik önemi başta gelen faktördür. Suriye’nin bölge ile olan ilişkileri, coğrafik konumu, nüfus yapısı ülkeyi birçok devlet için önemli bir duruma getirmektedir. Suriye’nin Türkiye, Irak, Ürdün, İsrail ve Lübnan’la sınırı vardır. Suriye’nin ayrıca Doğu Akdeniz’e kıyısı bulunmaktadır. Öte yandan Şii jeopolitiği açısından İran; Filistin çatışması, Golan tepeleri sorunu bakımından İsrail için oldukça önemli bir konumdadır. Ancak çalışmanın bu bölümünde tüm bölgesel ve küresel güçlerden ziyade, Suriye’ye yönelik politikalarının hem sorunun çözümünde hem de, sürecin işleyişinde etkili olan Rusya, ABD, Avrupa Birliği, Çin ve İran’ın politikalarına değinilecektir.
Rusya’nın Suriye Politikası
Soğuk Savaş döneminin iki aktöründen biri olan Rusya’nın, Suriye ile uzun yıllara dayanan bir ilişkisi vardır. Özellikle Hafız Esad’ın 1970’lerde iktidara gelmesiyle, ikili arasındaki yakınlık daha da derinleşmiştir. Suriye’nin bu dönemde Rusya’ya yaklaşmasının altında yatan temel neden, bölgedeki İsrail’in varlığı ve Suriye’nin İsrail’le yaşadığı çatışmadır. Suriye’nin uzun yıllar boyunca Rusya’dan silah, teknoloji ve ekonomik olmak üzere birçok yardım aldığı bilinmektedir. İkili arasındaki ilişki, Soğuk Savaş sonrası dönemde de devam etmiştir. Yakın tarihte Suriye’de halk ayaklanmalarının başlamasıyla Rusya, Esad yanlısı blokta yer almış ve Suriye’ye dışarıdan herhangi bir müdahalenin yapılmasına şiddetle karşı çıkmıştır. Rusya, bu doğrultuda BMGK’da Batının konuyla ilgili çabalarına rağmen her seferinde veto yetkisini kullanarak Suriye’ye dışarıdan müdahale edilmesine karşı çıkmıştır. Rusya’nın Esad yönetimine verdiği desteğin altında yatan sebep, Ortadoğu’daki enerji kaynakları değildir. Zira Rusya’nın yeterli miktarda enerji kaynağı bulunmaktadır. Bölgede ABD’nin giderek güçlenmesi ve Rusya’yı çevreleme politikası, Rusya’nın Suriye politikasını belirlemede başat faktördür. Bu doğrultuda Moskova’nın en büyük korkusu, Esad’dan sonra iktidara Batı yanlısı bir iktidarın gelmesi ihtimalidir. Aynı şekilde Suriye’nin bölünmesi ihtimali de Rusya’yı tedirgin eden diğer bir faktördür. Suriye’nin bölünmesi veya Batılı bir iktidarın başa gelmesi durumunda, Rusya’nın Akdeniz’deki stratejik çıkarları da tehlikeye girmektedir. Son gelişmelere bakıldığında ise, Rusya’nın uluslararası kamuoyunun baskısına daha fazla dayanamayarak Suriye politikasında değişiklik yapıp, başka bir yol izlemesi de mümkün görünmektedir.
 Avrupa Birliği’nin Suriye Politikası
İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde ABD’nin yardımlarıyla kurulan ve büyük bir siyasi ve ekonomik güç olan Avrupa Birliği, Ortadoğu ile ilgili gelişmeleri yakından takip etmektedir. Avrupa Birliği’nin Ortadoğu ilgisinin altında yatan temel sebep, Ortadoğu’nun sahip olduğu yeraltı kaynaklarıdır. Enerji ihtiyacı sürekli büyüyen Avrupa Birliği ülkeleri için enerji kaynaklarının sorunsuz taşınması ve fiyatların istikrarı çok önemlidir. ABD’nin aksine yumuşak güç söylemini daha çok ön plana çıkaran Avrupa Birliği’nin Arap baharı ile ilgili net bir politikası bulunmamaktadır. Örneğin; Fransa, Tunus’ta olayların başlamasıyla önce iktidara destek olmuş ve muhalefetin dağıtılması için girişimlerde bulunmuştur. Ancak olayların giderek büyümesi neticesinde Fransa, Tunus politikasında değişikliğe gitmiştir. Öte yandan Libya’da ise; İngiltere, Fransa ve İtalya işbirliğine gidip Libya muhalefetinin örgütlenmesi için büyük uğraşlar vermiştir. Dahası, BM’de Libya’ya müdahale konusunda da “evet” kararının alınmasında rol oynamışlardır. Suriye konusunda ise, dışarıdan herhangi bir müdahalenin yapılmasına karşı çıkan AB ülkeleri, Esad’ın yönetimden çekilmesini ve Suriye’deki rejimin demokratikleşmesi gerektiğini açıklamışlardır. Özellikle İngiltere müdahaleye karşı çıkmakla beraber, Esad’a yönelik ağır eleştirilerde bulunmuştur. İlerleyen zamanlarda ise; AB ülkeleri, Suriye’nin siyasi kadrolarının Avrupa’ya uçuşlarını yasaklamış ve Suriye’ye ait banka hesaplarının dondurulmasına karar vermiştir. AB, aynı zamanda Suriye’ye sorununun çözülmesi için hazırlanan Annan Planı’nı desteklemiş ve Suriye muhalefetinin örgütlenmesi için uğraş vermiştir. AB ülkelerinin daha önceki Irak işgali sırasında yaşadıkları fikir ayrılıklarının aksine, Suriye konusunda fikir birliğine vardıkları görülmektedir. Söz konusu fikir birliğinin sağlanmasının asıl nedeninin Suriye’nin diğer Ortadoğu ülkeleri gibi yeraltı kaynakları bakımından zengin bir ülke olmaması olduğu ileri sürümektedir. ABD’nin Suriye Politikası Dünyada yaşanan her gelişmeyle yakından ilgilenen ABD’nin Ortadoğu politikası, ayrı bir çalışmayı gerektirecek kadar geniş bir konudur. Ancak ABD’nin genel olarak Ortadoğu politikasına bakıldığında; İsrail’in güvenliği, enerji kaynakların taşınması ve fiyatların istikrarı gibi beli başlı noktalar dikkat çekmektedir. Soğuk Savaş döneminde Suriye’nin Sovyetlere yaklaşması ile ABD-Suriye ilişkileri kopmuştur. ABD’nin Suriye politikasında iki önemli başlık bulunmaktadır. Birincisi, Suriye’nin devrimden beri İran’la kurduğu yakın ilişkidir. İran-Suriye yakınlığının, ABD’nin bölgedeki çıkarlarını tehlikeye attığı ileri sürülmektedir. ABD’nin “şer ekseni” olarak tanımladığı ülkelerden ikisi olan İran ve Suriye’nin “teröre destek veren ülkeler” sınıfına koyulduğu da bilinmektedir. ABD’nin Suriye politikasında önemli olan bir diğer etken ise, İsrail’in güvenliğidir. Suriye’nin İsrail’le yaşadığı çatışmalar, ABD’nin Suriye karşıtlığının da altında yatan temel sebeptir .
Ortadoğu’da halk hareketlerinin başlamasıyla yaşanan kısa süreli tereddütlere rağmen ABD, iktidarların halkın sesini dinlemesi gerektiğini belirtmiştir. Öte yandan Libya’nın aksine, ABD Suriye’ye müdahale konusunda da kararsız kalmıştır. ABD, Suriye sorunun çözümünde Türkiye gibi bölgesel güçlerin devreye girmesi gerektiğini ileri sürmektedir. ABD’nin Suriye’ye müdahale konusundaki isteksizliğin bir nedeni, Suriye konusunda uluslararası kamuoyunda bir fikir birliğine varılmamış olmasıdır. Neredeyse her devletin farklı bir bakış açısıyla değerlendirdiği Suriye sorununda böylesi bir belirsizliğin yaşanması anlaşılır bir durum olmaktır. ABD’nin Suriye sorununa yönelik politikasını belirleyen önemli bir neden ise; Çin, Rusya gibi küresel, İran gibi bölgesel güçlerin Suriye’ye müdahale konusundaki karşıtlığıdır. Söz konusu isteksizliğe ve belirsizliğe rağmen ABD, Suriye muhalefetine lojistik ve silah yardımında bulunmuş ve Esad’ın gitmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
 Çin’in Suriye Politikası
Dünyanın büyüyen güçlerinden biri olan Çin’in Suriye sorunu karşısındaki tutumu, müdahaleden ziyade diplomatik çözümleri içermektedir. BMGK daimi üyesi olan Çin, Suriye’ye yönelik uygulanması düşünülen yaptırım kararlarında 2011 ve 2012 oylamalarında hayır oyu kullanmıştır. Suriye sorunun çözümünün diplomasiden geçtiğini belirten Çin yönetimi, Esad ve muhalefetle görüşmelerde bulunmuştur. Sorunun, Suriye’nin iç meselesi olduğunu ve eğer düzelme olacaksa bunun batının bir müdahalesiyle değil; bizzat Suriye halkının ve devletinin eliyle olacağını belirtmiştir . Çin, BM-Arap Birliği Suriye özel temsilcisi Annan’ın hazırladığı altı maddelik plana tam destek vermiştir. Çin, ayrıca sorunun hukuk kuralları ve uluslararası anlaşmaların ilkeleri doğrultusunda çözülmesinden yana olmuştur.
İran’ın Suriye Politikası
Ruhaniden-Bolge-Ulkelerine-Cagri
Çalışmanın birinci bölümde İran’ın Suriye politikası ele alındığı için, burada kısa bir değerlendirme yapılacaktır. İran-Suriye ikilisinin uzun yıllara dayanan yakın bir ilişkisi vardır. Her iki devletin de İsrail karşıtı tutumları, bu ilişkinin en temel nedenidir. Bunun yanında, her iki ülkenin de ABD tarafından “şer eksenine” dâhil edilmesi, iki ülkeyi işbirliğine yöneltmiştir. İkili arasında birçok defa karşılıklı silah ve para yardımı yapılmıştır. İran için Suriye, bölgedeki Siyonist direniş ekseninin önemli bir parçasıdır.
İran, Ortadoğu’da isyanların başladığı dönemde yaşananları İran Devrimi’ne benzetmiş ve “İslami uyanış” olarak değerlendirmiştir. Tunus, Mısır ve Libya’da uzun zamandan beri sorunlar yaşadığı liderlerin halk hareketleri sonucunda devrilmesi, İran açısından herhangi bir sorun yaratmamıştır. Ancak Suriye’de sorunların ortaya çıkmasıyla İran, Arap baharına yönelik tutumunu tamamen değiştirmiş ve Suriye’de yaşananları ABD ve İsrail’in bir komplosu olarak değerlendirmiştir. Kendisi için önemli bir müttefiki olan Esad’a her türlü silah ve ekonomik yardımda bulunan Tahran yönetimi, Suriye muhalefetinin Batıdan emir aldığını ileri sürmüştür. İran, Esad’a verdiği desteğin yanında; Şam yönetiminin halkın taleplerine kulak vermesi ve bir takım düzenlemeler yapması gerektiğini de açıklamıştır. Ancak İran yönetimi, Rusya ve Çin benzeri bir tutum sergileyerek Suriye’ye dışarıdan müdahale edilmesine kesinlikle karşı çıkmaktadır.
 Türkiye’nin Suriye Politikası
2011 Mart ayına Suriye’de Esad karşıtı protestoların başlamasıyla Türkiye son birkaç yılda büyük bir yakınlık kurduğu sınır komşusu Suriye’de yaşananlarla yakından ilgilenmiştir. Suriye’de kısa süre içinde iç savaşı andıran bir durumun ortaya çıkmasıyla Türkiye-Suriye ilişkileri kopma sürecine girmiştir. Bu dönemde Türkiye- Suriye arasında meydana gelen gelişmeler sadece ikili ilişkilerin kopmasına neden olmamış; aynı zamanda Türkiye-Rusya ve Türkiye-İran arasında da bazı gerginliklerin yaşanmasına neden olmuştur. Arap baharın boyunca Türkiye, isyanların demokrasi, adalet ve özgürlük çağrısı olduğunu ve yönetimlerin bu taleplere cevap vermesi gerektiğini belirtmiştir. Suriye’de olayların başlamasıyla Türkiye, her platformda Esad ’ ın halkına zulmettiğini dile getirmiş ve Esad’ın yönetimden bir an önce çekilmesi gerektiğini belirtmiştir. Türkiye, bu doğrultuda Suriye’deki olayların başlamasıyla aynı tutumu sergilemiş ve Esad’ın bir takım reformlar yapması gerektiğini belirtmiştir. Erdoğan’ın 2011 ABD ziyareti, Türkiye’nin Esad’a karşı uygulamayı düşündüğü politikaların açık bir şeklide dünyaya duyurulmasını sağlamıştır. Ziyaret sırasında yapılan açıklamalarda Suriye ile ilişkilerin tamamen koptuğu ve Suriye’ye yaptırımlar konusunda ABD ile hareket edileceğine değinilmiştir.
Suriye-Türkiye ilişkilerinin bu dönemde bozulmasına neden olan gelişmeler sadece Suriye’de yaşanan savaş değil; aynı zamanda doğrudan Türkiye’yi etkileyen olaylardır. Söz konusu olaylardan ilki 22 Haziran 2012 tarihinde bir F-4 Türk keşif uçağının Akdeniz’de Suriye tarafından düşürülmesi olmuştur. Kamuoyunda büyük bir tepkinin yükselmesinde neden olmuştur. Türk yönetimi, NATO’ya çağrıda bulunmuş ancak; NATO’dan yapılan açıklamalar, destek mesajlarından öteye geçmemiştir. Daha sonra Akçakale’ye Suriye top mermilerinin düşmesi sonucu 5 Türk vatandaşının ölmesi, ikili ilişkilerin içinden çıkılmaz bir hale gelmesine neden olmuştur. Suriye, Türkiye ile girdiği bu kriz durumunda AKP’den önce yaptığı gibi PKK’ya yeniden destek vermiştir. Çakmak’a göre Suriye’nin Türkiye’ye yönelik bu tutumunun altında yatan temel neden, bir savaş çıkararak ülkedeki iç sorunu erteleme girişimdir. Ancak, Türkiye’nin savaşa neden olacak bir karşılık vermemesi, yaşananların bir savaş dönüşmesini engellemiştir.
Türkiye’nin NATO’ya yaptığı çağrıların karşılık bulmamasına rağmen Türkiye’nin tampon bölge kurma tekliflerine sıcak bakmayan ABD, Ankara yönetimine istihbarat desteğinde bulunmuş ve Rusya’dan Şam’a hareket eden bir uçak Ankara’da indirilmiştir. Uçak, savaş malzemesi taşıdığı gerekçesiyle incelenmiş ve bu durum, Ankara-Moskova arasında bir gerginliğin yaşanmasına neden olmuştur. NATO’nun bir üyesi olan Türkiye, Suriye dolayısıyla yaşadığı güvenlik endişesinden dolayı NATO’dan korunma talebinde bulunmuş ve Türkiye’nin bu isteği, Türkiye’de bazı şehirlere Patriot füzelerinin yerleştirilmesi kararıyla karşılık bulmuştur. Patriot füzeleri Türkiye-Suriye ilişkilerinden çok Türkiye-İran ilişkilerinde gerilimin artmasına neden olmuştur. Füzelerin olası bir İran-İsrail savaşında İran’a karşı kullanılacağı söylentisi, Türk-İran ilişkilerinde sorunların yaşanmasına neden olmuştur.
Suriye Sorunu ve Türkiye’nin Tutumu
Suriye sorununda aktif bir tutum sergileyen Türkiye, ilerleyen dönemlerde muhalefetin örgütlenmesi için girişimlerde bulunmuş ve bu amaçla gerçekleştirilen toplantılara ev sahipliği yapmıştır. Bunun yanında Türkiye, Suriye’den kaçmak zorunda kalan binlerce insana da her tülü imkânı sağlamıştır. Türkiye, önce reformların yapılmasını sağlamak ve savaşın bitmesi için ziyaretler geçekleştirmek yoluyla müdahil olmak şeklindeyken; ilerleyen zamanlarda Esad’ın da muhalefetin taleplerini yeteri kadar yerine getirmemesiyle birlikte muhalefetin silahlı kanatlarına her tülü silah ve lojistik desteği sağlamıştır. Türkiye, her platformda Esad’ın halkına zulmettiğini dile getirmiş ve Esad’ın yönetimden bir an önce çekilmesi gerektiğini belirtmiştir. Yakın komşusu Suriye’de yaşanan savaşı Türkiye, bir “iç sorun” olarak algılamakta ve bu yönde politikalar yürütmektedir. Cumhurbaşkanı Gül, bir açıklamasında; “Yeni bir Ortadoğu doğuyor. Bu Ortadoğu’nun sahibi, öncüsü, hizmetkârı olmaya devam edeceğiz. Yeni Ortadoğu’da zulümler, baskılar, diktalar değil, halkın iradesi, halkın sesi, adaletin sesi hâkim olacak. Türkiye bu sesin her yerde gür savunucusu olacak. Yeni Ortadoğu ile birlikte Türkiye’nin etrafında yeni bir barış kuşağı, istikrar ve refah kuşağı olacak. Ekonomik kalkınmamızı, demokratikleşmemizi, uluslararası itibarımızı bu yeni Ortadoğu ile birlikte geliştireceğiz.” diyerek Türkiye’nin başta Suriye sorunu olmak üzere Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere yönelik tutumunu değerlendirmiştir. Aynı şekilde Başbakan Erdoğan da, Suriye’nin Türkiye’nin iç meselesi olduğu ve yaşananlara sessiz kalınmayacağını belirtmiştir. Ankara yönetimi ilk dönemler Esad’ın bir takım reformlar yapması ve ülkedeki mevcut krizin atlatılması için bir takım girişimlerde bulunmuştur. Olayların başlamasından kısa bir süre sonra Davutoğlu Şam’a bir ziyaret düzenlemiş ve Esad’ın bazı düzenlemeler yapması için ikna etmeye uğraşmış ancak yoğun diplomatik görüşmelere rağmen Esad ülkedeki protestoları şiddetle bastırmaya devam etmiştir. Türkiye’nin bu tutumu “ikna dönemi” olarak adlandırılmaktadır. Bu söylem, Türk karar alıcılar tarafından da açıkça belirtilmiştir.
Davutoğlu, son MÜSİAD toplantısında Türkiye’nin Suriye politikasını eleştiren kesimlerin haksız olduklarını, Türkiye’nin Esad’ı ikna etmek için yoğun uğraşlar verdiğini dile getirmiştir . Türkiye’nin Esad’ı ikna çalışmalarının sonuç vermemesi üzerine Türk karar alıcılar, Esad’ın yönetimden çekilmesi yönünde açıklamalarda bulunmuştur. Türkiye’de sayıları beş yüz bini geçen Suriyeli mültecilerin varlığı ve Türkiye sınırında yaşanan güvenlik sorunları, Türkiye’nin Suriye karşısında daha aktif bir tutum takınmasını gerekli kılmıştır. Türkiye bu doğrultuda Esad’ın devrilmesini sağlamak için muhalefete yoğun destek vermiş ve muhalefetin örgütlenmesi için çalışmalarda bulunmuştur. Daha önce değinildiği üzere Türkiye, Suriye Halkının Dostları grubunun kurulmasında bilfiil çalışmış, ÖSO liderlerinin Türkiye’de barınmasına izin vermiştir. Basına yansıyan haberlerde MİT ve TSK elamanlarının Suriye’de yakalandığı hatta öldürüldüğü ileri sürülmüştür. Her ne kadar Türk yetkiler böyle bir durumu yalanlasa da buna benzer haberler nerdeyse her gün yayınlanmaktadır. Türkiye’nin muhalefet karşısındaki bu tutumu gerek yurt içinde gerekse de yurt dışında hükümete yönelik bazı eleştirilerin yapılmasına neden olmuştur. Joshua W. Walker, Türkiye’nin Suriye karşısındaki tutumunun bir süre önce Arap toplumları tarafından en beğenilen lider olarak kabul edilen Erdoğan’ın ülke içinde ve ülke dışında daha fazla eleştirilmesine neden olduğunu belirtmektedir.
Türkiye’de yapılan tartışmaların başında, Türkiye’nin Esad’ın gitmesi üzerine politikalar yürütmesinin ve Esad’ın kısa süre içinde devrileceği yönündeki açıklamaların yanlış olduğu gelmektedir. Bazı araştırmacılara göre; Türkiye Esad’a karşı erkenden bir tutum sergilemiş, süreci doğru analiz edememiştir. Türkiye’nin Esad’ın gitmesine yönelik söylemlerinin gerçekleşmediği belirtilmektedir. Söz konusu durumun gerçekleşmesinin nedenleri ise; Türkiye’nin Esad rejiminin direncini, muhaliflerin yapısını ve bölgesel aktörlerin etkinliğini doğru okuyamaması gibi faktörler etkili olmuştur. Walker’ın da dâhil olduğu bu kesime göre; Türkiye’nin özellikle bölgesel ve küresel aktörlerin politikalarına rağmen sorunu kendi istediği gibi çözmesi mümkün değildir. Öte yandan, bazı araştırmacılar, Türkiye’nin Suriye karşısında tutumunu arada kalmışlık olarak değerlendirmektedir. Türkiye’nin Libya’ya müdahale fikrine önce şiddetle karşı çıkmasına rağmen, sonradan tavır değiştirmesi, bu arada kalmışlığın önemli bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Bu doğrultuda hükümetin Suriye politikasına getirilen önemli bir eleştiri hükümetin düştüğü “idealizm-reel politika” çıkmazı olarak adlandırılmaktadır. Bu düşünceye göre, Türkiye’nin bir taraftan uluslararası barışçı girişimleri desteklerken aynı zamanda muhalefete silah yardımında bulunması; El Kaide militanlarının Türkiye üzerinden Suriye’ye geçişlerine izin verilmesi, Türkiye’nin Suriye politikasındaki çelişkilerdir.
Suriye Sorunun Çözümüne Yönelik Çalışmalar
 1. Annan Planı
page_suriye-kofi-annan39in-planini-kabul-etti_999033967
Suriye’de uzun süredir devam eden iç savaş halinin ortadan kaldırılması için uluslararası kamuoyunda bir takım girişimlerde bulunulmuştur. Bunların en önemlileri Cenevre-1, Cenevre-2 ve Annan Planı olarak sıralanabilir. BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan, krizin çözümüne yönelik Esad ve muhalefet ile diyalog kapılarının açılması için BM ve Arap Ligi’nin Suriye özel temsilcisi olarak atanmıştır. 11 Mart 20120 tarihinde Şam yönetimi ile görüşen Annan’ın hazırladığı altı maddelik plan, hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Annan Planı’nın altı maddesi şunlardır:
• “• Suriye halkının istek ve endişelerine yanıt sunacak Suriye öncülüğünde bir siyasi süreç,
• Sivillerin korunması için BM gözetiminde her tür silahlı şiddete son verilmesi,
• Hükümet meskûn alanlara asker sevkini ve silah kullanımını durdurup buralarda bulunan askerleri çekecek.
• Muhalefet çatışmalara son verme taahhüdünde bulunacak.
• Tüm taraflar çatışma yaşanan bölgelere insani yardım sevkini sağlayacak ve insani amaçlarla her gün iki saatlik sükûnet dönemleri sağlanacak.
• Yetkililer keyfi şekilde tutuklanmış kişilerin serbest bırakılması sürecinin hızını ve kapsamını artıracak.
• Yetkililer ülkede gazeteciler için hareket serbestîsi temin edecek.
• Yetkililer toplanma ve barışçı şekilde gösteri yapma hakkına saygı gösterecek.”
Yukarıda içeriği ele alınan Annan Plan’ı, uluslararası kamuoyunda büyük destek görmüştür. Özellikle Suriye’ye dışarıdan müdahale tartışmalarına şiddetle karşı çıkan Çin ve Rusya gibi güçler, bu planın uluslararası hukuk kurallarına uyduğu gerekçesiyle sonuç elde edilebileceğine dair açıklamalarda bulunmuşlardır. Ancak, Esad’a plana uyumaması halinde herhangi bir yaptırımı öngörmeyen Annan Planı, Türkiye tarafından eleştirilmiştir. Esad’ın Suriye’de halkına zulüm ettiğini ve bu yüzden bir an önce durdurulması gerektiğini dile getiren Türkiye; “Somut ve süresi belirlenmiş taleplerle gelin, Esad’a zaman kazandırmayın!” şeklinde açıklamalarda bulunmuştur.
2. Cenevre-1
Büyük bir kesim tarafından umutla karşılanan Kofi Annan’ın çalışmaları doğrultusunda 6 Temmuz 2012 tarihinde Cenevre’de dokuz ülkenin Dışişleri Bakanının katıldığı bir toplantı düzenlenmiştir. Cenevre toplantısının en önemli özelliği, muhalefete destek veren ABD, Türkiye, Katar gibi ülkelerle, Esad’ı destekleyen Çin ve Rusya’nın bir araya gelmiş olmasıdır. Türkiye’nin Cenevre-1 toplantısından en büyük beklentisi, Çin’in ve Rusya’nın Esad’a karşı olan tutumlarını değiştirmesi ve Suriye’ye yaptırım konusuna olumlu yaklaşması sağlamak olmuştur. Toplantının bir diğer önemli özelliği ise, Suriye’de bir “geçiş süreci” düşüncesinin ilk kez ortaya atılmasıdır. Sürecin sonunda uluslararası kamuoyunda önemli gelişmelerin habercisi olarak kabul dilen Annan Planı’nın fikir babası Kofi Annan, BM ve Arap Ligi Suriye özel temsilciliği görevinden istifa ettiğini açıklamıştır.
3. Cenevre-2
Suriye sorununa yönelik bir diğer çalışma ise Cenevre-2 görüşmeleridir. Bu görüşme 22 Ocak 2014 tarihinde Montrö’de düzenlenmiştir. Birinci toplantının aksine 39 ülkenin temsilcisinin katıldığı bu toplantının en önemli özelliği, savaşın başlamasından beri ilk defa Şam yönetimi ile muhalefetin bir araya gelmesi olmuştur. Hararetli tartışmaların yaşandığı toplantıda ABD, kurulması düşünülen geçiş hükümetinde Esad’ın yerinin olmayacağı şeklinde açıklamada bulunmuştur. Rusya ise, sorunun kısa sürede çözülmesinin zor olduğun belirterek bütün ülkeleri bölgedeki terörle mücadele etmeye çağırmıştır.
Görüşmelerdeki en sert açıklamalar, Şam yönetimi ile muhalefet tarafından yapılmıştır. Suriye Dışişleri Bakanı “Elleri Suriye halkının kanına bulaştığı halde bazı ülkelerin temsilcilerinin bu salonda aynı masada oturuyor olması üzüntü verici. Bu insanlar bize demokrasi dersi veriyor, bize barış dersi veriyor, doğru ve yanlışı öğretiyor. Aslında Suriye’ye çamura batıran onlar” ifadelerini kullanmıştır. Dışişleri bakanı aynı zamanda Türkiye’ye yönelik “Suriye’de teröristleri desteklemekle” itham edip “Komşunuzun evi yanarken, sizin eviniz güven içinde olamaz” ifadesini
kullanmıştır. Suriye muhalefetin yaptığı açıklamalar ise genel olarak Esad’ın Cenevre-1 görüşmelerinde kabul edildiği gibi iktidarı geçici hükümete bırakması gerektiği yönünde olmuştur.
Görüşmeye katılan Davutoğlu, “Biz Suriye’de kimlerin terörist olduğunu biliyoruz. Merak ediyorum, nasıl oluyor da rejimin temsilcileri yalanlarıyla tüm uluslararası toplumu kandırabileceklerini düşünüyorlar. Kendi halkına karşı işledikleri tüm korkunç suçlara rağmen hala utanmazlık içinde olanlara bir karşılık vermek bile istemiyorum. Tarih onları acı bir şekilde yargılayacaktır . Suriye’de suç işleyenler cezasız kalmamalı. Suriye’deki şiddet sona ermeli. Öncelikle, bu savaşların durdurulması gerekiyor. Korkunç 11 bin fotoğraf gördük. Sistematik bir şiddet var. Nuremberg’den yana böyle korkunç işkence fotoğrafları görmemiştik. Bunlar insanlık suçudur ve bu suçu işleyenler cezalarını çekmeli. Uluslararası toplum bu duruma nasıl gözlerini kapatabilir? Her gün rejim yüzünden bu kadar insan ölürken nasıl kayıtsız kalabilir?” şeklinde bir açıklamada bulunmuştur.

Kaynak

İslam Sargı , Adalet Ve Kalkınma Partisi (AKP) Döneminde Türkiye ‘ nin Irak , İran Ve Suriye İle İlişkileri
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, İslam Sargı’ya aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.